Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

SEÇİMLER, CHP VE ÖNERİLER

 Türkiye, Haziran 2015’te çok önemli  bir seçime gidiyor. Ülke bu seçimde   “aydınlık ve karanlık”,  “despotizm ve demokrasi” arasında   bir seçim yapacak. Bu anlamda tüm toplumsal dinamiklerin aydınlık ve demokrat bir Türkiye arayışında omuz omuza ortak bir yürüyüşte buluşmaları tarihsel bir öneme sahiptir. Ülkemizin aydınlık insanlarını, akıl ve bilimin rehberliğinde “demokratik hukuk devleti”  duyarlılığıyla buluşturmak seçimlere giden bir süreçte ortak aklın dayattığı bir zorunluluktur. Eğitimin niteliğini tümüyle kaybettiği, dinselleştiği ve piyasalaştığı, kültürel ortamın da muhafazakar bir iklime teslim edildiği bir dönemde eğitim ve kültür tüm toplumsal yaşamın ve ülkenin geleceğinin en önemli sorunlarındandır. CHP, Mustafa Kemal, Mustafa Necati, Yücel ve Tonguç’ların  partisi. Bu  tarihsel genetikle önümüzdeki süreçlerde  CHP, eğitimin can alıcı sorunlarını meydanlara, yurttaşlara taşıyarak  paylaşması, projelerini ortaya koyması,  bir aydın olarak bizlerin de  öneriler geliştirerek bunları paylaşmamız toplumsal bir görev olarak karşımıza çıkmaktadır.
Önce 2015 Türkiye’sine yönelik bazı saptamalar yapalım. Eğitim, ülkenin en önemli sorunlarındandır ve ülkenin, çocuklarımızın  geleceği olduğu çok açık. Türk Eğitim Sistemi; özellikle son on yılda   tüm çalışmalar ve yarışmalar ve raporların verdiği verilerde görüldüğü gibi  akıl ve bilimin rehberliğinden uzaklaştıkça  niteliğini, işlevselliğini kaybetmiştir. Adaletsizlikler ve eşitsizlikler üretmekte ve  nitelikli öğretmen yetiştirilememektedir. Eğitim sistemi tüm boyutlarıyla  iflas etmiş ve  çok az  (%6-8) öğrenciye  nitelikli eğitim vermektedir. Sonuçta okullar içi boş, diploma veren eğitim kurumlarına  dönüşmüştür. Son on iki yılda uygulanan eğitim politikalarında; dinselleştirme ile laik-demokratik bilimsel değerler yok olmakta ve Türkiye evrensel dünyadan kopmakta ve  piyasalaştırma politikaları ile eğitim “hak olmaktan” çıkmaktadır. Yoksullar ve kız öğrenciler  bu eğitim politikalarından en çok etkilenen kesimler olmakta ve  ülke, hızlıca Orta Çağ değerlerine sürüklenmektedir.
Bir başka saptama CHP seçmenine ve yönetimine yönelik yapalım. CHP seçmeninin, “çok duyarlı, naif ve kendini solcu olarak tanımlayan” bir niteliği vardır. CHP genel merkezinin %25’lik bu oy tabanını konsalide edebilmek yani  ayakta tutmak zorunluluğu vardır.  Bu anlamda parti üst yönetiminin söylemlerinde çok dikkatli bir  dil kullanması gerekmektedir. Bu konuda tabanda endişeler vardır. Temsil ettikleri Cumhuriyetçi-Sol söylemin sıklıkla tekrarı bu %25’lik oy tabanını konsalide edecektir. CHP genel merkezi bu uyarıyı dikkate almalıdır. Aksi takdirde tabanda savrulmalar yaşanma potansiyeli vardır. CHP, demokratik katılımın özgün örneklerini topluma artık sunmalıdır. Tüm seçim süreçlerinde kurallar açık ve net olmalıdır. CHP, ilişkileriyle, kurallarıyla bir güven algısı üretmelidir. Burada sol bir parti gibi davranarak   halkın  partisi olmanın gerekliliğini yerine getirmelidir. Tüm bölgelerde, yargı denetiminde  ön seçim yapmalıdır ve önseçim söylemini  fermuar gibi yanlışlıklarla içini boşaltmamalıdır.
Seçimlere giderken Cumhuriyetçi-Sol bir aydın olarak tabii ki önerilerimiz var. CHP, dinselleştirme ve piyasalaşma politikalarına karşı bilimsel ve toplumsal  gerekçelerle açık ve net söylemi topluma sunmalıdır ve laik, demokratik, bilimsel eğitiminin önemini topluma aktarmalıdır. CHP, bu seçimlerde 19 milyon öğrenci ve  900 bin öğretmenin görev yaptığı ve bu ağır sorunları yaşayan eğitim sistemi için “Aydınlık  Bir Eğitim Reformu”  önerisini topluma sunmalıdır. Bu reform taslağı eğitime bir hak olarak bakmalı, küreselleşme rüzgarlarından etkilenmeden  laik, demokratik, bilimsel eğitimi ve “nitelikli öğretmen ve eğitim” sözünü topluma sunmalıdır. CHP, seçimlerde özellikle “yoksullar ve kız öğrenciler”  ve hatta “çocuk işçiler” için pozitif ayrımcı, tıpkı Köy Enstitülerinde olduğu gibi  öneriler sunmalı, politikalar üretmelidir. İktidarımız döneminde hiçbir kız ve  yoksul öğrencinin eğitim dışı kalmayacağının sözünü vermelidir… CHP, 1923-1946 arası tüm parti kongrelerinde eğitimi konuşmuş bir partidir.
Köy Enstitüleri, bu ülkenin onuru ve vicdanıdır,  enstitüler bir  Mustafa Kemal, Yücel  ve Tonguç projesidir. Ülkenin yoksul halk çocuklarının “Biz başarırız, biz yaparız, biz üretiriz” dedikleri bir özgüven destanıdır, arayışıdır. Enstitü binaları yoksul halk çocuklarının imecesiyle üretilmiştir. Bu imece ruhu ve  Köy Enstitülüler söylemini, kurucularını   seçim süreçlerinde onurla dillendirilmelidir… Enstitülerin insan, sanat, demokrasi merkezli eğitim felsefesinin güncel karşılığı olarak büyük kent varoşları için “Meslek Enstitüleri”   tasarımını  içini doldurarak topluma sol-eğitim projesi olarak sunmayı tartışmalıdır. CHP, AKP’nin “dindar ve kindar” kuşak yetiştirme  söyleminin bir formatlama-tek tipleştirme olduğu vurgusunu ifade etmeli  eğitimin “özgür-yaratıcı” insan yetiştirme idealine sahip çıkmalıdır. Onların içi boş İmam Hatip Söylemi karşısında onurla Köy Enstitüleri söylemini topluma sunmalıdır. 
CHP, seçimlerde yaşanan eşitsizliği ve adaletsizliğe gidermek adına okul öncesi eğitimi (4-6 yaş) zorunlu ve parasız yapacağını, 4+4+4 sisteminin revize edileceğinin mesajını   topluma vermelidir. Eğitim bilimcilerden oluşacak bir grubun çocuğun bilişsel-duyuşsal gelişim evrelerine göre yeni bir sistem üretileceğini açıklamalıdır… Son dönemlerde ülke gündemine giren Osmanlıca tartışmalarının altında yaratılmak istenen “radikal muhafazakar toplum”  projesi vardır. Biraz daha incelendiğinde bu amaca yönelik olarak  İlahiyat  ve İslami Bilimler Fakültesi çıkışlı  öğrencilere istihdam politikaları yaratarak kamuda tüm bürokrasiyi ele geçirme mantığı vardır. Sayıları 150’yi aşan İlahiyat-İslami Bilimler Fakültesine verilen öğrenci kontenjanları her yıl artmaktadır. 2013-2014 OSYM’de  sayısı  18 bine ulaşmıştır. Bu korkunç bir rakamdır. İlahiyat ve İmam Hatipte okumak  kamuda işe girmek için bir adeta bonservise dönüşmüştür. Yine liselerde felsefe grubu derslerine İlahiyat çıkışlıların atanması son yıllarda artmaktadır.
CHP, tümüyle siyasal iktidarın kontroluna giren üniversitelerimiz için   “demokratik özerklikliği” temel alan  ve YÖK’ü kaldıran bir üniversite reformunu seçim süreçlerinde açıkça dillendirmelidir. Üniversitelerde  ve tüm eğitim kurumlarında akıl ve bilimin egemenliği vurgusunu  yapmalıdır. CHP, Üniversite öğrencilerinin yurt ve burs olanaklarıyla ilgili bir açılımı seçim sürecinde geliştirerek topluma sunmalıdır. İktidara geldiğimizde “yurt ve burs sorunu” kalmayacak diyebilmelidir. CHP, Eğitim Bilim Kültür Platformunu canlı, dinamik, üretken, çalışan  bir AR-GE haline dönüştürmelidir. Bilim insanlarıyla CHP’nin düşünsel beslenmesi arasındaki ilişki yeniden kurulmalıdır. CHP, demokratik kitle örgütleriyle, üniversitelerle   daha yakın ilişkiler üreterek işbirliği olanaklarını geliştirmelidir. CHP, “Toplumun Vicdanı Olmak”, “Demokratik Hukuk Devleti” talebi söylemini yüksek sesle dillendirmelidir. CHP, muhafazakar iklimin ürettiği kadına yönelik şiddete karşı en yoğun tepkileri vererek “kadın emeğine, kadın üretkenliğine ve özgürlüğüne” sahip çıkmalıdır. 
CHP,  bu seçimlerde “Umudun, Vicdanın  Partisi” olmalıdır. Birlikte yürümenin, iyiye, güze yürümenin senfonisini üretmelidir. Aksi takdirde CHP ve ülke kaybedecektir. Bu yolda hiçbir kişisel irade ve ego bu yürüyüşün önünde olmamalıdır. Toplum güvenilir bir CHP aramaktadır. CHP, tüm süreçlerde bu güven algısını üretmelidir. CHP, sol olmalıdır, yani kendisi olmalıdır.  Sol projelerle topluma dokunmalıdır. Sol oldukça-kaldıkça başarıya ulaşacaktır.  Sol olma özelliğini kaybederse  CHP tarihinde olduğu gibi desteklerini kaybetme potansiyeli vardır. 
Gelin canlar bir olalım…Geleceği, özgürlüğü birlikte üretelim…
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar