Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Turgay MUTLU

Turgay MUTLU

Mail: turgaymutlu48@hotmail.com

TAŞLITARLADAKİ EV

 İnsan    niçin   yazar   ve  roman    nedir? Söylemek   istediğimiz   şeyler  vardır   da  ondan. Yazmak, söylemek   gibi  sadece   inandırmaya   çalışmaktır. İnsan  yazacağı   şeyin, şiir, hikaye, nuvel, roman  veya   bilmem   ne  olmasını   düşünmeksizin   yazar. Okuyanlardır   ki  ona  bu   adlardan  birini   verirler   ve  bunlar   sadece  mekteplilerle   kakavanlar (bilgisiz adamlar)   için   yapılmış   budalaca  tasniflerdir. Onların  yazıcı  için  hiçbir  kıymetleri   yoktur. Yazmanın   tek  gayesi, ne   şiir, ne   roman, ne  bilmem  ne  adlı   sona   varmaktır. İyi   ama  ben   neden   yazıyorum  ve   kimi   inandırmak   için   yazıyorum? Şimdilik  gazete   patronunu  ve   şimdilik, sadece  üç   beş   kuruş  kazanabilmek   için. İnsan  kendini   yazar. Nasıl  ki  herkes   kendini   söyler. Bar  artisti  vücudunu    gösterir, muharrir, iç   alemini.
Yukarıda  okuduğunuz   bölüm,   kitabın  tanıtımı  için   yazılmış  olup  arka  kapağından  bir  alıntıdır. Yapı  Kredi   Yayınları   tarafından   yeniden   basımı   yapılan   bu  güzel   eseri  bir  solukta  severek   okudum. Sizlerde   alıp  okuyunuz. Klasik  güzel   bir  eser.
Talıtarla’daki  Ev  romanının   kendisinden  daha  ilginç  bir  serüveni   olduğunu  kitabın  önsözünü  okuyunca   öğreniyorsunuz. 1912  Yılında   Balkan  Savaşı  sonrası  Anadolu’ya   göçen   Türklerin  hazin  hikayesi  bu  kitapta   anlatılıyor. Taşlıtarla, Suadiye   taraflarında,  Bulgaristan  göçmenlerinin  yerleştirildikleri   bir  semtin   adıdır. Kitabın   yazarı   İlhami   Bekir  Tez, Taşlıtarla  mahallesinde  öğretmenlik   yaparken  20  yaşında  bu  romanı  yazmıştır.
Şimdi   yazarın  bir  anısını  sizlerle  paylaşayım:
‘’ Yıl   sanırım  1929  idi. Bir  gün  burada  beni   Nazım  Hikmet  ziyaret  etti  ve  üç  gün  sonra  dedi  ki: ----Bir  arkadaşımız   var. Onu sana   konuk  edeceğiz. Polisçe   aranıyor. Bir  odada  oturursunuz . Birlikte  yer  içersiniz. Bahçede  abdeste  geceleri  çıkar. Ona  hiç  soru  sorma, adını  da. Ne  anlatırsa  onu  dinlemekle  yetin. Seveceksin. O  da  Darülmuallimin  mezunu.
---Peki   gelsin! dedim.
Ve   geldi.
Bana  aşık  olan, ancak  pek  yüz  vermediğim  komşunun  dul  kızı  Sadiye  bir  gün  konuğumu  görmüş. Ah  bu  kadın  kini  ah…
--- İlhami   Bey   odasında   bir  kaçak   saklıyor. Onu  polise  haber  vereceğim.
Durum   kritikti. Konuğuma  olduğu  gibi  anlattım  ve  dedim  ki:
---İster  kal, ister   git   artık…
Ve  sevgili   konuğum  o  gün  kalktı  gitti. Bir  daha  görmedim. Haftasında  Nazım’a  onu  sordum. Nazım  şöyle  cevap  verdi:
---O  mu ? İntihar  etti  o.
Çok  sonra  anladım. O  intihar   etmiş  değildi. Öyle  gerekmiş  ve  Nazım  Bana  öyle  demişti. Ama  ben   inanmıştım. Bu  çok  sevdiğim  insana   acımış, üzülmüştüm. İşte   Taşlıtarla’daki  Ev  romanı, bu  adamın  anısıyla, onun için  yazılmıştı. Altı   ayda  yazdım  ve  bitirdim.’’
Sevgili   okurlar, kitabı  okurken  yaptığım  araştırmalar   sonucu  yazarın  evinde  sakladığı  ve  kitabına  esin  kaynağı  olan  kişinin, TKP  tarihinin  önemli  isimlerinden   Zeki   Baştımar  olduğunu  ortaya  çıkardım. Zeki   Baştımar, 1940 larda  Tolstoy’un   ‘’ Savaş   ve   Barış’’ adlı  eserini  Nazım  Hikmet’le   birlikte  Türkçeye   çeviren   kişidir. Ayrıca   Çehov’dan  da  çeviriler  yapmıştır.
Bu güzel   kitabı   okuyunuz   efendim.
Nuvel:  Japonya’da  ortaya  çıkmış, uzunluk   bakımından romanla  hikaye  arasında  kalan  bir  edebi tür.
Not:  Tüm   Okurlarımın   29  Ekim  Cumhuriyet    Bayramını  en  içten   dileklerimle   kutlarım.
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar