Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

GÜNCEL TÜRKİYE NOTLARI

Kimya dalındaki Nobel ödülü sahibi Sayın Aziz Sancar mayıs ayı boyunca Türkiye’yi ve üniversiteleri dolaştı. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramının  kutlanmadığı ülke koşullarında Sayın Sancar’ın  gittiği her üniversitedeki “Atatürk ve Cumhuriyet” söylemi ses getirdi. Sancar, konuşmalarında İslam ülkelerinin 500 yıldan beri evrensel bilim dünyasına hiçbir katkı yapmadığını belirterek,   akıl ve bilimin rehberliğini, Cumhuriyet Eğitim Devriminin öneminin altını çizdi. Sancar’ın bu açıklamaları ülkeyi yönetenlere karşı nesnel, doğru uyarılardı.  “Daha çok fen eğitimine önem verin, daha çok kız öğrenci okutun” mesajlarının arkasında ana okuluna kadar dinselleştirilen bir eğitimle ülkenin hiçbir yere varamayacağına dair  bir bilim insanının  değerlendirmeleri vardı.
Mayıs 2016, demokrasi tarihimizde(!)  çok önemli bir ay olarak yerini aldı. Halkın oyuyla iktidara gelen başbakanın kendi ifadesiyle  “iradesi dışında” istifa ettirildi ve Cumhurbaşkanının istediği bir başka milletvekili başbakan yapıldı. Sonuçta Başbakanlık makamının içi boşaltıldı. Yaşadığımız budur… Demokrasi denilen evrensel kazanım  “yasama, yargı, yürütme” üzerinde şekillenir. Türkiye bu dengeyi çok hızlı bir şekilde kaybediyor. İktidara bağlı yargı ve işlevsiz bir yürütme  ve başkanlık sistemi. Geçen haftalarda yüksek yargı organları başkanlarının Cumhurbaşkanı ile birlikte Rize’ye çay toplamaya(!)  gitmesi  bu dengenin ne denli bozulduğunun somut kanıtıdır.
Türkiye, 1946’dan beri çok partili parlamenter sistemle yönetiliyor. Bu sistemde Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve herkesin Cumhurbaşkanıdır. 12 Eylül askeri darbesiyle hayatımıza giren 1980 anayasasının “Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası” gibi demokratik olmayan yasalarının,  parlamenter sisteminin işlerliğini olumsuz etkilediği açıktır. 1980 sonrası tüm siyasal partilerin  bu yasaların değiştirilmesi için önemli gayretlerinin olmadığını da biliyoruz. Şimdi yapılması gereken parlamenter sisteminin bu eksikliklerini gidermektir. Siyasi partiler yasasını değiştirerek lider  sultasını önlemektir,  seçim yasasını demokratikleştirmektir. Ama bunu yapmak yerine  ülkeyi anti-demokratik, otoriter bir başkanlık sistemine dönüştürmek istiyorlar.
Türkiye anti-demokratik siyasal iktidarlarının bulunduğu bir coğrafyadadır. İslam ülkeleri, maalesef  otoriter  “siyasal İslam” kıskacında karanlıklar ve kaos  içerisindedir. Buralarda demokratik hukuk devleti ilkelerinin hayata geçmesi olanaksızdır.  Son olarak Tunus’un siyasal İslam’dan vazgeçmesini açıklaması bu anlamda değerlidir. İzleyerek ne denli başaracaklarını göreceğiz.  Tüm bu veriler ışığında Türkiye’de iktidar partisi tarafından  hayata geçirilmesi planlanan “Partili Cumhurbaşkanlığı veya Başkanlık” projesi bir otoriterlik ve tek adam arayışıdır. Demokrasinin yok edilmesi, askıya alınması  projesidir. Eğitim yılı  ortalamasının  7.6 olduğu, kadının ötekileştirildiği, eğitimin tümüyle dinselleştirildiği ülke koşullarında başkanlık projesinden demokratik başkanlık değil, otoriter başkanlığın  çıkacağı açıktır ve yaşadıklarımız da bunu gösteriyor.  Otoriter başkanlıkta  Türkiye kaybeder, çocuklarımızın, ülkemizin  geleceği kararır. Biat kültürünün, en yoğun  olduğu  1940’ lı yılların Avrupa’sının fotoğrafları hafızalarımızda  hala çok canlı. Tüm dünyanın daha çok demokrasiye ve katılım anlayışına evrildiği bir dönemde, ülkedeki iç barışı ciddi bir şekilde etkileyecek, ülke nüfusunun önemli bir kısmını ötekileştirecek  bu projelerden hızla uzaklaşmak her sağduyulu yurttaşın talebi olmalıdır.
Partili Cumhurbaşkanlığı kavramı da Cumhurbaşkanlığının ruhuna, tanımına  aykırıdır. Cumhurbaşkanı seçildiği andan itibaren ülkenin tüm yurttaşlarının Cumhurbaşkanı olamıyorsa, sadece partisine oy veren yurttaşların Cumhurbaşkanı olursa, ülkenin bütünlüğünü nasıl temsil edecek? Sayın Süleyman Demirel’e başbakanlığı dönemlerinde çok büyük eleştirilerimiz vardı.  Sayın Demirel’in Cumhurbaşkanlığı dönemi ise nasıl herkesin Cumhurbaşkanı olunur anlamında çok değerli bir örnektir.
Son dönemlerde TBMM başkanı İsmail Kahraman’ın anayasadan laiklik ilkesinin çıkarılmasına yönelik söylemleri tüm bu otoriterleşmenin izleri olarak karşımıza çıkıyor. İktidar partisinde bütünsel bir arayış var. Nedir o?  Laikliğin kaldırıldığı otoriter bir başkanlık…  Laiklik, demokrasinin, inanç özgürlüğünün, eşit yurttaşlığın, barışın  çimentosudur. Laiklik, Cumhuriyetin ve özgürlüğün  temelidir. Laikliğin askıya alındığı, başkanlığın hayata geçtiği bir Türkiye kaosa koşan  bir Türkiye’dir. Hiç kimsenin ülkeyi kaosa götürme hakkı olmamalıdır.  Dilerim siyasal iktidar,  bir an önce yeni bir değerlendirmeyle siyasal İslamcı çizgiye değil,  demokrat çizgiye evrilir ve ülke nefes alır.
Son yıllarda daha önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi ülkede “okul ve cami” gibi çok önemli fakat işlevleri farklı iki kurum  iç içe geçmiş durumda. Öğretmenlerden çok müftüler konuşuyor. Kızlı erkekli horon, halk oyunları oynamak ile ilgili garip fetvalar veriyorlar, değerler eğitimi adı altında 5-6 yaşındaki çocuklara ölümün yüceliğini anlatıyorlar. Ülkede bir an önce inancın, ibadetin yaşandığı cami ile akıl ve bilimin, sorgulamanın, özgürleşmenin  merkezi olan  okulun işlevlerinin  ayırt edilmesi ve tanımlanması gerekiyor. Ülkenin Ortadoğu’nun siyasal iklimine dönüşmemesi için  buna çok gereksinmemiz var.
Akıl ve bilimin rehberliğinde bir eğitim sistemi ve  barışın, özgürlüğün yaşandığı demokratik hukuk devleti özlemiyle…  
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar