"Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar. Yoksulluk bütün insanlığın utancıdır.” Yaşar Kemal
“İnsan var, Karartır ak gündüzü, İnsan var Ağartır Gecemizi” Sabahattin Eyüboğlu
“Türklerin En Kürdü, Kürtlerin En Türkü” Sait Faik
28 Şubat 2015 Cumartesi günü Seferihisar’dayız. Köy Enstitülerinin kuruluşunun 75. Yılı ve Hasan-Ali Yücel’in aramızdan ayrılışının 54. yılı anısına Seferihisar Belediyesi, Seferihisar Kent Konseyi ve Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği imecesiyle gerçekleştirilen “Tohum Takas Şenliği” ve üç oturumluk çalıştayın sonuna gelmiştik. Salona gelen bir haberle tüm salon irkildi. Türkiye İnce Memedini kaybetmişti. Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer sahneye çıktı ve Yaşar Kemal anısına tüm katılımcıları bir dakikalık saygı duruşuna davet etti. Herkes üzgündü, bir yanını kaybetmiş gibiydi. Zira, Yaşar Kemal Türkiye idi, bir vicdan abidesiydi, bu toprakların Homerosuydu, direnişin, doğanın, iyiden güzelden yana olanların, böcü börtünün, Türkçenin sesiydi…
Yaşar Kemal ile Ortaklar İlköğretmen Okulu yıllarında okuduğum İnce Memed kitabıyla tanışmıştım. Daha sonra da diğer romanlarını okumuştuk. Bizim kuşak, Köy Enstitülü yazarlar ve Yaşar Kemal, Orhan Kemal ile toplumsal gerçeklik ve köy sorunlarını tanıdı. O yıllardan beri hayatın her evresinde Abdi Ağalara karşı mücadelenin içinde olduk. Yaşar Kemal ile karşılaşmam ve kucaklaşmam 2011 yılında oldu. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED)-2011 Aydınlanma Onur Ödülünü 17 Nisan 2011 günü İzmir’de Türk edebiyatının çınarı, halk kültürümüzün güçlü kalemi, Köy Enstitülülerin dostu, yazar Yaşar Kemal’e vermeyi kararlaştırmıştık. Üç ay öncesinden kendisiyle haberleşmeye başladık. “Hoca, ben yaşamım boyunca hep Köy Enstitülüler ile beraber oldum ve hep de enstitüleri savundum, gelmez miyim” dediğinde çok mutlu olmuştuk. Etkinlik tarihine kadar yaklaşık dört-beş kez telefonlaştık, bize enstitüler ile ilgili yazılarını gönderdi, dostluğumuz gelişti. 17 Nisan 2011 günü Ekonomi Üniversitesi girişinde eşi Ayşe Hanımla beraber kırk yıllık dost gibi birbirimize sarıldık. “Hoca, elimi hiç bırakma, çok önemli bir iş yapıyorsun” diyerek bizi yüreklendirdi. Salon doluydu, Yaşar Kemal ile yan yana oturduk. Tören öncesi DEÜ-Devlet Konservatuarı sanatçılarının seslendirdiği halk ezgilerine büyük bir mutlulukla eşlik etti.
Sonra ödül töreni başladı ve mikrofona gelen Yaşar Kemal; “Köy Enstitüleri dünyada kurulmuş en büyük enstitülerinden birisidir. Şu anda uygulanan eğitim sistemi ise Yunanistan’da 4. yüzyılda uygulanan bir sistemdir. Anlayacağınız inanılmaz kötü bir sistem uygulanıyor. Ben dünyada nereye gittiysem Köy Enstitülerini anlattım. Bundan sonraki kitabımda da Köy Enstitülerini anlatacağım. Biz bugünün çağdaş Türkiye’sinde yaşıyorsak bunu Cumhuriyetin kurduğu Köy Enstitülerine borçluyuz,” derken salon onu ayakta alkışlıyordu. Sonra akşam yemeğinde yan yanaydık. 1940-1950’li yılları anlattı. Hep birlikte ilk kıtası “Yenice yolları bükülür gider/Zülüf ak gerdana dökülür gider/Yiğidin sevdiği güzel olunca/Ömrü arkasından sökülür gider” olan “Yenice Yolları” türküsünü söyledik. Yaşar Kemal; Köy Enstitüleri hareketinin hep içinde olmuştu ve Köy Enstitülerinin dostuydu. 17-18 yaşlarında Sabahattin Eyüboğlu’nun ricasıyla Hasanoğlan'a gittiğini öğrencilere Anadolu masallarını, destanlarını anlattığını, öğrencilerle yaptığı bu söyleşilerinin sabahlara kadar sürdüğünü söylerken yüzü gülüyordu ve mutluydu. Yaşar Kemal; bir Karacaoğlan hayranıydı. Adana’da yapılan olan bir kültür evine Yaşar Kemal adı verilmesine itiraz ederek “Karacaoğlan” adının verilmesini sağlamış, 17 Nisan 2011 akşam yemeğinde espriyle karışık evliliklerini yaparken eş adaylarına hep “Karacoğlan’ı bilir misin?” diye sorduğunu coşkulu kahkahalarla bizlere aktardı.
Yaşar Kemal; enstitü düşüncesini, felsefesini, Tonguç’u hep yazılarına taşımış, Tonguç’u çok iyi anlamıştı. Geleceğin eğitim sisteminin bu kazanım üzerinden gelişeceğine inanarak, “Bir karanlık devir geldi. Baba Tonguç’u, onun çocuklarını, hepimizi yendiler. Baba Tonguç’u Köy Enstitülerinden atıp, onun çocuklarının elceğizleriyle yaptıkları eseri yıktılar. Baba Tonguç bir şey biliyordu: İnsanların en büyük haklarından biri, birincisi okuma haklarıdır. Karanlıklardan kurtulma haklarıdır. Bunun için çarpıştı. Ve bunun için öldü. Hem de bahtiyar öldü. Tonguç, tarihimizin büyük adamlarından biriydi. Aydınlıklarımız onlardan gelir, öyle adamlardan. İnanmış adam Tonguç Baba bize aydınlık, bize sevinç, bize güç, bize inanç sağlamlığı göndermeye devam edecek. Köy Enstitülerini tarihin hiçbir devrinde kimsecikler kapatamayacak… 17 Nisan düşüncesi ölmeyecek. Gittikçe de bir çığ gibi büyüyor. Gericiler, sömürücüler bu çığın önünde tutunamayacaklar. Yakında çok yakında göreceksiniz Anadolu bütünüyle 17 Nisanı bir milletin uyanışını kutlayacaktır,” enstitü umudunu hep canlı tuttu.
Yaşar Kemal insan haklarına, emeğe ve demokrasiye tutkun, ülkenin onur duyduğu duyarlı bir aydındı. O hep umudun insanı olarak yaşadı. “İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır. Demokrasiyi yaratmak insanlığın büyük gücü ile olmuştur. Çok söyledim, tekrar söylüyorum. Ya demokrasi ya hiç? Ve Türkiye hiçe layık değildir? Selam olsun düşünce özgürlüğü ve insan hakları için direnen meslektaşlarıma. Selam olsun, korkunun üstüne yürüyenlere. Selam olsun insanlık toptan tükenmedikçe umudun da tükenmeyeceğini gösterenlere. İnsan soyu içinde en güzelleri, en kutsanacak olanları onlardır” ifadelerini bir aydın sorumluluğuyla, tüm sahiciliğiyle ortaya koyuyordu.
Yaşar Kemal’in kaybı dış dünyada da büyük yankı buldu. Washington Post “ Onun insan doğasının derinliklerini keşfetme ve karakterlerinin evrensel özelliklerini ortaya çıkarma yeteneği, romanlarının toplumun bütün kesimlerine erişebilmesini sağlamıştır” ifadeleriyle haberi geçerken, New York Times “Yaşar Kemal’in zorba toprak ağalarının, vurdumduymaz bürokratların ve adaletsizliğe karşı savaşan köylü kahramanlarının coşkulu öykülerini anlatan yapıtları, memleketi Güney Anadolu’daki Çukurova’da geçer. Geniş kitlelere seslenen renkli bir anlatımla, adaletsizliği acımasızca eleştiren iki düzineden fazla kitap yazmıştır” denildi. New York Times, Yaşar Kemal’in, “Eğer edebiyatı keşfetmeseydim, destanlar söyleyen bir halk ozanı olurdum” sözlerini de haberinde yer verdi. Guardian’ın haberinde, Elia Kazan’ın “Yaşar Kemal geleneklerin en eskisinde, Homeros geleneğinde yazan bir romancıdır, başka hiçbir sesi olmayan insanların sözcüsüdür.” sözleri aktarıldı ve ayrıca ünlü yazar John Berger’ın “Yaşar Kemal bin kilometre boyundadır ve iki taştan sevecen ve büyüleyici bir öykü çıkartabilir.” sözlerine yer verdi. Yaşar Kemal yerelden evrensele yürümüş bir yazardı.
Ortaokul ikinci sınıf yıllarında “İnce Memed” romanıyla yaşamıma giren, 2011 yılında birlikte olma-kucaklaşma onurunu taşıdığım ve bir kuşağın bilinç dünyasında, Anadolu’yu, sömürüyü, ağalık sistemini, başkaldırıyı, itiraz etmeyi, adalet ve eşitlik duygusunu içselleştirmesine öncülük yapan edebiyatımızın çınar ismi Yaşar Kemal’i saygıyla selamlıyorum.






















