<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Demeç Gazetesi</title>
        <link>https://www.demecgazetesi.com/</link>
        <description>Demeç Gazetesi</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Sıcak havalarda gıda zehirlenmeleri arttı!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/sicak-havalarda-gida-zehirlenmeleri-artti-14533</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/sicak-havalarda-gida-zehirlenmeleri-artti-14533</guid>
                <description><![CDATA[Yurt genelinde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinde üzerinde seyretmesi gıda zehirlenmelerinin artmasına neden oldu. Peki, gıda zehirlenmesine karşı neler yapmalıyız?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yurt genelinde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinde üzerinde seyretmesi gıda zehirlenmelerinin artmasına neden oldu. Peki, gıda zehirlenmesine karşı neler yapmalıyız?</p>

<p>Artan sıcaklıklarla birlikte&nbsp;<strong>gıda zehirlenmesi</strong>&nbsp;vakaları da ciddi oranda arttı.&nbsp;<strong>Uzman Diyetisyen Miray Yağmur,&nbsp;</strong>artış gösteren gıda zehirlenmesi hakkında&nbsp;<strong>Herkes Duysun</strong>’a açıklamalarda bulundu.</p>

<p><img alt="Dyt. Miray Yağmur - Beslenme ve Diyetetik - İstanbul (Avrupa) - MediBu" src="https://medibulut.s3.eu-west-1.amazonaws.com/users/2a38a4a9316c49e5a833517c45d31070/1659341114.jpeg" style="height:749px; width:750px" /></p>

<p><strong>SICAK HAVALARDA GIDA ZEHİRLENMELERİ NEDEN ARTIYOR?</strong></p>

<p><strong>Sıcak hava</strong>larda gıda zehirlenmelerinin artmasının nedenlerinde bahseden&nbsp;<strong>Uzman Diyetisyen Miray</strong>&nbsp;<strong>Yağmur</strong>,“<strong>Sıcak hava</strong>larda gıda&nbsp;<strong>zehirlenmeleri</strong>nin artmasının birkaç temel nedeni vardır. İlk olarak, yüksek sıcaklıklar bakterilerin, virüslerin ve diğer patojenlerin çoğalması için ideal koşullar sağlar. Özellikle Salmonella, E. coli ve Listeria gibi bakteriler sıcak ortamlarda hızla üreyebilir. Gıdaların uygun şekilde saklanmaması veya yeterince pişirilmemesi durumunda bu patojenler kolayca çoğalır ve gıda zehirlenmesine neden olabilir. Ayrıca, sıcak havalarda insanlar daha sık piknik yapar, dışarıda yemek yer ve yiyecekleri açık havada uzun süre bırakabilirler. Bu durum, yiyeceklerin uygun sıcaklıkta saklanmasını zorlaştırır ve bakterilerin üremesi için elverişli bir ortam yaratır. Özellikle mayonez, süt ürünleri, et, tavuk ve deniz ürünleri gibi hassas gıdalar, sıcak havalarda daha hızlı bozulma riski taşır. Son olarak, sıcak havalarda su tüketimi artar ve bazen kontamine su kaynaklarından su içme riski de söz konusu olabilir. Kirli veya mikroplu su tüketimi, bağırsak enfeksiyonlarına ve gıda zehirlenmelerine yol açabilir.” dedi.</p>

<p><img alt="Sıcaklarda bu yiyeceklere dikkat! Zehirlenmenin en büyük sebebi... - Sağlık  Haberleri" src="https://iasbh.tmgrup.com.tr/b1d030/430/243/0/56/724/465?u=https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2024/06/27/sicaklarda-bu-yiyeceklere-dikkat-zehirlenmenin-en-buyuk-sebebi-1719496787434.jpg" style="height:424px; width:750px" /></p>

<p><strong>GIDA ZEHİRLENMELERİNİN ÖNÜNE NASIL GEÇEBİLİRİZ?</strong></p>

<p><strong>Gıda zehirlenmelerinin</strong>&nbsp;önüne geçmek için çeşitli önlemler alınabileceğinin altını&nbsp;<strong>çizen Dyt. Yağmur</strong>, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Öncelikle, ellerin yemek hazırlamadan önce ve sonra sabun ve suyla yıkanması, çapraz bulaşmayı önlemek için çiğ et, tavuk, deniz ürünleri ve yumurtaların diğer yiyeceklerden ayrı tutulması ve mutfak yüzeylerinin, kesme tahtalarının ve aletlerin düzenli olarak temizlenmesi çok önemlidir. Yiyeceklerin doğru saklanması da hayati önem taşır. Buzdolabının 4°C veya daha düşük, dondurucunun ise -18°C veya daha düşük sıcaklıkta tutulması, artan yemeklerin 2 saat içinde buzdolabına konulması ve 3-4 gün içinde tüketilmesi gerekmektedir. Gıdaların güvenli şekilde pişirilmesi, et, tavuk, balık ve yumurtaların iç sıcaklıklarının uygun seviyeye gelene kadar pişirilmesi ile sağlanır ve bu noktada bir gıda termometresi kullanmak faydalıdır. Güvenilir kaynaklardan alışveriş yapmak, taze ve son kullanma tarihi geçmemiş ürünler tercih etmek, ambalajı hasar görmüş ürünleri almaktan kaçınmak da önemlidir. Eğitim ve farkındalık da gıda güvenliğinin sağlanmasında kritik rol oynar. Bu yüzden gıda güvenliği hakkında bilgi sahibi olmak ve bu bilgileri paylaşmak, gıda etiketlerini okuyup saklama koşullarını ve pişirme talimatlarını dikkate almak gerekir. Bu önlemler, gıda zehirlenmesi riskini önemli ölçüde azaltacaktır ve düzenli olarak uygulanmaları, hem kendi sağlığınızı hem de sevdiklerinizin sağlığını korumanıza yardımcı olur.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jul 2024 17:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/07/sicak-havalarda-gida-zehirlenmeleri-artti-1720447357.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İleri yaş ve sigara akciğer nodülü sebebi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/ileri-yas-ve-sigara-akciger-nodulu-sebebi-14354</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/ileri-yas-ve-sigara-akciger-nodulu-sebebi-14354</guid>
                <description><![CDATA[Akciğer kanseri risk faktörlerine bakıldığında, ilk sırayı sigara kullanımı alıyor. Tüm akciğer kanseri hastalarına bakıldığında, yüzde 90’ında sigara kullanımı olduğu görülüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri risk faktörlerine bakıldığında, ilk sırayı sigara kullanımı alıyor. Tüm akciğer kanseri hastalarına bakıldığında, yüzde 90’ında sigara kullanımı olduğu görülüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Akciğerlerde görülen nodüllerin yüzde 95’e yakını iyi huylu kitlelerdir. İleri yaş, aşırı sigara kullanımı, asbest, radon veya uranyum gibi diğer inhaler kanserojenlere maruz kalmanın yanı sıra amfizem veya fibrozis varlığı ve ailede akciğer kanseri öyküsünün kanser riskini artırdığını paylaşan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, uzun süre sigara içenlerde hiç sigara içmemiş bireylere göre, akciğer kanseri görülme riski 10-30 kat daha fazla olduğuna dikkati çekti. ağır sigara içicilerinde kümülatif akciğer kanseri riski yüzde 30’lara kadar çıktığını,&nbsp;hiç sigara içmeyenlerde bu oran yüzde 1’in altında olduğunu söyledi.</p>

<p>Akciğerinde nodül saptanan hastanın göğüs hastalıkları hekimine başvurması gerektiğini söyleyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Nodül boyutu, sayısı, yapısı ve büyüme hızı, nodülün malignite olasılığını değerlendirmek ve uluslararası kılavuzlara göre nodül yönetimini belirlemek için en yaygın kullanılan belirleyicilerdir. Varsa daha önce çekilmiş toraks BT görüntülerini de beraberinde getirmesi, eski görüntülerle birlikte değerlendirilmesi, karşılaştırılması için olanak sağlayabilir. Nodülün takip edilip edilmeyeceği kararı, göğüs hastalıkları hekimi tarafından, nodülün ve hastanın özelliklerine göre verilmeli” dedi.</p>

<p>Bir akciğer nodülü varlığında doktorların asıl amacının ileri tetkik yapılmasını gerektirecek kadar şüpheli bir nodülü, mümkün olduğu kadar erken tespit ederek gereksiz teşhis veya tedavi prosedürlerinden kaçınmak olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Malign (kötü huylu) nodül vakalarında akciğer kanserinin erken tanısı, güvenli ve kesin çözüm sağlayabilir” diye konuştu.</p>

<p>Cerrahi olarak nodülün çıkarılmasının tanıda altın standart yöntem olduğunun altını çizen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Bazı kanserlerde tedavi edici de olabiliyor. Yüksek olasılıklı saptanan hastalarda ve orta olasılıklı olup cerrahi dışı yöntemle tanı konulamayan hastalarda, video aracılı torasik cerrahi (VATS) ile nodülün çıkarılması tercih ediliyor. Akciğer dış tarafından görülebilecek lezyonlar, direkt VATS ile alınabilirler. Ancak, gözle görülemeyecek nodüllerde ise, açık toraks cerrahisi ile parmakla palpe edilerek çıkarılabileceği gibi; VATS ile yapılacak cerrahide işlem öncesi tel yerleştirme veya metilen mavisi ile boyama gibi yardımcı yöntemler de kullanılabiliyor” açıklamasında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 13:54:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/03/ileri-yas-ve-sigara-akciger-nodulu-sebebi-1710500043.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>55+ yaş dikkat! Göz siniri felci tehlikesi...</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/55-yas-dikkat-goz-siniri-felci-tehlikesi-14352</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/55-yas-dikkat-goz-siniri-felci-tehlikesi-14352</guid>
                <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği, gözdeki optik sinirlerin bir bölümüne giden kan dolaşımının aksaması veya tıkanması sebebiyle ani ve ağrısız görme kaybı yaşanabileceğini belirterek, 55 yaş üzerindeki yüksek tansiyon ve şeker hastalarının dikkatli olmaları gerektiğini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği, gözdeki optik sinirlerin bir bölümüne giden kan dolaşımının aksaması veya tıkanması sebebiyle ani ve ağrısız görme kaybı yaşanabileceğini belirterek, 55 yaş üzerindeki yüksek tansiyon ve şeker hastalarının dikkatli olmaları gerektiğini açıkladı.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türk Oftalmoloji Derneği Nörooftalmoloji Birim Başkanı Prof. Dr. Banu Solmaz, en sık görülen göz hastalıkları arasında iskemik optik nöropati adı verilen halk arasında ise göz siniri damar tıkanıklığı ya da felci olarak bilinen hastalığın yer aldığını aktardı. Bu hastalığın altında yatan önemli risk faktörleri bulunduğuna dikkat çeken Solmaz, “Yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon, kan yağlarının yüksek olması, gün içinde az su içilmesi, az hareket edilmesi, bazı genetik yatkınlıkların bulunması bu hastalığa sebep olmakta. Genelde 50-55 yaş grubunda görülse de daha erken yaşlarda da bu hastalığın görülmesi mümkün olmaktadır.” diye konuştu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>KORUYUCU HEKİMLİĞİN ÖNEMİ</strong></p>

<p>Prof. Dr. Banu Solmaz, gözde sinir felcinin göz sinirinin kanlanmasını sağlayan çok özel bir damar yumağının küçük pıhtılarla tıkanmasıyla ortaya çıktığını ve günümüzde tam olarak tedavisinin bulunmadığını sözlerine ekledi. Hastalarda görme keskinliği, renkli görme yetisi azalmakta ve görme alanında kayıplar meydana geldiğine dikkat çeken Solmaz,&nbsp;“Tedavide kortizon içeren ilaçların bazı hastalarda faydalı olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte tüm hastalarımızı iyileştirme şansımız olmamasından dolayı koruyucu hekimliğin ön planda ve çok önemli olduğunu söylememiz gerekiyor. Metabolik değerlerimizin iyi olması bu hastalığa yakalanmamak adına çok önemli kan şekeri, tansiyon ve kan yağlarının yüksek olması ile günlük hareketin az olması en önemli risk faktörleri. Bu hastalığın bir gözde ortaya çıkması, diğer gözde de bu hastalığın görülme ihtimalini üçte bir oranında arttıran bir risk unsuru oluşturuyor. Bir gözünde bu hastalığa yakalanan hastaların belirtilen risk faktörlerine dikkat ederek dengeli beslenmeli, insülin direncini artıran gıdalardan uzak durmalı, bol sıvı tüketmeli, gün içinde hareket etmeli, yürüyüş yapmalı, bu şekilde diğer gözün de aynı hastalığa yakalanması ihtimalini en aza indirmiş oluyoruz” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 13:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/03/55-yas-dikkat-goz-siniri-felci-tehlikesi-1710500011.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheimer hastalığının tedavisi için heyecan yaratan çalışma</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/alzheimer-hastaliginin-tedavisi-icin-heyecan-yaratan-calisma-14290</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/alzheimer-hastaliginin-tedavisi-icin-heyecan-yaratan-calisma-14290</guid>
                <description><![CDATA[GEN firması, Alzheimer ve diğer nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılması hedeflenen yenilikçi araştırma ilacı SUL-238'in sağlıklı gönüllülerle yapılan Faz 1 klinik çalışmasına başlandığını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>GEN firması, Alzheimer ve diğer nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılması hedeflenen yenilikçi araştırma ilacı SUL-238'in sağlıklı gönüllülerle yapılan Faz 1 klinik çalışmasına başlandığını açıkladı.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türkiye’nin önde gelen ilaç firmalarından biri olan GEN, sınıfının ilk üyesi yenilikçi araştırma ilacı SUL-238'in sağlıklı gönüllülerde yürütülecek Faz 1 klinik araştırmasına başladı.</p>

<p>2021 yılında, Hollanda merkezli biyoteknoloji şirketi Sulfateq BV iş birliğinde çalışmalarına başlayan GEN, Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılması hedeflenen SUL-38 ilacının ilk dozunun 19 Şubat 2024 tarihinde uygulandığını duyurdu.</p>

<p>SUL-238’in Faz 1 klinik araştırmasında kullanılacak araştırma ürünlerinin formülasyon ve AR-GE stabilite çalışmaları GEN’in Ar-Ge laboratuvarlarında gerçekleştirildi ve bu araştırmada kullanılacak klinik araştırma ürünleri GEN’in üretim tesislerinde üretildi.</p>

<p><strong>ABİDİN GÜLMÜŞ: SUL-238’İ GELİŞTİRME YOLCULUĞUMUZUN BİR SONRAKİ ADIMINA GEÇTİK</strong></p>

<p>Alzheimer hastalığının tedavisine yönelik önemli bir çalışmaya imza atmanın heyecanını ve gururunu yaşadıklarını belirten GEN Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür’ü Abidin Gülmüş, "Türkiye ilaç endüstrisinin dinamik bir oyuncusu olarak, inovasyon ve küresel büyüme stratejilerimiz doğrultusunda, Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıklara çözüm sunmak için yeni bir oral tedavi olan SUL-238'i geliştirme yolculuğumuzun bir sonraki adımına ulaşmaktan dolayı heyecan duyuyoruz. Yürüttüğümüz bu özel çalışmanın, ülkemize ve insanlığa fayda sağlayacak önemli bir adım olduğunu biliyor ve bu sorumluluk bilinci ile çalışmaya devam ediyoruz." dedi.</p>

<p>GEN Ar-Ge ve Klinik Operasyonlar Genel Müdür Yardımcısı Uzm. Dr. Nadir Ulu ise, GN-001 çalışmamızda ilk sağlıklı gönüllüye ilk ilaç dozunun uygulandığını duyurmaktan gurur duyduklarını söyledi.</p>

<p>Bu hem GEN ve Sulfateq ekipleri hem de Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıklarda SUL-238 geliştirme programı adına önemli bir kilometre taşı olduğunu belirterek, "Nörodejeneratif hastalıkları olan bireyler için potansiyel bir tedavi seçeneği olarak SUL-238'i geliştirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürmeyi dört gözle bekliyoruz. Sağlıklı gönüllülerden ve klinik araştırmamızda görev alan araştırmacılardan aldığımız destekten ötürü minnettarız" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Feb 2024 16:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/alzheimer-hastaliginin-tedavisi-icin-heyecan-yaratan-calisma-1708607372.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz kapaklarındaki geçmeyen yaralara dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/goz-kapaklarindaki-gecmeyen-yaralara-dikkat-14277</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/goz-kapaklarindaki-gecmeyen-yaralara-dikkat-14277</guid>
                <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği, göz ve göz çevresi tümörleriyle ilgili önemli açıklamalarda bulunurken, göz kapaklarındaki geçmeyen yaralara dikkat edilmesini, bunun göz kanseri olabileceği konusunda uyarıda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği, göz ve göz çevresi tümörleriyle ilgili önemli açıklamalarda bulunurken, göz kapaklarındaki geçmeyen yaralara dikkat edilmesini, bunun göz kanseri olabileceği konusunda uyarıda bulundu.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türk Oftalmoloji Derneği, göz ve göz çevresinde etkili olan iyi ve kötü huylu tümör gelişimleriyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, göz kanserinin başlangıçta bir süre belirti olmadan gelişebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>&nbsp;
<p>Türk Oftalmoloji Derneği Oküler Onkoloji Birim Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen, göz küresi ve çevresinde tıpkı diğer organlarda olduğu gibi iyi ve kötü huylu tümörler görülebildiğini belirterek, “Bu tümörler zamanında tedavi edilmezse kalıcı görme kayıplarına ve hatta hayati tehlikeye yol açabilirler. Bu yüzden bu tür hastalıkların erken tanı ve tedavisi son derece önemli.” dedi.</p>
</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1708344724-tod-hulya-gokmen2-1708410355-613.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>GÖZ KANSERİ BELİRTİSİZ İLERLEYEBİLİR</strong></p>

<p>Prof. Dr. Hülya Gökmen, göz ve göz çevresinde ortaya çıkan tümörlerin, çeşitli göz şikayetlerine sebep olabileceğini, bunlar arasında bulanık görme, görme azalması, şaşılık, çift görme, gözün öne doğru çıkması, kapaklarda şekil bozukluğu gibi pek çok problemin bulunabileceğini aktardı. Gökmen, “Bazen tümörün olduğu gözde öne doğru büyüme olabilir. Ele gelen bir kitle ve şişlik olabilir. Göz ve göz çevresindeki tümörler bu şikayetler ortaya çıkana kadar uzun bir süre bir belirtisiz, bulgu göstermeyen bir dönem geçirebilirler. Göz hekimleri olarak, hastaların rutin kontrolleri ya da gözlük muayenesi sırasında göz kanserini tesadüfen de olsa tespit edebiliyoruz. Bu nedenle, rutin göz kontrollerinde göz tümörü tespit edilen hastalara daha erken bir dönemde tanı konulması, tedavi başarısını artırır. Böylelikle hastada oluşabilecek kalıcı görme hasarları ve hayati tehlike riski en aza inmiş olur.” diye konuştu.</p>

<p>Bu arada Prof. Dr. Hülya Gökmen ayrıca başka bir organında kanser görülen hastalarda, bu hastalığın teşhisinden önce, tedavi sırasında ya da iyileşme süreci sonrasında bir takım göz problemleri yaşanabileceğine dikkati çekerek, göze metastaz ihtimali veya kanserle ilişkili durumlar ortaya çıkabileceğini kaydetti. Gökmen, “Bu tür kanser öyküsü olan hastaların her türlü göz problemlerine daha hassasiyetle yaklaşmaları ve en kısa zamanda bir göz hekimine başvurmaları ya da tedaviyi sürdüren onkolog doktoruna şikayetleriyle ilgili bilgi vermeleri oldukça önemli" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Feb 2024 10:39:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/goz-kapaklarindaki-gecmeyen-yaralara-dikkat-1708414788.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Acil servisler doldu taştı! Grip her yerde kol geziyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/acil-servisler-doldu-tasti-grip-her-yerde-kol-geziyor-14246</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/acil-servisler-doldu-tasti-grip-her-yerde-kol-geziyor-14246</guid>
                <description><![CDATA[Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte aciller dolup taştı. Peki bu soğuk günlerde hastalıklara yakalanmamak için neler yapılmalı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte aciller dolup taştı. Peki bu soğuk günlerde hastalıklara yakalanmamak için neler yapılmalı?</p><p><strong>Mehmet TOPRAK /Rüstem PEHLİVANLAR / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><b>BURSA (İGFA) -&nbsp;</b>Kış mevsimi rüzgarı, yağmuru, karı ve soğuğuyla geldi çattı ve kışın gelmesiyle birlikte hastalıklar ile salgınlar da arttı.&nbsp;<strong>Acil servisler</strong>de ciddi yoğunluklar yaşanırken bazı hastanelerde bu yoğunluktan dolayı hastalara yetişmekte güçlük çekiliyor.&nbsp;</p>

<p>Peki bu zorlu kış günlerinde hastalıklara yakalanmamak, salgınlardan uzak kalmak için neler yapılmalı? Türkiye’deki grip salgınları diğer ülkelerde de yaşanıyor mu?</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="487" src="https://www.youtube.com/embed/e6vWpRHRCKQ" title="Acil servisler doldu taştı! Grip her yerde kol geziyor" width="866"></iframe></p>

<p>Konu ile ilgili Herkes Duysun’a açıklamalarda bulunan&nbsp;<strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Tayfun Börtay</strong>, bu zorlu kış günlerinde hastalıklara yakalanmamak için neler yapılması gerektiğine ve Türkiye’nin yanı sıra diğer ülkelerde de artan grip vakalarına değindi.</p>

<p><img alt="Grip Hastalığı - Medicalport Tuççevik Hastanesi" aria-hidden="false" jsaction="VQAsE" jsname="kn3ccd" src="https://www.medicalporttunccevik.com/assets/2017/03/16311387_l-752x480.jpg" /></p>

<p>Börtay Adıyaman'da olduğu gibi tüm Türkiye’de ve dünyada da hastane başvurularında ciddi bir artış olduğunu belirterek acil servisteki doluluk oranının yüzde 50 arttığını kaydetti. Normalde zamanlarda&nbsp;<strong>acil servise&nbsp;</strong>başvuran&nbsp;<strong>hasta&nbsp;</strong>sayısının günlük 800 ila 900 bandında olduğunu ifade eden Birtay, bu kış bu sayının yüzde 50’den fazla artarak&nbsp; 1300’lere ulaştığını söyledi.</p>

<p><img alt="Nezle, grip kol geziyor" aria-hidden="false" jsaction="VQAsE" jsname="kn3ccd" src="https://img.aydinlik.com.tr/rcman/Cw1280h720q95gc/storage/files/images/2024/01/14/nezle-grip-kol-geziyor-cxp6.jpg" /></p>

<p>Türkiye’nin birçok şehrinde bu oranların yükseldiğine ve ciddi bir<strong>&nbsp;gribal enfeksiyon</strong>&nbsp;artışı görüldüğüne dikkat çeken Dr. Tayfun Börtay, “Dünyanın başka yerlerinde de ciddi bir gribal enfeksiyon artışı olduğuna dair duyumlar almaktayız. Şimdi bilindiği gibi gribal enfeksiyonlar çok çabuk, solunum yoluyla bulaşabilen hastalıklar. Mümkün mertebe kalabalık yerlerde bulunmamak gerekli. Alınabilecek tedbirlerden biri de maske takmak. Pandemi döneminde ciddi anlamda koruyuculuğu olan maske, takılabilir. Yaşlı insanların çok ihtiyaç duymadıkça dışarı çıkmaması daha uygun olur.” dedi.</p>

<p>Bazı vatandaşların “bir türlü&nbsp;<strong>iyileşemiyorum</strong>” şikayetiyle tekrar tekrar hastaneye başvurmalarını tavsiye etmediğini belirten Börtay şöyle konuştu:</p>

<p>“Biz vatandaşlara tekrar tekrar başvuruyu tavsiye etmiyoruz, tekrar kalabalık ortama girmiş oluyorlar. Başkasına bulaştırma ya da tekrar enfeksiyon olma durumları olabiliyor. Gribal enfeksiyon olan, grip hastalığı olan kişi istirahat etmeli.”</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Feb 2024 10:12:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/acil-servisler-doldu-tasti-grip-her-yerde-kol-geziyor-1707981179.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda ateşli havaleye dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/cocuklarda-atesli-havaleye-dikkat-14234</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/cocuklarda-atesli-havaleye-dikkat-14234</guid>
                <description><![CDATA[Nev Bandırma Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Naile Gasımova, çocuklarda sıklıkla görülen ateşli havale hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Bandırma Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Naile Gasımova, çocuklarda sıklıkla görülen ateşli havale hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p><p><strong>BALIKESİR (İGFA) -&nbsp;</strong>Çocukluk çağında en sık görülen nöbet tipinin febril konvülziyonlar olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Naile Gasımova, "Bu nöbet tipleri, süt çocuğu ve erken çocukluk döneminde (altı ay – beş yaş arası çocuklarda), santral sinir sisteminde herhangi bir hastalık ve elektrolit düzensizliği olmaksızın ateşin eşlik ettiği nöbet tipi olarak tanımlanmaktadır" dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GÖRÜLME SIKLIĞI DAHA FAZLA</b></p>

<p style="text-align: justify;">Uzm. Dr. Gasımova, “Konvülziyon eşiğinin düşük olduğu, enfeksiyonlara eğilimin daha sık ve ateş yanıtının daha yoğun olduğu erken çocukluk döneminde daha sık görülmektedir. Görülme sıklığı %2-5 olup, 18 aylık yaş grubunda pik yapar” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/uz/uzm-dr-naile-gasimova-1707728083-511.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>FEBRİL KONVÜLZİYONUN BASİT VE KOMPLİKE OLMAK ÜZERE İKİ TİPİ VAR</b></p>

<p style="text-align: justify;">Nöbetlerin çoğu kez 5 dakikadan kısa sürmekle beraber %5 kadarının 30 dakikayı geçebildiğini belirten Uzm. Dr. Gasımova, “Febril konvülziyonun basit ve komplike olan iki tipi var. Basit tip FK, jeneralize nöbet şeklinde ve ateş 380 C'nin üzerinde iken meydana gelir, 15 dakikadan kısa sürer, 24 saat içinde tekrarlama göstermez ve ailede ateşli nöbet öyküsü vardır. Komplike FK'da ise nöbetler fokal tarzda, 15 dakikadan uzun ve 24 saatte birden fazla tekrarlayabilen özelliktedir. Altı aylıktan küçük, beş yaşından büyük çocuklarda da ortaya çıkabilir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="499" src="https://www.igfhaber.com/static/go/gorsel-1-1707728088-93.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>AİLELER BU KONUDA BİLİNÇLİ OLMALI</b></p>

<p style="text-align: justify;">Febril konvülziyonlar, ateşli durumlarda görüldüğü için, ateşin fark edilmesi ve uygun şekilde düşürülmesinin hastayı rahatlatacağını ifade eden Uzm. Dr. Gasımova, “Aileler, vücut ısısını ölçmeyi, ateşi düşürmeyi, nöbet sırasında yapılacakları bilmelidir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;">Son olarak Gasımova, “Ailelerden sıkça nöbet esnasında nelerin yapılabileceğiyle ilgili sorular alıyoruz. Öncelikle endişeye kapılmamalı ve sakin olmalılar. Böyle bir durum oluştuğunda hastayı yan yatırın, böylece ağız salgılarının hastanın akciğerlerine kaçmasını önleyebilirsiniz. Başının altına elinizi veya bir yastığı koyun. Ağzını açmaya, kaşık, parmak sokmaya çalışmayınız, hastaya zarar verirsiniz. Nöbet geçene kadar bekleyip hastayı gözleyiniz. Eğer hekiminiz nöbeti durdurmak için Diazem fitil önerdiyse uygulayınız. Nöbet durduktan sonra hastayı en yakın sağlık kuruluşuna götürünüz” diyerek sözlerine son verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Feb 2024 12:33:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/cocuklarda-atesli-havaleye-dikkat-1707730394.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bugün milat olsun... Tütün kullanımını bırakın!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/bugun-milat-olsun-tutun-kullanimini-birakin-14230</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/bugun-milat-olsun-tutun-kullanimini-birakin-14230</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde, tütün kullanımının yılda 8 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtığını ve en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde, tütün kullanımının yılda 8 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtığını ve en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olduğunu vurguladı.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) -</strong>Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılıklarla mücadele eden dünyanın en eski sivil toplum kuruluşlarından biri olarak alkolle başlayan mücadelesini tütün, madde, kumar ve son olarak da teknoloji bağımlılığı alanında sürdürüyor.</p>

<p>Tütün ürünlerinin kullanımıyla mücadelesini halk sağlığı temelli ve önleyicilik odağında sürdüren Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde tütün ürünlerinin ve elektronik sigaraların yarattığı risklere dikkat çekti.</p>

<p>Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün kullanımının her yıl dünyada 8 milyon insanın ölümüne neden olduğunu; bu ölümlerin 1,2 milyondan fazlasının pasif içicilikten kaynaklandığını ve 65 binin ise çocuklar arasında gerçekleştiğini belirterek, "Tütün ürünlerinin içindeki toksin (zehir) ve kansere neden olabilecek diğer maddeler yanan sigaradan havaya yayılarak, içen kişinin yakınındakiler için de zehirli bir ortam oluşturuyor. Bu sebeple tütün kullanmadığı halde tütüne maruz kalanların durumu da büyük bir önem arz ediyor. Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda astım, bronşit, soğuk algınlığı, orta kulakla ilgili sorunlar ve akciğer işlevinde azalma gibi solunum sistemine ilişkin sorunların görülme riskinin de daha yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle dumansız hava sahası çok önemli. 2008'de dünya nüfusunun sadece %5'i dumansız hava sahası kapsamındaydı, ancak bugün dünya nüfusunun dörtte birinden fazlası bu uygulama kapsamında yer alıyor. Son 15 yılda, dumansız hava sahası uygulamalarının kapsadığı ülke sayısı 2007'de 10 iken 2022'de 74'e yükseldi" diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1707393421-prof-dr-m-cahit-zt-rk-2-1707460123-393.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>"GENÇLER RİSK ALTINDA"</strong></p>

<p>Dünyada yeni geliştirilen tütün ve nikotin ürünlerinin yarattığı tehlikeye dikkat çeken Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, elektronik sigara olarak bilinen Elektronik Nikotin Dağıtım Sistemleri (ENDS), 2008-2009 yıllarında piyasaya çıktığını anımsatarak,&nbsp; 84 ülkede hala ENDS'yi ele alan herhangi bir yasak veya düzenleme bulunmamasına dikkati çekti.</p>

<p>Tütün endüstrisinin bu ürünlerin sigarayı bırakmaya yardımcı, daha zararsız ürünler olarak tanıttığını; bu ürünlerin"temiz", "dumansız" veya "daha güvenli" diye pazarlandığını söyleyen Prof. Dr. Mücahit Öztürk, "Çocuklar ve ergenler arasında elektronik sigara kullanımı, geleneksel sigaraları ve diğer tütün ürünlerini kullanma olasılığını artırıyor. 20 yaşın altındaki çocuklar ve ergenler arasında elektronik sigara kullanımı, yalnızca nikotinin bu yaş grubundaki zararlı etkileri nedeniyle değil; aynı zamanda elektronik sigara kullanımının, gelecekte diğer tütün ürünlerini de kullanmaya başlamalarına ve tütün ürünlerine bağımlı olmalarına yol açabilmesi nedeniyle de endişe verici" diye konuştu.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Feb 2024 11:19:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/bugun-milat-olsun-tutun-kullanimini-birakin-1707466772.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Epilepsi nöbetleri ameliyatla önlenebiliyor... Başarı şansı yüzde 80</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/epilepsi-nobetleri-ameliyatla-onlenebiliyor-basari-sansi-yuzde-80-14229</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/epilepsi-nobetleri-ameliyatla-onlenebiliyor-basari-sansi-yuzde-80-14229</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada en sık görülen nörolojik hastalıklardan biri olan ve halk arasında ‘sara’ olarak bilinen epilepsi, ülkemizde her 100 kişiden 1’inde gelişiyor. Günümüzde epilepsi tedavisinden ise oldukça başarılı sonuçlar elde edilebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en sık görülen nörolojik hastalıklardan biri olan ve halk arasında ‘sara’ olarak bilinen epilepsi, ülkemizde her 100 kişiden 1’inde gelişiyor. Günümüzde epilepsi tedavisinden ise oldukça başarılı sonuçlar elde edilebiliyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Beyindeki bazı hücrelerin anormal elektrik sinyali yollamasıyla ortaya çıkan ve bilinç kaybı ile istemsiz hareketler şeklinde nöbetlerle seyreden epilepsi, tedavi edilmezse hastanın hayatını zorlaştırabiliyor, dahası ciddi yaralanmalara neden olabiliyor. Günümüzde ise ilaç tedavisiyle hastaların nöbetleri önlenebiliyor veya sıklığı azaltılabiliyor.</p>

<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, düzenli ilaç kullanımına rağmen epilepsi hastalarının yüzde 30-40’ında nöbetlerin devam ettiğine dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p>İlaca direnç gösteren nöbetlerde, uygun hastalarda cerrahi işlem gündeme geldiğine vurgu yapan Doç. Dr. Bayri, cerrahi yöntemde amaç, nöbetleri ortadan kaldırmak veya sıklığını azaltmak, nörolojik zararları önlemek ve ilaçların yan etkilerini azaltıp, yaşam kalitesini arttırdığına dikkati çekerek, günümüzde epilepsi cerrahisinden yaklaşık yüzde 80 oranında başarı elde edildiğini söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Yaşar Bayri, nöbetlerin tipinin kaynaklandıkları bölge ve yayılım şekline göre değişiklik gösterdiğini belirterek, “Nöbetler düşme ve bilinç bozukluğu atakları; sadece bilincin bozulduğu ve korkmuş anlamsız bakışlar; mimiklerde korku, hayret, huzursuzluk veya ifadesizlik; gülme ve ağlama; el ve parmaklarda tekrarlayan hareketler şeklinde gelişebilir. Büyük nöbetlerde bilinç kapanır, beden kasılır ve idrar kaçırma oluşabilir. Bilinç açılıncaya kadar tam bilinç kapanıklığı, kafa karışıklığı ile sersemlik hissi dönemi olur”</p>

<p><img height="978" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1707414532-do-dr-ya-ar-bayr-1707460828-445.jpeg" width="750" /></p>

<p>Epilepsinin asıl tedavisi antiepileptik ilaçlar ile nöbetleri engellemek olsa da, düzenli ilaç kullanımına rağmen hastaların yüzde 30-40’ında nöbetler devam ediyor. Bu tip epilepsiye ‘ilaca dirençli epilepsi’ deniliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Bayri, “Böyle durumlarda nöbetleri ortadan kaldırmak veya sıklığını azaltmak, nörolojik zararları engellemek ve ilaçların yan etkilerini azaltmak için cerrahi yöntem gündeme gelir. Ancak ilaca dirençli her epilepsi hastası cerrahi yöntem için uygun bir aday olmayabilir. Bu nedenle hasta öncesinde çok ayrıntılı bir incelemeden geçer” diye konuştu.</p>

<p>Cerrahi yöntem için uygun olan hastalarda ameliyat öncesinde, epileptik aktivitenin nedenini tespit etmek için Video EEG monitörizasyonu yapıldığını belirten Doç. Dr. Yaşar Bayri, bu süreci ise şöyle özetledi:</p>

<p>“Bunun için en az 48 saat boyunca sürekli EEG’si çekilerek video kaydı alınan hasta nöbet geçirmesi yönünde uyarılır. EEG kaydı ve nöbet sırasındaki video görüntüleriyle; nöbetin tipi ve beyinde hangi bölgeyi işaret ettiği, tek odaktan mı kaynaklandığı, yoksa birden fazla odağı mı olduğu tespit edilir. Ayrıca beyin MR, fonksiyonel MR, MR spektroskopi görüntülemeleri, PET ile SPECT gibi incelemelerle beyinde bir lezyon olup olmadığı, anormal kanlanma bölgesi varlığı ya da metabolitlerin dağılımında uygunsuzluk gösteren bir bölge olup olmadığı gibi pek çok ayrıntıya bakılır. Bunların yanı sıra nöropsikolojik testler yapılarak etkilenmiş beyin fonksiyonları belirlenir. Epilepsi cerrahisinde hastada nöbet kaynağı belirlenmişse, önemli merkezlere zarar gelmemesi kaydıyla o bölge çıkarılıyor. Eğer birden fazla odak varsa, o zaman ameliyat sırasında beyin üzerine intraoperatif EEG elektrodları serilerek EEG kaydı alınıyor ve tespit edilen anormal bölgeler çıkarılıyor. Saptanan odak hareket merkezi, konuşma merkezi gibi yerleri işaret ediyorsa, bu bölgelere de nöbetin yayılmasını önlemek amacıyla bağlantı yollarını bozan teknikler uygulanıyor. Ameliyat öncesi yapılan incelemelerde odak saptanamadığı takdirde, yine nöbetin yayılımını önleyen, bağlantı yollarını bozucu cerrahiler ya da vagal sinir stimülatörü takılması ameliyatı yapılabiliyor".</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Feb 2024 11:19:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/epilepsi-nobetleri-ameliyatla-onlenebiliyor-basari-sansi-yuzde-80-1707466762.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2 seansta sigara ve alkolü bırakmak mümkün mü?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/2-seansta-sigara-ve-alkolu-birakmak-mumkun-mu-14228</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/2-seansta-sigara-ve-alkolu-birakmak-mumkun-mu-14228</guid>
                <description><![CDATA[Sigara bırakmak isteyenlere müjde, bu haberi kaçırmayın! Mora terapi nedir? Mora terapi nasıl uygulanıyor? Çözümü kalıcı mı? İşte detaylar…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sigara bırakmak isteyenlere müjde, bu haberi kaçırmayın! Mora terapi nedir? Mora terapi nasıl uygulanıyor? Çözümü kalıcı mı? İşte detaylar…</p><p><strong>Ahmet GÜNAY / Sergen DURAK / Esmanur GÜLBAHAR / HERKES DUYSUN</strong></p>

<p><strong>BURSA (İGFA) -&nbsp;</strong>Türkiye’de son verilere göre erkeklerde yüze 37,3 ve kadınlarda yüzde 10,7 olmak üzere ortalama yüzde 23,8&nbsp;<strong>sigara bağımlısı</strong>&nbsp;bulunuyor ve Türkiye bu oranla dünyada en çok sigara kullanılan ülkeler arasında onuncu sırada yer alıyor.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="486" src="https://www.youtube.com/embed/jV3t1tBAAs0" title="2 seansta sigara ve alkolü bırakmak mümkün mü?" width="864"></iframe></p>

<p>Kamu spotları, bilgilendirici seminerler ve sigara konusunda yürütülen bilinçlendirici faaliyetlerle birlikte sigarayı bırakmak isteyen kullanıcılar, bağımlılıklarını kendileri yenemedikleri takdirde uzmanlara ve çeşitli&nbsp;<strong>tedavi&nbsp;</strong>yöntemlerine başvuruyorlar. Bu yöntemlerden birisi de son zamanlarda adından sıkça söz ettiren&nbsp;<strong>Mora Terapi&nbsp;</strong>önümüze çıkıyor. Peki Mora Terapi nedir? Mora Terapi nasıl uygulanır?</p>

<p>Mora Terapist Beyzanur Şen, Mora terapi hakkında merak edilenleri Herkes Duysun ekibine anlattı ve terapiden sonra hiç sigara içmemiş gibi olunabileceğini söyledi.</p>

<p><img height="321" src="https://www.igfhaber.com/static/5b/5b-1707465460-943.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>MORA TERAPİ NEDİR?</strong></p>

<p>Mora terapinin kişinin vücudundaki istenmeyen&nbsp;<strong>madde&nbsp;</strong>frekanslarının nötrleşmesi prensibine dayandığını belirten terapist Şen, bu işlemin elektromanyetik dalgalarla yapılan bir frekans işlemi olduğunu ifade etti.</p>

<p><img height="563" src="https://www.igfhaber.com/static/de/detaybbf12f0592e29c26d80356a8938-1707465529-190.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>MORA TERAPİ NASIL UYGULANIR?</strong></p>

<p>Merkezde&nbsp;<strong>sigara bıraktırma, alkol bıraktırma, stres, rahatlama</strong>; bunun dışında ufak ağrı terapileri, baş ağrısı ve eklem ağrısı gibi rahatlama seansları yaptıklarını dile getiren Şen, öncelikli çalışma alanlarının sigara ve alkol bıraktırma olarak ilerlediğini kaydetti.<br />
<br />
En çok yaptıkları ve sonuç aldıkları seanslardan birinin sigara bıraktırma seansı olduğunu kaydeden Terapist Şen, “Kişiler buraya randevu alarak geliyor. Buraya gelince içtikleri sigaranın tütününü, külünü ve izmarit kısmının örneklerini cihaza koyarak, aynı zamanda kişiyi 5 farklı etkileşim yerinden cihaza bağlayarak, 75 dakika boyunca vücuttaki nikotin frekanslarının nötrleşmesi, bu maddeye bağlı olarak vücutta yayılmış olan elektromanyetik frekansları etkisiz hale getirme işlemleri yapılıyor.” dedi.</p>

<p><img height="455" src="https://www.igfhaber.com/static/si/sigarayi-birakmaya-hazir-misiniz-1707465563-412.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>İŞLEMDEN SONRA HİÇ SİGARA İÇMEMİŞ GİBİ OLUN</strong></p>

<p><strong>İşlemden sonra kişilerde, bağımlı oldukları maddeye&nbsp; karşı isteksizlik başladığını belirten Mora Terapi Uzmanı Şen, şu ifadeleri kullandı:</strong><br />
<br />
“Hangi maddeyi cihaza koyarsak (sigara, alkol gibi bağımlılık yapan maddeler) o maddeye karşı isteksizlik başlar. Bu duyguya nazaran cihaz, o maddeyi hiç içmemiş hissi başlatır. En büyük avantajı ise sizin vücudunuzda hiçbir yan etkisi olmaması ve hiçbir ağrı, sızı yapmamasıdır.”&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Feb 2024 11:05:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/2-seansta-sigara-ve-alkolu-birakmak-mumkun-mu-1707465922.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Daha Genç, Daha Sıkı Bir Cilt için Ameliyatsız Çözüm; Endolift!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/daha-genc-daha-siki-bir-cilt-icin-ameliyatsiz-cozum-endolift-14218</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/daha-genc-daha-siki-bir-cilt-icin-ameliyatsiz-cozum-endolift-14218</guid>
                <description><![CDATA[Hizmet verdiği her alanda, mükemmeliyetçi, güvenilir, global ve lider bir marka olma vizyonuyla yola çıkan Doku Clinic, İstanbul’un merkezi Şişli’de 5 bin m2 genişliğindeki kliniği ile medikal estetik ve plastik cerrahi alanında A+ hizmet sunmaya devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Danışanlarına yeni, güzel ve değerli bir dünyanın kapılarını açan Doku Clinic ulusal ve uluslararası sağlık standartlarının ışığında, son teknolojiyi etik değerler çerçevesinde kullanmaya özen göstererek, hastalarının geleceğine değer katma hedefi taşıyor.</p>

<p>Saç ekimi, cilt gençleştirme, bölgesel incelme, lazer tedavileri, dolgu uygulamaları ve plastik cerrahi alanlarındaki başarılı çalışmaları ile adından sıkça söz ettirirken uzun yıllardır hastalarına en doğru ve en doğal çözümleri sunan Doku Clinic’in en çok tercih edilen uygulamalarından biri olan Endolift hakkında bilmek istediğiniz tüm detayları sizler için derledik.</p>

<p> </p>

<p><b>Yüzünüzü yenilemek ve gençleştirmek için en ideal seçenek Endolift!</b></p>

<p>Zamanla cilt, yaşlanma belirtileri, yerçekimi etkisi ve çevresel faktörlerle mücadele ederken genç görünümünü ve canlılığını kaybedebilir. İşte bu noktada Endolift, genç ve canlı bir cilt görünümünü yeniden kazandırmak için ameliyatsız bir tedavi seçeneği sunuyor.</p>

<p>Özel mikrofiber uçların kullanılmasıyla gerçekleştirilen etkili bir cilt yenileme ve sıkılaştırma tedavisi olan <b>Endolift </b>cildin alt tabakalarına hassas bir lazer enerjisi ile odaklanarak kollajen üretimini artırır, cilt sıkılaşmasını sağlar, kırışıklıkları azaltır ve genel cilt tonunu iyileştirir. Daha genç ve canlı bir cilt görünümü elde etmek isteyenler için ideal bir seçenektir.</p>

<p> </p>

<p><b>Endolift hangi bölgelere uygulanabilir? </b></p>

<p>Ameliyatsız yüz germe uygulaması olan Endolift, cilt deformasyonlarının bütüncül bir yaklaşımla tedavi edilmesine olanak sağlayan bir uygulamadır; göz altı, gıdı, çene bölgesi ile birlikte cilt yenilemedeki ve cilt altındaki yağ dokularını eritmedeki başarısı nedeniyle vücutta bacak, diz kapağı ve kalça bölgesinde de uygulanmakla birlikte selülit için de yoğun etkili bir tedavi imkânı yaratmaktadır. Sadece kırışıklıkları değil cilt altında biriken fazla yağ dokusuna da müdahale edilmesini sağlayan Endolift, vücuttaki birçok bölgeye güvenle uygulanabilmektedir.</p>

<p> </p>

<p><b>Endolift tek seanslık bir işlem midir? </b></p>

<p>Endolift uygulaması, uygulanacak bölgeye bağlı değişkenlik göstermekle birlikte 30 ila 60 dakika arasında sürebilen tek seanslık bir uygulamadır. Hafif ve orta dereceli yüz sarkmalarında bir seanslık işlem ideal olarak nitelendirilir. Uygulamanın devamında 1-2 ay sonrasında tedavinin etkisi zamanla artarak devam etmektedir. 6 aya kadar uygulandığı alanda maksimum etki gözlemlenebilir.</p>

<p> </p>

<p><b>Endolift’in sonucunu hemen görebilir miyiz?</b></p>

<p>İşlemden hemen sonra cilt sıkılığı çok net bir şekilde görülebilir. Vücudun kolajen sentezi ve esas istenen tekrar yapılanma süreci için ise yaklaşık 3-6 ay gibi bir süreye ihtiyaç duyulmaktadır. 6. haftadan başlayıp 12. haftaya kadar uzanan gözlemleme süresinde cildin kalitesindeki artış rahatlıkla hissedilebilir.</p>

<p> </p>

<p><b>Endolift’in kalıcılığı ne kadar sürüyor? </b></p>

<p>İşlem yapıldıktan sonraki süreçte yaklaşık 4 ila 6 ay boyunca cildin kendini toparlaması ve yenilenme süreci devam eder. 6 aya kadar görülen maksimum etki ile birlikte kişinin yaşlanma sürecine göre değişkenlik gösterebilir, uzun süreli kalıcılık sunan Endolift tedavisi eğer istenirse 2 ya da 3 yıl sonra da tekrar uygulanabilir.</p>

<p> </p>

<p><b>Peki, Endolift güvenli bir işlem midir? </b></p>

<p>Endolift uygulaması güvenliği kanıtlanmış FDA onaylı bir uygulamadır. Bununla birlikte dikkat edilmesi gereken en önemli nokta Endolift uygulamasının bu işin eğitimini almış, bu işte tecrübe sahibi  uzman hekimler tarafından uygulanmasıdır.</p>

<p>Endolift eğer cilt sıkılaştırma için uygulanacaksa, sosyal hayata dönüş hemen söz konusu olabilir. Yağ bölgesi eritme işlemi için uygulandığında birkaç hafta ödem gözlemlenebilir. Yüzde yaşanabilecek geçici uyuşma için ise gün içinde kişinin kendi uygulayabileceği bir iki dakikalık masaj önerilmektedir.</p>

<p> </p>

<p><b>Doku Clinic, doğru, güvenilir ve çözüm odaklı hizmet sunmayı amaçlıyor.</b></p>

<p>Tüm bu genel çerçevenin altında, medikal estetik ve plastik cerrahi alanında hizmet sunan Doku Clinic, danışanlarına sonsuz konfor, güvenli, açık ve anlaşılır bir süreç sunarken ömür boyu müşteri hizmeti ile hayatlara dokunmaktan mutluluk duyuyor.</p>

<p>Doğuştan gelen güzelliğinizi yalnızca korumakla kalmayıp geliştiren, mevcut çekiciliğinizden ödün vermeden özelliklerinizi hassas bir şekilde vurgulayan lüks bir bakımın keyfini çıkarmak istiyorsanız Doku Clinic’in sunduğu tüm  hizmetler için dokumedical.com web sitesini ziyaret edebilirsiniz.</p>

<p>Unutmayın, güzellik yolculuğunuzda kendinizi sevme ve doğal güzelliğinizi korumak her zaman en önemli adımdır.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Feb 2024 12:55:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/daha-genc-daha-siki-bir-cilt-icin-ameliyatsiz-cozum-endolift-1707386152.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Anne babalar dikkat!  Son günlerdeki yaygın 4 hastalık</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/anne-babalar-dikkat-son-gunlerdeki-yaygin-4-hastalik-14215</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/anne-babalar-dikkat-son-gunlerdeki-yaygin-4-hastalik-14215</guid>
                <description><![CDATA[Kış aylarında enfeksiyonların bulaş riski kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin de etkisiyle çok daha fazla oluyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elida Yüksel, çocukları soğuk havanın değil, kapalı ortamlarda kolayca bulaşan mikroplar hasta ettiğini söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında enfeksiyonların bulaş riski kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin de etkisiyle çok daha fazla oluyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elida Yüksel, çocukları soğuk havanın değil, kapalı ortamlarda kolayca bulaşan mikroplar hasta ettiğini söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yetişkinlere göre bağışıklık sistemi çok daha zayıf olan çocuklar öksürük, hapşırık ve konuşma esnasında havaya yayılan damlacıklardaki virüs ve bakteriler nedeniyle son günlerde çok sık hastalanıyor.</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elida Yüksel, kirli ellerin yüze sürülmesi, bulunulan ortamın düzenli havalandırılmaması ve öksürüp hapşırırken havaya saçılan virüs ve enfeksiyonlar dolayısıyla çocukların sık hastalanıp okula gidemediğine vurgu yaparak, iyileştiğinde de çabucak yeniden hasta olduğunu söyledi. Son günlerde çocukların en sık kapısını çalan hastalıkları; nezle, grip, akut bronşiyolit ve farenjit olarak sıralayan Dr. Elida Yüksel, bu hastalıkların belirtilerini ve korunmanın yollarını, hastalık kapıyı çaldıysa yapılması gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><img height="575" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1707224165-dr-elida-y-ksel-1707353926-459.jpeg" width="750" /></p>

<p>Çocuklarda en sık görülen kış hastalıklarının başında soğuk algınlığı (nezle) geldiğine dikkati çeken Dr. Elida Yüksel, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, hapşırık ve boğazda kaşıntı gibi belirtilerle kendini belli eden soğuk algınlığının tedavisinde; serum fizyolojikle burnun yıkanması, sağlıklı beslenme, C vitamininden zengin sebze ve meyve tüketimi, bol su içilmesi ve dinlenmenin çok önemli olduğunu kaydetti.</p>

<p>Son dönemde çok yaygın görülen influenzanın (grip) kapalı ve kalabalık ortamlarda çok kolay bulaştığını vurgulayan Dr. Yüksel, hastalığın başlıca belirtilerini yüksek ve inatçı ateş, burun akıntısı, boğaz ağrısı, kas ve eklemlerde ağrı, karın ağrısı, titreme, gözlerde kızarıklık, öksürük, bulantı, kusma ve ishal olarak sıralandığını kaydetti.</p>

<p>Son günlerde özellikle iki yaş altındaki bebeklerde çok sık görülen, viral bir enfeksiyon kaynağı olan bronşiyolit, üst solunum yolu şikayetleri sonrasında gelişen hışıltı ve solunum sıkıntısı olarak tanımlandığını kaydeden Dr. Yüksel, kalabalık ortamlarda bulunan ve sigara dumanına maruz kalan bebeklerde öncelikle burun akıntısı ve hafif ateşle seyreden hastalığın, akciğerlere inerek solunum sıkıntısı, hızlı nefes alma ve hışıltılı solunuma yol açtığını belirterek, “Bu şikayetler olduğunda zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır aksi taktirde ciddi solunum sıkıntısı, solunum durması (apne), sıvı kayıpları ve kalp yetmezliği gibi çok önemli hastalıklara yol açabilir” uyarısında bulundu.</p>

<p>Sıklıkla yüksek ateş, üşüme, titreme, yutkunmada zorlanma, boğaz ve kulak ağrısı ile başlayan farenjitte şikayetler artarak ilerlediğine de vurgu yapan Dr. Elida Yüksel, "Akut farenjit çoğunlukla viral enfeksiyonlardan kaynaklandığı için gelişigüzel antibiyotik kullanılmamalı, bakteriyel farenjit durumunda doktor gerekli görürse antibiyotik kullanılmalıdır" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Feb 2024 12:49:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/anne-babalar-dikkat-son-gunlerdeki-yaygin-4-hastalik-1707385746.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya genelinde azalan tütün kullanımı Türkiye’de artıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/dunya-genelinde-azalan-tutun-kullanimi-turkiyede-artiyor-14210</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/dunya-genelinde-azalan-tutun-kullanimi-turkiyede-artiyor-14210</guid>
                <description><![CDATA[Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada dünya genelinde tütün kullanımında azalma yaşanmasına karşın Türkiye’de artış görüldüğüne dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada dünya genelinde tütün kullanımında azalma yaşanmasına karşın Türkiye’de artış görüldüğüne dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;</strong>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından açıklanan verilere göre dünya genelinde halen 1,25 milyar yetişkin tütün kullanmasına rağmen sayılarda bir iyileşme var. Çünkü 2000 yılında her beş yetişkinden biri tütün kullanırken 2022 yılında ise her üç kişiden biri tütün kullandı. Buna karşın Türkiye’de tütün kullanımında artış görünüyor. TÜİK tarafından geçtiğimiz yıl yayımlanan Türkiye Sağlık Araştırması’na göre 2022 yılında 15 yaş ve üzeri grupta her gün tütün kullananların oranı yüzde 28,3 oldu. Bu oran 2010 yılında yüzde 25,4’tü. 15-24 yaş arasında da neredeyse her beş gençten biri (yüzde 19,3) tütün mamulleri kullanıyor. <b>Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık,</b> 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’de 75 yaş ve üzeri grup hariç her yaş grubunda tütün kullanma oranının arttığına dikkat çekerek, gençler başta olmak üzere tüm toplum sağlığını tehdit eden tütün kullanımına karşı alınması gereken önlemleri sıraladı.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="496" src="https://www.igfhaber.com/static/sa/sagligi-gelistirme-ve-sigara-ile-mucadele-dernegi-baskani-prof-dr-yasemin-acik-1-1707376924-239.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>“GENÇLER EN ÇOK ARKADAŞLARINDAN ETKİLENİYOR”</b></p>

<p style="text-align: justify;">Tütüne başlama nedenlerinde ilk sırada arkadaş etkisinin olduğunu söyleyen <b>Prof. Dr. Açık,</b> “Tütüne başlamada en büyük etken yüzde 31,3 ile arkadaş etkisi. Bunu yüzde 23,8 ile merak, yüzde 23,2 ile özenti takip ediyor. Bu noktada ailelere büyük iş düşüyor. Her şeyden önce ebeveynler tütün mamulü kullanıyorsa çocuklarına bunun zararlarını anlatsalar bile bu yeterli olmayacaktır. Çünkü çocukların ilk rol modeli aileleri. Ardından yaşları büyüdükçe bu kez arkadaş faktörü devreye giriyor. Bu nedenle aileler, çocuklarının arkadaş ortamlarına dikkat etmeli, çocuklarının arkadaşlarının aileleriyle ve öğretmenleriyle iletişimde olmalı ve bu tehlikeden onları uzak tutmak için tütünün zararlarını çok iyi anlatmalılar” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;">Avrupa Komisyonu’nun 2040 yılına kadar 'tütünsüz nesil' yaratmayı hedeflediğini hatırlatan <b>Açık,</b> AB ülkelerinde çocuklara tütün mamulleri satışına karşı yaptırımların arttığını hatırlattı. <b>Açık</b> şöyle devam etti; “DSÖ de bu yıl 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü kapsamında çocukları tütün endüstrisinin müdahalesinden korumaya adayacağını ve bu konuda çalışmalar yapacağını açıkladı. Bu mücadeleyi hep birlikte sürdürmeliyiz.”</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/tu/tutun-bagimliligi-1707376968-746.png" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>“ELEKTRONİK SİGARA YASAĞINA UYULMALI”</b></p>

<p style="text-align: justify;">Tütün mamulü kullanmayı bırakan bazı kişilerin elektronik sigara kullanmaya başladığını ancak bu sigaraların da sağlığa büyük zarar verdiğini belirten <b>Açık</b>, “Araştırmalar, elektronik sigaralarda bulunan nikotin ve diğer kimyasalların bağımlılık oluşturduğunu ve sigaraya benzer sağlık sorunlarına yol açtığını ortaya koyuyor. Aslında ülkemizde elektronik sigara satışı yasak. Buna karşın uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle bu ürünlere kolaylıkla ulaşılabiliyor. Denetimlerle ilgili bir diğer önemli konu da dumansız hava sahası olması gereken alanlarda yapılan ihlallere göz yumulmaması. Denetimler artırılıp yaptırımlar uygulanmadığı takdirde bu durum toplum sağlığımızı tehdit etmeye devam edecek” diye konuştu. <b>Açık </b>ayrıca sigara gibi bağımlılık yapıcı etkisi bulunan nargilenin yol açtığı tehlikeye vurgu yaparak, içerisindeki ağır metaller sebebiyle bir nargilenin ortalama 4-5 paket sigarayla aynı oranda zehirlenmeye sebep olduğunu söyledi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="461" src="https://www.igfhaber.com/static/bi/birakmanin-simdi-tam-zamani-0fc41-1707377003-618.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>“EN ÖNEMLİ ADIM, SİGARAYI BIRAKMALARIDIR”</b></p>

<p style="text-align: justify;">Sağlığı Geliştirme ve Sigara ile Mücadele Derneği adına herkesi sigara, diğer tütün ürünleri ve elektronik sigarayı bırakmaya davet eden <b>Prof. Dr. Yasemin Açık</b>, sözlerini şöyle tamamladı; “Sigara içen kişilerin sağlıklarını korumak ve geliştirmek için atacakları en önemli adım, sigarayı bırakmalarıdır. Sigarayı bıraktıktan yalnızca 20 dakika sonra vücut kendini toparlamaya başlıyor. İlk günlerde nikotin bağımlılığı ve alışkanlıklar dolayısıyla kişi kendini halsiz ve mutsuz hissedebilir. Aslında bu belirtiler, vücudun iyileşme sürecine geçtiğini gösteriyor. Öyle ki yalnızca iki hafta sonra kalp krizi riski, bir ayda öksürük, bir yılda ise kanser riski azalmaya başlıyor. Bu süreçte zorluk yaşayanlar Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı’ndan veya bir uzmandan profesyonel destek alabilir.”</p>

<p style="text-align: justify;"></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Feb 2024 12:48:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/dunya-genelinde-azalan-tutun-kullanimi-turkiyede-artiyor-1707385715.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Temizlik yaparken sağlığınızdan olmayın</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/temizlik-yaparken-sagliginizdan-olmayin-14204</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/temizlik-yaparken-sagliginizdan-olmayin-14204</guid>
                <description><![CDATA[Nev Esentepe Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Kolsuz, birçok kimyasal madde karıştırılarak yapılan temizliğin, kişide sağlık problemlerine yol açabileceği konusunda önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Esentepe Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Kolsuz, birçok kimyasal madde karıştırılarak yapılan temizliğin, kişide sağlık problemlerine yol açabileceği konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p><p style="text-align: justify;"><strong>BURSA (İGFA) - </strong>Temizlik yaparken kullanılan dezenfektanlar ve deterjanların, sanıldığı kadar masum ve zararsız olmadığını ifade eden Nev Esentepe Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Kolsuz, "İçeriğindeki kimyasalların kullanım şekline ve miktarına bağlı olarak, sağlığımıza ciddi olumsuz etkilerini fark etmiyor ya da anlamıyoruz. Biraz çaba ile akciğer sağlığını riske atmadan, hatta çevre dostu temizlik yapmak mümkün" dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>ASTIMLI BİREYLER, DOĞAL İÇERİKLİ TEMİZLİK MALZEMELERİ KULLANMALI</b></p>

<p style="text-align: justify;">Uzm. Dr. Kolsuz, “Astımlı bireyler ev temizliğinde doğal içerikli temizlik malzemeleri kullanmaya devam etmelidirler. Kimyasal katkılı deterjanlar yerine sirke, karbonatlı su, Arap sabunu gibi ürünleri kullanmaları daha uygundur. Sprey şeklindeki temizlik malzemeleri ve yüksek uçuculuğu olanlar, solunum şikayetlerine daha çok yol açmakta olup, ürünlerin bu şekilde kullanımından kaçınılmalıdır. Temizlik maddeleri birbirine karıştırıldığında ortaya farklı gazlar çıkmakta ve astımlı hastalarda çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Bu şekilde karıştırma yapılmamalıdır. Astım hastalarının bazı durumlarda temizlik yaparken maske kullanması gerekebilir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="750" src="https://www.igfhaber.com/static/uz/uzm-dr-mustafa-kolsuz-1707295843-212.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>HAMİLELER EV TEMİZLİĞİ YAPARKEN DİKKATLİ OLMALI</b></p>

<p style="text-align: justify;">Ev temizliğinde kullanılan temizlik malzemelerinin, içerdikleri kimyasallarla hamilelikte hem anne hem de doğacak bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten Uzm. Dr. Kolsuz, “Kimyasal maddeler, anne karnındaki bebeğin gelişimine etki ederek bir veya daha fazla organ sisteminde bozulmalara sebep olabilmektedir. Gebelikte maruz kalınan kimyasallar; düşüklere, ölü doğuma, doğumsal anomalilere, düşük doğum ağırlıklı endokrin (iç salgı) bezlerinde bozukluk olan bebeklerin dünyaya gelmesine sebep olabilmektedir. Bu nedenle gebe kadınların, ev temizliğinde kullanılan kimyasal maddelerden sakınmaları gerekmektedir” diye konuştu.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="723" src="https://www.igfhaber.com/static/go/gorsel-2-1707295856-535.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>ÇAMAŞIRLAR EVDE KURUTULMAMALI</b></p>

<p style="text-align: justify;">Uzm. Dr. Kolsuz, “Çamaşırların ev içinde kurutulmaması önerilir. Çünkü özellikle yumuşatıcı da kullanıldıysa, ev içindeki hava yumuşatıcı buharı ile dolarak astım ataklarına neden olabilmektedir. Temizlik malzemelerinin gereksiz ve aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır, aşırı tüketim zararlı maddelere daha yoğun miktarda maruz kalınmasına sebep olur. Bu durumun önlenmesi için daha güvenli ürünlerin seçilmesi ve havalandırmanın sağlanması çok önemlidir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>SABUN TEMİZLİK İÇİN YETERLİ BİR MADDE</b></p>

<p style="text-align: justify;">Son olarak Uzm. Dr. Mustafa Kolsuz, “Sabun ana maddesi bitkisel ve/veya hayvansal yağların veya yağ asitlerinin alkali maddeler ile tepkimesi sonucu üretilen ve genel anlamda insan vücudunun, canlılarla eşyaların temizlenmesinde kullanılan ilk ve en eski kişisel bakım malzemesidir. Ne yazık ki sabunlar tek başına yeterli bir temizlik malzemesi olmasına rağmen 1940’lı yıllarda eski önemlerini kaybedip, yerlerini yeni keşfedilen deterjanlara bırakmıştır” diyerek sözlerine son verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Feb 2024 12:23:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/temizlik-yaparken-sagliginizdan-olmayin-1707297790.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Soğuk hava bel fıtığına neden olmaz ama ağrıyı artırabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/soguk-hava-bel-fitigina-neden-olmaz-ama-agriyi-artirabilir-14164</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/soguk-hava-bel-fitigina-neden-olmaz-ama-agriyi-artirabilir-14164</guid>
                <description><![CDATA[Soğuk havanın, bel fıtığının oluşumuna neden olmadığını kaydeden uzmanlar, ancak bel ağrısı yaratan etkenlerden biri olduğunu söylüyor. Sıklıkla bel ağrısı yaşayan birinin soğuk havalarda, özellikle bel bölgesini sıcak tutan kıyafetler giymesinin önemine işaret eden Beyin ve Sinir Cerrahisi  Uzmanı  Op. Dr. Emre Ünal, “Bel ağrısında ilk yapması gereken, bel bölgesine sıcak uygulama ve istirahattir.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, soğuk ve karlı havaların bel ve boyun fıtıklarına etkisini anlattı.</p>

<p><strong>Soğuk hava bel ağrısı yaratan bir etken</strong></p>

<p>Bel fıtığının, omurga kemikleri arasında bulunan “disk” ismi verilen kıkırdak dokuların zamanla bozularak, bulunduğu yerden çıkmasına dendiğini anlatan Op. Dr. Emre Ünal, “Bu bozulma, yaşın ilerlemesi, ağır kaldırma, sigara içme, kilolu olma gibi etkenlerle oluşur. Soğuk hava, bel fıtığının oluşumu konusunda etkenlerden biri değildir ancak bel ağrısı yaratan bir etkendir. Buradan anlayacağımız üzere, bel fıtığı ile bel ağrısı farklı durumlardır.” dedi.</p>

<p><strong>Bel bölgesinde bulunan kas, eklem ve bağ dokularda oluşan ‘gerginlik’ ağrı yapıyor</strong></p>

<p>Soğuk havalarda dokuların “büzüşerek” sertleştiğini dile getiren Op. Dr. Emre Ünal, “Bu dokulara kaslar, eklemler ve bağ dokular dahildir. Hareket kabiliyeti azalır. Kan taşıyan damarlar da büzüştüğü için, dokulara daha az kan gider. Tüm bu sebepler yüzünden, bel bölgesinde bulunan kas, eklem ve bağ dokularda ‘gerginlik’ oluşur. Bu gerginlik de ağrı ile sonuçlanır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Soğuk havalarda bel fıtığına bağlı oluşan ağrı daha da şiddetleniyor</strong></p>

<p>Bel fıtığı sorunu yaşayan insanların bel ağrısından daha çok kalça ve bacak ağrısı olduğunu belirten Op. Dr. Emre Ünal, “Soğuk havanın bel fıtığı gelişmesi konusunda bir katkısı olmamakla beraber, soğuk havalarda bel fıtığına bağlı oluşan ağrının daha şiddetlendiğini polikliniklerimizde görüyoruz.” dedi.</p>

<p><strong>Soğuk havalarda ne yapılmalı?</strong></p>

<p>Op. Dr. Emre Ünal, bel ağrısı şikayeti olanların soğuklarda ne yapması gerektiğini şöyle anlattı:</p>

<p>“Sıklıkla bel ağrısı yaşayan birinin soğuk havalarda, özellikle bel bölgesini sıcak tutan kıyafetler giymesi, soğuktan korunma konusunda en önemli faktördür. Açık havada egzersiz yapmak isteyen insanların ise, egzersiz öncesinde ısınma hareketleri yapmaları, bel ağrısını belirgin oranda önleyecektir.</p>

<p><strong>En az 15 dakika herhangi bir sıcak su torbası ile sıcak uygulama</strong></p>

<p>Bel ağrısı gelişen insanların ise kafasını karıştıran bir soru ise ‘Belim ağrıdığı zaman sıcak uygulama mı yoksa soğuk uygulama mı yapmalıyım?’dır. Bel ağrısında ilk yapması gereken, bel bölgesine sıcak uygulama ve istirahattir. Bel bölgesine, cildi yakmadan ısıtma görevini görecek, sıcaklığını en az 15 dakika muhafaza edecek herhangi bir sıcak su torbası ile sıcak uygulama, istirahat ile beraber çok iyi sonuçlar verir.”</p>

<p><strong>Bel ağrısından korunmak için sigara kullanmayın!</strong></p>

<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, bel ağrısı veya bel fıtığından korunmak için yapılması gerekleri de şöyle sıraladı:</p>

<p>“Düzenli egzersiz, kiloya dikkat etme, şekerli gıdalardan uzak durma, sigara kullanmama ve bel bölgesini soğuktan koruma.” </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 13:09:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/soguk-hava-bel-fitigina-neden-olmaz-ama-agriyi-artirabilir-1706868569.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kansere yakalanma olasılığı kadınlarda yüzde 39.6, erkeklerde yüzde 41.6</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/kansere-yakalanma-olasiligi-kadinlarda-yuzde-396-erkeklerde-yuzde-416-14163</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/kansere-yakalanma-olasiligi-kadinlarda-yuzde-396-erkeklerde-yuzde-416-14163</guid>
                <description><![CDATA[Kişiye özel tedavide en çok merak edilen 4 soru!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Kanserde yeni nesil tedaviler yüzleri güldürüyor</strong></p>

<p><strong>KANSER HALA KORKULAN HASTALIK, AMA…</strong></p>

<p>Sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, işlenmiş ve katkı maddeli gıdalar, çevre kirliliği, stres, aşırı kilo ve hareketsiz yaşam gibi birçok faktör nedeniyle kanserin görülme sıklığı son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Genetik ve çevresel etkenlerin yanı sıra taramaların daha fazla yapılması ve teknolojinin ilerlemesinin de kanser görülme sıklığının artışında etkili olduğunu belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay </strong>2024 yılında yayınlanan istatistiklere göre erkeklerde hayat boyu kanser tanısı alma olasılığının yüzde 41.6, kadınlarda yüzde 39.6 olduğunu söylüyor. Buna karşın kanser tedavisinde son yıllarda çok büyük ilerlemeler yaşandığını, özellikle erken teşhis durumunda kişiye özel tedaviler sayesinde tam başarının mümkün olabildiğini belirten Prof. Dr. Gümüşay “İstatistiklere göre; kanser tanısı alan hastaların 5 yıllık hayatta kalma oranlarının 1970’li yıllarda yüzde 49 iken, son yıllarda erken tanı ve kişiye özgü tedaviler sayesinde yüzde 69’a kadar yükseldiği gözlendi” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, <strong>4 Şubat Dünya Kanser Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada kanserde kişiselleştirilmiş tedavi hakkında en çok merak edilen 4 soruyu yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<ul>
	<li><strong>Kanser tedavisi herkese tek tip mi uygulanıyor?</strong></li>
</ul>

<p>Günümüzde kanser tedavisinin herkese tek tip uygulandığı fikrinden uzaklaşılmakta ve kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Kanserde kişiselleştirilmiş tedavi, hastanın kanser hücresinde bulunan gen ve protein değişiklikleri dikkate alınarak tedavinin düzenlenmesi ile oluyor. Doğru tedavinin, doğru hastaya, doğru dozda ve doğru zamanda uygulanması ile kanserin tedavisinde ve önlenmesinde daha iyi sonuçlar elde ediliyor.  </p>

<ul>
	<li><strong>Kişiselleştirilmiş tedavinin avantajları nelerdir?</strong></li>
</ul>

<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay “Kişiselleştirilmiş tedavinin en büyük avantajı hastada etkin olan tedavinin verilebilmesi sayesinde yüz güldürücü sonuçlar alınabilmesi ve daha uzun yaşam süresi elde edilebilmesidir. Hedefe yönelik tedaviler ile hastalarda daha az yan etki görülmesi diğer önemli bir avantajıdır. Kişiselleştirilmiş tedaviler için yapılan testler ve bilimsel çalışmalar sayesinde kanser hastalığının oluşumunda altta yatan mekanizma daha iyi anlaşılabilmektedir. Kanserin önlenmesi, tanısı ve tedavisindeki yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlamaktadır” diyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Hangi kanser tiplerinde kişiye özel tedavi uygulanıyor?</strong></li>
</ul>

<p>Dünyada ve ülkemizde gerek erken gerekse ileri evre meme, akciğer, bağırsak, cilt, mide, yemek borusu ve yumurtalık kanseri ile bazı lösemi ve lenfoma alt tipleri başta olmak üzere pek çok kanserde kişiye özel tedavi ile başarılı sonuçlar alınabiliyor. Ancak pahalı bir tedavi olması ve neticenin de zaman alıcı olmasından dolayı her hasta kişiselleştirilmiş tedaviden faydalanamıyor. Ayrıca her hastaya uygulanabilmesi için yeterli veri olmaması ve bu testleri değerlendirecek yeterli sayıda yetişmiş insan gücünün de olmaması nedeniyle kişiselleştirilmiş tedavide halen zorluklar yaşanıyor.</p>

<p><strong>İmmünoterapi kişiselleştirilmiş bir tedavi midir? Her hasta almalı mıdır? </strong></p>

<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay “İmmünoterapi tedavisi çeşitli kanser tiplerinde hastanın bağışıklık sistemine etki ederek kanser hücresinin yok edilmesini sağlar. Tek başına ya da kemoterapi ile birlikte kullanılabilmektedir. İmmünoterapi de bir çeşit hedefe yönelik tedavi olup bazı yolaklar kullanılarak, hastanın bağışıklık sistemine tümör hücresi tanıtılır ve hastanın bağışıklık sistemi tümör hücresine karşı savaşır. Her hastaya,  her hastalık tipine ve her evreye  immünoterapi önerilmez, bazı belirteçlere bakılarak hasta özelinde uygun ise önerilir. Bu özellikleri nedeniyle de kişiselleştirilmiş bir tedavi seçeneğidir” diyor. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 Feb 2024 13:09:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/02/kansere-yakalanma-olasiligi-kadinlarda-yuzde-396-erkeklerde-yuzde-416-1706868559.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğum sonrası annelere destek ve anlayış önemli</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/dogum-sonrasi-annelere-destek-ve-anlayis-onemli-14146</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/dogum-sonrasi-annelere-destek-ve-anlayis-onemli-14146</guid>
                <description><![CDATA[Doğum sonu dönemde ebeveynliğe geçiş, yeni rol ve sorumluluklarla birlikte hormonal, fizyolojik değişimler görülüyor.  Bu süreçte, anne-bebek açısından destek ve anlayış büyük önem taşıyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hediye Karakoç, doğum öncesi ve sonrası süreçlerle ilgili altın değerinde bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Doğum sonu dönemde ebeveynliğe geçiş, yeni rol ve sorumluluklarla birlikte hormonal, fizyolojik değişimler görülüyor.  Bu süreçte, anne-bebek açısından destek ve anlayış büyük önem taşıyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hediye Karakoç, doğum öncesi ve sonrası süreçlerle ilgili altın değerinde bilgiler paylaştı.</p><p><strong>KONYA (İGFA) -&nbsp;</strong>Gebelik, doğum ve doğum sonu süreçlerinin bir bütün olduğunu belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hediye Karakoç; “Gebelik ve doğum süreci yönetilebiliyor ancak doğum sonu döneme gelince izlem ve ev ziyaretleri ile ilgili sorunlar nedeniyle zorlanılıyor. Mesleğimiz ne olursa olsun, yaşımız kaç olursa olsun geçmiş tecrübelerimiz bizlere tecrübe katmaktadır fakat anne olmak, yeni bir bebeğin sorumluluğunu almak önemli bir geçiş deneyimidir. Bu aşamada annenin; “Acaba yapabilecek miyim, acaba iyi gidiyor muyum, ben başarılı bir anne miyim” gibi düşünceler, aklına takılmaktadır. Çünkü her anne, mükemmel olmak istemektedir ve bu duyguları yaşarken eşlerin desteği çok önemlidir. Yeterli desteği göremeyen annede hüzün ve depresyon yaşanabilmektedir” dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"><b>“DOĞUM SONU ZİYARETTE ANNEYİ SORGULAMA VE MOTİVE ET”</b></p>

<p style="text-align: justify;">Çevredekilerin anneyi anladığını düşündüğünü ama yeteri kadar anlamadığını söyleyen Karakoç; “Doğum sonunda anneleri ‘sen mükemmel bir annesin, bebeğine iyi bakıyorsun’ gibi cümlelerle motive etmeliyiz. ‘Sütün var mı, geceleri uyuyor mu, kaç kilo doğdu, normal mi yoksa sezaryen mi?’ gibi sorularla anneleri üzmemeliyiz. Bu süreçte bebeğin en çok ihtiyaç duyduğu şey, anne sütü ve kokusudur. Annenin ihtiyacı olan şey ise dinlenmek ve motive edilmektir. Bebek ve annenin birlikte vakit geçirmesine olanak sağlanmalı, günlük işlerde anneye destek olunmalıdır” şeklinde konuştu.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/1-/1-1706618362-323.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>“GEBELİK DÖNEMİNDE EĞİTİM VE DANIŞMANLIK ALMAK ÖNEMLİ”</b></p>

<p style="text-align: justify;">Gebelik döneminde, eğitim almanın çok önemli olduğunun altını çizen Karakoç; “Doğum sonrasında bebeğin nasıl emzirileceği, bakımının nasıl yapılacağı, ebeveynleri ne gibi sorunların beklediği gibi konular gebe eğitimlerinde, doğuma hazırlık sınıflarında verilmektedir. Lohusalıkta emzirme sorununu yaşamamak için doğum öncesi eğitimleri almış olmak gerekmektedir. ‘Emzirmeyi biliyorum’ demekten ziyade doğru teknikleri öğrenerek yola çıkılması önemlidir. Ayrıca eş ile birlikte bu eğitimlere katılım sağlanması da çok büyük önem taşımaktadır. Kadının en önemli destekçisi eşidir. Eş süreci bilmediğinde eşine doğru şekilde destek olamamaktadır” ifadelerine yer verdi.</p>

<p style="text-align: justify;"><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2-/2-1706618378-452.jpeg" width="750" /></p>

<p style="text-align: justify;"><b>“GEBELİK ÖNCESİ BAKIM, GEBE KALMADAN ÖNCEKİ YÜZ GÜNÜ KAPSAR”</b></p>

<p style="text-align: justify;">Sağlıklı bir gebelik sürecinin, öncesinde yapılacak hazırlıklara bağlı olduğuna değinen Karakoç; “Gebeliğin ilk 3 ayı bebeğin organlarının oluştuğu evredir. Bu süre içerisinde annenin enfeksiyonlardan, bebeğin gelişimini olumsuz etkileyen ilaçlardan ve zararlı alışkanlıklardan korunması daha da önem taşımaktadır. Anne gebeliğe sağlıklı bir şekilde hazırlanmaz, 7. ve 8. haftada gebe olduğunu anlarsa, organların oluşma sürecini bilmeden bu dönemi geçirmektedir. Gebelik öncesi bakım, gebe kalmadan önceki yüz günü kapsamaktadır. Bu süreç içerisinde anne, sağlıklı bir gebelik süreci için vücudunu hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan hazırlamalıdır. Örneğin folik asit kullanımı çok önemlidir ve omurilik efektinin oluşmasını önleyen çok önemli bir destektir. Bu süreçte ultrason muayenesi yapılmalı, kan değerleri araştırılmalıdır. Bu döneme önceden hazırlık yapılır ise sağlıklı bir gebelik süreci yaşanır” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 Jan 2024 10:13:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/dogum-sonrasi-annelere-destek-ve-anlayis-onemli-1706685235.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Bu ağrı gençlerde de hızla yaygınlaşıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/dikkat-bu-agri-genclerde-de-hizla-yayginlasiyor-14143</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/dikkat-bu-agri-genclerde-de-hizla-yayginlasiyor-14143</guid>
                <description><![CDATA[Eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen diz şikayetlerinin artık gençlerde de çok sık karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can dizlerindeki rahatsızlıklardan dolayı şikayet edenlerin sayısının hızla arttığına vurgu yaparak, özellikle dizlerde ağrı, şişme, takılma, bükülü oturamama ve yürürken yolda durmak zorunda kalma gibi şikayetlerin günümüzde gençlerde de yaygın görüldüğünü söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen diz şikayetlerinin artık gençlerde de çok sık karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can dizlerindeki rahatsızlıklardan dolayı şikayet edenlerin sayısının hızla arttığına vurgu yaparak, özellikle dizlerde ağrı, şişme, takılma, bükülü oturamama ve yürürken yolda durmak zorunda kalma gibi şikayetlerin günümüzde gençlerde de yaygın görüldüğünü söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)- </strong>Vücudumuzun tüm yükünü üstlenen dizlerimiz gündelik hayatımız için kilit bir önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle pandemi sürecinde evde geçirilen uzun saatler nedeniyle hareketsiz kalınması, iş ve eğitimin dijital ortama taşınmasıyla gün boyu bilgisayar karşısında dizlerin bükülü olması ve aşırı kilo alımı derken günümüzde pek çok kişinin dizleri alarm verir hale geldi.</p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can robotik diz protezi tedavisi hakkında en çok merak edilenleri yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p>Robotik cerrahi, cerrahların operasyon öncesi detaylı planlama yapmalarını ve ameliyat sırasında bu plana uygun hareket etmelerini sağladığını ifade eden Doç. Dr. Ata Can, robotik sistemler yardımıyla gerçekleştirilen milimetrik hesaplar sayesinde, alanında uzman hekim kemik kesilerini hangi bölgeye, ne kadar yapacağını, protezi nasıl konumlandıracağını cerrahi müdahale öncesinde planlayabileceğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Robotik diz protezinin ömrünün pek çok faktöre bağlı olarak değişebildiğini ancak genellikle 15-20 yıl olduğunu belirten Doç. Dr. Ata Can, protezin robotik yöntemle daha hassas yerleştirilmesi sayesinde, ekleme daha iyi uyum sağlaması ve uzun ömürlü olmasının beklendiğini ifade etti. Her hastanın durumu farklı olduğu için protezin ömrü kişiden kişiye değişebileceğine vurgu yapan Doç. Dr. Ata Can, "Bu süre, hastanın yaşam tarzı, kilosu ve fiziksel aktivite düzeyi gibi değişkenlere bağlı olarak daha uzun veya daha kısa olabilir. O nedenle protezin ömrünü uzatmak için hastaların doktorlarının önerilerine uymalarını ve düzenli kontrol randevularına gitmelerini tavsiye ediyoruz" diye konuştu.</p>

<p>Robotik diz protezi ameliyatı; çoğunlukla hastanın yaygın ve geniş bir alanda kıkırdak sorunları olması, hastanın günlük yaşantısındaki hareketlerinin iyice zorlaşması ve ilaç ya da enjeksiyon gibi tedavi yöntemlerinin fayda sağlamaması durumlarında yapıldığını vurgulayan Doç. Dr. Can, özellikle ileri yaşta, ağrıları ve yürüme güçlüğü iyice artmış hastalarda robotik diz protezi ameliyatı sayesinde çok etkili sonuçlar alarak hastanın kendi işlerini yapar hale gelmesini sağlayabildiklerini vurguladı.</p>

<p>Bu arada Doç. Dr. Ata Can, hastanın uzman doktorun kontrolünün ardından operasyon ertesi ilk 24 saat içerisinde yürütüldüğünü belirterek, "İlk bir ayın sonunda hastalarımız günlük aktivitelerine ve sosyal yaşantılarına&nbsp; sağlıklı bir şekilde dönebiliyor. Robotik diz protezi sonrası hastalarımızın erken dönemde düşmemeleri gerekir. Birinci aydan sonra hiçbir kısıtlamamız yoktur. Hastalarımız koşu, yüzme ve bisiklet gibi bireysel sporları yapabilirler” diye konuştu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 Jan 2024 10:12:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/dikkat-bu-agri-genclerde-de-hizla-yayginlasiyor-1706685131.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Limon suyu izlenimi veren ürünlerin satışı tamamen yasaklandı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/limon-suyu-izlenimi-veren-urunlerin-satisi-tamamen-yasaklandi-14141</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/limon-suyu-izlenimi-veren-urunlerin-satisi-tamamen-yasaklandi-14141</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı'nca alınan karara göre limon suyu izlenimi veren; limon aromalı sos, limon sosu, limonlu sos ve benzeri ürünler yurt içinde satılamayacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı'nca alınan karara göre limon suyu izlenimi veren; limon aromalı sos, limon sosu, limonlu sos ve benzeri ürünler yurt içinde satılamayacak.</p><p><strong>ANKARA (İGFA) - </strong>Tarım ve Orman Bakanlığı'nca Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>Buna göre, limon suyu izlenimi veren; limon aromalı sos, limon sosu, limonlu sos ve benzeri ürünler yurt içinde piyasaya arz edilemeyecek.</p>

<p>Bu kapsamda yurt içinde piyasaya arzına izin verilmeyen ürünler 31 Aralık 2024'ten sonra piyasada bulundurulamayacak.</p>

<p><img height="432" src="https://www.igfhaber.com/static/sc/screenshot-2024-01-31-at-09-11-36-https-www-resmigazete-gov-tr-1706681503-0.png" width="750" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 31 Jan 2024 10:11:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/limon-suyu-izlenimi-veren-urunlerin-satisi-tamamen-yasaklandi-1706685119.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer kanserini en çok etkileyen sigara</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/akciger-kanserini-en-cok-etkileyen-sigara-14138</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/akciger-kanserini-en-cok-etkileyen-sigara-14138</guid>
                <description><![CDATA[Akciğer kanserinde erken tanı ile iyileşme şansı artıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>İleri evre akciğer kanserinin tedavisinde aşı tedavisi kullanılmalı!</strong></p>

<p><strong>Akciğer kanserinin genetik olmaktan ziyade sigara, kötü hava, çalışma ortamı gibi dış etkenlerden kaynaklandığını ifade eden uzmanlar, akciğer kanserini en çok etkileyenin sigara olduğunu söylüyor. </strong></p>

<p><strong>Akciğer kanseri tedavisinin, erken teşhis durumunda hastalığın tamamen iyileştirilmesine olanak tanıdığını ifade eden Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Son yıllarda aşı tedavisi de söz konusu. Özellikle ileri evre akciğer kanserinin tedavisinde aşı tedavisi kullanılmalıdır.” dedi.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, akciğer kanseri ve aşı tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Atamer: “Akciğer kanserini en çok etkileyen sigaradır.”</strong></p>

<p>Dünya ve ülkemizde hızla yaygınlaşan kanserin, erkeklerde prostat kanserinden, kadınlarda ise meme kanserinden sonra en sık görülen türünün akciğer kanseri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Akciğer kanserini en çok etkileyen sigaradır. Akciğer kanseri ani kilo kaybı, nefes darlığı ve çeşitli ağrılarla kendini gösterebilir. Kanser tanısını koyduktan sonra, en önemli nokta akciğer patolojisini saptamaktır.” dedi.</p>

<p><strong>Atamer: “Akciğer kanserinin patolojisine ve evresine göre tedavi yolu belirleniyor.”  </strong></p>

<p>Akciğer kanserinin, küçük hücreli olan ve küçük hücreli olmayan olmak üzere ikiye ayrıldığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Küçük hücreli akciğer kanseri sigara ile eşleşiyor. Yüzde 15-20 oranında küçük hücreli akciğer kanseri görülüyor. Akciğer kanseri genetik olmaktan ziyade dış etkenlerden etkileniyor.  Bunların başında sigara, kötü hava, çalışma ortamı gibi unsurlar geliyor. Akciğer kanseri tanısı konduktan sonra tedavi edilmesi için evrelendirilmesi yapılıyor. Akciğer kanserinin patolojisine ve evresine göre tedavi yolu belirleniyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Atamer: “Akciğerin tamamı çıkarılsa da yaşam devam ediyor.”</strong></p>

<p>Akciğer kanserinde cerrahi müdahale, kemoterapi, radyoterapi ya da bunların birleşimiyle oluşan tedavi yollarının izlenebildiğini anlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, şöyle devam etti:</p>

<p>“Akciğer kanseri ufak bir alandaysa lobektomi denilen tedavi kullanılır. Kanser büyük bir alandaysa prörektomi tedavisi yani akciğerin bir kısmı ya da hepsi alınır. Akciğerin tamamı çıkarıldığı durumlarda fonksiyonel etkilenmekle birlikte normal hayatın sürmesi devam ediyor. Küçük bir kısım yani bir lob alındığı zaman ise fonksiyonel etkisi çok az olacaktır. Akciğer kanseri tedavisinden sonra cerrahi operasyonlardan geri kalan akciğer dokusu kısmen kendini yenileyebilirken, bir karaciğer hücresi gibi kendini tamamen yenileyemez. Akciğerin tamamı çıkarılsa da yaşam devam ediyor. Bununla birlikte bireyin eforu da artıyor.”</p>

<p><strong>Akciğer kanserinde aşı tedavisi</strong></p>

<p>Akciğer kanseri tedavisinin, erken teşhis durumunda hastalığın tamamen iyileştirilmesine olanak tanıdığını da kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, ilerleyen evrelerde ise tedavi ile hastalığın baskılanması veya semptomların kontrol altına alınmasının hedeflendiğini söyledi.</p>

<p>Akciğer kanseriyle ilgili yeni tedavi yöntemleri üzerindeki çalışmaların sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Son yıllarda aşı tedavisi de söz konusu. Özellikle ileri evre akciğer kanserinin tedavisinde aşı tedavisi kullanılmalıdır.” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 10:13:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/akciger-kanserini-en-cok-etkileyen-sigara-1706598791.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dizleriniz ağrıyor ve bükülmüyorsa dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/dizleriniz-agriyor-ve-bukulmuyorsa-dikkat-14137</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/dizleriniz-agriyor-ve-bukulmuyorsa-dikkat-14137</guid>
                <description><![CDATA[Vücudumuzun tüm yükünü üstlenen dizlerimiz gündelik hayatımız için kilit bir önem taşıyor. Özellikle pandemi sürecinde evde geçirilen uzun saatler nedeniyle hareketsiz kalınması, iş ve eğitimin dijital ortama taşınmasıyla gün boyu bilgisayar karşısında dizlerin bükülü olması ve aşırı kilo alımı derken günümüzde pek çok kişinin dizleri alarm verir hale geldi! Eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen diz şikayetlerinin artık gençlerde de çok sık karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can “Dizlerindeki rahatsızlıklardan dolayı şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Özellikle dizlerde ağrı, şişme, takılma, bükülü oturamama ve yürürken yolda durmak zorunda kalma gibi şikayetler günümüzde gençlerde de yaygın görülür oldu” diyor. Buna karşın teknolojideki ve tıptaki ilerlemeler sayesinde diz hastalıklarının tedavisinde çok başarılı sonuçlar alındığını vurgulayan Doç. Dr. Can, ileri vakalarda ise robotik diz protezlerinin yüz güldürdüğünü söylüyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can robotik diz protezi tedavisi hakkında en çok merak edilenleri yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vücudumuzun tüm yükünü üstlenen dizlerimiz gündelik hayatımız için kilit bir önem taşıyor. Özellikle pandemi sürecinde evde geçirilen uzun saatler nedeniyle hareketsiz kalınması, iş ve eğitimin dijital ortama taşınmasıyla gün boyu bilgisayar karşısında dizlerin bükülü olması ve aşırı kilo alımı derken günümüzde pek çok kişinin dizleri alarm verir hale geldi! Eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen diz şikayetlerinin artık gençlerde de çok sık karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can</strong> “Dizlerindeki rahatsızlıklardan dolayı şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Özellikle dizlerde ağrı, şişme, takılma, bükülü oturamama ve yürürken yolda durmak zorunda kalma gibi şikayetler günümüzde gençlerde de yaygın görülür oldu” diyor. Buna karşın teknolojideki ve tıptaki ilerlemeler sayesinde diz hastalıklarının tedavisinde çok başarılı sonuçlar alındığını vurgulayan Doç. Dr. Can, ileri vakalarda ise robotik diz protezlerinin yüz güldürdüğünü söylüyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can robotik diz protezi tedavisi hakkında en çok merak edilenleri yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<ul>
	<li><strong>Robotik diz protezi ameliyatının avantajları nelerdir?</strong></li>
</ul>

<p>Robotik cerrahi, cerrahların operasyon öncesi detaylı planlama yapmalarını ve ameliyat sırasında bu plana uygun hareket etmelerini sağlıyor. Robotik sistemler yardımıyla gerçekleştirilen milimetrik hesaplar sayesinde, alanında uzman hekim kemik kesilerini hangi bölgeye, ne kadar yapacağını, protezi nasıl konumlandıracağını cerrahi müdahale öncesinde planlayabiliyor. Böylelikle yumuşak doku dengesi korunarak protezin ömrü uzatılırken, hastanın daha az komplikasyon riski ve daha az doku hasarı ile eklem hareketlerinin korunması ve normal yaşantısına daha hızlı dönmesi sağlanıyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Robotik diz protezinin ömrü kaç yıldır? </strong></li>
</ul>

<p>Robotik diz protezinin ömrünün pek çok faktöre bağlı olarak değişebildiğini ancak genellikle 15-20 yıl olduğunu belirten Doç. Dr. Ata Can şöyle konuşuyor: “Protezin robotik yöntemle daha hassas yerleştirilmesi sayesinde, ekleme daha iyi uyum sağlaması ve uzun ömürlü olması beklenir. Ancak, her hastanın durumu farklı olduğu için protezin ömrü kişiden kişiye değişebilir. Bu süre, hastanın yaşam tarzı, kilosu ve fiziksel aktivite düzeyi gibi değişkenlere bağlı olarak daha uzun veya daha kısa olabilir. O nedenle protezin ömrünü uzatmak için hastaların doktorlarının önerilerine uymalarını ve düzenli kontrol randevularına gitmelerini tavsiye ediyoruz.” </p>

<ul>
	<li><strong>Robotik diz protezi kimlere uygulanır? </strong></li>
</ul>

<p>Robotik diz protezi ameliyatı; çoğunlukla hastanın yaygın ve geniş bir alanda kıkırdak sorunları olması, hastanın günlük yaşantısındaki hareketlerinin iyice zorlaşması ve ilaç ya da enjeksiyon gibi tedavi yöntemlerinin fayda sağlamaması durumlarında yapılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji uzmanlığı tarafından uygun görülen her hastaya robotik diz protezinin uygulanabildiğini belirten Doç. Dr. Ata Can, ameliyatın süresinin ise deformitenin evresine ve hastanın durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini, ancak genellikle bir ile iki saat arasında değiştiğini söylüyor. Doç. Dr. Ata Can, özellikle ileri yaşta, ağrıları ve yürüme güçlüğü iyice artmış hastalarda robotik diz protezi ameliyatı sayesinde çok etkili sonuçlar alarak hastanın kendi işlerini yapar hale gelmesini sağlayabildiklerini vurguluyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Hastalar ameliyat sonrası nelere dikkat etmelidir?</strong></li>
</ul>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can “Robotik diz protezi cerrahisi yapılan hastamız uzman doktorun kontrolünün ardından operasyon ertesi ilk 24 saat içerisinde yürütülüyor. İlk bir ayın sonunda hastalarımız günlük aktivitelerine ve sosyal yaşantılarına  sağlıklı bir şekilde dönebiliyor. Robotik diz protezi sonrası hastalarımızın erken dönemde düşmemeleri gerekir. Birinci aydan sonra hiçbir kısıtlamamız yoktur. Hastalarımız koşu, yüzme ve bisiklet gibi bireysel sporları yapabilirler” diyor. </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 10:13:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/dizleriniz-agriyor-ve-bukulmuyorsa-dikkat-1706598782.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların ebeveynle yatması özgüveni düşürüyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/cocuklarin-ebeveynle-yatmasi-ozguveni-dusuruyor-14114</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/cocuklarin-ebeveynle-yatmasi-ozguveni-dusuruyor-14114</guid>
                <description><![CDATA[Çocukların kendi yataklarında uyumak yerine ebeveynlerinin yanında uyumak için ısrarcı davranmalarının birçok evde rastlanan zorlayıcı bir durum olduğunu dile getiren uzmanlar, çocukların kendi yataklarına yatıp tek başlarına uykuya dalmalarının çocuklar için cesaret gerektiren bir konu olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların kendi yataklarında uyumak yerine ebeveynlerinin yanında uyumak için ısrarcı davranmalarının birçok evde rastlanan zorlayıcı bir durum olduğunu dile getiren uzmanlar, çocukların kendi yataklarına yatıp tek başlarına uykuya dalmalarının çocuklar için cesaret gerektiren bir konu olduğunu söylüyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Yeni doğan bir bebeğin 6. ayından itibaren kendi odasında kendi yatağına alıştırılması gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, anne baba ile yatmanın çocuğun bağımlı bir birey olmasına neden olacağını ve çocuğun özgüvenini düşüreceğini vurguladı.</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, çocuklara bağımsız uyku alışkanlığı kazandırma konusunu değerlendirdi.</p>

<p>Çocukların kendi yataklarında uyumak yerine ebeveynlerinin yanında uyumak için ısrarcı davranmaları birçok evde rastlanan zorlayıcı bir durum olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, çocukların kendi yataklarına yatıp tek başlarına uykuya dalmaları çocuklar için cesaret gerektiren bir konu olduğunu belirterek, "Çocuğun anne ve babadan ayrılması, özerkleşmesini sağlayan bir durumdur. Yeni doğan bir bebek 6. ayından itibaren kendi odasında kendi yatağına alıştırılmalıdır. Fakat bebekten ayrılmak, sıklıkla yataktan kalkıp bebekle ilgilenmekten oluşan yorgunluk hissi ve bebeğe bir şey olacağı endişesi ile ebeveynler genellikle bebekle birlikte uyumayı tercih edebilirler.” diye konuştu.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1706255187-nuran-kat-1706263880-814.jpeg" width="750" /></p>

<p>Okul öncesi dönemdeki çocuklarda sıklıkla karşılaşılan sorunlardan birinin çocukların ebeveynleri ile birlikte uyumak istemeleri olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, “Bunun en büyük sebeplerinden biri çocukların yaşadıkları korku ve kaygılarıdır. 2-3 yaş itibariyle çocuklar korkulu rüyalar görmeye başlar. Çocuk anne ve babasıyla birlikte yatarak kendisini güvende hissetmek ister. Anne ve babalar ise çocuğun korktuğunu söylemesi üzerine veya çalışan anne ve baba ise çocuklarıyla çok fazla zaman harcamadıklarını düşündükleri için yaşadıkları özlem duygusu veya vicdan azabı sebebiyle çocuklarının bu isteklerini kabul edebilirler. Fakat anne ve babaların bu tür kabul edici davranışları durumu çözmez, aksine çocuğun korkusunu besler, bağımlı bir birey olmasına neden olur ve özgüvenini düşürür.” dedi.</p>

<p><strong>ANNE BABANIN ROLÜ ÇOK BÜYÜK</strong></p>

<p>Çocuğun davranışlarını değiştirme konusunda anne ve babanın rolünün büyük olduğunu da dile getiren Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, “Anne ve babaların çocuğun kendi yatağında yatma konusunda kararlı ve tutarlı davranmaları çocuğun tek başına uyuma alışkanlığının gelişmesini sağlar. Anne ve babaların çocuğa bir gece izin verip öteki gün kendi yatağında yatması için ısrarcı olmaları tutarsız bir davranıştır, yanlıştır. Çocuğun kendisini reddedilmiş ve kötü hissetmemesi için anne ve babaların kararlı davranmaları önemli bir konudur.” dedi.</p>

<p>Çocuklara kendi yatağında uyumaları için destek sağlamak gerektiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Nuran Katı, “Çocuk kötü ve zor bir günün ardından anne babayla uyumak isteyebilir. Bu gibi durumlarda çocuğun zorlayıcı duygularını anlatmasına izin vermek duygusal rahatlaması ve sakinleşmesini sağlar. Sakinlemesiyle birlikte çocuğun rahat bir şekilde uykuya geçiş yapmasını kolaylaştırır. Çocuk uykuya dalana kadar yanında olmak veya hikaye okuyarak uykuya geçiş yapmasını sağlamak duygusal stresini yatışmasını sağlar.” diye konuştu.</p>

<p>Katı, çocuğun kendi başına uyumasını sağlamak çocuğun özgüveninin gelişmesine ve bağımlı olmaktan ziyade bağımsız bir birey olmasına yardımcı olacağını söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 14:11:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/cocuklarin-ebeveynle-yatmasi-ozguveni-dusuruyor-1706267463.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güzelliğinizle bütünleşen estetik dokunuşlar</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/guzelliginizle-butunlesen-estetik-dokunuslar-14102</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/guzelliginizle-butunlesen-estetik-dokunuslar-14102</guid>
                <description><![CDATA[Hizmet verdiği her alanda, mükemmeliyetçi, güvenilir, global ve lider bir marka olma amacı taşıyan Doku Clinic, güvenli, steril ve hayat değiştiren operasyonlar ile hastalarına ihtiyaçları olan her şeyi sunmaya devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><i>Hizmet verdiği her alanda, mükemmeliyetçi, güvenilir, global ve lider bir marka olma amacı taşıyan </i><b><i>Doku Clinic</i></b><i>, güvenli, steril ve hayat değiştiren operasyonlar ile hastalarına ihtiyaçları olan her şeyi sunmaya devam ediyor.</i></p>

<p>İstanbul’un merkezi Şişli’de 5 bin m2 genişliğindeki kliniği ile medikal estetik ve plastik cerrahi alanında A+ hizmet sunan <b>Doku Clinic</b>, 400 sağlık çalışanı ve 20’ye yakın uzman doktoru ile kalıplaşmış metotların dışına çıkarak  ulusal ve uluslararası sağlık standartları doğrultusunda farklı çözüm önerilerini dünyanın dört bir yanından gelen hastaları ile buluşturuyor.</p>

<p>En son teknolojiyi etik değerler çerçevesinde kullanan Doku Clinic, hastalarına en doğru ve en doğal çözümleri sunarak; saç ekimi, cilt gençleştirme, bölgesel incelme, lazer tedavileri, dolgu uygulamaları ve plastik cerrahi alanlarında başarılı çalışmaları ile adından sıkça söz ettiriyor.</p>

<p>Uzman doktorlarıyla sağlık sektöründe uluslararası deneyimi, geniş yelpazedeki son teknoloji medikal cihazları, şehrin merkezindeki şık konsepti ve dikkat çekici iç mimarisiyle alanında ilham kaynağı olarak kalıplaşmış metotların dışına çıkan ve farklı çözüm önerileriyle hastalarına her zaman daha iyi bir yaşam kalitesi sağlamayı amaçlayan Doku Clinic’in <b>Plastik Cerrahi</b> alanında sunduğu popüler iki tedavisini sizler için derledik;</p>

<p> </p>

<p><b>Burun Estetiği: </b></p>

<p>Rinoplasti, burun şekli ve boyutunu düzeltmeyi amaçlayan cerrahi bir işlemdir ve genellikle estetik veya fonksiyonel sebeplerle gerçekleştirilir. Estetik rinoplasti, hastanın isteği doğrultusunda burnun daha dengeli ve uyumlu bir görünüme kavuşturulmasını hedefler. Bu işlemde, burun ucu, burun sırtı, burun kanatları ve çevresindeki dokuların düzeltilmesiyle kişiye istediği burun şekli verilir. Diğer yandan, fonksiyonel rinoplasti, burun solunumuyla ilgili sorunları çözmek amacıyla yapılır. Örneğin, burun içindeki septumda eğrilik veya burun kemiği deformiteleri, solunum zorluğuna neden olabilir. Rinoplasti, bu tür problemleri düzelterek solunumu iyileştirebilir. Rinoplasti, hem estetik kaygıları gidermeyi hem de burun fonksiyonlarını iyileştirmeyi amaçlayarak her iki durumda da hastaların yaşam kalitesini artırmayı hedefler.</p>

<p> </p>

<p><b>Meme Estetiği: </b></p>

<p>Meme estetiği, meme dokusunun şekil, boyut ve görünümünü değiştirmeyi hedefleyen cerrahi bir operasyon dalıdır. Bu cerrahi müdahaleler genellikle meme büyütme, meme küçültme, meme dikleştirme ve jinekomasti gibi prosedürleri içerir. Meme estetiği, sadece dış görünümü iyileştirmeyi amaçlamaz, aynı zamanda kişinin beden imajıyla ilişkisini ve özgüvenini artırabilir. Meme büyütme işlemi genellikle implantlar veya yağ transferi yoluyla gerçekleştirilirken, meme küçültme cerrahisi fazla meme dokusunu çıkararak yapılmaktadır. Meme dikleştirme operasyonları ise memenin sarkmasını önlemek veya düzeltmek için uygulanır. Jinekomasti ise erkeklerde meme büyümesi durumunu ifade eder ve cerrahi müdahale ile düzeltilir.</p>

<p>Bu estetik operasyonlar, hastanın vücut algısını pozitif yönde etkileyerek kendine güvenini artırabilir ve psikolojik iyilik halini destekleyebilir. Titizlikle hazırlanmış her bir seans, doğal güzelliğinizin ışıltılı bir yansıması olarak hizmet etmeyi amaçlarken, aynı zamanda canlandırıcı bir etki de sunar.</p>

<p>Doğuştan gelen güzelliğinizi yalnızca korumakla kalmayıp geliştiren, mevcut çekiciliğinizden ödün vermeden özelliklerinizi hassas bir şekilde vurgulayan lüks bir bakımın keyfini çıkarmak istiyorsanız <b>Doku Clinic</b>’in sunduğu tüm  hizmetler için <b>dokumedical.com</b> web sitesini ziyaret edebilirsiniz.</p>

<p>Unutmayın, güzellik yolculuğunuzda kendinizi sevme ve doğal güzelliğinizi korumak her zaman en önemli adımdır.</p>

<p><b><i>*Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz. </i></b></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 09:41:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/guzelliginizle-butunlesen-estetik-dokunuslar-1706251267.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>En önemli neden abur cubur...!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/en-onemli-neden-abur-cubur-14098</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/en-onemli-neden-abur-cubur-14098</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, kabızlığın hayati bir rahatsızlık olmasa da yetişkinler ve özellikle çocuklar için oldukça can sıkıcı durumlara sebep olabildiğine ve temel nedenlerinden birinin de yanlış beslenme alışkanlıkları olduğuna dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, kabızlığın hayati bir rahatsızlık olmasa da yetişkinler ve özellikle çocuklar için oldukça can sıkıcı durumlara sebep olabildiğine ve temel nedenlerinden birinin de yanlış beslenme alışkanlıkları olduğuna dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çocuğun sağlığı ve hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen kabızlık, çocukluk yaş grubunun yüzde 28’ini etkiliyor.</p>

<p>Kabızlığın, kısaca haftada 3’ten az olmak üzere, sert ve ağrılı bir şekilde dışkılama durumu olarak tanımlanabildiğine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Namık Kemal Akpınar, kabızlığın olumsuz etkilerinin çok hızlı şekilde geçmediği için hem anne-baba hem de çocuk açısından bazı sıkıntılara ve zorluklara sebep olabildiğine vurgu yaptı.</p>

<p>Fakat bu rahatsızlığın hayat boyu devam edecek bir sorun olmadığının unutulmaması gerektiğine dikkati çeken Dr. Akpınar, hastanın normal hayatına dönmesi bazen haftalar, bazen aylar alabildiğini bu nedenle yapılması ve yapılmaması gereken önerileri sabırla uygulamaya devam edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Namık Kemal Akpınar, abur cubur olarak tabir edilen ev dışından tedarik edilen ve içerisinde katkı maddelerinin çok olduğu konsantre şekerli yiyeceklerin yenmesinden sebze ve meyvelerin yeteri kadar tüketilmemesine kadar her türü olayın yanı sıra yetersiz sıvı alımının da&nbsp; kabızlığa yol açan yanlışların başında geldiğine dikkati çekti.</p>

<p><img height="208" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1706163437-asm-drnamikkemalakpinar-gorseli-1706182709-145.jpeg" width="750" /></p>

<p>Kabızlığı önlemek için tuvaletini yapan çocuğu ödüllendirmek gerektiğini ifade eden Akpınar,&nbsp; istemli veya istemsiz olarak tuvalete çıkma olayının ertelenmesinin kabızlık oluşumuna zemin hazırladığını söyledi. Akpınar, tuvalet alışkanlığı oluşması için; çocuğun en az 10 dakika tuvalete oturtulması ve her tuvaletini yaptığında ödüllendirilmesi gerekiyor” tavsiyelerinde bulundu.</p>

<p>"Kabızlık nadiren de olsa başka bir hastalığın habercisi olabiliyor" diyen Akpınar, "Kabızlığın yüzde 95 oranında başka bir hastalığın belirtisi olarak değil, beslenme ve tuvalet alışkanlıklarındaki hatalardan kaynaklı olarak oluştuğunu dile getiren Dr. Namık Kemal Akpınar, “Ancak yüzde 5 gibi düşük bir oranda da olsa, kabızlık başka bir rahatsızlık kaynaklı olarak da meydana gelebiliyor. Böyle durumlarda kabızlığın genel olarak tanımlanan belirtilerinin yanında ek bulgular kendini gösteriyor. Bu ek bulguları dikkatle takip etmek ve bir doktorla paylaşmak, kabızlığın altında yatan esas nedeni geç olmadan ortaya çıkarmak için büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 09:39:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/en-onemli-neden-abur-cubur-1706251187.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Reflünün tedavisinde sağlıklı yaşam önemli</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/reflunun-tedavisinde-saglikli-yasam-onemli-14082</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/reflunun-tedavisinde-saglikli-yasam-onemli-14082</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, tütün ürünleri kullanma, yağ bakımından zengin ve aşırı beslenme, kiloyu kontrol etmek için önlem almama gibi ihmaller kişilerin gastroözofageal reflü hastalığına yakalanma riskini arttırdığına dikkati çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, tütün ürünleri kullanma, yağ bakımından zengin ve aşırı beslenme, kiloyu kontrol etmek için önlem almama gibi ihmaller kişilerin gastroözofageal reflü hastalığına yakalanma riskini arttırdığına dikkati çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çeşitli bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuca göre insanların yaklaşık yüzde 7'si her gün yemek borusunda yanma hissinden şikâyet ediyor.</p>

<p>Yanma hissini gece saatlerinde yaşayanların oranının yüzde 36 olduğunu paylaşan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Tütün ürünleri kullanma, yağ bakımından zengin ve aşırı beslenme, kiloyu kontrol etmek için önlem almama gibi ihmaller kişilerin gastroözofageal reflü hastalığına yakalanma riskini arttırıyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p><img height="208" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1705904675-asm-profdrmelihozel-gorseli-1706027017-541.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>FAZLA İLAÇ KULLANIMI, SAĞLIKSIZ BESLENME VE HAREKETSİZLİK REFLÜ SEBEBİ</strong></p>

<p>Gastroözofageal reflü hastalığının oluşumunda tek bir etkenin olmadığının altını çizen Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Reflüyü etkileyen nedenler kişiden kişiye değişebiliyor ancak yemek borusunun alt kısmında, yemek borusu ile mide arasındaki karmaşık anatomik yapının işlevsel olarak bozulması hastalığa sebep olan en önemli nedenlerin başında yer alıyor. İleri yaş ve ileri yaşa bağlı olarak artan ilaç kullanımı, obezite, mide fıtıkları, sigara, kötü beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı gibi risk faktörleri sindirim sistemiyle ilgili veya romatolojik ve endokrinolojik kökenli bazı sorunlar reflünün temel sebepleri arasında yer alıyor” diye konuştu.</p>

<p>Henüz doktora başvurmayan veya tanı alan hastaların neleri yapması ve neleri yapmaması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Melih Özel, hastalara rahat bir nefes sağlayacak 13 tavsiyede bulundu.</p>

<ol>
 <li>Beslenme içeriğinizdeki yağ miktarını azaltın.</li>
 <li>“Şu yiyecek ya da bu içecek reflüye iyi gelir” diye bir şey yok. Tedavinizi değiştirmeye ya da kes­meye neden olacak bir gıda-içecek seçeneği olmadığını aklınızdan çıkarmayın.</li>
 <li>Korse, sıkı kemer ve dar kıyafetler yerine vücudu sıkmayan ve sarmayan giysiler tercih edin.</li>
 <li>Unutmayın, gıdaların reflü belirtileri üzerine etkileri tamamen kişi­sel, bu yüzden genelleme yapmamakta yarar var. Hangi gıdalarla sorun yaşadığınızı not edin ve bu gıdaları beslenme düzeninizin dışında tutun. Diğer yandan etkisini bilmediğiniz gıdaları baştan liste dışı bırakmak yerine, küçük miktarlarda deneyerek karar verin.</li>
 <li>“Reflüm var” diye yemeden, içmeden kesilmeyin.</li>
 <li>Dışarıda yemek yerken, tatilde, seyahatte, nerede olursanız olun diye­tinizin kontrolünü elden bırakmayın.</li>
 <li>Yiyecek ve içeceklerin üzerinizdeki etkilerini gözlemleyin. Size dokunduğunu bildikleriniz varsa, bunla­rı dikkatle tüketmeye özen gösterin.</li>
 <li>Baharatlar reflü hastalığında önemli bir rol oynuyor. Acı yemek güzeldir ama gece kâbusunuz olabilir.</li>
 <li>Ki­lonuzu iyi kontrol edin ve çok sert, sıkı diyetlerden uzak durun.</li>
 <li>Yemek yedikten hemen sonra yatmayın, uyku zamanınıza kadar hafif hareketlerle sindirim sisteminizi rahatlatın.</li>
 <li>Sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Az yiyin, öğün atlamayın, ara öğünleri ihmal etmeyin. Unutmayın, sebzeler gaz yapabilir ama genellikle reflünüzü arttırmaz.</li>
 <li>Hazırladığınız yemeklerde kullandığınız gıda bileşenlerini birer birer ekleyip çıkartarak etkilerini gözlemleyin ve not edin. Bu sayede belli bir zaman sonra hangi yemekte hangi malzemeyi kullanmazsanız daha rahat edeceğinizi anlayacağınız bir veri tabanına sahip olursunuz.</li>
 <li>Şeker ve tatlı sizi üzebilir. Çikolata, nane ve tarçına dikkat edin.</li>
 <li>Domates suyu, greyfurt suyu, gazlı içecekler ve kafein içeren içeceklerden uzak durun.</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Jan 2024 09:44:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/reflunun-tedavisinde-saglikli-yasam-onemli-1706078689.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Reflünün tedavisi için sağlıklı yaşam şart</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/reflunun-tedavisi-icin-saglikli-yasam-sart-14069</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/reflunun-tedavisi-icin-saglikli-yasam-sart-14069</guid>
                <description><![CDATA[Çeşitli bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuca göre insanların yaklaşık yüzde 7’si her gün yemek borusunda yanma hissinden şikâyet ediyor. Yanma hissini gece saatlerinde yaşayanların oranının yüzde 36 olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Tütün ürünleri kullanma, yağ bakımından zengin ve aşırı beslenme, kiloyu kontrol etmek için önlem almama gibi ihmaller kişilerin gastroözofageal reflü hastalığına yakalanma riskini arttırıyor” açıklamasında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çeşitli bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuca göre insanların yaklaşık yüzde 7’si her gün yemek borusunda yanma hissinden şikâyet ediyor. Yanma hissini gece saatlerinde yaşayanların oranının yüzde 36 olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Tütün ürünleri kullanma, yağ bakımından zengin ve aşırı beslenme, kiloyu kontrol etmek için önlem almama gibi ihmaller kişilerin gastroözofageal reflü hastalığına yakalanma riskini arttırıyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>

<p>Reflünün belirtileri arasında ağza acı-ekşi mide sıvısının gelmesi, göğüste yanma hissi ve göğüs ağ­rısı gibi tipik belirtilerin olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Yemek borusunda darlıklar, erozyonlar ve ülserler gibi çeşitli değişikliklerin eklenmesiyle birlikte, ‘klasik gastroözofageal reflü hastalığı’ tanısı konmuş oluyor” dedi.</p>

<p><strong>Fazla ilaç kullanımı, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik reflü sebebi</strong></p>

<p>Gastroözofageal reflü hastalığının oluşumunda tek bir etkenin olmadığının altını çizen Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Reflüyü etkileyen nedenler kişiden kişiye değişebiliyor ancak yemek borusunun alt kısmında, yemek borusu ile mide arasındaki karmaşık anatomik yapının işlevsel olarak bozulması hastalığa sebep olan en önemli nedenlerin başında yer alıyor. İleri yaş ve ileri yaşa bağlı olarak artan ilaç kullanımı, obezite, mide fıtıkları, sigara, kötü beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı gibi risk faktörleri sindirim sistemiyle ilgili veya romatolojik ve endokrinolojik kökenli bazı sorunlar reflünün temel sebepleri arasında yer alıyor” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Hastalığın tedavisi sağlıklı bir yaşam tarzında saklı</strong></p>

<p>Hastalığın tıbbi, endoskopik ve cerrahi tedavi seçenekleri bulunsa da tedavinin en önemli kısmının yaşam tarzını değiştirmek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Melih Özel, “Tütün ürünleri kullanımı, yağdan zengin ve aşırı beslenme aynı zamanda kilo kontrolü için bir çaba sarf etmeme gibi ihmaller gastroözofageal reflü hastalığına yakalanma riskini arttırabiliyor. Sağlıklı ve dikkatli bir yaşam tarzının gözden geçirilmesi reflü ataklarının sıklığını, şiddetini ve sonuçlarını önemli ölçüde etkileyebilir” dedi.</p>

<p>Henüz doktora başvurmayan veya tanı alan hastaların neleri yapması ve neleri yapmaması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Melih Özel, hastalara rahat bir nefes sağlayacak 13 tavsiyede bulundu.</p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li>Beslenme içeriğinizdeki yağ miktarını azaltın.</li>
	<li>“Şu yiyecek ya da bu içecek reflüye iyi gelir” diye bir şey yok. Tedavinizi değiştirmeye ya da kes­meye neden olacak bir gıda-içecek seçeneği olmadığını aklınızdan çıkarmayın.</li>
	<li>Korse, sıkı kemer ve dar kıyafetler yerine vücudu sıkmayan ve sarmayan giysiler tercih edin.</li>
	<li>Unutmayın, gıdaların reflü belirtileri üzerine etkileri tamamen kişi­sel, bu yüzden genelleme yapmamakta yarar var. Hangi gıdalarla sorun yaşadığınızı not edin ve bu gıdaları beslenme düzeninizin dışında tutun. Diğer yandan etkisini bilmediğiniz gıdaları baştan liste dışı bırakmak yerine, küçük miktarlarda deneyerek karar verin.</li>
	<li>“Reflüm var” diye yemeden, içmeden kesilmeyin.</li>
	<li>Dışarıda yemek yerken, tatilde, seyahatte, nerede olursanız olun diye­tinizin kontrolünü elden bırakmayın.</li>
	<li>Yiyecek ve içeceklerin üzerinizdeki etkilerini gözlemleyin. Size dokunduğunu bildikleriniz varsa, bunla­rı dikkatle tüketmeye özen gösterin.</li>
	<li>Baharatlar reflü hastalığında önemli bir rol oynuyor. Acı yemek güzeldir ama gece kâbusunuz olabilir.</li>
	<li>Ki­lonuzu iyi kontrol edin ve çok sert, sıkı diyetlerden uzak durun.</li>
	<li>Yemek yedikten hemen sonra yatmayın, uyku zamanınıza kadar hafif hareketlerle sindirim sisteminizi rahatlatın.</li>
	<li>Sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Az yiyin, öğün atlamayın, ara öğünleri ihmal etmeyin. Unutmayın, sebzeler gaz yapabilir ama genellikle reflünüzü arttırmaz.</li>
	<li>Hazırladığınız yemeklerde kullandığınız gıda bileşenlerini birer birer ekleyip çıkartarak etkilerini gözlemleyin ve not edin. Bu sayede belli bir zaman sonra hangi yemekte hangi malzemeyi kullanmazsanız daha rahat edeceğinizi anlayacağınız bir veri tabanına sahip olursunuz.</li>
	<li>Şeker ve tatlı sizi üzebilir. Çikolata, nane ve tarçına dikkat edin.</li>
	<li>Domates suyu, greyfurt suyu, gazlı içecekler ve kafein içeren içeceklerden uzak durun.</li>
</ul>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jan 2024 17:04:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/reflunun-tedavisi-icin-saglikli-yasam-sart-1706018663.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>COVID 19 Yeni Varyantıyla Yeniden Gündemde</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/covid-19-yeni-varyantiyla-yeniden-gundemde-14068</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/covid-19-yeni-varyantiyla-yeniden-gundemde-14068</guid>
                <description><![CDATA[COVID-19 etkeni olan SARS-CoV-2 nin de yeni endişe uyandırıcı varyantlarının ortaya çıkmaya devam ettiğine dikkat çeken Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya, güncel dolaşımda olan SARS-CoV-2 varyantı diğer solunum yolu virüslerinden bulaşıcılığı daha yüksek olduğunu ve özellikle yaşlıların da içinde bulunduğu riskli grupları daha çok etkilediğine değindi. Yoğunlaşan hastane yatışlarını önlemek ve genel olarak hastalıktan korunmak için önlemlerin artırılması gerektiğini söyledi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em></em></p>

<p>Pandemi bitti düşüncesiyle tüm dünyada önlemler kalktı. Ancak virüsler varlığını sürdürüyor. Üstelik bağışıklık sistemimiz bu virüsleri unuttuğu için de yeterince savaşamıyor ve hastalıklar çok daha yoğun bir şekilde yaşanmaya devam ediyor. “Bugünlerde bütün solunum yolu etkeni virüslerin toplumda dolaştığı ve bu nedenlerle hastanelere yatışların arttığı bir dönemdeyiz” diyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya, özellikle yaşlılarda ve küçük çocuklarda viral solunum yolu hastalıklarının ağır seyrettiğini hatırlattı. </p>

<p> </p>

<p><strong>“ENDİŞE EDİCE VARYANTLAR ÇIKMAYA DEVAM EDİYOR”</strong></p>

<p>Tüm dünyada Kasım 2023 ün ortalarından itibaren COVID-19 vaka artışlarının dikkat çekici şekilde arttığına işaret eden Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya, “Genetik olarak değişikliğe uğramış virüse “varyant” diyoruz. Bulaşıcılığı ve hastalandırıcılık özelliği artmış, laboratuvar testlerinden ve ilaçların etkisinden kaçabilen varyantlara ise “endişe uyandıran varyantlar deniyor. COVID-19 etkeni olan SARS-CoV-2 nin de yeni endişe uyandırıcı varyantları ortaya çıkmaya devam ediyor” diye konuştu. </p>

<p> </p>

<p><strong>SARS-COV-2 VARYANTININ BULAŞICILIĞI DAHA YÜKSEK</strong></p>

<p>Tüm dünyada Kasım 2023 ün ortalarından itibaren COVID-19 vaka artışlarının dikkat çekici boyutta arttığını belirten Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya, güncel dolaşımdaki SARS-CoV-2 varyantının diğer solunum yolu virüslerinden bulaşıcılığının daha yüksek olduğunu ve bu nedenle özellikle yaşlı grubu çok etkilediğini anlattı. Bu nedenle de ülkemizde son aylarda hastanelere ve yoğun bakım ünitelerine yatışlarda artışın devam ettiğini değinin Prof. Dr. Topkaya, “Grip için hastalığın erken saptanması durumunda etkili olan bir ilaç bulunmaktadır ve ilacın erken başlanması hastalığın hafif seyretmesini sağlamaktadır. Oysa ki COVID-19 için etkili bir ilaç yoktur. Bu nedenle hem grip hem de COVID-19 dan kaçınmak için en önemli yöntem korunmadır” diye konuştu. </p>

<p> </p>

<p><strong>ŞİKAYETLER ALTTA YATAN HASTALIĞA GÖRE ARTABİLİYOR</strong></p>

<p>Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya’nın verdiği bilgiye göre, güncel varyant ile oluşan belirtiler; boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, öksürük, yorgunluk, baş ağrısı, kas ağrısı, ateş ve terleme gibi griple benzer şekilde yaşanıyor. Prof. Dr. Topkaya, hastaların çoğunda klinik tablonun hafif seyirli olmakla birlikte bu durumun hastanın altta yatan hastalığı olup olmaması ve bağışık durumuyla yakından ilişkili olduğunu söyledi. </p>

<p> </p>

<p><strong>“PANDEMİNİN BAŞINDAKİ ÖNLEMLERİ HATIRLATMAKTA YARAR VAR”</strong></p>

<p>Varyantlara karşı geliştirilen aşıların ülkemizde bulunmadığını bu nedenle önlemlerin çok daha önem taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle bulaşıcılığı çok artmış olan yeni SARS-CoV-2 varyantı ve diğer solunum yolu virüslerinden korunmak için maske, mesafe, kalabalık ortamlardan kaçınma, el hijyeni, hastaların izolasyonu gibi pandeminin başında daha sıkı uyduğumuz önlemleri yeniden hatırlamakta ve günlük hayatımızda uygulamakta yarar var.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jan 2024 17:04:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/covid-19-yeni-varyantiyla-yeniden-gundemde-1706018656.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı uyardı! Koku ve tadından anlaşılmıyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/uzmani-uyardi-koku-ve-tadindan-anlasilmiyor-14067</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/uzmani-uyardi-koku-ve-tadindan-anlasilmiyor-14067</guid>
                <description><![CDATA[Sahte içkilerin lisansı olmayan imalathaneler tarafından piyasaya sürüldüğünü ifade eden uzmanlar, bu içkilerin düşük fiyatlı olmalarının, tüketiciler tarafından tercih edilmelerine neden olduğunu söylüyor. Sahte bandrol oluşturularak ve düşük maliyet ile piyasaya sürülen bu içkilerin tüketici tarafından anlaşılamadığını kaydeden Kimya Mühendisi Öznur Eyilcim, “Daha ucuz ve maliyetinin düşük olması nedeniyle tercih edilen metil alkol çeşitli zehirlenme dahil birçok hastalıklara ve hatta ölüme yol açıyor.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Gıda Teknolojisi Öğretim Görevlisi Öznur Eyilcim, sahte içki konusuna değinerek, insan sağlığına yönelik riskleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Sahte içkilerin bandrolleri de sahte oluyor</strong></p>

<p>Sahte içkilerin lisansı olmayan ve merdiven altı olarak tabir edilen imalathaneler tarafından piyasaya sızdırıldığını dile getiren Öğretim Görevlisi Öznur Eyilcim, “Sağlıksız oldukları kadar yasa dışı da olan bu içkiler ülkemizde kaçak olarak satılıyor. Düşük maliyet ve düşük fiyat nedeniyle tercih sebebi olan bu sahte içkilerin bandrolleri de sahte oluyor. Sahte bandrol oluşturularak ve düşük maliyet ile piyasaya sürülen bu içkiler, tüketiciler tarafından düşük fiyatlarından dolayı tercih ediliyor.” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Koku ve tadından anlaşılmıyor!</strong></p>

<p>Tüketici sahte içkiyi kokusundan veya tadından anlayamadığını da ifade eden Eyilcim, “Bu konuda tüketiciye düşecek görev ambalaj üzerinde yer alan bandrolün Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı’nca onaylı olup olmadığını kontrol etmeleridir.” diye konuştu. </p>

<p> </p>

<p><strong>Gerekli denetleme ve operasyonlar çokça yapılıyor</strong></p>

<p>Sahte içki yapımı ve satışına yönelik kesin bir çözüm bulunamasa da yetkililerin sahte içki imalatının ve piyasaya sızdırılmasının önüne geçebilmek amacıyla gerekli denetleme ve operasyonları çokça yaptığını kaydeden Eyilcim, sahte içkilerin neleri içerdiğine ilişkin şu bilgileri verdi:</p>

<p>“Sahte içkiler genelde kimya sanayisinde çokça kullanılan ve genellikle odun talaşının damıtılmasıyla elde edilen bir alkol türü olan metil alkolden yapılıyor. Ayrıca metil alkol tarımsal ürünler, kömür ve doğalgazın damıtılması ile de elde edilebiliyor. Renksiz ve uçucu olan metil alkol su ile de tamamen karışabilme özelliğine sahip. Düşük maliyetle elde edilmesi nedeniyle içki yapımında etil alkol yerine sıklıkla metil alkol kullanılıyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>İnsan sağlığını büyük ölçüde etkiliyor</strong></p>

<p>Sahte içkilerde metil alkolün yanı sıra sağlıksız çeşitli kitler, aroma ve boyalar da kullanılıyor. Yapılan bu hile ile gerçek içkilerin tadına yakın sahte içkilerin yapımı da söz konusu. Bu içkiler düşük fiyatlarla yasa dışı olarak satılıyor ve insan sağlığını büyük ölçüde etkiliyor.”</p>

<p> </p>

<p><strong>Sahte içkilerin insan sağlığına yönelik riskleri neler?</strong></p>

<p>Öğretim Görevlisi Öznur Eyilcim, sahte içki yapımında etil alkol yerine en sık kullanılan alkol türünün metil alkol olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Etil alkol ve metil alkol ayrımı sadece uzmanlar tarafından laboratuvar koşullarında belirlenebiliyor.  Etil alkol ile metil alkolün renk ve kokusunun aynı olması ayırt edilebilme zorluğunu da beraberinde getiriyor. </p>

<p>Daha ucuz ve maliyetinin düşük olması nedeniyle tercih edilen metil alkol çeşitli zehirlenme dahil birçok hastalıklara ve hatta ölüme yol açıyor. Sahte içkiden kaynaklanan zararların miktarına göre de değiştiği uzmanlarca da söyleniyor. Bu içkiler özellikle sinir sistemine zarar veriyor. Görmede bozukluk ya da tamamen görme kaybı, bilinçsiz hareketler, hareket kabiliyetinden yoksunluk, baş dönmesi, bulantı, kusma gibi etkilere sahip olduğu da biliniyor.” </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jan 2024 17:04:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/uzmani-uyardi-koku-ve-tadindan-anlasilmiyor-1706018650.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde beslenme düzeni diş sağlığını etkiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/bebeklerde-beslenme-duzeni-dis-sagligini-etkiliyor-14053</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/bebeklerde-beslenme-duzeni-dis-sagligini-etkiliyor-14053</guid>
                <description><![CDATA[Çocukların doğru olmayan beslenme alışkanlıkları diş çürüklerinin temel sebeplerinden. "Amerikan Sağlık Derneği (AHA) yönergelerine göre 2 yaşın altındaki çocukların diyet programlarında şeker bulunmamalıdır” açıklamasında bulunan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir bebeklerde beslenme şekline dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların doğru olmayan beslenme alışkanlıkları diş çürüklerinin temel sebeplerinden. "Amerikan Sağlık Derneği (AHA) yönergelerine göre 2 yaşın altındaki çocukların diyet programlarında şeker bulunmamalıdır” açıklamasında bulunan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir bebeklerde beslenme şekline dikkat çekti.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; </strong>Bebeklerin süt dişlerinin çıkmaya başladığı ilk 12 aylık dönemin altını çizen Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir diş hekimi kontrollerine de yine aynı dönemde başlanması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Bebeğin çürük riskinin belirlenerek ebeveynlerin bebeğin ağız hijyeninin devamlılığı hususunda bilgilendirilmesi gerektiğini aktaran Nurgül Demir “Ağız sağlığının idame ettirilebilmesi için, bebeğin diyet programında şeker içeren sıvı ve katı gıdalardan kaçınılmalıdır. Bebeklerin büyüme ve gelişimine sağladığı faydaları tartışılmaz bir gerçek olan anne sütünün ise içerdiği şeker sebebi ile, çürük oluşumuna sebep olabileceğini göz önünde tutmak gerekiyor. Her emzirmeden sonra bebeğin ağız içinin su içirilerek veya nemli bir temiz gazlı bezle silinerek temizlenmesi; ağız içindeki yumuşak dokularda süt artığı kalmasını engelleyerek, ağız içi pH’nın dengelenmesini sağlıyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p>&nbsp;<br />
<strong>İLK DİŞLERLE BİRLİKTE FIRÇALAMA ŞART</strong></p>

<p>“Bebeğin ilk dişleri çıkmaya başladığı andan itibaren ise, sabah ilk beslenmesinden sonra ve gece uyumadan önce, bebek için uygun bir diş fırçası ve diş macunu ile dişler mutlaka fırçalanmaya başlanmalıdır. Ek besinlere geçilen dönemde, çocukların tüketeceği atıştırmalıkların içine tat verici olarak beyaz veya esmer şeker değil; bal, pekmez ve keçiboynuzu özü gibi doğal ürünler eklenmelidir” ifadelerini kullanan Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Ancak bebeğin kolay uykuya dalmasını sağlamak amacıyla, bebek kesinlikle bal veya pekmezle tatlandırılmış biberon veya emzikle uyutulmamalıdır. Gece tükürük akışı, gün içindeki seviyelere göre çok daha azdır. Gece boyunca diş yüzeylerinde kalan ve ağız içinde pH’yı düşürerek çürük yapıcı bakterilerin üremesine sebebiyet veren şeker; bebeklerde erken çocukluk çağı çürükleri’ denilen ve tüm süt dişlerini içeren, yaygın çürüklerin oluşmasına neden olur. Süt kalsiyum kaynağı olarak doğal ve tatlandırıcısız olarak tüketilmeli; besleyici özellikteki bal, pekmez gibi doğal ürünler tüketildikten sonra diş yüzeyleri mutlaka temizlenmelidir.”</p>

<p>5 yaşa kadar, çocuklara doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması gerektiğine vurgu yapan Nurgül Demir çocukların, sağlıklı ve doğal gıdalar tüketmesi gerektiğini belirtti.&nbsp; Okula başladıkları dönemde ise şeker alımının sınırlandırılması gerektiğini aktaran Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Uzun dönem diyet programları planlanarak, okul çağında bir pediatrist kontrolü altında devamlılığı sağlanmalıdır. Süt ve doğal süt ürünlerinin çürük önleyici etkileri olduğunu burada yeniden hatırlatayım. Çocuklar için tercih edilen sütler, mümkün olduğu kadar doğal ve katkısız olmalıdır. Şeker içeren meyveli hazır sütler ve yoğurtlar yerine, mevsim meyveleri süte veya yoğurda karıştırılarak çocukların tüketmesi sağlanmalıdır." dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jan 2024 11:43:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/bebeklerde-beslenme-duzeni-dis-sagligini-etkiliyor-1705999423.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ergen psikolojisi ile nasıl başa çıkılır?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/ergen-psikolojisi-ile-nasil-basa-cikilir-14038</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/ergen-psikolojisi-ile-nasil-basa-cikilir-14038</guid>
                <description><![CDATA[Ebeveynlerin, çocuklarıyla ilgili yaşadıkları en zor dönem, çocuklarının ergenlik dönemi. Peki ergen psikolojisi nedir? Nasıl başa çıkılır? Ergenlik dönemindeki çocuklara nasıl davranılmalı? Ergenlik dönemindeki çocuklara nasıl yaklaşılmalı? Ergenlik çağındaki bireylerle nasıl iletişim kurulmalı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ebeveynlerin, çocuklarıyla ilgili yaşadıkları en zor dönem, çocuklarının ergenlik dönemi. Peki ergen psikolojisi nedir? Nasıl başa çıkılır? Ergenlik dönemindeki çocuklara nasıl davranılmalı? Ergenlik dönemindeki çocuklara nasıl yaklaşılmalı? Ergenlik çağındaki bireylerle nasıl iletişim kurulmalı?</p><p><strong>Zübeyde ÖZLÜ - Aslı YEŞİLYURT - Herkes Duysun<br />
BURSA (İGFA) - </strong>Klinik Psikolog Merve Ramazan, ergenlik çağındaki bireye nasıl yaklaşılması gerektiği hakkında Herkes Duysun’a bilgilendirmelerde bulundu. Ramazan, ergen psikolojisi ile baş etmenin en önemli yolunun çocuklara sınır koymak, onlara karşı daha yapıcı ve anlayışlı davranmak olduğunu belirtti.</p>

<p>Ergenlik döneminin zorlu bir süreç olduğunu söyleyen Klinik Psikolog Merve Ramazan, “Bu dönem hem ergeneler hem de ebeveynleri için zor bir dönemdir. Ergenler kimliklerini bu dönemde keşfetmeye çalışırlar, ebeveynlerin de bu dönemde çocuklarına uyum sağlamalarını bekliyoruz. Burada esas olan ergenleri anlamaya çalışmaktır. Aileler ergenlik çağındaki çocuklarına net sınırlar koymalıdır. Dürüst olmalılar, iletişim kurmanın en iyi yolu budur. Güvendiğinizi ifade etmelisiniz ve hareketleriniz ile bunu göstermelisiniz. Sorumluluklar vermelisiniz ama tabii ki bu sorumlulukların, ergenin yaşına uygun sorumluluklar olması gerekiyor.“ dedi.</p>

<p>Ergenlik çağının bir numaralı sorunu haline gelen ergenlik krizi hakkında da açıklamalarda bulunan Klinik Psikolog Merve Ramazan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Ergenlik krizi fiziksel, duygusal, bilişsel olarak büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Ergenler bu dönemde kendilerini keşfetmeye çalışırken çevrelerinden de yeni şeyler öğrenirler. Daha bağımsız olma arzuları gelişir. Bu dönemde kimlik karmaşası, anksiyete, öfke, depresyon gibi durumlar gözlenebiliyor. Riskli davranışlarda bulunabiliyorlar. Eskiden alışkanlıklarını terk edebiliyorlar. Ebeveynlerine ve çevrelerine karşı isyankar olabiliyorlar. Bunlar aslında bizim beklediğimiz davranışlar, beklediğimiz durumlar ama aşırıya kaçmadığı sürece.”</p>

<p><strong>“AİLELER ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARA DAHA YAPICI ŞEKİLDE YAKLAŞMALI”</strong></p>

<p>Ergenlik çağının vermiş olduğu gerginlik, isyankar tavırlar ve en önemlisi kişinin kendini ve çevresini yeni yeni keşfetmeye başladığı dönemde ailelerin çocuklarına nasıl yaklaşmaları gerektiğine de değinen Klinik Psikolog Merve Ramazan, “Ergenlerin zaten kendini keşfetmeye başladığı dönem olduğu için ailelerin daha yapıcı şekilde yaklaşmaları gerekiyor. ‘Beni anlamıyorsunuz’ dediği zaman, gerçekten orada bir nokta vardır. Ebeveynler her ne kadar ‘Biz seni anlıyoruz’ dese de hala demek ki anlaşılmadığını düşünüyor. Bu sebeple daha onu anlayıcı, daha ona güven verici, ona sorumluluk yükleyici davranışlarda bulunulabilir.” dedi.</p>

<p>Ergen psikolojisi ile baş etmenin en önemli yolunun çocuklara sınır koymak, onlara karşı daha yapıcı ve anlayışlı davranmak olduğunun altını çizen Klinik Psikolog Merve Ramazan, “Çocuğu şımartmamalıyız. İyi niyet bir şımartı gösterisi de değildir. Daha önce de belirttiğim gibi ergenlere sınır koymak önemli. Eğer sınır koyarsak ve aynı zamanda onları anladığımızı ifade edersek her şey daha yolunda gidecektir.” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Jan 2024 09:53:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/ergen-psikolojisi-ile-nasil-basa-cikilir-1705906414.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>800 bin inme vakası bekleniyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/800-bin-inme-vakasi-bekleniyor-14018</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/800-bin-inme-vakasi-bekleniyor-14018</guid>
                <description><![CDATA[Antalya’da Muratpaşa Belediyesi’nin düzenlendiği ‘Gizli Tehlike: İnme’ başlıklı sağlık seminerinde Nöroloji Uzmanı Doktor Elif Sarıönder Gencer, bu yıl 800 bin inme vakasının beklendiğini belirterek tedavide ilk 4 saatin kritik olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Antalya’da Muratpaşa Belediyesi’nin düzenlendiği ‘Gizli Tehlike: İnme’ başlıklı sağlık seminerinde Nöroloji Uzmanı Doktor Elif Sarıönder Gencer, bu yıl 800 bin inme vakasının beklendiğini belirterek tedavide ilk 4 saatin kritik olduğunu söyledi.</p><p><strong>ANTALYA (İGFA) - </strong>Antalya’da Muratpaşa Belediyesi’nin düzenlendiği ‘Gizli Tehlike: İnme’ başlıklı Seminer, Memorial Hastanesi iş birliğiyle Muratpaşa Belediyesi kültür salonunda düzenlendi.</p>

<p>Seminerde girişimsel Nöroloji Uzmanı Gencer çağın problemi haline gelen inme hastalığının nedenleri, semptom, tanı ve tedavi yöntemleri hakkında katılımcıları bilgilendirdi.</p>

<p>2021 verilerine göre Türkiye de 40 bin inme vakasının yaşandığını belirten Gencer, bu yıl 800 bin yeni inme vakasının beklendiğini aktardı. İnme hastalığının belirtilerinden bahseden</p>

<p>Gencer tedavide ilk 4 saatin kritik olduğunun altını çizerken hastanın geçen her dakika 2 milyon nöron kaybettiğini ve bu durumun dönüşü olmadığını belirtti.</p>

<p></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Jan 2024 15:53:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/800-bin-inme-vakasi-bekleniyor-1705582423.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Burun kanamalarında dikkat! Buruna peçete veya pamuk sokmayın!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/burun-kanamalarinda-dikkat-buruna-pecete-veya-pamuk-sokmayin-13965</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/burun-kanamalarinda-dikkat-buruna-pecete-veya-pamuk-sokmayin-13965</guid>
                <description><![CDATA[Çocuklarda burun kanamasının genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları veya hava değişimi gibi nedenlerden kaynaklanabildiğini kaydeden uzmanlar, yaşlılarda burun kanamasının ise çok daha ciddi bir durum olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda burun kanamasının genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları veya hava değişimi gibi nedenlerden kaynaklanabildiğini kaydeden uzmanlar, yaşlılarda burun kanamasının ise çok daha ciddi bir durum olduğunu söyledi.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, burun kanamaları hakkında bilgilendirdi.</p>

<p>Burun kanamalarının aile için çok önemli bir durum olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi,&nbsp; “Kanamanın miktarı ve hacmi ne olursa olsun aile içinde büyük bir paniğe yol açar. Burunda kanama görüldüğünde hastalar yaşına göre ayrılıyor.” dedi.</p>

<p><strong>ÇOCUKLARDA BURUN KANAMASI NASIL DURDURULUR?</strong></p>

<p>Çocuklarda burun kanamasının üst solunum yolu enfeksiyonu ya da hava değişimi gibi durumlarda görülebildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi,&nbsp; “Burun kemiğinin alt kısmındaki yumuşak bölgeyi en az 4 dakika boyunca sıkarak burun kanamalarını büyük oranda durdurabilirsiniz. Burun kanamasında buruna peçete pamuk gibi cisimler sokmak doğru bir müdahale değildir. Burun daha fazla travmatize olur. Bir kez sümkürdükten sonra baskı yapmak en doğru müdahaledir.” diye konuştu.</p>

<p><img height="515" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1704710140-op-dr-k-ali-rahimi-002-1704727313-122.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>YAŞLILARDA BURUN KANAMASI</strong></p>

<p>Yaşlılarda burun kanamasının çok daha ciddi bir durum olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Yüksek tansiyon burun kanamasına neden olabilir. Bu sebepten dolayı kanamadan önce tansiyonun ölçülmesi gerekmektedir. Yaşlılarda daha derinden burun kanaması olmaktadır. Yaşlılarda burun kanaması olduğu zaman hiçbir müdahalede bulunmadan direkt doktora başvurulması gerekmektedir. Çeşitli tamponlarla, cerrahi yöntemlerle ya da radyolojik tedavi yöntemleri ile müdahale edilir. Burun kanamaları yüksek tansiyon hastalarında hayat kurtarıcı bir etkiye sahiptir, fakat kanama dursa da durmasa da bir doktora başvurmak mutlaka gerekir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi,&nbsp; özellikle küçük yaştaki çocuklarda hava koşulları, özellikle nem, sıcaklık ve soğuğun burun kanamasını artırabildiğini ifade etti.</p>

<p>Çocukların burun mukozası hassas olduğu için bu durum çocuklarda daha sık yaşanabileceğine vurgu yaparak, "Bu tür kanamaların durdurulması oldukça basittir. İlk olarak baskı yöntemi kullanılmalıdır. Yani, burun ön kısmında ‘Little’ bölgesi olarak adlandırdığımız kemiğin altındaki yumuşak bölgeyi tutup, parmakla 4 dakika boyunca bastırmak gerekmektedir. Daha sonra, uzman tarafından verilen kremler ile bu bölgenin kanaması kalıcı olarak durdurulur ve epitelize edilir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jan 2024 15:40:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/burun-kanamalarinda-dikkat-buruna-pecete-veya-pamuk-sokmayin-1704804035.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış diyetinde bunlardan kaçının!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/kis-diyetinde-bunlardan-kacinin-13958</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/kis-diyetinde-bunlardan-kacinin-13958</guid>
                <description><![CDATA[Kış aylarında havaların soğuması ile birlikte gerek fiziksel aktivitelerde azalma gerekse bol kalorili yiyecekler tüketilmesi derken kilo artışı kaçınılmaz oluyor. Uzmanlar, Sürdürülebilir bir diyet uygulanmadığında, alınan kiloların zamanla bazı ciddi kronik hastalıklara yol açabildiğini belirtiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında havaların soğuması ile birlikte gerek fiziksel aktivitelerde azalma gerekse bol kalorili yiyecekler tüketilmesi derken kilo artışı kaçınılmaz oluyor. Uzmanlar, Sürdürülebilir bir diyet uygulanmadığında, alınan kiloların zamanla bazı ciddi kronik hastalıklara yol açabildiğini belirtiyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA) -</strong> Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sağlıklı ve sürdürülebilir bir diyet uygulanmadığında, alınan kiloların zamanla bazı ciddi kronik hastalıklara yol açabildiğini belirterek, yaşam kalitesinin de her anlamda olumsuz etkileneceğini söyledi.</p>

<p>Kış aylarında diyeti zorlaştıran, kilo vermeyi engelleyebilen ya da yavaşlatabilen mevsime özgü bazı handikaplar olduğunu belirten Ozman, bu hatalardan kaçınılarak ideal kiloya ulaşılabileceğini vurguladı.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış diyetinde kaçınılması gereken 8 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>SU TÜKETİMİNİ AZALTMAK</strong></p>

<p>Kış aylarında havaların soğumasıyla birlikte terleme ile kaybedilen su miktarı azalmakta bu da susama hissini önleyebilmektedir. Ancak hiçbir zaman su içmek için susamanın beklenmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Su tüketimi azaldığında kilo vermek zorlaşır. Yine susuzluk sinyalleri zaman zaman açlık hissiyle karışabildiğinden kişileri atıştırmaya yöneltebilir ve bu da kilo verme sürecini güçleştirebilir.</p>

<p><strong>TAZE MEYVE-SEBZE TÜKETİMİNİ AZALTMAK</strong></p>

<p>Kış aylarında taze sebze-meyve tüketimi yaz aylarına göre daha düşük olabilmektedir. Oysa öğünlerde salata ve sebze tüketmek tokluk süresini uzatır ve iştah kontrolünü sağlar. Bu sayede kilo verme sürecinde kalorili atıştırmalıklara yönelmeyi engeller ve öğünlerde porsiyon kontrolüne yardımcı olur. Yine ara öğünlerde 1-2 porsiyon meyve tüketmek şekerli yiyeceklere ve kalorili atıştırmalıklara yönelmeyi engelleyebilir. 1 porsiyon meyve yaklaşık 1 yumruk büyüklüğünde meyveye eş değerdir.</p>

<p><strong>HAREKETİ AZALTMAK</strong></p>

<p>Havaların soğuması ile birlikte açık hava aktiviteleri azalabilmekte ve kişiler kapalı ortamlarda hareketsiz kalabilmektedir. Hareketin azalması nedeni ile kilo vermede zorluk ya da kiloda artış görülebilmektedir. Kış aylarında da rahatlıkla kilo verebilmek için egzersizlere ara vermemek mümkün olduğunca hareketli olmak gerekmektedir.</p>

<p><strong>GEÇ SAATLERDE YEMEK YEMEK, ATIŞTIRMA YAPMAK</strong></p>

<p>Kış mevsiminde evde hareketsiz geçen zaman artabilmektedir. Bu da kişileri keyifli, oyalayıcı ve yüksek kalorili atıştırmalıklara yönlendirebilmektedir. Özellikle akşam saatlerinde alınan yüksek kaloriler kilo verme sürecini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle akşam geç olmayan saatlerde doyurucu ve dengeli bir akşam yemeği yedikten sonra geç saatlerde meyve ve kuruyemiş gibi keyifli atıştırmalıklardan uzak durmak, bu atıştırmalıkları gün içindeki saatlerde tüketmek önemlidir.</p>

<p><strong>MEYVE SUYU TÜKETMEK</strong></p>

<p>Kış aylarında hastalıklardan korunmak için taze sıkılmış meyve suyu tüketimi sıklaşabilmektedir. Ancak taze sıkılmış dahi olsa meyve suları yoğun kalori içermektedir ve tok tutma süresi kısadır. Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketmek lifli yapısı sayesinde tok tutar, bağırsakları çalıştırır ve meyve suyuna göre daha az kalorilidir.</p>

<p><img height="501" src="https://www.igfhaber.com/static/17/1704720863-3-128-1704780761-43.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SIKLIKLA DIŞARIDA YEMEK YEMEK</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Kış aylarında havaların soğuması ile birlikte sosyal aktiviteler kısıtlanabilmekte, dışarıda yemek yemek bir sosyal aktivite halini alabilmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır; dışarıda yenen yemekler çoğunlukla yüksek kalorili olabilmektedir. Dışarıda yemek yeme sıklığı arttıkça alınan yoğun kaloriler nedeni ile kilo verme süreci yavaş ilerleyebilmektedir” diyor.</p>

<p><strong>ŞOK DİYETLERE BAŞVURMAK</strong></p>

<p>Kış aylarında kilo vermenin zorlaşması ile birlikte kişiler zaman zaman şok diyetlere başvurabilmektedir. Kısa sürede hızlı kilo vermeyi vaad eden bu diyetler uzun vadede metabolizma hızını yavaşlatarak kilo verme sürecini zorlaştırabilmektedir. Bunun yerine kişinin yaşam tarzına uygun ve uzun vadede sürdürebileceği bir diyet modelini benimsemesi önemlidir.</p>

<p><strong>KARBONHİDRATI TÜMDEN TERK ETMEK</strong></p>

<p>Nur Ecem Baydı Ozman kilo vermek istediğimizde beslenmemizden ilk çıkardığımız besin grubunun karbonhidratlar olduğunu belirtirken şu uyarıda bulunuyor: “Oysa karbonhidratlar primer enerji kaynağımız yani vücudumuz bu besin grubunu hızlı bir şekilde harcayarak enerjiye dönüştürebiliyor. Bu nedenle beslenmemizde mutlaka tahıllı ekmek, bulgur, bakliyat gibi kompleks karbonhidratlara yer vermemiz gerekmekte. Beslenmemizde karbonhidratı kısıtladığımızda diğer karbonhidratlara özellikle şekerli yiyeceklere eğilimimiz artabilmekte ve bu da kilo verme sürecimizi zorlaştırabilmektedir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jan 2024 13:15:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/kis-diyetinde-bunlardan-kacinin-1704795335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser ölümlerinde meme kanseri ikinci sırada</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/kanser-olumlerinde-meme-kanseri-ikinci-sirada-13957</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/kanser-olumlerinde-meme-kanseri-ikinci-sirada-13957</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de her yıl 30 bin kadına meme kanseri tanısı konulduğunu söyleyen Medical Park Yıldızlı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Sercan Büyükakıncak, “Türkiye’deki kadın kanserlerinin yüzde 32’sini meme kanseri oluşturmaktadır. Kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Kanser ölümleri arasında ise akciğer kanserinden sonra ikinci sıradadır” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Memenin dişiliğin ve doğurganlığın sembolü olup kadın cinselliğinin, kadın kimliğinin ve kadın yaşamının en önemli organlarından olduğunu dile getiren Medical Park Yıldızlı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Sercan Büyükakıncak, meme kanseri hakkında bilgilendirmelerde bulundu.</p>

<p><strong>TÜRKİYE’DE HER YIL 30 BİN KADIN MEME KANSERİ OLUYOR</strong></p>

<p>Türkiye’de her yıl 30 bin kadına meme kanseri tanısının konulduğunu işaret eden Op. Dr. Sercan Büyükakıncak, “Türkiye’deki bütün kadın kanserlerinin yüzde 32’sini meme kanseri oluşturmaktadır. Kadınlarda en sık görülen kanser türüdür, genel olarak yaşam boyunca her sekiz kadından biri meme kanserine yakalanmaktadır. Yaşam boyunca her 8 kadından biri meme kanserine yakalanmaktadır. Kanser ölümleri arasında ise akciğer kanserinden sonra ikinci sıradadır” ifadelerini kullandı. </p>

<p><strong>RİSK FAKTÖRLERİNE DİKKAT!</strong></p>

<p>Yaş ilerledikçe meme kanseri riskinin de arttığını dile getiren Op. Dr. Büyükakıncak, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Kişinin ailesinde meme kanserli olması riskini 2 kat artırır. Yine bir memede kanser varsa, diğer memede de kanser riski artmaktadır. Meme kanseri ile ilgili genlerde (BRCA1 ve BRCA2) değişiklik olması da riskini artırmaktadır. Çocuk sahibi olmamak ya da ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğurmak meme kanseri riskini artırmaktadır. Emzirmek meme kanseri riskini azaltırken bu sürede oluşan patolojiler riski artırmaktadır. Aşırı kilolu olanlarda yağdokusu östrojen düzeyini artırması ile risk artar. Alkol kullananlarda meme kanseri riski yüzde 41 oranında artar. Çocukluk döneminde ve 30 yaş altında radyasyona maruz kalmak riski artırır. Menopoz sonrası hormon tedavisi almak,  erken yaşta adet görmek ve geç menopoza giriş riski artırır.”</p>

<p>Op. Dr. Büyükakıncak, emzirme, ilk çocuğun 30 yaş öncesi doğması ve haftada 3 kez egzersiz yapmanın meme kanserinden koruyucu faktörler arasında yer aldığını belirtti. </p>

<p><strong>BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></p>

<p>Op. Dr. Büyükakıncak, dikkat edilmesi gereken meme kanseri belirtilerini ise şöyle sıraladı: </p>

<ul>
	<li>Kitle gelişmesi,</li>
	<li>Memede şekil ve büyüklüğünde değişme, renk değişikliği, kızarıklık, asimetri,</li>
	<li>Deride çekinti, ödem, portakal kabuğu görüntüsü,</li>
	<li>Meme başında kanlı akıntı,</li>
	<li>Memede iyileşmeyen yara,</li>
	<li>Komşu lenf nodüllerinde büyüme.</li>
</ul>

<p><strong>MEME KANSERİNDE ERKEN TANI HAYAT KURTARIYOR</strong></p>

<p>Meme kanserinde ölüm oranını düşürmek ve kaliteli yaşam elde etmenin en iyi yolunun erken tanı ve erken tedavi olduğunu ifade eden Op. Dr. Büyükakıncak, “Kadının yaşına göre, kendi kendine meme muayenesi, hekim muayenesi, gerektiğinde meme USG ve mamografi ve gerektiğinde iğne biyopsisi ile erken tanı koymak mümkündür” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>TARAMA YÖNTEMLERİ</strong></p>

<p>Op. Dr. Büyükakıncak, meme kanseri tarama yöntemlerinin hangi yaşlarda yapılabileceği hakkında şu bilgileri verdi: </p>

<p><strong>Kendi kendine meme muayenesi:</strong> 20 yaşından itibaren ömür boyu ayda bir.</p>

<p><strong>Doktor tarafından elle muayene:</strong> 20’li yaşlarda 2-3 yılda 1, 30 lu yaşlarda 1-2 yılda 1, 40 yaşından sonra ömür boyu yılda 1.</p>

<p><strong>Meme ultrasonografisi:</strong> 40 yaşından genç ise ilk yöntemdir, 40 yaşından sonra mamografi ile birlikte kullanılır. 40 yaşın üstünde asla tek başına tarama yöntemi olarak kullanılmaz.</p>

<p><strong>Mamografi:</strong> 40 yaşında temel mamografi ve sonrası her yıl yaptırılır. Yüksek riskli hastalarda erken yaşta başlanabilir. Mümkün olduğunca USG yapan hekim ile mamografiyi yorumlayan hekimin aynı olması gereklidir.</p>

<p><strong>TEDAVİ YOLLARI</strong></p>

<p>Meme kanserinde başlıca<strong> </strong>cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hormon tedavisi olmak üzere 4 tür tedavinin bulunduğunu vurgulayan Op. Dr. Büyükakıncak, cerrahi tedavinin ise aşağıdaki 3 başlık altında toplandığını belirtti:</p>

<ul>
	<li>Memenin tamamının alınması ve aksiller diseksiyon (MRM),</li>
	<li>Meme koruyucu cerrahi, SLNB,</li>
	<li>Memenin tamamının alınması ve eş zamanlı rekonstrüksiyon.</li>
</ul>

<p><strong>MEME KANSERİ SONRASI YAŞAM</strong></p>

<p>Meme kanseri sonrası yaşam sürelerine değinen Op. Dr. Büyükakıncak, “5 yıllık yaşam süresi erken evre meme kanserinde yüzde 95, yayılımı olmayan ve meme dokusu ile sınırlı olan kadınlarda yüzde 56, uzak yayılımı olan kadınlarda ise yüzde 10 olarak saptanmıştır” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jan 2024 13:00:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/kanser-olumlerinde-meme-kanseri-ikinci-sirada-1704794414.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış diyetinde kaçınılması gereken 8 hata !</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/kis-diyetinde-kacinilmasi-gereken-8-hata-13954</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/kis-diyetinde-kacinilmasi-gereken-8-hata-13954</guid>
                <description><![CDATA[Kış aylarında havaların soğuması ile birlikte gerek fiziksel aktivitelerde azalma gerekse bol kalorili yiyecekler tüketilmesi derken kilo artışı kaçınılmaz oluyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sağlıklı ve sürdürülebilir bir diyet uygulanmadığında, alınan kiloların zamanla bazı ciddi kronik hastalıklara yol açabildiğini belirterek, yaşam kalitesinin de her anlamda olumsuz etkileneceğini söylüyor. Kış aylarında diyeti zorlaştıran, kilo vermeyi engelleyebilen ya da yavaşlatabilen mevsime özgü bazı handikaplar olduğunu belirten Ozman, bu hatalardan kaçınılarak ideal kiloya ulaşılabileceğini vurguluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış diyetinde kaçınılması gereken 8 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında havaların soğuması ile birlikte gerek fiziksel aktivitelerde azalma gerekse bol kalorili yiyecekler tüketilmesi derken kilo artışı kaçınılmaz oluyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman</strong>, sağlıklı ve sürdürülebilir bir diyet uygulanmadığında, alınan kiloların zamanla bazı ciddi kronik hastalıklara yol açabildiğini belirterek, yaşam kalitesinin de her anlamda olumsuz etkileneceğini söylüyor. Kış aylarında diyeti zorlaştıran, kilo vermeyi engelleyebilen ya da yavaşlatabilen mevsime özgü bazı handikaplar olduğunu belirten Ozman, bu hatalardan kaçınılarak ideal kiloya ulaşılabileceğini vurguluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış diyetinde kaçınılması gereken 8 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<ul>
	<li><strong>Su tüketimini azaltmak</strong></li>
</ul>

<p>Kış aylarında havaların soğumasıyla birlikte terleme ile kaybedilen su miktarı azalmakta bu da susama hissini önleyebilmektedir. Ancak hiçbir zaman su içmek için susamanın beklenmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Su tüketimi azaldığında kilo vermek zorlaşır. Yine susuzluk sinyalleri zaman zaman açlık hissiyle karışabildiğinden kişileri atıştırmaya yöneltebilir ve bu da kilo verme sürecini güçleştirebilir.</p>

<ul>
	<li><strong>Taze meyve-sebze tüketimini azaltmak</strong></li>
</ul>

<p>Kış aylarında taze sebze-meyve tüketimi yaz aylarına göre daha düşük olabilmektedir. Oysa öğünlerde salata ve sebze tüketmek tokluk süresini uzatır ve iştah kontrolünü sağlar. Bu sayede kilo verme sürecinde kalorili atıştırmalıklara yönelmeyi engeller ve öğünlerde porsiyon kontrolüne yardımcı olur. Yine ara öğünlerde 1-2 porsiyon meyve tüketmek şekerli yiyeceklere ve kalorili atıştırmalıklara yönelmeyi engelleyebilir. 1 porsiyon meyve yaklaşık 1 yumruk büyüklüğünde meyveye eş değerdir. </p>

<ul>
	<li><strong>Hareketi azaltmak</strong></li>
</ul>

<p>Havaların soğuması ile birlikte açık hava aktiviteleri azalabilmekte ve kişiler kapalı ortamlarda hareketsiz kalabilmektedir. Hareketin azalması nedeni ile kilo vermede zorluk ya da kiloda artış görülebilmektedir. Kış aylarında da rahatlıkla kilo verebilmek için egzersizlere ara vermemek mümkün olduğunca hareketli olmak gerekmektedir. </p>

<ul>
	<li><strong>Geç saatlerde yemek yemek, atıştırma yapmak</strong></li>
</ul>

<p>Kış mevsiminde evde hareketsiz geçen zaman artabilmektedir. Bu da kişileri keyifli, oyalayıcı ve yüksek kalorili atıştırmalıklara yönlendirebilmektedir. Özellikle akşam saatlerinde alınan yüksek kaloriler kilo verme sürecini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle akşam geç olmayan saatlerde doyurucu ve dengeli bir akşam yemeği yedikten sonra geç saatlerde meyve ve kuruyemiş gibi keyifli atıştırmalıklardan uzak durmak, bu atıştırmalıkları gün içindeki saatlerde tüketmek önemlidir.</p>

<ul>
	<li><strong>Meyve suyu tüketmek</strong></li>
</ul>

<p>Kış aylarında hastalıklardan korunmak için taze sıkılmış meyve suyu tüketimi sıklaşabilmektedir. Ancak taze sıkılmış dahi olsa meyve suları yoğun kalori içermektedir ve tok tutma süresi kısadır. Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketmek lifli yapısı sayesinde tok tutar, bağırsakları çalıştırır ve meyve suyuna göre daha az kalorilidir. </p>

<ul>
	<li><strong>Sıklıkla dışarıda yemek yemek </strong></li>
</ul>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Kış aylarında havaların soğuması ile birlikte sosyal aktiviteler kısıtlanabilmekte, dışarıda yemek yemek bir sosyal aktivite halini alabilmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır; dışarıda yenen yemekler çoğunlukla yüksek kalorili olabilmektedir. Dışarıda yemek yeme sıklığı arttıkça alınan yoğun kaloriler nedeni ile kilo verme süreci yavaş ilerleyebilmektedir” diyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Şok diyetlere başvurmak</strong></li>
</ul>

<p>Kış aylarında kilo vermenin zorlaşması ile birlikte kişiler zaman zaman şok diyetlere başvurabilmektedir. Kısa sürede hızlı kilo vermeyi vaad eden bu diyetler uzun vadede metabolizma hızını yavaşlatarak kilo verme sürecini zorlaştırabilmektedir. Bunun yerine kişinin yaşam tarzına uygun ve uzun vadede sürdürebileceği bir diyet modelini benimsemesi önemlidir. </p>

<ul>
	<li><strong>Karbonhidratı tümden terk etmek</strong></li>
</ul>

<p>Nur Ecem Baydı Ozman kilo vermek istediğimizde beslenmemizden ilk çıkardığımız besin grubunun karbonhidratlar olduğunu belirtirken şu uyarıda bulunuyor: “Oysa karbonhidratlar primer enerji kaynağımız yani vücudumuz bu besin grubunu hızlı bir şekilde harcayarak enerjiye dönüştürebiliyor. Bu nedenle beslenmemizde mutlaka tahıllı ekmek, bulgur, bakliyat gibi kompleks karbonhidratlara yer vermemiz gerekmekte. Beslenmemizde karbonhidratı kısıtladığımızda diğer karbonhidratlara özellikle şekerli yiyeceklere eğilimimiz artabilmekte ve bu da kilo verme sürecimizi zorlaştırabilmektedir.”</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Jan 2024 11:39:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/kis-diyetinde-kacinilmasi-gereken-8-hata-1704789587.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebek bağışıklığını güçlendiren 5 adım</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/bebek-bagisikligini-guclendiren-5-adim-13937</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/bebek-bagisikligini-guclendiren-5-adim-13937</guid>
                <description><![CDATA[Çocukların ya da yetişkinlerin bağışıklık sisteminin güçlenmesi sürecinde beslenmenin ve çeşitli egzersizlerin önemi çok büyük. Ancak iş, bebeklerin bağışıklık sistemine gelince kafalar karışabiliyor. Ebeveynlerin merak ettiği bebek bağışıklığının güçlenmesinde ise anne sütü büyük önem taşıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların ya da yetişkinlerin bağışıklık sisteminin güçlenmesi sürecinde beslenmenin ve çeşitli egzersizlerin önemi çok büyük. Ancak iş, bebeklerin bağışıklık sistemine gelince kafalar karışabiliyor. Ebeveynlerin merak ettiği bebek bağışıklığının güçlenmesinde ise anne sütü büyük önem taşıyor</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)-&nbsp; </strong>Uz. Dr. Hatice Bulut, bebeklerde bağışıklığın güçlendirilmesi hakkında bilgi verdi.</p>

<p>“Yine mi burnu akıyor?”, “Bebeğim öksürüyor”, “Acaba doğru giydiremiyor muyum da hasta oluyor?”, “İlk zamanlar hastalanmamıştı”, “Ne yapabilirim de hastaneye gitmeyiz?” gibi cümleler pek çok ebeveynin ortak söylemi. Genellikle ebeveynler, bebeklerinin hastalanmaması için ellerinden geleni yapıp, hekimlere de vitamin takviyelerinden, beslenme programına kadar pek çok soru sormaktadır. Bebek bağışıklığının güçlenmesi ve onların hastalıklardan korunmasını sağlamak için birçok yol bulunmaktadır.</p>

<p><img height="796" src="https://www.igfhaber.com/static/uz/uz-dr-hatice-bulut-1704706072-879.jpeg" width="750" /></p>

<p>Uz. Dr. Hatice Bulut, bu yolları şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>Anne sütü: </strong>Antikor olarak adlandırılan savunma sistemi askerleri, bebeklere annelerinden plasenta aracılığı ile geçmekte ve bebekleri yaklaşık 6 aylık oluncaya kadar çeşitli hastalıklara karşı korumaktadırlar. Bundan sonraki koruma ise bebeklerin anne sütüyle aldıkları antikorlar tarafından sağlanmaktadır. Anne sütünde bulunan “immünoglobulin A” bağışıklık ve hastalıklardan korunma için önemlidir. Ayrıca&nbsp; “laktoferrin”&nbsp; olarak adlandırılan başka bir anne sütü bileşeni ise; gelişmek için demire ihtiyaç duyan bakterilerin çoğalmasını demiri bağlayarak önlemektedir. Bir başka önemli bileşen ise anne sütünün prebiyotik içeriğidir.&nbsp; Anne sütündeki prebiyotikler; bebek bağırsağında bulunan&nbsp; “Bifidobacterium bifidum” olarak isimlendirilen faydalı bakterilerin gelişimini destekler. Böylece bebek bağırsağına yerleşerek olası hastalık yapabilecek bakteriler önlenir.&nbsp; Anne sütünün sadece bağışıklık üzerine yazılsa bile uzayıp giden bilgileri mevcuttur. Hala da bu konuda bilimsel pek çok çalışma devam etmektedir. İlk 6 ay olabildiğince anne sütü ile bebekleri beslemek gerekir.</p>

<p><strong>Anne ve babalar sigara kullanmamalı: </strong>Sigara dumanında 4000’den fazla kimyasal bileşen vardır. Bu kimyasallardan özellikle nikotinin ve karbonmonoksitin gebelikte bebeğin içinde barındığı rahim, kan ve göbek kordonu damarlarında da daralmaya neden olur. Bebek ve anne arasındaki besin ve gaz alışverişinin azalması ile sonuçlanan bu durumda anne karnındaki bebek yetersiz beslenir ve bebekte gelişim geriliği, ileriki yaşlarda alerji, astım, orta kulak iltihabı gelişimi ve bağışıklık sistemine yönelik sorunlar oluşabilir.</p>

<p><strong>Probiyotik alımı, süt çocuğu beslenmesinde artırılmalıdır: </strong>Probiyotik kısaca “Belirli miktarlarda alındıklarında sağlığı olumlu yönde etkileyen mikroorganizmalar” şeklinde tanımlanabilir. Çocuklarda da kullanabileceğimiz; probiyotikler başlıca yoğurtlar, peynir, kefir, turşudur. Bu fermente gıdalarda probiyotik olarak Laktobasiller, Bifidobakteriler ve diğer pek çok probiyotik özellikte mikroorganizma bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Probiyotiklerin yanında prebiyotik gıdalara da beslenmede yer vermek gerekmektedir:&nbsp; </strong>Söyleniliş şekli benzese de Probiyotiklerden farklı olarak prebiyotikler; kalın bağırsakta yaşayan probiyotik özellikte faydalı bakterilerinin artışını destekleyerek insan sağlığını olumlu yönde etkileyen, fermente olabilen sindirilmeyen karbonhidrat grubu besin bileşenleridir. Dört ana grupta prebiyotik vardır: İnulin, fruktooligosakkaritler (FOS), laktuloz (LOZ) ve galaktooligosakkaritler (GOS). Çocuklarımızın beslenmesinde başlıca yer verebileceğimiz prebiyotik özellikte gıdalar ise soğan, sarımsak, muz, enginar, pırasa, kuşkonmaz, baklagillerdir.</p>

<p><strong>Hijyen hipotezi: </strong>Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; bir çocuğun bağışıklık sistemi ile ilgili hayat seyrini değiştirebilen çevresel etkenler; geçirdiği enfeksiyonlar, aşılar, beslenme şartları, bağırsak mikrobiyotası çeşitliliğidir. Bu noktada değinilmesi gereken önemli bir konuda “hiyen hipotezi”dir. Basit anlatış ile “Köyde, tarlada toprak&nbsp; içinde oynayan, her düştüğünde eli dezenfektanla silinmeyen çocuklarımız daha az hastalanırken; el bebek gül bebek büyüttüğümüz ama apartman dairesi içine hapsolan, elinde sürekli tablet olan sokak oyunu pek bilmeyen çocuklarımız çok daha sık&nbsp; hasta...”&nbsp; Hijyen hipotezine göre ekonomik ve sosyal gelişime paralel olarak gitgide doğal yaşamdan uzaklaşmak bağışıklık sistemimizin farklı yönde davranışlarına neden olmaktadır. Kalabalık aile yaşamından çekirdek aile yaşamına geçiş, tütün dumanı ve şehirlerde kirli hava maruziyetinin artması, genetiği değiştirilmiş gıdalar ve paketlenmiş gıdalarla beslenmenin ister istemez artması alerjik hastalıkların çoğalmasına zemin hazırlamaktadır. Bu süreç uzadıkça yabancı maddelere karşı bağışıklık sistemimizin vermesi gereken cevaplarda farklılaşmalar meydana gelmektedir ve vücudumuza zararı olmayan yabancı maddelere karşı da ımmunglobulin E olarak adlandırılan antikorlar üretilmeye başlar. Kalabalık şehirlerdeki “alerjik çocuk” tanılarını biraz da bu nedenle artık sık görülür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jan 2024 15:17:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/bebek-bagisikligini-guclendiren-5-adim-1704716249.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2050’de her 4 kişiden biri işitme kaybı yaşayabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/2050de-her-4-kisiden-biri-isitme-kaybi-yasayabilir-13919</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/2050de-her-4-kisiden-biri-isitme-kaybi-yasayabilir-13919</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 yılında yayınladığı işitme sağlığı özel raporu verilerine göre, 24 milyonu çocuk olmak üzere dünyada toplam 430 milyon kişi işitme kaybı yaşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 yılında yayınladığı işitme sağlığı özel raporu verilerine göre, 24 milyonu çocuk olmak üzere dünyada toplam 430 milyon kişi işitme kaybı yaşıyor.</p><p><strong>İSTANBUL (İGFA)- </strong>Bireylerin yaşam kalitesini düşüren, sosyal yaşamı olumsuz etkileyen, farklı sağlık sorunlarına da neden olabilen işitme kaybı, dünyada en yaygın görülen engeller arasında yer alıyor.</p>

<p>İşitme kaybına yönelik farkındalığın artırılmasının toplumsal kazanımlarına dikkat çeken Cochlear Türkiye Genel Müdürü Gül Erden, 2050 yılına kadar 2,5 milyar insanın yani her 4 kişiden birinin işitme kaybı riski yaşayacağı, önlem alınmadığı taktirde 700 milyondan fazla insanın ise işitme kaybı nedeniyle tedaviye ihtiyaç duyacağı tahmin edildiğine dikkati çekerek, "Önlenebilir işitme kaybı nedeniyle zorluklar yaşayan binlerce insan, farklı tedavi çözümleri ile hayatın seslerine tekrar kavuşabilir” dedi.</p>

<p>İşitme sağlığı konusunda farkındalığın düşük olmasının hastaların yenilikçi çözümlerden yararlanmasının önüne geçtiğine dikkat çeken Erden; “Gerek eğitim gerekse aktif iş ve sosyal hayatımızda, kısacası yaşamsal refahta belirleyici bir rol üstlenen işitme duyusu, tüm bu alanlarda iletişim kurmanın yapı taşını oluşturuyor.İmplante edilebilir işitme çözümleriyle ileri ve çok ileri derecede işitme kaybı olan bireylerde hem işitme performansını hem de yaşam kalitesini artıran başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz. Koklear implant ameliyatı ile geleneksel işitme cihazlarını kullanamayan, bu cihazlardan yeterli fayda göremeyen ya da çok ileri derecede işitme kayıplı hastaların yeniden duymasını sağlayabiliyoruz. Üstelik bu ameliyat, ülkemizde devlet geri ödemesi kapsamında ve yüzde 100 geri ödeniyor. İleri teknolojilerin verdiği gücü kullanarak genç yaşlı demeden işitme engeli bir kader olmaktan çıkarabilir, yeter ki hizmet sağlayıcılar, sağlık profesyonelleri ve en önemlisi halkımızın işitme sağlığı konusundaki bilgisi, bilinci ve farkındalığı yüksek olsun. Ülkemizdeki düşük farkındalık nedeniyle tedaviden yararlanabilecek bireylere ulaşmakta zorlanıyoruz. Oysa bu bireyler tedaviye ulaşabilirse, binlerce insana hayatın seslerini duydukları ve kendi seslerini duyurabilecekleri bir yaşamın kapılarını aralayabiliriz” diye konuştu.</p>

<p><strong>TEDAVİ EDİLEMEYEN İŞİTME KAYBI YAKLAŞIK 1 TRİLYON DOLAR MALİYET OLUŞTURUYOR</strong></p>

<p>Tedavi edilemeyen işitme kaybının bireylerin akademik başarısını engellerken, kariyer yaşamında da yıkıcı bir etki oluşturduğuna işaret eden Erden; tedavi edilemeyen işitme kaybının, küresel maliyet yükünün bir trilyon dolara yaklaştığı tahmin edildiğine vurgu yaptı.</p>

<p>İnsanın hayatını zorlaştıran işitme kaybına yönelik farkındalığın artırılması yönünde attıkları adımlara ilişkin de açıklamalarda bulunan Erden, bu kapsamda tedavide standardizasyon, aday ve hasta yolculuğunda tanımlanmış adımlar, klinisyen ve odyologların eğitiminde süreklilik, işitsel rehabilitasyon uygulamalarının ülke çapında yaygınlaştırılması ve eğitimlerle desteklenmesi gibi projelerde yer aldıklarını, İşitme sağlığı farkındalığı ve tedavide standardizasyon konularında tüm ilgili sektör paydaşları ile çalıştaylar düzenledikleri, danışma kurulları ile standart tedavi ve hizmet kılavuzu hazırlanması çalışmalarını yürüttüklerini söyledi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jan 2024 09:56:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2024/01/2050de-her-4-kisiden-biri-isitme-kaybi-yasayabilir-1704696981.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TEDAVİYE YARDIMCI ZEYTİNYAĞI YATAĞAN’DA ÜRETİLİYOR</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/tedaviye-yardimci-zeytinyagi-yataganda-uretiliyor-12894</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/tedaviye-yardimci-zeytinyagi-yataganda-uretiliyor-12894</guid>
                <description><![CDATA[Doğanın mucizesi zeytinyağının faydaları saymakla bitmiyor. Muğla’nın Yatağan ilçesinde mevsimin ilk erken hasat sıkım olarak birçok tedaviye yardımcı ve iyileştirme özelliğine sahip zeytinyağı Turgut Anadolu Yatırım tesislerinde elde edildi.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İLAÇ BENZERİ ETKİYE SAHİP<br />
Vücut hücrelerini koruyarak bağışıklık sistemi hastalıklarının görülme riskini düşürdüğü ayrıca antioksidanlar, kalp rahatsızlıkları ve iltihaplanma riskini düşürmeye yardımcı olan erken hasat sıkım zeytinyağı, sadece insan sağlığı açısında değil zeytin ağacı için de büyük önem taşıyor. Aynı zamanda zeytinin duyusal özelliklerini de etkileyerek Zeytine acı tadı verir ve böylece olgunlaşmadan önce zeytini zararlılardan koruyor.<br />
&nbsp;İzmir Seferihisar’dan gelen İzmir sofralık çeşidi zeytinin yağı elde edildi. “İlaç benzeri etkiye sahip polifenol denilen maddelerin en yüksek olduğu zamandayız” diyen işletme sahibi eczacı Atilla Totoş memecik çeşit zeytinin ilaç benzeri maddeler açısından Türkiye’nin lideri olduğunu belirtti. Bu tarz yağların yemeklik veya salataya dökülmek üzere yapılmadığını bu yağların hastaların kullanacağı içmeye yönelik yağlar olduğunun dikkatini çekti.&nbsp;<br />
POLİFENOL NEDİR?<br />
Polifenol, bitkilerde bulunan kimyasal bir bileşendir. Hücrelerin aşınmasını engeller ve uzun süre sağlıklı yaşamasını sağlar. Bu etkileri sebebiyle dokuların daha genç kalmasını sağlar, daha iyi çalışmasına neden olur.<br />
FAYDALARI<br />
Vücuttaki yaşlanma etkilerini geciktirir.<br />
* Demans hastalığına karşı koruma sağlar, beyin sağlığını destekler.<br />
* Kanser hücreleri ile mücadele eder. Tümörü besleyen kan damarlarının gelişimi engeller.<br />
* Kan şekerini düzenler ve kan basıncının düzenli olmasını sağlar.<br />
* Acıları ve ağrıları giderir.<br />
* Zeytinyağı polifenol içeriği sayesinde antiseptik özelliği gösterir.<br />
* Kolesterolü düzenler.<br />
* Ultraviyole radyasyonundan derimizi korur.<br />
* Kardiyovasküler sistemi korur.<br />
* Enflamasyonu azaltır.<br />
* Polifenoller açısından zengin olan başta zeytinyağı gibi gıdalar, diyet açısından kilo vermeye yardımcı olur. Kontrol dışı kilo alımını da engeller.<br />
Her zeytinyağının içilebilir olmadığını söyleyen eczacı Atilla Totoş şu dönem içilebilir zeytinyağı mevsiminin biraz erken geldiğini bu dönemde içilebilir nitelikte zeytinyağı yapmanın tam zamanı olduğunu söyledi.<br />
Turgut Anadolu Yatırım işletme sahibi eczacı Atilla Totoş, “TUAY Şirketinde memecik çeşitli zeytinden sağlık desteği amaçlı zeytinler sıkılmaya devam ediyor. Elde edilen yağ oldukça albenisi yüksek bir yağ oldu. Kokusu, ağızda bıraktığı acı tat ve gırtlakta oluşturduğu yakıcı tat tam istenen seviyedeydi. Bu konuda Türkiye lideri olarak Yatağan’da faaliyet gösteriyor olmakta hem Yatağan’a hem Muğla’ya kazandırmaya çalıştırdığımız kıymetler arasında” dedi.&nbsp;<br />
9 YILDA 35 ZEYTİNYAĞI ÖDÜLÜ<br />
9 yılda 35 ödüle sahip olan dünyanın değişik yerlerindeki yarışmalardan ödül kazanmış firma, üreticileri organik zirai mücadele yöntemleriyle güve, halkalı leke ve zeytin sineğine karşı mücadeleye çağırdı. Totoş, yaptığı açıklamada kusursuz elde edilen zeytinden ve yine kusursuz zeytinyağı elde edildiği takdirde sıradan zeytinyağlarından çok daha kıymetli bir zeytinyağı elde edileceğini ve bununda satış şartları ve piyasası diğer yağlardan çok daha farklı olacağını vurgulayarak köylüyü zeytinyağı üretmek konusunda bilgilenmeye çağırdı.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Oct 2022 11:49:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2022/10/tedaviye-yardimci-zeytinyagi-yataganda-uretiliyor_7213e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DERİ DÖKÜLMELERİNDE BU ETKENLERE DİKKAT!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/deri-dokulmelerinde-bu-etkenlere-dikkat-12785</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/deri-dokulmelerinde-bu-etkenlere-dikkat-12785</guid>
                <description><![CDATA[Dermatolog Dr. Bahar Öznur, özellikle erkeklerde daha sık “kepek” sorunuyla ortaya çıkan ”Seboreik Dermatit“ hastalığının toplumun yüzde 11’inde görüldüğünü söyledi. Dr. Bahar Öznur, yaz döneminde azalan kaşıntıların tam olarak geçmeyeceğini ve çözüm için hekime başvurmak gerektiğini vurguladı.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Saçlı deri ve yüz bölgesinde ortaya çıkan kızarıklık, pullanma, kaşıntı ve kabuklanmalar genellikle ”Seboreik Dermatit“ veya halk arasında “yağlı egzama” olarak da bilinen inflamatuar bir deri hastalığını işaret ediyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Bahar Öznur, toplumun yüzde 11’inde bu sorunun yaşandığını belirterek “Bu hastalığın, kepeklenme ile seyreden hafif formu, özellikle erkeklerde çok daha sık görülüyor. Her ne kadar alevlenme ve iyileşmelerle seyretse de tam olarak geçmemekte ve kronik bir seyir izlemektedir. Hastalığın öncelikli tedavi yöntemleri arasında aktif stres kontrolü gelmektedir” dedi.&nbsp;</p>

<p>Bebeklerde “konak” olarak görülüyor</p>

<p>Dr. Bahar Öznur hastalığın en çok saçlı deri, burun kenarları, kaşlar ve kulak arkaları, göğüs arasında kızarıklık, kaşıntı, kabuklanma ve pullanma şeklinde görüldüğünü, genellikle 6 aydan küçük bebeklerde görülen biçiminin ise halk arasında “konak“ olarak bilindiğini ifade ederken, bu durumun genellikle bir yaş civarında kendiliğinden düzeldiğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Yaz aylarında hafifliyor</p>

<p>Hastalığın çoğunlukla ‘Malassezia Furfur’ adı verilen ve doğal deri floramızda yerleşim gösteren bir mantarın aşırı artışı ve vücudumuzun bu mantara karşı geliştirdiği duyarlılıktan kaynaklandığını belirten Dr. Bahar Öznur, diğer faktörleri ‘stres, soğuk ve kuru hava, yağlı cilt, alkol bazlı losyonların kullanımı, genetik yatkınlık ve hormonal düzensizlikler’ olarak sıraladı. Dr. Bahar Öznur, hastalığın yaz aylarında ve nemli ortamda hafiflemesinin güneş ışığının tedavi edici etkisine bağlı olduğunu da ifade etti.</p>

<p>Bazı hastalıklara eşlik edebilir</p>

<p>Seboreik Dermatit’in ayrıca bazı hastalıklara eşlik ettiğini belirten Dr. Bahar Öznur şöyle konuştu: “Bu hastalıklar arasında bağışıklık sistemini baskılayan durumlar; organ nakli, HIV enfeksiyonu ve lenfoma sayılabilir. Nörolojik hastalıklar (Parkinson hastalığı vb) ve psikolojik hastalıklara da eşlik edebilir. Ayrıca bazı ilaçların kullanımı hastalığı artırabilir.”&nbsp;</p>

<p>Sedef hastalığıyla karıştırmayın&nbsp;</p>

<p>Seboreik Dermatit kaşıntılarının, sedef hastalığıyla karıştırılabildiğine dikkat çeken Dr. Bahar Öznur, “Klinik olarak sedef hastalığında, mumsu sedef rengi ve kalın plaklar daha yoğun izlenir ama deriden alınacak deri biyopsisini patolojik incelemeye göndererek tanı konulabilir. Ayrıca iki hastalığın tedavisi benzer olduğundan çoğunlukla düzelmeler aynı oranda olur” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p>Stres kontrolü şart!</p>

<p>Hastalığın tedavisinin belirtilerin azaltılmasına yönelik olduğunun altını çizen Dr. Bahar Öznur, strese bağlı gelişen olgularda öncelikle aktif bir stres kontrolü önerildiğini anlattı. Tedavide saçların aralıklı olarak “antiseboreik” şampuanlarla yıkanması gerektiğine değinen Dr. Bahar Öznur “Kullanılan şampuanlara direnç gelişebileceğinden 3-4 ayda bir değiştirmek gerekebilir. Hastalara genellikle çinko pirition, selenyum sülfit, ketokonazol, katran, salisilik asit içeren şampuanların kullanımı önerilir. Bu şampuanlar, saç diplerinde aşırı kuruluk ve hassasiyet yaratabilir, dolayısıyla aralıklı kullanılmalıdır.” dedi.&nbsp;</p>

<p>Dr. Bahar Öznur hastalara “topikal kortizon” içeren krem ve solüsyonların önerildiğini de belirterek “Ancak bu tarz ürünleri uzun süre kullanmak deride incelme yapabileceğinden kontrollü kullanılması gerekir” dedi. Dr. Bahar Öznur lokal olarak uygulanan antiinflamatuar kremlerin uzun dönem güvenle kullanılabileceğini, ilerleyen evrelerde ise mantara karşı etki eden kremler tercih edilebileceğini ifade etti.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Sep 2022 10:26:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2022/09/deri-dokulmelerinde-bu-etkenlere-dikkat_0fe5d.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YATAĞAN’DA BAĞIMLILIKLA MÜCADELE ÇALIŞTAYI</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/yataganda-bagimlilikla-mucadele-calistayi-12456</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/yataganda-bagimlilikla-mucadele-calistayi-12456</guid>
                <description><![CDATA[ Muğla’nın Yatağan İlçesinde, Yatağan Kaymakamlığı koordinasyonunda İlçe Sağlık Müdürlüğü ve diğer kurumların iş birliği ile ‘Ben olsaydım’ temalı, bağımlılıkla mücadele çalıştayı düzenlendi.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:15.0pt; margin-left:0cm"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span style="font-size:13.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:black">Geçtiğimiz salı günü Halk eğitim Merkezi Toplantı Salonunda başlayıp Çarşamba günü sona eren çalıştay, Yatağan İlçesinde, Yatağan Kaymakamlığı, İlçe Sağlık müdürlüğünün sekretaryası öncülüğünde yapıldı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:15.0pt; margin-left:0cm"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span style="font-size:13.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:black">Çalıştaya, Yatağan İlçe Müftülüğü, Yatağan Devlet Hastanesi, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, İlçe Tarım Müdürlüğü, Adliye, Yatağan Meslek Yüksek Okulu, Yatağan Belediyesi, Sosyal Hizmetler Merkezi ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Merkezinden seçilen katılımcılar ve çok sayıda ebeveyn ve vatandaş katıldı.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:15.0pt; margin-left:0cm"><span style="background:white"><span style="line-height:18.0pt"><span style="vertical-align:baseline"><span style="font-size:13.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;"><span style="color:black">‘Ben olsaydım’ teması adı altında, bağımlılıkla mücadele için yapılan çalıştay 2 gün devam etti. Çalıştaya Yatağan Kaymakamı Onur Kökçü ve ilgili kurumların daire amirleri de iştirak etti. Çalıştayda, tütün bağımlılığı, alkol bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı, davranışsal bağımlılıklar, bağımlılık ve kadın, bağımlılık ve gençlik olmak üzere çok sayıda bağımlılığı kapsayan konular ayrı ayrı ele alındı.</span></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Apr 2022 17:28:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2022/04/yataganda-bagimlilikla-mucadele-calistayi_3c800.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>696 kg sağlıksız et ele geçirdi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/696-kg-sagliksiz-et-ele-gecirdi-12451</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/696-kg-sagliksiz-et-ele-gecirdi-12451</guid>
                <description><![CDATA[Muğla Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekiplerinin Menteşe Şehirlerarası Otobüs Terminali’nde bir seyahat firmasına ait otobüsten indirilen çuvallardan şüphelenerek yaptığı denetim ve kontrollerde 696 kg sağlıksız et ele geçirdi.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:105%"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">İl genelinde halk sağlığı için denetimlerini sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekipleri, Menteşe Şehirlerarası Otobüs Terminali’nde yaptığı kontrollerde 19 çuval içerisinde 696 kg sağlıksız et taşındığını tespit etti. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:14.0pt"><span style="line-height:105%"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;">Olay dün saat 10.00 sıralarında Menteşe Şehirlerarası Otobüs Terminali’nde meydana geldi. Bir seyahat firmasına ait otobüsten indirilen çuvallardan şüphelenen Büyükşehir Zabıta ekipleri, 19 çuval içerisinde 696 kg etin, uygunsuz olarak taşındığını tespit etti. Etleri muhafaza eden Zabıta ekipleri, 5996 sayılı kanun gereği etlerin insan tüketimine uygun olup olmadığının tespiti amacıyla Menteşe İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne bilgi verdi. &nbsp;Menteşe İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nde görevli Veteriner Hekimlerce yapılan kontrollerde 19 çuval içerisinde bulunan 696 kg etin taşıma kurallarına uymadığı ve menşeinin belli olmaması nedeniyle 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında insan tüketimine uygun olmadığı tespit edildi. Yapılan kontrollerin ardından 696 kg sağlıksız etin Muğla Büyükşehir Belediyesi Menteşe Düzenli Katı Atık Depolama Tesisi’ne nakli sağlanarak bertarafı sağlandı.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Apr 2022 17:01:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2022/04/696-kg-sagliksiz-et-ele-gecirdi_1da4c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Oruç vücudumuzun yıllık bakımını gerçekleştirir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/oruc-vucudumuzun-yillik-bakimini-gerceklestirir-12427</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/oruc-vucudumuzun-yillik-bakimini-gerceklestirir-12427</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayının getirdiği aralıklı beslenmenin, vücuda gençlik ve sağlık kazandırdığını belirten Prof. Dr. S. Şebnem Kılıç Gültekin, “Oruç döneminde vücut direncini sağlayan bağışıklık sistemimiz, vücudumuzun yıllık bakımını gerçekleştiriyor” dedi.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayının gelişiyle beraber oruç tutacak birçok kişi uzun süre aç kalmanın yani aralıklı beslenmenin vücutta yaratacağı etkileri merak ediyor. Orucun, kan şekerinin düzenlenmesinden, tansiyon kontrolüne, karın bölgesi yağlanmanın azalmasından ve kanser riskini azaltmaya kadar pek çok olumlu etkileri olduğuna değinen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) üyesi Prof. Dr. S. Şebnem Kılıç Gültekin, orucu vücudun yıllık bakımı olarak nitelendiriyor.&nbsp;</p>

<p>Oruç basit bilimsel anlatımıyla “16-18 saat aç kalarak beslenme süresini gün içinde 6-8 saat ile sınırlandırılmasıyla enerji kaynağı olarak glukoz yerine keton cisimciklerinin kullanılmasını sağlama metodu” olarak tanımlanıyor. Uzun açlık sonrası kandaki şekerin kullanılamadığı durumlarda yağlar yakılmaya başlıyor ve ortaya çıkan moleküller yani keton cisimcikleri, metabolizmanın aktif işleyişinde ve hücre onarım sürecinde önemli rol oynuyor.</p>

<p><strong>Oruç Vücuttaki Hasarlı Molekülleri Tamir Ediyor!</strong></p>

<p>Yapılan bilimsel araştırmaların orucun sayısız faydasını ortaya koyduğunu vurgulayan Gültekin, vücutta orucun faydasının ortaya çıkış sürecini şöyle anlatıyor:</p>

<p>“Saatler süren açlık sonrası hücrelerimizde keton cisimcikleri yavaşça artmaya başlar. Oruç tutan kişilerde keton düzeyi 24. saatte oldukça yüksek düzeye çıkar ve vücutta onarım süreci devreye girer. Açlık dönemi böylece sinir hücrelerindeki stresi azaltır, hücre enerji ocaklarımız olan mitokondrilerin fonksiyonlarını artırır. Bu mekanizmaların vücutta devreye girmesiyle beraber hücrenin yapıtaşı olan DNA’nın onarımı başlar, yeni ve daha sağlıklı hücreler elde edinmek için vücut hasarlı hücreleri temizleme işlemi gerçekleşir.</p>

<p>Bağışıklık sistemimiz de oruçla gelen bu açlık döneminde, görevlerini yerine getirmek üzere kendi kendini tamir etmeye başlar. Hatta yemek yedikten sonra üretilen ve hastalıklara davetiye çıkaran serbest radikallerin zararını gidermeye başlar. Normal rutinimizde yer alan üç öğün yemek ve ara öğün beslenmeleriyle bu tamir sürecini vücudumuz gerçekleştiremez. Gün içinde besinlerden aldığımız yüksek şekerin varlığı doğal bağışıklık hücrelerinin hareketini yavaşlatır.”</p>

<p><strong>Aralıklı Beslenme Kanser Riskini Azaltıyor</strong></p>

<p>Yemek yemeğe 14-16 saat ara verildiğinde antioksidan savunma mekanizmalarının devreye girdiğini dile getiren Prof. Dr. S. Şebnem Kılıç Gültekin orucun faydalarını şöyle sıraladı:</p>

<p>“Aralıklı beslenme yani oruç dönemi antioksidan mekanizmaların devreye sokulmasını sağladığından, özellikle DNA onarımının başlamasıyla beyin fonksiyonlarında düzelme, öğrenme ve hafıza kapasitesinde artış görülmektedir. Alzheimer ve Parkinson hastalarının bulgularında kısmi iyileşmeye neden olmaktadır. Ayrıca obesite, romatolojik hastalıklar ve kanser riskini de azaltmaktadır. Kemoterapi alan hastalarda bu şekilde beslenmenin tedaviye daha iyi cevap verdiği birçok kez gözlemlenmiştir.”</p>

<p>Aralıklı açlığın kan şekerinin düzenlenmesinin, tansiyon kontrolü, karın bölgesindeki yağlanmanın azalması gibi olumlu etkileri olduğunu ifade eden Kılıç Gültekin, “Hayvan deneylerinde gün aşırı beslenen farelerin kan basıncının, kalp hızının, kolesterol, trigliserid, kan şekeri ve insülin düzeylerinin düştüğü, insülin direncinin düzeldiği gözlenmiştir. Bu mekanizmalar ile damar sertliğinin de önüne geçilebileceği öngörülüyor” dedi.</p>

<p><strong>Ramazan Ayı Vücudumuz İçin Yıllık Bakım Zamanı Olabilir!</strong></p>

<p>Ramazan ayının getirdiği aralıklı beslenme düzeni yemenin serbest olduğu saatlerde yeterli sıvı alımı ile vücuda gençlik ve sağlık kazandırdığını belirten Prof. Dr. S. Şebnem Kılıç Gültekin, “Beyin ve gövdemizin yaşlanmasını geciktirmesi ve metabolizmanın aktif işleyişinde önemli bir rol oynadığından, oruç döneminde bağışıklık sistemimiz vücudumuzun yıllık bakımını gerçekleştirecektir” dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Mar 2022 15:56:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2022/03/oruc-vucudumuzun-yillik-bakimini-gerceklestirir_665d3.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yatağan, aşılamadaki başarısıyla göz dolduruyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/yatagan-asilamadaki-basarisiyla-goz-dolduruyor-11815</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/yatagan-asilamadaki-basarisiyla-goz-dolduruyor-11815</guid>
                <description><![CDATA[Yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) ile mücadeledeki en önemli faktör olan aşılamada, Yatağan ilçesi bir şehri geride bıraktığı gibi, birçok ülkeyi de geride bıraktı. Yatağan, bu hızla devam ettiği takdirde, yüzde 100’ünün aşılandığı ilk yer olabilir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan ve bir dönem Yatağan ilçesinde de etkili olan yeni tip koronavirüs (Kovid-19), Yatağan Kaymakamlığının yürüttüğü pandemi kuralları denetimleri ve devamında gelen aşılama sürecindeki başarısıyla Yatağan’da kontrol altına alındı.</p>

<p>Yatağan’daki vaka sayılarının düşüşündeki en büyük etkenlerden biri de, ilçedeki aşılama oranın yüksekliğinden kaynaklandığı düşünülüyor. Yüzde 80’inin en az bir doz aşı olduğu Yatağan’ın bu oranı, birçok şehri ve ülkeyi geride bıraktı.</p>

<p>Öte yandan, ilçede bu güne de 50 bin doz aşı yapıldığı öğrenilirken, Yatağan bu rakamla, Paraguay, Çad, Moritanya, Burkina Faso, Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi bazı ülkeleri geride bırakmayı başardı.</p>

<p>Özellikle İlçe Sağlık Müdürlüğü ekiplerinin yürüttüğü aşılama etkinlikleri ve özverili çalışmalarıyla, Yatağan’ın kısa süre içerisinde yüzde 100’ünün aşılandığı ilk yer olması hedefleniyor.</p>

<p>Ayrıca, kaymakamlığın pandemi denetimleri ve aşılama çalışmaları ilçede aralıksız sürüyor.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jul 2021 09:02:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2021/07/yatagan-asilamadaki-basarisiyla-goz-dolduruyor_9cbdb.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkçılar, aşı için çalışanın ayağına gidiyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/saglikcilar-asi-icin-calisanin-ayagina-gidiyor-11779</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/saglikcilar-asi-icin-calisanin-ayagina-gidiyor-11779</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü, yeni tip koronavirüs ile mücadelede aşı çalışmalarına devam ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 18 yaş üstü herkesin aşılanmaya başlamasıyla birlikte çalışmalarını sıklaştırdı. Özellikle çalışanların iş yoğunluğunu nedeniyle aşılanmak için sağlık kuruluşlarına gelmelerinde sorunlar yaşaması üzerine, aşı ekipleri kalabalık iş yerlerine giderek aşı hakkı olanların aşılama işlemlerini gerçekleştirmeye devam ediyor.</p>

<p>Ekipler, son olarak Yatağan Küçük Sanayi Sitesi’nde oluşturdukları stantla, sanayi esnaflarını ve çalışanlarını aşıladı.</p>

<p>İlçe Sağlık Müdürü Fırat Yazıcı’nın da hazır bulunduğu etkinlikte, sanayi esnafı ve çalışanlar, aşıya büyük ilgi gösterdi.</p>

<p>Yatağan Küçük Sanayi Sitesi Kooperatifi Başkanı Mehmet Kırık da, esnafların ve sanayi çalışanlarının aşılanması için sanayi sitesinde stant kuran sağlık çalışanlarına teşekkür etti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Jul 2021 10:35:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2021/07/saglikcilar-asi-icin-calisanin-ayagina-gidiyor_c5ecf.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yatağanlılara müjde! Biontech aşısı, Yatağan’da!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/yataganlilara-mujde-biontech-asisi-yataganda-11689</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/yataganlilara-mujde-biontech-asisi-yataganda-11689</guid>
                <description><![CDATA[Yeni tip koronavirüs ile mücadeledeki en önemli faktör olan aşılamada, Yatağan ilçesinden Biontech aşısı vurulmak isteyenler artık Menteşe veya Milas’a gitmeyecek.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadelede yaygın olarak kullanılan Sinovac aşısının yanı sıra uygulanmakta olan Biontech aşısı, Yatağan ilçesinde uygulanmıyordu.</p>

<p>Biontech aşısı olmak isteyenler, aşı olmak için ya Menteşe’ye ya da diğer ilçelere gidiyordu. Oluşan mağduriyetin giderilmesi için Yatağan Kaymakamlığı, Belediyesi ve İlçe Sağlık Müdürlüğü’nün girişimleriyle, Yatağan Devlet Hastanesi’nde Biontech aşısı uygulanmaya başlandı.</p>

<p><b>Vaka sayılarındaki düşüş sürüyor!</b></p>

<p>Yatağan’da bir dönem pik yapan vaka sayıları, ilçedeki filyasyon ekibi ve ilgili kurumların başarılı çalışması sonucunda ciddi oranda düştü. Neredeyse 7/24 sahada olan filyasyon ekibine, emniyet, jandarma ve zabıta ekipleri de eşlik ederken, pandemi kurallarına riayet edilmesi için ciddi bir mücadele veriliyor.</p>

<p>Yatağan Kaymakamı Onur Kökçü’nün talimatıyla sürekli sahada olan kurum amirleri, vatandaşları sosyal mesafe, hijyen ve maske konusunda uyarmaya devam ederken, denetimlerini sürdüren kolluk kuvvetleri, kurallara uymayanlara cezai işlem uygulamaya devam ediyor.</p>

<p>Muğla’nın diğer ilçelerine oranla en az vaka sayısına sahip ilçelerden olan Yatağan’da, 100 binde vaka sayısında da en düşük ilçe olarak başı çekiyor.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 May 2021 09:27:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2021/05/yataganlilara-mujde-biontech-asisi-yataganda_23b62.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muğla Sağlık Müdürü Gencer’den aşı çağrısı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/mugla-saglik-muduru-gencerden-asi-cagrisi-11646</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/mugla-saglik-muduru-gencerden-asi-cagrisi-11646</guid>
                <description><![CDATA[İl Sağlık Müdürü İskender Gencer, 17 Mayıs tarihine kadar sürecek kısıtlama döneminde Kovid-19 salgınına karşı aşı sırası gelen vatandaşların randevu alarak aşılarını yaptırmaları istedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gencer, yaptığı açıklamada, 17 Mayıs’a kadar sürecek tam kapanma sürecinde, aşı randevusu alanların kısıtlamalardan muaf olarak aşılarını olabileceğini belirterek, şu açıklamayı yaptı:</p>

<p>“Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınını toplum sağlığı açısından oluşturduğu riski yönetme ve hastalığın yayılım hızının kontrol altında tutma amacıyla, salgınla mücadele sürecinin temel prensipleri olan temizlik, maske ve mesafe kurallarının yanı sıra aşılama süreci de oldukça önem arz etmektedir.</p>

<p>Pandemi ile mücadelede büyük bir öneme sahip olan aşılama çalışmalarının hız kesmeden devam etmesi için İl Hıfzıssıhha Kurulunda, Kovid-19 aşısı tanımlanan vatandaşlarımızın aşılarını, ilimizde haftanın 7 günü saat 24.00’a kadar hizmet veren kamu ve özel tüm hastanelerimizde yaptırabilmeleri amacı ile aşı randevularını istenildiği takdirde beyan etmeleri ve sadece ikametleri ile aşılama hizmeti alacakları sağlık kuruluşu güzergahında ulaşımlarını sağlamaları kaydıyla, belirtilen sokağa çıkma yasağından muaf olmaları kararı alınmıştır.</p>

<p>Bu kapsamda ilimizde Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Marmaris, Fethiye, Ortaca, Milas ve Bodrum devlet hastanelerinden Kovid-19 mRNA (Biontech) aşı randevuları alınabilmektedir.</p>

<p>Sırası gelen tüm vatandaşlarımızı randevularını oluşturarak en kısa sürede Kovid-19 aşılarının olmaya davet ediyoruz.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 May 2021 10:46:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2021/05/mugla-saglik-muduru-gencerden-asi-cagrisi_557ca.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>112 evladın ve yakınından daha çabuk gelir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/112-evladin-ve-yakinindan-daha-cabuk-gelir-11420</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/112-evladin-ve-yakinindan-daha-cabuk-gelir-11420</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla 112 Acil Çağrı Merkezi tarafından 112 acil çağrı numarasının farkındalığını artırmak amacıyla her yıl yapılan tanıtım çalışmalarına Menteşe'den başlandı. Vatandaşlara acil bir durumla karşılaştıklarında kimi arayacaklarına yönelik sorulara en çok evladımı, yakınlarımı ararım cevabının verildiği öğrenildi. Vatandaşlara önce 112 hattını araması gerektiği ifade edilerek, '112 evladından/yakınından daha çabuk gelir' sloganı hatırlatıldı.</p>

<p>Bu kapsamda Menteşe ilçesinde kurulan pazarda yapılan çalışmada yaklaşık 2 bin vatandaşa , acil durumda tek 112 hattının aranmasının yeterli olacağı, polis, ambulans, jandarma, itfaiye, orman yangını, AFAD ve Sahil Güvenlik için tekrar ve farklı numaraların aranmasına gerek bulunmadığı anlatıldı.</p>

<p>Yine özellikle 65 yaş üstü vatandaşların, ihtiyaçları için ilçelerdeki Vefa Sosyal Destek ekiplerine 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden ulaşabilecekleri, salgın döneminde HES uygulaması ya da 112 üzerinden kurallara uyulmaması ile ilgili ihbarlarını, 24 saat süresince yapabilecekleri hatırlatıldı.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Feb 2021 09:48:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2021/02/112-evladin-ve-yakinindan-daha-cabuk-gelir_b68a0.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dr. Yazıcı’dan, Dünya Kanser Günü mesajı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/dr-yazicidan-dunya-kanser-gunu-mesaji-11407</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/dr-yazicidan-dunya-kanser-gunu-mesaji-11407</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürü Dr. Fırat Yazıcı, Dünya Kanser Günü dolayısıyla farkındalık yaratmak için bir mesaj yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yatağan Sağlık Müdürü Dr. Yazıcı, Dünya Kanser Günü nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı.</p>

<p>Yazıcı tarafından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>“Kanser hem dünya hem ülkemiz için ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Ölüm nedenlerine bakıldığında dünya geneli için yaklaşık her 6 ölümden birinin, ülkemiz için ise her 5 ölümden birinin kanser nedeniyle gerçekleştiği görülmektedir.</p>

<p>Günümüz kanser ölümlerinin 1/3’e yakını; tütün kullanımı, yüksek beden kitle indeksi, meyve ve sebzeden fakir beslenme, yetersiz fiziksel aktivite ve alkol tüketimi gibi başlıca beş davranışsal ve beslenme ile ilgili risk faktöründen kaynaklanmaktadır. Oysa yine günümüz şartlarında kanserlerin %30-50’ye yakınının, risk faktörlerinden kaçınma ve mevcut kanıta dayalı önleme stratejilerinin uygulanması yoluyla önlenebilir durumda olduğu bilinmektedir. Ayrıca, erken tanı konmuş ve uygun şekilde tedavi edilmişse birçok kanserin iyileşme olasılığının da yüksek olduğu bilinen bir gerçektir.</p>

<p>Dünya Kanser Günü, gerek kanser konusunda farkındalığı ve eğitimi artırarak gerekse dünyanın her yerindeki hükümetler ile bireyleri hastalığa karşı harekete geçmeye zorlayarak her yıl milyonlarca önlenebilir ölümün önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Dünya Kanser Günü; yankı uyandırmayı, değişim aşılamayı ve farkındalık gününün geçmesinden çok sonraları da sürdürülecek bir eylemi harekete geçirmeyi amaçlayan bir kampanyadır.</p>

<p>İlk olarak 2005 yılında ülkemizin de yakın işbirliği içerisinde olduğu Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü (UICC) tarafından düzenlenen Dünya Kanser Günü etkinlikleri, izleyen yıllarda her yılın 4 Şubat günü UICC ve işbirliğindeki kuruluşlarla birlikte küresel düzeyde yürütülen kampanyalarla geleneksel hale getirilmiştir. UICC’nin kanser konusundaki farkındalığı artırma ve bireyleri hastalığa karşı harekete geçmeye zorlama doğrultusunda yürüttüğü kampanyaların sonuncusunun teması “kararlıyım ve yapacağım” olarak belirlenmiş olup 2018’de başlatılmıştır. 3 yıl süreli söz konusu kampanyanın son aşaması olan 2021 yılı için “birlikte gerçekleştirdiğimiz tüm eylemlerimiz önemli” vurgusu yapılmaktadır. Bu yılın, dayanışma ve toplu eylemin kalıcı gücünün bir hatırlatıcısı olduğu belirtilerek bir araya gelmeyi seçtiğimizde hepimizin dileği olan kansersiz, daha sağlıklı, daha parlak bir dünyanın mümkün olduğu vurgulanıyor.</p>

<p>Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü gibi kanser alanında yoğun çalışmaları bulunan uluslararası saygın kuruluşlar, kim olursa olsun herkesin küçük ya da büyük eylemlerinin, uzun vadeli, olumlu değişimlere yol açacağını ifade ederek kanserleri önleme yolunda kişilere şu risk faktörlerinden kaçınma çağrısında bulunmaktadır:</p>

<p>Sigara ve dumansız tütün ürünlerini de içeren tütün kullanımı</p>

<p>Fazla kilolu veya obez olmak Düşük meyve ve sebze alımını içeren sağlıksız beslenme Fiziksel aktivite eksikliği &nbsp;Alkol kullanımı Cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virus (HPV) enfeksiyonu &nbsp;Hepatit veya diğer kanserojen enfeksiyonlara maruziyet &nbsp;İyonlaştırıcı ve ultraviyole radyasyon maruziyeti &nbsp;Kentsel hava kirliliği.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Feb 2021 09:43:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2021/02/dr-yazicidan-dunya-kanser-gunu-mesaji_c4045.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Hedefimiz Veremsiz Bir Türkiye!”</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/hedefimiz-veremsiz-bir-turkiye-11309</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/hedefimiz-veremsiz-bir-turkiye-11309</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 74. Tüberküloz Eğitimi ve Propaganda Haftası kapsamında basın açıklaması yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 74. Tüberküloz Eğitimi ve Propaganda Haftası kapsamında “Hedefimiz veremsiz bir Türkiye” sloganıyla bir basın açıklaması yayınladı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Konuyla ilgili yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>

<p class="MsoNoSpacing">“Tüberküloz hava yolu ile bulaşan, başta akciğerler olmak üzere tüm organları tutabilen bulaşıcı bir hastalıktır ve tüm dünyada ilk on ölüm sebebi arasında yer almaktadır. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin sağlıkla ilgili hedeflerinden biri de 2030 yılına kadar tüberküloz epidemisini sona erdirmektir. Bu hedefe ulaşmak amacıyla ülkemizde Ulusal Tüberküloz Kontrol Programı yürütülmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bu Program; tüberkülozdan koruma, erken tanı, yeterli ve uygun tedavi, sosyal koruma ve psiko-sosyal destekler ile tüberküloza bağlı mortalite ve morbiditenin azaltılması, hastalığa bağlı yıkıcı maliyetlerle karşılaşan ailelerin sıfırlanması ile “Veremsiz Bir Türkiye!” hedefine ulaşmak için yürütülen faaliyetleri kapsamaktadır. Gerek devlet gerekse sivil toplum kuruluşlarının iş birliği ve çabalarıyla uzun yıllardır başarıyla yürüttüğümüz tüberküloz kontrol çalışmaları sonucunda, ülkemizde tüberküloz hasta sayısı ve tüberküloz görülme sıklığı her yıl %4-5 civarında azalmaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Dünya Sağlık Örgütü tarafından tüm ülkeler için tahmini tüberküloz insidans hızı (tüberküloz görülme sıklığı) hesaplanmaktadır. Dünya genelinde 2017 yılı tahmini tüberküloz insidansı yüz binde 133’tür. Türkiye’nin de içinde bulunduğu ve 53 ülkeden oluşan Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesinde tüberküloz insidans hızı ortalaması yüz binde 30 iken Türkiye’nin tahmini insidans hızı yüz binde 17’dir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Tüberküloz hastalığının teşhis ve tedavisi tüm sağlık kuruluşlarımızda ücretsizdir. Tüberküloz ve ilaca dirençli tüberküloz hastalarının tedavisinde kullanılan birinci ve ikinci seçenek ilaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilerek vatandaşlarımıza ücretsiz olarak ulaştırılmaktadır. Ülkemizde bulunan yabancı uyruklu tüberküloz hastaları da ücretsiz olarak tedavi edilmektedir. Teşhis ve tedavideki kaliteli hizmetlerin sonucunda, tüberküloz mortalite (ölüm) hızı Dünya genelinde yüz binde 21, DSÖ Avrupa Bölgesinde yüz binde 3 iken Türkiye’de yüz binde 1’in altındadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kronik ve bulaşıcı hastalıklar birey ve toplumda sağlık kaybının yanı sıra, ekonomik ve psiko-sosyal kayıplara da neden olmakta, uzun süreli tedavilerin düzenli sürdürebilmesi için sosyal ve ekonomik destekler verilmesi gerekmektedir. Bu konu ile ilgili olarak Bakanlığımızca geliştirilen bir proje kapsamında Bakanlığımız ve Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında protokol imzalanarak ekonomik ve sosyal güçlükler yaşayan tüberküloz hastalarına 2018 yılı Ocak ayından itibaren aylık nakdi yardım verilmeye başlanmıştır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Dünya çapında bir ilk ve iyi uygulama örneği olan bu programla tüberküloz hastalarımızın tedavi ve kontrollerinin düzenli olarak yapılması, hastalara ve ailelerine psiko-sosyal destek verilmesi, yoksulluğun azaltılarak yaşam kalitesinin yükseltilmesi hedeflenmiştir. Yaklaşık 2000 tüberküloz hastası bu yardımı almaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Tüberküloz (verem) önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Kendinizi, sevdiklerinizi ve çevrenizdekileri korumak için;</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yaşadığınız ortamları sık sık havalandırarak temiz hava akımı sağlayınız.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Öksürürken, hapşırırken ağzınızı ve burnunuzu mendille kapatınız.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Çocuklarınıza mutlaka BCG aşısı yaptırınız.</p>

<p class="MsoNoSpacing">İki haftadan uzun süren öksürükle birlikte balgam, ateş, gece terlemesi, kilo kaybı, iştahsızlık, halsizlik gibi şikâyetleriniz varsa lütfen en yakın sağlık kuruluşuna başvurunuz.”</p>

<p class="MsoNoSpacing"></p>

<p class="MsoNoSpacing"></p>

<p class="MsoNoSpacing"></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Jan 2021 10:07:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2021/01/hedefimiz-veremsiz-bir-turkiye_9e0c0.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Maddi bayram bağışlarınızla çocuklarımızın hayatını kurtarıyoruz”</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/maddi-bayram-bagislarinizla-cocuklarimizin-hayatini-kurtariyoruz-10847</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/maddi-bayram-bagislarinizla-cocuklarimizin-hayatini-kurtariyoruz-10847</guid>
                <description><![CDATA[Lösemi hastası çocukların sağlığına kavuşmasında yaptıkları katkı ve destekle bilinen LÖSEV, Ankara ve Bodrum’daki sağlık kentiyle çocuklara ücretsiz olanak sağlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Lösemi hastası çocukların sağlığına kavuşmasında yaptıkları katkı ve destekle bilinen LÖSEV, Ankara ve Bodrum’daki sağlık kentiyle çocuklara ücretsiz olanak sağlıyor.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Konuyla ilgili LÖSEV’den yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:<br />
Lösemi hastalığının tedavisi yaklaşık 3 sene sürmekte ve ekstra hijyen önlemleri, sağlıklı beslenme ve yüksek moral sayesinde yüzde 92 iyileşme sağlamaktayız.</p>

<p class="MsoNoSpacing">LÖSEV olarak yüzde 100 tedavi başarısı amacıyla çıktığımız bu yolda yaptığınız nakdi bağışlarınızla lösemili ve kanserli çocuklarımıza imkânlar sunarak hayat veriyoruz.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Tüm çocuklar eşit doğar ve en iyi tedavilere eşit kavuşurlar ilkesiyle çalışıyor; tamamen parasız yaşam sunuyoruz. ‘Kurban Bayramı Bağışlarınızla yurt dışı ilacından, yoğun bakımına, maddi ihtiyaçlarından beyaz eşyalarına kadar tüm ihtiyaçlarını karşılıyoruz. En önemlisi Kurban Bayramı maddi bağışlarınızla hayat kurtarıyoruz.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Lösemi ve kanser çok zor ve pahalı bir hastalıktır. Yüzde 92 tedavi başarımız, sosyal desteklerle ve yaşama bağlayan eserlerimizle mucizeler yaşatıyoruz.</p>

<p class="MsoNoSpacing">En önemlisi de bu hizmeti onlara verirken çocuklarımızdan ve ailelerinden tek kuruş para almıyoruz.</p>

<p class="MsoNoSpacing">LÖSEV Sağlık Kenti, yaklaşık 3 yıl süren tedavilerinde saçlarını kaybeden, vücut dirençleri azalan çocuklarımızın, kişiye özel tedavi almalarını, iyi beslenip, steril koşullarda yaşamalarını önemsiyor; Ankara’daki LÖSEV Sağlık Kenti’nde hizmet veriyoruz. Kentimizde yer alan LÖSANTE Hastanemizde lösemili ve kanserli çocuklara kemoterapiden, 6 öğün yemeklerine; tek kişilik lüks odalarından, pijamalarına, oyuncaklarına kadar ücretsiz tedavi sağlıyoruz.</p>

<p class="MsoNoSpacing">LÖSEV Doğal Yaşam Köyü, tedavileri için Ankara dışından gelen ailelerimiz Tulumtaş’taki köyümüzde trafikten uzak, yemyeşil bir doğada, kuzularla oynayıp, ineklerden süt sağarak doğal beslenerek yaşıyorlar. Çamaşır makinesinden, çay kaşığına kadar her şeyin bulunduğu aile konutlarımız ‘Sevgi Evleri’nde ve 5 yıldızlı tatil köyü konforundaki ‘Kirazlı Konak’ta aileleriyle kalan çocuklarımız hızla iyileşiyorlar. LÖSEV Eğitim Kurumları Sağlık problemlerinin yarattığı</p>

<p class="MsoNoSpacing">fiziksel ve psikolojik sebeplerden örgün eğitim kurumlarına devam edemeyen çocuklarımıza Ankara, İncek’te kurulmuş olan Lösemili Çocuklar Okulumuzda kolej seviyesinde ilk, orta ve lise düzeyinde eğitimler veriyoruz. Özgüvenleri gelişmiş, kendi ayakları üzerinde duran bireyler olarak onları geleceğe hazırlıyoruz.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bodrum Çocuk Tatil Köyü, Bodrum’un en güzel gün batımının izleneceği nokta olarak tanımlanan Turgutreis’teki 4 yıldızlı otelimizde ücretsiz tatil yapan lösemili çocuklarımız bütün dertlerini denize atıyor, motive oluyorlar.</p>

<p class="MsoNoSpacing">2010 - Nisan 2020 tarihleri arasında çocuk, yetişkin lösemili ve kanserli hastalarımıza yaptığımız maddi yardım toplamı, annelerin banka hesaplarına yatırılan nakit yardımlar 55.266.754,06 TL, sağlık ve tedavi yardımlar (hastane masrafları, ilaç, vb.) 176.650.265,80 TL, ayni yardımlar (et-temel gıda- giysi-eşya vb.) 41.712.144,37 TL, eğitim ve sosyal yardımlar 13.141.582,48 TL, toplam 286.770.746,71 TL.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2020 10:03:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/07/maddi-bayram-bagislarinizla-cocuklarimizin-hayatini-kurtariyoruz_99559.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İl Sağlık Müdürlüğünden berberlere maske, eldiven ve dezenfektan desteği</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/il-saglik-mudurlugunden-berberlere-maske-eldiven-ve-dezenfektan-destegi-10716</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/il-saglik-mudurlugunden-berberlere-maske-eldiven-ve-dezenfektan-destegi-10716</guid>
                <description><![CDATA[Muğla Sağlık Müdürlüğü berber, kuaför ve güzellik merkezlerinin 11 Mayıs’ta açılması kararının ardından harekete geçti. İl Sağlık Müdürlüğü binası önünde Muğla Berberler ve Kuaförler Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı Özcan Çolakkol’a 200 litre dezenfektan, 19 bin maske ve eldiven teslim edildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Sağlık Müdürlüğü berber, kuaför ve güzellik merkezlerinin 11 Mayıs'ta açılması kararının ardından harekete geçti. İl Sağlık Müdürlüğü binası önünde Muğla Berberler ve Kuaförler Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı Özcan Çolakkol'a 200 litre dezenfektan, 19 bin maske ve eldiven teslim edildi.</p>

<p>Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında işyerlerine yönelik ilk kapatma kararı 16 Mart'ta uygulamaya konulmuştu. Bu tarih itibarıyla tiyatro, gösteri merkezi, konser salonu, birahane, kahvehane, yüzme havuzu, spor merkezi ve saunalar, 21 Mart’ta da lokanta, restoran, pastane, berber, kuaför, güzellik merkezleri, alışveriş merkezleri (AVM) ve mağazalar kapatılmıştı. İmalat sanayiinde birçok fabrikada da üretim, 24 Mart’tan itibaren tamamen durdurulmuş ya da azaltılmıştı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın önceki gün kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamayla berber, kuaför, güzellik merkezleri ve alışveriş merkezleri (AVM) 11 Mayıs’tan itibaren hizmet vermeye başlayacak. 50 gün sonra kapılarını yeniden açacak olan berber ve kuaför esnafı, virüsle mücadele kapsamında artık randevulu hizmet verecek. Maske takılacak ve tek kullanımlık ürün tercih edilecek. Kararın ardından İl Sağlık Müdürü İskender Gencer ve ekibi tarafından Muğla Berberler ve Kuaförler Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı Özcan Çolakkol'a 200 litre dezenfektan, 19 bin maske ve eldiven teslim edildi.</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 May 2020 13:04:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/05/il-saglik-mudurlugunden-berberlere-maske-eldiven-ve-dezenfektan-destegi_b6281.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tekin, maske fiyatlarının artış sebebini açıkladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/tekin-maske-fiyatlarinin-artis-sebebini-acikladi-10640</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/tekin-maske-fiyatlarinin-artis-sebebini-acikladi-10640</guid>
                <description><![CDATA[Türk Eczacılar Birliği 32. Bölge Muğla Eczacı Odası Başkanı Kadir Serkan Tekin, eczanelerin daha önce 50 kuruşa tedarik ettiği maskelerin şubat ayından itibaren 5 ile 7 kat zamlanmış fiyatlarla tedarik ettiğini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Eczacılar Birliği 32. Bölge Muğla Eczacı Odası Başkanı Kadir Serkan Tekin, gündeme dair iki önemli açıklama yaptı.</p>

<p>Tekin, açıklamasına, maske fiyatlarındaki artıştan dolayı eczanelerin gündeme gelmesine değinerek başladı.</p>

<p>Bazı yöneticilerin pandemide eczacılardan bahsetmemesinden ve eczacılar ile eczane çalışanlarına gerekli önemin verilmediğini üzülerek gördüklerini belirten Tekin, “Maalesef eczacılarımızın, doktorlar tarafından teşhis konduktan sonra; tedavinin en önemli aşaması olan, ‘ilaç tedariki’ ile değil de maske fiyatları ile anılıyor olması hepimizi derinden üzmektedir. Eczanelerin 2 ay önce 50 kuruş seviyesinde alıp yeri geldiğinde ücret almadan veya 0,75 kuruşa 1 liraya sattığımız o maskeleri bu olayla birlikte, şubat ayından itibaren 5 ila 7 kat fiyat artışıyla ürünleri tedarik ettikleri net bir şekilde tutanaklarda bile yer almışken aradaki tedarikçi ve üreticilerin çok daha kolay denetlenebileceği açık şekilde ortadadır. Tutanaktaki toplam 100 adet maskenin en fazla 300-500 TL tutar ile verildiği belli iken, bu ortamda iki meslektaşımızın afişe edilmesi, yine bu iki meslektaşımızın sosyal medyada adeta linç edilircesine söylemlerde bulunulması bizleri derinden üzmüştür. Bunları yapanlar unutmasın ki gelecekte eczanelere ihtiyaçları olduğunda bizler yine görevinin başında onlara ve tüm insanlara hizmet ediyor olacağız” diye konuştu.</p>

<p>Tekin, açıklamasını, “Evinizde kalın” sloganıyla devam ederek, “Cumhurbaşkanımızın da açıkladığı üzere, ‘iller arası zorunluluk halleri dışında yasaklanan seyahat’i acilen bölgenin durumuna ve coğrafi yapısına göre ‘ilçeler arası kısıtlamaya’ dönüştürelim. Daha güzel günler görmek için Muğla’mıza gelecek olan vatandaşlarımız. Bu süreç bir tatil değil. İmkanlarımız nüfus artışını kaldıramayabilir. O yüzden Muğla’ya gelmeyin, gelmiş olanlar başka ilçelere geçiş yapmayın. Evinizde kalın. Bu illet, eğer dikkatli olursak en kısa zamanda başımızdan gidecek ve yine en kısa zamanda Marmaris’in yeşilini, Bodrum’un mavisini, Ören’in sahillerine, Fethiye’nin koylarını hep beraber göreceğiz. Sağlıklı günlerde inşallah” dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2020 09:53:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/04/tekin-maske-fiyatlarinin-artis-sebebini-acikladi_cec82.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alban’dan Bakan Koca’ya “Sağlık personeline mobing mi uygulanıyor ?”sorusu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/albandan-bakan-kocaya-saglik-personeline-mobing-mi-uygulaniyor-sorusu-10616</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/albandan-bakan-kocaya-saglik-personeline-mobing-mi-uygulaniyor-sorusu-10616</guid>
                <description><![CDATA[Muğla CHP Milletvekili Mürsel Alban TBMM’ye verdiği soru önergesinde Muğla başta olmak üzere özellikle pandemi hastanesi olarak ilan edilen hastanelerin idarecileri tarafından, personele mobing uygulandığı iddiaları doğru mudur? diye sordu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla CHP Milletvekili Mürsel Alban yaptığı yazılı açıklamada salgının sağlık personellerinde tedirginlik yarattığını belirterek pandemi hastanesi olarak ilan edilen hastanelerin idarecileri tarafından sağlık personeline mobing uygulandığını iddia etti. Alban şöyle konuştu:</p>

<p>“Ülkemizde Covid-19 (corona virüsü) vakasının görülmesinin ardından yaşanan süreç, hastalığın yayılmasının nasıl önleneceği konusunun yanı sıra sağlık personelimizin büyük bir tedirginlik yaşamasına ve buna bağlı olarak yaşanan kaos ortamına dönüşmüştür. Seçim bölgem olan Muğla başta olmak üzere, bir çok ilden tarafıma gelen şikayet bildirimlerinde, özellikle pandemi hastanesi olarak ilan edilen hastanelerin idarecileri tarafından, personele mobing uygulandığı iddiaları dile getirilmektedir. Hayatlarını ortaya koyarak canla başla çalışan sağlıkçılar, yurdun dört bir yanında tedirgin ve şüphe içindedirler. Bir taraftan mesleğin gereğini yapmak ve yurttaşlarımızın sağlığına kavuşması için mesai kavramı olmadan emek veren sağlık personeli, diğer bir yandan da hastalığın merkezinde risk altındadırlar.”</p>

<p>“SAĞLIK PERSONELİ HASTALIKLA İLGİLİ PAYLAŞIM YAPMAYACAK”</p>

<p>Alban açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Covid-19 virüsü kapma riskinin en fazla yaşandığı acil servis ve yoğun bakım bölümlerinde çalışan sağlık personeli dahil, tüm hastane çalışanlarına iddia edildiği üzere, kendilerini korumak için yeterli malzeme ve koruyucu ekipman tedarik edilmemektedir. Çalışanlara, hastane idaresi tarafından “herhangi bir şekilde vakalarla ilgili konuşmayacak, bununla ilgili meslektaşlarınızla bile bilgi paylaşımına girmeyeceksiniz” şeklinde baskı yapıldığı yine iddialar arasındadır.</p>

<p>Bu iddialar son günlerde sıkça gündeme gelmektedir. Kamuoyuna yansıyan bu iddialar doğru ise, hastane idari yönetimi toplumun bilgi alma hakkını gasp etmekte ve toplum sağlığını riske atarak suç işlemektedir.”</p>

<p>SAĞLIK ÇALIŞANLARININ AİLELERİ DE BÜYÜK RİSK GRUBUNDA”</p>

<p>‘Sağlık çalışanlarımızın yanında, aileleri de büyük risk grubunun içindedir’ diyen Ablan sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Yeteri koruyucu önlemlerin alınmadığı hastane ortamından evlerine giden personel, ailelerinin sağlığı için büyük bir tedirginlik ve korku yaşamaktadır. Sağlık çalışanlarımız evlerinde çocuklarına sarılamamanın, birlikte aynı sofrada yemek yiyememenin üzüntüsü içindedirler. Sağlık personelimizin her şeyden önce bu tedirginlik ve korkularının giderilmesi gerekir. Çünkü hekimler, hemşireler, acil tıp teknisyenleri, hasta bakıcılar vb. sağlık çalışanlarımızın gücü ve sabrı tükenirse, bu salgın hastalıkla ilgili mücadelemizde tüm ülke olarak bir çöküşün içine girilir. Başta sağlık çalışanlarımız ve aileleri olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin bilgi ihtiyacı giderilmelidir. Hangi hastanede, kaç vaka olduğu ve bunlara yapılan işlemler açık ve şeffaf şekilde bakanlığınız tarafından paylaşılmalıdır. Özellikle hastalığın yayılım sürecinin en kritik eşiğine geldiğimiz şu günlerde, mobing gibi iddiaların gündeme gelmesi bile vahimdir. Bu asla kabul edilemez. Toplumumuzun sağlığı için bir an önce, ivedilikle sağlık personelimizin kaygıları giderilmeli, psikolojik motivasyonları artırılmalı ve dirençleri yükseltilmelidir. Sağlık personelimizin tüm korku ve endişelerini ortadan kaldıracak çalışmalar tarafınızdan yürütülmelidir.”</p>

<p>“HASTANELERİN İDARELERİNE BİR UYARINIZ OLACAK MIDIR?”</p>

<p>Milletvekili Alban Bakan Fahrettin Koca’nın aşağıdaki soruları yanıtlamasını istedi:</p>

<p>1- Başta seçim bölgem Muğla olmak üzere, ülke genelinden tarafınıza yukarıda söz konusu olan mobing iddiaları gibi, iletilmiş resmi bir şikayet var mıdır?</p>

<p>2- Bununla ilgili olarak özel veya bakanlığınıza bağlı hastanelerin idarelerine bir uyarınız olacak mıdır?</p>

<p>3- Yine sağlık çalışanlarının sıkça dile getirdiği koruyucu ekipman sıkıntısını, acil olarak giderecek bir çalışmanız var mıdır?</p>

<p>4- Tarafınızdan, hastane çalışanlarımızda ve ailelerinde haklı olarak oluşan bu tedirginlik ve korku ortamını ortadan kaldıracak, ne tür somut adımlar atılacaktır?</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 31 Mar 2020 10:14:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/03/albandan-bakan-kocaya-saglik-personeline-mobing-mi-uygulaniyor-sorusu_5503a.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Umumi Hıfzıssıhha Meclisi Kararları açıklandı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/umumi-hifzissihha-meclisi-kararlari-aciklandi-10597</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/umumi-hifzissihha-meclisi-kararlari-aciklandi-10597</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan’da, Umumi Hıfzıssıhha Meclisi, Yatağan Kaymakamı Hayrettin Çiçek başkanlığında toplandı. Umumi Hıfzıssıhha Meclisi’nde, Korona Virüs’ten korunma ile alakalı kararlar alındı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan’da, Umumi Hıfzıssıhha Meclisi, Yatağan Kaymakamı Hayrettin Çiçek başkanlığında toplandı. Umumi Hıfzıssıhha Meclisi’nde, Korona Virüs’ten korunma ile alakalı kararlar alındı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yatağan Umumi Hıfzıssıhha Meclisi'nde, korona virüsten (COVİD -19) korunmak için alınacak önlemler toplantısında oy birliğiyle alınan kararlar şu şekilde oldu;</p>

<p class="MsoNoSpacing">“İlçemizde bulunan gıda satış ve toplu tüketim yerleri ile gıda üretim yerlerinin ( un ve unlu mamuller, süt ve sütlü mamuller v.b.) dezenfeksiyonu, teknik ve hijyenik şartlarının sağlanması ile çalışanların ürün satışı ve imalatı sırasında eldiven, maske, bone takması, kişisel hijyenlerinin sağlanmasına ve bunların kontrolünün İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü personeli ile belediye zabıtası ile müştereken yapılmasına,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bankaların içinin rutin olarak temizlenmesi, bankoların dezenfeksiyonu ve şube içi ve şube dışındaki ATM’lerin dezenfeksiyonun banka müdürlüklerince yapılmasına,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Erkek ve bayan kuaförlerinin mesleklerini icra ederken maske, eldiven kullanması, kullanılan alet ve ekipmanlarının sterilizasyonunun yapılmasına, kişisel hijyenlerinin belediye zabıtasınca kontrol edilmesine,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Hüküm ve tasarrufu kamu ve belediyenin uhdesinde bulunan yerlerde toplantı, organizasyon gibi insanların topluca bulunabilecekleri durumlara izin verilmemesine;</p>

<p class="MsoNoSpacing">Umuma açık tuvaletlerde temizliğin ve hijyenin sağlanmasına,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Kronik hastalıkları olan ve belli yaşın üstünde olan kişilerin vakit namazlarını ve diğer ibadetlerinin evlerinde eda etmelerinin müftülük tarafından tavsiye edilmesine,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Belediyeye ait ve özel kişilere ait toplu taşıma, işyeri servisleri gibi insanların topluca kullandıkları araçların bakım, temizlik ve dezenfeksiyonlarının sağlanarak belediye başkanlığınca kontrollerinin yapılmasına;</p>

<p class="MsoNoSpacing">İlçemizde bulunan, vatandaşlarımızla birebir temasta bulunan kamu kurumları ile süper market, kargo firmaları, eczaneler, PTT gibi işletmeler ile gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde eldiven ve maske kullanılmasına, gıda üretim yerlerinde ise ( un ve unlu mamuller, süt ve sütlü mamuller v.b.) dezenfeksiyonun, teknik ve hijyenik şartlarının sağlanması ile çalışanların ürün satışı ve imalatı sırasında eldiven, maske, bone takması, bunların kontrolünün, denetiminin ve kurul kararı tebliğinin gıda işletmeleri için İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü personeli tarafından yapılmasına,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Eczaneler ve medikallere ise İlçe Sağlık Müdürlüğü personelince tebliğin ve kontrolün yapılmasına, İlçe Emniyet Müdürlüğü personeli tarafından bankalar ve kargo şirketlerine tebliğin yapılması, bunların dışında kalan vatandaşlarla birebir teması olan, sirkülasyonu fazla olan&nbsp; bay ve bayan kuaförleri gibi) işyerlerinin denetim kontrol ve tebliğin Belediye zabıtası tarafından yapılmasına,</p>

<p class="MsoNoSpacing">İçişleri Bakanlığının umuma açık yerler hakkında talimatında belirtilen yerlerle ilgili olarak ; temel mantığın vatandaşlarımızın temel ihtiyaçlarından olan yemek ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu nedenle lokanta ve restoranlar kapsam dışında tutulmuştur. Lokanta ve restoranların faaliyetlerini yürütürken müşteriler arasında en az 1 metre olacak şekilde oturma düzeni alınması gerektiği İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Esnaf Odası Başkanlığı aracılığı ile tebliğ edilmesine,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Temel ihtiyaç olan yemek dışında sosyalleşme, eğlence, vakit geçirme için kahvehane, kıraathane, kafe, kafeterya, kütüphane, hamam, spor merkezi gibi toplu olarak bulunulan, kalabalık ortamlar oluşturabilecek işyerlerinin faaliyetlerinin durdurulmasına ve gerekli uygulama/denetimleri yaparken İlçe Emniyet Müdürlüğü, İlçe jandarma Karakol Komutanlığı, Belediye Zabıtası ile Esnaf ve Sanatkarlar Odasının görev almasına,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Umreden ve yurt dışından gelen kişilerin Sağlık Bakanlığının belirlemiş olduğu tedbirler kapsamında evlerinden 14 gün boyunca dışarı çıkmamalarının kontrol ve takibinin İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İle Jandarma Karakol Komutanlığı personelince yapılmasına,</p>

<p class="MsoNoSpacing">İlçemizde Salı öğleden sonra, Çarşamba ve Cumartesi günleri kurulan halk pazarlarında satıcı ile alıcı arasında ürün ve para alışverişi sağlanırken aralarında en az 1 metre mesafenin sağlanması, satıcıların kişisel hijyenlerine dikkat etmeleri, yerlerde ürün satmamaları hakkında belediye zabıtalarınca bilgi verilerek denetlenmesine karar verilmiştir.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Mar 2020 10:09:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/03/umumi-hifzissihha-meclisi-kararlari-aciklandi_bc75f.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca’dan, korona virüsüne karşı ’14 Kural’ paylaşımı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/bakan-kocadan-korona-virusune-karsi-14-kural-paylasimi-10590</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/bakan-kocadan-korona-virusune-karsi-14-kural-paylasimi-10590</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, korona virüs riskine karşı ve yurt dışından dönüşlerde yapılması gereken 14 kuralın yer aldığı 2 ayrı afişi paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, korona virüs riskine karşı ve yurt dışından dönüşlerde yapılması gereken Bakan Koca, Twitter hesabından, bakanlık tarafından hazırlanan ve koronavirüs riskine karşı 14 kuralın yer aldığı afişi paylaştı.</p>

<p>Bakan Koca’nın paylaştığı afişte, şu ifadeler yer aldı: “Yurt dışına çıkmayın, seyahatlerinizi iptal edin ya da erteleyin. Çıktıysanız dönüşte ilk 14 günü evde geçirin. Aile üyelerini korumak için evde kendinizi izole edin. Evde geçen süre boyunca ziyaretçi kabul etmeyin. İzole edilmiş kişinin odasına maskesiz girmeyin. Odanızı sık sık havalandırın. İnsanlarla, özellikle yaşlılar ve kronik hastalıkları olanlarla temas kurmaktan kaçının. Ellerinizi sık sık su ve sabun ile en az 20 saniye boyunca ovarak yıkayın.</p>

<p>Kapı kolları, armatürler, lavabolar gibi sık kullandığınız yüzeyleri su ve deterjanla her gün temizleyin. Havlu gibi kişisel eşyalarınızı ortak kullanmayın. Kıyafetlerinizi 60-90 derecede normal deterjanla yıkayın. Bol sıvı tüketin, dengeli beslenin, uyku düzenine dikkat edin. Evden çıkmak zorunda kalırsanız mutlaka maske takın. Düşmeyen ateş, öksürük ve nefes darlığınız varsa maske takarak sağlık kuruluşuna başvurun.” Ayrıca afişte, koronavirüsün alınacak tedbirlerden daha güçlü olmadığı belirtildi. Bakan Koca, yurt dışından dönüşlerde yapılması gereken ’14 Gün Kuralı’ afişini de paylaştı.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 20 Mar 2020 09:56:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/03/bakan-kocadan-korona-virusune-karsi-14-kural-paylasimi_6ec1e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eski maden işçisi vekilden meclise çağrı: Silikozis araştırılsın</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/eski-maden-iscisi-vekilden-meclise-cagri-silikozis-arastirilsin-10584</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/eski-maden-iscisi-vekilden-meclise-cagri-silikozis-arastirilsin-10584</guid>
                <description><![CDATA[CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin, Türkiye’nin kanayan yaralarından biri olan meslek hastalıklarının önemine ve aciliyetine işaret etmek için; acı sonuçlar doğurduğu bilinen silikozisin araştırılması için bir önerge verdi.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Silikozis hastalığının en çok madenlerde, taş ocaklarında, yol-tünel yapımında, kuvars değirmenlerinde, cam hammaddesinin üretiminde, inşaat sektöründe, diş protezi yapımında ve seramik sektöründe görüldüğünü belirten Girgin, uzmanlardan aldığımız bilgilere göre bu hastalığın bahsedilen sektörlerde görülen kristal silika tozunun solunması, bu tozun akciğerlerde birikmesi ve akciğerlerin bu toza verdiği reaksiyon sonucu gelişen bir akciğer hastalığı olduğunu, soluyan işçilerde silikozisin yanında, tüberküloz ve akciğer kanseri riskinin de arttığına değindi.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><b>“SGK VERİLERİ GERÇEK YAŞAMDAN UZAK”</b></p>

<p class="MsoNoSpacing">Girgin, “SGK istatistiklerinde meslek hastalılarına bağlı ölüm oranları hep sıfır olarak yayımlanmaktadır” diyerek, silikozise dair şu istatistikleri sundu: “SGK istatistiklerine göre silikozis yasal tanısı alanların sayısı 2013’te 351 meslek hastalığı tanısı içerisinde 57’si, 2014’te 494’ten 36’sı, 2015’te 510’da 100’ü, 2016’da 594’te 118’i şeklinde tedrici olarak yükseldiği görülmektedir. Yalnız, ilginç bir şekilde 2017 yılında meslek hastalığına tutulan toplam sigortalı sayısı sadece iki kişi olup meslek hastalığı sonucu kaybedilen gün sayısı sıfır&nbsp; ve meslek hastalığına bağlı ölüm sıfır şeklindedir. Yani yeni tanı konulan silikozis vakasının 2017’de kayıtlara geçmediği görülmektedir. SGK istatistiklerinde meslek hastalılarına bağlı ölüm oranları hep sıfır olarak yayımlanmaktadır. SGK istatistiklerindeki 2018 ve 2019 yılı verilerinin de gerçeklerden uzak olduğu kanaati yaygındır. 2017’de yayımlanan rakamlar ise (toplam iki meslek hastalığı) gerçek yaşamdan çok uzak görünmektedir."</p>

<p class="MsoNoSpacing">Ülkemizdeki gerçek silikozis oranının diğer meslek hastalıklarında olduğu gibi tutarlı verilerle ortaya konmadığını belirten Girgin, hangi sektörlerde ağırlıklı olarak silikozis görüldüğü ve bu iş kollarının coğrafi dağılımını inceleyen bir çalışmanın olmadığını, bu nedenlerle, TBMM’ye, işçilerin silikozise maruz kalmaları ve buna bağlı gelişen meslek hastalıklarının bütün boyutlarıyla araştırılması için önerge verdiklerini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 09:56:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/03/eski-maden-iscisi-vekilden-meclise-cagri-silikozis-arastirilsin_b1265.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muğla’da hastane atağı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/muglada-hastane-atagi-10561</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/muglada-hastane-atagi-10561</guid>
                <description><![CDATA[AK Parti Muğla Milletvekilleri M. Yavuz Demir ve Yelda Erol Gökcan’ın Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı ziyaretinde Muğla’da yapımları tamamlanma aşamasına gelen Milas, Bodrum, Yatağan ve ilk kez ihaleye çıkarılan Marmaris ve Seydikemer yeni devlet hastaneleri görüşüldü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">AK Parti Muğla Milletvekili M. Yavuz Demir ve Yelda Erol Gökcan, Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’yı makamında ziyaret ederek, il genelindeki sağlık yatırımlarına ilişkin bilgi paylaşımında bulundu.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Demir ve Gökcan, başta yüklenici firmadan kaynaklı sorunlar nedeniyle inşaatı yarım kalan yeni Bodrum Devlet Hastanesi inşaatı olmak üzere, il genelindeki sağlık yatırımlarına ilişkin Bakan Koca’dan destek istedi. Görüşmede Bodrum Devlet Hastanesi’nin kaldığı yerden devam edebilmesi için yeni bir ihaleye kısa süre içinde çıkarılacağı ve yapımının tamamlanmasının planlandığı Bakan Koca tarafından aktarıldı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yeni Milas Devlet Hastanesi ve yapımı hızla süren Yatağan’daki yeni devlet hastanesinin de çevre düzenleme işleri için ödenek aktarımının da Sağlık Bakanlığınca kısa süre içinde gönderileceği belirtilirken, Demir ve Gökcan’ın Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin ekipman takviyesi nedeniyle ilettiği talep de Bakan Koca tarafından olumlu karşılandı. İhaleleri bir süre önce tamamlanan Marmaris ve Seydikemer’deki yeni devlet hastanelerinin de itiraz prosedürlerinin bitmesiyle çok yakında yapımına başlanacağı müjdesini de veren Demir ve Gökcan, Muğla merkezdeki Menteşe Devlet Hastanesi’nin de çok yakında hasta kabulüne başlayacağı bilgisini paylaştı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Milletvekili Demir ve Gökcan, Muğla’nın sağlık yatırımlarında hak ettiği değeri alması için gece gündüz çalıştıklarını ifade ederek, “Muğlalı hemşehrilerimizin sağlık hizmetlerinden en kaliteli biçimde yararlanmaları için hem donanım hem de personel anlamında çalışmalarımız sürüyor. Muğlamızı baştan başa yeni hastanelerle donatıyoruz. Bu önemli yatırımların ilimize gelmesine vesile olan başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca’ya şükranlarımızı sunuyoruz. Yalnızca sağlıkta değil, ilimizin ihtiyaç duyduğu her alanda çalışmalarımızı gece gündüz sürdürüyoruz.” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Mar 2020 09:35:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/03/muglada-hastane-atagi_d6d9b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı terlemeye kesin çözüm Yücelen’de</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/asiri-terlemeye-kesin-cozum-yucelende-10537</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/asiri-terlemeye-kesin-cozum-yucelende-10537</guid>
                <description><![CDATA[Marmaris’te yaşayan Erdem Kurtuluş (17), ellerinde, koltuk altı ve ayaklarında terleme sorunuyla Muğla Özel Yücelen Hastanesi Göğüs Cerrahisi polikliniğine başvurdu. Yapılan tetkiklerden sonra ameliyat olması gerektiğine karar verildi. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Kılıç’ın yaptığı ameliyatla sağlık buldu, terlemeye son noktayı koydu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left: 0cm;"><span style="color:#212121">Aşırı terlemenin sosyal ve ruhsal yönden hayatın her alanında ciddi sorunlara neden olabileceğini belirten Özel Yücelen Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Kılıç, “Ter bezlerinin gereğinden fazla çalışmasına ‘hiperhidroz’ adı veriliyor ve bu rahatsızlığı yaşayan kişilerde en çok avuç içi, koltuk altı ve ayak tabanlarında terleme görülüyor. Terleme, vücudun normal sıcaklığını ayarlamak için uyguladığı doğal bir mekanizmadır. Normalde terlemek beden sağlığı açısından gerekliliktir. Ter; vücudun dış ortamla ısı transferini sağladığı gibi aynı zamanda toksik maddelerin vücut dışına atılmasını da sağlar. Ancak insanın günlük hayatını olumsuz etkileyecek boyutta olan terleme aşırıdır. Genellikle eller ve koltuk altında daha sık olmak üzere yüzde ve ayaklarda da görülmektedir” dedi. </span></p>

<p class="MsoBodyText" style="margin-bottom: 0.0001pt;">Aşırı terlemenin sosyal hayatı kısıtlayan bir hastalık olduğunu belirten Dr. Kılıç, tedavi edilmedi takdirde kişiyi depresyona sürükleyebileceği konusunda uyardı. Dr. Kılıç&nbsp; şu bilgileri verdi: “Bizim özellikle rahatsızlık olarak yorumladığımız hastalarda; terleme, ‘ısı düzenleyici’ faktör olmaktan çıkıyor ve aşırı terlemeye dönüşüyor. Aşırı terleme insanı utandırır, saklanma ihtiyacı oluşturur. Diğer insanlardan uzaklaştırır. Karşı cinsle yan yana gelmek, toplum içine çıkmak istemezler. Kişi kendini dış dünyadan soyutlar, eve kapanır ve hatta depresyona girebilir. Hasta, ‘kimse ile tokalaşamıyorum, günde 3-4 defa çamaşır değiştiriyorum, toplum içine çıkamıyorum’ gibi şikayetlerle bize başvuruyor. Kişi eğer bu durumdaysa tıbbi destek gündeme gelir. Ruhsal ve bedensel sağlığa darbe vuran bu rahatsızlık için mutlaka tıbbi yardım mutlaka alınmalıdır ” diyerek açıklamasını bitirdi.</p>

<p class="MsoBodyText" style="margin-bottom: 0.0001pt;">Hasta Erdem Kurtuluş ise “İnternet üzerinden araştırma yapıyordum, halam Muğla'da yapıldığını bir tanıdığımızdan öğrenmiş, hastaneye geldik, doktorumuzla görüştük, ellerimdeki terleme sorunum oldukça rahatsız ediciydi özellikle sınav dönemlerinde. Stresim iki kat artıyor, yaşam kalitem düşüyordu. Göğüs Cerrahı Dr. Ahmet Kılıç Bey ve tüm ekibine teşekkür ediyorum. Muğla'da da artık terlemeye bir çözüm var ” diyerek duygu ve düşüncelerini ifade etti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2020 09:41:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/02/asiri-terlemeye-kesin-cozum-yucelen-de_5672f.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıklı beslenme ve obeziteye dikkat çektiler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/saglikli-beslenme-ve-obeziteye-dikkat-cektiler-10530</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/saglikli-beslenme-ve-obeziteye-dikkat-cektiler-10530</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen eğitimde, sağlıklı beslenme ve obezite hakkında bilgiler verildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan Sağlık Müdürlüğü’nde görevli Diyetisyen Merve Değirmenci tarafından ‘Sağlıklı Beslenme ve Obezite’ konulu eğitim gerçekleştirildi. Yatağan Halk Eğitim Müdürlüğünde gerçekleşen eğitimde ‘Sağlıklı beslenmenin önemi ve Obeziteden korunmanın yoları’ vurgulandı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Halka yönelik gerçekleştirilen eğitimde, Değirmenci şöyle konuştu:<br />
“Bireylerin çocukluktan itibaren ağırlık takipleri yapılmalı ve olması gereken ağırlık&nbsp; düzeyleri korunmalıdır. Enerji yoğunluğu bakımından yüksek kalorili yiyecekler olan aşırı şekerli ve yağlı gıdalar tercih edilmemelidir. Tuz ve şeker tüketimi sınırlandırılmalıdır. Porsiyon kontrolünde ölçülü olunmalıdır. Besin tüketiminde tabaklarda çeşitliliğin sağlanarak farklı besin gruplarına yer verilmelidir. Posa içeriği yüksek yiyecekler&nbsp; olan; sebze ve meyveler ile tam tahıl ürünlerinin tüketimi arttırılmalıdır. Yiyecekleri hızlı bir şekilde tüketmemekle beraber sofrada geçen süre de aşırı uzun olmamalıdır. Günlük yeterli sıvı tüketimi sağlanmalıdır. Kızartma veya kavurma gibi pişirme yöntemleri yerine daha sağlıklı olan haşlama, ızgara, fırında pişirme tarzı yöntemleri uygulanmalıdır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Hazır gıda tüketiminde dikkatli olunmalıdır. Bireyler fiziksel aktivitenin arttırılması yönünde gayret etmeli ve sağlıklı beslenmenin kısa süreli olarak değil, bir yaşam tarzı olarak benimsenmesi sağlanmalıdır.”</p>

<p class="MsoNoSpacing">Diyetisyen Merve Değirmenci tarafından, sağlıklı beslenme danışmanlığı almak isteyenlerin Yatağan Sağlık Müdürlüğüne başvurarak ücretsiz bir şekilde diyetisyenlik hizmetinden faydalanabilecekleri belirtildi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Feb 2020 10:17:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/02/saglikli-beslenme-ve-obeziteye-dikkat-cektiler_7640e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“SİGARA BIRAKMA GÜNÜ’NDE VERECEĞİNİZ BİR KARARLA ALDIĞINIZ HER NEFES SAĞLIK OLSUN”</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/sigara-birakma-gununde-vereceginiz-bir-kararla-aldiginiz-her-nefes-saglik-olsun-10499</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/sigara-birakma-gununde-vereceginiz-bir-kararla-aldiginiz-her-nefes-saglik-olsun-10499</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünya genelinde her yıl 8 milyon insan sigaraya bağlı nedenlerden hayatını kaybediyor. Sigaranın hem kişiye hem çevresine verdiği zararlara dikkatleri çeken Yeşilay Muğla Şube Başkanı Şadi Pirci; sigara bağımlıları için 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü’nün bir dönüm noktası olabileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü, dünyada en büyük sağlık sorunun sigara olduğunu açıkladı. Sigara kullanımı, başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere; bronşların daralması sonucu akciğer rahatsızlıklarına, KOAH hastalığı gibi birçok hastalığa da neden olmaktadır. 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla açıklamada bulunan Yeşilay Muğla Şube Başkanı Şadi Pirci, “Sigara, fiziksel, sosyal ve ekonomik bakımdan yıkıcı sonuçlara yol açan ciddi bir bağımlılıktır. Ülkemizde her yıl 100 binden fazla insanımızı sigardan dolayı kaybediyoruz. Bunun yanında pasif etkilenimden doğan hastalıklar ve zararlar da ayrı bir acı tablo. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan sigara kullanımı aynı zamanda birey ve ülke ekonomisini olumsuz yönde etkileyen bir bağımlılık.” dedi.</p>

<p>Sigaradan kurtulmanın mümkün olduğunu dile getiren Pirci; “Sigara size ve sevdiklerinize zarar veriyor. 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü bu anlamda bırakmak isteyenler için bir fırsat. Bu konuda tüm vatandaşlarımızdan hassasiyet rica ediyoruz. Kullananların bırakmasını, kullanmayanların da daha bilinçli olarak kendileri ve sevdikleri için model olmasını, çevreye karşı da uyarıcı olmasını istiyoruz” dedi.</p>

<p><b>Sigarayı Bırak Hayatı Bırakma</b></p>

<p>Sigarayı bırakmak isteyenlere özel programların hazırlandığı 'bırakabilirsin.org' sigarayı bırakmada yardım etmeyi amaçlıyor. Web sitesindeki bilgiler ile profesyonel destek, sigara içmeyen biri olma yolunda, hem kısa hem de uzun vadeli ihtiyaçlar karşılayabiliyor.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Feb 2020 09:50:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/02/sigara-birakma-gununde-vereceginiz-bir-kararla-aldiginiz-her-nefes-saglik-olsun_5d9e3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni çocuk doktoru göreve başladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/yeni-cocuk-doktoru-goreve-basladi-10480</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/yeni-cocuk-doktoru-goreve-basladi-10480</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Devlet Hastanesi’ne atanan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Bayraktar Gazelci, görevine başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Bayraktar Gazelci, Yatağan Devlet Hastanesi’ne atandı.</p>

<p>Yatağan’daki görevine başlayan Gazelci, Yatağan’da görev yapıyor olacağından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.</p>

<p>Aslen Edirneli olduğunu belirten Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Gazelci, evli ve bir çocuk sahibi olduğunu söyledi.</p>

<p>Yatağan Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Bülent Gökkuş ise, Gazelci ile birlikte hastanedeki çocuk sağlığı ve hastalıkları uzman sayısının 3’e yükseldiğini belirterek, yeni göreve başlayan doktora başarılar diledi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Jan 2020 09:52:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/01/yeni-cocuk-doktoru-goreve-basladi_c63e1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağımlılıkla Mücadele Değerlendirme Toplantısı yapıldı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/bagimlilikla-mucadele-degerlendirme-toplantisi-yapildi-10460</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/bagimlilikla-mucadele-degerlendirme-toplantisi-yapildi-10460</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan ilçesinde, Yatağan Kaymakam Vekili Fethi Özdemir başkanlığında, Bağımlılıkla Mücadele Değerlendirme Toplantısı yapıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Madde bağımlılığı ile mücadele kapsamında 81 ilde eş zamanlı gerçekleştirilen, ayrıca ilçelerde de yapılması talimatlandırılan Bağımlılıkla Mücadele Değerlendirme Toplantısı Yatağan' da Yatağan Kaymakam Vekili Vali Yardımcısı Fethi Özdemir başkanlığında yapıldı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Özdemir’in yanı sıra toplantıya Yatağan Belediye Başkanı Mustafa Toksöz, Cumhuriyet Başsavcısı Vekili Hasan Ceyhun, daire amirleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Madde bağımlılığının önlenmesi ve madde bağımlılarının rehabilitasyonuna yönelik kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşların işbirliği ile bağımlılığının yaygınlaşmasını önlemek için yapılan çalışmaların ele alındığı toplantıda İlçe Sağlık Müdürü Dr. Fırat Yazıcı tarafından sunum gerçekleştirildi.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yapılan sunumda ve akabinde kurumların temsilcileri tarafından; metruk binaların tespiti, yıkımı ve ıslahına yönelik yürütülen iş ve işlemlerin değerlendirilmesi, uyuşturucu kullanımı ve satışı açısından riskli olan park ve rekreasyon alanlarına güvenlik kamera sistemlerinin kurulması ile cadde, sokak, park ve rekreasyon alanlarının yeterince aydınlatılmasına yönelik çalışmaların gözden geçirilmesi, okul çevrelerinde güvenliğin arttırılması, özellikle okul çevrelerinde öğrencilerin uğrak yeri olması muhtemel görülen kafe, internet kafe vb. yerlerin denetlenmesine yönelik çalışmaların kontrol edilmesi, muhtemel uyuşturucu maddeler hakkında okul yöneticileri, öğretmenler, okul aile birliği üyeleri ile ailelere yönelik bilgilendirme faaliyetlerin gözden geçirilmesi ve madde bağımlılığı ile mücadele konusunda başta kurumlar olmak üzere STK’lar ile işbirliğinin ele alınması konuları değerlendirildi.</p>

<p class="MsoNoSpacing">İlçe genelinde uyuşturucu arzının engellenmesine ilişkin bir önceki yıl yapılan çalışmalar ve gelinen nokta ile değinilen konulara ilişkin alınan ve alınacak tedbirlerin gözden geçirilmesinin ardından toplantı sona erdi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jan 2020 10:12:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/01/bagimlilikla-mucadele-degerlendirme-toplantisi-yapildi_d90f8.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İl Sağlık Müdürlüğü’nden ’grip’ açıklaması</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/il-saglik-mudurlugunden-grip-aciklamasi-10458</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/il-saglik-mudurlugunden-grip-aciklamasi-10458</guid>
                <description><![CDATA[Muğla Sağlık Müdürlüğü tarafından son zamanlarda grip vakalarındaki artışa yönelik açıklama yapıldı. Açıklamada, mevsimsel gribin her yıl tüm dünyada ciddi sayıda klinik hastalığa sebebiyet veren, özellikle risk gruplarında ağır seyredebilen bir hastalık olduğu belirtildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) dünyada her yıl 290 bin ile 650 bin arasında influenza ilişkili ölüm görüldüğü raporuna yer verilen açıklamada, hastalığın özellikle gebelerde, 5 yaş altı çocuklarda, 65 yaş ve üzeri kişilerde kalp, akciğer, böbrek, karaciğer, metabolik veya hematolojik kronik hastalığı olanlarda daha ağır seyrettiği aktarılarak, "Muğla'da grip ve benzeri hastalıkların takibi günlük yapılmaktadır. Şu ana kadar olağanüstü bir durum tespit edilmemiştir" diye ifade edildi.</p>

<p>İl Sağlık Müdürü Dr. İskender Gençer tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Mevsimsel grip hastalığı her yıl tüm dünyada ciddi sayıda klinik hastalığa yol açmakta, özellikle risk grupları başta olmak üzere hastane yatışlarına ve hatta ölümlere neden olmaktadır. Grip kuzey yarım kürede yer alan her ülkede Ekim ayından başlayarak Mart sonu Nisan başına kadar olan dönemde toplumda önemli sayıda kişiyi etkileyen bir hastalıktır.</p>

<p>Domuz gribi; İnfluenza A (H1N1) virüsünün neden olduğu sıklıkla kış aylarında görülen bir grip türüdür. Klinik belirtileri mevsimsel gripten farklı değildir ve mevsimsel grip vakalarından daha ağır seyretmemektedir. Mevsimsel influenzadan daha hızlı yayılmaktadır. H1N1 den ölüm oranı mevsimsel İnluenzaya bağlı grip ölüm oranlarından daha düşüktür."</p>

<p>"HİJYEN KURALLARINA DİKKAT EDİLMELİ"</p>

<p>"İnfluenza virüsleri hasta kişiden diğer kişilere kolaylıkla bulaşabilmekte, insanların kapalı alanlarda daha çok vakit geçirdikleri kış aylarında hastalık en yoğun dönemine ulaşmaktadır. Hastalıktan korunmak için grip sezonunda mümkün olduğunca kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak durulmalı, hasta kişiler ile temas etmemeye, sarılmamaya ve tokalaşmamaya çalışılmalı, eller sık sık yıkanmalı ve kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmelidir.</p>

<p>Grip tedavisi olan bir hastalıktır, ancak yapılan çalışmalar ile tedavinin olabildiğince erken dönemde başlanmasının önemi vurgulanmaktadır. Hastalık belirtileri başladıktan sonraki ilk 48 saat içerisinde başlanan tedavinin daha etkili olduğu bilinmelidir. İnfluenza tedavisi ile belirti ve bulguların şiddeti azalmakta, hastalık süresi 1-2 gün kısalabilmektedir. Daha da önemlisi influenza tedavisi ile pnömoni ve diğer komplikasyonlar önlenebilmekte, hastane yatışları azaltılabilmekte ve ölüm önlenebilmektedir. DSÖ özellikle komplikasyon gelişme riskinin yüksek olduğu gruplarda vakit kaybedilmeden, erken dönemde antiviral tedavinin başlanmasının daha etkili olduğunu vurgulamaktadır."</p>

<p>"PANİK YERİNE KORUMA VE KONTROL YÖNTEMLERİ UYGULANMALI"</p>

<p>"Grip Bilim Kurulu, son olarak 8 Ocak tarihinde toplanarak raporunu hazırlamıştır. Buna göre, bu yıl ülkemizde dolaşımda olan grip virüslerinin yarısı influenza A (H1N1) tipindedir. Vaka sayıları ve artış hızı geçen yıllarla benzer oranda seyretmekte olup virüs tipleri ve pozitiflik oranlarında olağanüstü bir durum söz konusu değildir. Öte yandan, 2009’da küresel bir salgın yapmış olan influenza A (H1N1) virüsü artık “domuz gribi” olarak tanımlanmamaktadır ve “insanlarda normalde görülebilen mevsimsel grip ajanları arasında” yer almaktadır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) dünyada her yıl 290 bin ila 650 bin arasında influenza ilişkili ölüm görüldüğünü rapor etmektedir. Hastalık özellikle gebelerde, 5 yaş altı çocuklarda, 65 yaş ve üzeri kişilerde, kronik hastalığı (kalp, akciğer, böbrek, karaciğer, metabolik veya hematolojik) olanlarda ve immün yetmezliği olanlarda ağır seyretmektedir.</p>

<p>İlimizde de sentinal sürveyans başta olmak üzere grip ve benzeri hastalıkların takibi günlük yapılmaktadır. 2019 – 2020 influenza sezonunda şu ana kadar vaka artışı ve olağanüstü bir durum tespit edilmemiştir. Özellikle toplu yaşanan yerlerde panik oluşturacak durumdan ziyade enfeksiyondan korunma ve kontrol yöntemlerinin uygulanması doğru olacaktır."</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Jan 2020 10:09:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/01/il-saglik-mudurlugunden-grip-aciklamasi_29e61.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ya sağlıkta şiddet duracak ya da biz sağlık sistemini durduracağız</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/ya-saglikta-siddet-duracak-ya-da-biz-saglik-sistemini-durduracagiz-10455</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/ya-saglikta-siddet-duracak-ya-da-biz-saglik-sistemini-durduracagiz-10455</guid>
                <description><![CDATA[Türk Tabipleri Birliği’nin 17 Nisan’da iş bırakma eylemi ile sona erecek etkinlik takvimi kapsamında, “Hekimlik Yapmak İstiyoruz” sloganı ile Menteşe 1 nolu Aile Sağlığı Merkezi önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, Sağlıkta şiddet sona erene, bu konuda somut adımlar atılıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Sağlıkta Şiddeti Önleme Günü” olan 17 Nisan’da “Ya Sağlıkta Şiddet Duracak Ya Da Biz Sağlık Sistemini Durduracağız” söyleminin kararlılığıyla iş bırakma eylemi gerçekleştireceğiz diye ifade edildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Tabip Odası Genel Sekreteri Gülçin Kınay Polat tarafından okunan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Ülkemizde şiddet kol geziyor. Yaşamın her anında şiddeti besleyen, neredeyse kutsayan bir iklim var. Ülkeyi ve sağlık sistemini yönetenlerin, duygusal ve kırılgan zemini olup tüketim nesnesi haline getirilen sağlık hizmetindeki şiddete karşı hiçbir ciddi adımı olmadı. Sağlıktaki şiddet eğilimini önce inkâr eden, ardından şiddetin mağduru hekimleri ve sağlık çalışanlarını suçlayan idareciler; olaylar yılda en az bir hekim ya da sağlık çalışanının ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına ve binlercesinin sözlü ya da fiili tacizine dönüşünce şekilsel ve kararlılık içermeyen adımlarla oyalama yoluna gittiler. Sağlık hizmeti sunarken şiddete uğrayan, öldürülen, bıçaklanan, kafasında mermer kırılan, tekmelere maruz kalan, küfür ve hakaret edilen hekimlerin ve sağlık çalışanlarının arkasından timsah gözyaşları döktüler. Oy kaybederiz kaygısıyla her beklentilerinin anında ve talep ettikleri biçimde karşılanmasını isteyenlerin sırtını sıvazladılar. Örneğin gittiği Aile Sağlığı Merkezinde, olmayan hastaya ilaç yazılmasını, saptanmayan hastalığa tedavi uygulanmasını, gerekmeyen raporun verilmesini, istediği her ilacın reçete edilmesini istemekle kalmayıp usulsüz ve etik dışı talebinin karşılanmaması durumunda şiddete başvuran binlerce insan, sıradan bir kavgaya, karşılıklı darba karışmış gibi muamele gördü."</p>

<p>"80 milyon nüfuslu ülkede 120 milyon kişinin acil servislere gittiği yanlış kurgulanmış bu sistemde kendi hastasının ve yakınlarının beklentileri karşılanmadığı anda acil servisleri savaş alanına çeviren, acil servis içerisinde cinayet işleyebilen, sağlık çalışanlarının yanı sıra sedyede yatan başka hastaların bile ölümüne yol açan bir cinnet ortamı sıradanlaştı. Ne bir Aile Sağlığı Merkezinde ne de herhangi bir hastane ortamında sözel ya da fiili şiddete hiç kimsenin kalkışamayacağı, şiddete sıfır tolerans gösterileceğine dair caydırıcı, sonuç alıcı ve somut adımların atılması artık zorunluluktur."</p>

<p>"Gelişmiş ülkelerde sağlık hizmetinin çok önemli kısmını daha az maliyetle ve nitelikli bir biçimde karşılayan birinci basamak sağlık sistemi ülkemizde ne yazık ki her dönem olduğu gibi bugün de popülist yaklaşımların kurbanı oldu. 2018 Yılında kişi başına yapılmış olan ortalama 2030 liralık sağlık harcamasının sadece 88 lirası koruyucu sağlık hizmetleri için yapılmış, 1. basamak sağlık hizmetlerini kuvvetlendirmek adına yatırım yapılmamış, 1. basamak sağlık kurumları değersizleştirilmiştir. Sağlık hizmetinin kışkırtılmış talebe göre değil de bilim ve gereksinimler doğrultusunda yönetilebileceği “sevk zincirinin” adı bile anılmamaktadır."</p>

<p>"Büyük propaganda ile getirilen “Aile Hekimliği“ uygulaması hekimlerin gelirlerinde artış sağlamakla birlikte, hekimlerin iş ve gelir güvencesini ortadan kaldırarak devletin-hükümetlerin birinci basamaktaki sorumluluğu hekimler üzerine yıkma programının ötesine gidemedi. Binasından alt yapısına kadar şiddete de zemin hazırlayabilecek koşulların iyileştirilmesi için adım atılmadı. Sıfır nüfuslu, binasız sanal ASM’lerin açılması ile sistem sürdürülmeye çalışıldı. Birinci basamak ekibinin bir parçası olan sağlık personelini de güvencesiz hatta çoğu zaman taşeron şirketler üzerinden çalışmak zorunda bıraktı. Partilerin dönemsel çıkarlarına, siyasetçilerin günlük popülist yaklaşımlarına kurban edilmemesi, aşılama, takip, kontrol, eğitim ve önleyici tıp uygulamaları ile sağlık tüketimine değil de insanların koruyucu hekimlik esaslı sağlıklı bir yaşam sürmelerine odaklanması gereken 1. basamakta da şiddet ne yazık ki her geçen gün artıyor."</p>

<p>“Bugün sağlıkta yaşadığımız şiddete karşı 1. basamak sağlık ortamından hareketle yaptığımızı açıklamamızla bir kez daha sağlıkta şiddet sona erene bu konuda somut ve inandırıcı adımlar atılıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi ilan ediyor, her ayın 17’sinde yeniden çağrısını yapacağımız ve “Sağlıkta Şiddeti Önleme Günü” olan 17 Nisan’da “Ya Sağlıkta Şiddet Duracak Ya Da Biz Sağlık Sistemini Durduracağız!” söyleminin kararlılığıyla İş Bırakma görev eylemi gerçekleştireceğimizi bir kez daha duyurmak istiyoruz."</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Jan 2020 10:04:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/01/ya-saglikta-siddet-duracak-ya-da-biz-saglik-sistemini-durduracagiz_fc520.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Kızılayı’ndan Yatağan’da kan bağışı kampanyası</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/turk-kizilayindan-yataganda-kan-bagisi-kampanyasi-10444</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/turk-kizilayindan-yataganda-kan-bagisi-kampanyasi-10444</guid>
                <description><![CDATA[Türk Kızılayı’nın başlattığı “Ulusal Güvenlik Kan Bağışı Kampanyası” çerçevesinde Yatağan ilçesinde kan bağışı kampanyası düzenlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Kızılayı’nın başlattığı “Ulusal Güvenlik Kan Bağışı Kampanyası” çerçevesinde Yatağan ilçesindeki otogar yanında kan bağışı kampanyası düzenlendi.</p>

<p>Türk Kızılayı Marmaris Kan Bağışı Merkezi aracının içerisinde bağışçıların kanlarını kabul eden ekipler, ilçede belirli sayıda kan bağışında bulunan bağışçılara da madalya ve belge verdiler.</p>

<p>Kan Bağışı Merkezi temsilcisi, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, 10 defa kan verenlere bronz, 25 defa verenlere gümüş ve 35 defa verenlere ise altın madalya verdiklerini belirterek, kan bağışında bulunanlara teşekkür etti.</p>

<p>Öte yandan yetkililer, gün boyunca süren kan bağışında Yatağan’da 54 kişinin bağışta bulunduğunu, sayının ileriki dönemlerde gerçekleştirilecek bağışlarda artmasını dilediler.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Jan 2020 09:32:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/01/turk-kizilayindan-yataganda-kan-bagisi-kampanyasi_33ba9.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Temiz Hava Hakkı Platformu: “2020 Temiz Hava için Milat Olabilir”</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/temiz-hava-hakki-platformu-2020-temiz-hava-icin-milat-olabilir-10425</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/temiz-hava-hakki-platformu-2020-temiz-hava-icin-milat-olabilir-10425</guid>
                <description><![CDATA[Yeni yılın ilk saatlerinde, çevre mevzuatına uygun yatırımları olmadığı için Sivas, Zonguldak, Kütahya, Manisa ve Kahramanmaraş’ta bulunan beş santralin tamamen bir santralin de kısmi olarak faaliyetlerinin durdurulması ile yüz binlerce kişinin temiz hava soluma talebi karşılık buldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yılın ilk saatlerinde, çevre mevzuatına uygun yatırımları olmadığı için Sivas, Zonguldak, Kütahya, Manisa ve Kahramanmaraş'ta bulunan beş santralin tamamen bir santralin de kısmi olarak faaliyetlerinin durdurulması ile yüz binlerce kişinin temiz hava soluma talebi karşılık buldu. Temiz Hava Hakkı Platformu, güzel haberlerle başlayan 2020 yılının Türkiye’de temiz hava adına bir milat olabileceğini belirtti. Bunun için uzmanlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan PM2.5 kirleticisinin tüm illerde ölçülmesini ve ulusal sınır değerleri içeren mevzuat düzenlemeleri yayınlanmasını talep etti.</p>

<p>&nbsp;Yeni yılda temiz hava için yönetmelik çağrısı</p>

<p>&nbsp;Temiz Hava Hakkı Platformu yaptığı 2019 değerlendirmesinde, Türkiye’de hava kirliliği kaynaklı sağlık sorunlarına en fazla sebep olan kirletici ince partikül madde (PM2.5) için bir ulusal sınır değer ve mevzuat olmadığına dikkat çekti. Uzmanlarının yaptığı açıklamaya göre, akciğerlerden solunarak doğrudan kana karışan ve kanser dahil pek çok sağlık sorununa sebep olduğu kanıtlanmış ince partikül maddeler (PM2.5), 2019 yılında 339 tane Ulusal Hava Kalitesi İzleme İstasyonu’ndan sadece 81 tanesinde ölçüldü. Ancak yapılan ölçümler yüksek olsa bile, PM2.5 için bir ulusal sınır değer ve mevzuat olmadığı için sonuçlar önlem alınmadığı vurgulandı.</p>

<p>Çin’de bile ince partikül madde (PM2.5) limitleri var</p>

<p>&nbsp;Temiz Hava Hakkı Platformu bileşenlerinden Çevre için Hekimler Derneği temsilcisi Prof. Dr. Ali Osman Karababa diğer ülkelerdeki hava kalitesi sınır değerlerine dikkat çekti: “Avustralya ve Kanada ulusal mevzuatında Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği değerlere uyarken; Japonya ve ABD’de bu değere yakın limitler belirlendi. Enerji politikasında kömürün büyük yeri olan Çin bile geçtiğimiz yıllarda kent ve kırsal için farklı PM2.5 limitleri kabul etti. Türkiye’de ise ne yazık ki PM2.5’e yönelik hiçbir sınır değer ve ulusal mevzuat yok. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği kılavuz değerler ve Avrupa Birliği’nin limitleri de göz önüne alınarak 2020 yılında PM2.5 kirleticisi için ulusal limitlerin belirlenmesini talep ediyoruz.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Jan 2020 09:56:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/01/temiz-hava-hakki-platformu-2020-temiz-hava-icin-milat-olabilir_3d859.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>73. Verem Eğitimi ve Propaganda Haftası</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/73-verem-egitimi-ve-propaganda-haftasi-10421</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/73-verem-egitimi-ve-propaganda-haftasi-10421</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 73. Verem Eğitimi ve Propaganda Haftası dolaysıyla yazılı basın açıklaması yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top:15.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:7.5pt; margin-left:0cm"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:131%"><span style="background:white"><span style="color:#333333">Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 73. Verem Eğitimi ve Propaganda Haftası dolaysıyla yazılı basın açıklaması yayınladı.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-top:15.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:7.5pt; margin-left:0cm"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:131%"><span style="background:white"><span style="color:#333333">Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:<br />
"Hava yoluyla bulaşan ve akciğerler başta olmak üzere tüm organları tutabilen verem (tüberküloz) hastalığı ile ilgili toplumun bilgilendirilmesi ve bu hastalığa karşı toplumun bütün kesimlerinin dikkatinin çekilmesi amacıyla Ülkemizde her yıl Ocak ayının ilk Pazar günü ile başlayan hafta (bu yıl 05-11 Ocak 2020 tarihleri arası) “Verem Eğitim ve Propaganda Haftası” olarak belirlenmiştir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ülkemizde tüberküloz hastalığının teşhis ve tedavisi tüm sağlık kuruluşlarında ücretsiz olarak yapılmaktadır. Tüberküloz ve dirençli tüberküloz hastalarının tedavisinde kullanılan birinci ve ikinci seçenek tüberküloz ilaçları, Bakanlığımızca temin edilerek ücretsiz olarak hastalara ulaştırılmaktadır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; . </span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:7.5pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:normal"><span style="background:white"><span style="color:#333333">VEREMİN BULAŞMASI; Verem basilinin kaynağı, tedavi görmemiş veya düzenli tedavi görmeyen aktif akciğer ve gırtlak (larinks) veremi olan hastalardır. Basil hava yolu ile bulaşır. Hasta insanlardan öksürme ve hapşırma ile ortama yayılan mikrobun solunum yolu ile alınması sonucu bulaşır. Tedavi edilmeyen her hasta yılda 10-15 kişiye hastalığı bulaştırır. Balgam yayması (ARB) pozitif bulunan ve akciğerinde kavitesi (yara-kovuk) olan hastalar daha fazla basil saçarlar. Basil kaynağı ile karşılaşma süresi, ortamın genişliği ve havalanması bulaşmada önemlidir. En çok hastanın aile bireylerine ve yakın çalışma arkadaşlarına bulaşma olur. Tedavi ile basil sayısı çok kısa sürede azalır. Hastaların çoğunda ortalama 2-3 haftada bulaştırıcılık yok olur.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:7.5pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:normal"><span style="background:white"><span style="color:#333333">VEREM ENFEKSİYONU VE HASTALIĞI; Verem enfeksiyonu, basilin vücuda girmesinden sonra 8-10 haftada tüberkülin deri testinin (TDT) pozitifleşmesi ile kendini gösterir. Bu, bir hastalık durumu değildir. Vücutta verem basilinin sessiz durduğu ve adeta hapsedildiği bir durumdur. Vücut direnci düşünce basil çoğalarak hastalanmaya yol açabilir. Verem enfeksiyonu olan insanların yaklaşık %10’unda yaşamlarının bir döneminde verem hastalığı gelişir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:7.5pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:normal"><span style="background:white"><span style="color:#333333">Hastalığın gelişmesine yol açan vücut direncini düşüren hastalıklar ve etkenler vardır. HIV/AIDS vücut direncini en çok kıran hastalıktır. Bunun dışında şeker hastalığı, böbrek hastalığı, bazı kanserler, ilaç ve alkol bağımlılığı, sigara, madenci hastalığı ve diğer bazı ciddi kronik hastalıklar da vücut direncini düşürür. Bebeklerde ve yaşlılarda da vücut direnci düşük olduğundan hastalanma fazla olur. Verem hastalığı vücudun bütün organlarını tutabilir ancak en çok akciğerlerde görülür (%60-70). Hastalığın tuttuğu diğer organlar arasında en sık görülenler; akciğer zarı, lenf bezleri, kemikler, böbrekler ve beyin zarlarıdır (menenjit).</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:7.5pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:normal"><span style="background:white"><span style="color:#333333">VEREM HASTALIĞININ BELİRTİLERİ; Genel yakınmalar: Halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, çocuklarda kilo alamama, gece terlemesi. Solunum sistemi yakınmaları: Öksürük, balgam, öksürükle kan tükürme, göğüs-sırt-yan ağrısı, nefes darlığıdır.Gırtlak veremi ses kısıklığı yapabilir. Diğer organları tutan verem hastalığında ilgili organa ait bulgular olabilir (lenf bezi büyümesi, idrarda kan, eklemde şişlik vb.). İki- üç haftadan uzun süren ve non-spesifik antibiyotik tedavisi almış olmasına rağmen klinik yanıt alınamayan öksürükte verem hastalığından şüphelenmek gerekir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:7.5pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:normal"><span style="background:white"><span style="color:#333333">VEREM TANISI; Verem hastalığının kesin tanısı, balgamda verem mikrobunun gösterilmesi ile konulur. Basilin mikroskopta gösterilmesi ya da kültürde üretilmesi gereklidir. Hastanın semptomları ve röntgen bulguları, hastalıktan şüphelenmeyi sağlar. Semptomlar yavaş gelişir. Akciğer veremi akciğer röntgen filminde bazı belirgin değişikliklere yol açar. Bu değişiklikler doktorun veremden şüphelenmesine yol açar. Verem tanısında kullanılan deri testi (TDT) vücutta mikrobun olduğunu gösterir. Enfeksiyon veya hastalık olabilir. Bu konudaki değerlendirmeyi ilgili doktor yapar.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:7.5pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:normal"><span style="background:white"><span style="color:#333333">VEREMİN TEDAVİSİ; Toplum Sağlığı Merkezi Verem Savaşı Dispanseri Birimlerinde (VSD) veremin teşhis ve tedavisi ücretsizdir. Veremin tedavisi standarttır. Bu standart tedavi, hastanede ya da dispanserde aynı şekilde düzenlenir. Yeni verem hastalarının tedavisinde standart tedavide genellikle iki ay 4 farklı ilaçla ve dört ay 2 ayrı ilaçla olmak üzere 6 aylık tedavi uygulanmaktadır. Tedavide kullanılan bütün ilaçlar verem savaşı dispanserlerinden ücretsiz verilir. Tedavide verilen ilaçların düzenli içilmesi çok önem taşır. Çünkü hastaların bir kısmı tedaviyi terk etmekte ve toplumda basil saçmayı sürdürmektedirler.Hastanın ilaçlarını içtiğinden emin olmak için her doz ilacı bir sağlık personelinin veya başka bir görevlinin gözetiminde içirtmek en uygun yoldur. Buna doğrudan gözetimli tedavi (DGT) denilir. Tedavinin dispanserde ya da hastanede başlanması gerekir. Aylık takiplerinin de dispanserde yapılması uygundur. Tedaviyi sonlandırana kadar özenle sürdürmek gerekir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:7.5pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:normal"><span style="background:white"><span style="color:#333333">DİRENÇLİ VEREM; Tüberküloz tedavisinde ilaçlar eksik ya da düzensiz kullanılırsa hastalık iyileşmez. Tam tersine tedavisi güç bir duruma gelir. Bu duruma dirençli tüberküloz denir. Özellikle çok ilaca dirençli tüberküloz (ÇİD-TB) (İzoniyazid ve Rifampisin’e direnç) tüm dünyada önem arz etmektedir.Ülkemizde dirençli verem hastalarının tedavisi Ankara Atatürk, İstanbul Yedikule, İstanbul Süreyyapaşa, İzmir Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ve bazı üniversite hastanelerinde yapılmaktadır.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:7.5pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:normal"><span style="background:white"><span style="color:#333333">TEMASLI MUAYENESİ VE KORUYUCU TEDAVİ; Bulaştırıcı verem hastası ile aynı havayı paylaşan ve verem basiline maruz kalan kişilere “temaslı” denilir. Verem hastası ile teması olan kişide enfeksiyon gelişimini önlemek ve verem enfeksiyonu olan kişide verem hastalığı gelişimini önlemek amacıyla koruyucu ilaç tedavisi verilmektedir. Verem hastasının aile bireyleri ve diğer temaslıları dispanserlerde ücretsiz olarak muayene edilir ve gerekli tetkikleri yapılır. Temaslı muayenesi sonucunda hasta olduğu tespit edilenlere tedavi edilir. Hasta olmayan fakat verem olma riski taşıyan kişilere koruyucu ilaç tedavisi verilir. Koruyucu ilaç tedavisi tek ilaçla ve 6 ay süreyle verilir. Bu tedavinin hastalanmayı %90’a varan oranda önlediği bilinmektedir.</span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:7.5pt; text-align:justify"><span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="line-height:normal"><span style="background:white"><span style="color:#333333">VEREM AŞISI - BCG (BACİLLE CALMETTE GUERİN); BCG aşısı özellikle çocuklarda kanla yayılan ve ağır seyreden verem hastalığını (menenjit ve miliyer TB) önlemede çok etkilidir. Ülkemizde BCG aşısı doğumdan sonra 2. ayını bitiren bebeklere aile sağlığı merkezleri ve verem savaşı dispanserlerinde ücretsiz olarak yapılmaktadır. Aşı zamanı geçirilirse, 6 yaşa kadar yapılabilir, ancak bu durumda önce tüberkülin deri testi (TDT-PPD) yapılması gerekir."</span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jan 2020 09:33:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/01/73-verem-egitimi-ve-propaganda-haftasi_aa4d7.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muğla’da EKT Cihazı kullanılmaya başlandı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/muglada-ekt-cihazi-kullanilmaya-baslandi-10415</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/muglada-ekt-cihazi-kullanilmaya-baslandi-10415</guid>
                <description><![CDATA[Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Servisinde Türkiye’deki standartlara uygun Elektrokonvulsif Tedavi (EKT) cihazı kullanılmaya başlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Servisinde Türkiye’deki standartlara uygun Elektrokonvulsif Tedavi (EKT) cihazı kullanılmaya başlandı.</p>

<p>Hizmete giren ve halk arasında şok tedavisi diye bilinen Elektrokonvulsif Tedavi (EKT) yöntemi sayesinde birçok psikiyatri hastası artık farklı illere gitmeden Muğla’da tedavi olabilecek. Hastane Başhekim V. Uzm.Dr. Salih Akkuş yaptığı açıklamada “Hastanemize kazandırmış olduğumuz Elektrokonvulsif Tedavi (EKT) cihazının kurumumuz, Muğla halkımıza ve tüm ilçelerimize hayırlı olmasını diliyorum. Bundan sonra hastalarımız farklı illere gitmeden hastanemizde tedavi imkânı bulacaklar. Psikiyatri Servisi Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Osman Vırıt yönetiminde gerçekleştirilmekte olan EKT tedavi servisinde 2 uzman hekim bulunuyor. EKT cihazımızın temin edilmesine katkıda bulunan ve bu hizmeti sunan bütün mesai arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum” dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jan 2020 12:12:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2020/01/muglada-ekt-cihazi-kullanilmaya-baslandi_84fce.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1 Aralık Dünya AIDS Günü</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/1-aralik-dunya-aids-gunu-10354</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/1-aralik-dunya-aids-gunu-10354</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 1 Aralık Dünya AIDS Günü nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 1 Aralık Dünya AIDS Günü nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:<br />
“HIV Enfeksiyonu ilk defa ortaya çıktığı 1980’li yıllardan bu yana, tüm dünyada artarak yayılmaya devam etmektedir. Enfeksiyon korunmasız cinsel temas, ortak paylaşılan enjektörlerle damar içi madde kullanımı, enfekte kan transfüzyonu yoluyla veya anneden bebeğe gebelik döneminde, doğum sırasında veya doğum sonrasında emzirmeyle bulaşabilmektedir. Bulaş yolları nedeni ile HIV enfeksiyonu tüm yaş gruplarında görülebilmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bulaşıcı hastalıkların ihbarı ve bildirim sistemi doğrultusunda, HIV/AIDS vakalarının bildirimleri zorunlu olmakla birlikte, 1994 yılından itibaren özel sürveyans yürütülmekte olup bireylerin ayırımcılık ve damgalanmaya uğramalarına engel olmak üzere, tanı konulan hastaların bildirimleri isim belirtilmeden kodlu bir şekilde yapılmaktadır.&nbsp;</p>

<p class="MsoNoSpacing">Hastalığın tedavisinde önemli gelişmeler kaydedilmiş olup uygun tedavi ve takiple hastalık kronik hastalıklar grubundaki hastalıklar gibi seyretmektedir. Ayrıca uygulanan ilaç tedavisi bulaştırıcılığı da azaltmakta anneden bebeğe enfeksiyonun geçişini engelleyebilmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2015 yılı raporuna göre; dünyada 2015 yılı içinde yaklaşık 2,1 milyon kişinin HIV enfeksiyonuna yakalandığı, dünyada 36.7 milyon HIV taşıyıcısının bulunduğu ve 1,1 milyon kişinin AIDS nedeni ile öldüğü belirtilmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Dünya genelinde hasta sayısı azalırken Doğu Avrupa ve Orta Asya’da hasta sayısı artmaktadır. Türkiye, Ukrayna, Moldovya ve Rusya hasta sayısının artmakta olduğu ülkeler arasında yer almaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Türkiye halen dünyada HIV/AIDS açısından hastalığın az sıklıkta görüldüğü ülkeler arasında yer almaktadır. Ancak öbür taraftan her yıl vaka sayısının arttığı izlenmektedir. Bu artışta, nüfus artışı, hastalığa ilişkin farkındalığın artması, tanı ve tedavi hizmetlerindeki gelişmeler etkili olmaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Ülkemizde, 1985 yılından günümüze kadar doğrulama testi pozitif tespit edilerek bildirilen 12281 HIV ve 1485 AIDS vakası mevcuttur. Vakaların % 78’i erkek, % 22’i kadın olup, % 15,8’si yabancı uyruklu kişilerden oluşmaktadır. Vakaların en fazla görüldüğü yaş grubu 30-34 ve 25-29 yaş grubudur.&nbsp; Bulaş yoluna göre dağılımına bakıldığında vakaların % 49,7’si cinsel yolla bulaşmakta olup, cinsel yolla bulaştığı bildirilen bu vakaların da 2/3’ü heteroseksüel cinsel ilişki olarak bildirilmiştir. Ayrıca, vakaların % 1,6’sının bulaş yolunun damar içi madde kullanımı yolu ile olduğu bildirilirken, % 46,5’inin bulaş yolunun bilinmediği bildirilmiştir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">2016 yılı içinde ise; 01 Aralık 2016 tarihi itibari ile 1661 HIV, 73 AIDS vakası olmak üzere toplam 1734 vaka doğrulama testi pozitif tespit edilerek bildirilmiştir. Bildirimi yapılan vakaların %84,3’ü erkek, %15,7’si ise kadındır. Vakaların %16,5’inin yabancı uyrukludur. &nbsp;o2016 yılında bildirimi yapılan vakalarda;&nbsp; 25-29 yaş grubunun diğer yaş gruplarına göre daha fazla sayıda bildirilmektedir. Yıllar itibari ile hastalık trendinde artış izlenmektedir. 2010 yılında HIV pozitif kişi sayısı 529 iken, 2015 yılında bu sayı dört katından daha fazla artış göstererek HIV pozitif kişi sayısı 2130 olmuştur.</p>

<p class="MsoNoSpacing">HIV enfeksiyonu önlenebilir bir hastalıktır ve korunma önlemleri tedaviden çok daha etkili ve ucuzdur. En sık görülen bulaşma yolunun cinsel temas olması nedeni ile korunma büyük önem taşımaktadır. “Tek çare tek eşliliktir.” sloganı ile de ifade edildiği gibi; tek eşliliğin yanı sıra, riskli cinsel temasta doğru kondom kullanımı, hastalığın cinsel yolla bulaşmasına karşı en güvenli ve basit korunma yollarıdır. Şüpheli durumlarda ise doktora müracaat ederek gerekiyorsa test yaptırmak gerekmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Ülkemizde 1986 yılından bu yana kan ve kan ürünleri ile olan bulaşmaya karşı korunma amacı tüm kan ve kan ürünleri HIV yönünden test edilmektedir.&nbsp; 1987 yılından beri organ ve doku nakilleri öncesinde de gerekli testler yapılmaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Enfeksiyonun ortaya çıktığı ilk dönemlerin aksine günümüzde HIV/AIDS, DSÖ tarafından ölümcül hastalıklar listesinden çıkartılarak yaşam boyu birlikte yaşanacak hastalıklar listesine alınmıştır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Günümüzde doğru zamanda ilaç tedavisine başlayan HIV pozitifler kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler. Geç HIV tanısı alan ve AIDS evresinde olan kişiler dahi ilaç tedavisiyle sağlık ve yaşam kalitelerini artırarak yaşamlarını sürdürebilirler. Ülkemizde ilaca erişimde sorun yaşanmamaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bunların yanı sıra, HIV pozitif annenin; gebelik döneminde, doğum sırasında ilaç tedavisi alması, doğum sonrasında bebeğe uygulanan ilaç tedavisi ve emzirmenin önlenmesi ile anneden bebeğe HIV bulaşması önlenebilmektedir. HIV(+) anneden ilaç tedavisi ile HIV(-) bebek doğabilmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">HIV enfeksiyonu, HIV pozitif kişilerle, aynı iş yerinde çalışmak, aynı okulda okumak, aynı ortamda bulunmakla, ortak çatal kaşık kullanmakla, dokunmak, tokalaşmakla, telefon, kitap, defter gibi araçları ortak kullanmakla, ortak duş-banyo alanlarını, havuzları, tuvaletleri ortak kullanmakla &nbsp;böcek ve sinek sokması ile bulaşmaz.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Ülkemizde; HIV/AIDS hastalığının yayılımının önlenmesi hedefiyle toplumda ve yüksek riskli davranışta bulunan gruplarda korunma ve önleme çalışmalarına öncelik verilmesi, HIV ile yaşayan kişilere yönelik ayrımcılık ve damgalanmanın önlenmesi, şüpheli teması olan kişilerin HIV/AIDS hastalığı, bulaşma, korunma yolları konusunda bilgilendirilmesi ve doğru yönlendirilmeleri, HIV ile yaşayan kişilerin tedaviye kolay ve kesintisiz biçimde ulaşmasının sağlanması, sosyal destek, bakım olanaklarının iyileştirilmesi ve yaşam kalitelerinin arttırılması için çalışmalar yürütülmekte ve yeni çalışmalar planlanmaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bu kapsamda hastalık cevabını destekleyecek ve güçlendirecek pek çok çalışma yürütülmektedir. HIV/AIDS açısından hassas ve önemli gruplara; HIV/AIDS’ten korunma ve bulaş yolları hakkında bilgi verilmesi, ücretsiz ve gizlilik esasları içerisinde HIV test hizmetinin sunulması, test öncesi ve sonrasında danışmanlık hizmetinin sunulması, tedavi için doğru merkeze yönlendirme&nbsp; yapılabilmesi için Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri oluşturulmaktadır. Öncelikle büyük illerden başlanarak, turizm sektörünün yoğunlaştığı, yurtdışı gidiş gelişin ve&nbsp; nüfus hareketliliğinin yüksek olduğu illerimizden başlanarak bu merkezlerin sayılarının artırılması temel stratejilerimiz arasında yer almaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Ayrıca, yeni vaka sayısını azaltmak amacıyla toplumun bilgilendirilmesi ve farkındalığının arttırılması için örgün ve yaygın eğitim müfredatında bulunan konuyla ilgili bilgilerin güncellenmesi, basılı doküman desteğinin sağlanması, üniversiteler başta olmak üzere farkındalık ve bilgilendirme için tüm hedef gruplarda akran eğitimi dahil eğitim faaliyetlerinin desteklenmesi çalışmaları yürütülmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bakanlığımız, insan haklarını gözeterek ve etik kurallar çerçevesinde, UNAIDS ve Dünya sağlık örgütü tarafından belirlenen uluslararası öneri ve uygulamalar ışığında, konunun tüm paydaşlarını kapsayacak bir bakış açısı ile çalışmalarını işbirliği içinde sürdürmeye devam etmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Virüsle savaşmanın en etkili yolu, ondan korunmaktır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">tek çare tek eşliliktir.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Dec 2019 10:56:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/12/1-aralik-dunya-aids-gunu_ea51a.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>52 hayrı yerine hastaneye bağışta bulundu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/52-hayri-yerine-hastaneye-bagista-bulundu-10331</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/52-hayri-yerine-hastaneye-bagista-bulundu-10331</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan ilçesinde, annesinin 52 hayrı nedeniyle yemek düzenlemekten vazgeçen vatandaş, Yatağan Devlet Hastanesi’nin ihtiyaçlarını karşıladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yatağan ilçesinde, annesi Hatice Koçar’ın vefatının 52’nci hayrı nedeniyle yemek düzenlemeyi düşünen Bülent Koçar, Yatağan Devlet Hastanesi’nde çalışan hemşire eşi Arzu Koçar ile görüşerek 52 hayrı yerine hastanenin önemli bir ihtiyacını karşılamaya karar verdi.</p>

<p>Koçar, hastaneyle de görüşerek hastanenin tekerlekli sandalye ihtiyacı olduğunu öğrendi ve 9 yeni nesil sandalye satın alarak hastaneye bağışladı.</p>

<p>Yatağan Devlet Hastanesi Başhekimi Bülent Gökkuş tarafından teslim alınan sandalyeler, hastalara hizmet vermeye başladı.</p>

<p>Koçar, burada yaptığı açıklamada, “52 hayrı yaparak vatandaşlara yemek ikram etmek yerine annemin hayrına kalıcı bir eser bırakmak istedim. İnşallah niyetimiz amacına ulaşmıştır” dedi.</p>

<p>Başhekim Gökkuş ise, “Bülent Koçar, çok düşünceli ve anlamı bir davranış sergileyerek hastanemizin önemli bir ihtiyacını karşılamış oldu. Kendisine ve eşine sonsuz teşekkürler ediyoruz” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Nov 2019 10:28:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/11/52_hayri_yerine_hastaneye_bagista_bulundu_h10331_9bf83.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hastanenin diyetisyeni görevine başladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/hastanenin-diyetisyeni-gorevine-basladi-10329</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/hastanenin-diyetisyeni-gorevine-basladi-10329</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Devlet Hastanesi’ne atanan diyetisyen, görevine başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kastamonu Devlet Hastanesi’nde diyetisyen olarak görev yaparken Yatağan Devlet Hastanesi’ne atanan Sibel Kıroğlu, görevine başladı.</p>

<p>İstanbul Bilim Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü mezunu Kıroğlu, göreve başlamasının ardından hasta kabulünü de başladı.</p>

<p>Yatağan Devlet Hastanesi Başhekimi Bülent Gökkuş, Kıroğlu’na yeni görevinde başarılar diledi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Nov 2019 10:26:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/11/hastanenin-diyetisyeni-gorevine-basladi_e73f3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlçe Sağlık Müdürlüğü, diyabete dikkat çekti</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/ilce-saglik-mudurlugu-diyabete-dikkat-cekti-10320</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/ilce-saglik-mudurlugu-diyabete-dikkat-cekti-10320</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü, ’14 Kasım Dünya Diyabet Günü’ nedeniyle diyabetin nedenleri ile diyabet tedavisine dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan Sağlık Müdürlüğü, '14 Kasım Dünya Diyabet Günü' nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:<br />
“Diyabet, kandaki şeker düzeyini dengeleyen insülin hormonunun; eksikliği ve/veya yeterince salgılanmasına rağmen, vücutta kullanılamaması sonucu oluşan kronik metabolizma bozukluğudur.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Şeker vücudun temel enerji kaynağıdır. Şeker iki yolla elde edilir;</p>

<p class="MsoNoSpacing">1. Karbonhidrat içeren besinlerle alınabilir (dış kaynaklı),</p>

<p class="MsoNoSpacing">2. Karaciğerde depolanmış halde bulunur, gerektiğinde kana verilir (iç kaynaklı).</p>

<p class="MsoNoSpacing">Besinlerle alınan şeker, mideye, oradan bağırsaklara geçer ve emilerek kana karışır. Pankreasta üretilen insülin hormonu ise dolaşımda bulunan şeker düzeyini düzenler ve kanda şeker yükseldiğinde pankreastan salınarak kan şekerini normal düzeylere indirir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><b>Karbonhidratlar Vücudumuzda Nasıl Kullanılır? </b></p>

<p class="MsoNoSpacing">Karbonhidratlı besinler sindirildikten sonra barsaklardan emilerek ŞEKER olarak kana geçer.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Şeker, karaciğer ve kaslarda GLİKOJEN olarak depolanır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">&nbsp;Beyin şekeri depolamaz fakat sürekli olarak kullanır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Midenin arkasında karın içine yerleşmiş bir organ olup vücut için önemli enzimleri ve hormonları üretir. İnsülin de bunlardan biridir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Vücutta enerji dengesini kontrol eden bir hormondur. Görevi, kandaki şekerin hücre içine girmesini sağlamaktır. Hücre içine giren şeker, enerji kaynağı olarak kullanılır. Böylece kanda şekerin yükselmesi de önlenir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Diyabetin belirtileri Diyabetin sık görülen başlıca klinik belirtileri; çok su içme, çok idrara çıkma, gece sık idrara çıkma, çok yemek yeme, ağırlık artışı veya zayıflama, bulanık görme, kadınlarda vajinal kaşıntı, halsizlik ve yorgunluktur.Bu belirtilerden bir ya da bir kaçı bulunan vatandaşlarımızın en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları gereklidir.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Nov 2019 11:49:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/11/ilce-saglik-mudurlugu-diyabete-dikkat-cekti_d9005.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>50 milyon liralık dev yatırımda sona yaklaşıldı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/50-milyon-liralik-dev-yatirimda-sona-yaklasildi-10305</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/50-milyon-liralik-dev-yatirimda-sona-yaklasildi-10305</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Devlet Hastanesi inşaatında inceleme yapan Yatağan Kaymakamı Hayrettin Çiçek ve Belediye Başkanı Mustafa Toksöz, çalışmaların ara vermeksizin sürdüğünü ve bu sayede inşaatın belirtilen süreden de kısa bir sürede tamamlanabileceğini söylediler.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yatağan Kaymakamı Hayrettin Çiçek, beraberinde Yatağan Belediye Başkanı Mustafa Toksöz, AK Parti İlçe Başkanı Ali Tekin, Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Bülent Gökkuş ile Yatağan’a yapılan dev yatırımın inşaatında incelemelerde bulundu.</p>

<p>İnşaat alanına gelen heyet, yaklaşık 50 milyon liraya yüklenici firmayla sözleşmesi yapılan ve inşaatı süren 100 yataklı devlet hastanesinde incelemelerde bulundu. Yüklenici firmanın yetkililerinden bilgi alan heyet, daha sonra muhabirimize açıklamalarda bulundu.</p>

<p><b>“150 yatağa kadar kapasitesini artırabilmemiz mümkün”</b></p>

<p>Yatağan Kaymakamı Hayrettin Çiçek, burada yaptığı açıklamada, “Yatağanımıza yapımı süren yeni hastanenin inşaatı yaklaşık 1 yıldır sürüyor. Kaba inşaatı bitirdiler. Normalde mayıs ayında bitmesi planlanıyor. Ama firma yetkililerinden aldığımız bilgi dahilinde inşallah mart gibi teslim edilmiş gibi olacak. Hastanemiz 100 yataklı ama 150 yatağa kadar kapasitesini artırabilmemiz mümkün. Firmamız teşekkür ediyorum, gayet güzel, takviminde ve planladığı şekilde işlerini devam ettiriyorlar. Belediye Başkanı Mustafa Toksöz ve AK Parti İlçe Başkanı Ali Tekin’e de çok teşekkür ediyorum. Kendileri süreci dikkatli takip ediyorlar. Ekip ruhu içerisinde çok güzel bir iş çıkardık. İnşallah birkaç ay sonra da buranın açılışını hep birlikte göreceğiz. Bölge milletvekillerimize, valimize, sağlık bakanımıza ve cumhurbaşkanımıza çok teşekkür ediyorum. Hastanemizin, yaklaşık 50 milyon lira gibi bir maliyeti söz konusu. Kendileri bunu Yatağan’a sağladılar. O yüzden çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>

<p><b>“İşlerini gayet sağlam bir şekilde yaptıklarını gözlemledik”</b></p>

<p>Belediye Başkanı Mustafa Toksöz de, “Yatağanımızın mevcut hastanesi, 1960’lı yılların sonlarında yapılmıştı. Uzunca bir süre ilavelerle hastanemiz büyütülmeye çalışılmış ama şuan ki koşullara elvermiyor. Bunun için hükümetimiz tarafından büyük bir yatırım başlatıldı. Yüklenici firmaya teşekkür ediyoruz. İşlerini gayet sağlam bir şekilde yaptıklarını gözlemledik. Onlardan dileğimiz, sürecin biraz daha kısaltılması oldu. Sağ olsunlar, inşaatı belirtilen sürecin öncesinde tamamlayacaklarını söylediler. Bunda Kaymakamımız Hayrettin Çiçek’e, AK Parti İlçe Başkanımız Ali Tekin’e, Başhekimimiz Dr. Bülent Gökkuş’un büyük emeği geçti. Bizler de sürece dahil olduk ve hastanenin Yatağan’a kazandırılmasında elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Ben cumhurbaşkanımız başta olmak üzere sağlık bakanımız ve bölge milletvekillerimiz ve il başkanımız olmak üzere herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>

<p><b>Yeni hastaneyle doktor sayısı da artacak</b></p>

<p>AK Parti İlçe Başkanı Ali Tekin ise, “Hastane inşaatının işçilik olarak çok iyi gitmesi bizleri çok mutlu etti. Ayrıca inşaatın belirtilen süre öncesinde tamamlanacak olması bizleri ayrıca mutlu etti. Mevcut hastanemiz fiziki şartları elverişli değildi. Ayrıca doktor sayımız da bazı branşlarda yeterli değil. Hastanemiz, inşaatın tamamlanmasıyla eksik branşları tamamlayıp daha iyi bir binada halkımıza hizmet verecek. Ben de bütün emeği geçenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Nov 2019 10:21:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/11/50-milyon-liralik-dev-yatirimda-sona-yaklasildi_1ac15.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Yürüyüş Günü’nde 3 bin 500 yıllık kenti gezdiler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/dunya-yuruyus-gununde-3-bin-500-yillik-kenti-gezdiler-10239</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/dunya-yuruyus-gununde-3-bin-500-yillik-kenti-gezdiler-10239</guid>
                <description><![CDATA[3-4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü nedeniyle düzenlenen etkinlikte, 28 öğrenci Yatağan ilçesindeki 3 bin 500 yıllık Stratonikeia Antik Kenti’ni gezdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yatağan Sağlık Müdürlüğü’nce “Harekete çocuklukta başla, sağlıklı yaşa” sloganıyla Stratonikeia Antik Kenti’nde gerçekleştirilen etkinlikte, Madenler İlkokulu 4’üncü sınıf öğrencilerinden oluşan 28 kişi, öğretmenleri ve İlçe Sağlık Müdürlüğü görevlileri eşliğinde Stratonikeia Antik Kenti’nde yürüyüş gerçekleştirdi.</p>

<p>Stratonikeia Antik Kenti Kazı Başkanlığı’nda görevli restaratör ve konservatör Cengiz Emlik eşliğinde kenti gezen öğrenciler, Emlik’ten kent hakkında bilgiler aldılar.</p>

<p>Yatağan Sağlık Müdürü Dr. Fırat Yazıcı, "3-4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü" olması münasebetiyle bir açıklama yaptı. Yazıcı, açıklamasında şunları ifade etti:</p>

<p>"Günümüzde fiziksel aktivite konusunda toplumun bilgi düzeyinin yetersiz olması, fiziksel aktivitenin sağlık için öneminin yeterince anlaşılamaması ve giderek daha hareketsiz bir yaşam tarzının benimsenmesi, toplumda obezite, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, osteoporoz gibi kronik hastalıkların görülme sıklığını artıran önemli nedenlerden biri olmuştur. Bu hastalıklar için bir risk faktörü olan hareketsizlik de dünya genelindeki ölümlerin dördüncü önde gelen risk faktörü olarak belirlenmiştir. Toplumun büyük bir çoğunluğunda fiziksel aktivite spor kelimesi ile eşanlamlı olarak algılanmaktadır. Oysa fiziksel aktivite, günlük yaşam içinde kas ve eklemlerin kullanılarak enerji harcaması ile gerçekleşen, kalp ve solunum hızını artıran ve farklı şiddetlerde yorgunlukla sonuçlanan aktiviteler olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda spor aktivitelerinin yanı sıra egzersiz, oyun ve gün içinde yapılan çeşitli aktiviteler de fiziksel aktivite olarak kabul edilmektedir."</p>

<p>Bakanlık fiziksel aktivite eylem planı hazırladı</p>

<p>Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı kapsamında 2019-2023 yılları arasında Fiziksel Aktivite Eylem Planı hazırladı. Eylem planında şu görüşlere yer verildi:</p>

<p>“Fiziksel aktivitenin sağlığın koruyucu ve geliştirici etkisinin görülebilmesi için günlük aktivitelerin yanı sıra yetişkin yaş grubunda haftanın 5 günü en az 30 dakika, 5-17 yaş grubu için ise günde en az 60 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapılmalıdır. Orta şiddette fiziksel aktivite, solunum veya kalp atış hızında küçük artışlara neden olan orta düzeyde fiziksel efor gerektiren fiziksel aktivitedir. Bunu şu şekilde tanımlayabiliriz, yapılan aktivite esnasında kişi konuşabilir fakat şarkı söyleyemez."</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Oct 2019 10:07:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/10/dunya-yuruyus-gununde-3-bin-500-yillik-kenti-gezdiler_fb5b0.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalbiniz için sağlıklı beslenin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/kalbiniz-icin-saglikli-beslenin-10227</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/kalbiniz-icin-saglikli-beslenin-10227</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 29 Eylül Dünya Kalp Günü nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 29 Eylül Dünya Kalp Günü nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Konuyla ilgili yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:<br />
“Kalp ve damar hastalıkları küresel olarak bir numaralı ölüm sebebidir. Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin artarak, 2030 yılında 22,2 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2012 yılında tüm dünyada bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı ölümlerin yüzde 46,2’si (17,5 milyon) kalp ve damar hastalıkları nedeniyledir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Ülkemizde 2013 yılında ölen her 5 kişiden ikisinin kalp-damar hastalığına bağlı nedenlerden öldüğü görülmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Davranışsal risk faktörleri yani; sağlıksız beslenme, yetersiz fiziksel aktivite, tütün kullanımı ve alkol kullanımı koroner kalp hastalığının %80’inden sorumludur. Kardiyovasküler hastalıkların çoğu risk faktörleriyle mücadele edilerek engellenebilir. Risk faktörlerinin kontrolü ile kalp ve damar hastalığı görülme sıklığının yarıya indirilebileceği bildirilmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Sağlıksız beslenme ve yetersiz fiziksel aktivite etkisiyle bireylerde kan basıncında yükselme, kan şekeri yüksekliği,&nbsp; kan lipidlerinde yükselme, fazla kilo veyaobezite görülür.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Sosyal ekonomik faktörler ve kültürel değişiklikler (küreselleşme, şehirleşme) toplumun yaşlanması, stres, herediter faktörler kardiyovasküler hastalıkların diğer belirleyicileridir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">40 yaş üstü her birey için kardiyovasküler riskin hesaplanması ve varsa davranışsal risk faktörlerine uygun müdahaleler ile kalp krizi, inme, kalp yetmezliği ve diğer komplikasyonların gelişmesini önleyebilecek tedbirlerin alınması önerilir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Her bir bireyin kalp ve damar hastalıklarına yol açan davranışsal risk faktörleri ile ilgili farkındalığının artırılması ve hasta olmamak için riskli davranışlarını olumlu davranışlara değiştirmesi için teşvik edilmesi</p>

<p class="MsoNoSpacing">Sağlıklı kalmak ve kalp ve damar hastalığına yakalanma riskinden uzak durmak için;</p>

<p class="MsoNoSpacing">Sağlıklı beslenin,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Düzenli fiziksel aktivite yapın,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Tütün ve tütün ürünleri kullanmayın,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Alkol kullanmayın,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Kardiyovasküler riskinizi öğrenenin,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Kilolu veya obez olup olmadığınızı öğrenenin,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Kan basıncınızı öğrenenin,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Kan şekerinizi öğrenenin,</p>

<p class="MsoNoSpacing">Kan lipidlerinizi öğrenenin.</p>

<p class="MsoNoSpacing">&nbsp;Hekiminizin verdiği sağlıklı yaşam önerilerine uyun.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 01 Oct 2019 08:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/10/kalbiniz-icin-saglikli-beslenin_eab3f.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Kuduzdan korunmanın en etkili yolu bilinçli olmaktır”</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/kuduzdan-korunmanin-en-etkili-yolu-bilincli-olmaktir-10212</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/kuduzdan-korunmanin-en-etkili-yolu-bilincli-olmaktir-10212</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Mahmut Yanar Toplum Sağlığı Merkezi, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Yatağan Mahmut Yanar Toplum Sağlığı Merkezi, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Konuyla ilgili yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12px;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">“</span>Bilindiği gibi, kuduz insanlık tarihindeki en eski ve en ölümcül hastalıktır. Kuduz hastalığının öneminin anlaşılması ve hastalığa ilişkin farkındalığın arttırılması amacıyla bütün dünya, 28 Eylül’de birlikte hareket etmektedir.<br />
Öncülüğü Kuduz Kontrol Birliği tarafından yapılan ve dünya çapında çok sayıda hayvan ve insan sağlığı örgütü tarafından desteklenen Dünya Kuduz Günü etkinlikleri çerçevesinde kuduzun önlenebilir bir hastalık olduğu, buna rağmen dünyada her yıl yaklaşık 55.000 kişinin bu hastalık nedeniyle öldüğü ve bunların yarısının 15 yaş altı çocuklar olduğu mesajlarının herkese duyurulması amaçlanmıştır.</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12px;">Kuduz, hayvanlardan insanlara bulaşan viral bir hastalık olup çakal, kurt ve tilki gibi doğadaki vahşi memeliler ve eğer aşılanmamışlarsa köpek, kedi, inek, eşek gibi evcil memeli hayvanlar arasında varlığını sürdürür. Kuduzun başlıca bulaşma yolu enfekte hayvanların ısırmasıdır. Ayrıca, bütünlüğü bozulmuş deri veya mukozalardan da enfekte olmuş hayvanın salyası ile bulaşabilir.<br />
<span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kuduzun insandaki belirtileri nelerdir? </span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12px;">· Hastalık belirtileri virüsün vücuda girmesinden itibaren yaklaşık 3-8 hafta sonra ortaya çıkar.</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12px;">· Hastalık insanlarda ilk önce halsizlik, ateş, iştahsızlık, bulantı, baş ve boğaz ağrısı gibi hastalığa özel olmayan belirtiler başlar.</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12px;">· Isırık yeri ve çevresinde ağrı ve kaşıntı görülebilir.</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12px;">· Yutak felci sebebiyle kuduzun karakteristik belirtisi olan sudan korkma görülür.</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size:12px;">· Daha sonra hasta komaya girer ve ölüm meydana gelir.</span></p>

<p><span style="font-size:12px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Hastalığın belirtileri görüldükten sonra ölüm kaçınılmazdır</span></span><br />
<span style="line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Kuduz hastalığına ilişkin belirtiler görülmeye başladığında, kuduz hem insanlar hem de hayvanlar için ölümcüldür. Erişkinlere göre hayvanlarla daha fazla yakın temasta bulunmaları ve ısırılma, tırmalanma gibi durumlarda ailelerine haber vermemeleri sebebiyle çocuklarda kuduz riski daha fazladır.<br />
Kuduzun önlenebilir bir hastalık olması ise sevindiricidir. Hastalığın önlenmesinde hayvanların rutin olarak aşılanması çok önemlidir. Bu nedenle hayvanlarımızı aşılatarak kendimizi, evcil hayvanlarımızı ve içinde yaşadığımız toplumu korumalıyız.<br />
Bir ısırılma durumunda, ısırık yarasını vakit kaybetmeden bol su ve sabunla en az 15 dakika yıkayınız ve derhal bir sağlık kuruluşuna başvurunuz. Hekiminiz gerekli görür ve aşı programına alırsa aşılarınızı aksatmadan uygulatınız.<br />
Eğer evcil hayvanınız ısırılırsa hemen bir veteriner hekime danışınız.<br />
Ayrıca, kuduz hastalığının belirtileri ortaya çıktıktan sonra tedavisi mümkün olmadığından ve ölümle sonuçlandığından kuduz şüpheli temas durumunda özellikle yara tedavisi ile kuduz aşısı ve kuduz antiserum uygulamalarının hayat kurtarıcı olduğu unutulmamalıdır.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Sep 2019 13:09:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/09/kuduzdan-korunmanin-en-etkili-yolu-bilincli-olmaktir_82625.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Genç görünmeyi doğal beslenmeye borçluyum”</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/genc-gorunmeyi-dogal-beslenmeye-borcluyum-10211</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/genc-gorunmeyi-dogal-beslenmeye-borcluyum-10211</guid>
                <description><![CDATA[İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, hakiki zeytinyağının kilo verdirdiğini belirterek, Hareket ederim, tereyağı ve zeytinyağı tüketirim. Doğal beslenmemden dolayı genç ve sağlıklı görünüyorum dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bodrum'daki Akyarlar Mahallesi'nde bulunan evinde tatilini sürdüren İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, dengeli ve doğal beslenme ile ilgili açıklamalarda bulundu. Zeytinyağının kalorisinin yüksek olmasına rağmen kilo verdirdiğini ileri süren Karatay, şöyle konuştu:</p>

<p>"Zeytinyağı aslında yağ değildir. Zeytin meyvesinin suyudur. En sağlıklı meyvedir. İşlenmiş çekirdek yağlarıyla karıştırmamalıyız. Her zaman söylüyorum. Zeytinyağı ana sütünün aynısıdır. Yemeklerde mutlaka kullanmalıyız. Özellikle yoğun bakımlardaki ve kronik hastalar ile yaşlıların sabah- akşam birer kahve fincanı içmesi gerekiyor. Bağırsaklardaki dost bakterilerin çoğalmasını sağlar, kanımızı sulandırır, bağışıklık sistemini güçlendirir, Alzheimer'i önler, vücutta birikmiş olan serbest oksijen radikallerini yok eder. Kalp krizini, şeker hastalığını ve karaciğer yağlanmasını önlüyor. Kalorisinin yüksek olmasına kimse aldanmasın. Şişmanlatmaz, aksine kilo verdirir."</p>

<p><b>'KAHVALTIDA TURPA SÜRÜP YEYİN'</b></p>

<p>Urfa ve Trabzon tereyağlarının ise en sağlıklı tereyağı olduğunu ifade eden Karatay, "Tereyağının içeriğinde yüzde 40 zeytinyağı bulunur. Hiçbir zaman damarları tıkamaz. Kış mevsimi geldi. Artık kahvaltıda turpa sürüp, yenilmesi gerekiyor" dedi.</p>

<p>Canan Karatay ayrıca kendisinin de sadece bu yağları tükettiğini belirterek, "Hareket ederim, tereyağı ve zeytinyağı tüketirim. İthal olmayan bol bol fındık, fıstık. Her gün 3 saat yüzüp, güneşlenirim. Uyku saatime çok dikkat ediyorum. Bağırsakları korumak çok önemli. Doğal beslenmemden dolayı genç ve sağlıklı görünüyorum" diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Sep 2019 13:03:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/09/genc-gorunmeyi-dogal-beslenmeye-borcluyum_24e4d.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Müdürlüğünden ücretsiz kanser taraması</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/saglik-mudurlugunden-ucretsiz-kanser-taramasi-10107</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/saglik-mudurlugunden-ucretsiz-kanser-taramasi-10107</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 30-69 yaş grubu kadın, 50-69 yaş grubu erkeklere yönelik ücretsiz kanser tarama testleri yapıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan Sağlık Müdürlüğü, 30-69 yaş grubu kadın, 50-69 yaş grubu erkeklere yönelik ücretsiz kanser tarama testleri yapıyor.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Kanserden hastalığında erken teşhisin önemi vurgulanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>

<p class="MsoNoSpacing">“Yatağan Sağlık Müdürlüğümüzün 30-69 yaş grubu kadın, 50-69 yaş grubu erkeklere yönelik ücretsiz kanser tarama testleri,&nbsp; her hafta çarşamba günü Merkez 2 Nolu Aile Sağlığı Merkezinde yapılmaktadır. Yine İlçe Sağlık Müdürlüğümüz Kanser Biriminde, ilçemiz tüm sağlık evlerinde ve Aile Hekimliği Birimlerinde hafta içi her gün ücretsiz kanser tarama testleri yapılmaktadır. Ayrıca mamografi çekimleri için İlçemiz belediyesine bağlı otobüsler gruplar halinde Yatağan merkez ve köylerden hastaneye ücretsiz transfer yapmaktadır. Unutmayalım ki hastalıklardan korunmak, tedavi olmaktan çok daha kolay ve ucuzdur.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Aug 2019 10:03:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/08/saglik-mudurlugunden-ucretsiz-kanser-taramasi_46722.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yatağan Sağlık Müdürlüğünden Dünya Hepatit Günü Açıklaması</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/yatagan-saglik-mudurlugunden-dunya-hepatit-gunu-aciklamasi-10073</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/yatagan-saglik-mudurlugunden-dunya-hepatit-gunu-aciklamasi-10073</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğünden, 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü nedeniyle yapılan açıklamada, hepatitin tüm dünyada hala yaygın olarak görülen, her yıl milyonlarca insanda engellilik ve ölümlere neden olan ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğu belirtildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yapılan açıklamada, “Viral hepatitler tüm dünyada yaygın olarak görülen, ülke ekonomilerini çok yakından ilgilendiren ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Dünya genelinde hastalığın büyük oranda geç dönemde belirti vermesi ve hastaların büyük çoğunluğunun hastalıklarının farkında olmamaları nedeniyle hepatite dikkat çekmek amacıyla 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü olarak belirlenmiştir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Hepatit, en basit anlamıyla karaciğerin iltihabıdır ve pek çok nedene bağlı olarak oluşabilir. Bu nedenlerin başında viral enfeksiyonlar gelmektedir. Viral hepatitlere sebep olan farklı hepatit virüs tipleri (A, B, C, D ve E) bulunmaktadır. Bunlardan hepatit B, C ve D kronik karaciğer hastalıklarına yol açmaktadır.<br />
Dünya Sağlık Örgütü 2017 Küresel Hepatit Raporuna göre dünyada, 2015 yılında 257 milyon kişinin hepatit B ve 71 milyon kişinin ise hepatit C enfeksiyonu ile enfekte olduğu tahmin edilmektedir. Yine aynı rapora göre 2015 yılında 1,34 milyon kişi viral hepatitlere bağlı gelişen siroz (720 bin) ve karaciğer kanseri (470 bin) gibi nedenlerden yaşamını yitirmiştir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Hepatit A bu etken ile kirlenmiş (kontamine) su ve besinlerle salgınlara yol açabilen, kötü hijyenik koşullardan dolayı kolaylıkla bulaşabilen bir hastalıktır. Çocukluk çağlarında hafif belirtilerle geçirilen Hepatit A enfeksiyonu, ileri yaşlarda daha ağır seyretmekte ve şiddetli karaciğer hastalığı ile ölümlere yol açabilmektedir. Ülkemizde hijyen kurallarına ve temizlik koşullarına uyum, temiz su kaynaklarına ulaşımın artışı, sosyoekonomik koşullarla ilgili diğer göstergelerin iyileşmesi ve 2012 yılı sonu itibariyle başlayan hepatit A aşı uygulamaları sonucunda 2012 yılında 3.624 olan vaka sayısı 2017 yılında 471’e ve 2012 yılında yüz binde 4,8 olan hastalık görülme sıklığı da 2017 yılında yüz binde 0,6’ya düşmüştür. 2018 ilk altı ayında bildirimi yapılan vaka sayısı ise 185’dir. Halen Ülkemizde çocuklara 18. ve 24. aylarda, risk grubundaki kişilere de en az 6 ay ara ile 2 doz halinde sağlık kuruluşlarımızda ücretsiz hepatit A aşısı uygulanmaktadır. Aşılama hızı ise 2013 yılında %93 olurken 2017 yılında %97 olarak gerçekleşmiştir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">düşmüştür. 2018 yılı ilk altı ayında ise toplam 658 akut hepatit B vakası bildirimi yapılmıştır. Hepatit B Kontrol Programının 5 yaş altı çocuklarda akut hepatit B hastalığı görülme sıklığının yüz binde 1’in altına indirilmesi hedefine 2009 yılı itibariyle ulaşılmıştır. 1990 yılında 5 yaş altı 370 olan akut hepatit B vaka sayısı, 2017 yılı itibariyle 9’a düşmüştür. 5 yaş altı çocuklardaki akut hepatit B hastalığı görülme sıklığı da 1990 yılında yüz binde 6,2 iken, 2017 yılında yüz binde 0,1 olarak gerçekleşmiştir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Hepatit B aşısı Ülkemizde bebeklere, ilk dozu doğumda, 2. ve 3. dozları ise 1 ve 6 aylıkken, risk grubundaki kişilere ise 0, 1 ve 6 ay takvimi ile 3 doz olarak ve ücretsiz uygulanmaktadır. Hepatit C virüsüne karşı aşı henüz bulunmamaktadır ancak kullanılmaya başlayan yeni ilaçlarla tedavide %95 üzerinde iyileşme sağlanmaktadır. Aşı dışında hastalıktan korunmanın en etkili yolu bulaş yoluna ilişkin koruma önlemlerinin alınmasıdır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Hepatit D virüsü, hepatit B virus (HBV) enfeksiyonu olan kişilerde hastalığa yol açar. HBV’nin yokluğunda enfeksiyon yapamaz. Fakat hafif seyreden HBV enfeksiyonunu daha ağır ve hızlı seyreden bir hastalığa dönüştürebilir. HDV kan ve kan ürünleri temasıyla, kas içi veya damar içi enjeksiyonlarla, deri ve mukoza yoluyla ve cinsel yolla bulaşabilir.<br />
Hepatit E virüsü (HEV) fekal-oral (dışkı ile temas) yol ile bulaşır, vahşi ve evcil hayvanlarda bulunur ve akut enfeksiyona yol açar. Erişkinlerde çocuklardan daha sık görülür. Gebelikte geçirildiğinde hepatit E hastalığı daha ciddi seyreder. Özellikle gebelerde son 3 aylık dönemde düşük, erken doğum, ciddi karaciğer yetmezliği ile ölüm riskinin artmasına sebep olabilir. Hepatit E virüsünün spesifik bir tedavisi ve aşısı yoktur.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jul 2019 09:49:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/07/yatagan-saglik-mudurlugunden-dunya-hepatit-gunu-aciklamasi_4594b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muğla’da ilk defa biyonik kulak uygulaması gerçekleştirildi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/muglada-ilk-defa-biyonik-kulak-uygulamasi-gerceklestirildi-10067</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/muglada-ilk-defa-biyonik-kulak-uygulamasi-gerceklestirildi-10067</guid>
                <description><![CDATA[Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı ekibi tarafından gerçekleştirilen ameliyat ile hastanın sol kulağına koklear implant (biyonik kulak) uygulaması yapıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">İlerleyici iç kulak tipi işitme kaybı başlayan 20 yaşında üniversite öğrencisi hastanın her iki kulağında çok ileri derecede sensörinöral tipte işitme kaybı şikayeti vardı. Bu uygulama ile sağır ve dilsiz olmaya aday çocuklar işitme ve konuşma özründen kurtulabilecek ve işitme duyusunu tamamen kaybeden erişkinler de yeniden işitebilecekler. Ülkemizde yeni doğan her bin bebekten iki ile üçünde işitme kaybı saptanmaktadır. Ayrıca işitebilirken herhangi bir nedenle işitme yeteneğini tamamen kaybeden binlerce hasta bulunmaktadır. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı &nbsp;Prof. Dr. Harun Üçüncü, çocuklarda işitme kaybının yenidoğan döneminde saptanması ve en kısa sürede işitme cihazı kullanılması durumunda, implant uygulaması için aday hale getirilebileceğini ve bir yaşından sonra ise koklear implant uygulanması ile çocukların işitme engelli olmayan yaşıtlarıyla aynı okullara gidebilecek seviyeye gelebileceğini vurguladı. İşitme kayıplı hastalarda uygun tedavi seçenekleri ile işitme rehabilitasyonunu, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Odyoloji kliniğinde başarıyla yürütülmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Hastanede, 2018 yılında ilk kez kemiğe monte edilen işitme cihazı uygulaması yapılırken, bu yıl da yapılan koklear implant ameliyatı ile daha ileri tedavi yöntemlerini hastalara sunmakta olduğunu bildirdi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Jul 2019 08:58:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/07/muglada-ilk-defa-biyonik-kulak-uygulamasi-gerceklestirildi_766ff.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabetik ayak yarası, bacağın kesilmesine kadar ilerleyebiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/diyabetik-ayak-yarasi-bacagin-kesilmesine-kadar-ilerleyebiliyor-10048</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/diyabetik-ayak-yarasi-bacagin-kesilmesine-kadar-ilerleyebiliyor-10048</guid>
                <description><![CDATA[Uluslararası Diyabet Federasyonunun güncel verilerine göre Türkiye’de 20-79 yaş aralığında yaklaşık 7 milyon diyabet hastası bulunuyor. Diyabetik ayak tedavisinde Türkiye’nin en büyük merkezlerinden biri olan Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Derya Yapar ve Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Doç. Dr. Murat Kendirci, diyabetik ayak yarasından korunmak için alınacak tedbirlerden ve hastalığın oluşumundan bahsetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Diyabet, insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği sonucu kan şekeri yüksekliği ile seyreden, kronik, ilerleyen ve Tip 1 ve 2 olmak üzere ana iki tipi bulunan bir hastalık. Tip 1 diyabeti önleme adına belirli bir risk faktörü yok, ancak Tip 2 diyabetin önlemesinde doğru beslenmenin ve sporun oldukça önemli bir yeri var. Diyabetik ayak yarası ise, diyabet hastalarının ayaklarında bileğin aşağısından başlayıp, tüm ayağı veya tüm bacağı ve hatta tüm bedeni etkileyebilecek düzeyde bir hastalık.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><b>Diyabet hastaları hissizleşmeden dolayı ayaktaki yaraları fark etmiyor</b></p>

<p class="MsoNoSpacing">Diyabetik ayak yarasının gelişmesinin pek çok nedeni olabilir. En sık nedeni ise nöropati denilen sinir hasarından kaynaklanıyor. Özellikle kan şekeri düzensiz olan ya da sürekli yüksek seyreden hastalarda sinir hücrelerinde hasar olabileceğini belirten Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Derya Yapar, bu hasar nedeni ile hastalarda hissizlik geliştiğini belirtti: “Hastalar, ayağında gelişen nasır ya da yaraların acısını, ağrısını hissetmeyebilir. Görme bozukluklarını da eklersek bu tür yaralar hem hissedilmemesinden hem de görememekten daha da büyüyerek tedavisi daha zor hale gelmektedir. Buna ek olarak damarlarda da harabiyet gelişebilir ancak ikisinin birlikte görülmesi diyabetik ayak yaralarının ayrı bir şekilde tedavi edilmesini gerektirmektedir.”</p>

<p class="MsoNoSpacing"><b>Antibiyotik direnci, diyabetik ayak enfeksiyon tedavisini zorlaştırıyor</b></p>

<p class="MsoNoSpacing">Diyabetik ayak yaralarının birçok branşı ilgilendiren bir durum olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Derya Yapar ise hastalığın belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi: “Diyabetik ayak yarası enfeksiyon açısından yüksek risk taşır ve enfeksiyon gelişmesi durumunda ise iyileşme oldukça zorlaşır. Ayrıca günümüzde artan antibiyotik direnci de düşünürsek diyabetik ayak enfeksiyon tedavisi oldukça güçleşir. Bu nedenle ayakta bulunan bir yarada akıntı, ısı artışı gibi enfeksiyon belirtileri geliştiğinde zaman kaybetmeden bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Uygun bir şekilde tedavi edilmediği takdirde yumuşak dokuda başlayan enfeksiyon kemiğe ve ekleme kadar yayılabilir. Ancak antibiyotik tedavisi, yaranın tamamen iyileşmesine kadar değil enfeksiyon bulgularının kaybolmasına kadar verilmelidir. Bu süreçte de tedavinin etkinliğini değerlendirmek gerektiğinden hastaların kontrollere gelmesi gerekmektedir.”</p>

<p class="MsoNoSpacing"><b>Diyabetik ayak yarasından korunmanın en önemli yolu beslenmeye dikkat etmek</b></p>

<p class="MsoNoSpacing">Diyabet hastalarının diyabetik ayak yarasından korunmalarının en öncelikli yolunun kan şekerinin kontrol altında olması için beslenmelerine dikkat etmeleri olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Derya Yapar, düzenli bir şekilde egzersiz yapılmasının da hem kilo hem kan şekeri kontrolüne faydalı olacağını belirtti: “Diyabetik ayak yarasını önleme konusunda egzersiz oldukça önemlidir, ancak uzun süre ayakta kalınmamalıdır. Bu süreçte ayakkabı seçimi önemlidir. Ayağı sıkmayan deri veya bez ayakkabılar giyilmelidir. Çıplak ayak ya da açık ayakkabı ile yürünmemelidir. Ayaklar her gün kontrol edilmeli; ayak cildinde renk değişikliği ve cilt bütünlüğü değerlendirilmelidir. Ayak temizliğine özen gösterilmelidir. Ayaklar her gün ılık suda tahriş etmeyen bir sabunla uygun bir sürede yıkanmalıdır. Ayaklar sabunla temizledikten sonra durulanıp, özellikle parmak aralarında oluşabilecek mantar enfeksiyonlarını önlemek için iyice kurulanmalıdır. Yıkama sonrası cilt kuruluğunu önlemek için de parmak araları hariç nemlendirici losyon sürülmelidir. Tırnaklar banyodan sonra yumuşakken düz bir şekilde kesilmeli; nasırlar ise kesilmemelidir. Aile bireyleri de hastaların kan şekeri ve kilo kontrolünde mutlaka hastaya yardımcı olmalıdır.&nbsp; Özellikle görme problemi olan hastaların ayaklarının bakımında, ayakkabı çıkarıldıktan sonra ayakkabıların çivi ya da yabancı cisim açısından incelenmesinde, tırnak kesiminde mutlaka yardımcı olunmalıdır. Çoraplar her gün değiştirilmelidir. Pamuklu, yünlü, olası yara akıntılarını erken fark edebilmek için açık renkli çoraplar tercih edilmeli; bilekleri sıkmayan lastiksiz çoraplar kullanılmalıdır. Mümkünse hastaların kendi ayak ölçüsüne göre üretilen ayakkabılar kullanmalıdır. Ayakta gelişen bir yarada akıntı, kızarıklık olması durumunda geciktirmeden bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurulması konusunda hastaya yardımcı olunmalıdır.”</p>

<p class="MsoNoSpacing"><b>Dünyada her 30 saniyede bir diyabete bağlı ayak kaybı yaşanıyor </b></p>

<p class="MsoNoSpacing">Diyabetik ayak hastalığında durum hastanın ayağının, hatta bazen bacağının kesilmesine kadar ilerleyebiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Derya Yapar, ampütasyon işleminin önüne geçmenin mümkün olduğundan bahsetti: “Kan şekerinin regülasyonu ve ayak bakımı hastanın kendi kendine alacağı önlemlerdir. Diyabetik ayak yaralarının erken dönemde tespitiyle yara iyileştirilebilir. Yarada enfeksiyon gelişmesi durumunda yaranın cerrahi bakımı, uygun antibiyotik tedavisi ile parmak, ayak hatta tüm bacağın kesilmesi önlenebilir. Verilere göre tüm dünyada her 30 saniyede bir diyabete bağlı ayak kaybı yaşanmaktadır. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ise ülkemizde uzuv kesilmesi yılda yaklaşık 12.000 dolayındadır ve bunun çoğu maalesef diyabete bağlıdır.”</p>

<p class="MsoNoSpacing"><b>“Ampütasyondan kaçınıyoruz”</b></p>

<p class="MsoNoSpacing">Günümüz imkanlarıyla artık çok daha fazla hastanın kurtarılabileceğini belirten Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Doç. Dr. Murat Kendirci, şimdiye kadar da birçok hastayı ampütasyondan kurtardıklarını ve başvurdukları hastaneler tarafından ampütasyon kararı verilen birçok hastayı Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde başarıyla tedavi ettiklerini paylaştı: “Birçok ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de oldukça zahmetli ve uzun olan diyabetik ayak ülseri tedavisin için kesin olumlu sonuç vaat edilemediğinden hekimler ve hastaneler hem maliyetleri hem de yatak sirkülasyonlarını düşünerek ampütasyondan yana tavır almaktadır. Ancak biz Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde yer alan Diyabetik Ayak kliniğinde olabildiğince ekstremite koruyucu yaklaşım sergileyip ampütasyon kararını ancak uzuvdan ümidimizi kestiğimizde uyguluyoruz. Bununla birlikte yaranın septik odak oluşturması durumunda hasta hayatını kurtarmak için erken ampütasyon kararı aldığımız nadir vakalar da olabiliyor.”</p>

<p class="MsoNoSpacing"><b>Dünyada uygulanan tüm tedavi protokolleri başarı ile uygulanıyor</b></p>

<p class="MsoNoSpacing">Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesinin hizmet vermekte olduğu, diyabetik ayak tedavisinde Türkiye'nin en büyük merkezlerinden biri olan Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde daha önce düzensiz aralıklarla diyabetik ayak poliklinik hizmeti veriliyor ve farklı kliniklerde yatarak tedaviler düzenleniyorken Mart 2016 tarihinde ilk olarak 8 yataklı bir birim kuruluyor ve Eylül 2016 tarihinde 14 yatak ile hizmet vermeye devam ediyor. Hastanenin yeni birimine taşınmasını takiben Ağustos 2017 tarihinden itibaren 28 yataklı, her biri tek kişilik ya da 2 kişilik odalardan oluşan bir serviste hasta tedavisine devam ediyor. Servis bünyesinde tamamı konu üzerine eğitim almış ve sertifikasyonu sağlanmış 9 hemşire çalışıyor ve genel cerrahi başkanlığında oluşturulmuş enfeksiyon hastalıkları, kardiyoloji, ortopedi, dahiliye, göz, fizik tedavi uzman hekimlerinin, diyetisyen ve psikologların dahil olduğu diyabetik ayak konseyi tarafından hastalar değerlendiriliyor. Her hafta perşembe günleri diyabetik ayak polikliniği düzenleniyor; hastaların her biri genel tıbbi durumları, vasküler durumları ve radyolojik bulguları açısından değerlendiriliyor. Gerekli görülen hastaların periferik vasküler girişimleri, medikal ve cerrahi tedavileri düzenleniyor. Klinik kapsamında diyabetik ayak tedavisine dair dünyada uygulanan hiperbarik oksijen tedavisi dışında tüm tedavi protokolleri başarı ile uygulanıyor. Tüm cerrahi girişimler Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde uygulanıyor ve hiçbir hastanın sevk ihtiyacı olmuyor.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jul 2019 08:59:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/07/diyabetik-ayak-yarasi-bacagin-kesilmesine-kadar-ilerleyebiliyor_b99cd.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Devlet hastanesinin dahiliye uzmanı sayısı arttı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/devlet-hastanesinin-dahiliye-uzmani-sayisi-artti-10030</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/devlet-hastanesinin-dahiliye-uzmani-sayisi-artti-10030</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Devlet Hastanesi’nde göreve başlayan Dahiliye Uzmanı Dr. Ebru Kelebek Zengin ile birlikte hastanedeki dahiliye uzman sayısı ikiye çıktı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin’de özel bir hastanede görev yapan Dahiliye Uzmanı Dr. Ebru Kelebek Zengin, Yatağan Devlet Hastanesi’nde göreve başladı.</p>

<p>Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Zengin’in göreve başlamasıyla, Yatağan Devlet Hastanesi’ndeki dahili uzman sayısı ikiye yükseldi.</p>

<p>Hastane Başhekimi Uzman Dr. Bülent Gökkuş, hastanede daha önce sadece Göksel Gökçe’nin dahiliye hizmeti verdiğini ama ihtiyacın artması sonucu dahiliye uzman sayısının ikiye çıkartıldığını söyledi.</p>

<p>Mümkün olduğunca ilçedeki hastaların çevre ilçelere gitmemesi için çalıştıklarını belirten Gökkuş, “Hastanemiz birçok alanda hizmet vermektedir. Vatandaşlarımızın çevre ilçelere gitme mağduriyetinden kurtarmak için de doktorlarımız hizmetlerine aralıksız devam etmektedir. Ekibimize yeni eklenen Ebru Kelebek Zengin’e hoş geldin diyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jul 2019 09:29:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/07/devlet-hastanesinin-dahiliye-uzmani-sayisi-artti_de9a3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş taraması 2 ay sürecek</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/dis-taramasi-2-ay-surecek-10029</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/dis-taramasi-2-ay-surecek-10029</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü iki boyunca Yatağan’a bağlı mahallelerde yaş ayrımı olmaksızın ağız ve diş sağlığı taraması yapacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Edinilen bilgilere göre, Yatağan Sağlık Müdürlüğünde görevli diş hekimleri Çağatay Çiçek ve Ayşegül Ağtaş, Muğla Sağlık Müdürlüğü tarafından gönderilen mobil diş sağlığı aracıyla, iki ay boyunca Yatağan’a bağlı mahallelerde yaş ayrımı olmaksızın ağız ve diş sağlığı taraması yapacak. Çalışmalar 8 Temmuz Pazartesi günü başlayacak. Bu taramalarda, vatandaşlar bilgilendirilecek, farkındalık oluşturulacak. Ağız ve diş sağlığının önemi vurgulanacak.</p>

<p></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jul 2019 09:27:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/07/dis-taramasi-2-ay-surecek_c7367.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüm şeker hastaları diyabetik ayak yarası riski altında</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/tum-seker-hastalari-diyabetik-ayak-yarasi-riski-altinda-10022</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/tum-seker-hastalari-diyabetik-ayak-yarasi-riski-altinda-10022</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada her 11 kişiden 1’i diyabet hastası. Diyabet hastalığının en önemli risklerinden biri ise diyabetik ayak yarası. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Diyabetik Ayak Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Alper Şener, şeker hastalarının diyabetik ayak yarası geçirme risklerinin yüzde 34 olduğunu belirtti ve dikkat edilmesi gereken konuları paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Türkiye’de yaklaşık 11 milyon hasta, kan şekeri düzeninin bozulması ve yüksek olması anlamına gelen diyabet hastalığına sahip. Diyabet hastalarının yüzde 34’ü ise diyabetik ayak yarası gelişmesi riski altında. Ayağın ya da bacağın ampütasyonuna (iyileşmesi olanaksız görülen bir organı kesme) kadar ilerleyebilen diyabetik ayak yarasında en ufak bir kızarıklık bile önemli ve hastaların yara gelişmemesi için gereken bütün önlemleri almaları; geliştiği takdirde ise hızla bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurmaları gerekiyor.</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt"><b>Küçük yaralar bile çok önemli</b></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Diyabetik ayak yarasına sebep olan iki mekanizma olduğunu belirten Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Diyabetik Ayak Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Alper Şener, bu iki mekanizmayı şöyle açıkladı: “Sinirsel mekanizmada diyabetik hastaların şekerlerinin yüksek olması sonucu oluşan sinir hasarı ile motor sinirler etkilenir ve cilt nemlenmesi bozulur, kurur veya çatlar ve bakteriler buradan daha rahat girer. Diğer yandan da duyu sinir hasarı ile sıcak/soğuk ve ağrı hissi azalır. Damarsal mekanizmada ise şeker hastalarının kan yağları zaten yüksektir ve bu yağlar damar duvarında birikerek büyük ya da küçük damar tıkanıklıklarına sebep olur. Diğer taraftan ayağın damarsal beslenmesinin büyük kısmı küçük damarlardan olur. Sinir hasarı sebebiyle bu damarların etrafındaki kasılma ve gevşeme hareketleri yapılamaz ve dolaşım bozulur. Ayağın kas ve deri altı yağ dokusu çok azdır. Ayak tüm vücudu taşıyan yegane uzuvdur. Bu yüzden ciltte oluşan küçük yaralar dahi çok kısa sürede cilt altına ve kemiğe ulaşabilir ve diyabetik ayak riski oluşturabilir.”</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt"><b>Şeker hastalarının hayatları boyunca diyabetik ayak ülseri geçirme riski yüzde 34</b></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Diyabet ülser görülme sıklığının yılda yüzde 2,2-6 arasında olduğunu belirten Doç. Dr. Alper Şener, başka bir matematik hesabıyla, her şeker hastasının hayatı boyunca diyabetik ayak ülseri geçirme riskinin yüzde 34 olduğunu belirtti: “Bunların üçte ikisi enfektedir. Bu sebeple hastaların tamamı aslında diyabetik ayak yarası riski altındadır, sadece bunun zamanı değişir. Türkiye'de yapılan çalışmalara göre, sinir hasarı ile oluşan hissizlik yüzde 60'lara kadar çıkmaktadır. Bu sadece duyu kaybı gibi değil, aynı zamanda yanma, batma ve ağrı gibi bulgulara da sebep olabilir. Bunlar yaygın olabilecekleri gibi sadece bir sinir boyunca belli bir bölgede de olabilir. Sinir hasarı ayrıca kalp, mide gibi iç organlara giden sinirlerde de olur; çarpıntı, ritim bozukluğu, ani tansiyon düşmesi, çabuk doyma veya erken acıkma, şişkinlik ve karında gaz şikayeti, kabızlık, sertleşme sorunları gibi durumlar görülebilir. Tüm bunların en önemli sebebi ise kontrolsüz yüksek seyreden kan şekeridir.”</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt"><b>Dünyada her 30 saniyede bir diyabetik ayak ampütasyonu yapılıyor </b></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Diyabetik ayak yarası sonucu ayak kesilmesinin mümkün olabileceği uyarısında bulunan Doç. Dr. Alper Şener, erken müdahale, iyi yara ve hasta bakımı ile bunu önlenebileceğini ekledi: “Türkiye’de kaç kişinin bu hastalık sebebiyle ayağını kaybettiği konusunda tam bir rakam vermek ne yazık ki mümkün değil, ama yıllar içinde arttığını biliyoruz çünkü şeker hastası sayısı artıyor, aynı oranda da diyabetik ayak yarası ve kesilen ayak sayısı artıyor. Dünyada ise her 30 saniyede bir diyabetik ayak ampütasyonu yapıldığını biliyoruz. Türkiye'de herhangi bir yaralanma olmadan yapılan ayak kesilmesi işlemlerinin yüzde 40-60’ı, ayaktaki şeker yarasına bağlıdır. Takip eden 1-3 yıl içinde ise yaklaşık yine yüzde 30-50 gibi oranlarda yeniden kesilme ihtiyacı doğar. Diyabetik ayak kesilmelerinde 5 yıllık ölüm yüzde 70'lerdedir. Eğer hastada kronik böbrek yetmezliği var ise bu oran 2 yılda yüzde 75 olmaktadır.”&nbsp; </span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Ayakkabı içinde kalan küçük bir taş bile diyabetik ayak yarasına sebep olabiliyor</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Diyabetik hastadaki ayakta her türlü kızarıklığın önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Alper Şener: “Bazen ayakkabı içindeki hissedilmeyen küçük bir taş bile buna sebep olabilir. Ayakta görülen his kaybı nedeniyle hastaların hemen tamamı küçük veya hatta bazen büyük travmalardan habersiz yaşamlarına devam eder. Bunun sonucunda ciltte yaralanma-açılma meydana gelir. Bakteri bu bölgeden girerek ayakta enfeksiyon ve yaraya sebep olabilir. Çoğunlukla ilk bulgu kızarıklıktır ve ayakta görülen en ufacık kızarıklık dahi bazen hiç beklenmedik sonuçlar doğurur. Bu nedenle vakit kaybetmeden bunun bir enfeksiyon olup olmadığının ayrımı ve antibiyotik ihtiyacı olup olmadığının tespiti için enfeksiyon hastalıkları uzmanına baş vurmak gereklidir, çünkü yara açılmadan ya da açılmış yara kemiğe kadar ilerlemeden yapılacak doğru tıbbi müdahale ile ayak kurtulabilir,” yorumlarını yaptı.</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt"><b>Diyabet hastaları sıkı ayakkabılardan uzak durmalı</b></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Diyabetik ayak yarasından korunmanın en önemli yolu diyabet olmamaktan geçiyor. Yoğun şeker, yağ ve alkol tüketimi gibi diyabeti tetikleyen gıdaları beslenme zincirimizden çıkararak, egzersiz ile ideal kiloya ulaşarak ve bunu bir yaşam biçimi haline getirerek diyabetten korunabiliriz. Diyabet olmuş hastalar için ise Doç. Dr. Alper Şener, yara oluşumunu veya oluşmuş yaranın derinleşmesini engelleyecek çok basit önlemler paylaştı: “Öncelikle bu hastalar sıkı ayakkabıdan uzak durmalı; rahat ve ayak şekline uygun ayakkabı seçimi yapmalıdır. Kızarıklık olup olmadığını görmek için ayak her gün kontrol edilmelidir. Bakteri yükünü azaltmak adına yıkama iyi bir yöntemdir. Ardından kurulama ve nemlendirmek için krem kullanımı, topuk çatlaklarına koruyucu krem uygulanması da önemli noktalardır. Pamuklu çorap giyilmesi, sıkı olmayan, ayak şekline uygun ayakkabı seçimi de diğer unutulmaması gereken noktalardandır. Özellikle tırnak kesimine dikkat edilmedir.”</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt"><b>Diyabetik ayak yarasının tedavisi antibiyotik kullanımı</b></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Doç. Dr. Alper Şener, diyabetik ayak yarasının tedavisinden bahsetti: “Yaradaki bakteri yükü azalmadıkça savunma hücreleri burada birikip iltihabı artırabilir. Artan iltihap, doku ödemi ile damarlara baskı yaparak halihazırda yetersiz olan damarsal beslenmeyi geri dönüşümsüz hale getirip nekrozu yaygınlaştırır. Bu hastalarda kaçınılmaz son ise bacağa ya da ayağa belli bir yerden ampütasyon yapılmasıdır. Bu sebeple hastaların hızla mutlaka bir enfeksiyon hastalığı uzmanının olduğu bir hastaneye başvurmaları gereklidir. Tedavi sürecinde en kritik yaklaşım dokuda bakteri yükünün azaltılmasıdır. Temel tedavi yaklaşımı ise antibiyotik verilmesidir. Antibiyotiksiz diyabetik ayak tedavisi yapmaya çalışmak ise tıbbi bir hatadır. Antibiyotik tedavi süresine hastadaki enfeksiyonun yaygınlığına ve derinliğine göre karar verilir. Kemiğe kadar ulaşanlarda 6 haftanın üstüne çıkılabilir. Yüzeysel olanlarda ise 3 haftanın altında olması uygundur.”</span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt"><b>“Ampütasyondan kurtulan çok hasta var”</b></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Ampütasyondan kurtulan çok fazla hastası olduğundan bahseden Doç. Dr. Alper Şener, geçmiş hastalarından birinin öyküsünü paylaştı: “Altmışlı yaşlarda bir erkek hastamız vardı. Hasta bir gün zeytin toplamaya gidiyor, iki gün boyunca tarlada çalışıyor. Eve geldiğinde ise ayağının biraz şişik olduğunu görüyor ama önemsemiyor. Üç gün sonra tekrar zeytin toplamaya gidiyor. Bu sefer tansiyonu düşüyor ve kurumumuza başvuruyor. Hastanın ayaklarından birinde yaygın iltihap olduğunu görüp, başlangıçta bu kadar kısa sürede nasıl bu aşamaya geldiğini anlayamadık. Ayağı inceledikçe enfeksiyonun derin dokuya kadar yayılmış olduğunu gördük. Detaylı incelemeden sonra ayağın tam ortasında kırılmış bir kürdan olduğunu gördük. Başta yarayı kendisinin kurcaladığını sandık ama hasta his kaybı yaşadığı için bundan haberi dahi yoktu. Belki de bu kürdan çöpü uzun süre önce batmış, hastanın hissetmemesi olayı bu noktaya getirmişti. Yapılan tedaviler neticesinde ampütasyon olabilecek ayağı 3 ay süren zor uğraşlarla kurtarmayı başardık.” </span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt"><b>“Yara kliniği”, diyabet hastaları için bir merhem olabilir</b></span></p>

<p class="MsoNoSpacing"><span style="tab-stops:347.3pt">Doç. Dr. Alper Şener’in Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olduğu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, çevre illerden bile hastaların başvurduğu, diyabetik ayak tedavisi için önemli bir kurum. Üniversite hastanesi, uzun bir süredir diyabetik ayak yarasına yönelik tedavi hizmeti veriyor. Bu hizmet sadece diyabetik ayak yarası değil, aynı zamanda diğer tüm yara tiplerine yönelik sürdürülüyor. Hastanede düzenli olarak yara konseyi yapılıyor ve bu konseylerde tanı ve tedaviye yönelik kararlar farklı branşların katılımı ile alınıyor. Alınan kararlar doğrultusunda, hasta talepleri de göz önüne alınarak tedaviler kişiselleştiriliyor. Enfeksiyon hastalıkları bölümünün hedefi ise mümkün olan en yakın zamanda hastane bünyesinde “yara kliniği” adı altında bu tip hastaların yarasına merhem olacak bir birim kurulması. Disiplinlerarası çalışacak bu klinik, yara bakım ürünü geliştirilmesinden hastalar için uygun ayakkabı üretimine kadar bölgenin, belki de ülkenin önemli bir açığını kapatabilecek.</span></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Jul 2019 09:40:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/07/tum-seker-hastalari-diyabetik-ayak-yarasi-riski-altinda_05bcf.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Girgin’den, Muğla sağlığının tasarruf tedbirlerine takıldığını iddia etti</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/girginden-mugla-sagliginin-tasarruf-tedbirlerine-takildigini-iddia-etti-10002</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/girginden-mugla-sagliginin-tasarruf-tedbirlerine-takildigini-iddia-etti-10002</guid>
                <description><![CDATA[CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin turizm sezonunun yoğunluğunun yaşandığı şu günlerde uzun süredir tamamlanamadığını iddia ettiği Bodrum ve Yatağan devlet hastaneleri ile geçici görevlendirmelerle çözülemeyen uzman ve pratisyen doktor sorununu Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya verdiği yazılı soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın ve Türkiye’nin göz bebeği olan ve sadece 9 günlük bayram tatilinde 6 milyon turist ağırlayan Muğla’nın sağlık hizmetleri bakımından yeteri desteği alamadığını ileri süren CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin, Muğla’daki devlet hastanelerinin bazılarının ihtiyaçlara cevap veremediğini iddia etti.</p>

<p>Ülke turizminin en önemli noktalarından biri olan Bodrum’da donanım ve yatak sayısı bakımından ihtiyaca yanıt verebilen bir hastane olmadığını altını çizen Girgin, “Yatağan ilçemizde yapılmakta olan fakat teslim süresine yaklaşılmasına rağmen daha tamamlanamayan Devlet hastanemizin inşaatı ne yazık ki çok yavaş ilerlemektedir. Teslim süresine çok kısa süre kalan hastanemiz görünen o ki planlanan sürede tamamlanamayacak ve bir mağduriyet ortaya çıkacak. İşte o yüzden şimdiden yetkilileri bir kez daha uyarıyoruz. İnşaat bu hızda devam ederse kesinlikle teslim süresi çok uzayacaktır. Bizler yaşanacak her türlü gecikme ve aksamadan dolayı vatandaşlarımızın mağdur olmaması için denetim görevimizi sonunda kadar yapmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Girgin, Muğla’daki hastanelerin acil servislerinde yeterli sayıda pratisyen hekim ve polikliniklerde uzman doktorların bulunmadığını öne sürerek, “Turizmin en yoğun yaşandığı bu aylarda özellikle Yatağan, Köyceğiz, Datça ve Ortaca Devlet Hastanelerinde uzman ve pratisyen hekim eksikliği had safhaya ulaşmıştır. Bu sıkıntı Muğla Sıtkı Koçman Üniversite Hastanesinden ve Milas Devlet Hastanesinden geçici görevlendirmelerle çözülmeye çalışılıyor. Hizmetin geçici görevlendirmeyle verilmeye çalışılması hem personeli yıpratıyor hem de hastalar beklenen hizmeti alamıyor sürekli değişen doktorlar nedeniyle hastalar takipsiz kalıyor. Örnek olarak; Milas Devlet Hastanesinden Yatağan Devlet Hastanesine ortopedi, genel cerrahi, kulak burun boğaz ve göz uzmanları, Datça Devlet Hastanesine pratisyen hekim, Köyceğiz Devlet Hastanesine ise çocuk uzmanı geçici görevle gönderiliyor. Muğla Sıtkı Koçman Üniversite Hastanesinden ise Datça Devlet Hastanesine genel cerrah, Köyceğiz Devlet Hastanesine ise psikiyatrist, kardiyolog, radyolog ve göz uzmanları gönderiliyor” diyerek aşağıdaki soruları Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya yöneltti;</p>

<p>1- Dünyaca ünlü bir turizm merkezi olan Bodrum ilçemizde yıllardır tamamlanamayan ve son süreçte inşaatı durdurulan Bodrum devlet hastanesi ne zaman tamamlanacak?</p>

<p>2- Nüfusu her geçen gün artan Yatağan ilçemizde bir türlü tamamlanamayan ve son süreçte inşaatı durdurulan Yatağan devlet hastanesi ne zaman tamamlanacak?</p>

<p>3- Muğla’da artan yerleşik nüfusa ek, artan yaz nüfusuna oranla, Devlet hastanelerimizin pratisyen ve uzman doktor eksikliklerini gidererek, takviye personel ile sağlık hizmetlerini desteklemeyi düşünüyor musunuz?</p>

<p><b>“Sağlıktan tasarruf olmaz”</b></p>

<p>Girgin, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Dünyanın göz bebeği Muğlamızda yaşanan durum içler acısı. Bodrum diyoruz, dünyayı ağırlıyoruz diyoruz, bir hastaneyi tamamlayamadık. Yatağan’daki hastane hala bitmedi. Neymiş tasarruf tedbirleriymiş. Sen yazlık saraya 30 milyon ek ödenek ayıracaksın, iki ilçe hastanesi konu olunca tasarruf tedbirleri adı altında inşaatları durduracaksın. Her yerde pratisyen eksik, uzman doktor eksik. Geçici görevlendirmelerle bu işi çözemezsin. Sen yazlık saraya yok orası şöyle olmadı, burası böyle olmadı deyip bu fakir milletin cebinden 30 milyon ek ödenek ayıracaksın, iki ilçe hastanesi konu olunca tasarruf tedbirleri adı altında inşaatları durduracaksın. Muğla’dan Muğlalıdan vergi toplamayı nasıl iyi biliyorsan o hastaneleri de öyle bitireceksin, acile de hastaneye de gerekli ve yeterli doktoru göndereceksin. Bizim amacım bu işlerin hızlanması vatandaşın aksayan veya yavaş ilerleyen süreçler nedeniyle mağduriyet yaşamamasıdır. Bizler milletvekilleri olarak takipçisi olacağız tabi ki herkes üstüne düşeni yapacak” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Jun 2019 09:13:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/06/girginden-mugla-sagliginin-tasarruf-tedbirlerine-takildigini-iddia-etti_18c31.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Muğla’da yeni doğan bebek sayısı azaldı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/muglada-yeni-dogan-bebek-sayisi-azaldi-9943</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/muglada-yeni-dogan-bebek-sayisi-azaldi-9943</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye İstatistik Kurumu 2018 yılı Doğum İstatistiklerini yayımladı. Bu kapsamda TÜİK Denizli Bölge Müdürü Ali İhsan Yücedağ tarafından verilen bilgiye göre, Muğla’da canlı doğan bebek sayısı azaldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla’da canlı doğan bebek sayısı 2017 yılında 11 bin 087 iken bu sayı yüzde 2,8 azalarak 2018 yılında 10 bin 775 olarak gerçekleşti. 2018 yılında Muğla’da canlı doğan bebeklerin yüzde 51,9’u (5 596 bebek) erkek bebek, yüzde 48,1’i (5 179 bebek) kız bebek olarak belirlendi.Bir kadının doğurgan olduğu dönem (1549 yaş grubu) boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade eden toplam doğurganlık hızı Muğla’da 2018 yılında 1,64 çocuk olarak belirlendi. Türkiye için toplam doğurganlık hızı ise 2018 yılında 1,99 çocuk oldu.</p>

<p>Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2018 yılında 4,13 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 3,60 çocuk ile Şırnak, 3,26 çocuk ile Ağrı izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu il ise 1,30 çocuk ile Gümüşhane oldu. Bu ili 1,43 çocuk ile Kütahya, Zonguldak, Edirne ve 1,47 çocuk ile Bartın izledi. 2018 yılında Muğla 1,64 çocuk olan toplam doğurganlık hızı ile tüm iller arasında Artvin ile birlikte 58’inci sırada yer aldı.</p>

<p><b>Kaba doğum hızı binde 11,3</b></p>

<p>Belli bir yıl içinde her bin nüfus başına düşen doğum sayını ifade eden kaba doğum hızı Muğla’da 2018 yılında binde 11,3 olarak gerçekleşti. Türkiye genelinde ise kaba doğum hızı, 2018 yılında binde 15,3 olarak gerçekleşti.</p>

<p>Kaba doğum hızı illere göre incelendiğinde, 2018 yılında kaba doğum hızının en yüksek olduğu il binde 31,3 ile Şanlıurfa oldu. Bu ili binde 27,2 ile Şırnak, binde 25,7 ile Muş izledi. Kaba doğum hızının en düşük olduğu il ise binde 9,5 ile Edirne oldu. Bu ili binde 9,7 ile Zonguldak, binde 9,9 ile Giresun, Gümüşhane, Kırklareli, Bartın ve Kastamonu izledi. 2018 yılında Muğla binde 11,3 olan kaba doğum hızı ile tüm iller arasında Ordu ve Eskişehir ile birlikte 59’uncu sırada yer aldı.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 May 2019 08:47:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/05/muglada-yeni-dogan-bebek-sayisi-azaldi_ba270.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayırseverden hastaneye EMG cihazı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/hayirseverden-hastaneye-emg-cihazi-9936</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/hayirseverden-hastaneye-emg-cihazi-9936</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Devlet Hastanesi’ne, adını açıklamak istemeyen bir hayırsever tarafından bağışlanan EMG cihazıyla, kas ve sinir hastaları çevre il ve ilçelere gitmekten kurtuldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yatağan Devlet Hastanesi’nin yeni hizmet binasının inşaatı sürerken mevcut hastanenin daha iyi hizmet verebilmesi için hayırseverlerin desteği sürüyor.</p>

<p>Son olarak adını açıklamak istemeyen bir hayırsever tarafından bağışla, hastanenin önemli eksikliklerinden biri olan Elektromiyografi (EMG) cihazı hastaneye kazandırıldı.</p>

<p>Vücuttaki sinirlerin ve kasların elektriksel yöntemlerle inceleyen EMG cihazı hakkında bilgi veren Yatağan Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Bülent Gökkuş, “Hastayı fazla rahatsız etmeyecek şiddette doğrusal elektrik akımı kullanılarak, sinirlerin elektrik iletme fonksiyonları ölçülür. Bunun için, parmaklara ve sinirlerin üzerindeki cilt bölgelerine düşük şiddette elektrik akımı uygulanır ve sinirin veya cildin başka bir yerinden bu akım bilgisayarlı aletlerle toplanarak ölçüm yapılır. Böylece sinirin sağlıklı fonksiyon yapıp yapmadığı anlaşılır” dedi.</p>

<p>Gökkuş, hayırsever vatandaşın 60 bin lira değerindeki EMG cihazının yanı sıra cerrahi ekipmanlar da bağışlayarak hastaneye önemli katkılar sağladığını belirterek, hayırsever vatandaşa teşekkür etti.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 May 2019 10:28:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/05/hayirseverden-hastaneye-emg-cihazi_da2d4.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MGC üyelerine Milas’ta da sağlık desteği!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/mgc-uyelerine-milasta-da-saglik-destegi-9870</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/mgc-uyelerine-milasta-da-saglik-destegi-9870</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında daha önce iki özel hastane ile üyelerine sağlık hizmetleri alanında indirim anlaşması yapan Muğla Gazeteciler Cemiyeti (MGC) yönetimi, benzer bir çalışmayı Milas’ta da hayata geçirdi. Milas’ta hizmet veren Özel İzan Sağlık Hastanesi yönetimi ile imzalanan protokol kapsamında cemiyet üyelerine ayakta veya yatarak görecekleri tedavilerinde yüzde 10 ve yüzde 20 indirim sağlanacak.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Muğla Gazeteciler Cemiyeti (MGC) ile Milas’ta faaliyet gösteren Özel İzan Sağlık Hastanesi arasında, cemiyet üyelerinin sağlık hizmetlerinden indirimli yararlanabilmesi amacıyla indirim protokolü imzalandı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Özel İzan Sağlık Hastanesi’nde gerçekleşen protokol töreninde MGC Yönetim Kurulu Üyesi Melih Kaşkar ve MGC Milas İlçe Temsilcisi Oktay Çayırlı, Özel İzan Sağlık Hastanesi Yönetim Kurulu üyeleri Hasan Özcan, Şevket Özcan ve Hastane Başhekimi Op. Dr. Z. İbrahim Özman yer aldı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yönetim kurulu adına protokolü imzalayan MGC Yönetim Kurulu üyesi Kaşkar, cemiyetin sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında yürüttüğü projelere bir yenisini daha eklemekten duyduğu mutluluğu dile getirerek, üye memnuniyetinin kendileri için çok önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Özel İzan Sağlık Hastanesi yönetimine teşekkür eden Melih Kaşkar, “Muğla Gazeteciler Cemiyeti yönetimi olarak daha önce Fethiye’de yer alan özel hastanelerde üyelerimize yönelik sağlık indirimi anlaşması yapmıştık. Bugün ise bir benzerini Milas’ta hayata geçirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Milas’ın ilk ve tek özel sağlık hastanesi olan Özel İzan Sağlık Hastanesi ile yaptığımız görüşmeler olumlu sonuçlanmış olup, üyelerimize ayakta ve yatarak görecekleri tedavilerin sonucunda belirli miktarlarda indirim yapılması çerçevesinde protokolümüzü imzaladık. Zor koşullarda görevlerini sürdüren basın mensuplarına yönelik katkı ve desteklerinden dolayı hastanemiz yönetimine teşekkür ediyor, imzalanan protokolün tüm üyelerimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Özel İzan Sağlık Hastanesi’nin 2007 yılından itibaren il ve ilçedeki binlerce hastaya hizmet veren tam donanımlı bir sağlık merkezi olduğunu belirten Başhekim Özman ise, Muğla Gazeteciler Cemiyeti’nin köklü bir meslek kuruluşu olduğunu ifade ederek, “Deneyimli tüm sağlık personeli ve diğer çalışanları hastalarımızın kısa zamanda sağlığına kavuşması için hasta odaklı, sürekli gelişen kalitesi, katılımcı yönetimi ve ekip ruhu içinde çalışması ile sağlık hizmeti sunan hastanemizde, zor şartlarda görev yapan basın mensuplarımıza ve yakınlarına sağlık hizmeti anlamında katkı sunmak bizler için gurur verici bir gelişme olmuştur. Genç bir yönetime sahip olan Muğla Gazeteciler Cemiyeti’ne ve kamuoyunun doğru bir şekilde haber alması için gece gündüz çalışan tüm basın mensuplarına çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Konuşmaların ardından düzenlenen protokol, MGC Yönetim Kurulu Üyesi Melih Kaşkar ve Özel İzan Sağlık Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Z. İbrahim Özman arasında imzalandı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">İmzalanan indirim protokolü ile sağlık güvencesi bulunan MGC üyesi basın mensupları ayakta ve yatarak gördükleri tedavilerden yüzde 10, sağlık güvencesi bulunmayan üyeler ise yüzde 20 indirimli faydalanacak. Anlaşma, üyelerin eş ve çocuklarını da kapsıyor.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Apr 2019 09:09:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/04/mgc-uyelerine-milasta-da-saglik-destegi_465c4.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüberküloz, en çok ölüme neden olan 10 hastalıktan biri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/tuberkuloz-en-cok-olume-neden-olan-10-hastaliktan-biri-9813</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/tuberkuloz-en-cok-olume-neden-olan-10-hastaliktan-biri-9813</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan İlçe Sağlık Müdürlüğü Tüberküloz Birimi, 24 Mart 2019 Dünya Tüberküloz Günü nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan İlçe Sağlık Müdürlüğü Tüberküloz Birimi, 24 Mart 2019 Dünya Tüberküloz Günü nedeniyle yazılı basın açıklaması yayınladı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>

<p class="MsoNoSpacing">“Verem, (tüberküloz) dünyada en çok ölüme neden olan 10 hastalıktan biri olmaya devam etmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Dünya’ da hala her yıl 10 milyondan fazla insan tüberküloza yakalanıyor ve her iki milyona yakın insan tüberkülozdan ölmeye devam ediyor.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Tüberküloz (verem); Mycobacteriumtuberculosis’in neden olduğu insandan insana hava yoluyla bulaşan, öncelikle akciğerlerde olmak üzere tüm organlarda görülebilen bulaşıcı bir hastalıktır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) açıkladığı verilere göre, tüm dünyada 2016 yılında 10.4milyon kişinin verem hastalığına yakalandığı ve 1.8 milyonun kişinin veremden öldüğü bilinmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Her ne kadar Global olarak TB’ye bağlı ölümler, 2000 ve 2016 yılları arasında %37 azalsa da özellikle Asya ve Afrika’da tanı ve tedavi imkânlarının yetersizliği hasta sayılarında ve ölümlerde artışa yol açmaktadır. Ölümler için iki önemli neden de HIV birlikteliği (AIDS hastalığı) ve ilaç dirençli hastalardır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Dünya da hastalık sıklığı yaklaşık 100.000 de 135 iken Türkiye ‘de bu oran 100.000 de 15 civarındadır. Türkiye’de yıllar içinde hasta sayıları düşmektedir (2005 yılında 20.535 iken 2015 yılında 12.772 olmuştur). Bu istikrarlı düşüş verem savaşı dispanser çalışanlarının özverili çabaları ile gerçekleşmektedir. TB hastalığı yoksullar, göçmenler, madenciler ve riskli ortamlarda çalışan ve yaşayan diğer kişiler yanında tütün ve alkol kullanımı, diyabet, HIV, immun direnç düşüklüğü gibi risk faktörlerine sahip kişilerde de daha çok görülmektedir. Verem hastalığının tedavisinde başarı oranımızın artırabilmemiz için bu gibi topluluklara ve hastalara yönelik sosyal ve ekonomik yardım sağlanması gereklidir. T.C Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Yardım bakanlığı arasında yapılan protokolle ihtiyacı olan hastalara sağlanmaya başlanan maddi katkı bu yönde atılmış çok önemli bir adım olmuştur.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Çok ilaca tüberküloz (ÇİD TB) , normal tüberküloz tedavisine göre çok daha fazla ilaçla, uzun süreli tedavisi ile çok daha maliyetli, yönetimi zordur. Dirençli tüberkülozun önlenmesi için halen yürütülmekte olan tüberküloz kontrol programının iyileştirilerek sürdürülmesi, bunun için verem savaş birimlerinin korunması burularda sertifikalı kalıcı sağlık çalışanlarının görevlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">İstanbul Türkiye’ de tüberkülozun en sık görüldüğü iller arasındadır. Tüberküloz hastalarımızın üçte biri, yabancı uyruklu hastaların ve ÇİD TB hastalarının yarısı İstanbul’da bulunmaktadır. Fakat yürütülen mücadele ile hastalık sıklığı 2005 yılında 100.000’de 55.9’dan 2015 yılında 27.8’e düşürülmüştür.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Dünya sağlık örgütünün açıkladığı ‘The end TB’ programa göre tüberküloz kontrolünde kamu ile birlikte çalışacak sivil toplum örgütleri ile işbirliği temel bir ilkedir. Osmanlı döneminden beri verem mücadelesinde çalışan derneklerimiz hastalığın ülkemizde ve dünyada tamamen yok edilmesine kadar çalışmalarını güçlendirerek sürdürmekte kararlıdır.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 26 Mar 2019 09:03:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/03/tuberkuloz_en_cok_olume_neden_olan_10_hastaliktan_biri_h9813_0974e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MTO, 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/mto-14-mart-tip-bayramini-kutladi-9792</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/mto-14-mart-tip-bayramini-kutladi-9792</guid>
                <description><![CDATA[Muğla Tabip Odası, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yazılı basın açıklaması yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Muğla Tabip Odası, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yayınladığı yazılı basın açıklamasında, şu ifadelere yer verildi:</p>

<p class="MsoNoSpacing">“14 Mart, hekimlerin kendilerinin özel sorunları kadar memleket sorunlarını da dert ettikleri, memleketin sorunlarıyla hekimlik sorunlarının birbirinden ayrılmaz bir bütün olduklarını fark ettikleri bir tarihin de yıldönümüdür.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Sağlıklı ve mutlu bir yaşamın ancak özgür ve bağımsız bir ülkede gerçekleşebileceğini en iyi bilen meslek grubu olduğu için hekimlerin bilimsel öğretileri bu doğrultudadır. Türk Tabipleri Birliği sağlığın fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik hali olduğunu hep akılda tutarak bu koşulların oluşturulmasını talep etmekte ve bu taleplerin karşılanması için mücadele etmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yoksulluğun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderek arttığı, sağlık harcamalarının ise halkın sağlığının korunması ve geliştirilmesi, sağlık emekçilerinin yaşam ve geçim koşullarının iyileştirilmesi için değil piyasanın ihtiyaçları için yapıldığı bir dönemdeyiz.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Ekonomik krizin giderek derinleştiği ve başta yoksullar olmak üzere toplumun tamamını etkiler hale geldiği bir dönemde işsizlikle boğuşan ve yoksulluk sınırının altında yaşam sürmekte olan yurttaşlar, sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunda SGK tarafından alınan katkı katılım paylarını ödemek zorunda bırakılmaktadırlar.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Diğer yandan üniversite hastaneleri başta olmak üzere kamu ve özel birçok hastane finansal sıkıntı yaşamakta ve faaliyetlerini sürdürmekte zorlanmaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bugün için nitelikli ve komplike sağlık hizmetlerinin büyük kısmını veren üniversite hastanelerinde, “yeter artık, ilaç ve tıbbi malzeme borçlarımızı ödeyemiyoruz, birçok önemli ameliyatı da yapamayacak duruma geldik’’ haykırışlarını duymayan kalmadı. Bu durum sadece sağlık hizmetinin kalitesini ve gelişimini değil; bilimsel araştırmaları, tıp ve uzmanlık eğitimini de olumsuz etkilemektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Koruyucu sağlık hizmetlerinden uzaklaşıldı</span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing">13 Aralık 2010 tarihinde tüm Türkiye’de uygulanmaya başlanan aile hekimliği sistemi bireysel ve toplumsal sağlık hizmetini birbirinden ayırarak birinci basamak sağlık hizmetlerini parçalı hale getirmiştir. Bölge tabanlı değil aile hekimine kayıtlı nüfusa dayalı sağlık hizmetinin verildiği, performans sistemi üzerinden sözleşmeli çalışmanın dayatıldığı, aile hekimlerinin polikliniklere hapsedildiği bu sistemde, koruyucu sağlık hizmetlerinden uzaklaşılmakta ve sorunlar her geçen gün artmaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Suların, toprağın, denizlerin, havanın kirlendiği, balıkların etinden mikroplastiklerin çıktığı, bebeklik çağından çıkar çıkmaz ergenlik yaşamaya başlayan, obez çocukların sayısının arttığı pek çok sorun çözülmeyi bekliyor. Bilgisizlik, ihmaller büyük kazalara, iş cinayetlerine neden olmaya devam ediyor. Aşı reddi sayıları ve buna bağlı olarak kızamık vakaları sayıları artıyor. Kısaca, yanlış politikalar sağlığın tüm bileşenlerine zarar veriyor.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Sağlıkta şiddet artmaya devam ediyor</span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing">Bugün ülkemizde sağlıksızlık üreten piyasacı sağlık politikaları, sağlıkta dönüşüm programı ve performans sistemi sağlıkta şiddet üretmiş ve sağlık hizmeti alanlarla sunanları karşı karşıya getirmiş, sağlıkta şiddeti arttırmıştır. Öyle ki her gün onlarca sağlık çalışanı şiddete uğramakta ve hatta sağlıkta şiddet can almaktadır. ilimizde de geçtiğimiz günlerde 2 hafta ara ile Datça ve Yatağan ilçelerinde 2 hekim arkadaşımız şiddete uğramıştır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Türk Tabipleri Birliği uzun yıllardır sağlıkta şiddete yönelik büyük bir mücadelenin içerisindedir. “Sağlıkta Şiddet Yasası”nın Meclis’te yasalaşması için yoğun çabalar harcamış ve ne yazık ki çok sayıda meslektaşımızı sağlıkta şiddet nedeniyle kaybetmemize rağmen siyasal iktidar önerdiğimiz yasal düzenlemeyi yapmamıştır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bizler; iyi hekimlik değerlerimizle, mesleki haklarımız ve halkın eşit, parasız, nitelikli sağlık hakkı için mücadelemizi sürdürüyoruz. 14 Mart’ ın 100. Yıldönümünde mesleğimizi özgür, laik, demokratik bir ülkede; güvenli ve mutlu bir şekilde yapabilme umuduyla, 100 yıl önceki heyecanımızı koruyarak tüm meslektaşlarımızın ve sağlık emekçilerinin Tıp Bayramını kutluyoruz.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Mar 2019 08:54:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/03/mto-14-mart-tip-bayramini-kutladi_9fd55.png"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta şiddete Tabip Odası’ndan tepki</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/saglikta-siddete-tabip-odasindan-tepki-9779</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/saglikta-siddete-tabip-odasindan-tepki-9779</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Devlet Hastanesi’nde yaşanan bir olayda güvenlik görevlisinin darp edilmesi ve doktorun sözlü saldırıya uğraması nedeniyle Muğla Tabip Odası basın açıklaması yaparak olaya tepki gösterdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan Devlet Hastanesi’ne gelen bir vatandaşın, Acil Serviste görevli doktordan asılsız rapor istemesinin ardından doktorun talebi geri çevirmesiyle doktora sözlü saldırıda bulunması ve sonrasında müdahalede bulunan güvenlik görevlisine fiili saldırıda bulunması ilçede şok etkisi yarattı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yaşanan olaya tepki gösteren Muğla Tabip Odası, Yatağan Devlet Hastanesi önünde basın açıklaması yaparak benzer olayın artık yaşanmamasını dilediler.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Açıklamaya, Yatağan Devlet Hastanesi Başhekimi Bülent Gökkuş, CHP Yatağan Belediye Başkan Adayı Halil Arslan, CHP İlçe Başkanı Mehmet Kemiksiz, Vatan Partisi İlçe Başkanı Recep Helvacı, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de destek verdi.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Olayın mağdurlarına geçmiş olsun dileklerini ileten Muğla Tabip Odası temsilcisi, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:<br />
“Beyaz kod çağrısıyla şikayetçi olunan saldırgan ise gözaltı muayenesi için acil servise getirildiğinde çalışanları tekrar tehdit etme cesaretini kendinde bulmuştur. Şu an ise denetimli serbestlik ile bırakılmıştır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Ülke politikalarında üst seviyede egemen olan güvenlikçi anlayış, konu sağlıkta şiddete gelince birden bağışlayıcı ve vurdumduymaz hal almaktadır. Bu da sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti artıran unsurlardan biridir. Çünkü şiddeti uygulayan cezalandırılmayacağını ya da önemli bir yaptırımla karşılaşmayacağını düşünmektedir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete hoşgörü gösterilmeyeceği, şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleşmesi önleyicilik açısından çok önemlidir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Biliyorsunuz yıllardır TTB sağlıkta artan şiddetin önlenmesi, nedenleri ve çözüm önerileri için mücadele vermektedir. Sağlıkta Şiddet Yasası’nın çıkarılması için günlerce basın açıklamaları ve nöbet eylemleri yaptık, görüşmelerde bulunduk. Sonuçta şiddet yasası çıkardık dediler ama ortaya bir torba yasa içinde sunulan talep edilen caydırıcı önlemleri ve yasal düzenlemeleri barındırmayan bir yasa çıkarıldı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Öyle ki ilimizde Datça’da bu saldırıdan sadece 2 hafta önce yine bir doktorun saldırıya uğraması da saldırıların sıklığını göstermektedir. Peki, bu saldırıların görünür kılınması ve önlem alınması, faillerin ceza alması için illa ölmemiz mi gerekiyor.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bugün sağlıkta dönüşüm politikaları sonucu kışkırtılmış sağlık talebinin karşılanmasındaki aksaklıklar sağlık çalışanları, hizmet sunucularının üzerine atılan bir dil kullanılmakta hasta ve sağlık çalışanları karşı karşıya getirilmektedir. Özellikle acil servisler bu yoğunluktan etkilenmekte ve ilaç yazdırmaktan, asılsız istirahat raporları gibi hizmet amacının dışındaki pek çok başvuruyu da gerçek acil hastalardan ayırmak zorunda kalmaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Ülkemizde kadınlar her gün öldürülüyor erkek failler tarafından şiddete uğruyor yine erkek adaleti ile serbest bırakılıyor. 1 ay içinde saldırıya uğrayan 2 kadın hekim arkadaşımıza ayrıca geçmiş olsun diyor ve faillerin cezasız kalmamasını talep ediyoruz.</p>

<p class="MsoNoSpacing">14 Mart’ın 100. yıldönümü yaklaşırken, sağlıkta şiddet ikliminin beslendiği koşulları açıklamaya, barışçıl ve huzurlu bir sağlık ortamı için gerekenleri talep etmeye, yetkiyi elinde bulunduranları sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye ve işbirliğine çağırmaya devam edeceğiz.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2019 09:26:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/03/saglikta-siddete-tabip-odasindan-tepki_5b641.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yatağan 112’ye tam donanımlı yeni ambulans</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/yatagan-112ye-tam-donanimli-yeni-ambulans-9772</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/yatagan-112ye-tam-donanimli-yeni-ambulans-9772</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan ilçesindeki 1 numaralı Acil Sağlık Hizmetlerinde görevlendirilmek üzere gönderilen yeni ambulans için teslim töreni düzenlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Sağlık Müdürlüğü tarafından Yatağan ilçesindeki 1 numaralı Acil Sağlık Hizmetlerinde görevlendirilmek üzere tahsis edilen yaklaşık 500 bin lira değerindeki tam donanımlı ambulans için teslim töreni düzenlendi.</p>

<p>Törene, İl Sağlık Müdürü İskender Gencer, İlçe Sağlık Müdürü Fırat Yazıcı, AK Parti İlçe Başkanı Ali Tekin, Devlet Hastanesi Başhekimi Bülent Gökkuş, AK Parti Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Nil Hıdır, AK Parti Yatağan Belediye Başkan Adayı Mustafa Toksöz ve sağlık personelleri katıldı.</p>

<p>Burada konuşan, Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Nil Hıdır ve Yatağan Belediye Başkan Adayı Mustafa Toksöz, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden ambulans şoförü Alper Geriz’e rahmet dileyerek taziyelerini ilettiler.</p>

<p>Aracın Yatağan’a hayırlı olmasını dileyen Hıdır ve Toksöz, Yatağan’da yeni bir ambulansın daha görevlendirilmesi talebinde bulundular.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2019 09:06:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/03/yatagan_112ye_tam_donanimli_yeni_ambulans_h9772_a49d4.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanserli hücrelerin en önemli düşmanı, zeytinyağındaki oleuropein</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/kanserli-hucrelerin-en-onemli-dusmani-zeytinyagindaki-oleuropein-9754</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/kanserli-hucrelerin-en-onemli-dusmani-zeytinyagindaki-oleuropein-9754</guid>
                <description><![CDATA[Butik Zeytin ve Zeytinyağı Üreticileri Derneği Başkanı ve Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Atilla Totoş, zeytinyağında bulunan oleuropein molekülünün dokuya girdiğinde mantar, bakteri ve virüsleri öldürürken kanserli hücreleri de öldürdüğünü ileri sürdü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Butik Zeytin ve Zeytinyağı Üreticileri Derneği Başkanı ve Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Atilla Totoş, yaptığı açıklamada, oleuropeinin zeytinyağında bulunan şifalı bir molekül olduğunu söyledi.</p>

<p>Zeytin ağacının ölümsüzlüğünü oleuropeine borçlu olduğunu da belirten Totoş, “Oleuropein, zeytinyağının önemini anlatan moleküldür. Oleuropeinin antibakteriyel, antifungal ve antiviral özelliği vardır. Uzmanlar, dünyadaki akıllı molekülün oleuropein olduğunu belirtiyor. Dokuya girdiğinde mantarları, bakterileri ve virüsleri öldürürken kanserli hücreleri de öldürüyor. Hatta vücutta sağlıklı hücreler zaman zaman dokudan kopup başka bir yere transfer olduklarında onun yer değiştiren ve sağlıklı bir hücre olması oleuropein için önemsiz çünkü onu da yok ediyor. Aynı zamanda DNA hasarlarını ortadan kaldırılmasında ve vücuttaki onarımında da yeri olduğu söyleniyor. İşte bu çok güçlü bir molekül” dedi.</p>

<p>Totoş, zerdeçal ile ilgili bilinmeyen bir gerçeği de açıklayarak, “Katıldığım bir kongrede yapılan sunumda, yüksek miktarda curcumin yani zerdeçal verilen farelerde bağırsaklarda 1 miligram dahi curcumin özü kalmadığı ortaya çıktı. Bunu artırabilmek için nano partikül madde haline getirilen curcuminin etrafı yağla kaplandı ve bağırsaktan emilmesi sağlandı. Bu yapıldığında istenilen dozda curcumin vücuda verilmiş oldu. Burada beklenen, sağlıklı hücrenin bundan etkilenmemesi ve kötü huylu hücreleri yok edilmesiydi. Zerdeçal özü, kötü huylu hücreleri yok ederken sağlıklı hücreleri de öldürdü. Bu yüzden zerdeçalı ilaç halinde kullanmayı düşünmeyin. Ortalıktaki soru işaretleri yok olana kadar ilaç halindeki curcuminden kendinizi koruyunuz. Ama baharat olarak kullanabilirsiniz” diye konuştu.</p>

<p>Zeytin ve yağına acılık tadını verenin oleuropein olduğunu vurgulayan Totoş, şöyle konuştu:<br />
“Zeytine acılık tadını veren oleuropeindir. Bu molekülün, vücutta sağlıklı hücreye hiçbir zarar vermediği bilgisine ulaşıldı. Yapılan çalışmalarda, bir damla yüksek polifenollü zeytinyağı damlatıldığında hastalıklı hücreleri hücre duvarları patladı, sağlıklı hücrelerde hiçbir etkisi olmadığı görüldü. Zeytinyağını mucize olarak adlandırmamıza sebep olan yağ molekülleri değil, bu polifenollerdir diyoruz. Eğer iyi bir zeytinyağı tüketicisiyseniz, acılığı ve yakarlığı olan duyusal analizden geçtiğini gösterir belgeleri size sunabilen ve polifenol tahlili yaptırmış üreticilere bakın. Asitlik, bizim için çok önemli bir değer değil. Tek başına çok büyük anlamlar ifade etmiyor. Ama total polifenol sayısı tüketiciler için çok önemlidir. Sağlığımızı yağ moleküllerine borçluyuz ama sağlıklı yağları polifenollere borçluyuz.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 01 Mar 2019 09:04:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/03/kanserli-hucrelerin-en-onemli-dusmani-zeytinyagindaki-oleuropein_49e7a.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gezici mamografi aracında meme kanseri taraması</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/gezici-mamografi-aracinda-meme-kanseri-taramasi-9726</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/gezici-mamografi-aracinda-meme-kanseri-taramasi-9726</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından Yatağan ilçesine gönderilen gezici mamografi aracı, hizmet vermeye başladı. Ücretsiz mamografi çeken aracın Cuma gününe kadar Yatağan’da olacağı bildirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı tarafından Yatağan ilçesine gönderilen gezici mamografi aracı, Mahmut Yanar İlçe Sağlık Müdürlüğü bahçesinde hizmet vermeye başladı.</p>

<p>İlçe Sağlık Müdürü Dr. Fırat Yazıcı, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Meme kanseri, ülkemizdeki kadınlarda en sık görülen kanserdir. Erken evrede tespit edilmesi mümkün olan bu kanser ile mücadelede Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanlığı tarafından kanser taramaları kapsamında 40-69 yaş arası kadınlara mamografi çekimi yapılmaktadır. Bu kapsamda bakanlık tarafından ilçemizde görevlendirilen gezici mamografi aracı, 18-22 Şubat tarihleri arasında Mahmut Yanar İlçe Sağlık Müdürlüğü bahçesinde ücretsiz olarak çekim yapmaktadır” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Feb 2019 16:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/02/gezici_mamografi_aracinda_meme_kanseri_taramasi_h9726_2900d.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rahim Ağzı Kanseri için farkındalık oluşturuyorlar</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/rahim-agzi-kanseri-icin-farkindalik-olusturuyorlar-9674</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/rahim-agzi-kanseri-icin-farkindalik-olusturuyorlar-9674</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü ekipleri, Devlet Hastanesi’nde kurdukları stantla vatandaşları rahim ağzı kanseri hakkında bilgilendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yatağan Devlet Hastanesindeki stantta rahim ağzı kanseri ile ilgili bilgi veren Yatağan Sağlık Müdürlüğü personelleri, kanser taramaları için 30-65 yaş arası kadınların mutlaka taramalarını yaptırması gerektiği ve bunun için kayıtlı oldukları aile hekimi ya da Mahmut Yanar İlçe Sağlık Müdürlüğüne başvuru yapmaları önerildi.</p>

<p>Rahim ağzı kanseri ile ilgili bilgiler veren İlçe Sağlık Müdürü Dr. Fırat Yazıcı, “Rahim ağzı kanseri ancak HPV veya Pap Smear testi yapılarak erken tanısı konulabilir, önlenebilir ve erken tedavi edilebilir. HPV testi,jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından numune alınarak yapılan ağrısız ve basit bir işlemdir. Her kadın rahim ağzı kanser taramasını yaptırmalıdır. Sigara kullanıyorsanız, adet arası ve cinsel ilişkiden sonra lekelenme şeklinde kanamalarınız oluyorsa, sürekli olarak sarı renkte veya kirli akıntınız varsa, Menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan herhangi bir kanamanız varsa bu testin önemi artmaktadır. Unutmayın HPV testi ile rahim ağzı kanseri 10-15 yıl öncesinden yakalanabilmektedir.5 yılda bir yaptırılan HPV testi rahim ağzı kanserinden korunmak için en iyi yöntemdir. İlçe Sağlık Müdürlüğümüzde ve diğer sağlık kuruluşlarında ücretsiz olarak taramanızı yaptırabilirsiniz” diye konuştu.</p>

<p>Etkinliğe, Yatağan Devlet Hastanesi Başhekimi Bülent Gökkuş da destek verdi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Jan 2019 09:29:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/01/rahim-agzi-kanseri-icin-farkindalik-olusturuyorlar_74a9a.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni hastane yılbaşına yetişecek!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/yeni-hastane-yilbasina-yetisecek-9663</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/yeni-hastane-yilbasina-yetisecek-9663</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Kaymakamı Hayrettin Çiçek ve AK Parti İlçe Başkanı Ali Tekin, yapımı süren Yatağan Devlet Hastanesi’nin inşaatında incelemelerde bulundular. Yüzde 10’u tamamlanan inşaatın 2019 yılının sonunda tamamlanması planlanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Yatağan Kaymakamı Hayrettin Çiçek, beraberinde AK Parti İlçe Başkanı Ali Tekin ve Hastane Başhekimi Bülent Gökkuş ile Yatağan’a kazandırılacak yeni devlet hastanesinin inşaatında incelemelerde bulundu.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Heyet, 42 milyon liraya yüklenici firmayla sözleşmesi yapılan ve inşaatı süren 118 yataklı devlet hastanesi inşaatını gezerek yüklenici firma yetkililerinden çalışmalar hakkında bilgi aldı.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Çiçek, hastane inşaatında da her şeyin plan dahilinde ilerlediğini kaydederek, “Yetkililerin aktardığına göre, bu yılın ağustos ayında tamamlanması planlanan hastanemizin, kapalı otoparkla ilgili düzenleme nedeniyle aralık ayına sarktı. Buna müteakip çok kısa süre içerisinde de halkımızın hizmetine sunulmuş olacak. Bunlar çok büyük yatırımlar. Hastane inşaatı için 42 milyon lira harcanacak. Tamamlandığında ilçemiz ve bölgemiz için önemli bir hizmet olacak” dedi.</p>

<p class="MsoNoSpacing">AK Parti İlçe Başkanı Tekin ise, Yatağan için tarihi günler yaşadıklarını belirterek ilçeye önemli hizmetler kazandırmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Tekin, Yatağan’ın hak ettiği yere ulaşması için çok çalışmaları gerektiğinin farkında olduklarını kaydederek, “Müteahhitler tarafından hızlı bir şekilde yapılan güzel yatırımları gördükçe Yatağan adına çok büyük mutluluk duyuyoruz. Çünkü Yatağan’ın hastanesi elzem bir ihtiyaçtı. Yatağan’a yeni bir hastane yapılması için uzun zamandır takipteydik. Dönemin milletvekilleri, il başkanımız ve kaymakamımızın birer Yatağanlı gibi konuyu takip etmesi ve ihalesinin bir an önce gerçekleştirilmiştir. İhaleler bu işlerde tecrübeleri firmalara verilmiş ve çalışmalara hızlı bir şekilde sürmektedir” dedi.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Jan 2019 09:26:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/01/yeni-hastane-yilbasina-yetisecek_383b4.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yatağan Halk Sağlığı Müdürlüğü’nden rahim ağzı kanseri semineri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/yatagan-halk-sagligi-mudurlugunden-rahim-agzi-kanseri-semineri-9650</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/yatagan-halk-sagligi-mudurlugunden-rahim-agzi-kanseri-semineri-9650</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından Halk Eğitim Merkezi’nin kadın kursiyerlerine yönelik rahim ağzı kanseri hakkında bilgi verildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yatağan Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından 1-31 Ocak Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nün kadın kursiyerlerine yönelik rahim ağzı kanseri hakkında bilgi verildi.</p>

<p>Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nün toplantı salonunda gerçekleştirilen seminerde, Ebe Dilek Yılmaz tarafından kadınlara rahim ağzı kanseri hakkında bilgi verilirken kanserin erken tanısının önemi anlatıldı.</p>

<p>Yılmaz, burada yaptığı konuşmada, “Rahim ağzı doğum sırasında genişleyerek bebeğin çıkmasını sağlayan kısımdır. Rahim ağzı kanseri, b bölgede bulunan hücrelerin kanserleşmesidir. Rahim ağzı kanseri ancak HPV veya PAP SMEAR Testi yapılarak erken tanısı konulabilir, önlenebilir ve erken tedavi edilebilir. HPV testi ile rahim ağzı kanseri 10-15 yıl öncesinden yakalanabilmektedir. 5 yılda bir yaptırılan HPV Testi rahim ağzı kanserinden korunmak için en iyi yöntemdir. 30-65 yaş aralığındaki kadınlar HPV Testi için KETEM veya aile hekimlerine başvurabilir” diye konuştu.</p>

<p>Seminere, İlçe Sağlık Müdürü Fırat Yazıcı da katıldı.</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Jan 2019 09:41:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/01/yatagan-halk-sagligi-mudurlugunden-rahim-agzi-kanseri-semineri_da603.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuğunuza balık yağı değil, zeytinyağı içirin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/cocugunuza-balik-yagi-degil-zeytinyagi-icirin-9645</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/cocugunuza-balik-yagi-degil-zeytinyagi-icirin-9645</guid>
                <description><![CDATA[Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Butik Zeytin ve Zeytinyağcılar Derneği Başkanı Eczacı Atilla Totoş, çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimine katkı sağladığı ileri sürülerek çocuklara içirilen balık yağının yerine zeytinyağı içirilmesi gerektiğini ileri sürdü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Butik Zeytin ve Zeytinyağcılar Derneği Başkanı Eczacı Atilla Totoş, son yıllarda çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimine katkı sağladığına inanıldığı için kullanılan balık yağının, oleik asit açısından zeytinyağından çok az değerlere sahip olduğunu bildirdi.</p>

<p>Tekli doymamış yağ asidi olarak yüksek tansiyon riskini azalttığı, kolesterolü dengeleyerek kalp ve damar hastalıklarına karşı koruma sağladığı yapılan araştırmalarla tespit edilen oleik asidin, şeker hastalarının insülin ihtiyacını azaltmakta ve kanser türlerine karşı koruyucu etki yaptığını kaydeden Totoş, “Besin zincirindeki yağların yerini bilmek gerekiyor. Oleik asit, diğer yağlara oranla bozulmaya karşı dirençli olduğu için çok kıymetlidir. Bu yağ molekülü, zeytinde yüzde 85’e kadar çıkarken ayçiçek yağında yüzde 60’a kadar, soya ve mısırözü yağında ise yüzde 50’ye kadar çıkabiliyor. Eğer yağların önemi oleik aside göre olsaydı badem yağında yüzde 75’e, fındık yağında ise yüzde 77’ye kadar oleik asit oranı yükselebiliyor. En meşhur yağ kaynaklarımızdan birisi de balık yağıdır. Balık yağını da bu açıdan değerlendirdiğimizde bizim kara sularımızda yetişen bir balığın yüzde 12 oleik asit içerdiğini, Atlantik Okyanusu’ndaki ringa balığının yüzde 13, Pasifik Okyanusu’nda yetişen ringa balığının ise yüzde 23’e yakın oleik asit içerdiğini görüyoruz” dedi.</p>

<p>Totoş, insanoğlunun oleik asitten olabildiğince doğal yollarla faydalanması gerektiğini kaydederek, “Oleik asit önemli çok önemli bir yağ molekülüdür. Eğer oleik asit, yağ rafinasyon işlemi görmediyse bu bizim hücrelerimizin üç ayda bir yıkılıp yeniden yapılması sürecinde esnek ve güçlü hücre zarı yapılmasına son derece katkı veren bir yağ molekülü olarak karşımıza çıkıyor. Zeytinyağının önemini anlatırken sahaya baktığımızda eczanelerde en çok satılması gereken yağ zeytinyağı olması gerekirken balık yağı olduğunu görüyoruz. “Balık yağının oleik asit oranı düşükken neden balık yağı tercih ediliyor?” diye baktığımızda içindeki farklı yağ moleküllerinin farkı ortaya çıkarken, balık yağının sıkımında yüksek ısı gördüğümüzü sonrasında ise rafinasyon işlemi sırasında değişik kimyasal ve distinasyon dediğimiz özel bir yöntemle tekrar ısıl işlem gördüğünü ve defalarca üzerinde oynanan bir yağ olduğunu gördük. Zeytinyağı böyle bir yağ değil. Zeytinyağının soğuk sıkımı sırasında görebileceği en yüksek sıcaklık 25 derece iken balık yağı sıkılırken 100 derecede işlem görmek zorundadır. Balık yağı daha sonra farklı ışıl işlemler ve kimyasallara maruz kalırken zeytinyağı bunlardan etkilenmemektedir” diye konuştu.</p>

<p>Zeytinyağının balık yağından daha yollarla tüketiciye ulaştığını anlatan Totoş, şunları söyledi:</p>

<p>“Besin zinciriyle gelen nano plastiklerin ve denizlerin kirlenmesinin dünyanın gidişatını olumsuz etkilediğini biliyoruz. Bu kadar kirli denizlerden saf ve kaliteli ürün elde etmek çok iyi bir rafinasyon gerektiriyor. Türkiye’deki zeytin bölgelerinin çoğu kimyasallardan uzaktır. Hızla organik üretin belgesi alabilecek, dağlarda ve ulaşılması güç yerlerde zeytinlerimiz var. Bizler sağlıklı bir toplum olmak ve çocuklarımızı sağlıklı bir şekilde geleceğe hazırlayabilmek için hekim tavsiyesi olmadan bir yağ kullanılıyorsa, bu iyi bir zeytinyağı olmalıdır. Butik Zeytin ve Zeytinyağı Üreticileri Derneği’nin üyelerinin ve Zeytindostu Derneği’nin yarışmasında ödül kazanmış yağlar güvenle içebileceğiniz yağlardır. Ülkemizin değerlerini yüceltip hak ettiği yere taşımamız gerekiyor. Bu yüzden zeytinyağını diğer yağlardan ayırın. Uzmanların da önerdiği gibi çocuklarınıza sabahları zeytinyağı içirin, hem daha sağlıklı hem de daha zeki bir gelecek için bu altın bir anahtardır.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Jan 2019 10:30:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/01/cocugunuza-balik-yagi-degil-zeytinyagi-icirin_43a8b.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bağımlılığa dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/bagimliliga-dikkat-9638</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/bagimliliga-dikkat-9638</guid>
                <description><![CDATA[Yatağan Sağlık Müdürlüğü, bağımlılıkla ilgili bir basın açıklaması yayınladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bağımlılık;</span></strong> Bir maddenin yaşamı, sağlığı olumsuz etkilemesine ve kullanmaya başladıktan sonra kişinin kendisini durduramamasına neden olmaktadır. Bu duruma bağımlılık denir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Bağımlılık</span></em> bir beyin hastalığı olup, mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><a href="https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nedir#collapse_0"><span style="text-decoration:none"><span style="text-underline:none">BAĞIMLILIK, NEDENLERİ NELERDİR?</span></span></a></p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılığın davranışsal, sosyal, biyolojik ve genetik nedenleri vardır; ancak hiçbir neden bağımlılığı tek başına açıklamaya yeterli değildir. Madde kullanımının bağımlılığa dönüşmesinde birçok etken olmasına rağmen, temelde biyolojik bir süreçtir. Kişinin ruhsal özellikleri, genetik yatkınlık, çevresel faktörler, maddeye ulaşılabilirlik, aile yapısı, toplumsal çevre ve kültürel özellikler kişinin madde kullanmaya başlaması ve bağımlılığa dönüşmesinde en önemli etkenlerdir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><a href="https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nedir#collapse_40"><span style="text-decoration:none"><span style="text-underline:none">KİMLER MADDE BAĞIMLISI OLUR?</span></span></a></p>

<p class="MsoNoSpacing">Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki, madde kullanan herkes için bağımlı hale gelme riski vardır. Kullanımı emniyetli bir madde yoktur. Bununla birlikte dürtüsel, yenilik arayışı içinde olan, kolayca risk alan, aile yapısı bozuk, ihmal edilmiş ergenler, stresle başa çıkma yöntemi olarak madde kullanan ve genetik yatkınlığı olan bireyler çok daha büyük risk altındadırlar.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><a href="https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nedir#collapse_1"><span style="text-decoration:none"><span style="text-underline:none">BAĞIMLILIK NASIL GELİŞİR?</span></span></a></p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılığa giden yolda kişiler çeşitli aşamalardan geçerler.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Deneme</p>

<p class="MsoNoSpacing">Sosyal kullanım</p>

<p class="MsoNoSpacing">Kötüye kullanım</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılık (Kullanım bozukluğu)</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılık gelişme riski kullanılan madde cinsine, maddenin saflığına, kullanılan kişinin fiziksel ve ruhsal yapısına göre değişiklikler göstermektedir.<br />
Bağımlılığın başlamasıyla birlikte kısır bir döngüye girilir ve tek çare hastalığın tedavi edilmesidir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><a href="https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nedir#collapse_2"><span style="text-decoration:none"><span style="text-underline:none">BAĞIMLILIĞIN BAŞLAMA YAŞI KAÇTIR?</span></span></a></p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılığın başlangıç yaşı ile İlgili birçok ülkede birçok istatistiksel yöntem kullanılarak yapılan çalışmalar vardır. Türkiye'de 2003 yılında farklı coğrafi bölgelerden seçilen 6 ilde öğrenime devam eden 16 yaş gençler arasında madde kullanım profili ve sıklığını araştırmayı hedefleyen ESPAD çalışması sonuçları, bağımlılık yaşının düştüğüne işaret etmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><a href="https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nedir#collapse_5"><span style="text-decoration:none"><span style="text-underline:none">BAĞIMLILIK YAPAN MADDELER NELERDİR?</span></span></a></p>

<p class="MsoNoSpacing">Sonunda ödül olan her şey bağımlılık yapabilir. Eğer bunu sadece maddeye indirgememiz gerekirse, yeni maddeden ziyade, yeni ulaşılabilir madde dememiz daha doğru olur. Bugüne kadar tanımlanmış maddeleri kabaca sıralamak gerekirse bunlar tütün, alkol, ecstasy, esrar, eroin, kokain, bonzai, içe çekilen maddeler (bali, uhu, benzin, boya sökücüler, eter, halotan v.s.), LSD, GHB, bazı mantar türleri, ketamin, anabolik steroidler, metamfetamindir. Son yıllarda esrarın kimyasal türevleri olan ve rutin toksikoloji tetkikleri ile henüz tespit edilemeyen, maddeler de kullanılmaya başlanmıştır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Fakat günümüzde gittikçe artan bir bağımlılık türü de internet bağımlılığıdır. Özellikle ergen ve genç yetişkinler arasında oldukça yaygın görülmeye başlanmıştır. Bahis ve kumar eskiden beri var olan bağımlılık çeşitleri iken, buna çevrimiçi bahis oynama da eklenmiştir. Buna ek olarak bilgisayar oyunları, internet bağımlılığı, sanal alışveriş bağımlılığı da tedavi edilmesi gereken bağımlılık türlerini oluşturmaktadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><a href="https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nedir#collapse_7"><span style="text-decoration:none"><span style="text-underline:none">BAĞIMLI OLAN KİŞİYE NASIL DAVRANMALI?</span></span></a></p>

<p class="MsoNoSpacing">Alkol ya da madde bağımlılığı kişi için olduğu kadar yakınları içinde oldukça zor bir hastalıktır. Kişinin aile, iş ve sosyal hayatı gibi pek çok alanda sorun yaşamasına sebep olduğu için aileleri olarak nasıl davranmamız konusunda bilgilenmemiz onlarla daha sağlıklı ilişkiler kurmamızı sağlayacaktır.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">NASIL İLETİŞİM KURMALISINIZ?</span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing">•Onu anladığınızı hissettirin…<br />
•Suçluluk hissi yaratacak cümleler kurmak alkol madde kullanım döngüsünü devam ettirir.<br />
•Affedici olun. Yaptığı hatalar olabilir, sadece davranışlarını ve yaptıklarını onaylamadığınızı unutmayın.<br />
•Öğüt verici konuşmalardan kaçının.<br />
•İyi bir dinleyici olun. Alkol- madde kullanım sebeplerini anlamaya ve çözmesine yardımcı olmaya çalışın.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılık bir anda gelişen bir durum değildir. Genellikle kişi kullandığı maddeyi birkaç defa dener sonrasında kontrol edebileceğini düşünerek düzenli kullanmaya başlar.<br />
Bağımlılığın ne kadar zaman sonra gelişeceğine dair net bir bilgi bulunmamaktadır. Bu durum kişinin kullandığı maddenin türüne, maddenin saflığına, kullanım sıklığına, miktarına ve kişinin fiziksel ve ruhsal yapısına göre değişmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılık düzelir ama iyileşmez. Kişinin yaşamı boyunca alkol ya da maddeden uzak durması gerekir. Aksitakdirde tekrar kullanım sonrasında bağımlılık sorunu nükseder ve sorunlar yeniden yaşanmaya başlar.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlı olmanın iradeyle bir ilgisi yoktur. Kimse bağımlı olmak için madde kullanmaya başlamaz, “bir kere denemekle bir şey olmaz.”diyerek başlar. Unutmayın, herkes bağımlı olabilir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılık iyileşebilen bir beyin hastalığıdır. Bağımlı kişiler alkol-madde kullanımını sonlandırmak için destek almalı ve tedavi görmelidir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">TEDAVİ SONRASI NASIL DAVRANMALIYIM?</span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılık bir aile hastalığıdır. Sadece kişinin kendisini değil tüm aileyi etkilemektedir. Bağımlılık tedavisi üçayaklı bir tedavi olması sebebiyle sizlerin de tedavide etkin bir rolü bulunmaktadır. Hem hastanedeki yatış süreci hem de taburculuk sonrası dönemde aileye önemli görevler düşmektedir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">SORUMLULUK VERİN</span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlı kişiler genellikle hayatlarında sorumluluk almaktan kaçınırlar. Kişiler alkol veya madde kullanımı sebebiyle ya görevlerini önemsememekte ya da kendileri yerine bu görevleri yapacak birileri bulunmaktadır. Bu noktada aile içi görev tanımlarının ve rollerin belirli olması gerekmektedir. Öncelikle kendi yaşam alanları başta olmak üzere hayatlarının sorumluluklarını kendilerine vermek tedavide önleyici faktörler arasındadır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Yeni arkadaşlar edinmek. Kişinin alkol- madde kullanan kişilerden ve ortamlarda olması tekrar kullanımı kolaylaştırmaktadır. Bu sebeple hayatının yeniden düzenlemesi, boş zamanının doldurulması önemlidir. Yeni arkadaşlıklar kurmak zaman alıcı olabilir, umutsuzluk ve isteksizlik görüldüğünde kaygıya kapılmamak gerekir.<br />
Yakınları olarak bu dönemde sabırlı olmak ve hayatındaki değişiklikleri yapması konusunda onlara destek olmak önemlidir.</p>

<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">BAĞIMLILIK TEDAVİSİ</span></strong></p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılık tedavisi tıpkı diğer kronik hastalıklarda olduğu gibi bağımlılıkta da tamamen iyileşme yani hastalığın hiç olmamış gibi ortadan kalkması mümkün değildir. İyileşme yerine düzelme ya da değişim demek daha doğru olacaktır.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Bağımlılık tedavisinde, değişimden kastedilen kişinin kullanımını durdurmasının yanı sıra kullandığı maddeye karşı duyduğu isteği kontrol altına alabilmesi, düzenli bir hayata devam edebilmesi, yaşadığı olumsuz olaylarla alkol ya da madde olmadan baş edebilmesi, stresle baş etme gücünün ve olumsuz duyguları kontrol etme becerisinin gelişmiş olması olarak tanımlanabilir.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Konuyla ilgili danışmanlık ve daha ayrıntılı bilgi almak için en yakın sağlık kuruluşuna başvurabilirsiniz.</p>

<p class="MsoNoSpacing"></p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Jan 2019 09:16:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/01/bagimliliga-dikkat_76ce2.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2019’un ilk bebeğine Ali Osman ismi verildi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/haber/2019un-ilk-bebegine-ali-osman-ismi-verildi-9637</link>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/haber/2019un-ilk-bebegine-ali-osman-ismi-verildi-9637</guid>
                <description><![CDATA[Muğla’ da 2019 yılının ilk saatinde 3 bin 360 gram ağırlığında dünyaya gelen bebeğe Ali Osman ismi verildi. Bebek, saat 00.45’te Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesinde dünyaya geldi.

]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing">Muğla' da 2019 yılının ilk saatinde 3 bin 360 gram ağırlığında dünyaya gelen bebeğe Ali Osman ismi verildi. Bebek, saat 00.45’te Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesinde dünyaya geldi.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Muğla Sağlık Müdürü adına Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Ali Burak Mülayim ve Personel Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Gülay Özsaraçoğlu yeni yılın ilk saatinde dünyaya gelen bebeği hastanede ziyaret ederek aileyi kutladı ve minik bebeğe çeşitli hediyeler takdim etti.</p>

<p class="MsoNoSpacing">Muğla Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Ali Burak Mülayim, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, şu ifadeler yer aldı:</p>

<p class="MsoNoSpacing">“Sezaryen doğum normal bir doğum yöntemi değildir. Anne ve bebeğin sağlığını korumak için uygulanmak zorunda kalınan cerrahi bir tedavi yöntemidir. Anne ve bebeğin sağlığı için normal doğum tercih edilmelidir. Hastanelerimiz de Sancı Doğum Lohusa( SDL) odaları bulunmaktadır. Bu odalarda Anne adayları hasta mahremiyetine uygun , ev konforunda, rahat, güvenli ve tecrübeli doğum ekibiyle yatağında normal doğum yapıp bebek ile annenin ilk ten temasının sağlanarak iyileşme sürecinin hızlanmasıyla aynı odadan taburcu olmasını sağlayacak özel olarak tasarlanmış odalardır. Ailelerimizin hekimlerin önerisi haricinde normal doğumu tercih etmelerini öneriyoruz.”</p>
]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Jan 2019 09:15:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/haberler/2019/01/2019un-ilk-bebegine-ali-osman-ismi-verildi_afd41.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
