Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

TÜRKİYE NOTLARINDAN SEÇKİLER

 BİR RAPOR:
Bu hafta  Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonun  (TİSK)  “İşsizlik Raporu” yayımlandı.  Tüm dünyada 15-29 yaş arası “genç nüfus” olarak kabul ediliyor. Rapora göre bu nüfus Türkiye’de 18 milyon. Bunun üçte biri yani 6 milyon genç insanımız eğitimde ve çalışma yaşamında yok. Türkiye başarısız bu vahim tablo ile OECD ülkelerinde Kore ve Meksika sonrası 33 ülke arasında üçüncü sırada… Cinsiyet bazında bakıldığında ise genç  kadınların %45’i hem çalışma yaşamında hem de eğitimde yoklar. Kadınlar açısından daha vahim bir tablo. Eğitimde olmayan ve çalışmayan genç kadınlara ait bu oranla Türkiye açık ara OECD birincisi… Bu rakamların oluşmasında  ülkeyi 13 yıldır yöneten siyasal iktidarın eğitim ve istihdam politikalarının neden olduğu açıktır. Eğitim, ülkenin genç insanlarının gereksinmeleri penceresinden değil de “bilim ve akıl dışı”  sadece “İmam Hatip” penceresinden bakılırsa sonuç böyle oluyor… Bu rakamlar,  ülke öyle nutuklarda ifade edildiği gibi ülkenin  güllük-gülistanlık olmadığını gösteriyor  bu konudaki politikaların yeniden gözden geçirilmesi zorunluluğunu ortaya koyuyor.
BİR DANS  ÖYKÜSÜ VE ÇARPITILMIŞ ACISI(!):
19 Haziran 2015 tarihli Birgün gazetesinde  “Yeni Şafak yazarının 'yürek burkan' anısı: İlkokuldayken dans öğretmişler!” başlıklı çarpıcı, ironik  bir haber vardı. Yeni Şafak gazetesi  yazarı Hayrettin Karaman, köşesinde 1940’lı yıllarda ilkokul öğrencisi iken öğretmenleri tarafından nasıl dans öğrenmeye götürüldüğünü büyük bir “üzüntüyle!” anlattığı haberi vardı.Karaman, dans ettiği için kendisini mazlum göstererek aldığı bu eğitimin “insan tabiat ve fıtratına aykırı” olduğunu ifade ediyordu. Ve sonra da:  “1940'lı yıllarda ilkokul öğrencisi idim, bir öğretmenin ağzından bir kere olsun müspet manada İslam, Allah, Peygamber kelimesini duymadım, ama başımızda bay ve bayan öğretmenlerimiz olduğu halde bizi halk evine götürerek dans etmeyi öğretmişlerdi.Bu insan tabiat ve fıtratına, normal gelişme ve değişme kurallarına aykırı olan devrim macerası toplum içinde büyük yarıklar meydana getirdi.”  ifadeleri gazete haberinde yer alıyordu.
Bu haberi okuyunca irkildim. 2015 yılında bir üniversitemizin İlahiyat fakültesi öğretim üyesinin “insanın kendi aklını kullanabilmesi” olarak özetlenen “Aydınlanma” düşüncesinden nasipsizliğinin yarattığı düşün dünyasının onu nerelere sürüklediğini düşündüm. Keşke onu mandolin de çaldırsalar, daha çok dans ettirseler de insanlaşma-uygarlaşma süreçlerini tamamlayabilseydi diye düşündüm. Hayrettin Karaman, son yıllarda tüm nesnelliğini kaybederek verdiği fetvalarla  “yandaş öğretim üyeliği-gazete yazarlığı”  anlamında üniversiter kimliğini kaybeden bir isim. Her tür insanlaşma hareketine karşı. Geçen yıl Ramazan Bayramında  Hanefî mezhebine göre müziğin icrası da, dinlenmesi de haramdır. Bir değneğin, bir çubuğun bir yere ahenkli bir şekilde vurulması bile bu hükme dahildir ve haramdır” şeklindeki müzik karşıtı açıklamasıyla çağın ne denli dışında olduğunu ortaya koymuştu. Çok açık ki yandaşlık  Karaman örneğinde olduğu gibi  sosyal-toplumsal  körlük üretiyor…
Bu yazıyı yazarken Kavaklıdere İlkokulu 1962 yılındaki birinci sınıf öğretmenim Sevgili Durani Keleş’e sevgiyle, saygıyla  andım. Ben Karaman Hoca gibi asla düşünmüyorum… İlkokul yıllarının, çocukluk gelişiminin fıtratında(!) “müzik, resim, spor ve dans ” hep vardır. Bilim, pedagoji böyle diyor…   İlkokul birinci sınıfında bize ilk dans etmeyi, rontları, valsi öğreten bize çok coşkulu okul müziği parçaları öğreterek yaşam coşkusu kazandıran, sınıf arkadaşlarımızla cinsiyet ayrımı yapmadan kardeşçe, eşit koşullarda yaşamanın doğallığını bize aktaran öğretmenimi   bu satırlardan sağlıklar, güzellik diliyorum.
LYS SONUÇLARI ALARM VERİYOR:
Sınava giren 900 bin öğrencinin merakla beklediği 2015 Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçları geçen haftalarda  açıklandı. Bu sınav sonuçları, okul öncesi, ilk, orta ve lise öğretiminin, yani 13 yıllık eğitimin değerlendirildiği,  öğrencilerinin okul denilen süreçlerden ne denli yararlandıklarını göstermesi anlamında önemli bilgiler içeriyor.
Günümüz üniversiteye giriş iki sınavla gerçekleşiyor: YGS ve LYS. YGS’de öğrencilerin yarısı eleniyor. Bu yıl  liselerimizden  856 bin öğrenci mezun olur;  bunların yarısı meslek lisesi, yarısı genel lise mezunu.  Türkiye’de üniversitelerde okullaşma oranı yüzde 40 civarında. Yani 10 öğrenciden 4’ü üniversiteli oluyor.  Önce YGS sonuçlarına bakalım:  Sorulan 40 soruda  Türkçede ortalama 15.9, sosyal bilimlerde 10.4, matematikte 5.4 ve fende 4.6 doğru yanıt  verildiğini daha önce yazmıştık.  Ortalamalar ülkedeki eğitimdeki nitelik kaybını göstermesi anlamında çarpıcı. LYS’de  ise 2011 yılı matematik ortalaması 15.2 iken, bu oran 2015 yılında 9.2’ye iner… Geometride ise  8.53’ten 3.78’ e düşer.  LYS’ye baktığımızda 56 soruluk Türk dili edebiyatı sınavında doğru cevap ortalaması 20.12… İsmet Berkan  3 Temmuz 2015 tarihinde Hürriyet gazetesinde yazdığı yazıda durumu “Türkçeyi okuyup yazamayan nesiller yetiştirmek” olarak özetliyor.  Sonuç açık, 13 yıllık eğitim çocuklarımıza  kendi dilimizle okuma ve anlamayı, kendisini  ifade etme becerisini çocuklarımıza veremiyor. Orta öğretimdeki nitelik kaybı tümüyle yüksek  öğretime yansıyor ve üniversitelerimiz sadece dört  yıl sonra diploma alınan yüksek liseye dönüştüğü gerçeğini acıyla yaşıyoruz. İlk sorumuzu soralım:  “Bu okullar ne işe yarıyor?”
Genellikle siyasal iktidar penceresinde hayata bakan Hürriyet gazetesi yazarı Taha Akyol 4 Temmuz 2015 tarihli  “Eğitimde Alarm” başlıklı yazısında  verileri irdeledikten sonra “Akademik  ya da bilimsel kalite düşüklüğünün sebebi din eğitiminin yaygınlaşması olabilir mi?” diye  geç de olsa sormak zorunda kalıyor.  AKP iktidarını  belki de bu konuda ilk kez “AKP iktidarının hatası, eğitimi ve okullaşmayı yaygınlaştırmak gibi iyi bir iş yaparken kaliteyi düşürmüş olmasıdır” diyerek bir saptama yapmak zorunda kalıyor.
Evet Türkiye’de her şey güllük-gülistanlık değil. Eğitim dibe vurmuş, adaletsizlikler ve eşitsizlikler gittikçe artıyor. Genç nüfusun işe ve nitelikli eğitime gereksinmesi var. Eğitim sadece “İmam Hatip” penceresinden bakılamayacak kadar  ağır sorunlar içeriyor. Türkiye bir şeyler yaparsa, çözüm üretirse, eğitim ve düşünce reformunu yaparsa çağdaş bir ülke olma rotasına girecek.  Yapamazsa  ise Ortadoğu’nun bulanık sularında kalmış bir ülkeye dönüşme potansiyeli var. Ülkenin dinamik demokratik güçleri buna izin vermemelidir…
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar