Muğla Zeybek Sineması’nda gösterime giren “Mandıra Filozofu” adlı filmi, sevgili eşimle birlikte seyrettik. 11 seansı, ilk seans olduğu için koca salonda bizden başka kimse yoktu. Sanki bize özel bomboş bırakılmış hissiyle sükûnet içerisinde izledik. Valla para versen bu ortamı hazırlayamazsın. Meğer ilk seans genelde boş olurmuş. Gişedeki kız, ’Muğlalılar zevkine düşkündür, ilk seans onun için boş efendim” dedi. Erol Abi’yi sinema çıkışı sordum, yoktu. Teşekkür edecektim. Erol Kutlay, Zeybek Sineması’nın işletmecisidir. Patronluktan öte sinema emekçisidir. Daha önce görüştüğümde, “Abi, Yatağan’a neden sinema salonu açmıyorsun?” dedim. Gülümseyerek ‘’Daha önce denedim, tutmadı, zarar ettim. Ayrıca tam teşekküllü bir sinema salonunuz bile yok. Onun için hiçbir işletmeci İlçenize gelerek risk almaz” dedi. Haklı. Hem de yerden göğe kadar haklı. Bu bizim eksikliğimiz. Bir KÜLTÜR SARAYIMIZ yok. İçerisinde, sinema ve tiyatro salonlarının olduğu Kültür Sarayı neden yapılmıyor? Veyahut yapılması için neden girişimde bulunulmuyor diye yetkililere soruyorum. Belediyenin yapması gereken ilk işlerden birisi bu olmalıdır.
Gelelim filme, olağanüstü güzellikte bir film. Bayıldım desem yeridir. Sinemayı ve sinema dünyasını yakından takip ederim. Abartmadan söylemek gerekirse bu sezon izlediğim en iyi film. Bir sinema eleştirmeni, ’’Bu film hayatını yaşamaya unutanlar için” notunu düşmüş. Gerçekten de öyle. Oyuncular iyi seçilmiş. Gayet başarılılar. Komedide görmediğimiz derin karakterler ve akıllı diyaloglar, film boyunca sizi bir yerden bir yere sürüklüyor. Hele Mıstıfalin’in “Ben çalışmaya karşıyım” diyerekten koskoca Cavit Beyi (Rasim Öztekin) pes ettirmesi görülmeye değer bir film olarakta gidilmesi gerekiyor.
Konusu kısaca şöyle:
Muğlamız’ın güzide yerlerinden biri olan Çökertme Koyu’nun hemen yanı başındaki bir koyu ve araziyi satın almaya kafayı koyan zengin işadamı Cavit Beyle, arazinin üçte bir hissesine sahip Mustafa Ali’nin araziyi satmak istememesi üzerine yapılan çetin pazarlıklar ve süren diyaloglar sonucu mutlu biten final sahnesiyle sona ermesidir. Bu filmde dört önemli unsur Muğla açısından öne çıkıyor. Birincisi, İlimiz toprakları üzerinde çekilmesi. İkincisi Mustafa Ali karakteri (Ali Müfit Saçıntı) Annesi rolünde (Gülfidan) Gülnihal Demir’in oynamasıdır. Üçüncüsü Hemşehrimiz, ünlü yönetmen Yüksel Aksu’nun düğün ve eğlence sahnelerini çektiği filmlerinden esinlenilerek, aynı “Sürgün İnek” filminde olduğu gibi Mandıra Filozofu’nun sonunda da bu sahneyi görüyoruz. Dördüncüsü en önemlisidir. Muğlamız artık Büyükşehirdir. Filmle bağlantısına gelince, Organik tarımın yapıldığı köylerin mahalleye dönüşmesiyle köylülerin yaşamında birçok çelişkiyi yaşamasının gelecekte kaçınılmaz olmasıdır. Biraz daha konuyu açayım. Film konusu tam da bu konulara parmak basarcasına cuk oturmuş. Her şeyin para olmadığı, tabiat ananın her türlü gıdayı ve ürünü bedava verdiği, üretimin ve emeğin insan eliyle yapılmasıyla bu coğrafyada herkesin mutlu olabileceğini anlatıyor. Tarım arazilerinin birilerine para karşılığı peşkeş çekilmemesi gerektiğinin de mesajını veriyor. Gelecekte köylü artık yok. Tavuk, keçi, koyun ve inek beslemek bile zorlaşacak. 5 yıl sonra vergi verecek. Suyu Nebiköy örneğinde köylüler para ödemiyordu. Artık Büyükşehre ödeyecekler. Anlayacağınız zor günler köylü kardeşlerimizi bekliyor. Akebeye verilen oylar gün sizi daha çok acıtacak. Şu an pek farkında değilsiniz o gün gelince ‘Ah!’ diyeceksiniz. Kuyularınız kapatılacak. Evinizin bahçesine diktiğiniz sebzeyi sularken içiniz gidecek. Su parası ödeyecek olmanız bile bu size yapılmış en büyük kazıktır. Yazıklar olsun böyle düzene. Kendinize gelin artık. Yapılan haksızlıklara başkaldırın. Her biriniz “Mandıra Filozofu” gibi olun, “Arkadaş bende bu bozuk düzene karşıyım” deyin gari. Efendim, kıssadan hisse bu filmi gidin görün. Bu filmde sen, ben, bizim oğlan hepimiz varız. İyi seyirler dilerim….






















