“Bu toprakları size satarsak, bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek. Biz nehirleri ve ırmaklarımızı kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize?
Biliyorum beyaz adam bizim gibi düşünemez. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır. Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir.”
“Beyaz adamın kurduğu kentleri de biz anlamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Bu kentlerde bir çiçeğin taç yaprağını açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpınışları duyulmaz. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerinin duymadıkça, yaşamın ne değeri olur?
Toprak satmamız önerinizi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak. Bizim de bir koşulumuz var: Beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşan bütün canlılara saygı göstersin. Yaylarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Trenle geçerken beyaz adamlar eğlenmek adına vurup öldürüyorlar bu hayvanları. Duman püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşabilmek için avlardık buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz?”
Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır. Şu gerçeği iyi biliyoruz:
“toprak insana değil, insan toprağa aittir.”
Ve bu dünyadaki her şey bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun başına gelmiş sayılır.
Bu tarihsel belgedeki muhataplar zalimliklerini bugünlerde aynen Suriye'de de devam ettiriyorlar. Acı olan bu anaforda (kargaşa) ülkemizin de bu savaşa sürüklenmesidir. Savaşta terör değil midir? Kızılderilileri katleden. Şili'de halk kahramanı Allen'deyi terörist darbeyle alaşağı eden. Vietnam'da savaş kaybedip batağa saplanıp kalan. Japonya'da atom bombası atan, Irak'ta savunmasızı zavallı masum halka ölümcül füze saldırısı düzenleyen bu güce kim ve hangi devletler dur diyecek acaba!? Ya Mustafa Kemal ne demiş: “savaş zorunlu ve kaçınılmaz olmalıdır. Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir.”
Güzel ülkemiz terörden çok çekti. Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni Türk-Kürt (milliyetçilik-ırkçılık-şövenist) duyguları körüklendi. Kürtler de bizim kardeşimizdir. Onlarda bu oyunun fark etmesini canı gönülden istiyoruz. Bunların arkasında kimler vardı? Körfez Savaş'ında milyonlarca kaybımız oldu. Tüm bunlardan ders almamız gerekmez mi? Ne için, kim adına kiminle savaş yapıyoruz. İyi düşünelim. Dünyada silahlanmaya ayrılan para geri kalmış ülkelerin kalkınması için yardım olarak verilse, dünyanın her tarafında Barış güvercinleri uçmaz mı? Yeter artık, barış istiyoruz. Hem de herkesle, hemen. Sevgili Atamızın da dediği gibi: “yurtta sulh cihanda sulh”
Ortadoğu coğrafyasında Arap halkının suçu ne? Esas suçlu zenginin yoksula saldırması değil mi? Suriye halkıyla kardeşiz bu böyle bilinmeli. Dün Kızılderililerden istenilen topraklar bugün stratejik önemi nedeniyle Suriye'den talep edilmektedir. İnsanlık adına hepimiz utanalım ve hep bir ağızdan haykıralım:
Savaş değil BARIŞ İSTİYORUZ… BARIŞ BARIŞ BARIŞ…
NOT: Genç yaşta kaybettiğimiz İsmail Yücel'e Tanrıdan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum. Işıklar içerisinde yatsın…






















