Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Turgay MUTLU

Turgay MUTLU

Mail: turgaymutlu48@hotmail.com

MUĞLA EFSANELERİ

 Bu   ara   yerel    kitapları   okumaya    merak    sardım. Yanı  başımızda    o  kadar    çok    kitap  yazılmış  ve   eser  üretilmiş   ki  yeni   farkına   varmanın    ayıbını   taşıyorum.  İşte   bunlardan  bir  tanesi  de,  yeni   okuyup    bitirdiğim  Prof. Dr.  Mehmet    Naci   Önal   tarafından   yazılmış  ‘’Muğla  Efsaneleri’’  adlı  Türk   Halk  Edebiyatı   araştırma—inceleme  türü   kitabıdır. Muğla   Sıtkı   Koçman   Üniversitesi    yayınları   tarafından   basımı  yapılan   bu  güzel   eseri    sevgili    hocamız   imzalayıp   verdiğinde   çok  sevindim. Kendisiyle    tanışmanın   ve   yerel   bazda   bilgi  almanın  mutluluğunu  halen   daha   yaşıyorum. Akademik    bilgisinden  ve   yerel   kütüphanesinden    her  daim  yararlanabilecek   olmamıza  onay   veren   Hocamıza   çok   teşekkür    ediyorum.
Efsanelerin   pek  çoğu   tarihin  bilinen   veya   bilinmeyen    dönemlerinden   günümüze  kadar   gelebilmiş, bir  yönüyle   kutsal   olan   hikayelerdir. Efsanelerin   inanılır  olması, onların   en  önemli  özelliğidir. İnsanlığın   en   gizemli   hikayelerinden    olan   efsaneler, hayatın  hemen   her  alanında  yer   bulur. Efsane   kelimesi,  Farsça’dan  dilimize   geçen   bir  kelime   olup, efsunlu, füsunlu  hikaye  anlamına  gelir. Mecazi   anlamı; söylenti, asılsız   hikaye, olmayacak   şey, olağanüstü   olaylardır. Efsanelerde   geçen   tarihsel   olayların   doğruluğuna   inanmasak   bile, efsanenin   doğruluğuna  inanabiliriz. Efsanelerde  başlıca  iki  yapı   karşımıza  çıkar: Yüceltme  ve  güvenirlik. Erenlere   dair  tavırlarımızda   yüceltme   ve  güvenirlik  kavramları   daha  iyi  anlaşılabilir. Dünyamızın  duygularımızı  ve   davranışlarımızı  etkileyen   kişi  ve  kişilerce   denetlendiğine   inanılır. Bu  kişileri   hoş  tutmak, onlara  dua  etmek, dilekte  bulunmak   insanlara   güvenirlik   sağlar. Tıpkı  bizim  Ahi  dedemiz   Ahi  Ebubekir’e   dua   edip   dileklerde   bulunduğumuz  gibi. Çocukluğumdan   hatırlarım, ailemiz  ve  mahalle   sakinlerimiz  bir  dilekleri   yerine  geldiği  zaman   teşekkür   mahiyetinde   veya  dilekleri   kabul  olsun  manasına  gelen  ‘’Dede aşı’’  etli   bulgur   pilavı   yaparlardı. Biz  çocuklar   afiyetle  dede aşını  yerdik. Ayrıca   kandil   yakılır  ve  ‘’ Eren  Dedeye ‘’ Ahi  Dedemize   dualarla  başucundaki  nar  ağacına  çapıt,  ve  mendil  türü   bezler   asılırdı. Bu  gelenek   şimdilerde  pek   yok  olmuş  gibi  görünse  de  bana  biraz   Alevi   ve  Şaman   kültürünü   hatırlatıyor. İlçemizde   Hıdırellez  günlerinde  bu  geleneğin  halen  daha  devam  ettiriliyor   olması   sevindiricidir.
Efsane  masala  göre  kaba, acı  ve  günahla  yüklü  gerçeğe  yakındır. Masaldan daha  geç  dönemde   ortaya   çıkmıştır. Efsaneler   hakkında  olabildiğince   güçlü  deliller  vardır. Efsanelerin   gerçek   olarak  kabul  edilirken, masalların  yalan   olduğu  masalların  başındaki   tekerlemelerde  belirtilir.
Muğla  efsaneleri  içinde   fıkra, tekerleme, türkü  gibi  edebi  ürünlerle  paralel  olan  efsaneler   görülür. İlçemizde   yapılan   çalışmalar  sırasında   araştırmacı  yazar  Tarcan   Oğuz’un  ‘’Yatağan’ın  Dünü   Bugünü’’  adlı  eserinden  yararlanılmış  ve  kaynak   gösterilmiştir. Bozüyük  Beldesi, Nebiköy, Gökgedik, Yava , Turgut Nahiyesi , Şeref, Bencik  ve  Mesken  köylerinde   mülakat  yöntemiyle  araştırma  ve  inceleme  yapılmış. Kitabı  severek  okudum. Sizler de   mutlaka  okuyunuz. Üç  dört  senelik  bir  çalışma  sonucu  ilk  basımı   2003  yılında  yapılmış. Elimdeki  kitap 3. basım. Emeklerine  değen  güzel  bir  çalışma  olmuş. Emeği  geçen  herkesi  kutluyorum. Ayrıca   bu  çalışma  Muğla   Sıtkı   Koçman  Üniversitesi   Araştırma   Fonu  tarafından  desteklenmiş   olup   çok  kalıcı  bir  eser  ortaya  çıkmış. Bu  tür  kitapları  okumayı  sevenleri   öneririm.  Şimdi  bu  kitapta   efsane  olarak  geçmeyen  ama  ilçemizde  Dere  Mahallesinde   daha  çok   anlatılan   bir  efsaneyi   siz  okurlarımla  paylaşayım:
                                   GELİN   UÇURAN
    Bir  kızıl   goncaya  benzeyen   güzel  mi   güzel, yanakları  al  al ,  bir  görenin   bir  daha  görmek  için dönüp   dönüp   baktığı,  üstelik  ay  tanrıçası  Selena’dan , deniz  köpüğünden   üremiş  Afrodit’ten   ve  hatta  perilerden   daha   güzel  olduğu  söylenen   bir  Türkmen  kızı,   Ahiköy’de   ailesiyle   mutlu  bir  şekilde  yaşarmış.  Adı  bilinmiyor nedense ?  Efsane  bu   ya,  hadi  adı  Gönül   olsun  diyelim.  Gönül’e   birçok   yağız   delikanlı   aşkını   ilan  etse  de   onun  hep  aklında sevdalandığı,  beğendiği  ve   aşık  olduğu  esmer   güzeli  bir  yakışıklı  genç  varmış. Bu  kişi,  keçilerini,   kuzularını   otlatırken   gördüğü   Yatağan   Dağının  arkasında   yerleşik  bir  yörük  ailesinin  oğlu  Mehmet   imiş.  Çavdar  Deresi   mevkiinde   kavaklığın  oradaki  çeşme  başında  gizli  gizli   buluşurlarmış. Ailesi   Gönül’e   bir  başka  köyde,  zenginliğiyle  ünlü   bir  aileye  gelin  gitmesi  için  dayatmayla  nişan   keser. Düğün   tarihi  konulur. İki  aşık  bu  duruma  çok  üzülürler .   Genç   sevgililer,  kaçma   planı  yaparak  düğünden   bir  gün  önce  her  zaman  buluştukları   yerde,  çeşme  başında  gece  karanlığında  bir  araya  gelirler. El  ele  tutuşarak    Yatağan  Dağının  yanındaki   Sivri  tepenin   kuzey  yamacından  öbür  tarafına  geçmek  için  hızla  hareket   ederek   yürürler. Mehmet   kestirme  yolları  bildiğinden    gece  karalığında   yar  başında   dikkatli  geçmesi  için  Gönül’ü   uyarsa  da   iş  işten  geçmiş   ve  güzeller  güzeli   Gönül ,  ayağı  kayıp   yardan   aşağıya  düşmüş. Sanki   bir  kuş  olup  uçup    gitmiş. Mehmet  ise   ardından    kendini   uçuruma   atmış  ve  o  da  uçmuş. Köylüler  ve  ailesi  gençleri   aramışlar, taramışlar, bulamamışlar. Sadece   Gönül ‘ün  kaçarken   düşürdüğü   ipek   mendilini,  Sivri  tepedeki   yarda  bulabilmişler  ve  buranın   adını  ‘’Gelin   Uçuran’’   koymuşlar…
Ve   bu  ‘’Gelin   Uçuran’’  efsanesine  bağlı  olarak   bir   anımı  anlatayım: Yıl  1971. Sanırım   bu  efsaneyi  dinlediğim  14 yaş  zamanlarımdı. Dört  arkadaş  Fehmi   Özgün, Abdullah   Çelik  ve  Emin   Katırcı  ile  birlikte   tilkişen   dediğimiz   sarmaşık  ve  karabaş  (yabani   kuşkonmaz)  toplamak   için  bahar  ayında   Sivri  tepenin   berisindeki   kireç   ocaklarının   olduğu  yere   gittik. Biraz   çalılık  ve   makilik  yerlerde  dolaştığımız  halde  istediğimiz  kadar  tilkişen  toplayamadık. Abdullah  ‘’Arkadaşlar  benim  bildiğim  bir  ocak  var  ben   oraya  gidiyom’’  dedi. Arkasından  Fehmi de  gitti. Aradan  henüz   bir  saat  geçti  geçmedi   bir  kucak  dolusu   tilkişenle  geri   geldiler. Oysa   biz  avucumuzun  içini  anca  doldurabileceği   kadar  karabaşı   toplayabilmiştik . Tabi  çok  topladıkları  için  kendi  aramızda  pay  ederek  bölüştük. Her  ikisi de  rahmetli  oldu. Ruhları  şad  olsun. Merakımdan  sordum;  ‘’ Siz  ne   tarafa  doğru  gittiniz de  bu  kadar  çok  bulabildiniz? ‘’ dedim.  Abdullah: ‘’ Gelin   Uçuran’a  gittim  arkadaşım  ‘’ dedi. Fehmi  de  av  ve  kuş  meraklısı  olduğu  için  orada  pek  çok  güvercin  gördüğünü  ballandıra   ballandıra  anlattı. ‘’ Hele  bi  tanesi  appeçik   bembeyaz  olanı  tepemizde  döndü  durdu  ve  daha   sonra  yanımızdaki   ahlat  ağacına  kondu   arkıdeş‘’  dedi. İşte  o  an  iç  sesimle   bu  Gönül   olmalı, Gönül  kuşu  olmalı  ve  Mehmed’ini   arıyor  yine  herhalde  diye  de  kendimce  bir   atıfta   bulunmuştum. .. Hani  hep  derler  ya;   adı  üstünde   ‘’Gönül   Kuşu’’  bu   diye…Nereye  konacağı   belli  olmaz?…Ahlat  ağacına  da  konabilir,  bir  kızıl  bir  goncaya  da…
Bir  Muğla  Efsanesini  de   bendenizden   efendim…İyi   okumalar.
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar