Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

KIRILMA…

Türkiye çok önemli süreçler yaşıyor. Çok ciddi travmalar yaratacak psikolojik kırılmalar üreten bir süreç. Aydın sorumluluğuyla ifade edilmekte zorlanılan   düşünceleri okurlarla paylaşmayı görev sayıyorum. Eğer yaşanan süreçte  kısa sürede “sağduyu” egemen olmazsa, ülkede önemli sıkıntıların ortaya çıkacağı çok açık… Hiçbirimizin arzulamadığı, toplumsal barışın yok olduğu 1980 öncesi günleri bu ülke yeniden yaşamamalıdır… Ama görülen  fotoğraf bu…
Adına “Barış(!)”  denilen bir süreç yaşanıyor. Bu ülkenin ilericileri 1970-1980 aralığında doğan çocuklarına  genellikle “Barış, Özgür, Devrim, Eylem”  gibi  adlar koydular. Tüm ilerici hareketlerin genetiğinde bu adlara atf edilen değerler vardır. O nedenle bu ülkenin ilericilerinin “Barış” kelimesine yükledikleri anlam evrenseldir ve içselleştirilmiş bir değerdir. Barış kelimesiyle asla bir sorun yoktur… İlk sorumuz şu;  yaşanan bu süreç; ülkenin kendi dinamikleriyle, açık, net  gerçekten bir Barış süreci mi?  Yanıtı yok…
Radikal Gazetesi yazarı  Tarhan Erdem’in yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye nüfusunun %78’i kendisini Türk olarak,  %13’ü Kürt olarak,  geri kalan %9 da farklı etnisitelere sahip Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak tanımlıyor.  Yaşamım boyunca hayata hep soldan, emekten yana  bakarak  Cumhuriyet Aydınlanmasını ilerici bir hareket olarak yorumladım. Bir devrim hareketinin yaptığı çok önemli değişiklikler içinde hatalarının da bulunabileceğini düşündüm. Önemli olanın Osmanlı’nın  ortaçağından, yeni çağa geçmenin erdemini değerli gördüm. Bu ülkede tüm etnisitelere ait yurttaşlarımızın eşit, özgür yaşamlarını da dile getirdim.
Tüm bu referanslara rağmen yaşanan süreçler beni ve pek çok kişiyi rahatsız ediyor. Çok gizli bir güce teslim olmuş bir ülke fotoğrafıdır bu yaşananlar. Barış süreci sürerken değişik kamu kuruluşlarında “TC”   levhalarının, Atatürk resimlerinin kaldırılışı, bayramların yasaklanışı, Atatürk anıtlarına çelenk koymanın sınırlandırılması  bu ülkenin 90 yıllık Cumhuriyet geleneğine karşı bir duruştur. İnsanlarımızın 90 yıldır içselleştirdikleri değerlerin silinişidir. Bu bir travmadır. Meydanlarda yeterince  tepkiler çoğalmasa  da beyinlerde, yüreklerde olağanüstü birikimlerin oluştuğunu  görebiliyorum, dinleyebiliyorum. Bu ülkeyi yönetenler bunu göremiyorlar mı? Şaşıyorum… Ülke nüfusunun %78’lik dilimi yaşanan bu süreçlerle inciniyor, değerleri örseleniyor… İncinen bir toplum fizik yasaları gereği bir süre sonra patlar. Nüfusun çok önemli bir kesiminin değerlerini örseleyerek barış olmaz. Dini öne çıkararak, eğitime, tüm süreçlere katarak barış üretilemez… Kürt vatandaşlarımızın  her tür demokratik, kültürel haklarının verilmesi, onların bunu yaşaması bizleri, hepimizi  mutlu eder. Ama böyle değil. Bu anlamda süreç çok kötü yönetiliyor.
“Barış” kelimesi ile demokrasi arasında bire bir özdeşlik, paralellik  vardır.  Barış kelimesi aynı zamanda “demokratik bir toplum” da öngörür.  Türkiye Nisan 2013 itibariyle demokratik bir toplum mudur?  İçinde yaşadığımız sürecin önemli sorusu budur. Sorulara devam edersek yargı bağımsız mıdır? Üniversiteler her tür erkten bağımsız davranabiliyor mu? Medya özgür müdür? Siyasal iktidarı eleştiren yazarlar medyada yer alabiliyor mu? Ülke laik midir? Okullarımızda  laik ve demokratik bir eğitim sistemi var mıdır? Siyasal partiler yasası, seçim barajı sorunu yok mu?  Laiklik olmadan demokratik bir toplumdan bahsedilebilir mi? Bu değerlerin olmadığı bir toplumda gerçekten barış ortamı yaratılabilir mi?  Bu soruların yanıtları önemli…
Tüm bu süreçler yaşanırken Ana Muhalefet Partisi CHP’nin etkin olamaması ülkenin geleceği adına önemli bir eksikliktir. CHP, ne söylediği belli olmayan bir parti görünümünden hızla çıkmalıdır. Çok kalın ifadelerle  “Barış evet,  ama şöyle”  diyebilmenin araçlarını, söylemlerini  üretmelidir. Gerekirse şu anda siyasal iktidarın görevlileri olan akil(!)  adamlar olarak adlandırılan gruba karşı demokratik kitle örgütleri, aydınlar ve yazarlardan oluşan 60 kişilik bir grupla bir çıkış yapmalıdır. CHP lideri Muğla’da ifade ettiği “TC ibareleri  kaldırılmaz” söylemini  ülkenin her yerinde  yüksek sesle söylemelidir. Bu söz sadece Muğla’da kalmamalıdır.
Türkiye dönüştürülüyor…  Cumhuriyetin eşit yurttaşları yerine din kardeşliğine yönelik yeni bir toplum mühendisliği devrede.  Bu sürece ya seyirci kalacağız, ya da demokratik tepkilerimizle ve öne süreceğimiz tezlerle bunun doğru olmadığını topluma sunacağız. Akıl ve bilimden uzaklaşarak   demokratik ve  çağdaş bir toplum  asla olunamaz…  Ancak bir Ortadoğu ülkesi olunabilir.  Buna razı olacak mıyız?  
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar