Devletin çivisi çıktı. Şu yaşanan olaylara bakın. Ülkemizin üstüne koca bir türban serdiler. Alttan alta fırıldak çevirmişler. Cemaatle iktidar el ele gönül gönüle 11 yıldır Milleti kandırdılar. Şimdi de sözde boşanıyorlar. Menfaat çatışmasında beddualar birbiri ardına yapılarak lanet yarışındalar. Milleti aşağı dünyayı yatırım yapmaya davet edenler, bu dünyanın nimetlerinden ve ganimetlerinden fazlasıyla yararlanarak malı götürmüşler. Allah, kutsal kitap, dini söylemler ve din adına halkın zaafı olan inanç sömürüsünü bol bol kullanılarak İslamiyet’i kirlettiler. İslam’ın bir çimento olduğu ve herkesimi kucakladığını anlatan iktidarın başı,dünyadaki para hırsının cazibesine maalesef yenik düştü.Demek ki bunların çimentosu paraymış para.. İslam’ı kullanmayın bari. İnanları da rencide etmeyin.
Banka müdürüne bak, paraları evde saklıyor. İmam Hatip Okuluna bağış olarak vereceğini söyleyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Rüşvetle gelen para bağışa dönüşecek. Güldürmeyin adamı. Aptallar inanır size. Gerçi halen daha şakşakçılar var. Uyuyanlara daha ne diyelim. İyi uykular efendim iyi uykular…
Bu kadar körlükte hani biraz fazla be kardeşim. Rüşvetin adı ne zaman bağış oldu? Pis kokular her taraftan geliyor. Zavallı halk geçim derdinde. Yatağan işçisi diken üstünde. Santralin ve yer altı madenlerinin özelleşmesine karşı açlık grevindeler. Her şey birbirine karışmış durumda. Hangi birine değinsek feryat figan. Halkın bedduası üzerinizde…
Bu dönem biraz Menderes dönemini anımsatsa da en çok Osmanlının son dönemine daha çok benziyor. Evet, bu kanıya şu an okuduğum Hıfzı Topuz’un ‘Vatanı Sattık Bir Pula’ adlı Namık Kemal’in hayatını anlatan romanından vardım. Hıfzı Topuz, bu kitapta dönemin ilginç portreleri eşliğinde, Namık Kemal’in yaşamı ve özgürlük mücadelesini ayrıntılarıyla ele alıyor. Ünlü vatan şairimizin mektuplarından ve dostlarının anılarından yola çıkarak, onun özel hayatını ve iç dünyasını gün ışığına çıkarıyor. Namık Kemal’in Osmanlıya karşı yürekli savaşını, sürgünlerde çektiklerini ve Abdülhamit döneminde sarayla kurduğu yakın ilişkileri bu belgesel romanda bulacaksınız.
Bu dönemde halka, basına, kurum ve kuruluşlara yapılan baskılar o dönemde yapılıyordu. 13-Eylül-1870 de Hürriyet Gazetesinde bu baskılara Ziya Bey ve arkadaşları köşe yazıyla karşı çıktılar. Cumhuriyeti savunmak o dönemde büyük yüreklilik isteyen bir işti. İnsanın başına her türlü belalar gelebilirdi. Şunları yazdılar:
‘Cumhuriyette padişah, imparator, sadrazam falan yoktur. Ülkenin padişahı da, imparatoru da, kralı da hep halktır.
Halk kendi çıkarını düşünen birkaç kişinin kölesi değildir. Herkes hak ve özgürlüklere sahiptir.
Halk zorla askere alınmaz, kışlalarda çürütülemez. Ülke tehlikeye düşerse halk silaha sarılır.
Halk angarya yöntemiyle çalıştırılamaz. Gazeteler hükümete yaltaklanmak zorunda değildir. Her türlü eleştiriyi yaparlar.
Cumhuriyet rejiminde millet meclisi vardır, üyelerini halk seçer, yasaları meclis hazırlar.
Mahkemeler özgürdür, bağımsızdır. Onlara ne meclis karışır, ne de başkan.
Ülke yöneticilere dedelerinden ve babalarından miras kalmış değildir.
Diktatörlük rejimlerinde iş başındakiler istediklerini cennete yollarlar, istemediklerini cehenneme.
O rejimlerde gazeteler iş başındakilere dalkavukluk ederek yaşamlarını sürdürürler, iktidardakileri öve öve göklere çıkarırlar. Bütün kötülükleri iyilik olarak gösterirler. Kolay para kazanmanın yolu budur.’
Umarım, benzeyen yönlerini sizlere anlatabilmişimdir. Osmanlının sonu kötü bitti. Bakalım bu dönem nasıl bitecek? Hayırlar dileyen dilesin… Haksızlık ve zulüm edene ben dilemiyorum. Vatanı bir pula satanları ve emperyalist güçleri kınıyorum, lanetliyorum. Efendim Remzi Kitabevinin yayınladığı bu güzel eseri mutlaka okumanızı istiyorum…
Yaşasın Cumhuriyet… Yaşasın Tam Bağımsız TÜRKİYE…






















