16 Eylül 2013 Pazartesi günü Türkiye’de yaklaşık 18 milyon öğrenci çalan zillerle “okula merhaba” dedi. 16 Eylül sabahı İzmir caddeleri, sokakları, okul önleri cıvıl cıvıldı. Trafik yoğun, veliler telaşlı, çocuklar değişik duygular içinde servislerine koşuyorlardı. Okul hep aydınlanmadan, değişimden, dönüşümden yana taraf bir aydınlanma kurumu. O nedenle okul yolu, birey olmanın, yaşama daha sistematik bakmanın, sanatla buluşmanın, evrenle, akıl ve bilimle tanışmaya gidilen aydınlık yol.
Okulların açıldığı gün, kendi tarihimi, 16 Eylül 1961 Kavaklıdere İlkokulunda “Günaydın” dediğim günü anımsadım. Geçen 52 yılı düşündüm. Siyah önlüğümü, beyaz yakalığımı yani çocukluğumu özlediğimi hissettim… İlkokul 1. sınıfa başladığımda ablam ilkokulu bitirmiş, abim 4. sınıftaydı. Bir gün önce berberde üç numara okul tıraşıyla başlamıştı heyecan. Yeni ayakkabı, çorap, pantolon, kitap-defter ve çanta, ne tatlı coşkulardı onlarla buluşmak. Bakkal Amcamdan defterleri, kitapları, kalem ve silgiyi, altı renkli boyalı kalemleri çantama koyduktan sonra eve gidişim zafere yürüyen bir kahraman gibiydi adeta. 1961 yılında Kavaklıdere’de elektrik yoktu. Mutfak ocağında yanan ateşlerin ışığında ve sıcaklığında ailecek yenen akşam yemeği sonrası devam eden okul heyecanımı hiç unutamam. Annemin kömürlü ütü ile pantolon ve önlüğümü ütülediği o akşamın güzelliğini ve merakımı hatırlarım hala. Kömür, ütü ve ütülemek olayı arasındaki ilişkiyi ilk kez o gün sorguladığımı hatırladım bu satırları yazarken. Okul imecesi devam ediyordu. Babamın eski gazeteleriyle ablamla birlikte kitapları, defterleri kapladık, kırmızı etiketleri yapıştırdık. Erkenden yatmıştım. Yorganımın altında çantam ve yeni ayakkabılarım da vardı…
Kargaşa, heyecan, merak dolu uykusuz bir gece sabahı kahvaltıda annem, ablam ve ağabeyim ile birlikteydik. Okul müdürü babam yaklaşık bir saat önce okula gitmişti. Onun dünyasındaki okul heyecanını, dinamiğini ancak Köy Enstitüleri gerçeğini öğrenince anlayabilmiştim. Babamı şık bir kravat, boyalı ayakkabılar, ütülü elbiseleri ve yoğun, idealist bir öğretmenlik aşkıyla anımsarım hep. Öğretmenlik ona çok yakışırdı. Elli dört yıllık yaşamında hep öğretmen gibi yaşadı. Sade, yalın ve aydınlanmacı… Kısa yaşamında tüm heyecanı bizlerin yaşamının eğitim yoluyla değişmesiydi. Parasız yatılı ilköğretmen okullarında devam eden eğitim sürecimizle bunu başarmanın mutluluğunu hep yaşadı.
Tarih 16 Eylül 1961, sabah saat 8.00’de evimizin karşısında, yaklaşık 300 metre ötedeki eski bir karakol olan beş sınıflı okulumuzun bahçesindeydim. Elimde kocaman bir çanta, siyah önlüğüm, beyaz yakalığım, boynuma iple bağladığım bir silgi ile okula adım atmıştım. Cebimde de kocaman bir kırmızı elma vardı… Biraz ürkek ve tedirgindim. Yaşamımda bir şeylerin değişmekte olduğunu hissediyordum. Altı yaş, ilk çocukluk dönemi bitmişti, giysiler değişmiş, kitap, defter, çanta ve okul kavramları vardı artık. Evrilme, değişime adım atma denilen süreç buydu herhalde. Mahalle arkadaşlarımı gördüm. Büyük sınıflar koşuşturuyordu. Biraz sonra okulun emektar hademesi “Pembe Abla” toplanma zilini çaldı. Okulun önünde merdiven basamakları vardı. Basamakların önünde sınıf sınıf yaklaşık 200 öğrenci toplandık. Biraz sonra okul kapısında babam belirdi. Sol yakasında kırmızı bir gül vardı. “Günaydın Çocuklar” dedi. Hep birden, coşkulu bir şekilde “Günaydın” dedik. Günaydın kelimesi bana hep okulun o ilk gününü anımsatır. Büyülü, coşkulu bir terim… Aydınlığa, değişime, dönüşüme yolculuğunun tılsımlı sesi gibi gelir bana hep. Günaydın sonrası beşinci sınıflardan bir ağabey bayrakla merdivenlere çıktı. Babam ses verdi ve ilk İstiklal Marşını o gün hep birlikte söyledik. İstiklal Marşıyla da tanışmıştım. İstiklal Marşı sonrası babamın “yeni öğretim yılı, okul, dersler, Mustafa Kemal” konulu coşkulu konuşmasını hep birlikte dinledik. Benim gözüm öğretmenlerdeydi. Hangisi öğretmenimiz olacaktı? Öğretmenler merdivenlerden sevgi dolu bakışlarla, gülümseyerek bizleri izliyorlardı… Sınıf sınıf içeriye dershanelerimize girdik. Sınıfta ilk kez gördüğüm arkadaşlarım vardı. Biraz sonra kapı açıldı. Muğla İlköğretmen Okulundan yeni mezun Durani Tekke (Keleş) tüm güzelliği ve insani sıcaklığıyla içeri girdi. Öğretmenimizi birden çok sevdik… Okul başlamıştı… Kavaklıdere’de o yıllarda Atatürk büstü yoktu. Bir gün okulda büyük bir hareketlilik vardı. Tüm okul “Atatürk Anıtı” için seferber oldu. Kavaklıdere mezarlık bölgesinden elden ele 200 öğrenci taşları taşıyarak “Atatürk Anıtı” imecesini ürettiler. Okul müdürü olarak babamın kaideyi anıtın üstüne yerleştirirken ki yüz ifadesini unutamam.
Kavaklıdere İlkokulu, yaşamımdaki “ilk devrim” idi. Nitelikli bir ilkokul eğitimi aldık o yıllarda. Zira eğitimin en önemli öznesi olan öğretmenler çok nitelikliydi. İlkokul yıllarımda her sabah tüm öğrenciler ve öğretmenler okul etrafında 3-4 tur atar, sabah kültürfiziği yapılırdı. Şimdiki deyimiyle “çakralar” açılırdı. Her sınıfın hobi bahçesi vardı. Sebze ve çiçekler dikilirdi. Sınıf sobasını sırayla yakardık. Her 23 Nisan’da ilkokul mutlaka tüm yurttaşlara yönelik müsamereler düzenlerdi. Tüm bayramlar özellikle Cumhuriyet Bayramı büyük bir coşku ile kutlanırdı. Şiirler, trampet takımı, marşlar, halk oyunları, matematikle, sayılarla tanışmamızı sağlayan fasulyeler, yerli malı kutlama haftalarımız gibi pek çok etkinliklerle dolu yıllardı ilkokul dönemi. Yıl 1966, ilkokul bitmişti. Kavaklıdere’de ortaokul yoktu. Tek seçenek parasız-yatılı okullardı. Yaşamımdaki ikinci devrim bu sınavlar sonucunda 16 Eylül 1966 günü Ortaklar İlköğretmen Okulunun kapısından içeri girdiğim gün başlıyordu. Laik, demokratik, parasız, karma eğitime merhaba diyordum. 11 yaşındaydım ve artık hayata, okul denilen “evrensel mekan” ile daha farklı bakıyordum.
Yıl 2013… Benim okul öyküm, algılarım böyle. 52 yıl sonra günümüzün çocukları, torunları acaba neler yazacaklar merak ediyorum… Onlar da coşkuyla okullarını, öğretmenlerini, laik-demokratik eğitim kazanımlarını yazabilecekler mi? Bilmiyorum… Ama, onların da yazacağı okul öyküleri olmalıdır dileğim var. Akıl, bilim ve diyalektik gelişim “Her şey akar” diyor. Eğitimi dinselleştirme-piyasalaştırma, akıl ve bilimden uzaklaştırma çabalarına rağmen hayat insanın özgürleşmesi yönünde akacaktır ve akmaktadır. Kavaklıdere’deki tüm ilkokul arkadaşlarıma, Ortaklar İlköğretmen Okulu’nda sınıflarda, yatakhanelerde, pamuk tarlalarında, işliklerde, bayram imecelerinde beraber olduğum tüm arkadaşlarıma ve tüm öğretmenlerime sevgiyle, saygıyla… 





















