Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

TÜRKİYE’DE EĞİTİM VE BAZI RAKAMLAR

 Türkiye yine kaotik bir süreç yaşıyor. Suriye sınırımızda yoğun, sıcak  hareketlilik yaşanırken,  olaylar karşısında siyasal iktidarın net bir tutum sergileyememesi  ve buna dayalı tartışmalar gündemde yerini alıyor. Tüm bu süreçler yaşanırken eğitim dünyamızın dinselleştirilmesine yönelik çabalar da hızla  devam ediyor ve  medyada da yer alıyor. Türkiye; laik, demokratik, bilimsel eğitim rotasından hızlı bir şekilde ayrılıyor. Ortaöğretime baş örtüsü kararı, okullara zorunlu mescit kararı, eğitim kadrolarında yaşanan yandaş gerici kadrolaşma, sesi çıkmayan, ışığını kaybetmiş  üniversiteler bu sürecin önemli göstergeleri. Genel seçimlere az bir zaman kala eğitim gibi ülkenin en önemli sorununu ülke gündemine katmaya, tartışmaya devam edeceğiz.   
Türkiye;  toplumsal eşitsizliklerin yoğun yaşandığı bir ülke. Eğitimde yaşanan bölgesel, sınıfsal ve cinsiyete dayalı eşitsizlikler,  insanlarımızın eğitim hakkına ulaşmasında büyük engel. Küreselleşme rüzgarlarının arkasına takıldıkça, sosyal devlet anlayışını kaybettikçe, öğrenciyi müşteri gören piyasacı anlayışı eğitim paradigmasının içine kattıkça, eğitim evrensel insani-hümanist  doğasından kopuyor, dönüştürücü işlevini kaybediyor.  Yakın bir zamanda  UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) 2014 yılında hazırladığı  “İnsani Gelişmişlik Raporu” yayınlandı. Bu rapora göre Türkiye,  Dünyanın 17. büyük ekonomisine sahip ve insani gelişmişlik düzeyinde ise   69. sırada… Yani,  ekonomik gelişmeyle uyumlu olmayan,  paralel gelişemeyen  sosyal gelişmişlik ve sonuçta da   insani gelişmişlikte “sınıfta kalmış” olmak.
İnsani gelişmişlik düzeyi ülkenin insanlara sağladığı sosyal gelişmişlik üzerinde yoğunlaşarak tanımlanıyor. Bu rakam sadece ekonomik girdiler değil, sosyal göstergeleri saptayarak insani gelişmişlik endeksinin hesaplanmasını öngörüyor.  Türkiye sonuçları ekonomideki rakamsal gelişmenin yaşam kalitesi, eğitim, sağlık gibi konularda ülkenin yetersizliğinin somut  bir kanıtı.  Ekonomik büyüklük olarak Türkiye’den çok geri olan Uruguay, Bahamalar, Belarus, Romanya ve Libya  insani gelişmişlikte Türkiye’den daha iyi konumdalar. İnsani gelişmişlikte ilk beş sırada “Norveç, Avustralya, İsviçre,  Hollanda ve ABD” var.
Bu rapora  gör Türkiye’de ortalama eğitim süresi ise 7.6 yıl olarak veriliyor. Üç yıl önce bu rakam 6.8 yıl idi. Bu artışın ardında zorunlu sekiz yıllık kesintisiz eğitimin olduğu çok açık…  Bu rakam Bulgaristan’da 10.6, Rusya’da 11.7 Romanya’da 10.7 ve Kore’de 11.8 yıl.  Türkiye ortalama 7.6 yıl ile bile çoğu ülkenin çok gerisinde… Bir başka rakam, Eğitim Harcaması/GSYH oranında  Türkiye 3.8 rakamıyla eğitime en az kaynak ayıran ülke. OECD ortalaması 5.6 ve en yüksek kaynak ayıran Norveç ise 8.8, Danimarka ise 8.7. (Kaynak: OECD Veri Tabanı-2014). 17 Ekim 2014 tarihli Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji ekinde, Bayram Ali Eşiyok bu  rakamlara bakarak  “Türkiye’de devlet bireylerin en temel ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalıyor. Yoksulluk ve yoksunluk duygusu içerisindeki bireyler enformel kanallarla savunma biçimlerine yöneliyorlar ve bu gelişme demokrasinin gelişme dinamiklerini tahrip ediyor.” yorumunu yapıyor.UNDP’nin verdiği  rakamlar bizlere ekonomik kalkınmanın ancak uygun-yeterli bir sosyal kalkınma projeleriyle hayata geçirilmesi  durumunda anlamlı olabileceğini  gösteriyor.  Sosyal politikalar projelendirirken  merkezinde mutlaka insan, yani ülkenin aydınlık geleceği olmalıdır. Bu anlamda, ülkenin genç nüfusunu dikkate alan bir bakış ile  sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik harcamalarının yeniden düzenlenmesi gerektiği UNDP raporlarının sonuçlarının bize işaret ettiği acil görevlerdir.
Bu anlamda Türkiye mutlaka bir şeyler yapmalıdır. Önce  eğitim ve kültürde yaşadığı  bilim ve pedagoji dışı savrulmaya  biran önce son vermelidir. Çok açıktır ki siyasal iktidarın, eğitimi ve toplumu dinselleştirme çabalarıyla yön verme anlayışı pedagojikve  bilimsel değildir. Ayrıca  zamanın ruhuna, yaşadığımız yüzyılın akışına uygun değildir, rasyonel de değildir. Din ve okul başka, farklı  kurumlardır ve  işlevleri de  farklıdır. Eğitimi camiye, camiyi de okula taşımak çok çok gerilerde, ortaçağda kalan anlayıştır. Ortaçağ eğitimi inanmak üzerinedir, kutsaldır, sorgulanmaz. Günümüzün eğitimi ise aklı kullanmak ve sorgulama  temeline dayanır. Bunu kavramamız gerekir. Bu yapılmadığı takdirde din araçsallaştırılan bir kuruma dönüşecek ve evrensel saygınlığı zedelenecektir… Eğitim sisteminde  bu anlamda 12 yıllık tahribatı aşarak yaratıcı-özgür bireyleri yetiştirmeyi temel alan, akıl ve bilimden yana bir paradigma değişimine acil gereksinim vardır. Eğitimin bir “insanlık hakkı” olduğu gerçeğini içselleştirerek neo-liberal politikaların  yarattığı savrulmalara karşı “bireyin özgürleşmesi-toplumsallaşması” penceresinden eğitime bakılması toplumsal bir görevdir. Eğitim, yani ülkenin ve çocuklarımızın geleceği   vahşi kapitalizmin çıkar alanı olmamalıdır.
Bu anlamda ülkemiz ilericileri için   Köy Enstitüleri gibi “insan, sanat, demokrasi” merkezli  bir deneyim “eğitim saklı kenti” olarak   geleceğimizi aydınlatıyor, yol gösteriyor. Sonuç, çok gür bir sesle tüm çocuklarımıza, hayatın her alanında   “nitelikli, eşit, parasız, laik, demokratik, karma eğitim” talebini haykırmak ve talep etmek  güncel bir görevdir. 
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar