Ülkemiz karanlık bir dönemden geçmektedir. Kandırılan halkımızın yarıya yakını bu olan biteni anlayamıyor. Oysa Cumhuriyetimizin faziletinden ve Devrimlerinden yararlandıkları halde vatandaşlarımız niye bu halde diye düşüneniz elbet vardır. Halkı suçlama gibi bir düşünce içinde olmayacağız ve tarikat , cemaat ,kadın üzerinden olayı bir inceleyelim diye düşünürüm. Akebe’nin (sözde adı ak ama bence kara parti) emperyalist güçlerce nasıl iktidara getirildiğini az çok hepimiz biliyoruz. 12 Eylül 1980 darbesi adım adım yol almaktadır. Yurtseverler, milliyetçiler sağ sol ayırımı yapılmadan 1980 darbesiyle ezildiler. Meydan dar kafalı yobaz dincilere bilerek bırakıldı. Kadın üzerinden türban mağduru rolü de iyi tuttu doğrusu. Tarikatlar ve cemaatler de bu işe ön ayak olunca başarı elde ettiler. Bir cendereye sıkıştırılmak istenen Türkiye Cumhuriyeti, rejim değişikliğiyle alt üst edilmeye çalışılıyor. Türk Milliyetçileri ve duyarlı olan halkımızın büyük bir bölümü referandumda bu oyuna dur demelidir. Bu konuda hepimiz çok iyi çalışmalıyız. #Hayır oylarının daha yüksek oranda çıkması için gayret etmeliyiz. Vatanımızı korumak ve kollamak zorundayız.
Sosyal medyadan arkadaşım olan Prof. Dr. Şahin Filiz’in paylaşımında ‘’Tarikat, Cemaat, Kadın’’ adlı kitabının tanıtımını görünce hemen not aldım ve akabinde İzmir’e gidince kitabını aldım. İki günde severek zevkle okudum. Sevgili Hocam çok güzel bir eser yazmışsınız. Kutluyorum. Zihnimizde çözemediğimiz birçok konuya değinerek cevaplarını bulmamıza yardımcı olmuşsunuz. Sizi daha önceleri hem tv programlarında hem de yazılı basında takip ediyordum. Bilimsel açıklamalarınızı ve dini yorumlarınızı ilgiyle okuyordum. Ayrıca günümüzdeki dar kafalı yobaz dincilere karşı verdiğiniz mücadeleyi de takdir ediyorum.
Şimdi kitabın tanıtımı için Şahin Filiz Hocamızın arka kapak yazısından alıntı yapalım:
İslam dünyası felsefe, akıl ve bilimle kurduğu kadim geleneğini, Gazali’den itibaren siyasal İslam’a dönüştürerek, medeniyet yaratan bir dini, Tanrı’ya siyasi iktidar armağan etmeye programlanmış İslamcılıkla sınırlandırılıp bayağılaştırıldı. Böylece siyasal din ile belirlenen süreç Modernizm karşısında daha da keskinleştirilerek şeriat ve hilafeti, Müslümanların kendilerine açtıkları kutsal savaşın paradigmaları olarak üretti.
‘’ Milliyetçi—Muhafazakarlık’’, Doğulunun yine Doğulu kalarak kendisini ‘’ Batılı’’ olarak tanımlayıp Müslüman çoğunluğa şeriat ve hilafet söylemiyle üstünlük kurmanın iki farklı yüzüdür. İçteki yüzü Batı adına davranan sömürgen bir Doğulu, dıştaki yüzü ise egemenlik kurdukları çoğunluk Müslüman halklar adına dini söylem geliştirdikleri politik yüzüdür. Başka bir deyişle, milliyetçilikte Batılı, muhafazakarlıkta Doğulu olmak, İslam’ın başlangıcından bugüne süregelen ‘’Müslüman’ın Müslüman üzerinde siyasal egemenlik kurması’’ mücadelenin tarihsel fiyaskosunun ‘’Neo—Oryantalist’’ anlatımıdır.
Oryantalizm’in Doğulu tarzı olan Neo—Oryantalizm, tarihsel süreçte İslam’ın doğasını zorlayarak kurmaya çalıştığı bu politik dini egemenliğin modern çağda da başarısızlığa mahkum olmasının acısını kadından çıkarmanın yollarını aramaktadır.
Tarikat, Cemaat, Kadın, Neo—Oryantalist tarikat ve cemaatlerin kadın üzerinden nasıl siyasal İslamcı bir hegemonya kurmaya çalıştıklarını felsefi açıdan irdeleyen bir kitap.
Bu kitabı alıp okumanızı tavsiye ediyorum. Say Yayınevi basımı olan bu kitap, egemenlik anlayışı ve siyasal İslamcılık üzerine yazılmış en güzel bir eser diyebilirim. İyi okumalar.



























