Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

SURUÇ KATLİAMI

 “Çocuklar doğururdu/Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi/ O çocuklar büyüyecek/ O çocuklar büyüyecek/O çocuklar.../Bilmezlikten gelme Ahmet Abi/Umudu dürt/Umutsuzluğu yatıştır” Edip Cansever
Türkiye, 20 Temmuz 2015 pazartesi öğle saatlerinde gelen acı bir haber ile sarsıldı. Suruç’ta ülkenin dört bir köşesinden gelen gençler yapacakları etkinliğe yönelik basın açıklaması yaparken patlatılan, insanlık düşmanı bir bomba ile yok 32 gencimizi, canımızı kaybettik. Neden oradalardılar? Onlar, gerici, barbar, insanlık düşmanı IŞİD’in saldırıları nedeniyle harap olan Kobani’de kütüphane, park yapmak, acıları paylaşmak ve Kobanili çocuklara oyuncaklar, kitaplar götürerek umut olmak istiyorlardı. Yani; insanlığın evrensel vicdanını Kobani’ye taşımak için oradaydılar…
“Yaşama hakkı” en temel haktır. Bu hakkın kullanılmasında yani yurttaşların can güvenliğinden devlet sorumludur. Dün Suruç’ta devlet, bu sorumluluğunu yerine getirememiştir. Tıpkı Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da insanlar yakılırken, öldürülürken sorumluluğunu yerine getirmediği gibi. Türkiye, maden kazalarıyla, kadın cinayetleriyle, trafik kazalarıyla, terörle ve gerici saldırılarla insan yaşamının en kolay yitirildiği bir ülke… 2015 yılında Türkiye asla böyle olmamalı, Türkiye bunu hak etmiyor.
Ülkemizdeki muhafazakar iktidar, bu cinayetlerin, katliamların siyasal sorumlusudur. Ülkeyi eşit yurttaşlar penceresinden değil de etnik ve dinsel, mezhepsel ayrılıklar penceresinden bakan siyasal iktidar yaşama hakkını yok eden bu katliamlar için uygun iklim üretmektedir. İktidarın Suriye iç savaşında ittifak yaptığı gerici güçler şimdi ülkenin genç insanlarının yaşama haklarını gasp etmektedirler. Kamu kadrolarındaki uzmanlığa değil de yandaşlığa dayanan kadrolaşma, ülkede eğitimin tümüyle dinselleştirilmesi, imam hatiplerde okuyan öğrenci sayısının bir milyona yaklaşması, her yıl İlahiyat fakültelerine yaklaşık 20 bin öğrencinin alınması ve üniversitelerin akıl ve bilimin çizgisinden hızla uzaklaştırılarak siyasal iktidara bağlı kurumlar haline getirilmesi, ülkede yargının siyasallaşarak hukuk devleti olma özelliğini kaybetmesi, siyasal iktidarın ötekileştirici dili ve politikaları böyle bir zeminin doğmasının temel nedenleridir.
Dünkü Suruç katliamında kaybettiğimiz 32 canın 24'ü üniversite öğrencisidir. Sosyal medya bilgileriyle bunların “6 sı hukuk, 4'ü tıp, 8'i psikoloji, 6'sı sosyoloji” öğrencisi. Yani bu ülkenin üniversitelerinin öğrencileri... Bu halkın çocukları, bizim çocuklarımız. Siyasal iktidarın arka bahçesine dönüşmüş olan üniversitelerimizden hiç bir tepkinin gelmemesinde acı ve üzüntü verici. Üniversiteler, en asli bileşeni olan öğrencileri ölüyor, onlara sahip çıkmıyor, terörü kınamıyor. Üniversite senatolarından bir an önce kaybedilen öğrencilerimizin anısına, katil-barbar IŞİD terörünü kınayan açıklamalar bekliyoruz. Türkiye’de IŞİD’i üreten mekanizmaların geriletilmesi için bir an önce tüm eğitim sistemimizin gözden geçirilerek laik, demokratik, bilimsel eğitim dizgesinin okullarımızda egemen olmasını, özerk ve demokratik bir üniversiteyi ve demokratik hukuk devletini talep etmek artık boynumuzun borcu olmalıdır.
Terör, her daim insanlık düşmanıdır. Hayata, yaşamaya, doğaya, kadına, böcü börtüye yani güzel olan her şeye düşmandır. Her terör eyleminde kendini bir davaya adayan fanatikler kullanılır. Fanatikler sorgulamaz, neden, niçin? diye sorular sormaz. Bildiği, öğrendiği şeyi mutlaklaştırır. Türkiye’de de durum budur. Okullarımızda çocuklarımıza barış kültürü veremiyor, felsefe yok, güzel sanatlar yok, edebiyat yok… Sorgulamayan kuşaklar üreten eğitim sistemi her zaman potansiyel suçlular üretir. Tüm sorun barış kültürüyle donatılmış fanatik olmayan bireyler yetiştirmektir. Soruna bir de bu pencereden bakmak gerekmez mi?
Türkiye Suruç katliamı sonrası kendini bütün yapılarıyla sorgulamalıdır. Tüm eğitim ve dış politika anlayışını revize etmelidir. Tüm demokratik yapılar, tüm vicdanı olan bireyler yaşama hakkını savunmak adına beraber davranmanın sorumluluğunu unutmamalıdırlar. Kaybettiğimiz genç insanlarımızın katillerinin bulunması siyasal iktidarın topluma karşı görevidir. Toplum sonucu beklemektedir… Evrensel insanlık duygularıyla Kobani imecesine emek vermeye giden, ülkenin her bir köşesinden gelen yürekli genç öğrencilerimizin hatıralarını, düşlerini, heyecanlarını saygı ile selamlıyorum. Onlar unutulmayacaklardır, anılarına sevgiyle saygıyla…
Son söz Rakel Dink’ten “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…”

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar