Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

KÖY ENSTİTÜLERİYLE “DEVRİMİNİ ÜRETEN ÖĞRETMEN”: PAKİZE TÜRKOĞLU

 Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) 2012 “Mustafa Necati Öğretmenlik Onur Ödülü”nü 24 Kasım 2012 tarihinde İstanbul'da Maltepe Belediyesi ile birlikte  Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde  öğretmen, yazar Pakize Türkoğlu'na veriyor. Dernek ödül gerekçesini  “YKKED; Antalya-Gazipaşa   Gevenez köyü Gökşenir yaylasında 1927 yılında doğan,  1940 yılında Aksu Köy Enstitüsü'nde ilk devrimini yaşayan, 1944-1947 yılları arasında Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü öğrencisi olan  ve “Tonguç'un Enstitüleri, Kızlar da Yanmaz, Kısa Süren  Hasat” adlı yapıtlarıyla,  gazete ve dergilerdeki yazılarıyla,  demokratik öğretmen hareketinin efsanevi örgütü TÖS'ün  GYK üyesi  olarak katkıları nedeniyle demokrat, ilerici, aydınlanmacı   duruşuyla gericiliğe ve her tür geriliğe karşı aydınlanmanın sesi olan Sayın Pakize Türkoğlu'na  YKKED 2012 Mustafa Necati Öğretmenlik Onur Ödülünü vermekten  sevinç ve onur duymaktadır.” ifadeleriyle belirti. 
Pakize Türkoğlu 1992 yılına kadar eğitim süreçleri içerisinde öğretmen, yönetici, öğretim görevlisi olarak yer alır. 1997'de yayınlanan “Tonguç ve Enstitüleri” yapıtıyla, Türkiye İş Bankası “Cumhuriyetin 75. yılı Toplum ve İnsan Bilimleri İncelemesi Dalı Büyük Ödülü”nü alır.  2003'ten bu yana da YKKED'nin yayın organı Yeniden İmece dergisinde ve 1960'tan beri pek çok dergi ve gazetede  eğitim yazıları yazar. Pakize Öğretmen aydın sorumluluğunu, yazma eylemini seksenli yaşlara da taşıyan  üretken bir halk çocuğu. İlerici Köy Enstitüleri sistemini çok iyi bilen ve bunu anlatmaya çabalayan, yazan  bir enstitülü.  Türkoğlu enstitüleri  devrimci bir uygulama olarak değerlendirir, Kuvayı Milliye  davranışıyla yürütülen bir eğitim politikası ve getirdiği çok yönlü programı ve hayatın gerçek işleri içindeki eğitim yöntemiyle refah getirici etkiler yaratmayı, bir anlamda da halkın dünya işlerini düzenlemeye, düzeltmeye ve biçimlendirmeye, köyleri canlandırmaya yönelik olduğunu ifade eder.  Ağustos ayında İş Bankası yayınlarından “Kısa Süren Hasat” adlı yepyeni bir yapıtı elimdeydi. İlk sayfayı açtım. Büyük bir zerafetle  “Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Genel Başkanı Prof.Dr. Kemal Kocabaş'a Köy Enstitüleri anılarımı saygıyla, sevgiyle sunarım” denilerek imzalanmıştı.  “Bir Eğitim Cenneti” olarak tanımladığı Aksu Köy Enstitüsü, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsündeki yaşanmışlıkları, tanıklıkları, “Tonguç Işığı”nı, Cumhuriyetin 1946-1947 yıllarındaki ilk kırılmalarını aktaran   kitabı çok kısa sürede heyecanla okudum.
Bu kitabı okurken diğer enstitülerde yaşanılan büyük insanlaşma, aydınlanma yolculuğunun benzerinin Aksu'da da yaşandığını görebiliyorsunuz.  Türkoğlu; uygarlık araçları  ve eğitim ilişkisini, bisiklet, motor, makine ve mandolinin yaşamlarına nasıl girdiğini, teknolojiyle nasıl barışık bir eğitim aldıklarını anlatır. Savaştepe Köy Enstitüsü  çıkışlı Yaşar Ertem Haziran 2011'de öz yaşam öyküsünü anlatan  “Yeşilköylü Koca Çınar” adlı bir kitapçık yayınlamıştı.  Kitabın 35. Sayfasında Ertem “1940'larda radyo yeni çıkmıştı. O zaman radyoda halk türkülerini söyleyip öğreten Muzaffer Sarısözen vardı. Okulumuzda radyo yoktu ama müdür yardımcısı Zeki Tunaboylu'nun evinde radyo bulunuyordu. Hocamızın evi meydana bakıyordu. Radyoyu pencereye koyarlar, biz de meydanda toplanarak halk türkülerini Muzaffer Sarısözen'le beraber söyleyip öğrenirdik. İlk öğrendiğimiz türkü 'Çiğdem Der ki Ben Alayım, Yiğit Başına Belayım' idi” diyerek anlatır. Aksu Köy Enstitüsü'nde aynı olayı Pakize Türkoğlu Öğretmen “Radyoda Muzaffer Sarısözen'in 'Yurttan Sesler' programı yeni başlamıştı. Bu ilginç programı hepimize topluca dinletiyorlardı. Program, akşamüstü derslerden sonraki zamana rastlardı yanılmıyorsam. Bu saat geldiğinde radyonun duyulduğu, dinlendiği ön bahçeye toplanılır, defterimizi, kalemimizi alıp yayını beklemeye başlardık. Sadece biz değil öğretmenler de meraklıydı Yurttan Sesler'i dinlemeye… Sarısözen sadece koroyu yönetip türkü söyletmiyor, kendine göre kullandığı bir yöntemle dinleyicilere de öğretiyordu türküleri. Program başlayınca önce açıklamasını yapıyor sonra türkünün sözlerini yazdırıyor, nereden derlendiğini vb. gibi türküyle ilgili ilk bilgileri veriyordu. Onun korosundan ilk öğrendiğimiz 'Menekşe Buldum Derede' türküsüydü” diyerek anlatır. Köy Enstitüleri iş okulu, spor okulu olduğu kadar müzik okulu, kültür okullarıydı. Yoklukların arasında güneşi, aydınlığı  arayan  okulların adıydı.   
Kitap;  pek çok “insana dair” güzelliklerle dolu. Pakize Öğretmen Aksu'da  ilk okuduğu kitabın Halit Ziya Uşaklıgil'in “Mai ve Siyah” adlı eseri olduğunu enstitülü öğrencilerin  kitapla ilişkilerini “İpek böceklerinin dut yapraklarına saldırdığı gibi sarılıyorduk kitaplara” diyerek anlatır. Türkoğlu “Hız” adını verdikleri enstitü gazetesini  nasıl çıkardıklarını ve neleri işlediklerini, öğrencilerin bu gazeteye yazı yetiştirme yarışını  keyifle anlatır. Enstitüde yaşanan ablalık-ağabeylik süreçlerini ve eğitime katkılarını örneklerle aktarır.  Alanya'ya vapurla giderken vapurdaki Alanyalıların “Bunlar şu enisdolu çocuklar değil mi?”,  yine Aksu'dan Hasanoğlan'a giderken arkadaşı Hüseyin Aşık'ın mandolin çalması üzerine  trendeki Ispartalı bir yolcunun  yanındakilere “Akadeş, bizim Gönen'de de  va bunların okuduğu mektapdan. On parmağında on huner oluyo her birinin” diyerek o dönemlerdeki toplumsal algıyı yerel ağızla  bize yansıtır.   Perge eteklerindeki Eğitmen Kursunu bize tanıtır.  Pakize Türkoğlu, matematik öğretmeni Ömer Pamukçuoğlu'nun matematik derslerinde o ay, o mevsim ya da o yıl ne kadar ağaç dikilmiş, ne kadar bağ bahçe yapılmış, ne kadar  meyve sebze yetiştirilmiş, ne kadar tahıl almışız, tavuk inek gibi hayvanların sayıları, atölyelerde üretilen  bez, çeşitli giysi ve örtülerin maliyeti, yapılan binaların malzemeleri gibi üretim hesaplamalarını yaptırarak hayatın gerçek problemleri üzerinden  nasıl matematik öğrendiklerini kitabına taşır. Aksu Köy Enstitüsü'nden mezun olurken müdür Talat Ersoy'un  öğrencilere görevleri sırasında enstitünün her zaman yanlarında olacağı, ilişkilerinin kesilmeyeceğini ifade eden sözleri,  Pakize Türkoğlu'na diplomasını verirken Vali Haşim İşcan'ın “ …Başın sıkışınca, bir ihtiyacın olursa beni her zaman, hiç çekinmeden arayacaksın. Ancak bir isteğim var, köyde büyük küçük herkesi kısa zamanda okutacaksın, bana haber vereceksin ” sözleri  o dönemlerde eğitime verilen değer  anlamında önemlidir. Pakize Türkoğlu kitabının ikinci yarısında Hasanoğlanlı günleri anlatır. Bu bölümde  Yücel,  Tonguç, Sabahattin Ali, Mualla Eyüboğlu, Ruhi Su, Rauf İnan, diğer öğretmenler ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünün kapanış dönemi tartışmalarını bir solukta okuyoruz.
“24 Kasım Mustafa Necati Öğretmenlik Onur Ödülü”nü ülkenin gerçekten “Gözbebeği” olan Köy Enstitülerinin  yetiştirdiği  Pakize Türkoğlu'na vermekten büyük onur duyuyoruz. Pakize Öğretmen, yaşamıyla, duruşuyla bir Cumhuriyet öğretmenidir, bir Köy Enstitülüdür. Bu  ödül nedeniyle 24 Kasım'da soracağımız  sorular: “Türkiye nitelikli öğretmen yetiştirebiliyor mu?”,  “Ülkenin okullarında çocuklarımızı özgürleştirecek nitelikli bir eğitim var mı? Yanıtlar  keşke “Evet”  olabilseydi…   Köy Enstitüleri “nitelikli öğretmen”  yetiştirmenin özgün kazanımıdır.  O nedenle   Köy Enstitüleri “saklı kentinin”  kahramanlıklarını, kazanımlarını yazılarımızla günümüze, yeni kuşaklara  taşımak boynumuzun borcudur. Zira Köy Enstitüleri bu ülkenin vicdanıdır, eğitim aracılığıyla insanlaşma, değişim ve dönüşüm sürecinin adıdır.   Pakize Öğretmeni ve 17 300 Köy Enstitülü öğretmeni, öğretmenlik meslek onuruna kattıkları değer ve onur  için saygıyla selamlıyorum. 
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar