<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Demeç Gazetesi</title>
        <link>https://www.demecgazetesi.com/</link>
        <description>Demeç Gazetesi</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Bizim Buralardan Bir ‘Kanunî Sultan Süleyman’ Geçti !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bizim-buralardan-bir-kanuni-sultan-suleyman-gecti-4018</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bizim-buralardan-bir-kanuni-sultan-suleyman-gecti-4018</guid>
                <description><![CDATA[Bizim Buralardan Bir ‘Kanunî Sultan Süleyman’ Geçti !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">1520</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> yılında babası <strong>Yavuz Sultan Selim</strong>’in ölümüyle tahta geçen tek oğlu <strong>Süleyman,</strong> <strong>Hospitalier Şövalyeleri</strong>'nin bulunduğu Akdeniz'deki <strong>Rodos Adasına</strong> karadan sefer düzenledi... Kuşatmaya katılacak olan Osmanlı donanması ise, Haziran 1522'de adanın "<strong>Cem Bahçesi</strong>" körfezine demir attı. <strong>Padişah Süleyman</strong>'ın da arasında olduğu kara kuvvetleri, kara yoluyla geldikleri <strong>Marmaris</strong>'ten, gemi yoluyla <strong>28 Temmuz</strong> günü adaya geçti. Yaklaşık <strong>100.000</strong> kişi ve <strong>400 gemiden</strong> oluşan Osmanlı ordusu; 6 aydan fazla süren kuşatma, <strong>26 Aralık 1522</strong>'de şövalyelerin başı <strong>Philippe Villiers de L'Isle-Adam</strong>'ın teslim koşullarını kabul etmesi ve adanın hâkimiyetinin <strong>Osmanlı İmparatorluğu</strong>'nun eline geçmesiyle sona erdi. Adada <strong>Hristiyan </strong>kimliğiyle yaşayan <strong>Cem Sultan</strong>'ın oğlu <strong>Murad</strong> ve <strong>Murad'ın oğulları</strong> boğduruldu, eşi ve iki kızı <strong>İstanbul</strong>'a gönderildi. <strong>Rodos</strong>'un alınmasının ardından şövalyelerin elinde bulunan <strong>Bodrum</strong>, <strong>Tahtalı </strong>ve <strong>Aydos </strong>kaleleri ile <strong>İstanköy</strong> ve <strong>Sömbeki </strong>adaları da alındı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kanuni Sultan Süleyman, <strong>1522</strong> yılındaki <strong>Rodos Seferi</strong> için ordunun başı olarak, <strong>16 Haziran 1522 Pazartesi</strong> günü İstanbul'dan ayrılarak <strong>Üsküdar</strong>'a geçmiş ve orduyu harekete geçirmiştir... O tarihlerde karadan hareket eden bütün ordularda doktorlar, aşçılar, hayvan bakıcıları, inşaat ustaları, köprü kuracak ustalar, konaklama yerlerinde çadır kurucular... gibi pek çok meslek erbapları da bulunurdu... Bunların çoğu ordunun önünde gider, geçişleri kolaylaştırır, engebeleri kaldırır, ordunun hızlı gitmesine yardımcı olurlardı... O yollarda bu gidiş ve gelişler çok meşakkatli, çok zor ve tehlikelerle dolu gidişlerdi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Aydın üzerinden gelip, <strong>Gökbel</strong> mevkiindeki engebeli yolları geçen ordunun bir kısmı, bir süre şimdiki Yatağan İlçemizin “Nebiköy” çevresinde konaklayıp-dinlenmiş, büyük bölümü ise, başlarında <strong>Padişah Kanunî</strong> ile birlikte <strong>Bozüyük-Değirmenbaşı</strong> mevkiinde çadırlarını kurarak, günlerce burada konaklamışlardır!.. Bu arada ordu boş durmamış, <strong>Akçay </strong>üzerine bir köprü, topluca namaz kılacakları bir <strong>Camii</strong> ve bir de <strong>Hamam</strong> inşa etmişler, bu eserleri de hâlâ ayaktadır!.. Ayrıca, o tarihlerde bu mevkide ikamet eden köylülerimiz, çok yaygın olan <strong>“Sıtma Hastalığını</strong>” <strong>Padişah Kanunî'</strong>ye<strong> </strong>şikâyet etmişler, ne yapmaları gerektiğini ona sormuşlar, o da karşı dağda bulunan <strong>“Kırtaş Mevkiini</strong>” işaret ederek; “<strong>Şu bataklıktan uzaklaşıp, karşıda görünen ‘</strong></span><strong><span style="font-size:14.0pt">boz höyük’</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"> tarafına gidiniz</span></strong><span style="font-size:12.0pt">” diye öğüt vermiştir!.. Zamanla bu ‘<strong>Boz Höyük’</strong> söylemi “</span><strong><span style="font-size:14.0pt">Bozüyük</span></strong><span style="font-size:14.0pt">”</span><span style="font-size:12.0pt">e dönüşmüş, bazıları şimdilerde buranın adını <strong>‘Güzel Köy’</strong> deseler de, resmiyette hâlâ da mahallemizin adı eski tarihi adıyla anılmaktadır!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ordu burada bir süre dinlendikten sonra da; sırasıyla <strong>Bayır, Pisi</strong> (Yeşilyurt), <strong>Yerkesik Kasabaları </strong>sonrasında, kara yoluyla <strong>Marmaris Limanı</strong>’na ulaşmıştır... Buradan gemilere binen ordu Rodos’u kuşattı... <strong>20 Aralık 1522</strong>’de Rodos işgal edildi, Kanuni Sultan Süleyman da <strong>02 Ocak 1523’te</strong> İstanbul’a döndü... Padişah Kanunî bu sırada <strong>28 yaşında</strong> idi... <strong>Fatih </strong>zamanında alınamayan <strong>Venediklilerin</strong> elindeki Rodos’un alınması, <strong>Kanunî’</strong>ye dünya çapında bir saygınlık ve prestij sağlamıştı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Osmanlının ‘<strong>10’uncu Padişahı’</strong> olan <strong>Kanunî Sultan Süleyman</strong> (1494-1566), <strong>1520 </strong>yılında tahta geçmiş, tam <strong>46 yıl</strong> hüküm sürmüş, <strong>1566</strong> yılında ölmüş, yerine de nikâhlı eşi <strong>Hürrem Sulta</strong>n’dan olma oğlu ‘<strong>II. Selim’</strong> (Sarı Selim-Sarhoş Selim) tahta geçmişti...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Osmanlının <strong>36 Padişahı</strong> içinde, <strong>46 yıl</strong> ile tahtta en uzun kalan <strong>Padişah Kanunî</strong>’dir... İlk oğlu <strong>Şehzade Mustafa’</strong>nın ve damatları olan <strong>Pargalı İbrahim Paşa</strong>’nın boğdurması ile de anılsa; o ‘<strong>Cihan Padişahı’</strong> olmuş bir yönetici, son nefesini de bir <strong>sefer </strong>sırasında vermiş bir kahramandır!.. <strong>Rodos Seferinde</strong> bizim buralardan geçmesi, bazı kalıcı eserler ve anılar bırakması, biz Y<strong>atağan</strong> ve <strong>Muğlalılar</strong> için de çok kıymetlidir!..&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 14:50:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu Yazımı Okuyup da, Ne Demek İstediğimi Anlayana Aşk Olsun!..</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bu-yazimi-okuyup-da-ne-demek-istedigimi-anlayana-ask-olsun-4017</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bu-yazimi-okuyup-da-ne-demek-istedigimi-anlayana-ask-olsun-4017</guid>
                <description><![CDATA[Bu Yazımı Okuyup da, Ne Demek İstediğimi Anlayana Aşk Olsun!..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Bir Çocuk Daha Yapalım: </span></strong><span style="font-size:12.0pt">15 yıllık evli çift, bu sürede tam <strong>5 çocuk</strong> sahibi olurlar... Ancak son günlerde aile içi geçimsizlik ayyuka çıkınca, boşanmaya karar verirler... Ancak, sıra çocuklarını&nbsp; paylaşmaya gelince yine kavga ederler; önceleri kadın çocuklarının beşini birden isterken, kocası da aynı şeyi ister!.. Otururlar, çocuklarını eşit şekilde paylaşmayı tartışırlar, bir türlü ‘<strong>5 Çocuğu’</strong> eşit şekilde paylaşamazlar!.. Sonunda bir <strong>Psikoloğa </strong>gidip danışmaya karar verirler... Bu sefer de günlerce; “<strong>Bir kadın Psikoloğa mı, yoksa erkek Psikoloğa mı gideceğiz?”</strong> kavgası başlar, sonuçta karısı galip gelir, bir kadın Psikoloğa giderler...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kadın Psikolog&nbsp; her ikisi ile de önce ayrı ayrı konuşur, sonraki randevuda ikisini birden dinler, üçüncü randevuda bazı önerilerde bulunur, dördüncü randevuda karı veya kocadan birinin fedakârlık göstererek, karşı tarafa üç çocuğun, kendisinin de iki çocuğa razı gelmesini önerir, buna da kocası karşı çıkar ve der ki;<strong> “Efendim, biz size adaletli bir paylaşım sağlaman için geldik, sana eşek yüküyle de para verdik!.. Ben Matematikçiyim, 5 sayısı bir ‘Asal Sayıdır’ asla iki eşit parçaya bölünemez!.. Ben karıma diyorum ki; madem eşit paylaşım yapacaksak, beraberce bir çocuk daha yapalım, her ikimiz de eşit olarak -3’er Çocuk- alıp, bu işi bitirelim diyorum, bu teklifimi de kabul etmiyor...” </strong>deyince, Psikolog yeni bir randevu günü daha vermek isteyince her ikisi de itiraz edip, oradan ayrılırlar... Şimdilerde bu aile, mahkeme kapısında boşanmak için sıralarını bekliyorlar; siz olsanız ne yapardınız acaba?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">---Sana Başka Kadın mı Yok: </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Mahkemede illâ kocasından boşanmak isteyen kadının söylediği bütün kötü sözlere, hakaretlere rağmen, kocası sürekli ve çocuklar gibi ağlayıp, boşanmak istemediğini söylüyormuş... Kendisi de çok çektiği karısından boşanma aşamasındaki Yargıç, sonunda dayanamayıp, patlamış:<strong> “Ulan herkesin önünde mızıkçı çocuklar gibi ağlayıp durma, yazık senin erkekliğine!.. Seni istemeyeni, sen niye istiyorsun; dünyada sanki başka kadın mı kalmadı!?” </strong>diye azarlayıp da göndermiş...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bazı erkekler ise daha kestirmeden giderek yollarını bulmaya çalışıyorlar; onlar hiç aile yakınlarıyla, psikologlarla, mahkemelerle uzun zaman uğraşmıyor; boşanmak isteyen karılarını, ayrılmak isteyen sevgililerini buldukları yerde vuruyor; çok kolay ulaşabildikleri silâhlarla öldürüyor, kesin çözümler üretiyorlar!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">---</span></strong><span style="font-size:12.0pt">Biliyorsunuz ki; Gazi Meclisimizde son yıllarda<strong> (İktidar-Muhalefet Partileri Diye Ayırt Etmeden Söylüyorum) </strong>birçok bileği güçlü Milletvekili, rakiplerini yumruklayıp, tekmeleyip, yaraladı!.. Siz bunların Parti Liderlerinin hangisinin kalkıp da<strong>; “Sen ne yaptın kardeşim, senin gibi sokak kabadayılarının partimizde işi olamaz!” </strong>deyip de, bir tanesine bile soruşturma açıldığını hiç duydunuz mu? Kapı arkalarında bunların sırtlarının sıvazlandığını da pekala biliyoruz!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ülkemizde durum böyleyken, insanlarımızın bu halleri meydandayken, şimdi kalkıp da;<strong> “Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki gencecik çocuklarımız bu katliamları neden ve nasıl yaptılar?” </strong>diye sorma hakkımız ve yetkimiz var mı? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Geleneklerimizden, hukuktan, demokrasiden, çağdaş eğitimden uzaklaşan toplumların varacağı normal sonuçlar bunlar değil midir? Yazı başlığımı bir daha okuyunuz, ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınızdır...<strong> </strong></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 14:49:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalburüstü Bir Aile İçinde Yaratılan ‘CANAVARLAR !?’</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/kalburustu-bir-aile-icinde-yaratilan-canavarlar-4016</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/kalburustu-bir-aile-icinde-yaratilan-canavarlar-4016</guid>
                <description><![CDATA[Kalburüstü Bir Aile İçinde Yaratılan ‘CANAVARLAR !?’]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Öncelikle<strong> “Kalburüstü Aile” </strong>ne demektir, bu konuya bir açıklık getirelim: "<strong>Kalburüstü Aile toplum içerisinde seçkin, önde gelen, itibarlı, maddi veya manevi açıdan üstün durumda olan aileler”</strong> için kullanılan bir deyimdir... Bu ifadenin daha detaylı anlamı şöyledir: “<strong>Kalbur (</strong>elek)<strong> ile elenen malzemelerden, kalburun üstünde kalan en iri ve kaliteli tanelerden türetilmiştir. Mecazi olarak, bir topluluk içindeki en iyi, en başarılı veya en kaliteli insanları (</strong>veya aileleri<strong>) temsil eder...”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Genellikle <strong>yüksek sosyo-ekonomik düzeye sahip,</strong> <strong>nüfuzlu, yetkili, eğitimli veya toplumda tanınan</strong> aileler için kullanılır... Sadece <strong>zenginlik</strong> değil, aynı zamanda toplumda <strong>saygınlık, başarı </strong>ve<strong> seçkinlik unsurlarını </strong>da içinde barındırır... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Aileye bakıyoruz: <strong>Baba</strong>; I. Sınıf Emniyet Müdürü ve Polis Başmüfettişi Emeklisi bir polis... <strong>Anne;</strong> Edebiyat Öğretmeni, bir Anadolu Lisesi’nde görevli, eğitimli bir anne... Daha <strong>14 </strong>yaşında, <strong>9 </strong>kişinin katili olmuş, <strong>8. Sınıf</strong> öğrencisi, <strong>1.79</strong> cm boyunda, <strong>80 kilo</strong> civarında, uzun ve çıtır saçları dağınık bir öğrenci... Rehberlik Öğretmeninin dediğine göre, çocuk üzerinde Babanın bir etkisi yok, ama Babasına her istediğini yaptıran bir çocuk!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ben de emekli bir Öğretmenim!.. Bizler de <strong>Psikoloji, Sosyoloji</strong> ve <strong>Pedagoji </strong>eğitimleri aldık!.. Bu çocuğun çeşit çeşit fotoğraflarına her baktığımda gördüğüm ve hissettiğim şeyler aynen şunlar oldu: <strong>Bebek yüzlü</strong> ve <strong>tombiş</strong> görünümünün altında, insana yandan, çok derin, nefret ve hışımla bakan iki gözü hemen fark ediyorsunuz!.. Bu görüntü aynen; çok sevimli ve tombul bir kedi yavrusunun, kısar süre sonra adeta bir ‘<strong>Canavara’</strong> dönüşeceğinin sinyallerini veriyor gibiydi? Tabii ki bu benim şahsi görüşüm, merak edenler varsa, basındaki bu çocuğa ait tüm fotoğrafları tekrar inceleyebilirler?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Basında çıkan haberlere göre, Babanın bu çocuk hakkında verdiği ilk ifadesinde, hiç de doğruları söylemediği ortaya çıktı: <strong>Hani bu silahlar sandıklarda kilitli, ulaşılamaz durumda idi?</strong> <strong>Hani şarjörleri ve mermileri ayrı yerdeydi? Hani daha önce çocuğun böyle bir silah hevesi yoktu? </strong>Araştırmalarda hep bu ifadelerin tersi çıktı, üstelik de, bu çocuğun okulunda yaptığı katliamdan sadece iki gün önce, aynı Baba bu çocuğunu alarak Polislere ait ‘<strong>Atış Poligonuna’</strong> götürmüş, orada tabanca atışları yaptırmış ve görüntülerini de kendi elleriyle çekmiş olduğu belirlendi, Poligon görevlisi polis de açığa alındı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir ailede hem anne ve hem de baba çalışıyorsa, çocukları da hep başkalarının eline kalırlar!.. Hele baba ‘<strong>Müfettiş’ </strong>ise, görevi gereği evine haftada-ayda bir uğrayabilir!.. Ünlü şairimiz ‘<strong>Can YÜCEL’</strong> de, <strong>Müfettiş</strong> ve ‘<strong>Köy Enstitülerinin’</strong> kurucularından biri olan babası ‘<strong>Hasan Âli Yücel’</strong> için ne diyordu <strong>“Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim</strong>” şiirinde:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk/ Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek/ Nasıl koşarsa ardından bir devin/ O çapkın babamı ben öyle sevdim!..// Bilmezdi ki oturduğumuz semti/ Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi/ Çağın en güzel gözlü <strong>Maarif Müfettişi/</strong> Atlastan bakardım nereye gitti/ Öyle öyle ezber ettim gurbeti...// Sevinçten uçardım hasta oldum mu/ Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a/ Bi helâlleşmek ister elbet, değil mi oğluyla?/ Tifoyken başardım bu aşk oyununu/ ‘<strong>Ohh’</strong> dedim, göğsüne gömdüm burnumu...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet, aynı durumda olan <strong>Can Yücel</strong> hiç kan dökmedi ama; herhalde şair ‘<strong>Neyzen Tevfik</strong> ve <strong>Şair Eşref’</strong>ten sonra <strong>en sinirli, en küfürbaz, en ağzı pis</strong> şairlerimizden biri oldu... Yani demek istiyorum ki; bu durumlar en çok çocuklarımızın ruh sağlıklarını etkiliyor; kimi küfürbaz oluyor, kimi intihar ediyor, kimi de başkalarını öldürebiliyor!.. Yine demek istiyorum ki; şu dünya güzeli çocuklarımıza birer <strong>anne-baba</strong> olarak, artık <strong>daha fazla zaman ayırınız</strong>, onları kucağınıza alıp <strong>seviniz</strong>, onlarla bolca <strong>oyunlar</strong> oynayınız... </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 17:01:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Ahmet Davutoğlu” Hemen Tedavi Altına Alınmalı (mı?)</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/ahmet-davutoglu-hemen-tedavi-altina-alinmali-mi-4015</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/ahmet-davutoglu-hemen-tedavi-altina-alinmali-mi-4015</guid>
                <description><![CDATA[“Ahmet Davutoğlu” Hemen Tedavi Altına Alınmalı (mı?)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu ülkede yıllarca Başbakanlık, Bakanlık ve İktidar Partisi’nin Genel Başkanlığı ve Milletvekilliği yapmış; sonra partisinden kovulup da “<strong>Gelecek Partisini</strong>” kurmuş; <strong>CHP’</strong>nin eskimiş Lideri <strong>Bay Kemal</strong>’in “<strong>Altılı Masasına</strong>” girmiş birisi olarak, sayın <strong>Ahmet Davutoğlu</strong> bugün kalkmış; “Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Katliamları nedeniyle hemen ‘<strong>Milli Yas</strong>’ ilân edilmeli, <strong>’23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’</strong> kutlamaları da yapılmamalıdır!..” diye buyurmuş...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hay hay beyefendi, emriniz olur!.. Zaten şu bildiğimiz ‘<strong>Diyanet İşleri Başkanlığı’</strong> da, <strong>17 Nisan 2026 Cuma</strong> günkü hutbesinde bu önemli ve varoluş sebebimiz olan <strong>’23 Nisan’</strong> gününü yine hiç hatırlamadı, hutbesinde bir cümleyle bile yer vermedi, bu siyasetçinin saçma önerisi de bunun üzerine <strong>tuz-biber</strong> oldu!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</span></strong><span style="font-size:12.0pt">, sadece çocuklarımızın bayramı değildi ki !.. <strong>23 Nisan 1920 </strong>tarihi, bugün üzerinde yaşadığımız yeni ‘<strong>Türkiye Cumhuriyeti Devleti’</strong>nin kurulması için ‘<strong>Yedi Düvele’</strong> karşı verilen <strong>Kurtuluş Savaşı</strong>’nı, bir gün bile ara vermeden yürüten-yöneten ‘<strong>Gazi Meclis</strong>’in adıdır!.. Yüce <strong>Atatürk</strong>, bu önemli günü, çok sevdiği çocuklarımıza ‘<strong>Bayram’</strong> olarak armağan etmiştir!.. Hangi sebeple böyle bir gün anılmaz veya kutlanmaz!? Çocuklarımızın <strong>içkiler</strong> içecek, sabahlara kadar <strong>göbek atacak</strong> halleri yok ya !..Bir bahane ile bunu da tarihten silmek kimlerin işine gelir !? Yıllarca bu <strong>Gazi Meclis</strong> sıralarında oturup da, bu gariban milletin vergilerinden <strong>ballı maaşlar</strong> alan biri, böyle bir saçma düşünceyi neden ve ne amaçla önermek istemiştir acaba !? Bu kişi ya hemen özür dilemeli, ya da derhal siyaseti bırakarak, kendisine akıl verenlerin mahallesine çark ederek gitmelidir!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Ahmet Davutoğlu</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’nun 23 Nisan’la ilgili bu önerisine hemen CHP Lideri <strong>Özgür Özel</strong> ve İYİ Parti Lideri <strong>Musavat Dervişoğl</strong>u’ndan çok sert yanıtlar geldi !.. Her ikisi de, bu öneriyi kabul etmenin, şanlı tarihimizi inkâr etmek, unutturmak olduğunu söylediler!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eyy sayın <strong>Ahmet Davutoğlu</strong>; daha birkaç gün önce <strong>ABD</strong>’nin Ankara Büyükelçisi <strong>Tom Barrack</strong>, hiç de üzerine vazife değilken, <strong>Antalya</strong>’daki toplantıda; “<strong>Ortadoğu’da artık demokrasi hüsrana uğramıştır!.. Ortadoğu insanı güce saygı duyar, zayıflık gösterirseniz, hep savunmada kalırsınız!.. Körfez ülkelerinin başarısı için ise; ‘</strong>Monarşilerin<strong>’ sonuç verdiğini gösteriyor!.. O bakımdan, buralarda işe yarayan yönetim şekli </strong>Güçlü Liderlik<strong>, </strong>Müşfik Monarşiler<strong> ve </strong>Monarşik Cumhuriyetlerdir<strong>!”</strong> dedi... Tabii; <strong>Suudi Arabiyya, Kuveyt, BAE</strong>... gibi ülkelere her istediğinizi satıp, istediğiniz gibi söğüşleyip, her istediğiniz pisliği yaptırıyorsunuz, değil mi? Sen bu sözü, bizim <strong>Cumhuriyet Türkiye’si</strong>nde söyleyemezsin bayım!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Emriniz olur beyefendi, işinize öyle geliyor, böylelerini yönetmeniz de çok kolayınıza geliyor değil mi? <strong>Monarş</strong>i nedir: <strong>“Devlet yönetimi ve siyasi otoritenin, babadan oğula geçen -Krallık, Padişahlık, Şahlık- gibi yönetimlere”</strong> denir... Yoksa siz de mi bu adamın aklına uydunuz da, <strong>Cumhuriyet</strong> aleyhine böylesi tavsiyelerde bulunuyorsunuz <strong>Davutoğlu</strong>?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yüce <strong>Atatürk,</strong> sağlığı boyunca hiçbir <strong>Amerikan Büyükelçisi</strong> ile görüşmedi ve bütün ısrarlarına rağmen hiç birinin randevu isteğini kabul etmemişti!.. Ancak, kendisinden sonra iktidara gelenler, özellikle de <strong>II. Dünya Savaşı</strong> sonrası yönetime gelenler, <strong>Atatürk</strong>’ün bu anlamlı ve ciddi düşüncesinin mahiyetini kavrayamadılar, bu dünyanın başına belâ ülkesiyle çok yakın ikili ilişkilere girdiler!.. Bugün başımıza ne geliyorsa, <strong>Köy Enstitülerinin</strong> kapatılması dahil, insanlarımız ne gibi sıkıntılar çekiyorlarsa, hepsinin birinci nedeni, işte bu <strong>ABD </strong>ile olan ilişkilerimizdir!.. Keşke bu ilk tepkiyi öncelikle iktidar partilerimiz de gösterselerdi!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Komşumuz <strong>İran</strong> bir direniş gösterdi, bütün <strong>Avrupa</strong> ve hatta <strong>İngilizler</strong> bile uyandı, <strong>ABD</strong> dışında başka alternatifler aramaya başladılar, biz de uyanalım artık, heyyy!.. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 17:00:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARYA’NIN ALTIN BEBEĞİ</title>
                <category>Turgay MUTLU</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/karyanin-altin-bebegi-4014</link>
                <author>turgaymutlu48@hotmail.com (Turgay MUTLU)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/karyanin-altin-bebegi-4014</guid>
                <description><![CDATA[KARYA’NIN ALTIN BEBEĞİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığımız bölgenin (Karya) unutulmaz hikayelerini ‘ Karya’nın Altın Bebeği’ adlı eserinde harika bir kurguyla romanlaştıran sevgili arkadaşım Raşit Öztürk’e hayranlığım birkaç kat daha arttı. Nasıl artmasın? Yazar, şair, ressam, arkeograf, on parmağında on marifet olan arkadaşım bu muhteşem eserinde, Büyük İskender’in ve Kraliçe Ada’nın bilinmeyen Anadolu tarihine ışık tutmuş. 525 sayfalık romanı hem sürükleyici hem de gerçek tarihi anlatması yönünden bilgilendirici. Roman, sayfaları okundukça okurda merak uyandırıyor. Yazar, Altın Bebek mirasını, ‘’ey okur,’’ sahiplenmelisin diye de kitabın başında da uyarıda bulunuyor. Hikayeleri akıcı ve aydınlatıcı.&nbsp;<br />
Raşit Öztürk, 1958 İzmir doğumludur. Yazarın daha önce çeşitli yıllarda yayımlanmış üç şiir kitabı vardır; Bir Başka Gün Sonrasız, Taşrada Cinnet Hazırlıkları ve Alametler Suresi. Çeşitli sanat kültür dergi ve gazetelerde şiirleri ve yazıları yayımlandı. Araştırmacı yazar olan Raşit Öztürk, ayrıca Arkeografik Kolaj üslubunda yaptığı resimleriyle on beş kişisel sergi açtı. Birçok tablosu yurt dışına satıldı. Karya’nın Altın Bebeği ilk roman denemesidir. Daha sonra konusu günümüzde geçen arkeoloji gerilim romanı yazmıştır. Bu romanında, günümüzden iki bin sekiz yüz elli yıl kadar önce yaşamış olan ilk ozan Homeros ve yaşadığı dönemi irdelenirken, Troya savaşı sırasında yaşanmış ama gizli kalmış çok önemli bir olayı da aydınlatmaktadır. (Homeros Uyarısı) kitabın adı. Knidos Laneti de harika bir eserdir. Severek okumuştum.&nbsp;<br />
Sevgili arkadaşım Raşit Öztürk’ün bende emeği büyüktür. Hakkı çoktur. Ne kadar çok teşekkür etsem azdır. &nbsp;Aşkın Mitolojik Halleri ve Şiirin Tutsak Halleri adlı iki şiir kitabımın ön ve arka kapak tasarımlarını yaptı. Emeğine sağlık, teşekkür ediyorum.&nbsp;<br />
Kitabın tanıtımı için arka kapak yazısı:<br />
Karya’nın Altın Bebeği, yoğun ve sürükleyici, tarihi bir roman. Edebiyatla tarihin yazılabileceğini hedefleyen bir çalışma. Tarihin içinde roman, roman içinde tarih…<br />
Günümüzden iki bin beş yüz yıl önce, yani M.Ö. 500’de Anadolu’da yaşanan ünlü İONİA İsyanı sırasında, Büyük Pers Kralı Birinci Darius’un dostu Karyalı Kaptan Skylaks, Persler adına denizlerde ilk keşifleri yapıp ilk haritayı yapınca, kralın büyük ülkelere sahip olmasını sağlar. Ödül olarak kraliyet hazinesinden verdikleri armağanlar arasında efsunlu diye önemsemedikleri Altın Bebek’de vardır.<br />
Darius’un verdiği yeni bir görevle Karya’da ki Karyanda şehrine dönen Skylaks burada Altın Bebekle birlikte kaybolur. Altın kaynaklara böyle söyler.<br />
Coğrafyacı Skylaks’ın kayboluşundan yüz elli yıl sonra Pers Krallığı çökmeye başlar ve kehanetler bunu Karya’daki Altın Bebeğe bağlar ve sihirli bebeği bu topraklarda aramaya başlarlar.&nbsp;<br />
İskender’in Makedonya’daki doğumu sırasında Dünya’nın Yedi Harikasından biri olan Artemis Tapınağı yanmaya başlar ve sıra Efes’te aynı dakikalarda Omphale doğar.<br />
Kehanetler, İskender ile Omphale’yi yirmi iki yıl sonra Karya’da birleştirdiğinde Altın Bebek Omphale’nin elindedir. &nbsp;Bunun gibi gizemli hikayeler bu kitapta yer alıyor. Kültürkent Kuledibi Yayınlarından çıkan bu harika mitolojik kitabı mutlaka okuyunuz. Tavsiye ediyorum.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 17:00:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/38659_Turgay_Mutlu_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Birkaç ZAMANE ZİBİDİSİ Yüzünden, Ulusumuzun Ciğerleri Yanıyor!..</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/birkac-zamane-zibidisi-yuzunden-ulusumuzun-cigerleri-yaniyor-4013</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/birkac-zamane-zibidisi-yuzunden-ulusumuzun-cigerleri-yaniyor-4013</guid>
                <description><![CDATA[Birkaç ZAMANE ZİBİDİSİ Yüzünden, Ulusumuzun Ciğerleri Yanıyor!..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Nisan ayı ortalarında iki şehrimizde peş peşe iki şehrimizde; Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki iki okulumuzda, çok korkunç olaylara şahit olduk!.. Bunları yapanların isimleri, bunları önleyemeyen <strong>‘Liyakatsiz Yöneticilerin’</strong> kimler oldukları da önemli değil!.. Burada esas önemli olan konu; “<strong>Biz Bu Hale Nasıl Geldik </strong>veya <strong>Nasıl Getirildik?”</strong> sorusudur!.. Önemli olan, bu saldırılarda zarar gören onlarca çocuğumuz, öğretmenlerimiz ve onların acılı aileleridir!.. Sabah evden sarılıp-öperek okula uğurladığımız canımızın içi çocuklarımızın, birkaç saat sonra <strong>cansız bedenlerine sarılmak</strong> nasıl bir duygudur? Beş dakika bir kenara oturunuz ve ellerinizi başınıza koyarak; <strong>“Ya bunlardan biri benim çocuğum, ya o öğretmenler benim bir yakınım olsaydı, ben ne yapardım acaba!?”</strong> diye düşününüz...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ateş, düştüğü yeri yakıyor dostlar!.. Ana-babasının avutamadığı, kendileri de birer başarısız öğrenci olan iki ‘<strong>Zamane Zibidisi’</strong> çıkıp, babalarına ait silahlarla okullarına geliyor; yıllardır beraber oynadıkları, eğitim gördükleri, beraber sosyal faaliyetlere koştukları arkadaşlarına ve bunları iyi birer insan olarak yetiştirmeye çalışan <strong>Öğretmenlerine</strong> kurşun yağdırıyorlar!.. <strong>Kahramanmaraş’</strong>ta, hayatı pahasına öğrencilerini korumaya çalışan Öğretmen <strong>Ayla KARA,</strong> kendini feda ederek küçük öğrencilerini bu saldırgan <strong>Zibididen </strong>koruyor, sonuçta da kendisi <strong>görev şehidi</strong> oluyor!.. Bunlar unutulacak olaylar mıdır !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Urfa-Siverek</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’te, bir inşaat işçisinin oğlu ve bu okulun eski öğrencisi olan <strong>Zibidi,</strong> babasının otomatik av tüfeğiyle <strong>16 kişiyi</strong> yaraladı, çok şükür ki ölen yoktu!.. Birkaç gün önce sosyal medya mesajlarındaki tehditleri yüzünden gözaltına alınıp, sonra serbest bırakıldığını öğrendik!.. Neden !? Bu çocuk bir <strong>Psikoloğa-Sosyoloğa</strong> filân götürülüp de, bu sapıkça davranışlarının sebepleri niye araştırılmadı !? Bu bir ‘<strong>Liyakatsizlik’</strong> değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kahramanmaraş</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’taki olayda, çocuk daha <strong>14 </strong>yaşında, <strong>“Birinci Sınıf Emniyet Müdürü ve Polis Başmüfettişi Emeklisi”</strong> birinin oğlu!.. Babasına ait tam <strong>‘% Tabanca ve 7 Şarjörü’</strong> alarak okuluna gidiyor!.. Yahu, bir insana ait bir tane silah olur!.. Belki -baba yadigârı- diye ikincisi de bulunabilir? Bu evde tam ‘<strong>5 Tabancanın </strong>ve<strong> 7 Şarjörün’</strong> ne işi olur!? Bir yerlere savaşa mı gidiyordunuz be adam, yoksa emeklilikte bir <strong>Çete</strong> falan mı kurmuştunuz !? Görevi bir şehrin emniyetini korumak olan bu adam, daha evdeki bir tek kendi çocuğunu korumak-kollamaktan acizse, esasen tartışmamız gereken sorun işte burada yatmaktadır!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eski <strong>Tunceli Valisi</strong>’nin oğlu, 6 yıldır çözülemeyen <strong>‘Gülistan Doku’</strong> olayından sonra gözaltına&nbsp; alındı... İddialar çok korkunç ve bir sürü devlet görevlisi ve koruma polisi de sorgulanıyorlar!.. Bakıyorsunuz; hepsinde bir görev ihmali, hepsinde liyakatsizlik ve hepsinde de, son yıllarda hep başımıza musallat olan; <strong>“SEN BENİM KİM OLDUMU BİLİYOR MUSUN?”</strong> şımarıklığı var... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bütün bu olup-bitenlerden sonra, gazeteci kılıklılardan biri olan sayın <strong>Cem KÜÇÜK</strong>, katıldığı bir TV programında hiç de sıkılmadan, ya da birilerini korumak adına; “<strong>Bu tarz olaylar Avrupa ve ABD’ye, göre bizde çok düşük sayıda kalıyor!.. Şükürler olsun, bu konuda biz çok iyiyiz!..”</strong> diyebiliyor... Sadece bu sözünüz yetmez ki efendi, orada çıkıp da, bir de masalar üzerinde bir de göbek atsaydınız bari, sizin gibilere daha da çok yakışırdı!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Daha önceleri, bu ülkede böyle olaylara hiç rastlanmazdı!.. Öğrenciler, karşıdan öğretmenlerini görünce yollarını değiştirir, yoldan geçen öğretmenlere bütün esnaf selâm verir, bilmedikleri her şeyi insanlarımız öğretmenlere sorarlardı!.. Son zamanda ise “<strong>doktor-hemşire dövmek”,</strong> görevini yapan Trafik Polisi’ne; <strong>“Sen benim kim olduğumu biliyor musun!?”</strong> diye cezadan kaçmak, yol verme kavgalarında hemen saldırmak, boşanmak isteyen kadınların en az <strong>% 90</strong>’ını dövmek-öldürmek... Veee en sonunda da peş peşe kendi okullarına otomatik silahlarla saldıran öğrenciler türemeye başladı, bu gibi olaylar adeta moda oldu!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Peki, başımıza gelenler bunlar da, çözüm ne !? Bunların çözümü için illâ ve mutlaka ‘<strong>Liyakatli Kadrolar’</strong> gerekiyor, herkesin Hukuka ve geleneklerimize saygılı olması gerekiyor!.. Daha da olmadı ise; aha 12 Nisan 2026 günü yapılan ‘<strong>Macaristan Seçimleri’</strong> bize biraz olsun bir fikir, bir akıl vermiyor mu yani !?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 17:18:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Selamsız Geçiş ‘DALGINLIK’ mı, Yoksa ‘ŞAŞKINLIK’ mıydı !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/selamsiz-gecis-dalginlik-mi-yoksa-saskinlik-miydi-4012</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/selamsiz-gecis-dalginlik-mi-yoksa-saskinlik-miydi-4012</guid>
                <description><![CDATA[Selamsız Geçiş ‘DALGINLIK’ mı, Yoksa ‘ŞAŞKINLIK’ mıydı !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bildiğiniz gibi, Türkiye siyasî yaşamına tam 42 yıl damga vurmuş bir insan olan, eski ‘TBMM Başkanı’ merhum Hüsamettin Cindoruk’un, <strong>13 Nisan 2026 Pazartesi</strong> günü cenaze töreni vardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eski TBMM Başkanı <strong>Hüsamettin Cindoruk</strong>’un cenaze töreni, CHP’nin önceki ve mevcut Genel Başkanlarını da bir araya getirdi. <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong> ile <strong>Özgür Özel</strong> arasındaki mesafeli tutum dikkat çekerken, törendeki bu tablo, partinin haftalık siyasi gündemi ve devam eden kongre davası tartışmaları gölgesinde yankı buldu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede <strong>92 yaşında</strong> hayata gözlerini yuman Türk siyasetinin duayen isimlerinden, eski TBMM Başkanı <strong>Hüsamettin Cindoruk</strong>, Teşvikiye Camii'nde düzenlenen törenle son yolculuğuna uğurlandı. Devletin zirvesinden birçok ismin katıldığı tören, aynı zamanda <strong>Anamuhalefet Partisi’</strong>nin geçmiş ve mevcut liderlerinin </span><strong><span style="font-size:16.0pt">"mesafeli"</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> karşılaşmasına sahne oldu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cenaze namazı için saf tutulduğu sırada, <strong>CHP’</strong>nin eskimiş Genel Başkanı <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>’nun camiye girişi dikkatle takip edildi... <strong>Kılıçdaroğlu'</strong>nun, protokolde yan yana geldiği CHP’nin mevcut <strong>Genel Başkanı Özgür Özel'</strong>in önünden geçerken el uzatmaması ve selamlaşmaması çok dikkat çekti... İkili arasındaki bu gerilim, o gün sosyal medyada en çok konuşulan başlıklar arasına giriverdi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sayın <strong>Özgür Özel</strong>’in Genel Başkan seçildiği büyük kongrenin iptali istemiyle açılan ‘<strong>Mutlak Butlan’</strong> davasında nihai kararın bu hafta çıkması bekleniyor!.. İktidar Partisine yakın medyanın geçtiğimiz hafta boyunca; "<strong>Kongrenin iptal edileceği ve Kılıçdaroğlu’nun geri döneceği"</strong> yönündeki iddiaları da, herhalde bu törendeki gerilimin zeminini oluşturdu?.. Genel Başkan<strong> Özgür Özel</strong>’i görmezden gelen <strong>Kılıçdaroğlu</strong>’nun, <strong>CHP İstanbul İl Başkanlığı</strong> görevine </span><strong><span style="font-size:16.0pt">'Kayyum' </span></strong><span style="font-size:12.0pt">tartışmalarıyla getirilen <strong>Gürsel Tekin</strong> ile bir süre ve çok candan şekilde sohbet etmesi ise, bu önemli günün bir diğer dikkat çeken ayrıntısı oldu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu çok konuşulan olay üzerine, Anahtar Parti Genel Başkanı <strong>Yavuz Ağıralioğlu</strong> ile bir araya gelen <strong>CHP </strong>Genel Başkanı <strong>Özgür Özel,</strong> basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Genel Başkan <strong>Özel,</strong> eskimiş Genel Başkan <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>'nun kendisine selam vermediği görüntülerle ilgili olan ısrarlı sorulara; "<strong>Kemal Bey'in öyle bir selâmsızlık gibi durumu normalde yoktur. Kemal Bey hiçbirimizi öyle görmezden gelmez, zaten yani her fırsatta görüşüyoruz ve konuşuyoruz; onun o anda, o dini tören ve o ortamın aşırı kalabalığı yüzünden olacak bir</strong> </span><span style="font-size:16.0pt">‘dalgınlıktır’</span><strong><span style="font-size:12.0pt"> herhalde?.. Onun dışında asla Kemal Bey'den böyle bir şey beklemeyiz"</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> yanıtını verdiği öğrenildi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu görüntüler yüzünden, <strong>42 yıl</strong> Türk siyasetine damga vurmuş merhum <strong>Hüsamettin Cindoruk</strong>’un, esasen konuşulması gereken özellikleri de <strong>güme </strong>gitmiş oldu? Örneğin: “<strong>Merhum Cindoruk niçin ‘</strong>Devlet Töreni’<strong> istemedi?.. Neden ‘</strong>Devlet Mezarlığ<strong>ı’na gömülmekten feragat etti?”</strong> sorularının tartışılması, yine <strong>Bay Kemal</strong>’in bu davranışları yüzünden engellenmiş oldu !.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Sadece bu da değil; yakında karar verilecek olan ‘<strong>Mutlak Butlan Davası’</strong> sonucunda, eğer Mahkeme Kılıçdaroğlu’nun ‘<strong>Genel Başkan’</strong> olarak <strong>CHP</strong>’nin başına oturmasına karar verirse; bu eskimiş ve seçimi kaybetmiş olan Genel Başkan o koltuğa oturacak mı? <strong>14 yıllık</strong> görevi sırasında tam <strong>13 seçimi kaybetmiş</strong> birini, <strong>CHP</strong> üyeleri bağırlarına yine basacaklar mı acaba!? İşte esasen yanıtı verilecek sorular bunlardır diye düşünenlerden biri, bu partinin de <strong>’30 Yıllık’</strong> daimi üyesi olarak, ben de bunları soruyorum!?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 17:17:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLÜLER DERNEĞİ (YKKED)  2026 AYDINLANMA ONUR ÖDÜLÜ PROF. DR. BİLSAY KURUÇ’A VERİLİYOR</title>
                <category>Prof. Dr. Kemal Kocabaş</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-kusak-koy-enstitululer-dernegi-ykked-2026-aydinlanma-onur-odulu-prof-dr-bilsay-kuruca-veriliyor-4011</link>
                <author>kemal.kocabas@deu.edu.tr (Prof. Dr. Kemal Kocabaş)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-kusak-koy-enstitululer-dernegi-ykked-2026-aydinlanma-onur-odulu-prof-dr-bilsay-kuruca-veriliyor-4011</guid>
                <description><![CDATA[YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLÜLER DERNEĞİ (YKKED)  2026 AYDINLANMA ONUR ÖDÜLÜ PROF. DR. BİLSAY KURUÇ’A VERİLİYOR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#333333">Türkiye, son günlerde Siverek ve Maraş’ta yaşanan okulda şiddet olaylarıyla sarsıldı. Önce Siverek’te çok sayıda öğrencinin yaralanmasına neden olan&nbsp; şiddet ve bir gün sonra Maraş’ta 14 yaşında bir öğrenci, babasının silahlarını okula getirerek&nbsp; bir öğretmen, sekiz öğrencinin kaybına, çok sayıda öğrencinin yaralanmasına &nbsp;neden olduğu haberleri acıyla izledik. Tüm yurttaşlarda ve&nbsp; velilerde <strong>“okulda can güvenliği”</strong> anlamında sosyal medyada, basında tartışmalar başladı. Okulda şiddet olayının şüphesis pek çok nedeni vardır. Ama bu olayın; ülkedeki eğitimin niteliği, &nbsp;ülkeyi yönetenlerin konuşma dilleri, Milli Eğitim Bakanının uygulamları, uslubu, ülkedeki siyasal tartışmalardan, sosyal medya mecralarındaki şiddeti öne çıkaran filmler, oyunlar, okullardaki liyakatsiz yöneticiler, okullarda yeterince rehberlik hizmeti verilmemesi ve ülkedeki hukuk, adalet tartışmalarından bağımsız olmadığı çok açıktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:#333333">KÖY ENSTİTÜLERİ 86 YAŞINDA, KUTLU OLSUN</span></strong></span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Köy Enstititüleri, 17 Nisan 1940&nbsp; tarihinde TBMM’nde kabul edilen 3803 sayılı yasa ile kurulmuştur. Yasanın birinci maddesi: “<strong>Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere tarım işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, Milli Eğitim Bakanlığınca Köy Enstitüleri açılır”. </strong>Köye yarayan meslek erbabı deyince aklımıza ilk gelen başlıklar: Öğretmen, sağlıkçı, tarımcı, baytar, koopertifçi ve&nbsp; teknisyen&nbsp; şeklinde sıralanır. Köy Enstitüleri kısa yaşam süresinde öğretmen, sağlıkçı ve eğitmen yetiştirmiştir.&nbsp; Köy Enstitüleri, Eğitmen Kursları deneyimi ile başlayan <strong>“Canlandırılacak Köy”</strong>&nbsp; arayışı Köy Öğretmen Okulları ve sonra Köy Enstitüleri ile taçlanmış deneysel pedagojik bir arayıştır. Cumhuriyet, &nbsp;ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan köyü pedagojik olarak iyi yetişmiş, modern teknik, tarım ve hayvancılık&nbsp; ve aydınlanmanın temel düşünceleriyle donatılmış&nbsp; köyün kendi çocuklarıyla dönüştürmeyi hedeflemiştir. Köy Enstitüleri ülkenin gereksinmelerinden doğan işlevsel, uygulamalı, laik, demokratik, bilimsel, karma eğitim yapılan&nbsp; kurumlar&nbsp; olup demiryollarına ve ayrıca ören yerlerine yakın yerlerde kurulmuştur. Kuruluşunun 86. Yılında Köy Enstitülerinin kurucuları Hasan-Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç ile tüm enstitü mezunlarının emeklerine, yurtseverliklerini saygıyla selamlıyorum.</span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>PROF. DR. BİLSAY KURUÇ KİMDİR?</strong></span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#333333">YKKED’in&nbsp; 17 Nisan 2026&nbsp; tarihinde Bursa’da Aydınlanma Onur Ödülü vereceği&nbsp; Bilsay</span> <span style="color:#333333">Kuruç,</span> <span style="color:#333333">1935</span> <span style="color:#333333">İstanbul</span> <span style="color:#333333">doğumludur.</span> <span style="color:#333333">İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde orta ve yüksek öğretimini tamamlar. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde (SBF) asistan olur. Pittsburgh ve Sussex Üniversitelerinde araştırmalar yapar, SBF'de doçent ve profesör olur. 1978-1979 yıllarında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarı olarak görev yapar. Emekli olduktan sonra SBF'de lisansüstü ders vermeye devam eden Kuruç, 2011 yılından beri arkadaşlarıyla oluşturdukları <strong>"21.Yüzyıl İçin Planlama" </strong>platformuyla ülkenin geleceğine yönelik düşünce ortamının üretilmesi çalışmalarına öncülük etmektedir. Toplumsal duyarlılığını hiç kaybetmeyen Bilsay Hoca 2011 yılında yayımladığı <strong>"Mustafa Kemal&nbsp; Döneminde Ekonomi" </strong>adlı kitabını bir&nbsp; dönemin anlaşılması anlamında düşünsel dünyamıza armağan eder. Bisay Hoca, son yıllarda Cumhuriyet gazetesinde Köy Enstitüleri ve ekonomi ile ilgili yazdığı çok özgün makalelerle ülkemizin düşün dünyasına çok değerli katkılar yapmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="color:#333333">BİLSAY KURUÇ VE CUMHURİYET VE KÖY ENSTİTÜLERİ</span></strong></span></span></p>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sayın Bilsay Kuruç,&nbsp; Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazılarla&nbsp; bir Cumhuriyet projesi olan Köy Enstitüleri sürecini&nbsp; irdeler. </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#374151">Cumhuriyet’in &nbsp;13 milyonluk basit köylüler ülkesinde kurulduğunu ifade eden&nbsp; Kuruç kuruluş sürecini : <strong>“Mustafa Kemal, Mudanya Mütarekesi ile “sivil siyaset yolu”nu açtı. Lozan’dan geçerek toplumu Cumhuriyete ulaştırdı. 20. yüzyıla ayak basıldı. Büyük bir demokratik devrimdi; geri kalmışlığın katılaşmış kalın kabuğunu kıracaktı” </strong>şeklinde ifade eder. Bilsay Hoca, Cumhuriyetin kurulduğu yıllarıda nüfusun&nbsp; en büyük kitlesi olan köylülerin güçsüz olduğunu,&nbsp; büyük toprak sahiplerinin, eşraf ve&nbsp; tüccarların güç sahibi olduklarını ayrıca ekonomide, siyasette ağırlıklarını ve müttefik olma durumlarını özellikle belirtir.&nbsp; Cumhuriyet’in &nbsp;1924’te Köy Kanunu’nu çıkarark &nbsp;köyü ve köylüyü etkin kılmak istediğini ancak, büyük toprak sahiplerinin ve&nbsp; zengin çiftçilerin itirazlarını:&nbsp; <strong>“Osmanlı’dan devralınan prekapitalist rejimde ortakçı, yarıcı, maraba, toprak işçisi vardır. Sessizdirler. Cumhuriyet, 1927 ve 1929’un yasaları ile toprak dağıtma adımı atar. “Müttefikler” tepkilidir. 1932’de “eşitlikçi” bir kooperatif modeli getirince eski İttihatçı, şimdi CHP’li büyük topraklıların sözcüsü Halil Menteşe, Cumhuriyet yönetimine çıkışır: “Kolektivizasyona gidiyorsunuz!” </strong>&nbsp;sözleriyle ifade eder. 1946 sonrası Devrimci Cumhuriyet’teki kırılmayı: </span></span><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#374151">“ Güç &nbsp;bloku köylülük üzerindeki “mutlak vesayet”inin ağırlığını koydu. Vesayetin aslı sınıfsaldır. 1940’ların hamlesi ve sonucu bunu belgeleyen örnektir. Bu bir. İkincisi, ileri hareketi durduran “blok” artık karşıdevrimin tohumlarını taşır. İstemeksizin mi? Hayır. Çünkü hedefi bellemiştir: Cumhuriyet’i eriştiği noktada dondurmak, ileri hareketini kesmek. Şunu görmeliyiz: İleri hareketin “demokratik devrim” taşıdığını, bunun ne demek olacağını karşıdevrimciler Cumhuriyetçilerin çoğunluğuna göre daha iyi kavramışlardır. Bu kavrayış farkı o günden bugüne kapanmamış görünüyor!” </span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#374151">saptamasını yapar.</span></span></span></span></p>
</div>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#333333">Bilsay</span> <span style="color:#333333">Hoca</span> <span style="color:#333333">ile ilk tanışıklığımız yönetim kurulu üyesi olduğum İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfının Mayıs 2017'de İzmir'de düzenlediği </span><strong><span style="color:#333333">"Tonguç'a</span></strong><strong> </strong><strong><span style="color:#333333">Taş Taşımak" </span></strong><span style="color:#333333">adlı</span> <span style="color:#333333">serginin açılışında ve panelinde olmuştu. </span>Sayın Bilsay Kuruç’la Bodrum Dibeklihan’da 1-14 Temmuz 2017 tarihleri arasında düzenlenen <strong>“Köy Enstitüleri Günleri” </strong>etkinliğinde de beraber olduk. Sayın &nbsp;Bilsay Kuruç <strong>“Köy, Toprak, Ekonomi” </strong>başlığıyla “<strong><span style="color:#333333">Köy</span></strong><strong> </strong><strong><span style="color:#333333">Enstitüleri</span></strong><strong><span style="color:#333333"> ve Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu"nun</span></strong><span style="color:#333333">” nasıl engellendiğini anlatarak </span>çok değerli bir konuşma yapmıştı. Söyleşi sonrası geç saatlere kadar süren akşam yemeği Türkiye’nin yakın tarihine yönelik &nbsp;kültür şöleniydi… <span style="color:#333333">YKKED</span> <span style="color:#333333">Genel</span> <span style="color:#333333">Merkezi olarak 23 Mayıs 2021 tarihinde&nbsp; düzenlediğimiz Zoom toplantısında Sayın Bilsay Kuruç'u <strong>"Köy Enstitüleri ve Toprak Reformu" </strong>başlıklı bir konuşma ile konuk etmiştik. Pandemi koşullarında yapılan bu konuşma enstitü gerçekliğini bir başka boyuttan bakma adına ufuk açıcıydı.&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#333333">Bilsay</span> <span style="color:#333333">Hoca,</span> <span style="color:#333333">23</span> <span style="color:#333333">Mayıs'taki</span> <span style="color:#333333">konuşmasında</span> <span style="color:#333333">YKKED</span> <span style="color:#333333">yayınlarından</span> <span style="color:#333333">yayımladığımız</span> <span style="color:#333333">Dr. Engin Tonguç'un yazdığı <strong>"Bir Eğitim Devrimcisi İsmail Hakkı Tonguç" </strong>kitabını temel referans alarak konuşmasını gerçekleştirdi. "<strong>Demokratik</strong><strong> Devrim" </strong>olarak tanımladığı Cumhuriyet Devriminin orta çağdan kalma bir köylü toplumu devraldığını, okuma yazma oranın çok düşük olduğunu ve Osmanlıya ait tüm alt ve üst yapı kurumlarını değiştirmeyi, dönüştürmeyi, tasfiyeyi amaçladığı saptamasını yaptı. Feodal mütegallibe, tüccar ve çok zayıf küçük sanayici &nbsp;gruplarının &nbsp;Cumhuriyeti&nbsp; &nbsp;kuranlarla başlangıç&nbsp; &nbsp;yıllarında &nbsp;ittifak&nbsp; &nbsp;halinde olduklarını daha sonraki yıllarda bu grupların karşı &nbsp;devrim &nbsp;cephesinde &nbsp;yer &nbsp;aldığını &nbsp;ifade etti. Eğitmen Kursları ve Köy Enstitüleri süreçlerinin sadece eğitim değil, Cumhuriyetin köyü şekillendirme uğraşı olduğunu işaret eden Kuruç, bu yeni projeksiyonda köyün sahibi rolünün modern tarım ve hayvancılığı, pedagojiyi &nbsp;bilen öğretmene verildiğinin altını önemle &nbsp;çizdi.</span> <span style="color:#333333">Bilsay</span> <span style="color:#333333">Hoca</span> <span style="color:#333333">1940'lı</span> <span style="color:#333333">yıllarda ordu içinde Alman taraftarlığının yoğun bir şekilde öne çıktığını örneklerle ortaya koyarak İnönü'nün savaşa katılmamak için verdiği büyük uğraşıyı anlattı. Aynı zamanda CHP içinde de Köy Enstitüleri sürecini kavrayamayan kesimlerin karşıtlıklarını ve ayrıca vali, kaymakam gibi mülki idarenin bu sürece ayak diremesinin altını önemle çizdi. Köy Enstitüleri hareketinin <strong>"İnönü, Yücel ve Tonguç</strong>" tarafından&nbsp; hayata geçirildiğinin önemle işaret ederek &nbsp;1940 'lı yıllarda Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Tonguç</span></span></span></p>

<p style="margin-left:8px; margin-right:7px; text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">söylediği:</span></span> <strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">"Daha</span></span></strong><strong> </strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">çok Köy Enstitüsü açmalıyız. 200 bin tarımcı yetiştirmeliyiz. Her tür kaynağı sağlarım. Daha sonra bunları yaptırmazlar</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">" diyerek oluşacak süreçleri öngördüğünü konuşmasında ifade etti. </span></span></span></span></p>

<div>
<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#374151">Bilsay Hoca Köy Enstitüleriyle birlikte hissedilebir bir gücün oluştuğunu ifade ederek: <strong>”Ortaçağ çizgisini korkutan, uzlaşmacıları da tedirgin eden bir tarihi güç. Ancak henüz bağımsız çiftçi olamamış ve kitlesel olarak henüz aydınlanamamış bir kır dünyasında belirleyici güç olamıyor. Yetmiyor. Ama büyük kitle pasiftir. Bir demokratik devrimin “olmazsa olmaz”ı sayılacak yeni, kitlesel enerji orada üretilemiyor. Bir minimum ölçeğe (60 enstitü, 200 bin çiftçi) bile ulaşamıyor. Ulaşabilse olur muydu? Ortaçağ ve müttefiki güçler o “muharebe”de dağıtılabilir miydi? Oradan bir farklı demokrasi dünyasına yol açılabilir miydi? Bilemeyiz. Bunları konuşmak kehanete girer.” </strong>ilginç ve değerli bir değerlendirme yapıyor. </span></span><span style="font-size:12.0pt">Bilsay</span> <span style="font-size:12.0pt">Hoca,</span> <span style="font-size:12.0pt">konuşmasının</span> <span style="font-size:12.0pt">sonunda</span> <span style="font-size:12.0pt">tüm</span> <span style="font-size:12.0pt">bu</span> <span style="font-size:12.0pt">süreçleri</span> <span style="font-size:12.0pt">Bağımsız</span> <span style="font-size:12.0pt">Türkiye</span> <span style="font-size:12.0pt">aydınlığının</span> <span style="font-size:12.0pt">ana</span> <span style="font-size:12.0pt">rahminde öldürülüşü</span> <span style="font-size:12.0pt">olarak yorumlayarak</span> <span style="font-size:12.0pt">Türk</span> <span style="font-size:12.0pt">köylüsünün</span> <span style="font-size:12.0pt">Cumhuriyetin</span> <span style="font-size:12.0pt">üretici köylüsü</span> <span style="font-size:12.0pt">haline</span> <span style="font-size:12.0pt">getirmek</span> <span style="font-size:12.0pt">tasarımının</span> <span style="font-size:12.0pt">yok</span> <span style="font-size:12.0pt">edildiğinin</span> <span style="font-size:12.0pt">altını</span> <span style="font-size:12.0pt">çizdi.</span></span></span></p>
</div>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <span style="font-size:12.0pt">17 Nisan 2025 tarihinde</span><span style="font-size:12.0pt"> &nbsp;Cumhuriyet gazetesinde&nbsp; “</span><strong><span style="font-size:12.0pt">85. yılında Köy Enstitüleri Aydınlığı” </span></strong><span style="font-size:12.0pt">başlıklı bir yazım yayımlanmıştı. İki gün sonra sosyal medyama Sayın Bilsay Kuruç’un bir iletisi düştü. Sayın Kuruç iletisinde<strong>: “</strong></span><strong><span style="font-size:12.0pt">Değerli Kemal Kocabaş, Dün Cumhuriyet gazetesinde yer alan '85. yılında Köy Enstitüleri aydınlığı'&nbsp; başlıklı yazınızı mutluluk duyarak okudum.&nbsp; Meselenin özünü ustalıkla ve dikkat edilmesi şart olan noktaları göstererek sunan böyle bir yazı galiba epeyi zamandır okurlar ve özellikle 1940'lar üzerinde samimiyetle düşünmek isteyenler için büyük gereksinme idi.&nbsp; Çünkü, Enstitüler üzerindeki yazılar ve konuşmalar basma kalıp lastikca, 1940'larda Cumhuriyet'in giriştiği ve pek kimsenin farkında olup üzerinde ciddiyetle düşünmediği temel atılım, yani bir köylüler ülkesinde demokratik devrim atılımı yaparak bunu kazanabilmek önemi, köyün Cumhuriyet'in köyü ve köylünün de üretici, yani "efendimiz" olabilmesi davası, üzerinde düşünce oluşturma "zahmeti"ne girismeksizin terkedilmistir. Sizin bu yazınız 'düşünmeye çağrı' değeri taşıyor. Kutluyorum. Ankara'dan dost selâmlarla”… </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Yine<strong>&nbsp; </strong>Nisan 2025’te yayımladığım “<strong>Cumhuriyet ve Köy Enstitüleri İmecesinin Aydınlık Yüzleri</strong>” adlı kitabı imzalayarak Sayın Bilsay Kuruç’a göndermiştim.Bilsay Hocam bir süre sonra bana ilettiği mesajda: <strong>“Değerli Dostum, Beni duygulandıran armağanı kargo getirdi.&nbsp; Herseyden önce bütünlüğü ile nadir kadirsinaslik örneği bir kitap olmuş. Aydınlar dünyası diyebileceğimiz çevre için örnek olmuş. Dolu dolu.&nbsp; Kitapta yeri olanlar, aramızda olanlar, kitaptaki çevreyi doğruca tanımış olsun olmasın, kendilerini müstesna değerlerle beslenmeyi öğrenmiş bir ailenin parçası olarak dusunecekler. Bu bütünlüğü bir kitapla sunmak apayrı bir takdiri hak ediyor.&nbsp; Ben de, bunu hissederek teşekkür ediyorum. Ankara'dan dost selâmlarla”</strong> <strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong>ifadeleri vardı. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaşamıyla, duruşuyla, yazdıklarıyla dünyamızı aydınlatan&nbsp; Sayın Bilsay Kuruç’u sevgi ve saygıyla selamlıyorum, sağlıklar diliyorum, YKKED-2026 Aydınlanma onur Ödülü için yürekten kutluyorum…</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">2 Yazı Önerim :</span></span></span></p>

<ol>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/85-yilinda-koy-enstituleri-aydinligi-prof-dr-kemal-kocabas-2319472" style="color:#0563c1; text-decoration:underline"><span style="font-size:12.0pt">https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/85-yilinda-koy-enstituleri-aydinligi-prof-dr-kemal-kocabas-2319472</span></a></span></span></li>
	<li style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">https://www.gazeteduvar.com.tr/82-kurulus-yildonumunde-koy-enstitulerini-yeniden-anlamak-haber-1560438</span></span></li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 17:17:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/kemalhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>VAR OLUŞ ATLAS</title>
                <category>Turgay MUTLU</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/var-olus-atlas-4010</link>
                <author>turgaymutlu48@hotmail.com (Turgay MUTLU)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/var-olus-atlas-4010</guid>
                <description><![CDATA[VAR OLUŞ ATLAS]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili yazar öğretmen Şerif Pınar’ın yazmış olduğu mitolojik bilim kurgu tarzı ‘’ Varoluş Atlas’’ adlı romanını ilgiyle okudum. &nbsp;Yazarımız kitabın başında; ‘’Bu romandaki olay ve kişiler tümüyle hayal ürünüdür. Hiçbir gerçeklikle bağı yoktur.’’ &nbsp;diye açıklama yaparak kurguyu bir şekilde böylesine &nbsp; tanımlamış. Aşk temalı olmayan bilim kurgu tarzı bu kitap, Kekeme Yayınları tarafından basımı yapılmış. Kısa romanlar bu ara edebiyat dünyasında oldukça moda oldu. Anlaşılan yazarımızda bu modaya uymuş. Kos Adasında genç bir kızla genç bir erkeğin arasındaki konuşmaları okudukça diyalog türü olduğunu görüyorsunuz. &nbsp;Dünya dışı misafirlerinde yolculuğu da bu güzel eserde yer almış. Sürükleyici ve akıcı bir dille yazılmış bu güzel romanı mutlaka okuyunuz derim. &nbsp;Özellikle bilim kurgu türü kitapları seven okurlara öneriyorum. &nbsp;Mutlaka okuyunuz. Kendinizden bir şeyler bulacaksınız.&nbsp;<br />
Şerif Pınar, 1977 Aydın doğumludur. Halen İzmir’de yaşamaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bir devlet okulunda öğretmenlik mesleğini yürütmektedir. ‘Gönül Sevdiğinin Kapısında’ şiir kitabından sonra deniz tutkunları ve amatör balıkçılar için yazdığı özel bir kitap olan ‘İki Adam: Ben ve Babam’ ile okurlarıyla buluşan Şerif Pınar, edebiyat dünyasında güçlü kalemiyle okuyucuya ben buradayım diyor. &nbsp;Denizle iç içe yaşadığını belirten şair/yazar Şerif Pınar; &nbsp;bulunduğu ortamlarda ‘’ Deniz sevdamız, balıkçılık ise en büyük merakımızdı. ‘’ diye açıklamalar yapıyor. Kitaplarının okuyucusu çok olsun.<br />
‘Dünya bir deniz idi; ne gök vardı ne de bir yer. Uçsuz, bucaksız, sonsuz sular içindeydi her yer.’<br />
(Altay Yaradılış Destanı- Giriş Cümlesi)<br />
MİTOLOJİK BİLİM KURGU<br />
Kadim kültürde dünyanın ruhundan bahsedilir. İnsanın ruhsal varlık kökleri enerji ağlarına bağlıydı.&nbsp;<br />
Bir çınar, bir ıhlamur ağacının köklerinin yaşayan toprağa bağlı olması misali.<br />
İnsandaki enerji ile yeryüzündeki enerjinin buluşmasıydı; toprağın uyanışı, insanoğlunun uyanışı.<br />
Kuşların göç yolu, bu sefer arayış içinde olan bu gençlerin keşif yolu olacaktı. Ancak yaşadıkları aşk ile bu görevi tamamlayabilirlerdi.&nbsp;<br />
Keyifli okumalar diliyorum…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 17:15:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/38659_Turgay_Mutlu_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başımızda Bir Tek “Uganda Belâsı” Eksikti !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/basimizda-bir-tek-uganda-belasi-eksikti-4009</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/basimizda-bir-tek-uganda-belasi-eksikti-4009</guid>
                <description><![CDATA[Başımızda Bir Tek “Uganda Belâsı” Eksikti !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uganda Devlet Başkanı <strong>Yoweri Museveni</strong>'nin oğlu Uganda Silahlı Kuvvetleri Komutanı <strong>Muhoozi Kainerugaba</strong>; <strong>11 Nisan 2026</strong> tarihinde Türkiye’ye yönelik akıl almaz açıklamalarda bulundu. En az <strong>1 Milyar Dolar</strong> avanta talep eden <strong>Kainerugaba</strong>, taleplerinin karşılanmaması halinde 30 gün içinde diplomatik ilişkilerin kesilebileceğini ileri sürdü...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uganda Silahlı Kuvvetleri Komutanı <strong>Muhoozi Kainerugaba</strong>, Türkiye’ye yönelik skandal paylaşımlarda da bulundu... Türkiye ile doğrudan bir çatışma istemediğini belirterek; “<strong>Türkiye ile çatışma istemiyorum. Bize karşı hayatta kalma şansları yok. Biz, ‘</strong>İsa Mesih’<strong> ve ‘</strong>Muhammed Ali<strong>’den ilham alan bir orduyuz”</strong> ifadelerini kullandı... Ugandalı komutan, Türkiye’ye yönelik sıra dışı talepler de dile getirdi: “<strong>Eşlerim olacak Türkiye’nin en güzel kızlarını teslim etsinler, bize ödemeyi yapsınlar, ancak o zaman barış olur” </strong>dedi, iyi mi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Açıklamalarında akıl almaz ifadeler kullanan komutan; “<strong>Türkiye’den 1 Milyar Dolar ve o ülkedeki en güzel kadını eş olarak istiyorum</strong>” dedi... Gelen tepkiler üzerine Kainerugaba; “<strong>Türklerin Twitter'da biz Afrikalılara karşı besledikleri o ateşli nefreti ortaya dökmelerini görmek güzel. Lütfen devam edin... İşte bu yüzden </strong>‘İsrail<strong>'i seviyoruz. Onlar gerçek kardeşlerimiz. Görünüşe göre Türkiye de beni seviyor. Onlara yardım edeceğim. İlk sorun, hayat için çok kısa olmaları. Kısa boylu insanlar her zaman gereksiz yere öfkelidir”</strong> diyerek de, son saçmalıklarını yazmış, ihtimal ki yine çok sarhoşmuş?.. 2022 yılında da bu <strong>’Zındık Adam</strong>’ , İtalya Başbakanı <strong>Bayan Melon</strong>i’ye de, başlık parası olarak ‘<strong>100 İnek’</strong> karşılığında evlenme teklif etmişti... Bunlar da olmasa, biz <strong>Mizahçılar</strong> ne yapardık acaba?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdi belki çoğumuz dünya haritası üzerinde bu ilkel ve cahil ‘<strong>Uganda Devletini’</strong> bulamayız? <strong>1962</strong>’de <strong>İngiliz </strong>esaretinden kurtulup, özgürlüklerine kavuştular!.. Doğu Afrika'da yer alan, denize kıyısı olmayan <strong>Uganda</strong>, başkenti <strong>Kampala</strong> olan, <strong>Viktorya Gölü</strong> ve <strong>Nil Nehri</strong>'ne ev sahipliği yapan, tropikal iklime sahip, genç nüfuslu bir cumhuriyettir. Kahve ve çay ihracatı ile tarıma dayalı ekonomiye sahiptir... Kuzeyinde <strong>Güney Sudan</strong>, doğusunda <strong>Kenya</strong>, güneyinde <strong>Tanzanya</strong>, güneybatısında <strong>Ruanda</strong> ve batısında <strong>Demokratik Kongo Cumhuriyeti</strong> bulunur. Nüfusu <strong>46 Milyon</strong>, ordusu da<strong> 40 Bin</strong> civarındadır ve dünyanın en genç nüfusuna sahip ülkelerinden biridir (<strong>0-24 yaş aralığı yaklaşık % 68</strong>)... Halkın çoğunluğu <strong>Hristiyan</strong> olup, önemli bir <strong>Müslüman </strong>azınlık da mevcuttur... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Herhalde ilk diktatörleri olan </span><strong><span style="font-size:14.0pt">“İdi Amin”</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> ismini duymuşsunuzdur? Rakiplerini öldürüp, etlerini yiyen bir ‘<strong>Yamyam’</strong>, çocuk ve kadınlara aşırı düşkün bir <strong>‘Sapık’</strong> ve görevden alındığında <strong>500 Bine</strong> yakın insanın ölümünden sorumlu tutulan bir <strong>katildi!..</strong> Mezarları olmasın diye, birçok insanı suda <strong>Timsahların</strong>, ormanda <strong>Kaplanların</strong> önüne attırmıştı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İşte bize kafa tutup, tehdit edip, <strong>İsrail </strong>yanlısı olan <strong>Uganda Devlet Başkanının</strong> alkolik oğlu, <strong>Silahlı Kuvvetler Komutanı</strong> bu <strong>ilkel ve cahil adam</strong> bize ayar vermeye çalışıyor!.. Hani dedikleri ve istekleri sadece bir ‘<strong>sivrisinek vızıltısını’ </strong>geçmese de, bunları da biliniz istedim... Büyüklerimiz hep; <strong>“Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş</strong>” derler ya? Zati böylesi yöneticiler de, gidip de <strong>İsveç, Norveç, Lüksenburg</strong>... gibi çağdaş ve demokratik ülkelerin yanında yer alacak değildi ya? Gidip de, tıpkı kendileri gibi ‘<strong>Çocuk Katili İsrail’</strong> yanında yerlerini alacaktı tabii... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İşte böyle olaylar, kurtarıcımız ve kurucumuz <strong>Atatürk’</strong>ün, tam <strong>103 yıl</strong> önce neden hukuku, laikliği, çağdaşlığı seçip, neden yüzünü <strong>Batı Medeniyetine</strong> çevirdiği, bu tip canlı örneklerle çok daha iyi anlaşılıyor değil mi? <strong>Ne Mutlu Türk’üm Diyene</strong>, ne güzel <strong>Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı</strong> olabilene!..</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:39:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Macaristan Seçimlerinin Bize Haykırdığı Gerçekler !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/macaristan-secimlerinin-bize-haykirdigi-gercekler-4008</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/macaristan-secimlerinin-bize-haykirdigi-gercekler-4008</guid>
                <description><![CDATA[Macaristan Seçimlerinin Bize Haykırdığı Gerçekler !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Biliyorsunuz, tam 16 yıldır kesintisiz iktidar olan Macaristan ‘<strong>Fidesz Partisi’</strong> Lideri Viktor ORBAN; 12 Nisan 2026 Pazar günü yapılan son genel seçimlerde çok fena yenilgiye uğradı!.. Peter MAGYAR’ın lideri olduğu Tizsa Partisi’ bu seçimde, Macar Parlamentosu’nun <strong>3’te /2’sinin</strong> Vekil sayısını kazanarak, ‘<strong>Macar Anayasası’</strong>nı bile değiştirecek çoğunluğa ulaştı!.. Resmî olmayan kesin sonuçlara göre yeni lider <strong>Peter Magyar</strong>&nbsp; tam ‘<strong>138 Milletvekili’</strong> çıkarırken, eski lider <strong>Viktor Orban</strong> ise, sadece <strong>’55 Milletvekili’</strong> çıkarabildi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kesintisiz olarak 16 yıl Macaristan’ı yöneten Aşırı Sağcı - Hristiyan Milliyetçi <strong>Viktor Orban</strong>; ülkesini demir yumrukla yönetirken, basının <strong>% 85</strong>’ini de elinde bulunduruyordu... Bu son seçimlerde kendisini ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>, İtalya Başbakanı <strong>Giorgia Meloni</strong>, Arjantin’in eli testereli çılgın lideri <strong>Javler Milei</strong> ve çocuk katili <strong>Binyamin Netanyahu</strong> da tam destek verdiklerini açıklamışlardı, ama <strong>Macar</strong> halkı tarafından demek ki bu sefer kabul görmediler ve bu seçimlerde büyük hezimete uğradılar!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“Saygı ve Özgürlük</span></strong><span style="font-size:12.0pt">” demek olan Peter Magyar’ın ‘<strong>Tizsa Partis</strong>i’ne ise, başta İspanya Başbakanı <strong>Pedro Sanchez</strong> olmak üzere, çok az sayıda Avrupa ülkesi destek veriyordu... Sonuçta, baskılardan ve geçim sıkıntısından bunalan Macar halkı, 16 senedir gözlerini boyayan, kendilerini hep gelecek vadederek aldatan <strong>Viktor Orban</strong>’a <strong>“Yeter Artık, Başımızdan Git!..”</strong> dediler...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Seçim sonrasında, bu sonuca en çok sevinenlerden biri olan <strong>İspanya Başbakanı Sanchez</strong>, yaptığı anlamlı açıklamada şöyle dedi: “<strong>Sağcı ve Aşırı Sağcı kesime sesleniyorum; dünyayı ateşe verenleri destekleyip, sonra da o yangının dumanından şikâyet edemezsiniz!.. Hem ‘</strong>kendi<strong> </strong>pastam önümde dursun’<strong> diye düşünüp de, hem de</strong> ‘benim karnım tok olsun’<strong> diyemezsiniz!.. Bu dünyada ‘</strong>eşit paylaşmayı’<strong> bilmeyenler, önünde-sonunda kaybetmeye mahkûmdurlar!.. Macaristan’da da olan budur!”</strong> demiş... Ne kadar doğru söylemiş değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bereketli Anadolu topraklarının yetiştirdiği büyük ve efsane insanımız <strong>Yunus Emre</strong> ne diyordu: “<strong>Emeksiz zengin olanın/ Kitapsız bilgin olanın/ Sermayesi din olanın/ Rehberi de Şeytan olmuştur!”</strong> demişti değil mi? <strong>Aşırı Sağcı ve Hristiyan-Milliyetçi</strong> olan 16 yıllık Macar iktidarı sahibi <strong>Viktor Orban</strong> da; artık ayyuka çıkmış olan yolsuzluklarını ve beceriksizliklerini, Hristiyan-Milliyetçi söylemlerle, baskılarla ve yalanlarla sürdürüyordu, bu seçimde Macar halkından gerekli yanıtı almıştı, son Macar seçimlerinin özeti de, izahı da budur!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Beni en çok sevindiren ise; dünyada her şeye burnunu sokmayı gelenek haline getiren, kendini bu dünyanın tek efendisi zanneden ‘despot ikili’ <strong>Başkan Trump</strong> ve <strong>Katil Netanyahu</strong>’nun, en son Macar halkından da yedikleri bu sağlam tokat oldu!.. Öyle umuyoruz ki; İspanya Başbakanı <strong>Pedro Sanchez’</strong>in gayretleri boşa gitmez, bundan sonraki bütün seçimleri aklı-selim ve hakça paylaşım yapacak olan partiler kazanırlar, dünyayı kana boyayan diktatör ruhlu ve hırsız siyasilerden bu insanlar birer birer kurtulurlar!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yazımızı bitirirken, Nisan başlarında İsrail’den gelen bir iddiayı yazarak bitirelim bari... Ben yazayım da, son kararı yine sizlere bırakayım:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---</span> <strong><span style="font-size:12.0pt">Bayan Netanyahu Hırsız mı !?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Başbakan <strong>Netanyahu</strong>'nun eski güvenlik ekibi başkanı <strong>Ami Dor</strong>, Netanyahu’nun eşi <strong>Sare Netanyahu</strong>'nun "<strong>Kleptomani</strong>" hastası olduğunu iddia ederek, otel havluları dahil, bulduğu her şeyi çaldığını öne sürdü... Bu çarpıcı iddialar, <strong>İsrail Maariv Gazetesi</strong>’nin podcast programında <strong>Ami Dor</strong> tarafından ortaya atıldı... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">İddia Sahibi</span></strong><span style="font-size:12.0pt">: Ami Dor (Netanyahu'nun eski Güvenlik Ekibi Başkanı).</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">İddia İçeriği</span></strong><span style="font-size:12.0pt">: Sare Netanyahu'nun otel havluları gibi eşyaları aldığı ve kleptomani (çalma hastalığı) olduğu iddiası...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bugünlük benden bu kadar, gerisini size bırakıyorum artık...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:38:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HATTINI AŞAN ŞİİRLER</title>
                <category>Turgay MUTLU</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/hattini-asan-siirler-4007</link>
                <author>turgaymutlu48@hotmail.com (Turgay MUTLU)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/hattini-asan-siirler-4007</guid>
                <description><![CDATA[HATTINI AŞAN ŞİİRLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fazla şey istemez gözü, gönlü tok<br />
Bir yudum sevgiye kanar yüreğim<br />
Sevilmekten başka beklentisi yok<br />
Hasret çektireni kanar yüreğim</p>

<p>Ben böyle değildim, senden evveli<br />
Fitili tükenmiş muma döndürdün<br />
Eyvallah etmezdim kimseye asla<br />
Elif’tim, karşında mim’e döndürdün</p>

<p>Yukarıda iki dörtlük şiirini okuduğunuz sevgili şair arkadaşım Songül Altınkaynak ile geçen yıl TÜYAP İstanbul Kitap Fuarında Şairler ve Bestekarlar Derneğinde tanıştık. Yan yana okurlarımıza kitaplarımızı imzaladık. Şair Songül Altınkaynak, hem hece vezni ile hem de serbest tarzda şiirler yazmaktadır. Şiirleri dokunaklı ve duygu yüklü olup şiir dünyasında büyük bir ilgi görmektedir. Şairin ilki ‘’ Adını Aşan Şiirler’’, ikicisi de ‘’ Tadını Aşan Şiirler’’ olmak üzere basılmış iki şiir kitabı vardır. Yalın Yayıncılık tarafından basımı yapılan şiir kitaplarını şiir sever okurlara tavsiye ediyorum. Alın okuyun.<br />
Songül Altınkaynak, 1 Ocak 1960 tarihinde Van’da doğdu. Van 2 Nisan İlkokulu’ndan mezun olduktan sonra Kız Meslek Lisesi akşam bölümünde okudu. 1977 yılında evlendi. İki erkek, bir kız olmak üzere üç çocuk annesi ve 6 torun sahibidir. Henüz 13 yaşlarındayken şiir yazmaya başlayan Songül Altınkaynak yarım asra yakın defter yapraklarında demlediği şiirlerini daha sonra web sitelerinde, çeşitli sosyal medya ağlarında, antolojilerde, dergi ve gazete sütunlarında okurlarıyla buluşturmuştur. Gülvani mahlasını kullanan şaire bu mahlasını aynı zamanda editörü de olan, Araştırmacı Yazar ve Şair Celil Çınkır vermiştir. Halen İstanbul’da ikamet etmektedir.</p>

<p>GÜLÜMSE<br />
Saçarken kokuyu akşamsefası<br />
Hayallere daldığında gülümse<br />
Canına diklenen sürgün cefası<br />
Paydos zili çaldığında gülümse</p>

<p>Gönüldür bilene Hakkın divanı<br />
Sevgiyle gönenir aşkın vatanı<br />
Kalbinde taht kuran sevda sultanı<br />
Uykuları böldüğünde gülümse</p>

<p>Sebebini yüreğinde duyarak<br />
Bahşedilen anı bayram sayarak<br />
Aşk yolunda rehberine uyarak<br />
Her an nefes aralığında gülümse</p>

<p>Gezdirirken canı rızkın peşinde<br />
Sevgi gelir cümle işin başında<br />
Her nefeste hayalinde, düşünde<br />
Gülvani’yi bulduğunda gülümse<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:37:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/38659_Turgay_Mutlu_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kendin Ettin, Kendin Buldun Be TRUMP !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/kendin-ettin-kendin-buldun-be-trump-4006</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/kendin-ettin-kendin-buldun-be-trump-4006</guid>
                <description><![CDATA[Kendin Ettin, Kendin Buldun Be TRUMP !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bütün dünya nefesini tutmuş, <strong>07 Nisan 2026 Salı</strong> gününü <strong>’08 Nisan Çarşamba’</strong> gününe bağlayan gecenin, saat <strong>03.00</strong>’ünde, <strong>ABD </strong>ve <strong>İsrail</strong>’in saldırıları sonucunda, <strong>İran</strong>’ın dümdüz edileceğini büyük bir endişe içinde bekliyordu!.. Ne diyordu <strong>ABD</strong> <strong>Başkanı Trump</strong>; “<strong>Bizim istediğimiz anlaşmayı imzalamazsa, İran’ı Taş Devrine geri götüreceğim!.. Bir medeniyet yok olacak... Bu saldırıdan sonra İran diye bir yer kalmayacak, haritalar değişecek!..”</strong> diye, mangalda kül bırakmıyordu değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Veee <strong>08 Nisan Çarşamba</strong> günü saat <strong>01.52</strong>’de, bütün dünyayı rahatlatan haber <strong>Beyaz Saray</strong>’dan geldi; “<strong>İran ile iki haftalık ateşkes anlaşmasına vardık, İsrail de bunu kabul etti, 10 Nisan Cuma günü kalıcı barış için İslâmabat’ta masaya oturulacak”</strong> denildi... Beş dakika sonra <strong>İran’</strong>dan da; “<strong>Bu iki haftalık saldırmazlık anlaşmasını kabul ettik, Hürmüz Boğazı’ndan petrol gemileri Devrim Muhafızları kontrolünde geçecekler</strong>” deniliyordu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">O saate kadar gazetecilik damarım tuttuğu için hiç uyumayan ben ihtiyar dallama, keyfim yerine geldiği içün bir cigara zıkkımı tüttürmek üzere balkona çıktım!.. Çevredeki onlarca apartmanın yüzlerce dairesinden, sadece iki tanesinde ışık yanıyor, gerisi de uyuyordu!.. Yahu bu millet, böyle zamanda bile nasıl uyuyordu, bu işe yine şaşırarak içeri girdim, <strong>TV</strong>’lerdeki canlı yayınları izlemeye devam ettim!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">İsrail</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> yönetiminden bir ses-soluk yoktu ama<strong>, İran</strong> (veya <strong>Hizbullah)</strong> füzeleri <strong>Tel Aviv</strong>’e yağmaya devam ediyordu, ya bu nasıl işti böyle !? Yine <strong>Beyaz Saray</strong>’dan yapılan açıklamada; “<strong>Bu anlaşma sırasında, İsrail’in Lübnan saldırıları da duracak</strong>” denildi, yerseniz tabii...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">İran</span></strong><span style="font-size:12.0pt">, hemen daha önce istedikleri <strong>’10 Maddelik’</strong> barış planındaki isteklerini hatırlattı... Neler vardı bu isteklerde: <strong>“İran’ın, uluslararası bankalarda bloke edilen bütün para ve mal varlıklarının geri verilmesi... Körfez ülkelerinde bulunan ABD üslerinin boşaltılması... Savaş tazminatı yerine, Hürmüz Boğazı’ndan geçen bütün petrol tankerlerinden 2’şer Milyon Dolar ücret alınıp, bunun Umman ile paylaşılması... Kalıcı barış sonrası, İran’a hiçbir saldırının yapılmaması...</strong>” falan...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dikkat edilirse bütün bu maddelerde, hep <strong>İran</strong>’ın istekleri vardı, barış planı kabul edilirse de, <strong>ABD </strong>ve<strong> Başkanının</strong> bütün havasına rağmen, kesin bir <strong>‘İran Zaferi’</strong> okunuyordu... Yani, <strong>Başkan Trump</strong> ile aylardır sığınaklarda yaşamak zorunda kalan <strong>İsrail</strong> halkının tepkileriyle <strong>Netanyahu</strong>’nun, yani bu ‘<strong>Hitler Bozuntusu’</strong> iki liderin de karizması fena çizilmişti, ama enerji darboğazına giren bütün dünya rahatlamıştı!.. <strong>Trump</strong>’ın bu dönüşünde <strong>Papa Leo, Fransa</strong> ve <strong>İtalya</strong> yöneticilerinin ve <strong>ABD</strong>’de de çok fırlayan petrol fiyatlarının etkili olduğu söyleniyor?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hani bizim; <strong>“Kendim ettim, kendim buldum/ Gül gibi sararıp, soldum”</strong> diye söylenen ünlü bir şarkımız vardı ya? Artık herkes şöyle demeye başladı: <strong>“ABD’de Kasım ayında yapılacak ara seçimleri kesin olarak kaybedecek olan Trump, 25. Madde işletilerek büyük ihtimalle Başkanlığı da kaybedecek, böylece hem ikinci defa bunu seçen şaşkın Amerikan halkı, hem de bütün dünya bu adamdan kurtulacak</strong>” demeye başladılar... İnşallah öyle de olur!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, <strong>İran</strong>’ın bu direnişi sonucunda, Fidel Castro’nun “<strong>Küba Devleti</strong>” de kurtuldu mu acaba? Biliyorsunuz, <strong>Başkan Trump</strong> onu da yedekte tutuyor, sıkıldıkça da, -<strong>kedinin fare ile oynadığı gibi</strong>- ekonomik yaptırımlarla <strong>Küba</strong>’yı çok zor durumlarda bırakıyordu... Ancak, bilmediği bir şey vardı; bu ülkelerin hiç biri basiretsiz <strong>‘Venezuela’</strong> halkı gibi değildir!.. Eğer oraya da saldırsa var ya bu <strong>ABD</strong>; tıpkı <strong>Vietnam-Afganistan-Irak</strong>... gibi, pılısını-pırtısını toplayıp da, geldikleri gibi gerisin geri giderlerdi!.. Bunlar böyle yenilgilere alıştılar artık...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bundan sonra <strong>NATO</strong> üyeleri de<strong>, AB</strong> üyesi <strong>Avrupa </strong>ülkeleri de oturup, biraz düşünmelidirler: Daha düne kadar <strong>“Dostumuz, Müttefikimiz, Koruyucumuz</strong>” diye güvendikleri <strong>ABD</strong>’nin neler yaptığını, kendilerine nasıl davrandığını gördüler!.. Yahu adamların kendilerine bile hayırları kalmadı, diğer ülkeleri neylesinler bu sonradan ‘<strong>oluşma-toplama-devşirme’</strong> ülkenin insanları ve yöneticileri!.. Bundan sonra herkes akıllı davranmalıdır artık... </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:01:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Tencere Dibin Kara, Seninki Benden Kara !?”</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/tencere-dibin-kara-seninki-benden-kara-4005</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/tencere-dibin-kara-seninki-benden-kara-4005</guid>
                <description><![CDATA[“Tencere Dibin Kara, Seninki Benden Kara !?”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bildiğiniz gibi; bu ülkede son<strong> Genel Seçimler 14 Mayıs 2023, </strong>son<strong> Yerel Seçimler </strong>de<strong> 31 Mart 2024 </strong>tarihinde yapılmıştı... İktidar partisi <strong>AKP</strong> bu seçimlere <strong>MHP-YRP-BBP-DSP-Hür Dava Partisi</strong> ile ortak girerken, <strong>CHP</strong> Yerel Seçimlere yeni Genel Başkan ile dağınık hale gelmiş ‘<strong>Millet İttifakı’</strong> yoksunluğunda girdi, <strong>DEM</strong> de dışarıdan destekledi... Ancak, seçimde neler olduğunu pek kimse anlayamadı, yıllardır <strong>AKP </strong>elinde bulunan bazı önemli İl ve İlçe Belediyelerini <strong>CHP</strong> kazandı... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Neyse... Seçimlerden bu yana üç yıl kadar bir zaman geçti, ancak bütün partilerden bazı Milletvekilleri ve bazı Belediye Başkanları peş peşe başka partilere geçtiler, özellikle de çoğunluğu iktidar partisine kapağı attılar!.. Bu durum en çok ‘<strong>1970</strong>’li ve ‘<strong>1990</strong>’lı yıllarda da yaşanmış, adına <strong>“Milliyetçi Cephe</strong>” ve “<strong>Çiller</strong>, Erbakan, <strong>Ecevit Hükümetleri</strong>” denilen, çok sayıda iktidar oluşmuştu... Hatırlayınız; “<strong>Güneş Motel Buluşmaları... Fırıldak Kubi Transferleri</strong>” gibi, hiç unutulmaz ve utanılası olaylar yaşanmıştı!.. İşte bugünlerde de bu siyasi tarih tekerrür etmeye başladı, Yüce Allah sonumuzu hayreyleye...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, bütün bu olumsuzlukların sebebi neydi !? Sizleri bilemem, ama bence tüm siyasi partilerdeki bu ‘<strong>gel-gitlerin’ </strong>tek bir sebebi var; “Hiçbir siyasi parti, bütün adaylarını demokrasinin ilk gereği olan, <strong>bütün üyelerin katılımıyla</strong> yapılan ‘<strong>ÖN SEÇİM</strong>’&nbsp; ile belirlemiyor, partilerin Genel Merkezinde toplanan birkaç yöneticiyle bu adayları belirliyorlar!.. Tabii, bu arada birçok şaibeli isim de, bu listelere konularak; “<strong>Biz bunları beğendik, siz de bunlara oy vereceksiniz!”</strong> deniliyor... Bu mu demokrasi, bu mu hukukun ve ‘<strong>Cumhuriyet’ </strong>denilen halkın kendi kendinin yönetiminin gereği yani !? Bundan sonraki bütün aday belirlemelerini ‘<strong>Ön Seçimle’</strong> yapınız bakalım, bugün gördüğümüz hiçbir olumsuzluk yaşanacak mı !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bazı partilerin <strong>‘aday belirleme’</strong> zamanlarında biz gazeteciler neler gördük, neler; gündüz Milletvekili sırasının <strong>5. </strong>veya<strong> 7.</strong> sırasında ismi olanları, akşam vakti <strong>1.</strong> veya <strong>2.</strong> sıraya geliverdiklerini gördük!.. Peki, nasıl oluyordu bunlar? Tabii ki ‘<strong>tamamen duygusal yönden’</strong> sihirli ‘<strong>baş parmak </strong>ve<strong> işaret parmakları’</strong> oynatılarak oluyordu!.. Bunlar hep yazılıp-çizildi, arşivlerde öylece duruyorlar!.. <strong>Ön Seçim</strong> yapılsa, bunlar mümkün olur muydu hiç !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Maşallah, sırası geldiğinde hep demokrasiden, haktan-hukuktan lâf açılınca, bütün parti yöneticilerimiz mangalda kül bırakmıyorlar da; sıra aday belirlemeye gelince, herkes kendi adamını liste başlarına yazmaktan geri durmuyorlar!.. İşte siyasette ilk yozlaşma ve bozulma da o zaman başlıyor!.. Demokrasiyi özümsemiş çağdaş ve Batı ülkelerinde keyfi olarak aday belirleyemezsiniz, nereye aday olunacaksa, illâ <strong>ön seçimle</strong> bunlar belirlenir!.. Bunu yapmayan partilere de zaten oranın halkı asla oylarını vermezler!.. Yani, oraların halkları, her isteyenin keyfine göre ‘<strong>bostan’</strong> topladığı tarlalar değillerdir!.. Son seçimlerin birinde, eskimiş <strong>CHP</strong> Lideri <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong> ne demişti üyelerine; <strong>“Kuzu kuzu gidip, belirlediğimiz adaylara oylarınızı vereceksiniz!”</strong> demişti değil mi? İşte bu kafayla <strong>14 yıllık</strong> Genel Başkanlığında, ‘<strong>tam 13 seçimi kaybeden’</strong> bu zat-ı muhterem de oydu!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Özellikle Cumhuriyeti kuran, demokrasiyi getiren bu ülkenin ilk partisi olmakla övünen <strong>CHP,</strong> tüm partilere örnek olmak için, demokrasinin olmazsa-olmazı sayılan ‘<strong>Ön Seçimi’</strong> derhal uygulamaya koymalıdır!.. Şu duyduğumuz rezilliklerin önüne geçmenin yegane yolu budur!.. Bütün <strong>Parti Tüzüğü</strong> ve <strong>Parti Programı</strong>’nda bunlar yazılı olduğu halde, yönetimi ele geçiren herkes, -her ne hikmettense- ilk önce bu <strong>‘Ön Seçim’</strong> şartını unutuveriyor, bu <strong>103</strong> yıllık ‘<strong>Koca Çınarı’</strong> babalarının çiftliği gibi yönetmeye kalkışıyorlar!.. Yeter ama yahu!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Yeni bir seçime giderken, partinin tüm üyeleri bunları unutmamalı, her fırsatta parti yöneticilerine bu önemli konuyu hatırlatıp durmalı, demokrasinin gereğini yapınca da, bunun olumlu sonuçlarını mutlaka sandıklarda da göreceklerdir!..&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:01:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD ve İsrail Saldırılarının Sonu Nereye Varacak !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/abd-ve-israil-saldirilarinin-sonu-nereye-varacak-4004</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/abd-ve-israil-saldirilarinin-sonu-nereye-varacak-4004</guid>
                <description><![CDATA[ABD ve İsrail Saldırılarının Sonu Nereye Varacak !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bugün <strong>04 Nisan 2026 Cumartesi</strong> itibariyle, tam <strong>36’ncı gününe</strong> giren saldırılar; <strong>02 Nisan</strong> günü <strong>ABD</strong>’nin İran’a ait en büyük köprüyü havaya uçurması, ertesi günü <strong>03 Nisan</strong> günü de <strong>İran’</strong>ın ABD’ye ait iki uçağını düşürmesi sonucu, bu savaş biraz renk değiştirmeye başladı!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ABD ve İsrail’deki halkın sokaklara çıkıp da <strong>Başkan Trump</strong> ve <strong>Başbakan Netanyahu</strong>’ya lânetler yağdırmaları, ABD <strong>Demokrat Parti</strong>’nin kendi ülke yönetimlerini suçlamaları, başarısız olduklarını sık sık dile getirmeleri, <strong>ABD İstihbaratının</strong> da aynı yönde raporları basına sızdırmaları, <strong>Tramp Hükümetindeki</strong> ani görev değiştirme ve görevden almaları; Başkan Trump ile Netanyahu’nun bacaklarının titremeye başladığının birer göstergeleridir!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dikkat ederseniz, artık <strong>Başkan Trump</strong>’ın eski havası, eski burnu büyüklüğü, herkese akıl verip, tepeden bakma görüntüleri, yerini ‘<strong>Alaycı </strong>ve<strong> Yalan’</strong> açıklamalara bıraktı... Bir gün kürsüde kükreyip; “<strong>İran’ı darmadağın ettik, 150 savaş gemilerini Körfeze gömdük, orada kuzu kuzu uyuyorlar!.. Hava gücünü tamamen yok ettik, hava kontrolünü biz ele geçirdik, İran’ı eski ‘Taş Devri’ne geri götüreceğiz...”</strong> diyor; İran iki uçağını düşürünce de çıkıp; <strong>“Savaşta böyle şeyler olur, müzakerelere devam edilmeli”</strong> diyor, İran ise bütün barış tekliflerini reddediyor!.. Tabii ki durum buyken, insan bunlara soruyor; “<strong>Hani İran bitmişti!? Hani hava gücü size geçmişti, bu ABD uçaklarını Gazzeliler mi düşürdü kardeşim!?”</strong> diyesi geliyor...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Artık bence de <strong>Başkan Trump,</strong> başındaki “<strong>Epstein Belgeleri</strong>” yüzünden çok sıkışmışken, <strong>Netanyahu </strong>bunu fırsat bilerek <strong>Başkanı</strong> fena kandırdı!.. Bu savaşla, bu ahlâksız davayı unuttururuz zannettiler, ama fena yanıldılar!.. Şimdiye kadar böyle bir saldırıdan hep uzak duran <strong>Başkanlardan</strong> sonra, <strong>‘gevşek uçkuru’</strong> yüzünden bu tuzağa <strong>Trump</strong> düştü ve hem kendisinin, hem de ülkesinin dünyadaki saygınlığına büyük gölge düşürdü!.. Gördünüz işte; daha düne kadar bir dediğini asla iki etmeyen <strong>İngiltere</strong> bile; <strong>İspanya, İtalya, Fransa</strong> ve <strong>Almanya</strong> ile birlikte <strong>NATO</strong> çağrılarına hiç uymadılar; <strong>“Bu bizim savaşımız değil!”</strong> dediler...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, “<strong>bu işten en kârlı kim çıktı?”</strong> diye sorarsanız eğer, hiç kuşkusuz, <strong>Rusya ve Putin</strong> kârlı çıktılar!.. Daha önce <strong>Rus</strong> petrolü ve doğalgazını almayan Avrupalılar sıraya girdiler, bu sefer de iki katına fiyatla <strong>Ruslarda</strong>n bunları almak zorunda kaldılar!.. Bu arada <strong>İran</strong> da petrol ve doğalgaz fiyatlarının fırlamasından epeyce peşin para kazandı!.. En çok zarar görenler ise; <strong>Hindistan, Çin</strong> ve <strong>Körfez Ülkeleri</strong> oldular!.. Bir zamanların ‘<strong>Yeni Paris</strong>’i olan <strong>DUBAİ, KATAR</strong> ve <strong>BAE </strong>gibi yerlerden herkes kaçar oldu; tabii ki <strong>Küba, Umman, Afganistan, Somali, Sudan</strong> gibi gariban ülkelerin bütçelerine de yazık oldu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İki dünya savaşı yaşamış bu kavanoz dipli dünyanın başından, yakında bunlar da geçer... Yine umuyoruz ki; bu ülkelerin aklıselim insanları bir yolunu bulup, bu aç gözlü, bu istilâcı, bu kan dökücü canavar ruhlu yöneticilerden yine kurtulacaktır!.. Şööyyle bir geriye baktığımızda; burnundan kıl aldırmayan havalı <strong>Başkan Trump</strong> ile Bebek Katili ve Komşu Ülke İstilâcısı <strong>Netanyahu</strong>’yu tarihçiler nasıl anacaklar acaba?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Tabii ki her medeni insanlar gibi, bunların da yargı önünde hesap vermelerini can-ı gönülden istiyoruz... Ancak, yaşı ilerlemiş <strong>Başkan Trump</strong>’ın buna ömrü yetecek mi? Çevresindeki ülkelerin birçok liderini kalleşçe suikastlarla öldürten <strong>Netanyahu</strong>’yu, o ülkelerin insanları yaşatacaklar mı? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İşte size dünyadan <strong>‘Hitler’</strong> eskisi iki <strong>lânetli lider</strong> ve ülkeleri, işte ‘<strong>Barış’</strong> uğruna ömrünü bu uğurda yiyip-bitiren <strong>Mahatma Gandi, Nelson Mandela</strong>... gibi yüce insanlar!.. Tarihte bunların hangileri gibi anılmak isterdiniz acaba???</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:23:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deve Kuşu Kabare Tiyatrosu ve YASAKLAR !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/deve-kusu-kabare-tiyatrosu-ve-yasaklar-4003</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/deve-kusu-kabare-tiyatrosu-ve-yasaklar-4003</guid>
                <description><![CDATA[Deve Kuşu Kabare Tiyatrosu ve YASAKLAR !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Değerli okuyucularım; sizlerde de var mı bilmiyorum, ama benim arşivimde <strong>1980</strong>’li yılların unutulmaz eserlerini sunan <strong>Zeki Alasya</strong> ve <strong>Metin Akpınar</strong>’ın unutulmaz sahne oyunlarının birçok kasetleri mevcut: <strong>“Aşk Olsun, Reklâmlar, Yasaklar”</strong> bunlardan bazıları...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">O yıllarda genellikle senaryolarını büyük üstat <strong>Kandemir Konduk</strong> yazıyordu, bu iki güzide sanatçımız da, bu senaryoların hakkını tam olarak teslim ediyor, seyircilerine doyumsuz gösteriler sunuyorlardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Tabii ki, bunların içinde ‘<strong>Yasaklar’</strong> skeçleri büyük beğeniyle izleniyor, <strong>12 Eylül</strong> darbesinin getirdiği yasakların gölgesinde, insanlarımıza biraz nefes aldırıyor, güldürüyor ve düşündürüyordu... Bir skeçte sade bir vatandaş, koltuğunda iki ekmekle evine giderken, darbe yasağını uygulayan <strong>Metin Akpınar</strong> önüne çıkıyor, akşam evine giden merhum <strong>Zeki Alasya</strong>’yı durduruyor ve diyor ki; “<strong>Dur!.. Buradan geçmek yasak!..”</strong> diyor... Zeki Alasya şaşkın halde; <strong>“Ben evime gidiyorum</strong>” diyor... Metin Akpınar; “<strong>Buradan geçmek yasak!..”</strong> diyor... Alasya; <strong>“İyi ama, benim evime giden tek yol bu, ben evime gitmeyeyim mi yani?”</strong> diyor... Akpınar kızıyor; “<strong>Ben sana evine gitme mi diyorum, ancak bu yoldan evine gitmek yasak diyorum!? Çok şükür bu memlekette demokrasi var, özgürlük var!.. Herkes evine gitmekte özgürdür, ama buradan geçmek yasak!.. Bu ülkenin kanunları var, gelenekleri var, bu yasaklar sizin için konuluyor, ne olur anlayın bunu artık, ben de bunları uyguluyorum, niye anlamıyorsun, yoksa sen 12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsun!?” </strong>diyor...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Zeki Alasya ekmekleri gösterip; “<strong>Çoluk çocuk evde beni bekliyor, izin ver de geçeyim”</strong> diyor... Akpınar kızıyor; <strong>“Kanunlar herkes için geçerlidir; evli olana, çocuğu olana farklı uygulanmaz ki!? Evine gitmekte özgürsün, ama buradan gitmen yasak!..”</strong> diyor... Alasya bu sefer; <strong>“Yani ben eve gitmeyeyim, öyle mi?”</strong> deyince, Akpınar; “<strong>Demokrasilerde çareler tükenmez!.. Bak ben seni hemen evine göndereceğim: Şimdi dön arkanı, devamlı yürü, dünya yuvarlak olduğu için, sen arka taraftan evine rahatça gideceksin kardeşim!..”</strong> deyince, Alasya soruyor; <strong>“Karadan yürüdükçe giderim de, önüme denizler, okyanuslar çıkınca ne yapacağım?”</strong> diye sorar... Akpınar’ın yanıtı hazırdır; “<strong>Yüzme biliyorsunuz değil mi, yüzünüz efendim!..”</strong> der...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yine ‘<strong>Yasaklar’</strong> bölümünde trafik ekipleri zil-zurna sarhoş halde araç kullanan <strong>Metin Akpına</strong>r’ı yakalarlar... Hemen kenarda bekleyen alkol kontrolü yapacak <strong>doktorun</strong> yanına götürmek isterler... Ama bir türlü oraya götürmeye muvaffak olamazlar!.. Şoför <strong>Metin Akpınar,</strong> bir yolunu bulup oradan kaçmaya çalışır, ısrarla da hiç alkol almadığını söyler!.. Her kaçışında polisler onu yakalayıp getirirler... Bu sefer de kafayı, alkol ölçen aleti elinde tutan doktora takar ve ona; “<strong>Sen bunca sene en zor Tıp okullarında, burada bunu tutmak için mi okudun?”</strong> diye alay edercesine sorar...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sonuçta onu razı edip, <strong>alkolmetreye </strong>üfletmeyi başarırlar... Ancak, ayakta duramayan bu şoförün, hiç alkol almadığı ortaya çıkar... <strong>Metin Akpınar</strong> yine üfler, aleti sallar, yine üfler, ama alkol oranı sıfırdır; <strong>“Bakınız, bunda alkol yok!”</strong> deyip yine üfler, yine sonuç negatiftir!.. Bu sefer <strong>doktor</strong> der ki; <strong>“Bu şoför alkollü değil, bırakalım gitsin!..</strong>” deyince, komiser itiraz eder; “<strong>Madem hiç alkol almadın, senin bu halin ne yahu!? Baksana ayakta duramıyorsun!”</strong> diye çıkışır... <strong>Metin Akpınar</strong> da gülerek; “<strong>Yahu benim alnımda dallama mı yazıyor!? Bunca sık alkol kontrolü yapılan bir memlekette niye alkollü araç kullanayım ki? Ben sadece ince kâğıda sarıp, bir tek dolgulu sigara tüttürdüm, mis gibi kafayı da buldum ve aracımla trafiğe çıktım, hepsi bundan ibaret amirim!..</strong>” der...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Yeni nesil pek bilmez ama, bizler o çok katı <strong>’12 Eylül Yasaklarını’</strong> dolu dolu yaşadık!.. Bunlara sanatlarıyla karşı çıkan <strong>“Zeki Alasya, Metin Akpınar, Levent Kırca, Nejat Uygur, Ferhan Şensoy...”</strong> gibi büyük sanatçılarla hem güldük, hem de düşündük!.. Şimdilerde biraz kafamız daraldığında da, onların kasetleriyle hâlâ avunuyoruz işte... </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:22:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Vakit, Nakittir !?”</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/vakit-nakittir-4002</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/vakit-nakittir-4002</guid>
                <description><![CDATA[“Vakit, Nakittir !?”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Birer yetişkin olarak bu önemli sözü, herhalde şimdiye kadar sizler de duymuşsunuzdur!? <strong>“Vakit, Nakittir!”</strong> atasözü; <strong>“Zamanın paradan daha değerli ve geri döndürülemez bir hazine olduğunu, bu nedenle her anın verimli kullanılması gerektiğini ifade eder. Zamanı boşa harcamamak, işleri ertelememek ve hayatın her anını kıymetli değerlendirerek, maddi-manevi başarıya ulaşmanın önemini vurgular. Zamanın boşa harcanamayacak kadar kıymetli bir servet olduğu ve doğru yönetilmezse, geri kazanılamayacağı anlamını da taşır.”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İş dünyasındaki karşılığı ise şöyle özetlenebilir: “<strong>Zamanı iyi kullananların daha başarılı ve üretken olduğu, bu başarının da maddi kazanç </strong>(nakit)<strong> getirdiği vurgulanır...”</strong> Peki, bu önemli sözün kökeni nereden gelir? <strong>18.</strong> yüzyılda ‘<strong>Benjamin Franklin’</strong> tarafından popülerleştirilen bu söz, zamanın en büyük yatırım aracı olduğunu belirtir... Hani şu ‘<strong>ABD 100 Doları’ </strong>üzerinde taa <strong>1914</strong>’ten beri resmi olan; ülkesinin kurucusu, bilim insanı olan kişi... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uzun yıllar önce <strong>Ziraat Teknisyeni</strong> olan bir arkadaşım anlatmıştı: İlkokulu bitirip de, <strong>Ziraat Okulları</strong> sınavına girdikleri bizim İlçenin <strong>Atatürk İlkokulu</strong>’nda yapılan sınavda, bu atasözü ilkokul mezunu çocuklara sorulmuş... O günlerde yapılan sınavlar; “<strong>Esse Klâsik Kompozisyon Tipi</strong>” sınavlardı, şimdikiler gibi çok sorulu ‘<strong>Test Sınavı’</strong> değildi... Bu ‘<strong>Vakit, Nakittir’</strong> atasözünün açıklanması istenmiş; çocuklar ‘<strong>Vakit</strong>’ sözcüğünün anlamını biliyor, ama ‘<strong>Nakit’</strong> sözcüğünün ne anlama geldiğini bilmiyorlarmış... Sınav mümeyyizi olan iki erkek öğretmene sormuşlar, onlardan çok ters cevaplar alıp, oturmuşlar... Sonradan sınıfa giren merhum öğretmenimiz <strong>Emine Coşkun</strong>, bütün çocukların bazılarının kurşun kalemlerini ısırırken, silgileriyle oynarken, bazılarını da tavana bakarken bulmuş... Niye böyle yaptıklarını sormuş? Çocuklar da ‘<strong>Nakit’</strong> sözcüğünün anlamını bilmediklerini, onun için soruyu cevaplayamadıklarını söylemişler... Çok saygı duyduğumuz sevgili öğretmenimiz <strong>Emine Coşkun</strong> gülerek, sağ elini yukarı kaldırarak, başparmağı ile işaret parmağını oynatarak, bu sözcüğün anlamının ‘<strong>Peşin Para’</strong> olduğuna işaret etmiş, ama yemin olsun ağzını açıp da hiç konuşmamış, yani görevini de hiç suistimale uğratmamış, masasına oturmuş... Arkadaşım; “<strong>Bu soruyu O’nun sayesinde yanıtlayıp, Ziraat Okulu sınavını öyle kazandım”</strong> diye anlatır durur, <strong>Emine</strong> öğretmenimizi hep dualarla anardı... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Tabii, o tarihlerde ekonomiyi çok iyi bilen büyüklerimiz bizi yönetmiyorlardı ki; biz çocuklar bunları nereden bilecektik? O tarihlerde meşhur <strong>‘delik iki buçuk kuruş</strong>” demir paralar vardı, biz onu bile bulamaz, köye gelen <strong>sinemalara, sirklere</strong>, evimizin kümesinden çaldığımız yumurtalarla girer, bir <strong>simid</strong>i veya <strong>gazozu</strong> bile bu çalıntı yumurtalarla alabilirdik!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">O yıllarda tütüncü olan ailelerimiz de pek rahat değillerdi: <strong>27 Mayıs 1960</strong>’da askerî darbe oldu, tütünleri devletin <strong>TEKEL’</strong>i yerine, fırsatçı tüccarlar yarı fiyatına alıp gittiler, parasını da taksitlerle ödediler!.. Ertesi yılın, yani <strong>1961</strong> yılının tütünlerini ihraç edemediler, depolarında çürüttüler, milletin balyalarını günlerce yaktılar, ateşini yaktıkları gaz yağlarının parasını bile bunların sahiplerinden aldılar!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hiç unutmam; köyümüzün en üretken çiftçilerinden, köylünün <strong>“Garamat”</strong> dediği <strong>Kara Ahmet Uysal </strong>amca vardı... O yıl TEKEL’e tam <strong>24 balya</strong> tütün teslim etmiş; bundan ‘<strong>Su Çürüğü, Depo Ücreti, Nakliye, Gaz Parası’</strong> diyerek kestikleri tütün parasından, eline sadece <strong>“35 TL”</strong> tutuşturup göndermişlerdi... O da çok kızdığı için bu parayla bir çift deri ayakkabı almış, iplerini birbirine bağlayarak, yaya olarak köye geldi!.. Kahvelerin önünden geçerken millete boynunda asılı pabuçlarını gösterip, ağız dolusu bu darbecilere söverek, sağa-sola tükürerek evine gitmişti!.. O günlerde çarşı içinde olan Jandarma Karakolu da bu olanları duymuş, üç gün boyunca <strong>‘Garamat’</strong> amcayı misafir edip, nezarette pamuklara sarmışlardı (!?)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Neyse... Ben ne zaman bu <strong>Atasözünü </strong>duysam, ne zaman ‘<strong>Ekonomi’</strong> sözcüğü gündeme gelse, aklıma hep bunlar gelir, bunu sizinle de paylaşayım dedim... Ama sürç-ü lisan eyledikse de, beni bağışlamanı istirham ediyorum...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 17:59:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Köy Enstitüleri” Ne Diye Kapatılmıştı !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/koy-enstituleri-ne-diye-kapatilmisti-4001</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/koy-enstituleri-ne-diye-kapatilmisti-4001</guid>
                <description><![CDATA[“Köy Enstitüleri” Ne Diye Kapatılmıştı !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yeni <strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong>’nin geleceği, ekonomik ve teknolojik kurtuluş umudu, tarımın ve sanatın gelişmesi için büyük beklentilerle kurulan bu okulların esas temelleri, en çok da kurtarıcımız ve kurucumuz olan <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün de büyük desteği ile <strong>1936 </strong>yıllarında atılmıştı!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ama bu güzide <strong>Köy Enstitüleri </strong>ilk kez ve resmen<strong>;</strong> <strong>17 Nisan 1940</strong> tarihinde, <strong>3803 sayılı</strong> kanunla, <strong>Atatürk</strong>’ün vasiyeti, <strong>İsmet İnönü</strong>'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde, dönemin <strong>Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel</strong> tarafından kurulmuştur. İlkokullara öğretmen yetiştirmek amacıyla açılan bu okullar, kırsal kesimi kalkındırmayı hedefleyen Türkiye'ye özgü, özgün bir eğitim projesi olarak hayata geçirilmiştir... <strong>Temel Amaç</strong>: “Köy okullarına öğretmen yetiştirmenin yanı sıra, köyü içeriden değiştirecek ve kalkındıracak önderler yetiştirmekti!..”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kısa zamanda istenilen başarılar elde edilmeye de başlanmıştı: Öğrenciler kendi dersliklerini idare binalarını, yatakhane ve yemekhanelerini bizzat kendileri inşa ediyor, eğitimi de <strong>“Yaparak ve Yaşayarak</strong>” öğreniyorlardı... Ben bile, <strong>1963</strong> yılında sınavla girdiğim <strong>Isparta-Gönen İlköğretmen Okulumu</strong>, <strong>1944</strong> yılı ‘<strong>4-C Sınıfı’</strong> öğrencilerinin yaptıkları dersliklerde okumuş, bu okumuz da bize, kapatılan <strong>“Gönen Köy Enstitüsü</strong>” mirası bir okuldu... Bizler, <strong>Köy Enstitüsü</strong> öğrencilerinin kendi elleriyle diktikleri meyve ağaçlarından, üzüm bağlarından, gül bahçelerinden kalma güzelim yerlerde okumuştuk!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Köy Enstitülerinin kapatılma süreci <strong>1946</strong> yılında <strong>Reşat Şemsettin Sirer'</strong>in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla <strong>CHP </strong>döneminde başlamıştır... <strong>Reşat Şemsettin Sirer</strong> birçok köy enstitüsünü kapatmıştır, bunlardan birisi de Ankara-<strong>Hasanoğlan Köy Enstitüsü</strong> idi... Halbuki yurt dışından gelen ünlü eğitimcilerden <strong>Watson Dickerman, Kate Vixon Wofford</strong>... gibi Amerikalı eğitimciler bile, <strong>Köy Enstitüleri</strong> ile ilgili çalışmalar yapıp, olumlu ifadelerde bulunmuşlardı!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ancak, bu kapatılma konusu, merhum <strong>Prof. Dr. İlber Oraylı</strong>’ya da soruldu ve şu çok çarpıcı yanıtı vermişti: “<strong>Evet, bu okulları kapatanlar</strong> ‘faşist-emperyalist-kapitalist’ <strong>filân değil, bunlar tam bir geri zekâlılardır!.. Bunların hepsi, ‘</strong>Reşat Şemsettin Sirer’<strong> ekolünden gelme, fikri sabit, cahil ve yalancı guruplardı!.. Bunlardan biri de bizim okuldaki felsefe öğretmenimizdi; ben onun kadar yalancı, bilgisiz, iftiracı ve beyinsiz bir adam görmedim!.. Sonuçta bu okullar, DP dönemindeki Milli Eğitim Bakanı ‘</strong>Tevfik İleri’<strong> tarafından 1954 yılında tamamen kapatılsa da, esas kabahat </strong>Şemsettin Sirer<strong> gibilerindi... Merhum İnönü de bunlara pek direnemedi ve bu okullara yeterince sahip çıkamadı, ülkeye çok yazık ettiler” </strong>demişti...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Halbuki, <strong>1940 ile 1954</strong> yılları arasında Anadolu köylerinde ve köylülerinde ne gibi değişiklikler oldu biliyor musunuz? O elleri nasırlı <strong>Köy Çocukları</strong> ilk kez bu okullarda resimler-heykeller yaptılar, <strong>piyano-keman</strong> çaldılar, duvar örmesini-çatı çatmasını öğrendiler, teknik olarak arıcılık-besicilik-süt ve süt ürünleriyle, meyve bahçelerinde Kışlık yiyeceklerini kendileri hazırladılar!.. Köyde kitap okumayı, günlük gazete alışkanlığını kazandırdılar, sulanamayan yerlere <strong>çıkrıklarla</strong> su çıkardılar, <strong>su </strong>ve <strong>yel değirmenleri</strong> kurdular, kendi işlerini kendileri görüp, ele-güne muhtaç olmadan yaşamayı öğrendiler!.. Hastalara iğne vurmayı, küçük çaplı pansumanları yapıp, erkek çocukları <strong>sünnet etmeyi</strong> bile buralarda öğrendiler!.. Eğer kapatılmamış olsalardı, bugün bir <strong>Çin</strong>, bir <strong>Japonya</strong> veya <strong>Güney Kore</strong> düzeyinde bir ülke olabilirdik; ama olmadı, yurt dışı ağızlara bakıp-aldanıp, bu ülkeye yazık ettiler!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet, bu konu her açıldığında, her kapanış zamanları geldiğinde, ben de tıpkı merhum <strong>Prof. Dr. İlber Ortaylı</strong> büyüğümüz gibi bunlara ‘<strong>Geri Zekâlılar’</strong> diye kızıyorum!..</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 17:58:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KALAYCI</title>
                <category>Turgay MUTLU</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/kalayci-4000</link>
                <author>turgaymutlu48@hotmail.com (Turgay MUTLU)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/kalayci-4000</guid>
                <description><![CDATA[KALAYCI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla ilimize bağlı Fethiye ilçemizin eski adı Meğri’dir. &nbsp;Yunanca ‘’uzak diyar’’ anlamına gelen Makri kelimesinden üretilmiştir Meğri. Menteşe Beyliği döneminde Türkçede Meğri/Mekri halini alan bu isim, bölgenin Bizans dönemindeki Şövalye Adasından gelen (Makre) gelmektedir. &nbsp;Meğri, 1282’de Menteşe Beyliği, 1424’te Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1934’te şehit pilot Fethi Bey’in anısına ismi Fethiye olarak değiştirilmiştir. Osmanlı döneminde halk arasında Beşkaza ( 5 kaza/kadı) olarak ta anılmıştır. Meğri’ye yakın bir kasaba olan Levissi (Kayaköy) Rumlarla Türklerin bir arada yaşadığı güzel bir yerdir. 1923’teki zorunlu göç sonrası Kayaköy’deki evlerde şimdi kimse oturmuyor.&nbsp;<br />
Geçen yıl TÜYAP İstanbul Kitap Fuarında tanıştığımız Fethiyeli yazar sevgili hemşerimiz Alim Serkan Cesur’un ‘ Kalaycı’ adlı öykü kitabını yeni okuyup bitirdim. Kitap fuarları, okurlarla buluşma ve sosyalleşmenin yanı sıra yeni yazar arkadaşlarla tanışma fırsatı da doğuruyor. Hemşerimle kitaplaştık. &nbsp;Adıma imzaladığı bu güzel eserinde adı geçen Levissi’yi iyi bildiğim için Kalaycı’yı zevkle okudum. Unutulmaz bir aşk hikayesini &nbsp;dile getiren, yazan yazarımızın Kalaycı öyküsü, Meyistan adlı öykü kitabımda yer verdiğim ‘’ Beyaz Gelinlik’’ öyküsüyle aynı benzerlikte. Kurgu ve isimler değişikte olsa mübadele sonucu birbirinden zorunlu olarak ayrılan aşıkların dramını anlatıyor. İkinci Adam Yayınlarından çıkan bu harika öykü kitabını mutlaka okuyunuz. Öneriyorum. &nbsp;Kitabın içinde ayrıca birbirinden güzel yirmi bir öykü de var. Yazarın kalemi güçlü ve akıcı. Kısa öyküleri okunmaya değer.<br />
Alim Serkan Cesur, 3 Mart 1977 Fethiye doğumlu olup ilk, ortaokulu ve lise öğrenimini Fethiye’de tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliğini bitirdi. Kendisine ait mühendislik bürosunda çalışmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır. Yazarın daha önce yayınlanan &nbsp;‘’4’’ adında bir kitabı vardır. Kalaycı ikinci kitabıdır. Okuru bol olsun. Kutluyorum. &nbsp;<br />
‘’Ferrari’sini Satan Bilge’’ adlı kişisel gelişim kitabıyla tanınan Robin Sharma’nın bir sözü vardır: ‘’ Her şey bir hayalle başlar. Sonra gerçekleştirme işi, hayalini kurana düşer’’ der.&nbsp;<br />
Yazarımız da önsözünde şunları yazmış; ‘’ Herkes kendi hikayesini yazar. Ama bazıları hikayenin içinde doğar’’<br />
Türk Edebiyatı’nın yine büyük yazarlarından Kemal Tahir, yokluk ve sıkıntılarla geçen cezaevinde nice roman ve eserler üretirken şöyle der: ‘’ Hikayesi olmayan adamlara acıyorum…’’<br />
Kalaycı adlı bu güzel okurken içinde geçen şarkılar, şiirler ve öyküler siz okurlarda tanıdık izler ve duygular bırakacaktır. Keyifli okumalar…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 12:18:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/38659_Turgay_Mutlu_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ülkemizin Başında Döndürülen Dolaplar !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/ulkemizin-basinda-dondurulen-dolaplar-3999</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/ulkemizin-basinda-dondurulen-dolaplar-3999</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizin Başında Döndürülen Dolaplar !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şu iki şer ve işgalci ülke<strong> ABD </strong>ve<strong> İsrail’in, </strong>komşumuz<strong> İran</strong>’a<strong> </strong>başlattığı ilk saldırı, <strong>13 Haziran 2025</strong> tarihinde başladı... ABD’nin verdiği beton ve zırh delici bombalarla<strong>, İsrail</strong> uçakları İran’ın nükleer tesislerini kullanılamaz hale getirdi... <strong>24 Haziran 2025</strong> günü masaya oturan taraflar, tam <strong>12 gün</strong> süren bu savaşa ara vermişlerdi... Ancak bu barış ortamı, <strong>28 Şubat 2026</strong> günü, <strong>ABD ve İsrail uçaklarının</strong> İran’ın birçok şehrini ve limanlarını bombalamasıyla yeniden başladı ve hâlâ da sürüyor, nasıl biteceği de belli değil !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kendine çok güvenen ve Netanyahu’nun sözlerine kanan Başkan <strong>Donald Trump</strong>; İran’ın işini de tıpkı <strong>Irak, Suriye, Venezuela</strong> gibi birkaç günde bitireceğini düşünüyordu, ancak fena halde yanıldı-yanıltıldı!.. Çünkü karşısında, tam <strong>2.500 yıllık</strong> geçmişi olan <strong>Pers Hanedanlığının</strong> devamı olan, savaşçı bir millet vardı; tarih bilgisinden çok yoksun olduğu için apışıp kalmıştı!.. Biraz sıkışınca, NATO üyelerini bu savaşa destek vermeye çalıştı, başta İspanya-İtalya-Fransa olmak üzere, hepsi de çıkıp; “<strong>Bu savaşı biz başlatmadık, ABD ve İsrail bize danışmadan başlattı!.. Bu bizim savaşımız değil”</strong> diyerek, destek vermediler; kızgın ve çaresiz <strong>Trump</strong> da, bu NATO’yu dağıtacağını söyledi durdu... Türkiye’ye bu arada <strong>üç füze</strong> atıldı, zarar veremedi ama, hiç kimse de bunları kimlerin attığını çıkıp da söyleyemedi!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, bu arada her iki taraf da bizim için neler dediler? Başkan Trump; “<strong>Türkiye’nin tutumundan çok memnunum!.. Bizim istemediğimiz hiçbir şeyi yapmadılar!.. Lider Erdoğan çok zeki bir siyasetçi”</strong> diye açıklamalar yaptı... Halbuki, daha 9 yıl kadar önce, bizde tutuklu bulunan ve <strong>ABD</strong>’li casusluk suçuyla yargılanan ‘<strong>Papaz Brunson</strong>’un serbest bırakılmasını istemiş, yazdığı tehdit kokan mektubunda, sayın Erdoğan’a <strong>“Aptal olma</strong>” diyerek hitap etmişti... Sonuçta <strong>Başkan Trump</strong> istediğini de almıştı, hatırladınız mı? Yani, ağzından çıkanı kendisi bile bilmeyen <strong>Başkan Trump</strong>’ın, biz hangi sözüne inanıp da güveneceğiz ki!? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bizler, <strong>İran’</strong>a her iki saldırı zamanında tarafsız kaldık, sık sık Kurtarıcımız ve Kurucumuz <strong>Atatürk</strong>’ün; “<strong>Yurtta Barış, Dünyada Barış</strong>” sözünü öne sürerek, bu savaşa müdahil olmadık, yöneticilerimizi yürekten kutluyoruz!.. Ama, <strong>NATO</strong> bahanesiyle, askerî üslerin kullanımı için <strong>ABD </strong>baskılarının geldiğini tahmin ediyoruz? İnşallah sonuna kadar da, tıpkı <strong>II. Dünya Savaşı</strong>’nda yaptığımız gibi yine tarafsız kalır, kimseyle de kırılmayız?.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ancak, çevremizdekilerin bizi boş bırakacaklarını da zannetmeyin!.. Bu işe bir yerden burnumuzu sokmamız için, yapmadıkları numara kalmayacaktır, göreceksiniz?.. Örneğin; birkaç gün önce Ukrayna Devlet Başkanı <strong>Volodimir Zelensky</strong> çıkıp; hiç bu işle alâkası yokken, (<strong>belki de ABD yalakalığı yapmak için</strong>) aynen şöyle dedi: <strong>“Rusya, Türkiye’de bulunan askeri üslerin fotoğraflarını çekip, İran’a veriyor, yakında İran füzeleri buralara gelebilir?”</strong> dedi... Ulan sana ne bundan, sana ne oluyor!? Sen önündeki işini halledememişsin, elin işlerine çomak sokmaya çalışıyorsun!.. Biliyor musunuz; bu <strong>Zelensky</strong> denen adam, Ukraynalı bir <strong>Yahudi ailenin</strong> evlâdıdır, aslında <strong>Netanyahu</strong> denilen ahlâk yoksunundan bir farkı da yoktur!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Haa, <strong>Başkan Trump</strong> bizi övüp göklere çıkarırken, <strong>İranlılar</strong> susuyor mu sanki? İran Cumhurbaşkanı <strong>‘Mesud Sezeşkiyan’</strong> ile dışişleri Bakanı ‘<strong>Abbas Arakçi’</strong> de, tarafsız kaldığımız için defalarca bize teşekkür ettiler; fakat, barış görüşmelerinin <strong>Türkiye</strong>’de yapılmasını da hiç istemediler!.. <strong>Hürmüz Boğazı</strong>’ndan <strong>Pakistan</strong> petrol tankerlerinin geçişine izin verdiler, ama bizimkilere yasak uyguladılar!.. Yani aslında, bunların al birini de, vur ötekine!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Görünen o ki; önümüzdeki günler <strong>Başkan Trump</strong> ile <strong>Netanyahu</strong> için hiç de iyi görünmüyor!.. Her iki ülkenin halkları sokaklara taştılar; <strong>ABD</strong>’de 29 Mart Pazar günü tam ‘<strong>9 Milyon’</strong> kişi sokaklarda <strong>Trump</strong> ve savaş aleyhine sloganlar atarken, Tel Aviv’de de yüz binlerce savaş karşıtı Yahudi, <strong>Netanyahu</strong>’nun derhal görevden alınmasını istediler...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:43:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlkbaharın İkinci Ayı “NİSAN” da Geldi !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/ilkbaharin-ikinci-ayi-nisan-da-geldi-3998</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/ilkbaharin-ikinci-ayi-nisan-da-geldi-3998</guid>
                <description><![CDATA[İlkbaharın İkinci Ayı “NİSAN” da Geldi !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Yağmur, kar, fırtına, sel, depremler, savaşlar</span></strong><span style="font-size:12.0pt">... filân derken; giden gitti de, biz geride kalanlar, yeni yıl <strong>2026</strong>’nın en güzel mevsimi <strong>İlkbahar</strong> günlerine yine sağ-salim vasıl olduk elhamdülillah!.. Hiçbir şeyden şikâyet etmeden, moralinizi de bozmadan, hiç olmazsa bu sefer şu güzelim <strong>İlkbahar</strong> günlerinin tadını çoluk-çocuğunuzla, sevdiklerinizle çıkarınız bari... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Efendim, bugün size bazı tarihi gerçeklerden bahsetmek, insan olarak binlerce yıllık geçmişimizden bugüne, nerelerden ve nasıl geldiğimizi anlatmaya çalışacağım... Gönül isterdi ki, ben bunları anlatırken yanımda “<strong>Son Sümer Kraliçesi</strong>” namlı <strong>Muazzez İlmiye Çığ</strong> olsun, ölümüyle tarihi öksüz bırakan <strong>Prof. Dr. İlber Ortaylı</strong> ile <strong>Prof. Dr. Halil İnalcık</strong> da olsun isterdim... Ama bu ölümlü ve yalan dünyada her istediğimiz olmuyor işte!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Muazzez İlmiye Çığ</span></strong><span style="font-size:12.0pt">, tam <strong>110 </strong>yaşında kaybettiğimiz bir ‘<strong>Bilim İnsanımız’</strong> idi... Aile kökleri Kırım Tatarlarından gelmekteydi... Ömrü boyunca Sümerleri, Hititleri ve onların bıraktıkları tabletleri incelemekle, onları sınıflandırmakla geçirdi... Tam <strong>30 yıl</strong> çalıştığı <strong>İstanbul Arkeoloji Müzesi</strong>’nde öyle bir çığır açtı ki, bütün dünya tarihçileri sıraya girip, bu eserleri incelemeye geliyorlar... Kimseden duyamayacağınız bir gerçeği ben size söyleyeyim: Bir gün <strong>Muazzez İlmiye Çığ,</strong> bir soru üzerine aynen şöyle dedi: “<strong>Eğer benim bu tabletlerden öğrendiğim bilgileri sizlere bir açıklasam var ya; bu koca dünyada din ve inanış diye bir şey kalmaz!.. En iyisi bu bilgiler bende kalacak ve benimle beraber de gidecekler!”</strong> demişti...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">O <strong>Sümer</strong> ve <strong>Hitit </strong>tabletlerinden ne öğrenmişti? Bizden neleri saklıyordu? O tabletler <strong>İstanbul Arkeoloji Müzesi’</strong>nde öylece duruyor, başkaca kimse bunların sırrına eremiyor mu? Sadece bunlar mı? <strong>Isparta-Yalvaç</strong>’ta da şunlar yaşanmış: <strong>Pisidia Antiokheia Antik Kenti</strong> Kazı Başkanı <strong>Prof. Dr. Mehmet Özhanlı</strong>, 1997’de <strong>Patara Antik Kenti’</strong>nde buldukları mezarları açtıktan sonra, ekip olarak yaşadıklarını <strong>“O Mezarlar Açılmamalıydı (Bir Lanet Hikâyesi)”</strong> başlıklı yazısında kurgusal bir dille anlattı... <strong>Mısır Firavunlarının</strong> mezarlarını ortaya çıkaran ekibin hayatını kaybetmesine göndermelerde de bulunan <strong>Özhanlı; </strong>“<strong>Ekip dağıldı, tarumar olduk”</strong> dedi... Kâbuslar görme, yılan sokması, ‘<strong>Veba-Kolera-Çiçek’</strong> türü eski salgın hastalık mikropları, bütün Arkeologları tehdit eden olaylardır, biz de darmadağın olmuştuk...” diye yazdı, iyi mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sadece bu mu? Bakınız; <strong>Mısır Firavunu Tutankamon</strong>’un mezarı <strong>1922’</strong>de İngiliz arkeolog <strong>Howard Carter</strong> tarafından bulundu. Antik Mısır’da tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olduklarına inandıkları <strong>Firavunların</strong>, kendileri gibi mezarları ve diğer hayatta kullanacakları mumyalanmış bedenleri de kutsal olarak görülüyordu. Bu yüzden bu mezarlara girecek kişilerin kötü şans, hastalık ve ölümle karşılaşacaklarına dair bir lânet inancı mevcuttu... <strong>Tutankamon</strong>’un mezarının açılmasından sonra bazı ani ölümler yaşandı. Keşiften kısa bir süre sonra arkeolog <strong>Howard Carter’</strong>ın evinde beslediği kuşu bir <strong>Kobra yılanı</strong> tarafından öldürüldü. Antik Mısır inancında Kobranın, <strong>Firavunu</strong> temsil etmesinden dolayı bu durum lânetle ilişkilendirildi. Kazıyı finanse eden İngiliz Lordu <strong>George Herbert,</strong> mezarı ziyaretinden altı hafta sonra bir sivrisinek tarafından ısırılıyor ve bu ısırığı tıraş olurken yanlışlıkla kesince enfekte olan yara nedeniyle kan zehirlenmesinden <strong>Kahire</strong>’de hayatını kaybediyordu... Yani, bu kazıya katılan <strong>58</strong> kişiden geriye, sadece <strong>8 kişi</strong> kalmıştı... Gel de bunların <strong>‘Lânetli’</strong> olduklarına inanma bakalım ???</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Şimdi sıkı durun, <strong>bu bilgiyi ilk önce</strong> benden duyacaksınız: Bizim ‘<strong>Göktepe Dağı’</strong> altında bir hafta önce devasa bir “<strong>Firavun Priramidi</strong>” daha bulundu!.. Herkesten saklanan bu buluşun, Antik Mısır’daki <strong>Giza</strong>’da bulunan <strong>4.600</strong> yıllık <strong>‘Keops Piramidi’</strong>nden (<strong>146,6 Metre</strong>.) daha yüksek ve daha eski olduğu söyleniyor, yakın tarihimizi yeniden yazdıracağı iddiaları da var!.. Size en sağlıklı bilgileri ‘<strong>01 Nisan’ 2026</strong> Çarşamba günü anlatacağım, sağ olursanız görürsünüz inşallah... Hadi şimdilik bana eyvallah dostlar...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:42:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir “Askerî Deha” Daha Ortaya Çıktı !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-askeri-deha-daha-ortaya-cikti-3996</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-askeri-deha-daha-ortaya-cikti-3996</guid>
                <description><![CDATA[Bir “Askerî Deha” Daha Ortaya Çıktı !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan <strong>21 Mart 2026</strong> tarihli haber aynen şöyleydi: “AKP milletvekili Süleyman Soylu; ‘<strong>Yaptığı zulmün bir benzerini bize yapmaya kalkarsa; Hatay ile İsrail arası karadan toplam 5 saattir… 300-400 bin şehit veririz belki, ama İsrail diye bir memleket Allah’ın izniyle ortada kalmaz’</strong> ifadelerini kullandı... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı’nda düzenlenen bayramlaşma programında konuşan AKP İstanbul Milletvekili ve eski İçişleri Bakanı <strong>Süleyman Soylu</strong>, ABD ve İsrail’in <strong>İran</strong>’a başlattıkları saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu... Sosyal medya hesabından videolu mesaj paylaşan <strong>Soylu </strong>şunları söyledi: ‘<strong>Biz bayram yaşarken; Gazze’de yaşananları, Mescid-i Aksa’nın mahzuniyetini, Lübnan’da sivillerin nasıl katledildiğini; aynı zamanda da İran’da acımasızca bilerek ve isteyerek 165 kız çocuğunun katledildiğini yaşıyoruz... Onların karşı taraftan görünen tek bir kusuru vardır: Müslüman olmak… Başka hiçbir kusurları yoktur... ‘</strong>Ama, fakat, lâkin’<strong> deme zamanı değildir! Küffar, Müslümanlara saldırmaktadır. Bu çok net ve açıktır... Ama altını çizmek isterim ki; bizi bu kışkırtmalarla, bu ateş topunun içine sokmaya çalışanlara karşı söyleyecek sözümüz vardır...</strong> <strong>Belki farkında değiller ama, biz İsrail ile komşuyuz, sınırdaşız... Alimallah Müslümanlara yaptığı zulmün bir benzerini bize yapmaya kalkarsa; Hatay’dan İsrail toplam 5 saattir… </strong>300-400 bin şehit <strong>veririz belki, ama İsrail diye bir memleket de Allah’ın izniyle orada kalmaz’</strong> dedi...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Haber, noktasına-virgülüne aynen böyleydi... Görüldüğü gibi; bizim gibi mazlum ve çaresiz ülkeler, kurtuluşumuz için hiç ummadığımız zamanlarda böyle askerî dehaları, kahramanları hemen ortaya çıkarıveriyor işte!.. Ne diyordu <strong>Süleyman Soylu</strong> büyüğümüz; <strong>“..Hatay İlimizden sadece 5 saat ilerideki İsrail’e yürür, sadece ‘</strong></span><span style="font-size:14.0pt">300-400 Bin Şehit’</span><strong><span style="font-size:12.0pt"> verir, İsrail’i de dümdüz ederiz Alimallah!</span></strong><span style="font-size:12.0pt">” diyordu değil mi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">(Ba ba baaa... Bir <strong>askerî</strong> <strong>deha </strong>olan büyüğümüz bunları dedi ya; hemen hakkında eleştiriler de çığ gibi geldi!.. Yahu, büyüklerimiz hep ‘<strong>Dövüşte Yumruk Aranmaz’</strong> derler ya? Bir İsrail için <strong>400 tanecik</strong> şehit ne ki; sonuçta dünyayı kurtaracağız ya, o kadarcık kusur <strong>Kadı Kızında</strong> bile bulunur, bu bize yetmez mi kardeşim?..)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ben bunları okuyunca hemen koşup <strong>‘Coğrafya Atlası’</strong> nın Ortadoğu bölümüne baktım... Orada aynen şöyle yazıyordu: <strong>“...Hatay ile İsrail arasında doğrudan bir kara sınırı bulunmamaktadır; iki ülke arasında Suriye ve Lübnan yer alır. Hatay ile Gazze arası kuş uçuşu, Ankara-Aydın arası </strong>(yaklaşık 450-500 Km)<strong> mesafe kadardır. Türkiye ile İsrail arasındaki en kısa kara yolu</strong> 847 Km<strong>, deniz yolu mesafesi ise, yaklaşık </strong>690 Km<strong>'dir... Ayrıca, bu iki ülke arasında doğrudan bir kara yolu bulunmamaktadır...”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sayın<strong> Süleyman Soylu </strong>büyüğümüzün askerî dehasına göre; <strong>800 Bin</strong> civarındaki Türk Askeri, <strong>Hatay İlimizden</strong> marş marş ile yürüyecek, <strong>Suriye</strong> ve <strong>Lübnan</strong> topraklarından ellerini-kollarını sallayarak, bütün araçlarını da yürütüp, <strong>İsrail’</strong>e saldıracaklar, yapılan kara savaşı sonucu, bizim askerlerin yarısı şehit düşecek, ama orada İ<strong>srail </strong>diye bir devlet de kalmayacak (mış?)... İyi de efendim; bu <strong>Suriye</strong> ve <strong>Lübnan </strong>devletleri bizim babamızın çiftlikleri mi !? Bizi ne diye oradan geçirsinler ki !? Hem, olmayan bir kara yolundan <strong>800 Bin</strong> asker nasıl gidecek, kanat takıp da, dere-tepe-ovalardan uçarak mı gidecekler !? Benim naçiz aklıma da nedense hep bunlar takıldılar !? Bu büyüğümüz, şu soruların net cevaplarını verirse eğer, bu askerî dehamıza hemen <strong>Milli Savunma Bakanlığı</strong> ve <strong>Genelkurmay Başkanlığı</strong> görevleri verilip, ülkemizin <strong>NATO</strong>’dan sorumlu ve tam yetkili Komuta Merkezi başına da getirilmelidir!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Düşünüyorum da; <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong> zamanında bu büyüğümüz olsaydı eğer; merhum Atatürk; <strong>İsmet İnönü, Fevzi Çakmak</strong> ve <strong>Kazım Karabekir</strong> gibi Paşalarla hiç uğraşmaz, bütün sorumluluğu bu <strong>Süleyman Soylu</strong> büyüğümüze verirdi, hiç şüphem yok artık!.. Yaa, Çanakkale’de; “<strong>Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum!”</strong> diyen <strong>Yüce Kurtarıcı ve Kurucumuz,</strong> sizce de böyle yapmaz mıydı yani !?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 17:51:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başkan Trump’tan Yeni İnciler !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/baskan-trumptan-yeni-inciler-3995</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/baskan-trumptan-yeni-inciler-3995</guid>
                <description><![CDATA[Başkan Trump’tan Yeni İnciler !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ABD’de yapılan <strong>2016 </strong>yılındaki Başkanlık Seçimlerinde, Cumhuriyetçi Trump'ın kampanyasını soruşturan eski <strong>FBI Direktörü</strong> hayatını kaybetti: <strong>Trump</strong>'tan <strong>'öldüğüne sevindim'</strong> mesajı:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ABD'de <strong>Rus </strong>hükümetinin, <strong>2016</strong>'daki Başkanlık seçimlerini <strong>Donald Trump'</strong>ın lehine etkilediği iddiaları soruşturan eski Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü <strong>Robert Mueller</strong>'ın 81 yaşında yaşamını yitirdiği bildirildi... <strong>Başkan Trump</strong> sosyal medya hesabından; "<strong>Öldüğüne sevindim. Artık masum insanları incitemeyecek" </strong>ifadelerini kullandı... (21.03.2026.) </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ABD'de, <strong>Rus</strong> hükümetinin <strong>2016</strong>'daki Başkanlık seçimlerini <strong>Donald Trump</strong>'ın lehine etkilediği iddiaları soruşturan eski Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü <strong>Robert Muelle</strong>r'ın ailesi, eski <strong>FBI Direktörü'</strong>nün hayatını kaybettiğini açıkladı... Neden ve nasıl öldüğü ise açıklanmadı... Ancak, suçlamaların <strong>Demokrat Parti</strong> kaynaklı olduğu, iki kişinin bu sebeple suçlandığı açıklandı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bizim yüce dinimiz böyle şeylere asla müsaade etmez, hiçbir Müslüman da, <strong>‘ölen biri’</strong> ardından asla böyle konuşmaz, konuşturulmaz!.. Çünkü bu durum ne insanlığa, ne vicdana, ne eğitime, ne de geleneklere ve dini inançlara asla uymaz!.. Ölen insan bu dünyadan ebediyyen ayrılmıştır, cenaze namazında da, herkes onun için “<strong>Mevtayı İyi Bilirdik</strong>” diyerek, böylece acılı ailesinin de son defa gönlü alınır... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir de şu <strong>Başkan Trump</strong>’ın sözlerine bakınız: Ülkenin en yüksek yönetim kademesine seçilmişsiniz, herkes sizi ‘<strong>En İyi Siyasetçi’</strong> olarak oylarını vermiş, koca ülkenin her şeyini sana teslim etmiş; sen kalkıp, ülkenin bir biriminde görevini yapan bir <strong>FBI Direktörü</strong> ölünce, hemen arkasından; <strong>“Öldüğüne çok sevindim. Artık masum insanları incitemeyecek</strong>" diyecek kadar vicdansızca ve cahilce bir lâf edeceksin!.. Zati bütün bizler gibi, koca dünya da, <strong>İran</strong> saldırıları sonrası bu adamın ciğerinin beş para etmez olduğunu bir kere daha gördü, umarız <strong>Amerikan Halkı</strong> da görmüştür, bu kazandığı da ‘<strong>son seçim’</strong> olacaktır, göreceksiniz!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yaptığı hafiflikler keşke bununla sınırlı olsa!.. <strong>ABD</strong> tarihinde bu ülkeye olan güvenin en dibe vurduğu bir dönemi yaratan da bu <strong>Başkan Trump</strong> oldu!.. Kalleş <strong>İngilizler</strong> hariç, başta İspanya olmak üzere, bütün Avrupa ülkeleri ABD ve Trump’a sırtlarını döndüler!.. İran’a saldırmak için bütün NATO’yu davet etti, kimse bu davete icabet etmeyip; “<strong>Bu bizim savaşımız değil, bu savaşı biz başlatmadık, İsrail ile ABD başlatırken de asla bize danışmadılar, ne haliniz varsa görünüz!”</strong> dediler... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bunun üzerine ağzı bozuk <strong>Trump</strong> çıkıp; <strong>“Nankör Avrupalılar; bu NATO’yu sizin için kurmuştuk, en büyük desteği de Amerika olarak biz verdik!.. Biz olmadan bu NATO kâğıttan bir kaplandır! İleride buradan çekilmek için elimden geleni yapacağım, o zaman göreceksiniz gününüzü!..</strong>” diyerek, yine bütün dünyayı aşağılamıştı... Elin oğlu da senin gibi kendini beğenmiş, şımarık ve ağzı bozuklara bir katlanır, iki katlanır; sonunda onlar da restlerini böyle çekerler işte!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdi size tarihi bir faciadan bahsetmek istiyorum: Dünyanın en büyük gemisi <strong>TİTANİC</strong>, <strong>14 Nisan 1912 </strong>yılında ilk yolculuğuna çıkıyordu!.. İçinde tam <strong>‘2224 Yolcusu’</strong> vardı... 15 Nisan 1912’de Kuzey Atlantık Okyanusu’nda, gece saat <strong>23.40</strong>’ta bu devasa gemi bir <strong>Buzdağına</strong> çarptı, çarpma süresi sadece <strong>37 Saniye</strong> sürdü... ‘<strong>Asla Batmaz’</strong> denilen koca <strong>Titanic</strong>, birkaç saat sonra ikiye bölündü, cankurtaranlara erişebilenler kurtuldular, ama bu tarihi kazada tam ‘<strong>1517 Yolcu’</strong> öldü, geminin enkazı da, Okyanusun <strong>3.800 Metre</strong> altında yatıyor...&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Böyle Başkanlar yüzünden, <strong>ABD’</strong>nin sonu da böyle olmasın sakın !?&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 17:51:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TARİHİMİZ  ÖKSÜZ  KALDI  DOSTLAR !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/tarihimiz-oksuz-kaldi-dostlar-3994</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/tarihimiz-oksuz-kaldi-dostlar-3994</guid>
                <description><![CDATA[TARİHİMİZ  ÖKSÜZ  KALDI  DOSTLAR !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">1947 </span></strong><span style="font-size:12.0pt">yılında<strong> Avustralya’</strong>da<strong> </strong>doğan<strong> İlber Ortaylı, </strong>1,5 yaşında ailesiyle birlikte ülkemize gelmiş, ‘<strong>Kırım Türklerinden’</strong> bir yurttaşımızdır... İlk ve orta öğrenimini İstanbul <strong>Avusturya Lisesi’</strong>nde tamamladı. 1965 yılında <strong>Ankara Atatürk Lisesi’</strong>nden mezun oldu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İlber Ortaylı, Yunanistan'ın Preveze şehrinde düzenlenen İkinci Uluslararası Tarih ve Kültür Sempozyumu'nda; Eylül 2009. 1970 yılında <strong>Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümünü</strong> bitirdi. Burada <strong>Şerif Mardin, Halil İnalcık, Mümtaz Soysal, Seha Meray, İlhan Tekeli, Mübeccel Kıray</strong>'ın öğrencisi oldu. Ayrıca sınıf arkadaşları arasında <strong>Zafer Toprak, Mehmet Ali Kılıçbay </strong>ve<strong> Ümit Arslan</strong> da vardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Viyana Üniversitesinde</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Slav ve Doğu Avrupa dilleri hakkında öğrenim gördü. Yüksek lisans çalışmasını <strong>Chicago Üniversitesinde</strong> Halil İnalcık ile yaptı. <strong>"Tanzimat sonrası mahallî idareler</strong>" başlıklı tezi ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde 1974 yılında <strong>doktor,</strong> "Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfuzu" adlı çalışmasıyla 1979'da aynı Fakültede <strong>doçent</strong> oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">1982 yılında üniversitelere uygulanan <strong>12 Eylül Darbesi</strong> nedeniyle siyasi yaptırımlara tepki olarak görevinden istifa etti. Bu dönemde <strong>Viyana, Berlin, Paris, Princeton, Moskova, Roma, Münih, Strazburg, Yanya, Sofya, Kiel, Cambridge, Oxford ve Tunus</strong>'ta ders, seminer ve konferanslar verdi... 1989’da Türkiye’ye dönüp, <strong>Profesör</strong> oldu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Tarih duayeni <strong>Prof. Dr. İlber Ortaylı</strong>, kendine münhasır, kimseye eyvallah etmeyen, düşündüğünü herkesin yüzüne söyleyen, bildiği ve inandığı her şeyi de hiç dolambaçlı yollara sapmadan, direkt olarak söyleyen bir kişiliğe sahipti... Tarihte kendi dalında tam da ‘<strong>Engin Denizlere’</strong> benzeyen bir bilgi hazinesine sahipti... Katıldığı bütün TV ve radyo programlarında sorulan her soruya hiç teklemeden-düşünmeden-sanki ekrandan okuyormuş gibi yanıt verirdi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Öğrencileri de onu çok sever, hiç dersini aksatmadıkları belki de tek <strong>Hocaları</strong> oydu... Derslerini sohbet havasında verir, her konunun içinde gençlere yaşadıkları hayatın tadını çıkarmalarını öğütler dururdu... Sık sık; “<strong>Geri döndüremediğimiz tek şey zamandır!.. Siz hiç, bir akarsuda, aynı suyla iki kez yıkandınız mı? Bu mümkün mü? Dünyaya da bir kere gelirsiniz, bir kere çocuk ve genç olursunuz, bunun kıymetini biliniz ve her gününüzü çok iyi yaşayınız!..” </strong>der dururdu... Kimseye torpil yapmaz, herkese eşit davranır, sadece hak eden onun dersinden sınıfı geçerdi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Çok önemli devlet görevlerine getirildi, büyük yetkilere sahip oldu, ama o hiç ‘<strong>Mütevazılığını</strong>’ hiç bırakmadı: En sevdiği akademisyen <strong>Prof. Dr. Celal Şengör</strong>, en sevdiği gazeteci <strong>Fatih Altaylı</strong> idi... Zaman zaman bu dostlarıyla buluşur, mahalle köftecisine gider, sokak aralarında karınlarını doyururlardı... Yüksek ‘<strong>Şeker Hastası’</strong> idi ama, o hiç perhizine dikkat etmezdi... Dik başlılığını bu sağlık sorunlarında da gösterir, kızı ve dostları buna çok üzülürlerdi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ülkemizde <strong>1989</strong> sonrasında öyle bir isim yapmıştı ki; bizim nesil, O’nun hiçbir TV programını kaçırmaz olmuştuk... Türk halkı artık diyordu ki; “<strong>Tarihi İlber Hoca anlattı ise, onun her dediği çok doğrudur, başka kimseye danışmaya gerek yoktur”</strong> demeye başlamıştık... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Daha dün, <strong>1947 </strong>yılında doğan bu büyük insanımızı, daha <strong>78 yaşında</strong> iken çok çabuk kaybettik, O’nun kaybıyla Büyük Tarihimiz de artık ‘<strong>ÖKSÜZ’</strong> kaldı sevgili dostlar!.. Onu hiç unutmayacağız, unutturmayacağız; mekânı Cennet, toprağı bol olsun, ışıklar içinde yatsın inşallah!..&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 17:22:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ne Oldu Şu Bizim ‘Anadolu İnsanlarımıza !?’</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/ne-oldu-su-bizim-anadolu-insanlarimiza-3993</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/ne-oldu-su-bizim-anadolu-insanlarimiza-3993</guid>
                <description><![CDATA[Ne Oldu Şu Bizim ‘Anadolu İnsanlarımıza !?’]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Diyarbakır</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’dan akıllara ziyan haber aynen şöyleydi: “Diyarbakır'da kızını istismar eden babaya iki davadan beraat verildi... Diyarbakır’da 25 yaşındaki <strong>N.E</strong>., 7 yaşından bu yana babası tarafından cinsel istismara maruz bırakıldı. Baba <strong>E.E</strong>., hakkında açılan iki davadan da beraat etti... Diyarbakır’da <strong>2022 </strong>yılında devriye görevi yapan jandarma ekipleri, park halindeki bir otomobilden şüphelenince arama yapmak istedi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Araca yaklaşan jandarma ekipleri, araç içerisinde bir kadın ile bir erkeğin alt tarafları çıplak vaziyette olduğunu fark etti. Araçtan indirilen iki kişinin yapılan kimlik kontrolünde E.E isimli erkek ile, N.E isimli kadının baba-kız oldukları ortaya çıktı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Amida Haber'den Zelal Sinayiç'in haberine göre, İfadesi alınmak üzere jandarmaya götürülen N.E, son 3-4 yıldır babası E.E'nin kendisine dokunarak cinsel istismara maruz bıraktığını söyledi. Baba E.E hakkında, Diyarbakır 2’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde “basit cinsel saldırı” suçundan dava açıldı. E.E, tutuklandı ve <strong>13 yıl</strong> hapis cezası aldı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İlk ifadesinde yaşananları kabul eden E.E., <strong>"kızının kendisinden hoşlandığını</strong>" iddia etti. Daha sonra E.E.'nin avukatı, dosyayı İstinaf Mahkemesi’ne götürdü. İddialara göre, bu sırada N.E de <strong>'yapılan baskı sonucu'</strong> ifadesini değiştirerek, babasının kendisine cinsel saldırıda bulunmadığını, “<strong>kendi rızası”</strong> ile olayın gerçekleştiğini, babasından hoşlandığını söyledi. Baba N.E de; “<strong>araçta yakalandığı sırada sadece öpüştüğü</strong>” yönündeki ifadesini geri çekti, jandarma tutanaklarının aksine, çıplak yakalanmadığını, yeni ehliyet alan kızına araç sürmeyi öğrettiğini iddia etti. İki ifadeyi de dikkate alan mahkeme, E.E hakkında “<strong>delil yetersizliğinden</strong>” Aralık-2025’te beraat kararı verdi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Beraat kararından sonra eşi <strong>S.E</strong>, bu kocası <strong>E.E</strong>’ye boşanma davası açarak boşandı. Anne S.E, kızının cinsel saldırının <strong>7-8 yaşından beri</strong> devam ettiğini anlatması üzerine harekete geçti. Anne S.E, kızını da alarak eski eşi hakkında ikinci kez şikayette bulundu. E.E, hakkında bu kez <strong>Diyarbakır 6’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi</strong>’nde “<strong>çocuğa cinsel istismar</strong>” suçundan dava açıldı. Savcı hazırladığı mütalaada, sanık E.E hakkında 12 yıla kadar hapis cezası istedi. Davanın ilk duruşması için <strong>14 Ocak</strong>’a gün verilmesine rağmen, ara duruşma kararı alınarak <strong>26 Aralık</strong>’ta görüldü. E.E, yeniden “<strong>delil yetersizliğinden</strong>” beraat etti...” Haber bu kadar... Yorum yok, bu işi siz okuyucularıma bırakıyorum sevgili dostlar!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İkinci haber ise <strong>Muğla-Yatağan</strong> İlçemizin ‘<strong>Turgut Mahallesi</strong>’nden geldi: “Muğla'nın Yatağan ilçesinde yaşlı çiftin hayatını kaybettiği yangınla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında iki şüphelinin olaydan hemen önce benzin istasyonundan pet şişeyle benzin aldığı kamera kayıtlarıyla tespit edildi. Yaşlı çiftten birinin de altın dişlerinin sökülerek kuyumcuya satılmaya çalışıldığı ortaya çıktı. Dehşete düşüren olayda, <strong>yaşlı çiftin oğlu, gelini, torunu, eşinin</strong> de dahil olduğu 5 kişi gözaltında...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;<strong>05 Mart</strong>'ta Yatağan’ın <strong>Turgut Mahallesi</strong>'ndeki evlerinde çıkan yangında <strong>Asım Kasap</strong> (87) ile eşi <strong>Nazire Kasap</strong>'ın (76) yaşamını yitirmesinin ardından Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla başlatılan soruşturma iki Cumhuriyet Savcısı tarafından genişletilerek yürütülüyor...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Benim ‘Anadolu İnsanım’ böyle değildi!.. Aile bağları çok sıkı, saygıda kusur edilmez, büyüklerinin sözünden çıkılmazdı!.. Komşusu aç iken, benim Anadolu insanım tok yatmaz, mutlaka onları da doyururdu!.. II. Dünya Savaşı’nda ‘<strong>Hitler Almanyası’</strong> zulmünden kaçan <strong>Yahudilere</strong> bile hiçbir <strong>Avrup</strong>a ülkesi kabul etmezken, benim ülke yöneticilerim bunları korkmadan kabul etmiş ve korumuşlardı<strong>!.. Afganistan</strong>’dan, <strong>Suriye</strong>’den, <strong>Ira</strong>k ve İ<strong>ran</strong>’dan kaçanları bile kapımızı açmıştık!.. Peki, ne oldu bu bizim insanlarımıza da, son yıllarda böyle zıvanadan çıktılar!? Lütfen birileri açıklasa da, dinlesek artık...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 17:22:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir  Zamanlar  “Güzelköy” Bozüyük !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-zamanlar-guzelkoy-bozuyuk-3992</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-zamanlar-guzelkoy-bozuyuk-3992</guid>
                <description><![CDATA[Bir  Zamanlar  “Güzelköy” Bozüyük !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">1950, 1960</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> ve <strong>1970</strong>’li yıllar!.. Üretici köylülerimizin tek bildikleri kazanç kapısı olan ‘<strong>Tütüncülüğün</strong>’ en yoğun yapıldığı yıllardı... <strong>Hayvancılık </strong>ve <strong>meyvecilik</strong> bilinmezdi... Herkes kendine yetecek kadar <strong>buğday-arpa-mısır-susam</strong> eker, geri kalan bütün arazilere tütün doldurulurdu!.. Birçok üretici sebze bahçesi bile yapmaz<strong>, domatesini-biberini-patlıcanını-bamyasını, börülce </strong>ve<strong> fasulyesini</strong> bile tütün dizilerine diker, ayrıca bahçe için zaman ayırmazlardı... Çünkü <strong>tütün</strong>, hem gündüz ve hem de gecelerini meşgul eden en zor işçiliklerden biriydi, herkes adeta ayakta uyurdu!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Her <strong>Yaz</strong> ayları geldiğinde Bozüyük’ün ‘<strong>Çayiçi Mevkii’</strong> denilen yerinde çok büyük bir ‘<strong>Tuğla-Kiremit’ </strong>üretimi de yapılırdı... <strong>Konya-Kayseri</strong> dolaylarından bu mevsimde gelen <strong>40-50</strong> kadar gelen mevsimlik tuğla işçileri, tuğla ocağı çevresine çadırlarını kurar, kızıl topraktan elde ettikleri tuğla-kiremitleri yığınak yapar, içlerine önceden koydukları kömürleri ateşler, günlerce için için yanan bu yığınaklar, dumanın tütmesi bitince açılır, bir yandan satışları yapılırdı... Bizler de çocukluğumuzda <strong>Gırobalı Mehmet Dayımın</strong> fırınında çırak olarak çalıştığımız için, her sabah onlara bisikletlerimizle <strong>80-100 ekmek</strong> götürürdük...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ayrıca bizler, Yaz aylarında açılan <strong>Pınarbaşı’</strong>na<strong>, Ova Kahvehanelerine </strong>ve<strong> Bozüyük Ilıcasını</strong> çalıştıran bizim köyden merhum <strong>Ali Cinaz</strong>’ın oraya da her gün ekmek götürürdük... Ilıcaya, Türkiye’nin her yerinden hastalar gelir, en az <strong>iki-üç hafta</strong> yatıya kalarak şifa bulmaya çalışırlardı... Ilıcanın üst kısmında Muğla Valiliği’ne ait bir de <strong>‘Vali Konağı’</strong> vardı, Yaz aylarında Valiler aileleriyle birlikte oraya tatile gelirlerdi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yaz aylarında kurulan <strong>“Bozüyük Pazarı</strong>” da çok meşhurdu ve çok kalabalık olurdu!.. Ege Bölgesi’nden <strong>Çine-Aydın-Denizli-Burdur</strong> dışında; <strong>Kayseri, Sivas</strong> ve <strong>Konya</strong>’dan bile Celepler hayvan alıp-satmaya gelirlerdi... Aslında <strong>Paza</strong>r günü kurulan ‘<strong>Hayvan Pazarı’</strong> için, taa <strong>Cuma</strong> gününden itibaren hareket başlardı... Yakın çevreden gelen hayvan satıcıları, geniş Pazar yerindeki&nbsp; ‘<strong>Koca Menengeç’</strong> ağacı çevresine hayvanlarını bağlar, köylülerden satın aldıkları kuru sap-samanlarla hayvanlarını besler, geceleri de bunları <strong>Bozüyük Jandarma Karakolu</strong> ve <strong>Köy Muhtarlığının Bekçileri</strong> korurlardı... Celepler Pınarbaşı ve Köy içindeki bolca bulunan lokantalarda karınlarını doyurur, ‘<strong>Zeybeklerin Oteli’</strong> denen yerde yatarlardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cuma ve Cumartesi günü akşam vakitlerine kadar pek alışveriş olmaz, <strong>Celepler</strong> fiyatlar üzerinde anlaşamaz ve el sıkışamazlardı!.. Ancaaakkk; <strong>Pınarbaşı, Gırobalı Mehmet, Aşçı Halilibrahim, Aşçı Nail</strong> ve <strong>Fırıncı Kazım</strong>’ın lokantalarındaki akşam yemekleri ve içtikleri rakılar sonunda pazarlıklar daha çabuk biter, birbirlerine ‘<strong>Hayırlı Olsun’</strong> demeye başlarlardı!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cumartesi günü <strong>Marmaris, Bodrum, Milâs, Çine</strong>’den gelen sebze-meyve satan manavlar ve daha uzaklardan gelen celepler yüzünden, Bozüyük akşamları çok kalabalık ve hareketli olurdu!.. Kahvehaneler ve esnaf dükkânları dolup-taşar, lokantalarda oturacak yerler bulunmazdı!.. Elektriğin bile olmadığı o güzel ve nostaljik yıllarda lüks lâmbaları, kandiller, yassı pilli cep fenerleri ve çıralarla aydınlanır, insanlar çok mutlu ve hayatın da tadı çıkarılırdı!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Alışverişlerde ne <strong>kredi kartı</strong> bilinirdi, ne <strong>senet-çek</strong>, ne <strong>fai</strong>z ve ne de ‘<strong>vade farkı’</strong> bilinirdi!.. Ticaret <strong>veresiye</strong> yapılır, defterlere yazılır, ödemeler tütün parasında yapılırdı... Birbirini hiç tanımayan Celepler bile, çevredeki arkadaşları sayesinde malları <strong>bir haftalığına</strong> veya <strong>15 günlüğüne</strong> veresiye alınıp-satılır, günü gelince elden ödenir, çek-senet istenmezdi!.. Sözünü tutmayanların bu pazarda tutunmaları mümkün değildi, bunu da herkes bilirdi!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet, sayfa bitti ama anlatacaklarım henüz bitmedi; daha o güzel insanlardan bazılarının çok ilginç anılarını bile anlatamadık, devamı gelecek...&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 17:59:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Klozet Kapağında Kokain Çekerdim !..”</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/klozet-kapaginda-kokain-cekerdim-3991</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/klozet-kapaginda-kokain-cekerdim-3991</guid>
                <description><![CDATA[“Klozet Kapağında Kokain Çekerdim !..”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">30 yıllık<strong> ‘Gazetecilik’ </strong>yaşamım boyunca duyduğum böyle haberler yüzünden defalarca midem bulanır, gözlerim kararır, bu meslekten nefret eder, en uygun zamanda bu berbat işleri bırakmayı düşünür dururdum !? Dün <strong>ABD</strong>’den gelen bu haberi duyunca da aynı duyguları ziyadesiyle tekrar yaşadım, inanın çok sevdiğim bu mesleğimden yine nefret ettim, iğrendim, yine bir şekilde bu işleri artık bırakmam gerektiğini düşündüm !? İşte gelen haber şuydu ve buyurun, okuyunca sizler ne düşüneceksiniz bakalım:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“<strong>ABD Sağlık Bakanı'ndan şaşırtan itirafı: ‘</strong></span><strong><span style="font-size:14.0pt">Klozet kapağından Kokain çekerdim!..</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">’</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">ABD Sağlık Bakanı Kennedy, katıldığı bir podcast yayınında kokain bağımlılığıyla ilgili dikkat çeken bir itirafta bulundu. (</span></strong><span style="font-size:12.0pt">13 Şubat 2026<strong>...) ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. komedyen Theo Von'un "</strong>This Past Weekend<strong>" programında geçmişteki uyuşturucu bağımlılığından ve Covid-19 pandemisi sırasındaki tutumundan bahsetti. </strong></span><span style="font-size:14.0pt">40 yılı aşkın süredir bağımlılık tedavisi gördüğünü</span><strong><span style="font-size:12.0pt"> belirten Kennedy; ‘</span></strong><span style="font-size:12.0pt">Bu bağımlılığım beni öldürecek, hayatta kalmak için her gün toplantılara gitmeliydim’<strong> diyerek, karantina döneminde bile toplantılara katıldığını belirtti...</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Hijyen konusundaki korkusuzluğuna da değinen Kennedy; ‘</span></strong><span style="font-size:12.0pt">Mikroplardan korkmuyorum!.. Eskiden klozet kapaklarından kokain çekerdim’<strong> diye itirafta bulundu... Pandemi sırasında toplantıların sanal ortama taşınmasını ‘</strong>yürek burkan bir durum’<strong> olarak niteleyen Kennedy, hayatta kalmasının tek yolunun bu toplantılar olduğunu da ifade etti...</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kennedy'nin söz konusu programda yaptığı açıklamalar, hem sağlık çevrelerinde hem de muhalefette büyük tepki yarattı!.. Sağlık savunuculuğu grubu </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Protect Our Care<strong>'in Başkanı Brad Woodhouse; ‘</strong>İstifa Et’<strong> diye açıklama yaptı... Aynı grup, geçen ay Sağlık Bakanlığı binasına ‘</strong>Amerika'yı Yeniden Daha Hasta Yapıyor’<strong> ve ‘</strong>Kızamık Karargâhı’<strong> yazıları yansıtarak, Kennedy'yi ağır şekilde protesto etmişti...”&nbsp; </strong>İşte haber aynen böyleydi, iyi mi ?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dünyanın en zengin, en gelişmiş ve askerî yönden en güçlü devleti olan <strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong> (ABD)’nin <strong>“Sağlık Bakanı”</strong> işte bu şahıstır!.. <strong>Başkan Trump</strong> kabinesini kurarken bu adamın özelliklerini bilmiyor muydu? Hiçbir istihbarat örgütü <strong>O</strong>’nu uyarmamış mıydı? Şu adamın işgal ettiği makama bir bakın, bir de yaptığı hem sağlıksız ve hem de yasal olmayan işlere bir bakınız!? Hadi önceden bilmiyordu, şimdi öğrendi de ne oldu sanki? Böyle bir adam nasıl ‘<strong>Sağlık Bakanlığı’</strong> koltuğunda hâlâ oturur !? Bunun akıl ve mantıkla bir izahı var mıdır !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ABD nasıl bir ülke Allah aşkına !? Tam üç milyonu aşkın “<strong>Epstein Belgeleri</strong>” ortalığa saçıldıktan sonra; dünyanın en ünlü devlet adamları, prensler, prensesler, bilim insanları, sanatçılar ve dolar milyarderlerinin bütün marifetleri, bütün ahlâksızlıkları da ortalığa saçıldı!.. Bazı Avrupa ülkeleri dışında, bu suçların merkezi olan <strong>ABD</strong>’den bir tane bile ‘<strong>İstifa Edeni”</strong> duydunuz mu !? Eski Başkan Bill Clinton’dan sonra, mevcut Başkan Donald Trump da çıkmış, bütün bu rezil görüntülere rağmen dediler ki; “<strong>Bu belgeler bizim masum olduğumuzu ispatlıyor!”</strong> dediler, iyi mi !? Yahu bu insanlar ‘<strong>âlemi kör, milleti sersem zannedip’</strong> de, bizim aklımızla dalga mı geçiyorlar, ne !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bütün bu olanlardan sonra <strong>Başkan Trump</strong> çıkıp; “<strong>Ben Cennetlik bir adamım, tek gideceğim yer orasıdır!</strong>” diyebiliyor!.. Peki, bu pis işlere hiç karışmamış, mevcut yasalara aynen uyan bizler <strong>Cehennemlik</strong> miyiz yani !? Dünya artık tersine döndü de, bundan bizlerin mi haberi yok, ne !? Tam da Mübarek Ramazan’ın geldiği şu kutsal ‘<strong>Üç Aylar’</strong> zamanında sen bizim aklımızı muhafaza eyle Yaa Rabbim, amin !.. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 17:58:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Afetler Karşısında Adalet: Deprem ve Yangın Mağdurları</title>
                <category>Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/afetler-karsisinda-adalet-deprem-ve-yangin-magdurlari-3990</link>
                <author>suleymangirgin@gmail.com (Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/afetler-karsisinda-adalet-deprem-ve-yangin-magdurlari-3990</guid>
                <description><![CDATA[Afetler Karşısında Adalet: Deprem ve Yangın Mağdurları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>5 Mart 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, ekonomiye ilişkin düzenlemeleri de içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi kabul edildi. Komisyon görüşmelerinde, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremler sonrası yapılan konut ve işyerlerinin bedellerinin peşin ödenmesi hâlinde indirim yapılacağına dair kanun teklifi görüşüldü.<br />
CHP Parti Meclisi üyemiz ve Antalya Milletvekilimiz Cavit Arı, deprem konutlarına yapılan indirimin 2021 yılında Antalya’daki yangınlarda yıkılan evleri de kapsaması gerektiğini vurguladı. Arı, yangınlarda evleri, işyerleri ve ahırları yanan vatandaşların da bu haktan yararlanması gerektiğini dile getirdi. Vatandaşlarımız adına bu haklı talebi dile getirdiği için kendisine teşekkür ediyoruz ve aynı talebin Muğla yangınlarında evleri, işyerleri ve ahırları yıkılan vatandaşlarımız için de dikkate alınmasını, kanunun TBMM Genel Kurul görüşmeleri sırasında gündeme alınmasını bekliyoruz.<br />
Komisyondan geçen ve önümüzdeki günlerde Genel Kurul’a gelecek olan kanun teklifine göre, deprem bölgelerinde evleri yıkılan vatandaşlar için en düşük borçlandırma bedeli; konutlar için 1.890.000 TL, köy evleri için 1.750.000 TL olarak belirlendi.<br />
Konutlar için ilk 2 yıl ödemesiz dönem sonrası 18 yıl vadeli aylık 8.750 TL faizsiz, köy evleri için ise yine ilk 2 yıl ödemesiz dönem sonrası 18 yıl vadeli aylık 8.102 TL faizsiz taksit uygulanmaktadır. İşyerlerinde ise 2 yıl ödemesiz, 8 yıl vadeli ve yıllık %4 faizli ödeme sistemi öngörülmüştür.<br />
Konutlara ve işyerlerine ilişkin bedellerin bir defada ödenmesi hâlinde, konutlar için %74, işyerleri için ise %48 oranında indirim yapılması talep edilmektedir. Bu durumda, örneğin 31 Aralık 2026 tarihine kadar peşin ödeme olan borç kapatma bedeli, ev başına 484.000 TL olmaktadır.<br />
Biz CHP olarak her ne kadar deprem ve yangın konutlarının ücretsiz olarak verilmesini sürekli savunmuş olsak da, bu talebimiz kabul görmemiştir. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçen kanun teklifi ile deprem konutlarına uygulanan %74 ve %48’lik indirimlerin yangınlar için de uygulanması gerekmektedir.<br />
2021 Temmuz ayında Muğla ve ilçelerinde 15 gün süren yangınlarda, Muğla Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından 1.781 bina ve 3.136 bağımsız bölüm “ağır hasarlı, orta hasarlı, az hasarlı, acil yıkılacak, yıkık” başlıklarında raporlanmış ve ev, işyeri ile ahırları yanan vatandaşlarımız bu haktan yararlanmalıdır.<br />
2021 Muğla yangınlarında yüzbinlerce dekar orman, tarım arazisi ve yerleşim yeri kül olmuş, binlerce hayvan hayatını kaybetmiştir. Muğla’nın Marmaris, Bodrum, Milas, Yatağan, Kavaklıdere, Menteşe, Ula, Köyceğiz, Seydikemer, Fethiye, Dalaman ve Datça ilçelerindeki yangınlarda 1 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 6 vatandaşımız yaralanmış ve 670.000 dekar orman alanı yanmıştır.<br />
Bodrum, Kavaklıdere, Marmaris, Milas, Seydikemer, Menteşe, Köyceğiz, Yatağan ve Dalaman ilçelerimizde 12.952 dekar zeytinlik, 45 dekar narenciye, 593 dekar tarım arazisi, 15.300 kg kesif yem, 507.150 kg kaba yem, 40.753 kg buğday, 7.041 adet alet ve makine zarar görmüştür.<br />
Köyceğiz, Menteşe, Marmaris, Milas, Kavaklıdere, Yatağan, Dalaman ve Seydikemer ilçelerinde 33 büyükbaş, 212 küçükbaş, 255 kümes hayvanı ve 2.411 arılı kovan zarar görmüştür.<br />
2021 Muğla yangını sonrası, Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi olarak ilan edilen Muğla ilinin Marmaris, Milas, Yatağan, Kavaklıdere, Menteşe, Ula, Köyceğiz, Fethiye, Seydikemer, Dalaman ve Datça ilçelerinde yaşanan orman yangını afeti nedeniyle vatandaşlarımızın hasara uğramış taşınmazları, tarım arazileri, arılı kovanları, narenciye bahçeleri, tarım aletleri ve hayvanları devlet tarafından bedelsiz olarak yeniden inşa edilmeli ve hak sahiplerine teslim edilmelidir.<br />
Kanun teklifimiz, şu anda TBMM gündeminde olan yasa ile birlikte değerlendirilmelidir ve 2021 yılı Muğla yangınında evleri, işyerleri ve ahırları yanan vatandaşlarımız da bu haktan yararlandırılmalıdır.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 17:58:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/03/suleyman-girgin-27-donem-chp-mugla-milletvekili-1740990889.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu  Savaş  Nereye  Doğru  Evriliyor !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bu-savas-nereye-dogru-evriliyor-3989</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bu-savas-nereye-dogru-evriliyor-3989</guid>
                <description><![CDATA[Bu  Savaş  Nereye  Doğru  Evriliyor !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Geçenlerde ABD Beyaz Sarayı’ndan servis edilen fotoğrafı gördünüz değil mi? Gelin gibi orta yerde duran Başkan Donald Trump, Hristiyan ve Yahudi din adamları tarafından kutsanmıştı... Beyaz Saray’da, <strong>Evanjelik-Hıristiyan</strong> din adamlarının Trump’ı kutsayan, adeta <strong>Mesih </strong>olarak yücelten ayini bu boyutun bir semptomu... Savaşın ilk günlerinden itibaren <strong>ABD</strong>’nin çeşitli birliklerindeki komutanların, brifinglerini açıkça dini kehanet zeminine oturtmaya çalışmaları da bir başkası... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Orduda <strong>Din Özgürlüğü Vakfı</strong>’na, kimi komutanların, İran savaşını “<strong>Tanrı’nın planı</strong>” ve Armageddon’un habercisi olarak sunduğuna ilişkin 40’tan fazla farklı birlikten 110’u aşkın şikâyet gelmiş... Bir komutan askerlerine, <strong>“Trump, Armageddon’u tetiklemek, İsa’nın dönüşünü müjdelemek üzere bizzat İsa tarafından kutsandı”</strong> diyormuş. Dahası, bazı komutanlar, kehanete uyması için savaşın <strong>“yeterince kanlı olması</strong>” gerektiğini vurguluyormuş...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Herkes, başındaki bit kadar emin ki; bu savaşı en çok isteyen, Başkan Trump’ı da en sonunda kandırarak (<strong>veya Epstein Davası ile tehdit ederek</strong>) başlatan kişi, <strong>İsrail</strong>’in eli kanlı, çocuk katili Başbakanı <strong>Binyamin Netanyahu’</strong>nun ta kendisidir!.. “İsrail’in güvenliği... İsrail’in geleceği için” diye diye; daha dün torpille kurulmuş ülkesi, sanki gökten zembille indirilmiş ve bir ayrıcalıkları varmış gibi, kendilerine güvenceye almak için saldırdıklarını söylüyordu!.. Peki, diğer ülkelerin güvenliği ne olacaktı !? Ya sürekli saldırdıkları komşu devletlerin güvenliği ne olacaktı !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yine sıkıştıkça hep başvurdukları gibi; güya kutsal kitaplarında bu <strong>Yahudilere</strong>, Tanrı tarafından “<strong>Vadedilmiş Topraklar</strong>” varmış... Neresiymiş bunlar?.. İçinde Türkiye’nin de bulunduğu tam 14 ülkenin bazı yerleri, taa eski <strong>Mezopotamya</strong>’ya kadar dayanan verimli topraklarmış bunlar!.. İyi de kardeşim, sen daha dün (<strong>14 Mayıs 1948 tarihinde</strong>) kurulmuş bir ülkesin!.. O da, <strong>II. Dünya Savaşı</strong> sonrası; <strong>Hitler</strong>’in aşırı hışmına uğradığınız için, bazı devletlerin iyi niyet gösterisi için kurulmuştunuz!.. Bugün ise o devletlerin hepsi bin pişman oldu ve siz yediğiniz çanağa sıçan bir devlet olup çıktınız, kendi kabınıza sığmaz oldunuz!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ABD Demokrat Parti senatörlerinin dediği gibi; bugüne kadar sizin sözünüze uyup da hiçbir Başkanı kandıramamıştınız, şimdi “<strong>En Aptal Başkan Trump’ı”</strong> bulup, kandırmayı başardınız!.. Durduk yerde, kendilerinden binlerce kilometre uzaktaki İran’a saldırttınız!.. İşler de, hiç planladığınız gibi gitmedi, bugünlerde Başkan Trump da bu işe girdiğine bin pişman, geceleri uyuyamıyor, sinirleri gergin, ha bire ‘<strong>Basra Körfezi’</strong>ne yeni askeri kuvvetler gönderiyor, bir türlü İran’ı teslim alamadı, her gün Milyarlarca Dolar hiç yoktan masraf ediyor, borçlanıyor!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Halbuki <strong>Başkan Trump</strong>, aynen <strong>Venezuela</strong> gibi, bir-iki günde <strong>İran’</strong>ın işini bitirip, petrol ve doğalgazlarına çöküverecekti, hayal kırıklığına uğradı, <strong>Netanyahu’</strong>nun yalanlarına aldandı!.. Kendisine yardımcı olmayan yüzlerce yıllık can dostu <strong>İngilizlere</strong> bile demediğini komadı !.. İhtimal ki; tıpkı daha önce <strong>Vietnam-Küba-Afganistan</strong>’da olduğu gibi; yaptıkları bunca savaş masrafına rağmen, belki <strong>İran</strong>’dan da kuyruğunu toplayıp, gittiği gibi geri dönecekler gibi görünüyor, bekleyip çok yakında bunu da göreceğiz inşallah !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Neyse... Bugünü de bir fıkra ile savuşturalım bari: Yaşlı anne ve babası odada otururken, kızları içeri girip, yemeğin hazır olduğunu söyler... Tam bu sırada babası çoraplarını çıkarmaya başlar, kızı hemen; “<strong>Sen niye çoraplarını çıkarıyorsun baba?”</strong> diye sorar... Babası; “<strong>Namaz kılacağım kızım, abdest alacağım da ondan çıkarıyorum</strong>” der... Kızı gülümseyerek; <strong>“Çok iyi baba, dünyada namazını kılan kocalar, aşağı dünyada da aynı eşleriyle bir arada olurlarmış!”</strong> der... Adam kaşlarını kaldırıp; “<strong>Neee... Ben orada da bu suratız karıyla mı olacağım yani!?”</strong> diyerek, çıkardığı çoraplarını geri giymeye başlar, namaz kılmaktan da hemen vazgeçer.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 18:41:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıza  Pehlevî&#039;yi  Telefonda  İşlettiler !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/riza-pehleviyi-telefonda-islettiler-3988</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/riza-pehleviyi-telefonda-islettiler-3988</guid>
                <description><![CDATA[Rıza  Pehlevî'yi  Telefonda  İşlettiler !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Her savaş korkunçtur, her savaş ‘<strong>kan-gözyaşı-ölüm-yıkım’</strong> demektir!.. Ama, arada bir <strong>aslan Mizahçılar</strong> devreye girerler ve bütün bu korkunç anları insanlar bir anda bırakıp, biraz olsun nefeslenir ve gülerler!.. İşte <strong>Rus Mizahçılar</strong> da aynen bunu yapmışlar!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">ABD-İsrail</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’in birlikte saldırdıkları <strong>İran</strong> savaşında çok komik bir olay yaşandı: Şayet <strong>İran</strong>’da rejim yıkılıp da, teslim oluverirlerse, <strong>ABD</strong>’de sürgünde yaşayan devrik <strong>Şah Rıza Pehlevi</strong>’nin akılsız oğlu, hemen kendisini orada <strong>‘ŞAH’</strong> yapacaklarını zannederek, savaş başladığından beri ellerini ovuşturup duruyor ya? İşte tam bu savaşın <strong>altıncı gününde</strong> ilginç bir olay oldu:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;İran’ın devrik Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu <strong>Rıza Pehlevi</strong>, Rus komedyen ikili <strong>Vovan </strong>ve<strong> Lexus</strong>’un telefon şakasına hedef oldu... Kendilerini Almanya Başbakanı <strong>Friedrich Merz’</strong>in danışmanları olarak tanıtan komedyenlerle konuşan <strong>Pehlevi,</strong> 40 dakika süren şakayı fark edemedi ve İran’a karşı <strong>'Haçlı Seferi'</strong> çağrısı yaptığı iddiasıyla sosyal medyada gündem oldu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Sputnik TR'</span></strong><span style="font-size:12.0pt">de yer alan habere göre, görüşmenin dikkat çeken detaylarından biri ise komedyenlerin kullandığı sıra dışı girişi oldu... İddiaya göre komedyenlerden biri, saç ve bıyık stilini ‘<strong>Adolf Hitler</strong>’e benzeterek konuşmaya başladı ve şu ifadeleri kullandı: “<strong>Size şunu söylemem lazım: Benim dedem sizin babanızı tanıyordu… Alman ordusundaydı, 1940’larda Tahran’da bir ajandı..”.</strong> Bu açık göndermeye rağmen, <strong>Pehlevi</strong>’nin, görüşmenin bir telefon şakası olduğunu fark etmediği ileri sürüldü...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Görüşmede komedyenler, <strong>Pehlevi</strong>’ye; Almanya’nın <strong>İran</strong>’a karşı askeri harekâta hazırlandığı yönünde bir senaryo sundular... P<strong>ehlevi</strong>’nin ise bu iddiayı gerçek sanarak yanıt verdiği ve Avrupa’nın <strong>İran</strong>’a karşı daha sert bir tutum alması gerektiğini savunduğu öne sürüldü... Canlı görüntüleri ben de izledim: Hemen saçını-başını düzeltip, bu işten çok memnun olduğunu her haliyle belli ediyordu... Ama sonuçta, kendi ülkesi <strong>İran</strong>’ın kuyusu kazılıyordu!.. Buna karşı çıkacağına, daha fazla ülkeden destek beklediğini söylüyordu... Bunu da ancak, sadece ‘<strong>vatan hainleri’</strong> yapabilirdi, o da bunu yapıyordu işte...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu şakacıktan görüşmede, hain <strong>Pehlevi</strong>’nin şu ifadeleri kullandığı aktarıldı: <strong>“Sadece İsrailliler ve Amerikalılar değil, daha fazla insan bu Haçlı Seferine katılmalı... Almanya’nın da bu kadar sert bir tavır almasından çok memnunum!..”</strong> demiş, iyi mi?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Birkaç gün önceki bir basın toplantıda ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’a da sorulmuştu; “<strong>İran teslim olunca, orada Rıza Pehlevi’nin Şah olmasını istiyor musunuz?”</strong> denilmiş; <strong>Başkan Trump</strong> da; “<strong>Onu tanıyorum, iyi birine benziyor ama, ben orada kendi halkı içinden çıkma, herkesin saygı duyduğu bir liderin olmasını istiyorum”</strong> demişti... Öyle ya; tıpkı <strong>Irak, Libya, Suriye</strong> gibi, burayı da yakıp-yıkıp-petrolüne çöktükten sonra, <strong>İran</strong>’a da ‘<strong>DEMOKRASİ’ </strong>falan-filân gibi bişey getirecekti ya (!?) İşte bütün iyi niyetiyle (!) böyle diyordu, yerseniz tabii...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hep söyler dururum ya; evet savaş çok kötü bir şey, ama böyle zamanlarda bile bazı zeki insanlarımız ‘<strong>Mizah</strong>’ yapıp da, içi kararan insanlara bir nebze olsun güldürebiliyorlarsa, dünyada bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Sağolsunlar bu iki <strong>Rus</strong> komedyenler!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Neyse... Biz de bir fıkrayla bu yazımızı bitirelim bugün...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“Aşağı Düştük Beaa!..”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---Dul ve güzel bir kadının birinci kattaki evinde salon camı kırılmış, hemen bir camcıyı aramış... Kısa bir süre sonra zil çalmış, kadın megafondan sormuş: <strong>“Kim o?”</strong> Trakya göçmeni camcı bağırmış: “<strong>Camcı beaa!..</strong>” Kadın kapıyı açıp, camcı kırık camı takmak için salona yürümüş, kadın da kapısı açık yatak odasına gitmiş...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Beş dakika kadar sonra yine kapı zili çalmış, kadın yine megafondan; <strong>“Kim o?”</strong> demiş... Aşağıdaki ses; “<strong>Camcı beaa!..”</strong> deyince, kadın hemen; <strong>“Bir yanlışlık var, camcı biraz önce geldi camı takıyor” </strong>deyince, bu sefer camcı öfkeyle; ”<strong>Ben camı takarken soyunacak ne vardı sanki, sana bakarken aşağı düştük beaa!..”</strong> demez mi..</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 18:40:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Senatör Nancy Mace; “Trump İdam Edilmeli” Dedi !..</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/senator-nancy-mace-trump-idam-edilmeli-dedi-3987</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/senator-nancy-mace-trump-idam-edilmeli-dedi-3987</guid>
                <description><![CDATA[Senatör Nancy Mace; “Trump İdam Edilmeli” Dedi !..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ABD’nin önde gelen Cumhuriyetçi Senatörlerinden <strong>Nancy Mace</strong>, Başkan <strong>Trump’</strong>ın idam edilmesini isteyerek; “<strong>Çocukları istismar edenler bir şansı daha hak etmiyor!.. Bunların tek hak ettikleri şey ise ‘</strong>İdamdır’<strong> diyerek, kendi partisinin Başkanını yerden yere vurdu!..”</strong> </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Aynı haberin devamında; <strong>Senato</strong>’dan yetki almadan <strong>İran’</strong>da bir okula saldırıp, oradaki <strong>165</strong> kız öğrenci ve <strong>28 öğretmeninin</strong> öldürülmesine sebep olduğu için de, affedilmez bir suç işleyen <strong>Başkan Trump’</strong>a demediğini bırakmamıştı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet, son gelen haber aynen böyleydi ve <strong>Amerika</strong> şimdi bu haberle çalkalanıyor!.. Anlaşılıyor ki, artık <strong>Başkan Donald Trump</strong>, kendi partilileri dahil olmak üzere, <strong>Amerika</strong>’da halkın güvenini de büyük ölçüde kaybetmiş halde? Önümüzdeki günlerde Ortadoğu’dan daha kötü haberler ve peş peşe yeni asker cenazeleri de gelmeye başlarsa, <strong>Başkan Trump</strong> çok daha zor durumlara düşecek gibi görünüyor? Eli kanlı <strong>Netanyahu</strong>’nun aklına uyup da, bunca gücüyle apışıp kalan Başkan, bir de haklı çıkacak değildi ya, lâyığını böyle buldu işte!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu Amerikan Başkanları niye böyleler acaba!? Genç nesil pek bilmez ama; bizler taa <strong>1960</strong>’lı yıllarda <strong>Başkan Jonh F. Kennedy</strong>’yi çok sevmiştik... <strong>1963</strong> yılında bir suikastla öldürülünce, başta ‘<strong>Marilyn Monroe’</strong> olmak üzere, birçok kadınla ilişkileri ortaya dökülmüş, güzel eşi <strong>‘Jacqueline Kennedy’</strong> de, sanki ondan intikam alırcasına, başka bir adam kalmamış gibi, Yunanlı yaşlı armatör <strong>‘Onassis’</strong> ile evlenmişti, hatırladınız mı !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">1990’</span></strong><span style="font-size:12.0pt">larda Başkan ‘<strong>Bill Clinton</strong>’u çok sevmiştik... Bizim <strong>1999</strong>’daki Marmara Depremi’nde ülkemize gelmiş, yetim kalmış bir çocuğumuzu kucaklamış, çocuk da onun burnunu sıkmış, bu görüntülerle günlerce avunmuştuk, hatırladınız mı?.. Sonra ne oldu? Bu Başkanın da ‘<strong>Oval Ofis</strong>’teki özel odasında, daha öğrenci olan stajyer olan genç bir <strong>Yahudi</strong> kızıyla seviştiğini öğrenmiş, şok olmuştuk!.. Meğerse bu Başkanın da yatmadığı ünlü kadın ve çocuk yaşta kız kalmamış, o ünlü ‘<strong>Epstein Davası</strong>’nda hepsini öğrenmiştik... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Geçtiğimiz yıla kadar görev yapan Demokratların şaşkın Başkanı <strong>John Biden’</strong>ın, karşısında hiç kimse olmadığı halde, elini uzatıp da ‘<strong>tokalaşmak’</strong> istemesi hareketlerine tüm dünya olarak gülerken; <strong>“İyi ki onun yerine Başkan </strong>Donald Trump<strong> seçildi, bizim ülke yöneticilerimizi de çok seviyor!”</strong> diye pek seviniyorduk... Alın işte, aynı ‘<strong>Epstein Davas</strong>ı’nda onun da çok sık adı geçiyor, bir de çocuk katili <strong>Netanyahu</strong>’nun aklına uyup da, dünyayı ateşe atıverdi işte!.. Yahu, şu <strong>ABD</strong>’den bir tane aklı başında, ahlâklı, devlet adamına yakışır bir <strong>Başkan</strong> çıkmayacak mı? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Alın işte, size son yılların <strong>ABD Başkanlarının</strong> çetelesi ve yaptıklarını toptan veriyorum, bakın bakın da, siz de notunuzu verin gari bunlara<strong>: İşte ABD Başkanlarının Yedikleri Haltlar:</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Afganistan:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> George W. Bush, Obama, Biden, Trump.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Irak</span></strong><span style="font-size:12.0pt">: George W. Bush, Obama, Biden, Trump.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">İran:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Trump Libya: Obama, Trump.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Nijerya:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Trump.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Pakistan</span></strong><span style="font-size:12.0pt">: George W. Bush, Obama, Trump.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Somali</span></strong><span style="font-size:12.0pt">: George W. Bush, Obama, Biden, Trump.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Suriye:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Obama, Biden, Trump.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Venezuela:</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Trump.</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Yemen</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">: George W. Bush, Obama, Biden, Trump... Görüyorsunuz işte, hepsinde hep <strong>Başkan Trump</strong> var!.. Bu adamın yaptıkları yetmedi mi daha !? Ayrıca bu aynı <strong>ABD;</strong> <strong>Gazze</strong>’de soykırım, <strong>Küba</strong>’da abluka yaptı, yeter ama yahu...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 16:29:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD ve İsrail Yalanları Havalarda Uçuşuyor!?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/abd-ve-israil-yalanlari-havalarda-ucusuyor-3986</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/abd-ve-israil-yalanlari-havalarda-ucusuyor-3986</guid>
                <description><![CDATA[ABD ve İsrail Yalanları Havalarda Uçuşuyor!?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">İran</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’a operasyon başlatan <strong>ABD</strong> ve <strong>İsrai</strong>l’in, İran’ın <strong>Minab</strong> kentine geçen <strong>28 Şubat 2026</strong> Cumartesi günü düzenlediği saldırıda hedef olan ilkokulda, hayatlarını kaybeden çoğu kız <strong>165</strong> öğrenci dün <strong>03 Mart Salı</strong> günü) son yolculuklarına uğurlandı. İran Dışişleri Bakanı <strong>Arakçi,</strong> kazılan toplu mezarların fotoğrafını paylaşarak “<strong>Gazze’den Minab’a masumlar öldürüldü</strong>” dedi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">28 Şubat günü İsrail ve ABD, İran’ın güneyindeki <strong>Minab </strong>şehrini bombaladı. Bunların arasında sadece kız öğrencilerin eğitim gördüğü ilkokul da vardı. ABD-İsrail müttefikliğinde başlayan savaş, <strong>165</strong> masum öğrenciyi ve <strong>28 öğretmenini</strong> hayattan kopardı. Kentte öldürülen öğrenciler ve okul personeli anısına toplu cenaze töreni yapıldı. Olayın yankı bulmasının ardından <strong>İsrail</strong>, bölgeye herhangi bir saldırı düzenlemediğini iddia etti... <strong>Trump</strong> yönetimi de açıklamadan kaçınarak çekimser kaldı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cenazede binlerce kişi <strong>Minab </strong>kent meydanını doldurdu. Kalabalıktan, “<strong>Amerika’ya ölüm</strong>”, “<strong>İsrail’e ölüm</strong>” ve “<strong>Teslimiyet yok!”</strong> sloganları atıldı. Öldürülen çocuklardan birinin annesi <strong>Al Jazeera</strong> kanalına yaptığı açıklamada; “<strong>Çocuklarımız Allah’ın yolunda can verdi. Hepsi birer şehit”</strong> dedi. Başka bir acılı anne de tören sırasında yaptığı konuşmada; “<strong>Yaşananlar kelimelerle tarif edilemez. Çocuklarımızın kanı yerde kalmasın. ABD ve İsrail masum yavrularımızın kanlarında boğulsun</strong>” diyerek, ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong> için ise; ‘</span><strong><span style="font-size:14.0pt">Delirmiş’</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> benzetmesini yaptı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Daha düne kadar herkes; “<strong>Bu saldırıda İsrail çok uğraştı, sonunda ABD’yi ikna etti ve savaşa sürükledi!”</strong> diye düşünürken, dün <strong>Başkan Trump</strong> çıkıp; “<strong>İsrail’i ben sürüklemiş olabilirim</strong>?” diyerek, yine bilmece gibi bir lâf etti!.. ABD Demokrat Parti senatörlerinden biri ise; <strong>“Şimdiye kadar İsrail, kendisiyle birlikte savaşacak bir ABD Başkanı bulup da ikna edememişti, şimdilerde ise bu ‘Aptal Trump’ı buldular!</strong>” dedi... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki ya; bunlar <strong>İran’</strong>da <strong>165</strong> masum kız öğrenci ile <strong>28 </strong>öğretmenlerini öldürdükten sonra, Başkan Trump’ın eşi <strong>Melania Trump</strong>’ın, Birleşmiş Milletler (<strong>BM</strong>)’ye davet edilip de, orada hem oturumu yönetip, hem de “<strong>Dünya Çocuklarının Eğitimi ve Sağlığı</strong>” konusunda konferans vermesini isteyen yalakalara ne diyelim !? Son moda giyinip de, çok garip şapkalar giymek dışında bir mahareti olmayan bu kadın, hangi çocuğa ne gibi faydalar sağlayabilir acaba !? Allah aşkına, 193 üye devleti olan bu ‘<strong>BM’ </strong>son yıllarda ne işe yarıyor !? Defalarca şikâyet edilen çocuk katili <strong>İsrail </strong>için ne yaptı, ne gibi yaptırımları uyguladı !? Bence çoktan lâğvedilmesi gereken, boşuna masraf edilen lüzumsuz bir kuruluştan öte hiçbir halta yaramayan bir kuruluş oldu!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">27 Şubat Cuma günü Cenevre’deki toplantıdan ne diye ayrılmışlardı? 02 Mart Pazartesi günü Viyana’da toplanmak üzere sözleşmişlerdi!.. Bu devlet sözüne rağmen, ABD ve İsrail, İran’ın Tahran kentine saldırarak, Dini lider Ali Hamaney ve ailesiyle, 5 tane de üst düzey komutanlarını bombalarla öldürdüler değil mi? Şimdi ise <strong>Başkan Trump</strong> çıkıp; “<strong>Biz saldırmasak, İran bize saldıracaktı, üstelik nükleer silâh da yapacaklardı</strong>” diye, çocukların bile inanmayacağı yalanları söyledi!.. Devlet terbiyesi olmayan, her konuya <strong>‘Yeşil Dolar’</strong> çerçevesi arkasından bakan bu yöneticiler oldukça, bakalım daha neler görüp de, neler yaşayacağız ?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yazımızı bir fıkrayla bitirip, biraz moral bulalım bari:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Bununla Otobüse Binemezsin Temel !..”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bizim <strong>Temel</strong> bir gün otobüse binmiş... Herkes ücreti için kart basıyor, paso gösteriyormuş... Temel para vermek istemiş ve cüzdanını çıkarıp şoföre uzatmış; “<strong>Yol parasi ne kadarsa, ha puradan al Kaptan”</strong> demiş... Şoför bakmış, <strong>Temel</strong>’in verdiği para cüzdanı değil, ‘<strong>Evlilik Cüzdanı’ </strong>imiş... Şoför gülerek cüzdanı geri verirken, <strong>Temel</strong>’e; “<strong>Ula Temel, sen bununla otobüse binemezsin, ama Fadime’ye bir ömür boyu binersin, hadi in aşağıya da sen hemen evine git</strong>” demiş, iyi mi ?.. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 16:28:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALLAH EKSİK DE ETMESİN, MUHTAÇ DA ETMESİN!</title>
                <category>Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/allah-eksik-de-etmesin-muhtac-da-etmesin-3985</link>
                <author>suleymangirgin@gmail.com (Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/allah-eksik-de-etmesin-muhtac-da-etmesin-3985</guid>
                <description><![CDATA[ALLAH EKSİK DE ETMESİN, MUHTAÇ DA ETMESİN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesine hasta ziyaretlerine gittiğim günlerden biriydi.<br />
Eskilerden kalma bir söz vardır: “Allah eksik de etmesin, muhtaç da etmesin.”<br />
Şifa aradığımız, koridorlarında doktordan gelecek güzel bir haber beklediğimiz, bazen hastane içinde acı bir haberle feryatlara tanık olduğumuz ve gerçekten eskilerin dediği gibi muhtaç da olmak istemediğimiz ama eksikliğini de görmek istemediğimiz bir yer hastaneler.<br />
Herkes için eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir bir sağlık sistemi arzuladığımız; koruyucu sağlık hizmetlerini merkeze koyan, hasta ve sağlık çalışanının güvenliğini gözeten, ilaca erişimdeki fiziksel ve maddi zorlukları ortadan kaldıran nitelikli bir sağlık hizmeti almayı hepimiz istiyoruz elbet.<br />
Şehir hastaneleri bütçenin kanını emerken kamu hastanelerinde küçük bir ameliyat malzemesi alımı için bile birçok iznin alınmasının gerekli olduğu ortamda kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi için mücadeleyi büyütmek bir görevdir.<br />
Hastaneyi hastane yapan sağlık personelidir. Duvarların, kapıların hasta bakamadıkları bir gerçek. 30’un üzerinde tıbbi meslek grubu var. Hastanelerdeki temizlikçisinden ambulans şoförüne, hemşiresinden sağlık memuruna, ameliyathane teknisyeninden röntgen teknisyenine, doktoruna kadar iş yükü artmasına rağmen özveriyle çalışan tüm sağlık emekçilerine selam olsun.<br />
Bu hakkı teslim ettikten sonra gelelim konumuza…<br />
Malum, önümüz yaz ve Muğla’mızın yaz nüfusu 5 milyona ulaşıyor ve birçok alanda olduğu gibi sağlık hizmetinde de yoğunluk artıyor.<br />
Dolayısıyla daha önce de TBMM’de dile getirdiğimiz birçok soru yine önümüzde duruyor. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı’na Muğla sorularını her platformda hatırlatmaya devam edeceğiz.<br />
Özel güvenlik görevlisinden başhekimine, temizlik işçisinden hemşiresine kadar daha fazla özellikli, nitelikli hizmet vermek için çaba gösteren ve bölgedeki tüm sevklerin geldiği Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesinin uzman doktor, hemşire, temizlik personeli ve teknik eleman eksikliği yoğun geçecek yaz dönemi öncesi giderilmiş midir?<br />
Üniversite hastanemizde AMATEM yataklı servisimiz yok. Madde bağımlıları için yatarak tedavi hizmeti verecek, madde ve alkol bağımlıları için arındırma merkezi açmak için bir çalışmanız var mı?<br />
İlimizde engelli bireyler için özel merkezler dışında kamuda engellilere bakım veren merkezimiz yok. Bu konuda bir çalışmanız var mı?<br />
Palyatif bakım merkezlerini hastanelerde artırmak için bir çalışmanız var mı?<br />
Muğla genelinde yoğun bakım yatak sayısı kaçtır?<br />
Muğla’daki yoğun bakım uzmanı sayısı kaçtır?<br />
Muğla genelinde il dışına sevk edilen hasta sayısı 2025 itibarıyla kaçtır?<br />
Muğla ilinden son 5 yılda il dışına kaç yoğun bakım hastası sevk edilmiştir ve bu hastalardan il dışına sevk beklerken hastanede ya da sevk sırasını beklerken hayatını kaybeden kaç kişi vardır?<br />
Yazın 5 milyon nüfusa ulaşan Muğla’da yoğun bakım ünitelerini artırmak için bir çalışma var mıdır?<br />
Marmaris’te mevcut Aksaz’daki askeri hastane, 2015 Temmuz darbe girişimi sonrası askeri hastanelerin kapatılmasına paralel olarak Marmaris Devlet Hastanesine bağlı bir hastane hâline getirildi. Daha sonraları bu hastanenin palyatif bakım hastanesi hâline getirilerek palyatif bakım hizmeti verecek bir hastane konumuna getirilmesi yönünde bir çalışma yapıldığına dair bilgi aldık, ancak böyle bir dönüşüm yapılmadı. Yaklaşık bir yıl önce bu hastane Marmaris Devlet Hastanesinden ayrılarak bağımsız, kendi kadroları olan bir hastane hâline getirilmiş; buraya bir başhekim ve yönetici kadro atanarak normal bir hastane hizmeti vermesi şeklinde bir yapıya dönüştürülmüştür. Ancak oranın bir askeri kışla olması ve kışlaya girişin belli kurallara bağlı olması, ayrıca Aksaz’ın Marmaris dışında bir bölge olması nedeniyle etkin bir sağlık hizmeti vermesi mümkün olmamış ve hastane bir hizmet hastanesi konumuna gelememiştir. O bölgede bulunan lojmanlarda ve kışla içindeki askeri personele hizmet dışında hizmet verdiği söylenemez. Buradan çıkan sonuç şudur: Şu anda Aksaz Hastanesi etkin bir sağlık hizmeti vermediği gibi Marmaris’teki sağlık hizmetine bir katkısı da olmamaktadır. “Hastanenin kışla dışına çıkarılması ve sivil halka hizmet vermesinin sağlanabilmesi yanında daha önce düşünülen palyatif hastane hizmeti vermesi şeklinde bir dönüşüme de uygun olabilir” şeklinde görüşlere tanık olmaktayız. Bu konuda bakanlığınızın bir çalışması var mı?<br />
Muğla genelinde 70’e yakın bakanlığa bağlı istasyon vardır. Son dönemlerde yeni ambulans sayısının arttığına ve kilometresi yüksek olan ambulansların sistemden çekildiğine, olaylara hızlı müdahale edildiğine tanık olmakla birlikte mevcut durumda ambulans oranı nedir ve yaz nüfusunun 5 milyona ulaştığı Muğla’da ambulans sayısını artırmak için bir çalışma var mıdır?<br />
Muğla bölgesinde yenidoğan yoğun bakım yatağı yeterli midir?<br />
Riskli gebelik ve doğum sonrası bebekler Denizli, Aydın ve İzmir’e, bazen daha uzak illere sevk ediliyor. Denizli ve Aydın illeri ile Muğla ili benzer yapı ve yaklaşık eşit nüfusa sahip olmasına rağmen yatak sayısı, nüfus başına düşen hekim ve hemşire sayısı açısından bu komşu illerin çok gerisindedir. Bu açığı gidermeye yönelik bir planlama var mıdır?<br />
MEAH bünyesinde çalışan tüm sağlık emekçileri, özel güvenlik ve hizmet sektörü çalışanları (yaklaşık 3000 kişi) için ulaşım desteği sağlamak ve araç yoğunluğunu azaltmak amacıyla aylık 60 kontör ulaşım hakkı tanınması için Muğla Büyükşehir Belediyesi ile bir protokol imzalanması yönünde bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?<br />
Hekim ve diğer sağlık çalışanları özellikle Bodrum, Datça, Marmaris, Fethiye gibi turizm bölgelerinde aşırı yüksek kiralar karşısında ya istifa ediyor ya da yer değiştiriyor. Turizm noktalarında sağlık çalışanlarına lojman yapılması yönünde bir çalışmanız var mıdır?<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 16:28:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/03/suleyman-girgin-27-donem-chp-mugla-milletvekili-1740990889.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mutlu Olabilmenin Binbir Yolu !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/mutlu-olabilmenin-binbir-yolu-3984</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/mutlu-olabilmenin-binbir-yolu-3984</guid>
                <description><![CDATA[Mutlu Olabilmenin Binbir Yolu !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bugün sizden hiçbir ücret talep etmeden, hepsini beleş tarafından aktaracağım bilgilerle; bu beş parasız, bu zam yağmurundaki sıcak Yaz günlerinde bile, muhalefetin hiçbir söylediğine aldırmadan; ne iktidara, ne de başımızdaki devlet büyüklerine kızmadan, rahat ve huzur içinde mutlu yaşamanıza imkân sağlayacağım!.. Yeter ki dediklerimi harfiyen yapınız!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Örneğin; diyelim ki siz de benim gibi yetersiz maaşlı, emekli birisiniz!.. Her gün kabaran <strong>elektrik, doğalgaz, telefon</strong> faturalarını ödemekten daraldınız, ocakta tencerelerinizi küçültmekten, yemeklerinizi artık ‘<strong>cezveler’</strong> içinde pişirir hale geldiniz… Pahalı tereyağı yerine margarin, Zeytinyağı yerine Ayçiçek yağı kullanıyorsunuz!.. Odalardaki doğalgazları kapata kapata, sadece yatak odanızda doğalgaz yakar hale düştünüz!.. Bundan ötürü hiç üzülmenize, dövünmenize, sürekli <strong>muhalefeti</strong> dinleyip de <strong>iktidara</strong> kızmanıza gerek yok!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Efendim, bu işin kolayı var: <strong>1-</strong> Akşamları artık evdeki her şeyi kapatıp, kendiniz en yakın kahvehaneye kapağı atıp, sevgili eşinizi de bir komşuya gönderiniz… <strong>2-</strong> Telefonla bir yeri aramanız gerektiğinde, bir arkadaşınıza gidip, telefonunuzu tamire verdiğinizi söyleyip, o konuşmayı onun telefonuyla yapınız, mahcubiyetle teşekkür ediniz… <strong>3-</strong> Zati hava çok soğuk olduğu için buzdolabınızı; sıcak olduğunda da aspilatörünüzü tedavülden kaldırınız… <strong>4-</strong> Ütülenecek giysilerinizi, yatak ve minder altına bastırarak ütüleyiniz… <strong>5-</strong> Yıkanacak giysi ve tencerelerinizi biriktirmeden, hemen elde yıkayınız… <strong>6-</strong> Arabanız varsa hemen satınız, beleş <strong>Belediye</strong> araçlarını tercih ediniz<strong>… 7-</strong> Yöreniz pazarına, tıpkı <strong>Suriyeliler</strong> gibi öğleden sonraları gidiniz, sebzeleri ucuza getiriniz<strong>… 8-</strong> Sık sık verilen ‘<strong>hayır yemekleri </strong>ve<strong> lokma döktürenleri’</strong> takip ediniz, bir öğün yemeği bedavaya getiriniz… Bir ayın sonunda göreceksiniz ki, en az <strong>% 50</strong> tasarruf etmişsiniz!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Meselâ; iki oğlunuz var, ikisi de evli ve <strong>kira </strong>evlerinde oturuyorlar, onlar da sizin gibi geçim sıkıntıları çekiyorlar… Efendim onun da kolayı var: Hemen bu çocukları kendi evinize taşıyıp, birer odaya yerleştiriniz, onlarla birlikte aldığınız bütün maaşlarınızı birleştiriniz!.. Bu toplu yaşamda bazı <strong>gelin-kaynana-çocuk</strong> kavgaları, <strong>banyo-tuvalet-televizyon</strong> filân kullanımında bazı sıkıntılar olsa da; <strong>Afrika</strong> ve <strong>Hindistan</strong>’da bir oda evde <strong>18-20 kişinin</strong> yaşayabildiklerini konuşarak ve düşünerek, bu bunalımlı günler geçiştirilebilir!? Aynı evi, aynı elektriği, aynı suyu, aynı doğalgazı, aynı tencere ve ateşi kullanmanızdan, tüm maaşları tek elde toplamanızdan dolayı, bu yaşam tarzından da en az <strong>% 50</strong> tasarruf sağlar, ay sonunda hayatınızda ilk kez olarak elde kalan parayı sevinçle paylaşabilir, yaşanan sıkıntıları bu şekilde unutabilirsiniz… Bu ara siyasetten ve özellikle de muhalefetin dediklerinden uzak kalınca sağlığınız da düzelir, iktidar büyüklerimize sinirlenmekten imtina edebilirsiniz…</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Görüyorsunuz işte, istedikten sonra bu hayatta mutlu ve huzurlu olmanız da mümkündür dostlar!.. İşte size bir örnek daha: Karadeniz’de nesi varsa satıp, yüklüce bir parayla İstanbul’a gelen bizim <strong>Temel</strong>’e, uyanık bir emlakçı büyükçe bir evi çok pahalıya satıp, Temel’i kazıklamış… Parayı alıp, tapuyu verdikten sonra gerçeği anlatmış; <strong>“Bu evin bir tek kusuru var Temel kardeş; önünde tren yolu, arkasında şehir garajı var, her dakika çok gürültü olur ama, sen buna birkaç haftada alışırsın nasılsa”</strong> deyip, tüyer… <strong>Temel </strong>onun arkasından gayet iyimser şekilde bağırır; “<strong>Ha pu heeç sorun değuldur, ilk birkaç haftayu öteki mahallede oturan teyzemun evünde geçirur, heeç rahatsuz olmadan bu gürültüye aluşuruk daa!”</strong> der… Yani görüyorsunuz işte, insan biraz olumlu düşününce, bu kavanoz dipli dünyada da bir şekilde mutlu ve huzurlu olabiliyormuş, değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ulan, heyy!.. Neler diyorum yahu ben!? Bu yukarıda okuduklarınızı ben mi yazdım yoksa!? Aha, daha dün <strong>Denizli’</strong>de bir hastaneye izinsiz giren parfüm satıcısı adam, hastasını muayene eden doktora zorla parfüm satmak ister, o da almayınca hem doktoru, hem de hastasını darp eden adam yakalanır, ama her ne hikmettense adam yine ‘<strong>serbest’</strong> bırakılır, iyi mi? Bu ülkede artık sözün bittiği yerdeyiz!.. Ben emekli dallama da kalkmış, hâlâ huzur ve mutluluktan bahsediyorum!.. Beni bağışlayabilecek misiniz bilemiyorum ama; ben bu sözlerimden ötürü kendimi asla affetmeyeceğim dostlar, asla!..</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 10:34:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bunları Okuyunca Çok Şaşıracaksınız !..</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bunlari-okuyunca-cok-sasiracaksiniz-3983</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bunlari-okuyunca-cok-sasiracaksiniz-3983</guid>
                <description><![CDATA[Bunları Okuyunca Çok Şaşıracaksınız !..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yıllarca Osmanlıların, İngilizlerin, şimdilerde de Amerika Birleşik Devletleri himayesindeki ‘<strong>Suudi Arabistan Krallığı’</strong> hakkında, bu ülkede eskiden 4 yıl boyunca “<strong>Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü”</strong> yapan sayın <strong>Cemil Ünlütürk</strong>’ün gözlem ve anılarını, 17 Eylül 2023 tarihli <strong>Korkusuz Gazetesi</strong>’ndeki köşesinde sayın <strong>Can Ataklı</strong> yazdı, okuyunca hayretler içinde kaldım, gözlerime inanamadım!.. Göreceksiniz, siz de hayretler içinde o ülkede olanlara asla inanamayacaksınız!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Efendim, bizim Yüce Dinimiz Müslümanlık, sevgili Peygamberimiz <strong>40</strong> yaşındayken, yani <strong>610 </strong>yılında, bu ülkenin <strong>Mekke </strong>ve <strong>Medine</strong> şehirlerinden bütün dünyaya yayılmıştı... Türkler de ilk kez İslâmiyet’i <strong>‘Karahanlılar Devleti’</strong> döneminde, ‘<strong>924 Yılında’</strong> ve <strong>Saltuk Buğra Han</strong> liderliğinde kabul etmişlerdi... Yani biz Türkler, <strong>1.112 yıldır</strong> bu dinin mensuplarıyız!.. Suudi Arabistanlılar ise tam <strong>‘1.416 Yıldır’</strong> Müslümandırlar... İslâmiyet oradan dünyaya yayıldığı için, Peygamberimiz oralı ve mezarı ile ‘<strong>Kutsal Kâbe’</strong> orada olduğu için, tüm dünya Müslümanları oraya ‘<strong>Hacca </strong>ve<strong> Umreye’</strong> giderler... Yani, <strong>İslâmiyet</strong>’in merkezi orasıdır!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ancak, <strong>‘Şeriatla’</strong> yönetilen bu <strong>Suudi Arabistan</strong> ile <strong>‘Laik ve Hukuk Devleti’</strong> olan bizde yaşananların çok farklı olduğunu ben, sayın <strong>Cemil Ünlütürk</strong>’ün gözlem ve anılarını okuyunca anladım!.. İşte bazıları:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">1-Suudi Arabistan’da <strong>Türbe-Yatır</strong> yoktur, bunların ziyaretleri de yoktur ve yasaktır!.. Bunlara <strong>‘gericilik-cahiliye devri alışkanlığı-putperestlik’</strong> gözüyle bakılır... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">2-Peygamberimize ait olduğu söylenen <strong>‘Sakal-ı Şerif, Hırka-i Şerif’</strong> gibi şeylerin kutsal ziyaretleri yapılmaz, bunlar <strong>gericilik </strong>ve <strong>şirk</strong> sayılır!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">3-<strong>İmam</strong> ve <strong>Müezzin</strong> gibi din görevlilerine devletten maaş verilmez, devlet memuru sayılmaz, Allah için yapılan bu görev karşılığında para almak <strong>ayıp, günah sayılır ve yasaktır</strong>, <strong>para alan imamların arkasında namaz kılmazlar</strong>!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">4-Bizdeki gibi birileri çıkıp da ‘<strong>Ben Medyumum’</strong> filân dese, hemen kellesini keserler!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">5-<strong>Nakşilik, Nurculuk, Fethullahçılık</strong>... gibi tarikatlara hiç rastlanmaz, bunların şeyhleri ve müritleri olarak ortaya çıkan olursa da, hemen kelleleri kesilir!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">6-Orada ‘<strong>Kız İmam-Hatip Okulları’</strong> yoktur, bu komik bulunur, çünkü İslâmiyet’te <strong>‘kadından İmam olmaz’</strong> diye bilinir!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">7-Camilerin alt kısımlarında hiçbir ticarethane yoktur, bu durum ‘<strong>İslam’ı ticarete alet etmek’</strong> olarak görülür, asla buna izin de verilmez!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">8-Camilerde cemiyet veya kişilerin <strong>yardım toplaması</strong> yasaktır, yakalananların elleri de, hiç mahkemeye götürülmeden orada kesilir!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">9-Suudi Arabistan’da, eğer nüfus yeterli değilse, <strong>hayır için de olsa</strong>, yeni camiler yapılmasına asla müsaade edilmez!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdi bunları okudunuz değil mi? Şeriatla yönetilen <strong>Suudi Arabiyya</strong>’nın bile, bu konularda bizden çok çok ilerilerde olduğunu da anladınız mı? Kurtarıcı ve Kurucumuz <strong>Yüce Atatürk’</strong>ün 29 Ekim 1923 yılında kurduğu şu <strong>Laik ve bir Hukuk Devleti</strong> olan <strong>Türkiye Cumhuriyeti’</strong>nde yapılanlara bakınız, bir de <strong>Şeriatla</strong> yönetilen yerde olanlara bakınız!? ‘<strong>Çağdaşlık</strong>’ konusunda hangimiz daha ileride, hangimiz gerilerde kalmış, bir düşününüz gari?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet, orada dört yıl görev yapmış bir Türk yetkilinin yazdıkları ve Gazeteci <strong>Can Ataklı’</strong>nın bize aktardıkları aynen böyle; her zaman her konuda küçümsediğimiz <strong>Suudi Arabiyya</strong>, bazı konularda gerçekten bizden ileri gitmiş de, haberimiz &nbsp;mi yokmuş acaba!? Size de öyle gelmiyor mu, ha!? &nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 10:34:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD Bunca Askeri Gücü “Spor Olsun” Diye mi Körfez’e Gönderdi !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/abd-bunca-askeri-gucu-spor-olsun-diye-mi-korfeze-gonderdi-3982</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/abd-bunca-askeri-gucu-spor-olsun-diye-mi-korfeze-gonderdi-3982</guid>
                <description><![CDATA[ABD Bunca Askeri Gücü “Spor Olsun” Diye mi Körfez’e Gönderdi !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Anadolu Ajansı</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> (AA)’nın bildirdiğine göre; “İsrail Ordu Sözcüsü <strong>Effie Defrin</strong>, yayımladığı video mesajda, <strong>ABD</strong>'nin <strong>İran'</strong>a olası saldırısına ilişkin bölgesel gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirtti... <strong>Defrin</strong>; "<strong>Yüksek alarm durumundayız. Gözlerimiz her yönde açık ve operasyonel gerçeklikte yaşanabilecek herhangi bir değişikliğe yanıt vermek için parmaklarımız her zamankinden daha fazla tetikte"</strong> ifadelerini kullandı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İsrail Ordusu İç Cephe Komutanlığının halka yönelik güvenlik talimatlarında herhangi bir değişiklik yapılmadığını da sözlerine ekleyen <strong>Defrin</strong>, vatandaşların ordudan yapılacak resmi açıklamalar dışındakilere asla itibar etmemelerini istedi... İsrail basını, <strong>ABD</strong>'nin İran'a olası saldırısını "<strong>yakın zamanda"</strong> başlatabileceği değerlendirmeleri üzerine <strong>İsrail Ordusu İç Cephe Komutanlığına</strong> yüksek alarm durumuna geçilmesi talimatı verildiğini aktarmıştı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kanal-12 televizyonu ise <strong>ABD</strong>'nin <strong>İran</strong>'a saldırı başlatması halinde, <strong>İsrail</strong>'in de bu saldırılara katılacağını öne sürmüştü... İsrail basınına konuşan <strong>ABD</strong>’li yetkililer, <strong>Trump</strong>'ın İran'a yönelik büyük çaplı bir saldırı talimatı vermeye <strong>"çok yakın</strong>" olduğunu, diplomatik takvimin daraldığını ve askeri seçeneklerin masada olduğunu belirtmiş, <strong>İran</strong>’da bulunan vatandaşlarının da derhal bu ülkeyi terk etmelerini bildirmişti...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet, <strong>AA’</strong>nın <strong>20 Şubat 2026</strong> tarihli haberi aynen yukarıda aktarıldığı gibiydi... Ayrıca bu konuya ilişkin bazı dış haber kanalları da şu haberleri geçiyorlardı: <strong>“Çin, İranlılara (</strong>YLC - 8 B<strong>) gibi çok gelişmiş sensör ve radar sistemleri verdi... Bunlar sayesinde ABD’nin ‘</strong>Hayalet Uçakları’ <strong>artık tespit edilebiliyor ve vurulabiliyor!.</strong>.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir başka önemli haber de şöyleydi: “<strong>İranlılar, artık ABD ve İsrail Yazılımlı istihbarat mesajları yerine, Çin’in temin ettiği istihbarat yazılımlarını kullanıyor, böylece CIA ve MOSSAD bilgi sızmalarını önlüyor, bu yeni yazılımlarla korunuyor”</strong> diyorlardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yani, <strong>ABD</strong>’nin İ<strong>ran</strong>’a hemen saldırması, öyle <strong>Irak</strong> ve <strong>Venezuela</strong> gibi olmayacak!.. Eğer bu haberler doğru ise, bu istihbarat bilgileri hem <strong>ABD</strong>’nin, hem de <strong>İsrail</strong>’in elinde de mutlaka vardır; yani <strong>İran</strong>’ın da, öyle göründüğü gibi ‘<strong>kolay lokma’</strong> olmadığı anlaşılıyor!.. Başkan <strong>Trump</strong>’ın, İsrail’in eli kanlı Başbakanı <strong>Netanyahu</strong>’nun ağzına bakıp da, hemen neden saldırmadığı, bu haberlerden de anlaşılıyor olmalı? Onun için, zorunlu ve baskıyla bir antlaşma yaptırmaya ve bu meşakkatli savaştan kaçınmaya çalıyor da olabilir?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ancak, bu günümüz ‘<strong>Hitler kafalı’</strong> yöneticiler yüzünden er veya geç dünyanın başı büyük derde girecek!.. Çünkü doymuyorlar, çünkü yetinmiyorlar, çünkü bunlar terbiyeli devlet adamları değiller!.. Hepsi ticaretten veya istihbarattan gelme maceracı tipler!.. Ne <strong>Trump</strong>, ne <strong>Putin</strong>, ne de <strong>Netanyahu</strong> vicdan sahibi ve hırlı düşünceli adamlar değiller!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Çoğu haber kanalları, <strong>ABD</strong>’nin bu Basra Körfezi’ne gönderdikleri deniz ve hava gücünün ‘<strong>günlük masraflarını’</strong> açıkladılar, insanın dudağını uçuklatan günlük harcanan ‘<strong>Milyar Dolarlar’</strong> bunlar!.. Bu masrafı boşuna mı yapıyorlar!? Askerler buralara turistik seyahate mi geldiler, spor olsun diye mi, yoksa tarihi gezi-inceleme turları mı bunlar!? Bir tek amaçları var; artık <strong>İran</strong>’ın da tüm petrol ve doğalgaz gelirlerine çökmek, dünyadaki tek rakipleri olan <strong>Rusya</strong>’yı, <strong>Çin</strong>’i, <strong>Avrupa Birliği</strong> ülkelerini tökezleterek, ‘<strong>Dünyanın Tek Süper Gücü’</strong> olmak!..</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Körfez</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">’de şimdilik olan-biten budur sevgili dostlar!.. Daha önce “<strong>Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını</strong>” beceren bu kafaların, ‘<strong>Üçüncü Dünya Savaşı</strong>’nı başlatmaları ve tüm dünya insanlarının keyfini-huzurunu-rahatını bozmalarına <strong>ramak kaldı</strong> diye düşünenlerden biriyim bendeniz de... Allah sonumuzu hayreyler inşallah!.. </span></span>​​​​​​​</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 17:30:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TV Dizisinde ‘Domuz Eti’ Polemiği !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/tv-dizisinde-domuz-eti-polemigi-3981</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/tv-dizisinde-domuz-eti-polemigi-3981</guid>
                <description><![CDATA[TV Dizisinde ‘Domuz Eti’ Polemiği !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yılların ünlü sinema ve sahne sanatçısı <strong>Hülya Avşar</strong>'ın başrolünde yer aldığı <strong>“Aynı Yağmur Altında</strong>” dizisindeki görenleri ayağa kaldıran domuz eti sahnesi senaristlerin başını yaktı. Yapımcı şirket o sahnenin faturasını kesti; senaryo ekibine yeni isim geldi... <strong>Hülya Avşar</strong>'ın başroller arasında yer aldığı <strong>"Aynı Yağmur Altında</strong>" isimli dizi, ikinci bölümde yer alan domuz eti sahnesiyle gündem olmuştu. Dizinin olay yaratan bölümü daha fragmanı yayınlanınca sosyal medyada olay olurken gelen tepkiler dizinin yazım ekibinde değişime neden oldu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ATV'de yayınlanan dizide <strong>Mine Çayıroğlu</strong>’nun hayat verdiği <strong>"Tülin"</strong> karakteri, masasında ağırladığı muhafazakâr Müslüman bir aileye akşam yemeğinde <strong>domuz eti</strong> ikram etti. O sahne, <strong>'toplumu kutuplaştırma projesi'</strong> diye yorumlanırken sosyal medyada sert yorumların ardı arkası kesilmedi, en çok da <strong>Fikret Kuşkan</strong> eleştiriye uğradı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Tartışmalara sebep olan sahnede Hıristiyan bir karakterin de masada yer alması sebebiyle domuz eti ikram edildiği ifade edilirken; “<strong>Türk Ortodoks Topluluğu</strong>” olay yaratan sahne sonrası yazılı bir açıklama yaparak; “<strong>Türkiye'de mütedeyyin çevrelerde </strong>‘içki içen Müslüman’<strong> örnekleri görülebilir; ancak istisnalar dışında seküler çevrelerde dahi ‘</strong>domuz eti yeme’<strong> yaygın bir gerçeklik değildir!.. Biz Hristiyan Türkler bile çok nadiren domuz eti yeriz. Müslüman komşumuza ise asla domuz eti ya da alkol ikram etmeyiz!.. Bu senaryoları yazanlar kimler?”</strong> dediler...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ATV’de yayımlanan bu dizi hakkında basında çıkan haberler aynen yukarıda aktardığımız gibiydi ve halkın her kesiminden çığ gibi tepkiler geldi... Ya bu dizi maazallah <strong>Halk TV, Sözcü TV</strong> veya <strong>NOV</strong>’da yayınlansa idi, bu kanalların başına neler gelirdi acaba!? Maşallah, iki-üç gündür bekliyoruz, şimdiye kadar ne <strong>RTÜK</strong>’ten, ne dini çevrelerden ve ne de çok dindar geçinen ülke yöneticilerimizden bir tek eleştiri duyamadık!.. İnsan da oturup, ister-istemez şöyle düşünüyor: <strong>“Sakın bu olay bilerek ve isteyerek kamuoyunun gözüne sokuldu, insanlar ekonomi, işsizlik, yeni özelleştirmelerle ilgili konuşmasınlar, tam da Kutsal Ramazan başlangıcında bununla vakit geçirsinler?”</strong> diye yapılmış olmasındı !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Basın içinden özellikle İsmail Saymaz çok eleştiri yaptı, <strong>Hülya Avşar</strong> ile <strong>Fikret Kuşkan</strong>’a demediğini bırakmayıp; <strong>“Ne diye bu senaryoyu önceden okumadınız!? 70 yaşına gelmiş Hülya Avşar’ın, bu sebeple eleştiri oklarının hedefine oturacağını nasıl bilmez!? Bu dizide oynamaktan hiç utanmadınız mı!?”</strong> diye, her kanalda bağırıp-çağırdı!.. Yahu sen bile bunun bir tezgâh olabileceğini hiç düşünemedin mi? Bunların ekmeğine yağ sürdüğünün ne zaman ayartına varacaksın kardeşim!?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">‘<strong>Türk Ortodoks Topluluğu</strong>’nun söylediklerine aynen katılıyorum!.. Bu ülkede yüzlerce yıldır hangi aile bir misafirine ‘<strong>Domuz Eti’</strong> ikram etme hafifliğini yapmış!? Ben <strong>75 </strong>yaşındayım ve hiç duymadım!.. Hıristiyanlar bile bu işe anında tepkilerini gösterirken, bizim çok keskin Müslüman geçinenlerden yeteri kadar ses çıkmaması sizce de çok manidar değil mi? Güzel Anadolu insanlarımızın hiç birisinde, ne geçmişte ve ne de gelecekte böyle bir hafiflik yapacak bir tane insanımız yoktur, olamaz da!.. Bence bu lüzumsuz dizi derhal yayından kaldırılmalı, bu şirketin yaptığı bütün masrafların ceremesini de, buna sebep olanlar çekmelidirler!.. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Hülya Avşar’</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">a gelince de: Sanatçılığını da, özel hayatını da artık herkes ezbere biliyor!.. Bir dizide <strong>örtünmesi</strong>, onu saygın insan yapar mı? <strong>Hülya Hanım</strong>, ses sanatçısı <strong>Yıldız Tilbe</strong> ile bir kavga içine girmişlerdi... <strong>Yıldız Tilbe</strong> ona ne demişti, hatırladınız mı: “<strong>Sen bana lâf sokacağına kendine bak Hülya hanım; sen aynen bir ‘</strong>kapı ziline’<strong> benziyorsun; gelen basıyor, giden basıyor!..”</strong> demişti... Başka da bir diyeceğim yoktur dostlar...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 17:30:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarım Bitmedi Bitirildi</title>
                <category>Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/tarim-bitmedi-bitirildi-3980</link>
                <author>suleymangirgin@gmail.com (Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/tarim-bitmedi-bitirildi-3980</guid>
                <description><![CDATA[Tarım Bitmedi Bitirildi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan:<br />
“Türkiye'de tarım bitmedi, hiçbir zaman bitmeyecek.” dedi.<br />
Tarımın doğduğu bu topraklarda bırakın yoksulluğu, açlığı konuşuyorsak bunun sorumlusu kim?<br />
Toprak orada, verirsen veriyor. Yaparsan oluyor da çiftçi tarlaya gitmeye korkar oldu.<br />
Tarımın ne durumda olduğunu geçen hafta bir kez daha gördük.<br />
Geçen hafta Seydikemer ilçe örgütümüzle seraları su altında kalan Çukurincir, Kumluova ve Karaköy mahallelerindeki vatandaşlarımızı ziyaret etmiştik.<br />
Tabii ki afet meydana gelmişti ve bu doğa olayları elbette olacak.<br />
Ancak girdi maliyetlerinin sürekli artması ve çiftçiye desteğin sürekli azalması sonucu çiftçi topraktan uzaklaşıyor, gençler köylerden kentlere göç ediyor, çiftçilerin yaş ortalaması yükseliyor ve tarım bitme noktasına doğru gidiyor.<br />
“Biz hâlimize kime yanalım?<br />
80 ton mal var şu serada.<br />
Satamayız da artık… Bittik… Başka yerde seramız da yok…<br />
İkinci defa su girdiği için kurtaramayız artık.<br />
Düğün yapıyorsun, çocuğunu everiyorsun; her şey buna bağlı.” diyordu bir teyzemiz ve gözyaşı döküyordu.<br />
Bu durumlarda ürünü bu şekliyle kurtarabilir miyiz diye sorduğumda ise aldığım yanıt olumsuzdu. Seraya hafta arayla iki defa sel girince domates bitkisinin kökü de meyvesi de çürüyormuş. Domates çok sudan aşırı şişme yapıp çatlıyormuş. Yani tüm mahsul çöp oluyormuş.<br />
Öte yandan aşırı yağışlar tarım arazilerinde zarara yol açıyor. Dolayısıyla ekilecek alanlarda gecikmeler olacak ve hasatlar da gecikecek.<br />
Sonuç olarak tarım yalnızca üreticinin değil, toplumun tamamının gıda güvencesidir aslında.<br />
Yaşanan her afet, tarımın ne kadar kırılgan ama bir o kadar da stratejik bir alan olduğunu bir kez daha gösteriyor.<br />
Afet bölgesi ilan edilmezse yaraya tuz basılmış olur diyen çiftçilerimiz devletten destek bekliyor.<br />
Gerek çiftçinin sahipsiz bırakıldığı gerekse doğal afetlerle perişan olduğu bir ortamda “Türkiye'de tarım bitmedi, hiçbir zaman bitmeyecek.” demek gerçeklere aykırı.<br />
2026 bütçe verileri de bunu zaten ortaya koyuyor.<br />
2026 yılı için çiftçiye ayrılan doğrudan destek 168 milyar TL,<br />
faize ayrılan kaynak ise 2 trilyon 742 milyar TL.<br />
Yani iktidar, çiftçiye verdiğinin tam 16 katını faize verecek.<br />
Yanlış okumadınız: Tam 16 katı.<br />
Soruyoruz iktidara:<br />
Bu topraklarda ülkenin çiftçisi mi değerli, yoksa bu ülkenin faiz lobileri mi?<br />
Yani iktidar “Sen üretme, biz ithal ederiz.” demek istiyor aslında.<br />
“Benim için senin emeğin değil, benim borcum mühimdir.” demek istiyor.<br />
Seydikemer ziyaretimizin ikinci durağı balık üreticileriydi. Sahilceylan ve Ören mahallelerimizde aşırı yağışlar nedeniyle meydana gelen sel sonrası irili ufaklı 20’ye yakın balık üreticisinin çaresizliğine tanık olduk.<br />
Eşen Çayı havzası, Türkiye’nin en fazla alabalık yavrusu ve yumurtasının üretildiği bir havza. Buradaki yavru ve yumurta üretiminde oluşacak azalma, tüm Türkiye’deki balık üretimini ve Türk somonu üretimini yakından etkileyecek. Dolayısıyla şu anda Türkiye’de halkın en ucuz ve sağlıklı protein kaynağına ulaştığı alabalık tedariğinde ciddi sorunlar yaşanacak.<br />
Bölgedeki bütün işletmeler sel nedeniyle mağdur durumda.<br />
15 günden beri yemleme de yapamıyorlar. Çünkü su bulanık olduğu için balığın yemi alması, yemesi mümkün değil.<br />
Zaten üreticiler balıkları yemlemek bir yana, 15 günden beri elde kalanları yaşatma derdinde.<br />
Üreticilerin talebi, devletin bütün kurumlarının acilen ellerinden tutması.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 17:29:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/03/suleyman-girgin-27-donem-chp-mugla-milletvekili-1740990889.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇİN’de ‘Çocuk İstismarı’ Yapanlara İdam !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/cinde-cocuk-istismari-yapanlara-idam-3979</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/cinde-cocuk-istismari-yapanlara-idam-3979</guid>
                <description><![CDATA[ÇİN’de ‘Çocuk İstismarı’ Yapanlara İdam !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Konuyla ilgili ilginç haber şöyleydi: “<strong>Çin’de çocuklara cinsel istismardan suçlu üç kişi idam edildi !.. (07 Şubat 2026.)</strong> &nbsp;Resmi kaynaklara göre; <strong>Çin</strong>’de üç kişi çocuklara cinsel istismarda bulunmaktan idam edildi. Yetkililer, bu uygulamanın ağır suçları önlemede caydırıcı olduğunu vurguluyor... Resmi haber ajansı <strong>Xinhua</strong> ve <strong>Çin Yüksek Mahkemesi</strong>’nden edinilen bilgilere göre, <strong>Çin</strong>’de üç kişi çocuklara cinsel istismarda bulunmaktan suçlu bulunarak idam edildi... Yetkililer, çocuklara yönelik ağır suçlarda “<strong>sıfır tolerans</strong>” politikası uyguladıklarını açıkladılar...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bütün gelişmiş ülkelerde de, hepimizin geleceği olan çocuklarımıza karşı büyüklerin işledikleri bütün suçlara hiç tolerans gösterilmez, bunlara en ağır cezalar verilir ve bu da caydırıcı etkisini gösterir!.. Yani, bir çocuğa karşı suç işleyen yetişkin, adeta doğduğuna pişman edilir, cezalarda hiçbir indirime ve <strong>‘hafifletici sebep’</strong> asla gözetilmez, bu kişi ileride hapisten çıksa bile, toplum bu kişiye hiç iyi gözle bakmaz, iş bulamaz, güvenilmez ve bu suçu işleyen kişi adeta doğduğuna pişman edilir!.. Zaten olması gereken de budur!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eğitimsiz ve gelişmemiş ülkelerde ise; çocuklar ve özellikle de kadınlar hep mağdur edilirler!.. Hakları verilmez, ‘<strong>ikinci sınıf vatandaş’</strong> gözüyle bakılır, buralarda dinin de etkisiyle bir “<strong>Erkek Egemen”</strong> bir yapı hâkimdir!.. Halbuki çocuklarımız güçsüzdür, fizîken yetersiz, iyiyi-kötüyü ayıracak kapasitede değillerdir!.. Bunun için en çok korunmaya ve kollanmaya muhtaç olan gelecek neslimiz, masumlarımızdır onlar!.. Bunlara karşı işlenen suçlar en ağır şekilde cezalandırılmalıdır ki, suç işleyecek kişi, bunu yaparken ‘<strong>kırk kere’</strong> düşünmek zorunda kalsın!.. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Son yıllarda bazı çeteler, daha az ceza aldıkları için, amaçladıkları çok pis işlerinde, yaşı küçük çocukları kandırarak, bütün suçları bunlara işletmeye başladılar!.. Daha <strong>13-14</strong> yaşındaki çocukların ellerinde tabancalar ve otomatik silâhların ne işi olur Allah aşkına !? Bunu yapan çete mensuplarına ‘<strong>İdam’</strong> değil de, ya başka ne gibi ağır ceza verilebilir ki !? 5-10 yaşındaki çocuklara tecavüz edebilen yetişkin erkekler, bundan sonra yaşayıp da ne halta yarayacaklar sanki !? Bunlardan tamamen kurtulmak, bu işin en iyi yolu değil mi? <strong>ÇİN</strong> de, herhalde bunu düşünerek idamı yürürlüğe koymuş olmalı, ne bileyim ben !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hani büyüklerimiz sık sık; <strong>“Tarih tekerrür</strong> (tekrar) <strong>eder!”</strong> der dururlardı ya? Eski yıllarda her ülkede ‘<strong>İdam Cezaları’</strong> vardı... Hatta bazılarında daha beterleri vardı; <strong>“Hırsızlık edenin elleri kesilir, zina edenlerin ‘</strong>Şey’<strong>leri kesilir veya iğdiş edilir, röntgencilik edenlerin gözleri oyulur, cepheden kaçanlar bulundukları yerde hemen kurşuna dizilirlerdi ya?”</strong> İnsanlık ve teknoloji geliştikçe, eğitim yaygınlaştıkça, çağdaş ülkelerde bunlar birer birer kaldırıldı, suç işleyenlere sadece <strong>hapis cezaları</strong> verilir oldu ya? Şu son yıllarda birçok suçlardaki artışlar nedeniyle, bu eski cezaları yeniden getirmek için yasa teklifleri yapılmaya başlandı!.. Ben hukukçu olmadığım için bunun doğru veya yanlış olduğunu bilemem, yorumunu da size bırakıyorum...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">---Yıllar önce “<strong>Şoray Yollarda</strong>” diye bir TV programı vardı, hatırladınız mı? Bir gün sunucu yaşlı bir çiftle konuşuyordu, kadına dedi ki; “Siz bu amca ile nasıl tanıştınız teyze?” dedi... Köylü kadın açtı ağzını, yumdu gözünü veee; <strong>“Bu benden biraz böyükdü, okulda okuyordu, yandım ben buna, yandım!.. Az daha böyüyünce bu beni gaçırmaya kalktı, ben ‘</strong>anamdan habersiz olmaz, önce beni iste’ <strong>dedim, onlar da buna verdiler, yoğsam zati bununla gaçıcetktik biz!..”</strong> deyince, sunucu bu sefer adama nasıl âşık olduğunu sordu: “<strong>Üle bu maymın o günlerde çok güzel gülüyordu, uzun bacaklarıyla ceylan gibi sekiyordu, ben de bunlara yandım emme, evlendiğim günden beri benim anamı ağlatıp duruyo</strong> <strong>üle bu garı, her gün bir gözüm açık uyuyorum ben, biliyon mu?”</strong> demez mi? </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Susma Hakkımı Kullanıyorum!” Demek, Ne Demek Yahu !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/susma-hakkimi-kullaniyorum-demek-ne-demek-yahu-3978</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/susma-hakkimi-kullaniyorum-demek-ne-demek-yahu-3978</guid>
                <description><![CDATA[“Susma Hakkımı Kullanıyorum!” Demek, Ne Demek Yahu !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dünya medyası “<strong>Jeffri Epstein”</strong> ahlâksızlık davası ile çalkalanıyor!.. ABD Adalet Bakanlığı izniyle, bu davayla ilgili tam ‘<strong>3 Milyon Belge’</strong> serbest bırakıldı ve dünya bir kere daha bunlarla sarsıldı... Ancak, daha yayımlanmamış ve ‘<strong>Turpun Büyüğü Heybede</strong>” durumda da pek çok görüntülü ve sesli belgeler olduğu biliniyor, şimdilik bunlar yayımlanmadı... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Jeffri Epstein</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’in eski sevgilisi olan, küçük yaştaki kızlara zenginlere pazarlamaya hazırlayan bir ahlâksız kadın daha vardı, adı </span><strong><span style="font-size:14.0pt">“Ghislaine Maxwell </span></strong><span style="font-size:12.0pt">!..” O da yargılanmış, 2021 yılında suçlu bulunmuş ve 20 yıl hapse mahkûm olmuş, hâlâ hapiste yatıyordu!.. <strong>09 Şubat 2026</strong> günü ABD Senatörleri tarafından sorgulanacaktı... Ancak bu ahlâksız kadın çıkıp; “<strong>Ben Anayasamızdaki 5. Madde uyarınca ‘</strong>Susma Hakkımı’<strong> kullanacağım, Başkan Trump beni affedene kadar da, hiçbir sorunuza cevap vermeyeceğim</strong>” dedi, iyi mi ?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, kimdir bu kadın? Yayımlanan haber şöyleydi:</span> “<strong><span style="font-size:12.0pt">Epstein</span></strong><span style="font-size:12.0pt">'in ölümünün ardından gözler önceki kız arkadaşı <strong>Ghislaine Maxwell'</strong>e çevrildi. <strong>Maxwell,</strong> Temmuz 2020'de ABD'nin New Hampshire eyaletinde bulunan malikhanesinde tutuklandı. <strong>Epstein</strong>'in çocuklara yönelik istismarına yardım ettiği, reşit olmayan kurbanları bulup onları istismara hazırladığı iddia ediliyordu. <strong>Aralık 2021</strong>'de New York'ta jüri, <strong>Maxwell</strong>'i altı suçlamanın beşinden suçlu buldu. Bu suçlamalar arasında en ciddisi "<strong>seks için reşit olmayanların kaçakçılığını yapmak</strong>" idi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">20 yıl hapis cezası aldı. Bu da 60 yaşındaki <strong>Maxwell'</strong>in ömrünün geri kalanını parmaklıklar ardında geçireceği anlamına geliyor. <strong>Oxford ü</strong>niversitesi mezunu <strong>Maxwell'</strong>in, Epstein'i <strong>Bill Clinton</strong> ve <strong>Prens Andrew</strong> dahil olmak üzere pek çok varlıklı ve güçlü arkadaşıyla tanıştırdığı söyleniyor. Arkadaşları, <strong>Maxwell</strong> ve <strong>Epstein</strong>'in romantik ilişkisinin yalnızca birkaç yıl sürmesine rağmen <strong>Maxwell'</strong>in uzun süre daha onunla çalışmaya devam ettiğini belirtiyorlar.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İşte böyle bir suçlu kadın, <strong>ABD Anayasası’</strong>nda bulunan <strong>5.</strong> Maddeye göre ‘<strong>Susma Hakkı’</strong> kullanacakmış ve kullandı da... Yahu, suçlu da olsa, tabii ki insanların bazı hakları olacaktır; Yaşama hakkı, tedavi hakkı, hapiste okuma ve yazma hakkı gibi... Sizleri bilemem, ama bendeniz ihtiyar dallama yazarınız olarak; işlenen suçları herkesten gizleme ve susma hakkı olduğuna inanmıyorum!.. Madem bu haltları işledin, maden bu kadar insana birçok zarar verdin, bunu kulaklarını sallaya sallaya anlatacaksın kardeşim!.. Birileri bu hakkı Anayasalara koydular diye, senin yedin <strong>bohları</strong> kimseden gizleme hakkın ve selahiyetin olamaz kardeşim!.. Hadi gidin bunu da <strong>halka sorun</strong> bakalım; bu ‘<strong>5. Maddeyi’</strong> herkes kaldırmak isteyecektir, göreceksiniz!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Zaman zaman bizde de oluyor; bazı insanlarımızın kafasının tası attığı günlerde bağırıyorlar; <strong>“Şu idam cezası geri gelsin, bir daha bu suçları işleyecekler mi, görün bakalım!”</strong> diyorlar... Örneğin; terörist başı <strong>APO</strong>’nun asılması konusunda meydanlarda halkın üzerine sayın <strong>Devlet Bahçeli </strong>de <strong>‘İP’</strong> atmıştı, yıllar sonra da İYİ Parti lideri sayın <strong>Musavvat Dervişoğlu</strong> bu ipi sayın <strong>Bahçeli</strong>’ye hediye göndermişti, hatırladınız mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İlahi be idamlık insanlar; siz bu ‘<strong>Susma Haklarınızı’</strong> küçücük kızları aldatıp, onların hayatlarını kararttığınız zamanlarda düşünüp de, elin zengin ve sapık ayılarına peşkeş çekerken kullansaydınız ya !? Haklarınız şimdi mi aklınıza geldi !? Hayır kardeşim, böyle bir hak ve sığınma maddesi yoktur ve olamaz da !..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yazımızı <strong>Almanya</strong>’dan gelen fıkra gibi bir <strong>DHA Haberi</strong> ile bitirelim:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Cinsel saldırı, kardeşlerin DNA testiyle ortaya çıktı: <strong>'Sizin babanız, aslında dedenizdi !..</strong>' Almanya'da yaşayan <strong>Zonguldaklı </strong>4 kardeş, 3 yıl önce ölen annelerinin ardından kendilerine yıllarca şiddet uygulayan <strong>Celalettin G.</strong>'nin (69) gerçek babaları olmadığını hem Almanya'da hem Türkiye'de yaptıkları <strong>DNA </strong>testi ile öğrendi. 13 yıl önce ölen dedeleri <strong>Selahattin G</strong>.'nin babaları olduğundan şüphelenen kardeşler, mahkemeye başvurarak soybağının belirlenmesi için dava açtı...&nbsp; (03.01.2026.)</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 17:24:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Tarihinde Kısa Bir Gezinti !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/dunya-tarihinde-kisa-bir-gezinti-3977</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/dunya-tarihinde-kisa-bir-gezinti-3977</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Tarihinde Kısa Bir Gezinti !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">---“Bugüne kadar dünya üzerinde kurulmuş en büyük imparatorluk hangisiydi?”</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> sorusu çok tartışıldı... Kimisi <strong>Çin,</strong> kimisi <strong>İngili</strong>z, kimisi <strong>Rom</strong>a, kimisi <strong>Osmanlı</strong> ve kimisi de <strong>Cengiz Han</strong> veya <strong>Hint İmparatorluklarını</strong> öne sürüp, tartışıp durdular!.. Gerçek ise şuydu: Bugüne kadar dünya üzerindeki en büyük imparatorluk, hiç tartışmasız, tam ‘<strong>44 Milyon Kilometrekare’</strong> toprak bütünlüğüyle, ‘<strong>Cengiz Han İmparatorluğu’</strong> idi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---Bugüne kadar iki ‘<strong>Dünya Savaşı’</strong> yaşadık... I. Dünya Savaşı <strong>28 Temmuz 1914 – 11 Kasım 1918 </strong>arsında yaşanmıştı... Avusturya Veliaht Prensi <strong>Ferdinand</strong>’ın öldürülmesiyle başlayıp, I. Dünya Savaşı sonunda <strong>İtilaf Devletleri</strong> (Müttefik Devletler olarak da bilinir) ile <strong>Almanya</strong> arasında imzalanan <strong>‘Versay Barış Antlaşması</strong>’yla sona ermiştir<strong>... II. Dünya Savaşı</strong> ise; <strong>Almanya</strong>’nın Polonya’ya <strong>01 Eylül 1939</strong> ‘da saldırmasıyla başlayıp, <strong>02 Eylül 1945</strong> yılında <strong>Almanların</strong> ve <strong>Japonların</strong> teslim olmasıyla bitmiştir...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, ‘<strong>III. Dünya Savaşı’</strong> ne zaman olabilir? O da artık çok uzak gibi görünmüyor!.. Dün <strong>Başkan Trump</strong> ile Bebek Katili <strong>Netanyahu</strong>; “<strong>İran’ın Çin’e petrol satışının durdurulması konusunda”</strong> anlaşmışlar!.. Peki, bu durumda <strong>Çin </strong>oturup da bunlara ‘<strong>çok iyi yaptınız’</strong> diyecek hali yok herhalde? Bu anlaşma bence <strong>III. Dünya Savaşı</strong> fitilini ateşleyen en büyük adım oldu!.. Enerjisinin <strong>% 60</strong>’ını Basra Körfezi’nden alan <strong>Çin</strong>, herhalde bunlara karşı gereğini de yapacaktır!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---“<strong>Tanrıların Arabaları”</strong> kitabı ile dünyada ses getiren, tartışma yaratan İsviçreli ünlü yazar <strong>‘Erich Von Daniken’</strong> 11 Ocak 2026 tarihinde <strong>90</strong> yaşındayken öldü... Sizleri bilemem. Ama bu ilginç kitabı ben de birkaç defa okudum... Kitabı okurken verilen örnekleri hep şaşırarak, hep irkilerek okudum, yazarın iddialarını hep kabul ettim; ancak her kitabı kapatışımda ise yeniden irkildim ve hep; <strong>“Yok canım olamaz, bunlar doğru değildir?”</strong> diye bu yazılanlara hep kuşkuyla baktım...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---Osmanlının 36 Padişahı arasında en sert, en keskin ve en acımasız kararları alan tek Padişah, dokuzuncu padişah olan ‘<strong>Yavuz Sultan Selim (</strong>1512-1520<strong>)’</strong> olarak bilinir değil mi? Sadece <strong>8 yıllık</strong> tahtı zamanında sayısız başarılara imza atmıştı... Hayır!.. En sert ve en acımasız Padişah; daha <strong>11</strong> yaşında tahta geçen, <strong>17 yıl</strong> tahtta kalan ve henüz <strong>28 </strong>yaşındayken vefat eden ‘<strong>IV. Murat’</strong> tır!.. Bunu çoğu kimse bilmez ama; bu kısacık ömründe birçok meydan muharebesi kazanıp, <strong>Bağdat</strong>’ı fethedip, <strong>İranlıları</strong> iki defa yenerek, “<strong>17. Yüzyılın Dünyadaki En Büyük Mareşali”</strong> unvanını da kazanmıştı... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---<strong>Barut;</strong> Çin’in en büyük dört icadından biri olarak ilk kez <strong>M.S. 142</strong> yılında <strong>Doğuhan Çin Hanedanlığı</strong> döneminde icat edildi... Geliştirilmesi <strong>9.</strong> Yüzyılda <strong>Tang Hanedanlığı</strong> zamanına kadar sürdü... Ancak, <strong>Çinliler </strong>barutu sadece eğlencelerde kullanıyorlardı... Bu icadın gücünü ilk fark eden bizim <strong>Göktürkler</strong>dir!.. En çok savaştıkları bu <strong>Çinlilere</strong> karşı, onların devasa saray duvarlarını yıkmak için <strong>Türkler</strong> kullandılar!.. Bu barutu savaşlarda <strong>‘Top’</strong> olarak ilk kullanan Padişahımız ise, <strong>Fatih Sultan Mehmet’</strong>in babası da olan padişahımız <strong>“II. Murad”</strong> olmuş, buradan dünyaya yayılmıştır... Zaten oğlu <strong>Fatih Sultan Mehmet</strong> de, İstanbul’u fethederken ‘<strong>Macar</strong> <strong>Urban</strong>’ ustayı çağırıp, yaptırdığı devasa toplarla, binlerce yıllık imparatorluğun <strong>‘Geçilmez’</strong> denilen kalın surlarını yıkıp, <strong>Bizans</strong>’ı fethetmişti...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ehhh, bugün epeyce tarihi bilgilere sahip oldunuz değil mi? İyi... Bu dersler <strong>Ücretsiz</strong> olup, sizden <strong>KDV</strong> ve <strong>ÖTV </strong>gibi vergiler de istemiyoruz... Sadece İlçemizin tek gazetesi olan ‘<strong><em>Demeç</em></strong> <strong>Gazetemize’</strong> abone olunuz, bu bize yetecektir!.. Hadi kalın sağlıcakla...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 14:59:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Biz  Dünyanın  Sonuna  mı  Doğduk !?”</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/biz-dunyanin-sonuna-mi-dogduk-3976</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/biz-dunyanin-sonuna-mi-dogduk-3976</guid>
                <description><![CDATA[“Biz  Dünyanın  Sonuna  mı  Doğduk !?”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kanada Başbakanı <strong>Mark Carney</strong>, İsviçre’nin <strong>Davos</strong> kentinde düzenlenen ‘<strong>Dünya Ekonomik Forumu</strong>’nda yaptığı konuşmada, ABD liderliğinde şekillenen küresel düzenin bir <strong>‘Geçiş’</strong> değil, açık bir <strong>‘KOPUŞ’</strong> sürecine girdiğini söyledi<strong>. Carney</strong>, son yıllarda büyük güçlerin ekonomik entegrasyonu bir işbirliği aracı olmaktan çıkarıp, açık bir baskı mekanizmasına dönüştürdüğünü vurguladı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Carney, </span></strong><span style="font-size:12.0pt">dün zirvede yaptığı konuşmada, <strong>Trump’</strong>ın adını anmadan, <strong>Trump </strong>dönemiyle birlikte dünyanın <strong>“eski normale</strong>” dönemeyeceğini bir kez daha açık biçimde ifade etti... <strong>“Bir geçiş değil, bir kopuşun ortasındayız</strong>” diyen <strong>Carney</strong>; Kanada’nın da faydalandığı eski düzenin, <strong>Amerikan hegemonyası</strong>, açık deniz yolları, istikrarlı finansal sistem, kolektif güvenlik ve uluslararası anlaşmazlıkları çözmeye yönelik çerçeveler, büyük ölçüde <strong>yalnızca güçlü olana</strong> yarar sağlayan bir anlatı olduğunu kabul etti. Ancak bu anlatının artık işlemediğini söyledi: “<strong>Uluslararası kurallara dayalı düzenin hikâyesinin kısmen yanlış olduğunu biliyorduk. En güçlü olan, işine geldiğinde kendini bu kurallardan muaf tuttu. Ticaret kuralları asimetrik uygulandı, uluslararası hukuk ise failin kimliğine göre değişti. Bu bir pazarlıktı. Artık işe yaramıyor</strong>...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">'Masada değilsek, menüdeyiz!..':&nbsp; </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Ayrıca<strong> Carney</strong>, son yirmi yılda yaşanan finans, sağlık, enerji ve jeopolitik krizlerin aşırı küresel entegrasyonun kırılganlıklarını ortaya çıkardığını belirterek, büyük güçlerin bugün tarifeleri, finansal altyapıyı ve tedarik zincirlerini silah olarak kullandığını söyledi:<strong> </strong>“<strong>Entegrasyon, bağımlılığın kaynağı haline geldiğinde, karşılıklı fayda masalına tutunamazsınız” </strong>diyen <strong>Carney</strong>, orta ölçekli ülkeler için yeni dönemin temel sorusunun “<strong>uyum sağlamak</strong>” değil, nasıl ve kiminle uyum sağlanacağı olduğunu vurguladı:<strong> “Orta güçler birlikte hareket etmeli. Çünkü masada değilsek, menüdeyizdir!..”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Carney</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’nin bu konuşması, <strong>Trump</strong>’ın Grönland üzerindeki iddialarının transatlantik ilişkilerde ciddi bir krize yol açtığı bir döneme denk geliyor. <strong>Trump</strong>’ın, Danimarka’nın özerk bölgesi olan <strong>Grönland</strong>’ın ABD ve NATO güvenliği için “hayati” olduğunu söylemesi ve gerekirse güç kullanabileceğini ima etmesi Avrupa’da büyük tepki çekti... <strong>Carney,</strong> Kanada’nın bu konuda net bir tutum aldığını belirterek; “<strong>Kanada, Grönland ve Danimarka’nın yanındadır</strong>” dedi ve <strong>Grönland</strong> halkının kendi geleceğini belirleme hakkının koşulsuz biçimde desteklendiğini vurguladı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kanada basınında yer alan haberlere göre <strong>Ottawa</strong>, Trump’ın Kanada’yı “<strong>51. Eyalet”</strong> olarak anmasına varan söylemlerine karşı, savunma senaryolarını da tartışmaya açtı. <strong>Trump</strong>’ın son olarak sosyal medyada Kanada ve Venezuela’nın ABD bayrağıyla kaplandığı bir harita paylaşması, bu gerilimi daha da tırmandırdı... <strong>Carney,</strong> konuşmasını ayakta alkışlarla tamamlarken, dünyanın artık “<strong>hoş bir kurgunun sonuna</strong>” geldiğini söyledi: “<strong>Eski düzenin geri gelmeyeceğini biliyoruz. Yas tutmamalıyız. Çünkü nostalji, asla bir strateji değildir</strong>” dedi... İşte Kanada Başbakanı’nın <strong>Davos</strong>’taki konuşması ve işte dünya gerçekleri!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet, son yıllarda <strong>Rusya</strong>’nın <strong>Ukrayn</strong>a’yı işgali, <strong>İsrail’</strong>in Filistin’i ve Suriye’yi yutma planı, <strong>Afganistan, Irak</strong> ve <strong>Libya</strong>’dan sonra <strong>‘İRAN’</strong> saldırıları neyin nesi? <strong>ABD</strong>, güç kullanarak bir gecede <strong>Venezuela Liderini</strong> ve <strong>Eşini</strong> kaçırması, ‘<strong>Devlet Eşkıyalığı’</strong> değildir de, ya nedir !? Bunlar mevcut dünya düzenini kökünden sarsan, kimsenin de gıkını çıkaramadığı olaylar değil mi? İşte başlıktaki soruyu da, bizim ‘<strong>Z Kuşağı’</strong> dediğimiz yeni neslimiz soruyordu; <strong>“Artık dünyanın sonuna mı geldik, biz dünyanın sonuna doğan en şanssız nesil miyiz!?”</strong> diyorlar... Evet, buna da bir zahmet <strong>‘Zorba Trump’</strong> yanıt versin gari... </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 14:58:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şu Bitmez Tükenmez “Bayram İkramiyeleri” Haberleri !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/su-bitmez-tukenmez-bayram-ikramiyeleri-haberleri-3975</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/su-bitmez-tukenmez-bayram-ikramiyeleri-haberleri-3975</guid>
                <description><![CDATA[Şu Bitmez Tükenmez “Bayram İkramiyeleri” Haberleri !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">TGRT Haberi aynen şöyle verilmişti: “Açlık sınırının altında aylıklara mahkûm edilen milyonlarca <strong>emekli,</strong> geçim derdine çare olur umuduyla bayram ikramiyesi bekliyor. Ancak yüksek enflasyon ortamında, emekliye yapılacak artıştan çok haberi yapılıyor. Bu kez ikramiyelere <strong>Bin ile 2 Bin liralık</strong> artış yapılabileceği, ancak bunun da <strong>Erdoğan</strong>'ın isteği ve imzası ile mümkün olacağı ifade edildi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Milyonlarca emekli, Ocak ayı maaş zammının ardından gözünü Ramazan Bayramı ikramiyelerine çevirdi. Şu an <strong>4 Bin TL</strong> olarak ödenen ikramiyeler için <strong>Ankara</strong> kulislerinde <strong>5 Bin</strong> ila <strong>5 Bin 500</strong> lira olabileceği konuşuluyor... Emekli aylığı için <strong>SGK'</strong>dan düzenleme istendi... <strong>SGK </strong>Başuzmanı <strong>İsa Karakaş</strong>’ın aktardığı bilgilere göre; ekonomi yönetiminin <strong>5 bin TL</strong> önerisine karşılık, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın inisiyatifiyle, bu rakamın <strong>6 bin TL</strong>’ye kadar çıkabilir” dedi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir değil, iki değil, beş değil; her yıl Bayram zamanı geldiğinde, bu milletin başka yapacak ve düşünecek daha önemli işleri yokmuş gibi, günlerce bütün haber kanallarında bu lüzumsuz haberler günlerce nakarat halinde verilip duruyor!.. İnanın, bunlardan bıktık-usandık artık!.. Alt tarafı, çocukların bile beğenmediği bir para miktarı üzerinde koca koca insanlar lâf üretip, vaktimizi alıp duruyorlar!.. Zaten bir bataklık içinde olan biz emeklilere <strong>‘Bin – 2 Bin Lira’</strong> zam verilse ne olacak, verilmese ne olacak!? Bizim hangi derdimize ilâç olacak bu para!? Kredi kartı borçlarına mı yetecek, ev kirasını mı ödeyecek, <strong>elektrik-su-doğalgaz</strong> faturalarını mı ödeyecek; yeter artık yahu !..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Gelişmiş tüm ülkelerde bu işler böyle bazı kişilerin inisiyatifine-keyfine mi bırakılıyor !? Devlet dediğin, yerleşik bir sistem içinde, ekonomik gelişmelerin ışığında uzmanlarca bir rakam belirler, her yıl kimselere sormadan bu zamlar gerekliyse yapılır!.. Çıkıp da devletin <strong>SGK</strong>’sı; <strong>“Biz şu kadar zam belirledik ammaaa, belki sayın büyüklerimiz insafa gelirler de bu miktarı arttırabilirler?”</strong> demek nedir kardeşim !? Ciddi devlet sistemlerinde böyle bir şey asla yoktur ve olamaz da !..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Geçen günlerde Yüce Meclis kürsüsünde Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili sayın <strong>Av.</strong> <strong>Sera Kadıgil</strong> bir konuşma yaptı, bu anlatmak istediklerimizin tümü bu sözlerin içindeydi!.. İsteyen Meclis arşivine girerek bu konuşmanın tam metnini görebilir... <strong>Av.</strong> <strong>Sera Kadıgil</strong> dedi ki; <strong>“65 yaşına gelen Hâkimler zorunlu emekli yapılıyor... 70 yaşındaki bir vatandaş evini satmak isterse, kendisinden Heyet Raporu isteniyor!.. Ama biz, 71 yaşındaki sayın Erdoğan’ın ve 76 yaşındaki sayın Bahçeli’nin tek imzalarıyla halka ait ormanları, madenleri, fabrikaları satıyorlar!..”</strong> dedi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Neyse... Bugün de yazımızın sonuna geldik, bir fıkrayla bitirelim:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">---Bu Meret Eniştemize Hiç Benzemez!?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir gün TV programındaki sohbette ünlü ‘<strong>Domates Güzeli - Ayşen Gruda’</strong> anlatıyordu: “<strong>Durakta yeşil ışığın yanmasını bekliyorduk, orta yaşlı bir kadın hiç ışığa bakmadan yola yürüdü... Acı bir frenle duran minibüs şoförü camı açıp, bu kadına aynen şöyle bağırdı: ‘</strong>Bak teyze, bu meret senin kocan olan <strong>Enişteme</strong> hiç benzemez; seni altına aldı mı, sadece sarıp-sarmalayıp-sevip de bırakmaz, sonunda herkesi öldürür!..’<strong> dedi, durakta bekleyen herkes gülmekten yerlere yatmıştı...”</strong> dedi, stüdyoda da ortalık bir anda yıkıldı, gülüşmeler havada uçuşmuştu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Şimdi bazılarınız çıkıp; “<strong>Günün konusuyla bu fıkra uymadı ya?”</strong> diyebilirler... Size de hiç yaranılmıyor yani, ben daha ne yazayım yahu; uysa da yazdım, uymasa da yazdım işte...&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 17:21:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günümüz İnsanlarını Anlamak Mümkün Değil !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/gunumuz-insanlarini-anlamak-mumkun-degil-3974</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/gunumuz-insanlarini-anlamak-mumkun-degil-3974</guid>
                <description><![CDATA[Günümüz İnsanlarını Anlamak Mümkün Değil !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bildiğiniz gibi, bir TV kanalında sayın <strong>Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu</strong> her Perşembe günü, ülkenin her yerinden arayan insanlarımızın sorduğu dinî konulara yanıtlar verip, onları aydınlatıyor ya? Geçtiğimiz günlerde Erzincan’dan dul bir bayan aradı ve şu soruyu sordu: “<strong>Efendim, ben beş vakit namazını geçirmeyen inançlı bir Müslümanım... İki defa evlendim ve eşlerimin ikisi de rahmetli oldular, bir daha evlenmedim... Her iki eşimle de çok iyi geçiniyorduk... Ancak ben de ileride öldüğüm zaman, bu eşlerimden hangisi ile birlikte olacağım?”</strong> diye sordu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Prof. Hatipoğlu</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> ilk anda ne diyeceğini bilemedi, alnına terler bastı... İşim gereği ben burada programı terk ettim ve izleyemedim, o kadına ne yanıt verdiğini duyamadım... Ancak, ilerleyen günlerde bu konu sosyal medyaya düşmüş, orada futboldan anlayan bir büyüğümüz, sorunun cevabını şöyle veriyordu: “Bu konularda, önce ‘<strong>uzatma dakikaları’</strong> oynanır; beraberlik yine bozulmazsa, ‘<strong>penaltı atışlarına’</strong> geçilir, en çok gol atan koca, orada da bu eşiyle beraber olur!..” diyordu... Peki, bu durum sizce de uygun mu acaba?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---“<strong>Milli ve yerli enerji hamlemizle 10 milyarlarca dolar dışarı verdiğimiz paranın şu an terörden temizlediğimiz </strong></span><span style="font-size:14.0pt">Gabar Dağı’</span><strong><span style="font-size:12.0pt">nda günlük 80.000 varilin üzerinde günlük gravitesi yüksek petrol arzıyla ve doğalgaz 710 milyar metreküp doğalgazımızın hanelerimize ulaşmasıyla ve hakikaten bu konudaki kaynakların ortaya çıkmasıyla dışarıya gidecek bütün o meblağın bütçenin devletimizin cebinde kalarak, </span></strong><span style="font-size:14.0pt">başta emeklilerimiz olmak üzere</span><strong><span style="font-size:12.0pt"> bütün toplum kesimlerine refah seviyesini artırıcı, refah farkı olarak bunları onlara ulaştırıcı bir misyonu, bir fonksiyonu da icra edeceğiz inşallah...”</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> (03 Şubat 2026...) Bu sözler kime ait biliyor musunuz? İktidar partisi Gurup Başkanvekili sayın <strong>Av. Muhammed Emin Akbaşoğlu</strong>’na ait... Sizi gidi hınzır emekliler sizi; peşin parayı görünce nasıl da gülüyorsunuz değil mi, ha?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---Sosyal medyada siz de rastladınız mı bilmem; günümüz Trollerinden bir kadın, tıpkı Karadeniz fıkralardaki ‘<strong>Fadime’ </strong>gibi soruyordu: <strong>“Eyy Özgür Özel, sen 2024 yerel seçimleri öncesi, Antalya B. B. Adayı olmak isteyen Muhittin Böcek’ten tam </strong>’20 Milyon Dolar’<strong> aldın mı, almadın mı!?”</strong> diyordu... Ulan ‘<strong>Fadime</strong>’ kılıklı kadın, sen hiç ömründe bırak <strong>20 Milyon Doları</strong> da, sadece <strong>‘100 Bin Doları... Bir Milyon Doları’</strong> hiç bir arada gördün mü!? Bu meblağın, <strong>Türk Lirası</strong> ile kaç liraya tekabül ettiğini hiç hesapladın mı? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu <strong>20 Milyon Doları</strong> rüşvet verecek kadar parası olan bir adam, niye başkasının partisine gidip de, yalvararak bir İlin adaylığını ister ki? Kendisi bir parti kurar, bu ülkede iktidara gelmeye çalışır be kadın!.. Günümüzde, eline bir cep telefonu geçiren her akılsız, kendini ‘<strong>Fenomen-Trol-Bilge’</strong> zannetmeye başladı!.. Artık o uzun saçınız ve kısa akıllarınızla, biraz da hesap-kitap yapmasını öğreniniz, olur mu? Başkasının gazıyla da, birilerini aptalca suçlamayınız!?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---<strong>Peyami Safa</strong> ne diyordu: “<strong>Bir milleti yok etmek istiyorsanız eğer, illâ ki orayı askerî olarak istilâ etmeniz gerekmiyor!.. Onlara tarihlerini unutturmak, dillerini bozmak, dinlerinden soğutmak ve dolayısıyla manevî değerlerini, ahlâkını bozmak ve soysuzlaştırmak kâfidir!..</strong>”&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">---ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong> ikinci defa seçildiğinde ne diyordu: “<strong>Ben dünyaya barışı getireceğim!.. Ben Nobel Barış Ödülü’nü alacağım, ben Cennet’e gideceğim!..”</strong> diyordu değil mi? Peki, ne yaptı? Önce <strong>İran</strong>’ı bombaladı, sonra <strong>Venezuela Cumhurbaşkanını</strong> kaçırdı, sonra da çıkıp; “<strong>Kanada benim 51. Eyaletim olacak... Grönland bizim olacak... Panama Kanalı bizimdir”</strong> dedi değil mi? Bu insanları anladınız mı peki !? </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 17:20:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“EPSTEİN Belgeleri” Bize Neler Anlatıyor !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/epstein-belgeleri-bize-neler-anlatiyor-3973</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/epstein-belgeleri-bize-neler-anlatiyor-3973</guid>
                <description><![CDATA[“EPSTEİN Belgeleri” Bize Neler Anlatıyor !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Amerikalı Milyarder ‘<strong>Jeffri Epstein’</strong> adlı sapık adamın sebep olduğu skandal sonrası, uzun bir incelemeden sonra, belki de bazı yerleri çırpılan-silinen-gizlenen bölümleri sonrası, tam ‘<strong>üç buçuk milyona’ </strong>yakın belge dünya kamuoyuna açıklandı!.. Hepsinden pislik, ahlâksızlık, sapıklık fışkırıyordu!.. İsmi geçenler arasında kimler yoktu ki; Avrupalı <strong>Prensler, Prensesler, ABD Başkanları </strong>ve ünlü <strong>Milyarderleri</strong>, her kıtadan bazı <strong>devlet başkanları, siyasetçiler, bilim adamları, sanatçılar.</strong>.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Belgeler açıklandıktan sonra ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong> dedi ki; “<strong>Bu belgeler beni temize çıkardı, iyi ki açıklandı!.. Ben zati hiç Jeffri Epstein’ın o meşhur adasına gitmedim</strong>!..” dedi... Eski ABD Başkanı <strong>Bill Clington</strong> köşe-bucak kaçtı ama, kurtuluş olmayınca da ifade vermeye gideceğini söyledi... İngiliz Kraliyet Ailesi, <strong>Prens Andrew</strong>’i kovup, aileden adını sildi!.. Belgelerde Fransa Cumhurbaşkanı <strong>Macro</strong>n için, bu işin faili <strong>Epstein</strong>’in; “<strong>Başkan Macron Avrupa’nın en önemli lideri olmak istiyordu, sık sık bana gelir akıl danışırdı”</strong> demiş, iyi mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hepsi bir yana da; siz de defalarca <strong>Başkan Trump’</strong>ın bu sapık adamla ve pazarladığı kadınlarla görüntülerini izlediniz değil mi? Ne kadar samimi, ne kadar şevk ve iştah içinde görüntülerdi onlar? Koskoca adam yerinde duramıyor, dans ediyor, kadınlara sarılıyor, <strong>Epstein</strong>’in kulağına eğilip, hınzırca bir şeyler söylüyor, o sapık da yerlere kadar eğilerek gülüyor, gözlerini kısıp, danslar ederek, bu işin tam da göbeğinde olduğunu adeta kendisi haykırıyordu!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdilerde hem <strong>MOSSAD</strong> ve hem de <strong>Ruslar</strong> için casusluk yaptığı iddiaları da ortaya atıldı... Defalarca <strong>İsrail’</strong>e ve <strong>Rusya</strong>’ya gidişinin sebebi buymuş demek ki !? Belgelerde bizi ilgilendiren <strong>Antalya-İstanbul-İzmir-Bodrum</strong> dörtgeni içinde bazı oteller ve bir de merhum <strong>Atatür</strong>k’ün kiraya verilen ‘<strong>Savarona Yatı</strong>’ ile ilgili iddialar var!.. Anlaşılıyor ki, bunlar ‘<strong>Buzdağının</strong>’ en tepedeki görünen kısmı, aşağısında daha neler var acaba? Bakalım ileride neler çıkacak, bizleri yine hayretler içinde bırakacaklar, hep beraber göreceğiz inşallah!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hani büyüklerimiz; <strong>“Tezekten terazinin, pohtan olur dirhemi!”</strong> derlerdi ya? Şu son yıllarda dünya devletlerinin başına, -<strong>üstelik de seçimle gelen</strong>- dünya liderlerine bir bakar mısınız: ABD’de <strong>Trump</strong>, Rusya’da <strong>Putin</strong>, Fransa’da <strong>Macron</strong>, İsrail’de <strong>Netanyahu</strong>, Arjantin’de <strong>Javier Milei,</strong> Kuzey Kore’de <strong>Kim Jong-Un</strong>... Hepsi dengesiz, hepsi tehlikeli, hepsi tedaviye muhtaç psikopatlar!.. ‘<strong>Devlet Adamı’</strong> niteliği olmayan bu insanlardan, dünya ve insanlık için iyi şeyler beklememiz mümkün mü? Görüyorsunuz işte; her gün bir skandal, her gün bir yerin işgali, her gün daha yeni ve daha etkili silâh denemeleri, her gün ayrı tehditler!.. Böyle bir dünyada huzur ve sükûndan bahsedilebilir mi? Ulan bir gün olsun oturup da bir defacık düşünün; barış ve güven içinde yaşamayı bilsek, bu koca dünya bizim hepimize yetmez mi!? Zati yetmiyor muydu!? Ama bunlardaki aşırı hırs ve bencillik, bizlere her gün kâbusu yaşatıyorlar işte!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Neyse... Bugün çok ciddi şeylerden epeyce bahsettik, bir fıkra ile yazımızı bitirelim:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bizim Temel berberliğe başlamış... Bir gün arkadaşı Dursun tıraş olmaya gelmiş, dükkânda dolanıp duran kedi dikkatini çekmiş... Berber koltuğuna oturup da tam sakal tıraşı olacağı sırada Temel’e sormuş; “<strong>Ula Temel, senin bu kedi de berberliğe pek hevesli galiba, baksana hiç oturmadan dolanıp duruyor?”</strong> deyince Temel gülerek; “<strong>Ula uşağum, onunkisi berberlik hevesundan değül, ben arada müşterilerin kulak ve burunlarunu keseyirum da, hınzır onları kapup kaçayı da, ondan dolanup durayi hınzır”</strong> demez mi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bunu duyan Dursun, boynundaki havluyu çıkarıp, hemen dışarı kaçar...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 17:09:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİCLE KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRETMEN, ŞAİR, YAZAR ENVER  ATILGAN</title>
                <category>Prof. Dr. Kemal Kocabaş</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/dicle-koy-enstitulu-ogretmen-sair-yazar-enver-atilgan-3972</link>
                <author>kemal.kocabas@deu.edu.tr (Prof. Dr. Kemal Kocabaş)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/dicle-koy-enstitulu-ogretmen-sair-yazar-enver-atilgan-3972</guid>
                <description><![CDATA[DİCLE KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRETMEN, ŞAİR, YAZAR ENVER  ATILGAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><em><span style="font-size:12.0pt">“Yıl 1946 aylardan Haziran/Günlerden cumartesi/Bir sevinç var bugün/Doğan çocukta, yeşeren ağaçta, açan gülde, Nasıl olmasın?/Söz eğitiminin değil/ İş eğitiminin babası Koca Tonguç Dicle’de/ Bir bir dolaşıyor iş alanlarını/ Marangoz, demirci atölyelerini/ Sebze, meyve bahçelerini/Ekin bloklarını/Nasılda karan, hayranlıkla izliyordu/Harç karan, duvar ören öğrencilerini/Ve sonra okul müdürü Nazif Evren/Evren kadar büyük bir müdür/ Öğretmeniyle, yönetime katılan öğrencisiyle/ Koca Tonguç’un önünde/ Hesap veriyorlar 700 öğrenciye/Bir bir anlatılıyor yapılanlar/Müdür, öğretmen, öğrenci/Konuşuyor, tartışıyor/ Şiddetle yeriyorlar birbirlerini/Daha iyi, daha olumlu çalışmalar isteniliyor/Karşı çıkılıyor, direniliyor/Nedenleri, niçinleri aranılıyor/Al işte Köy Enstitüsü öğrencileri/İşliklerde, dersliklerde/Askerlik kamplarında/Sebze tarhlarında/Bağda, bahçede, tarlada/Dağda, bayırda, ovada/Abideler yükseliyordu/Nasırlı ellerinde/Horonlar, halaylar çekiliyordu/ Edirne’den Van'a kadar/ Türküler yakılıyordu/ Ve yeniden doğuyordu folklorumuz/ Bir marş söyleniyordu 700 ağızdan/ “Şen Dicle’nin çocukları koşunuz/ Işık saçan yollar sizi bekliyor /Nur dağıtan yuvaya ulaşınız/Hep uzanmış kollar sizi bekliyor”/Bir kez daha söz veriyoruz/ Ölümsüz Koca Tonguç’a/ 8 yıl değil, 8 asır geçse de/ Gene onun izinde durmadan çalışacağız/ Bize uzanan kollara er geç ulaşacağız</span></em></strong><strong><em><span style="font-size:12.0pt">”</span></em></strong><em> </em></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Enver Atılgan, <strong>“Eko Can</strong>” şiir kitabında İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un Dicle’ye gelişini dizelere yukarıdaki gibi &nbsp;taşır. &nbsp;</span><span style="font-size:12.0pt">Enver Atılgan 1931 Ergani doğumlu şair, yazar ve öğretmen örgütçüsü ve Dicle Köy Enstitüsünün ilk öğrencilerindendir. Atılgan Dicle Köy Enstitüsünü: <strong>“İlkokulu Ergani’nin tek eğitim ve öğretim kurumu olan İnkılap İlkokulunda tamamladım. İlkokul öğretim kadememizin ilk ve son basamağıydı. Benim için başka okulda öğrenimimi sürdürmek olanaksızdı. Çevrede ben ve benim gibi binlerce yoksul aile çocuklarının tüm umut kapılarının kapalı olduğu bir anda Dicle Köy Enstitüsü hızır gibi imdadımıza yetişti. Güneydoğu’da ve Doğu’da yedi ilin köy çocuklarını bağrına basan bu eğitim kurumu bir baba ocağından daha sıcaktı bizlere. Büyük eğitimci Tonguç’un köyü içten canlandırmayı tasarladığı ve bu tasarısını gerçekleştirecek elemanları yetiştirecek Köy Enstitülerinde, uygulanan iş eğitimine kolayca ayak uydurduk. Benim&nbsp; şiir tutkum Dicle Köy Enstitüsünde okuduğum sıralarda başladı.&nbsp; Çünkü daha önceki yaşantımızın bir devamıydı bu çalışmalar. 1944’te girmiş olduğum Dicle Köy Enstitüsünü 1948-1949 öğretim yılında bitirdim.”</strong>ifadeleriyle anlatır (1). </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">NAZİF EVREN VE ENVER ATILGAN</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dicle Köy Enstitüsü kurucu müdürü Nazif Evren’le öğrencisi Enver Atılgan arasındaki öğretmen-öğrenci ilişkisi yıllar sonra büyük bir dostluğa dönüşür. </span><span style="font-size:12.0pt">Mayıs 1997’de çıkan Kıyı dergisinin 134. Sayısında Musa Alp, Nazif Evren’in vefatı sonrası yazdığı&nbsp; yazısında:“<strong>1945 baharının ilk günleriydi. Yakın tren istasyonundan enstitüye elden ele tuğla taşıyorduk. Başta Nazif Hoca olmaz üzere bütün öğretmenlerimiz bizimle aynı zincirdeydi. Yanımda Enver Atılgan arkadaşımız çalışıyordu. Ayakkabısı yırtılmıştı. Biraz utangaç&nbsp; bir tavırla Nazif Evren’e gösterdi. Nazif Hoca, şefkatli bir baba tavrı ile kendi yırtık postalını gösterdi: “Biraz sabret oğlum, yakında postallarınız gelecek</strong>. <strong>Nazif Hoca ile aynı yemekleri benzer kaplarda yediğimizi, benzer asker postallarından giydiğimiz günleri unutur muyuz?”</strong> diyerek Dicle imecesindeki büyük dayanışmayı anlatır. </span><span style="font-size:12.0pt">Nazif Evren, öğrencisi Enver Atılgan için: “<strong>İyi bir öğretmen ve yazar oldu. Yayımladığı yapıtlardan iki tanesini bana da gönderdi. Zevkle okudum. Birisinde beni de konu etmiş. Kendimi dev aynasında görür gibi oldum” </strong>diyerek anlatır (2). Nazif Evren yıllar sonra Dicle’yi görmek &nbsp;için Ergani’ye gittiğinde Enver Atılgan’ın evinde konuk edilir ve sabaha kadar söyleşilir. Köy Enstitülü yazar Osman Bolulu, Nazif Evren-Enver Atılgan dostluğunu Kıyı dergisinin 1998’deki, 142.sayısındaki yazısında: <strong>“Enver Atılgan, Dicle Köy Enstitüsünden öğrencisiydi Nazif Hoca’nın. Onun yolundaydı,&nbsp; ondan almıştı ışığını, çağdaşlığa adanmanın hızını. O da öğretmeni gibi, iyi bir öğretmendi. Gericilğe karşı savaşıma katıldı. Öğretmen örgütlerinde etkin görevlerde bulundu. Gazetecilikten kavuşturmaya kadar uzandı çileli yolu. Yılmadı, eğitim getirisinin yanında yapıtlar da verdi bize. Örnek bir yurtseverdi. Öğretmeni gibi, ardından olumlu getiriler bırakarak aramızdan göçtü”</strong> diyerek anlatır (2).</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">ENVER ATILGAN ANLATIYOR: DİCLE’DE BİR BAHAR SELİ</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Arkadaşım, dostum, yazar Ahmet Özer, bana ilettiği Dicle Köy Enstitüsü çıkışlı yazar, şair Enver Atılgan’ın Kıyı dergisinin&nbsp; 63. sayısında&nbsp; yayımlanan <strong>“Dicle’de Bir Bahar Seli</strong>” adlı yazısında enstitüde&nbsp; öğrenci ve öğretmenlerin çok şiddetli yağmur ve sele karşı &nbsp;dına&nbsp; tüm okulun &nbsp;verdiği &nbsp;mücadeleyi anlatır. Yazının girişinde : “<strong>…Zaman 1945 yılı başlarıydı. Dicle Köy Enstitüsü’nün 750 öğrencisi olarak her günkü gibi o gün de tarım ve inşaat alanlarındaki çalışmalarımızı tamamlamış, araçlarımızı depo nöbetçilerine teslim etmiştik. Okulumuz kuruluş aşamasında olduğu için daha çok yapı işlerinde, harç karma, kireç söndürme, duvar örme, beton dökme, kabartma ve düz köşe taşları hazırlama gibi işlerde çalıştığımızdan ellerimiz çatlak çatlak olup, sertleşir ve nasırlaşırdı. Acılarını gidermek için depoların önüne konulan içi vazelin dolu tenekelere ellerimizi, bileklerimize kadar daldırır, sonra da ovuştura ovuştura yumuşatmaya çalışırdık. Akşam yemeğinin ardında, bir saatlik okuma saatimiz olurdu. Okuma saatinden önce bir direğe asılı hoparlörün altında hep birlikte bağdaş kurar, öğretmenlerimiz ve yöneticilerimizle ”Ana haber bülteni”yle Feridun Fazıl Tülbentçi’nin hazırlayıp Adil Kürşad’ın sunduğu “Tarihten Bir Yaprak”ı dinlerdik.” </strong>der ve İkinci Dünya Savaşının korkunç anlarının yaşandığı döneme&nbsp; işaret ederek &nbsp;yazıya başlar. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;O akşam radyo programını dinledikten sonra enstitüyü &nbsp;bekleyen &nbsp;felaketten habersiz günün yorgunluğunu atmak üzere tüm okulun yatakhanelere &nbsp;koştuğunu ve bir süre sonra okul &nbsp;ve yatakhane nöbetçilerinin dışında herkesin derin uykuya daldığını yazar. Gecenin üçüne kadar süren sessizlik sonunda olanları<strong>: “Tam o anda okulun kampanası acı acı çalmaya başladı. Durmaksızın çalıyordu. Kampananın sesini duyan, yatakhane nöbetçileri dışarı fırlayarak durumu öğrenmek isterler. Ne var ki bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, bilye ve ceviz&nbsp; büyüklüğünde&nbsp; doluya dönüşerek pencereleri dövmeye başlayınca çoğumuz meydana gelen korkunç gürültünün sesiyle kendiliğimizden uyanmıştık.&nbsp; Az sonra&nbsp; da yatakhane nöbetçisi</strong><em>&nbsp; </em><strong>okulun tümünden sorumlu dışarı nöbetçilerle, nöbetçi öğretmen yatakhaneye doluştular. Bir taraftan arkadaşlarımızın&nbsp; üzerine örtülü nevresim ve battaniyeleri&nbsp; kaldırıp atıyorlar, bir taraftan&nbsp; da “okulu sel bastı çabuk giyinin”&nbsp; diye avaz avaz bağırıyorlardı” </strong>diyerek yaşanan süreci aktarır. Enver Atılgan<em>, </em>arkadaşlarının çoğu pantolonunun düğmesini ilikleyemediğini, kimi postalının bağını bağlayamadan dışarı fırladığını, &nbsp;okul&nbsp; başkanın <strong>“araç depolarına gidin; kazma kürek, bel, çapa ne bulursanız alıp L binasına koşun” </strong>duyurusunda bulunduğunu yazar.<strong> </strong>Anlatmaya devam ederek 20 dakika içinde tüm okulun, öğrencisiyle öğretmen ve yöneticisiyle ayakta olduğunu, &nbsp;yağmurla birlikte esen şiddetli fırtınayla çatılardan kiremitlerin savrulduğunu ve zor koşabildiklerini belirterek:<strong> “Depolara gidinceye dek tepeden tırnağa ıslanmıştık. Sular giysilerimizden sızarak postallarımızı doldurmuştu. Normal çalışma zamanlarındaki gibi sırayla araç alıp yazdırma gibi bir durum da yoktu. Elimize ne geçerse&nbsp; kazma, kürek, çapa alıp koşuyorduk”&nbsp; </strong>anlatımıyla durumun ağırlığına işaret eder.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </em><span style="font-size:12.0pt">Öğrenciler L binasına vardığında Dicle Nehri’nin bir kolu olan Hoşot çayı öylesine taşmıştır ki &nbsp;yönünü okula çeviren çayın yanı başında olan en büyük yatakhaneyle &nbsp;&nbsp;L binasında suların pencere&nbsp; düzeyine kadar yükselmiş olduğu görülür.<strong> </strong>Bu anı Enver Atılgan<strong>: “Yatak ve nevresimler suyun üstünde&nbsp; yüzüyordu. Bir kısmımız yatakhanenin suyunu boşaltmaya çalışırken, bir kısmımız da suyun yönünü boş ekin tarlalarına doğru çevirmeye çalışıyordu. Kimimiz taş kimimiz tuğla taşıyarak okulu kurtaracak bir set yapmaya çalışıyorduk. Okul müdürümüz Nazif Evren ise golf pantolonunu daha da&nbsp; yukarı çekmiş, öğrencilere “Sakın çay yatağına fazla yanaşmayın, suya kapılır boğulursunuz” diye uyarıda bulunuyor, bir taraftan da elindeki kürekle kum ve çakıl taşlarını, yapmakta olduğumuz&nbsp; sete atıyordu. Aslında toprak kayması sonucu çayın yatağı&nbsp; genişlemişti. Kabaran suların&nbsp; altında yatağı bulmak olanaksızdı.” </strong>diye yazar. Okullarının, fidanlıklarının&nbsp; tarlaların, köylülerin binlerce dönüm ekili arazisinin sular altında kaldığını, &nbsp;bellerine&nbsp; dek suların içinde olduklarını ifade eden Atılgan:<strong> &nbsp;“Gecenin bu karanlığında gemici fenerlerinin sönük ışığında tek düşüncemiz okulumuzu, daha doğrusu&nbsp; bir aile olarak evimizi kurtarmaya çalışmaktı. Okulumuza gelecek&nbsp; her türlü zararın faturasını devletimizin daha doğrusu bizlerin ödeyeceğinin bilincindeydik. Onun için var gücümüzle selin yönünü değiştirmeye çalışıyorduk. Ne var ki bu azgın sular, dağlardan kopmuş kayalar gibi önüne ne gelirse sürükleyip götürüyordu. Saatler geçmişti. Oluşturmaya çalıştığımız setler akan suların hızına dayanamayarak yıkılıp gidiyordu. Arkadaşlarımızın bir çoğu, öğretmenlerimizle birlikte yatakhanelere&nbsp; ve dersliklere dolan suları kovalarla boşaltmaya çalışıyordu. Bunların arasında okul müdürümüz Nazif Evren’in eşi sınıf öğretmenimiz Leman Evren de bulunuyordu” </strong>şeklinde yazar. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Günün ışımaya başladığını, &nbsp;bütün &nbsp;çabalara karşın bir türlü selin&nbsp; yön değiştirmediğini yazan Enver Atılgan:<strong> “ Ne yapacağımızı, şaşırdığımız bir anda, arkadaşlarımızdan iri kıyım, pehlivan yapılı 20-30 kişilik bir grup birden soyunarak elleriyle de birbirlerinin omuzundan kavrayarak suyun içine atladılar. Sırtlarını selin akışını dayayıp etten bir duvar ördüler. Bir süre sırtlarına çarpan selin yön değiştirerek boş ovaya doğru akmaya başladığını şaşkınlıkla izliyorduk. Bizler de bu fırsattan yararlanarak yıkılan seti yeniden oluşturmaya başladık. Ama buz gibi suların içinde arkadaşlarımız daha ne kadar dayanabileceklerdi? Okul müdürümüz çıkmalarını istiyordu. Onlarsa setin yıkılmayacak duruma gelmesini bekliyorlardı. Nitekim çok kısa sürede seti yıkılmayacak duruma getirdik. Arkadaşlarımızı çekip çıkardık. Zatürre olmasınlar diye hemen revire gönderildiler</strong>” ifadeleriyle mücadelenin sonunu anlatır. Okullarını &nbsp;saatlerce süren çabalar &nbsp;sonunda bu unutulmaz sel baskınından kuratardıklarını, &nbsp;öğrenci, öğretmen yönetici tümünün &nbsp;bitkin &nbsp;ama mutlu olduğunu, okul müdürü Nazif Evren:<strong> “Çocuklar yağmur, çamur, dolu, fırtına, demeden saatlerdir, buz gibi sularla boğuştunuz. Doğayla kavganızda utku sizin oldu. Büyük bir başarı sağladınız. Bu başarınızdan ötürü hepinizi kutlarım. Selin meydana getirdiği yıkıntıyı da en kısa zamanda gidereceğiz. Bu olayı yaşamakla ağacın önemini bir kez daha kavramış olduk. Her yıl ağaç dikmeye devam edeceğiz. Çok yorulduğunuzu biliyorum. Bugün iş başı yapmayacaksınız. Dershanelerinizde, derslerinize çalışarak dinleneceksiniz” </strong>dediğini yazar.<strong> </strong>Atılgan müdürün&nbsp; bu duyurusunun tüm öğrenciler için bir ödül olduğunu,&nbsp; ifade ederek<strong> </strong>araçları depoya yerleştirip&nbsp; giysilerini değiştirmek üzere yatakhanelere &nbsp;giderken, yağmurun yağmaya devam ettiğini belirterek:<strong> “Binlerce fidan diktiğimiz&nbsp; halde yörenin ağaçsız ve ormansız oluşunun faturasını çok acı bir şekilde ödemiştik” </strong>değerlendirmesini yapar.</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">MÜSLÜM ÜZÜLMEZ VE ENVER ATILGAN </span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><span style="font-size:12.0pt">Erganili yazar, araştırmacı Müslüm Üzülmez, yörenin sorunları, kültürel çoğulculuğu, toplumsal sorunları, enstitüleri ve&nbsp; Enver Atılgan ile ilgili &nbsp;yazılar kaleme alan bir aydın.<strong> </strong>Enver Atılgan’ın<strong> </strong></span><span style="font-size:12.0pt">İlkokulda bir dönem öğretmeni olduğunu, üzerinde fazlasıyla emeği olduğunu yazarak: <strong>&nbsp;“Sınıftaki davudi sesi ve akıcı güzel ders anlatımı hâlâ kulaklarımda. Bizlere okuma yazmanın dışında güzel şiirler okur, şarkı ve türküler söylerdi. Türkü dinlemeyi de çok severdi. Her zaman temiz ve ütülü giyim kuşamıyla, saç ve yüz bakımıyla, konuşma ve davranışlarıyla tam bir beyefendiydi. Örnek bir insan ve iyi bir eğitimciydi. Özcesi önce yol bilen sonra yol gösterendi. Aydınlık düşünceler taşıyordu. Çocuklara bilginin ışığını ulaştırıp onlarla birlikte insana yaraşır bir gelecek düşlüyordu. Yaşama aklın ve bilimin kılavuzluk etmesini, yaşama dayanak oluşturacak değer ve normların akıl ve bilimle bulunmasını istiyordu. Özgürlüğün, üretimin, kalkınmanın, ilerleme ve gelişmenin yolunun eğitimden geçtiğini bilenlerdendi. Bu nedenle, bir yandan okulda öğrencilerine ışık taşırken diğer yandan da Türkiye Öğretmenler Sendikası TÖS ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği TÖB-DER gibi eğitimcilerin mesleki demokratik kitle örgütlerinde hak ve hukuk için mücadele ett</strong>i” ifadeleriyle öğretmenini anlatır (4). &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Müslüm Üzülmez Enver Atılgan’ın aydın ve demokrat kimliğini: “<strong>Evet, Enver Atılgan aydındı, ama birçok özelliği olan bir aydındı: Örgütçüydü, şairdi, gazeteciydi, yazardı ve her şeyin başında iyi bir eğitim emekçisiydi. Türkiye Öğretmenler Sendikası-TÖS’ün Ergani Şubesi’nin kurucu üyesi ve sonradan da Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi oluşu örgütçülüğüne en iyi kanıttır. </strong></span><strong><span style="font-size:12.0pt">12 Mart darbesi sonrası TÖS kapatılır. Başta Fakir Baykurt olmak üzere yöneticiler tutuklanıp yargılanırlar. O karanlık günlerdeki Fakir Baykurt’un onurlu duruşunu: “<em>Umudun Anıtı Sevgili Fakir Baykurt</em>” şiirinde bakın nasıl anlatır:</span></strong><strong> </strong><strong><em><span style="font-size:12.0pt">“Umudun anıtı/sevgili Fakir Baykurt/bu toz duman içinde/ örnek oldun bizlere/ demir parmaklıklar ardında/bir gün olsun umudunu yitirmedin/eğilmedin, bükülmedin/onca baskı onca işkence/ vız geldi sana /devrimci düşüncenden/ zerre kadar ödün vermedin.” </span></em></strong><span style="font-size:12.0pt">dizeleriyle anlatır.Üzülmez </span><span style="font-size:12.0pt">TÖS’ün, o dönem Ergani’de köylüsünden kasabalısına, okumuşundan okumamışına, esnafından çalışanına, işçisinden memuruna, velisinden öğrencisine kadar genelde herkesin saygı duyduğu, değer verdiği bir kuruluştu değerlendirmesini yaparak: “<strong>Enver &nbsp;Atılgan ve TÖS’ün yöneticileri, üyeleri de saygı duyulan insanlardı. Onlar Ergani’de herkesin “<em>Hoca</em>”larıydı” </strong>diyerek anlatır (4). </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mart ayında yayımlayacağım <strong>“Dicle Aydınlığı”</strong> kitabını&nbsp; hazırlama sürecinde yazılanlardan, okumalardan tanıştığım, </span><span style="font-size:12.0pt">25 Ocak 1995'te aramızdan ayrılan &nbsp;</span><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;Enver Atılgan’ın anısına, emeğine &nbsp;saygıyla…</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Kaynakça:</span></strong></span></span></p>

<p style="margin-left:48px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">1 )Bayrak,M. (1978).Köy Enstitülü Yazarlar,Ozanlar, TÖB-DER Yayınları, Ankara</span></span></span></p>

<p style="margin-left:48px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">2) Evren, N.(1998).Köy Enstitüleri Neydi Ne Değildi, Güldikeni Yeyınları, Ankara</span></span></span></p>

<p style="margin-left:48px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">3) Atılgan, E. (1991).Diclede Bir Bahar Seli, Kıyı Dergisi, </span><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;63. Sayısı, Ankara </span></span></span></p>

<p style="margin-left:48px"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">4) Üzülmez, M. (2026). Enver Atılgan ve Dicle Köy Enstitüsü, Dicle Aydınlığı, (yakında basılacak) </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 17:08:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/kemalhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR KAZA SERÜVENİ ve 112 ACİL SERVİSİ</title>
                <category>Kazım Koca</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-kaza-seruveni-ve-112-acil-servisi-3971</link>
                <author>fngmilas2@hotmail.com (Kazım Koca)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-kaza-seruveni-ve-112-acil-servisi-3971</guid>
                <description><![CDATA[BİR KAZA SERÜVENİ ve 112 ACİL SERVİSİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>28 Ocak 2026 tarihinde saat 15.00 sularında Milas Korucuk Mahallesi’nde takriben üç metre yükseklikte bir yardan aşağı, beton zemine sırt üstü düştüm. Yanımda bulunan arkadaşım hemen 112 Acil Servisi aradı. Karşısına jandarma çıktı. Bir yandan acılar içinde kıvranırken bir yandan arkadaşımın konuşmalarını dinliyordum. Jandarma, olay yerini öğrendikten sonra 112 Acil Sağlık ekibine yönlendirdi. Sağlık ekibine kaza yerini bildiren arkadaşım, acil sağlık ekibiyle yaptığı konuşmada, jandarma tarafından kaza yerinin bildirildiğini ve ekibin yola çıkmış olduğunu öğrendi.<br />
Sağlık ekibi çok kısa sürede kaza yerine geldi. Gelen ekip son derece nazik ve kibar bir şekilde bana sağlığımla ilgili bazı sorular sordu. Benimle yaptıkları konuşmalardan, mesleklerinde çok iyi eğitim aldıkları anlaşılıyordu. Ben yerde acılar içinde kıvranıyordum; beni sakinleştirmeye çalışıyor, bir yandan da sorular soruyorlardı. Birkaç kısa konuşmadan sonra getirdikleri sedyeyi yanıma uzattılar ve sedye üzerine çıkıp çıkamayacağımı sordular. Bir miktar sedyeye yaklaşmak istedim ancak başaramayacağımı anladılar. Sağlık ekibinin yardımıyla sedyeye alındım, üç yerinden kuşaklarla bağlandım ve ambulansa alındım. Gerekli müdahaleyi yaptılar. Bir yandan da telefonda Milas Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne durumumu bildiriyorlardı. Yol boyunca konuşmalarını dinlediğim kadarıyla işlerini son derece iyi yaptıkları ve iyi eğitim aldıkları anlaşılıyordu. Milas Devlet Hastanesi Acil Servisi önüne geldiğimizde sağlık ekibi bekliyordu. Beni hastane ekibine teslim ettiler. Getiren ekip “çok geçmiş olsun” deyip ayrıldı. Yolları açık olsun, kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum.<br />
Milas Devlet Hastanesi Acil Servisi görevlileri beni içeri taşıdı. Zaman kaybetmeden birkaç soru sorduktan sonra yanıma genç bir kişi geldi ve “Ben acil doktoruyum” dedi. Hemen MR cihazına alındım. Acil doktoru bizzat kendisi gerekli gördüğü bütün röntgenleri çekti. Durumumla ilgili çok kısa sürede sonuca vardı. Kaburgalarda çoklu kırık ve sol akciğerin söndüğünü söyledi. Kızım yanımdaydı; hastamızı Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Servisi’ne göndermemiz gerektiğini ve orada imkânların daha fazla olduğunu ifade etti. Hemen kabul ettik. Henüz ismini bilmediğim Milas Devlet Hastanesi Acil Doktoru vakit kaybetmeden Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni aradı, gönderilmem için gerekli izinler alındı ve ambulans çağrıldı. Milas Devlet Hastanesi’nden Muğla’ya götürülmek üzere ambulans ekibine teslim edildim. (Sorduğumda yine Bafa bölgesinden geliyoruz dediler.)<br />
Milas Devlet Hastanesi acil doktorları ve personeline sonsuz teşekkür ediyorum.<br />
Muğla’ya gitmek için yola çıktık. Yine aynı şekilde ambulans içinde ne gerekiyorsa yapıldı ve iki sağlık personeli yanı başımda durdu. Bir yandan benimle konuşuyor, bir yandan da Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Servisi doktorlarına sürekli bilgi veriyorlardı. Muğla’ya vardığımızda bizi bekliyorlardı. Benim durumum hakkında hayli bilgi sahibiydiler ve ne yapacaklarını çok iyi biliyorlardı.<br />
Beni Muğla’ya götüren sağlık ekibi “geçmiş olsun” dedi ve ayrıldı. Yolları açık olsun.<br />
Beni acil kapısında teslim alan Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Servisi doktorları kısa sürede birkaç röntgen ve kan tahlilinden sonra kararını verdi. Acil servis sedyesi üzerinde sol akciğerimin söndüğünü ve gerekli müdahaleyi yapmak için hemen harekete geçeceklerini söylediler. Beni kısa bir şekilde bilgilendirdikten sonra iki genç asistan doktor cerrahi müdahaleye başladı. Sol koltuk altından sönen akciğerime “balon” denilen bir aparat yerleştirdiler. Bu cerrahi müdahaleden sonra beni izleme odasına aldılar; o gece orada kaldım. Sabaha doğru Göğüs Cerrahisi Servisi’nde bir odaya alındım. Bu serviste beş gün yattım. Bu süre içinde tedavi edildim. Servisin doktorları, asistan doktorları, hemşireleri ve diğer personellerin tamamı son derece kibar ve nazik insanlardı. Doktorlarımız ise son derece iyi eğitim almış, insan odaklı davranan kişilerdi. Hepsine candan teşekkür ediyorum; sizlerle gurur duyuyorum. İyi ki varsınız, Allah eksikliğinizi vermesin.<br />
Beş günün sonunda taburcu oldum. İnşallah en kısa sürede yeniden aranızda olurum.<br />
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarının huzurunda Türkiye’deki bütün doktorlara teşekkür ediyorum.<br />
Mustafa Kemal Atatürk, “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözünü boşuna söylememiştir.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 17:08:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2024/06/kazim-koca-1718359545.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Kuryelik” Yapma Yaşı 69’a Çıkarıldı, Yaşasın !..</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/kuryelik-yapma-yasi-69a-cikarildi-yasasin-3970</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/kuryelik-yapma-yasi-69a-cikarildi-yasasin-3970</guid>
                <description><![CDATA[“Kuryelik” Yapma Yaşı 69’a Çıkarıldı, Yaşasın !..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İşte <strong>Ulaştırma Bakanlığı’</strong>ndan gelen haber aynen şöyleydi: “Bu belge kapsamında, motosiklet ve motorlu bisiklet (<strong>moped</strong>) kullanan kuryelerin kayıt altına alınması ve denetlenmesi hedeflenirken, mesleki yeterlilik eğitimiyle bilgi ve tecrübelerinin artırılması, son dönemde artış gösteren kurye kazalarının azaltılması, hizmet kalitesi ile güvenin yükseltilmesi amaçlandı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu kapsamda, mesleki yeterlilik belgelerinin iptalinde uygulanan sürücü yaş sınırı da yeniden düzenlendi. Yönetmelikte <strong>63 olan</strong> ancak fiilen <strong>66 olarak</strong> uygulanan yaş sınırı <strong>69'a yükseltildi</strong>. Salgın, ticaret koridorlarındaki değişim, küresel gelişmeler ve artan ticaret hacmi nedeniyle kara yolu taşımacılığı sektöründe ortaya çıkan şoför ihtiyacının karşılanması amacıyla, <strong>2021</strong>'den bu yana geçici olarak uygulanan düzenleme mevzuatla kalıcı hale getirildi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Buna göre <strong>66</strong> yaşından gün almış sürücü belgeli kuryeler, geçerli sürücü sağlık raporu ile <strong>psikoteknik</strong> açıdan sağlıklı olduklarını belgelemeleri halinde, belgelerini <strong>69 yaşından</strong> gün alana kadar kullanabilecek. Ancak <strong>66 </strong>yaşından sonra ilk kez <strong>SRC </strong>türü mesleki yeterlilik belgesi düzenlenmeyecek...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet, zati bütün biz emekli dedeleriniz olarak, son günlerde böyle bir haber bekliyorduk, ek işler yapmak için böyle basit meslekler için müsaadelerinizi umutla gözlüyorduk!.. Bu kararı alanlardan Allah gani gani razı olsun, artık biz dedelerinizin de ek bir işleri olacak, kurye motosikletlerini kuş gibi mahalle aralarında uçuracak ve ceplerimiz biraz daha para yüzü görecek!.. Ancaaakkk, bu işleri genelde üniversite mezunu olup da iş bulamamış gençlerimiz yapıyorlardı değil mi? Şimdi bu karara onlar ne diyecekler acaba?.. Durduk yerde biz emekli dedelerine düşman kesilmesinler sakın !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ne yalan söyleyeyim; bu haberi duyunca <strong>75 yaşını</strong> devirmiş olan bendenizin bile kafasında bir şimşek çaktı, kendi kendime şöyle söylendim: “<strong>İki yalancı şahit bulup, mahkemede yaşımı küçülterek, ben de bu kuryelik işine gireyim bari, verem hastalığına tutulmuş cebim ve cüzdanım, bu sayede biraz olsun para yüzü görmüş olur?”</strong> diye düşündüm... Nasıl fikir ama, siz de beğendiniz mi, ha ?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong><span style="font-size:14.0pt">Vekilimize Ayda 450 Bin TL Maaşı Yetmiyormuş?..</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Haber aynen şöyleydi: “AKP Tekirdağ Milletvekili <strong>Mestan Özcan</strong>, Çorlu’da basın mensuplarıyla bir araya geldiği sırada skandal açıklamalara imza attı... <strong>Özcan,</strong> milyonlarca asgari ücretli ve emeklinin açlık sınırının altında maaşlarla hayatta kalmaya çalıştığı bu dönemde, Milletvekili maaşıyla geçinmekte zorluk çektiğini söyledi... Meclis lokantasına büyük zamların basın mensupları yüzünden geldiğini söyleyip, maaşların yetmediğini ve harcanan paranın çok daha fazla olduğunu söyleyen <strong>Özcan </strong>onlara; ‘<strong>Şöyle söyleyeyim; ben emekli maaşımla milletvekili maaşımı sana vereceğim, sen de gel bunları bir ay içerisinde idare et, yap’</strong> ifadelerini kullandı...” Evet, haber aynen böyleydi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Biz de hemen bir araştırma yaptık ve gördük ki; zaten bir ‘<strong>Köfte Dükkânları Zinciri’</strong> sahibi olan <strong>Mestan Özcan</strong>; kendi dükkânında bir porsiyon köfteyi <strong>470 TL</strong>’den satarken, bu köfteyi Meclis Lokantası’nda sadece ‘<strong>120 TL’</strong> ödüyor... İki yılda ödediği vergi miktarı da <strong>’50 Milyon TL’</strong> imiş... Ve bu Milletvekilimiz, ayda sadece “<strong>20 Bin TL”</strong> maaş alan biz emeklilerle herhalde dalgasını geçiyordu !? Allah büyük, nasılsa o <strong>sandık</strong> bir gün biz emeklilerin de önüne gelecek; bu insanlara o zaman “<strong>450 Bin TL’</strong> mi büyük, yoksa “<strong>20 Bin TL</strong>” mi büyük, hepsine bir güzel göstereceğiz inşallah; biraz daha sabır ya Yüce Yaratan!..&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 17:04:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Katledilişinin 33. Yılında ‘Uğur MUMCU’ Gerçeği !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/katledilisinin-33-yilinda-ugur-mumcu-gercegi-3969</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/katledilisinin-33-yilinda-ugur-mumcu-gercegi-3969</guid>
                <description><![CDATA[Katledilişinin 33. Yılında ‘Uğur MUMCU’ Gerçeği !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Laik Cumhuriyet’in yılmaz savunucusu, Cumhuriyet Gazetesi yazarı <strong>Uğur Mumcu</strong>, katledilişinin <strong>33.</strong> yılında aynı gün İstanbul Şişli’deki <strong>Uğur Mumcu Anıtı</strong> önünde düzenlenen törenle anıldı... Anmada, <strong>Mumcu</strong>’nun karanlık güçlere karşı verdiği mücadele, gazetecilik mirası ve bugün de süren baskılar vurgulandı... Ankara'daki evinin önünde <strong>24 Ocak 1993</strong> tarihinde otomobiline yerleştirilen bombanın patlatılması sonucu yaşamını yitiren Cumhuriyet yazarı <strong>Uğur Mumcu, </strong>bunca yıldır hiç unutulmadı, unutturulmadı... Cumhuriyet yazarı <strong>Bedri Baykam</strong> burada yaptığı konuşmada, <strong>Uğur Mumcu’</strong>nun Türkiye için taşıdığı tarihsel öneme dikkat çekti. <strong>Mumcu</strong>’nun katledilişinin üzerinden 33 yıl geçmesine karşın, acının hâlâ taze olduğunu vurgulayan <strong>Baykam</strong>; “<strong>Uğur Mumcu’yu kaybedeli 33 yıl olmuş. Bunu hazmetmek çok zor, buna inanmak da çok zor”</strong> dedi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">O kara Pazar günü alınan haberin herkesin içini paramparça ettiğini belirten <strong>Baykam</strong>; “<strong>Uğur Mumcu bugün yaşasaydı bu karanlık dönemde çok daha fazla olay açıklığa kavuşacaktı, Mumcu Türkiye'nin önünü çok daha fazla açacak dosyalara, kitaplara, makalelere imza atacaktı. Onun dostluğunu, sesini, gülümsemesini ve kimi zaman anlamlı kahkahasını özlüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti için vücudunu bilerek siper eden bu büyük gazeteciyi saygıyla selamlıyor, gelecek kuşaklara taşımayı görev biliyoruz”</strong> dedi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cumhuriyet Gazetesi yazarı <strong>Mehmet Ali Güller</strong> ise, aradan geçen 33 yılda <strong>Uğur Mumcu</strong>’nun yaptığı uyarıların bugün gerçeğe dönüştüğünü vurguladı: “<strong>33 yıl önce ne söylediyse, hangi konuda Türkiye’yi uyardıysa, ne yazık ki o uyarıların gerçekleştiği bir Türkiye’deyiz</strong>” diyen <strong>Güller</strong>, Mumcu’nun ardından bu mücadeleyi sürdürdüklerini belirtti...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Güller</span></strong><span style="font-size:12.0pt">, bugün de gazetecilerin farklı yöntemlerle susturulmaya çalışıldığını ifade ederek; “<strong>Kimi genç gazetecileri gerçekleri yazdıkları için Silivri’ye götürüyorlar, kimini casus ilan edip televizyonlarına el koyuyorlar, kimini hukuk dışı yasalarla oto-sansüre zorluyorlar”</strong> dedi. Ancak bu baskıların sonuç vermeyeceğini vurgulayan <strong>Güller</strong>; “<strong>33 yıl önce Uğur Mumcu’yu katledenlerin de, bugün kalemimizi eğmeye çalışanların da bilmediği bir şey var: Biz kökleri Namık Kemallere dayanan devrimci bir kuşağız! Halka gerçekleri anlatma konusunda kalemimizi bir milim bile eğmeyeceğiz”</strong> diye konuştu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Cumhuriyet yazarı <strong>Arif Kızılyalın</strong> da, Ocak ayının Türkiye için acılarla dolu bir ay olduğunu hatırlattı. <strong>Uğur Mumcu</strong>’nun yanı sıra <strong>Gaffar Okkan</strong> ve Atatürkçü Düşünce Derneği (<strong>ADD</strong>)’nin kurucu genel başkanı <strong>Muammer Aksoy</strong>’un da Ocak ayında katledildiğini anımsatan <strong>Kızılyalın</strong>, bu cinayetlerin <strong>“faili meçhul değil, faili belli”</strong> olduğunu söyledi. Uğur Mumcu ile aynı çatı altında çalıştığını belirten <strong>Kızılyalın</strong>; “<strong>Onun onurunu ve gururunu taşıyoruz</strong>” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yenigün Haber Ajansı Başkanvekili <strong>Osman Gölcük</strong> ise Uğur Mumcu’nun halka bıraktığı mirasa dikkat çekti. Mumcu’nun; “<strong>Vurulduk ey halkım, unutma bizi</strong>” sözlerini anımsatan Gölcük; “<strong>Biz de hiçbir zaman unutmayacağız</strong>!.. <strong>Onun anısını ve mücadelesini Cumhuriyet olarak yaşatmaya devam edeceğiz”</strong> diyerek konuşmasını tamamladı... Aynı gün ülkemizin duyarlı TV kanallarının hepsi de bu önemli olayı haber yaptı, bazıları tartışma programları hazırladı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Böyle bir değerimizi kaybedeli tam <strong>33 yıl</strong> oldu... O gün doğan çocuklarımız artık <strong>’33 Yaşına’</strong> geldiler!.. Genç nesil o harika gazeteci-yazarın TV’lerdeki tartışma programlarını göremediler, sürekli verdiği konferansları izleyemediler!.. O yıllarda <strong>“Araştırmacı Gazeteci</strong>” denildiği zaman ilk akla gelen isim oydu!.. Onun zamanında iktidar partileri bu gazeteciden çok çektiler!.. Belgeleriyle birlikte ortaya çıkardığı kirli siyaset, bu tür dürüst insanları tamamen susturmak için bazı tezgâhlar düzenliyor, o hepsinin üstesinden geliyordu!.. Ama <strong>24 Ocak 1993</strong> günkü karlı ortamda, küçük bir ‘<strong>dalgınlığı, ihmali</strong> veya <strong>hatası’</strong>, sonuçta <strong>O</strong>’nu da önceki devrimci ve güzel insanlar gibi alıp götürdü, ‘<strong>bilerek’</strong> de failleri bir türlü bulunamadı!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">O vatansever, çalışkan, üretken ve devrimci insanı fizîken kaybettik ama; “<strong>Vurulduk Ey Halkım, Unutma Bizi!”</strong> sözünü tüm ülke insanları olarak asla unutmadık, asla unutmayacağız ve unutturmayacağız!.. Mesleğimizin medar-ı iftiharı olan senin doğru yolundan da asla ayrılmayacağız, rahat uyu güzel insan, e mi !? </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Feb 2026 17:03:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünyada ve Bizde Neler Oluyor !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/dunyada-ve-bizde-neler-oluyor-3968</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/dunyada-ve-bizde-neler-oluyor-3968</guid>
                <description><![CDATA[Dünyada ve Bizde Neler Oluyor !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Siz de duydunuz mu bilmem; ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın eşi &nbsp;<strong>Melania Trump</strong> belgeseli 20 sinema salonunda birden gösterime giriyor!.. MGM stüdyolarının Amazon platformu üzerinden hazırladığı <strong>Melania Trump</strong> belgeseli, 29 Ocak’ta ABD’deki 20 sinema salonunda ilk kez izleyiciyle buluşacak. Galanın, Washington’da <strong>Donald J. Trump</strong> ve <strong>John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’</strong>nde yapılacağı bildirildi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Page Six</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> sitesinin haberine göre, <strong>First Lady Melania Trump</strong>, filmin resmi galasına katılacak. Los Angeles, New York ve San Francisco gibi büyük şehirlerde de eş zamanlı özel gösterimler düzenlenecek... Yoğun ilgi nedeniyle ek salonlar ayrıldığı, bazı seanslarda beklenen izleyici sayısının sekiz katı aşan bir talep oluştuğu ifade edildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Filmin tanıtımında, aralarında ABD’nin Belçika Büyükelçisi <strong>Bill White</strong>’ın da bulunduğu eski ve mevcut bazı <strong>ABD Büyükelçilerinin</strong> yer aldığı aktarıldı. White’ın, New York’taki Intrepid Deniz-Hava-Uzay Müzesi’nin eski başkanı olduğu ve <strong>Melania Trump</strong>’la yakın ilişkilerinin bulunduğu kaydedildi. <strong>Melania’</strong>ya bu belgesel karşılığında <strong>’40 Milyon Dolar’</strong> ödenmiş, iyi mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uluslararası tanıtım kampanyasının ise <strong>30 ülkede</strong> afiş ve fragman gösterimlerini kapsadığı bildirildi. Tanıtımların İtalya’daki <strong>Duomo Katedrali</strong>’nden Londra’daki <strong>Piccadilly Meydanı</strong>’na kadar uzandığı, ayrıca <strong>Las Vegas Sphere</strong> platformunda da yer aldığı belirtildi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Belgeselin yapımcısı ve <strong>Melania Trump</strong>’ın kıdemli danışmanı Mark Beckman; <strong>“First Lady, televizyon reklamlarından billboard’lara kadar filmin ve tanıtım kampanyasının tüm ayrıntılarını bizzat denetliyor. Amaç, izleyiciye özel bir sinema deneyimi sunmak”</strong> dedi... Beckman; <strong>“İzleyiciler daha önce hiç görmedikleri yerlere tanıklık edecek. Bu, eşi benzeri olmayan bir şey”</strong> ifadelerini kullandı... Belgeselin, <strong>Melania Trump</strong>’ın tanıtım sürecini doğrudan yönettiği ve klasik stüdyo yöntemlerinden farklı, <strong>'Özel'</strong> bir sinema deneyimi sunmayı hedefleyen bir proje olduğu değerlendiriliyor...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Allah Allaaahhh... Şu haberdeki abartılara bakınız bir!.. Şunun şurasında görev süresi <strong>üç yıl</strong> sonra bitecek olan <strong>Başkan Trump</strong>’ın –<strong>bilmem kaçıncı karısı</strong>- olmak dışında hiçbir meziyeti olmayan bu kadını, birkaç yıl sonra ne hatırlayan olacak, ne de arayıp-soran!.. Basit bir belgesel için ödenen şu korkunç miktardaki ücrete bakar mısınız!?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, bizim buralarda neler oluyor?.. İşte şunlar oluyor: </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---Annelerinin cenazesinde miras kavgası kanlı bitti… Ağabey kardeşini silahla vurarak öldürdü... İstanbul-Kâğıthane'de, camide anneleri <strong>Nuriye Mutlu</strong>'nun cenaze namazına katılan iki kardeş arasında, namazın ardından <strong>miras paylaşımından dolayı</strong> tartışma çıktı. Tartışmanın kısa sürede büyüyerek kavgaya dönüştüğü olayda, ağabey <strong>Mustafa Mutlu</strong> (69), kardeşi <strong>Mehmet Mutlu</strong>'yu (52) silahla başından ve karnından vurdu. Ağır yaralanan <strong>Mehmet Mutlu</strong> kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Polis ekipleri şüpheli <strong>Mustafa Mutl</strong>u'yu gözaltına aldı... Yahu, şu miras meselesi çok mu acildi yani!? Daha merhumenin cenazesi defnedilmemiş, mevlidi okunmamış, hayrı yapılmamış, yas eden kadınların gözyaşları kurumamış; bunlar iki kardeş camii avlusunda silahlarını çekip, birbirlerini vuruyorlar!.. İşte ülke insanımızın geldiği durum bu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">---Gazeteci <strong>Sedef Kabaş</strong> gözaltına alındı!.. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, şüpheli <strong>Kabaş</strong> hakkında, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımlar nedeniyle; "<strong>Cumhurbaşkanına hakaret</strong>" ve "<strong>suç işlemeye tahrik</strong>" suçları kapsamında soruşturma açıldığı belirtildi... <strong>Kabaş</strong>'ın gözaltına alındığı kaydedilen açıklamada, şüphelinin yarın adliyeye sevk edileceği bildirildi... Bu kaçıncı gözaltı, kaçıncı mahkeme ve kaçıncı hapis !?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 17:13:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu  Dört  Yiyeceği  Evinize  Sokmayınız !..</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bu-dort-yiyecegi-evinize-sokmayiniz-3967</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bu-dort-yiyecegi-evinize-sokmayiniz-3967</guid>
                <description><![CDATA[Bu  Dört  Yiyeceği  Evinize  Sokmayınız !..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eğer siz de uzun ve sağlıklı yaşamak istiyorsanız, ortalama ‘<strong>100 Yaşını’</strong> görmek istiyorsanız, şu haberi mutlaka okuyunuz ve bu yazıyı kesip de saklayınız!.. Uzun ömür araştırmacısı <strong>Dan Buettner</strong>, daha uzun yaşamak isteyenlerin mutfağından çıkarması gereken yiyecekleri sıraladı... Dünyaca ünlü uzun ömür araştırmacısı <strong>Dan Buettner</strong>, daha uzun yaşamak için hangi yiyecekleri hayatımızdan çıkarmamız bırakmaları gerektiği konusunda çok açık bir uyarıda bulundu. Hayatının önemli bir kısmını dünyadaki uzun ömürlü toplulukları ziyaret edip sırlarını anlamaya çalışmakla geçiren 64 yaşındaki Buettner, 100 yaşına ulaşmanın sırrının <strong>pahalı takviyelerde</strong> veya <strong>egzersizlerde değil</strong>, yediğimiz şeylerde yattığını söyledi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Instagram'daki <strong>795.000</strong> takipçisiyle günlük rutinini paylaşan <strong>Buettner</strong>, mutfaklara asla sokulmaması gerektiğini düşündüğü dört gıdayı açıkladı. Buettner; "<strong>İlk sırada, </strong></span><strong><span style="font-size:14.0pt">pastırma, sosis, salam, sucuk </span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">gibi işlenmiş etler yer alıyor. Bunların kanserle ilişkili olduğunu biliyoruz"</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> dedi. Gerçekten de pek çok uzun soluklu araştırma, işlenmiş etlerle kolorektal kanser ve kardiyovasküler hastalıkların ortaya çıkışı arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Söz konusu insanlar, <strong>100 yaşını</strong> aşmış kişilerin oranının oldukça yüksek olduğu "<strong>Mavi Bölge"</strong> olarak adlandırılan coğrafyalarda oldukça nadir görülüyor. Kara listede ikinci sırada, Buettner'ın modern beslenmedeki en zararlı temel gıdalardan biri olarak tanımladığı şeker yüklü içecekler bulunuyor. Buettner; "<strong>Gazlı içecekler rafine şekerin bir numaralı kaynağıdır"</strong> ifadelerini kullandı... Buettner'a göre, herhangi bir besin değeri olmayan bu içecekler, kan şekerinde hızlı bir artışa neden olarak, uzun ömürlülüğün düşmanları olan obezite, insülin direnci ve kronik iltihaplanmaya katkıda bulunuyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Buettner'ın listesinde bir sonraki sırada yer alan gıdalar ise; kilo alımıyla olan bağlantılarının altını çizdiği tuzlu atıştırmalıklar. Listedeki dördüncü madde ise; insanların genellikle dolaplarında ya da çekmecelerinde sakladıkları ve öğleden sonra 3'te yedikleri paketlenmiş tatlılar... Buettner;"<strong>Bunlar, evinize asla sokmamanız gereken şeyler</strong>" dedi. Bununla birlikte takipçilerine kendilerini bu tür gıdalardan mahrum bırakmak yerine ev dışında tüketme seçeneğini değerlendirmelerini tavsiye eden Buettner, bu ilkenin <strong>Sardinya, Okinawa </strong>ve<strong> İkarya</strong> gibi uzun ömürlü kültürlerde yaygın bir şekilde uygulandığını belirtti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu felsefeyi kendi hayatında da uygulayan Buettner; </span><span style="font-size:14.0pt">“<strong>10 yıldır Et Yemiyor!..”</strong></span><span style="font-size:12.0pt"> Bunun yerine dünyanın dört bir yanındaki uzun ömürlü insanların beslenme alışkanlıklarından esinlenerek, bitki ağırlıklı yemekler tercih ediyor ve bu sayede enerjisinin, kilosunun ve genel sağlığının iyileştirdiğini belirtiyor. Halbuki; önüne gelen de bizi ‘<strong>et tüketmeye’</strong> teşvik ediyor!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Buettner</span></strong><span style="font-size:12.0pt">, bir diğer videoda sağlık sırlarından birinin Sardinya mutfağına ait olan ve kahvaltıda tükettiği minestrone çorbası olduğunu belirterek; "<strong>Güne mutlaka baklagiller ve sebzelerle hazırladığım ve üzerine biraz zeytinyağı ve avokado eklediğim minestrone çorbası başlıyorum. Bu bana uzun süre kalıcı enerji veriyor"</strong> dedi... <strong>Minestrone</strong>, antik <strong>Roma</strong> döneminden bu yana <strong>İtalyan</strong> mutfağının temel çorbalarından biri. Geleneksel olarak mevsim sebzeleriyle yapılan <strong>minestrone</strong>, zengin ve lezzetli olması için genellikle saatlerce pişiriliyor. Ancak <strong>Sardinya Adasının</strong> dağlık iç kesimlerinde, minestrone sadece ucuz ve sıcak bir yemekten daha fazlası... Burada yaşayan aileler yüzyıllardır her gün bu çorbanın çeşitlerini tüketiyor. Baklagiller, sebzeler ve tahıllar, modern beslenme biliminin artık olağanüstü bir sağlık için temel olarak kabul ettiği şekillerde bir araya getirilerek sofralar zenginleştiriliyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Buettner</span></strong><span style="font-size:12.0pt">'ın Mavi Bölgeler üzerinde yaptığı kapsamlı araştırmalar, baklagiller, yeşillikler ve rafine edilmemiş karbonhidratlar açısından zengin diyetlerin, kronik hastalıkların azalması, iltihaplanmanın düşmesi ve ömrün önemli ölçüde uzaması ile güçlü bir bağlantısı olduğunu ortaya koyuyor... <strong>Buettner</strong> videosunda, Batı'nın ‘<strong>fast food’</strong> kültürünün yayılmasıyla bu beslenme alışkanlıklarının çoğunun ortadan kaybolmakta olduğunu ve nesiller boyunca tüm nüfusun gelişmesine yardımcı olan yemekleri korumanın her zamankinden daha önemli hale geldiğini belirtti: “<strong>Bu dört yiyeceği asla evinize sokmayın” </strong>dedi... Bir takipçisi ise <strong>Buettner</strong>'ın ferahlatıcı ve nazik yaklaşımını överek, felsefesini; <strong>"Uzun ömürlülüğün aşırılıklarla değil, tekrarlanabilir alışkanlıklar, gerçek gıda ve </strong>'anlamlı bağlar'<strong> ile inşa edildiğini anımsatan harika bir hatırlatma</strong>" olarak nitelendirdi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ben diyeceğimi dedim, artık gerisi size kalmıştır, NOKTA..</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 17:13:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİCLE KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRENCİLERİN ZÜLKÜF BABASI</title>
                <category>Prof. Dr. Kemal Kocabaş</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/dicle-koy-enstitulu-ogrencilerin-zulkuf-babasi-3966</link>
                <author>kemal.kocabas@deu.edu.tr (Prof. Dr. Kemal Kocabaş)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/dicle-koy-enstitulu-ogrencilerin-zulkuf-babasi-3966</guid>
                <description><![CDATA[DİCLE KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRENCİLERİN ZÜLKÜF BABASI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Zülfo ismini Şener Şen’in ve Kemal Sunal’ın &nbsp;birlikte rol aldıkları &nbsp;Güneydoğu Anadolu temalı filmlerden hatırlarız. Yaklaşık bir yıldır hazırlamakta olduğum ve Mart ayında yayımlamayı tasarladığım <strong>“Tanıklıklarla &nbsp;Köy Enstitüsünden&nbsp; İlköğretmen &nbsp;Okuluna Dicle Aydınlığı</strong>” başlıklı kitap&nbsp; için yaptığım okumalar&nbsp; ve görüşmelerden&nbsp; Ergani Tren İstasyonunda 1940’lı yıllardan 1994 yılına kadar kızıyla&nbsp; birlikte kaval çalarak yaşamını sürdüren&nbsp; bir halk ozanın hazin öyküsü karşıma çıktı. Osman Şahin’in öyküsünü, Sevgili kızı Tomris Hanım’dan &nbsp;istedim. Sağolsun gönderdi. &nbsp;İki kez okudum ve adeta çarpıldım. &nbsp;Olağanüstü bir anlatımla &nbsp;Dicle’nin adeta sembolü&nbsp; olan kavalcı Seyfo’yu “<strong>Bozkırda Vivald</strong>i” adlı öyküsüyle bize aktarıyordu. &nbsp;</span><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#212529">Erganili yazar Müslüm Üzülmez, &nbsp;bir yazısında zaman zaman Seyfo veya &nbsp;Hafız diye isimlendirilen kavalcı ile ilgili olarak: <strong>“Hafız’ın gerçek ismi Zülfi Yokuş’tur. Resmi kayıtlara göre 01.07.1912 tarihinde Diyarbakır-Ergani’ye bağlı Birsin köyünde doğmuş, 15.09.1995 tarihinde Ergani’de vefat etmiştir. Ergani Tren İstasyonu’nda kaval çalan garibanın biriydi. Yaşar Kemal O’nun hakkında, “Ömrümde ben böyle harika bir ses daha duymadım,” der. Birçok gazeteci, yazar, şair hakkında yazı ve şiirler yazmış gerçek bir halk sanatçısıdır.” </strong>diyerek tanımlar (1).</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#212529">ÖĞRETMEN OKULU ÖĞRENCİLERİ ANLATIYOR</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kavalcı Seyfo, 1954-1976 yılları arasında Dicle İlköğretmen Okulunda öğrenim gören öğrencilerin anılarında&nbsp; bir sembol olarak yer almıştır (2). Refik Türk arkadaşımızın hazırladığı <strong>“Hoşot Anıları”</strong> kitabında </span><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#333333">Dicle 1960 çıkışlı halkbilimci Nuri Erkal onu :&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">"Zülfo, Aşık Veysel gibi, öteki duyularıyla, olana bitene anlam veren, kavalıyla anlatandı. Zülfo’nun değeri bilinmedi. Yıllarca ona, sıradan bir dilenci gözüyle bakıldı. Bence Zülfo, kır tanrısı Pan’dır. Pan’ın flütü, Zülfo’nun dilsiz kavalı vardı.&nbsp; Bülürvan Zülfo, börtü böceğin seslerini, kuşların cıvıltılarını, ekinlerin hışırtısını doldurmuştu kavalına. Asuri duruşuyla Ergani Tren İstasyonu’nda, yolculara kaval üflerdi. Biz de fırsat buldukça, okuduğumuz </span></strong></span></span></span><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Öğretmen Okulundan bir kilometre kadar uzaktaki tren istasyonuna koşar, <span style="color:#333333">Kavalcı Zülfo’yu </span>dinlerdik”&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">diye anlatır. 1968 mezunu Ahmet Deveci’nin yazısında bir yerel gazetenin büyük puntolarla “</span></span></span></span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">Yaşar Kemal, Ergani İstasyonu’nda Kavalcı Zülfo’yu dinlerken Treni kaçırdı”</span></span></span></span></strong><strong> </strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#333333">&nbsp;haberini paylaşır. 1971 mezunu Nuri Aslan: <strong>“İstasyon hayatımızın merkeziydi. İstasyona gelen trenler&nbsp; boyunca karısının veya kızının kolunda yürüyerek kavalıyla yanık havalar çalan Hafız ise hepimiz için Dice’nin ayrılmaz bir parçasıydı</strong>” diyerek Zülfo’yu anlatır. 1972 çıkışlı Şerif Başol&nbsp;&nbsp;Zülfo'yu anılarında :&nbsp;<strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">"Hafız kavalına üflediği zaman Zülküf Dağı, Hoşot Ovası, zil zurna sarhoş olurdu. Hilar Mağaraları, Çayönü canlanır, kurtlar, kuşlar ve tüm canlılar kulak kesilirdi. O kadar güzel çalardı ki yolcuların bir kısmı ağlardı. Bir kısmı da vagonların penceresinden sarkarak bakarlardı” </span></strong>diyerek yazar. </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:#fafafa"><span style="color:#333333">Yılmaz Güney, Kavalcı Zülfo’yu&nbsp; ve Ergani Tren İstasyonu’nda eteğine tutunup birlikte gezen kızını&nbsp; Sürü filmine konu ederek sinemaya taşır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:#fafafa"><span style="color:#333333">YILMAZ ODABAŞI VE KAVALCI ZÜLFO</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şair, yazar Yılmaz Odabaşı’nın&nbsp; 1996’da yayımadığı <strong>“Sevginin herkesten şikayeti var”</strong> kitabında Dicleli öğrencilerin&nbsp; tümünün anlatılarında yer alan Ergani Tren İstasyonu’nda kaval çalan Zülfo&nbsp; ile ilgili <strong>“Vivaldi Zülfo”</strong>adlı yazısında &nbsp;<strong>“Dicle Köy Enstitüsü, İstasyon&nbsp; ve Zülfo arasındaki”</strong> ilişkiler ve bölgedeki Dicle algısı yer alıyor (3). Odabaşı, &nbsp;1950 ve 60’lı yıllarda Diyarbakır’ın Ergani, Çermik, Çüngüş ilçelerine bağlı köylerin kavruk çocuklarının, ya köylerinde ilkokulu tamamlamış veya Ergani’de Dicle Köy Enstitüsü-İlköğretmen Okulunu bitirip öğretmen olduklarını ifade ederek yazısına başlıyor.&nbsp; O yıllarda halkın yüzde ellisinin okuma yazma bilmediği koşullarda öğretmenlik mesleğinin toplumdaki saygınlığının altını önemle çizer. Devamında: <strong>“Benim de birçok yakınım, vefat eden babam, neredeyse yarım gün Çermik’ten Ergani’ye yaya yürüyerek Dicle İlköğretmen Okulunda öğrenim görmüşler” &nbsp;</strong>diyerek tanıklığını aktarır. Odabaşının babası Mehmet Odabaşı Dicle Köy Enstitüsü girişli, öğretmen okulu çıkışlı bir öğretmendir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Odabaşı, &nbsp;Dicle mezunu hikayeci ve senarist Osman Şahin’in dostluğuna, ağabeyliğine saygı duyduğunu belirterek: “<strong>1989 yılında imzalayıp Diyarbakır adresime gönderdiği &nbsp;‘Ay Bazen Mavidir’ kitabındaki ‘Bozkırda Vivaldi’&nbsp; adlı nefis hikayesinde, Ergani demiryolunda kaval çalarak&nbsp; dilenen yoksul ve kör bir adamın hikayesini anlatır” </strong>diyerek<strong> </strong>kitapla ilgili değerlendirmesini yapar. &nbsp;Osman Şahin’in bu öyküsünden etkilenen Yılmaz Odabaşı&nbsp; <strong>“Vivaldi Zülfo”</strong> yazısında ailesindeki&nbsp; Zülfo ile ilgili bir anıyı: “<strong>Bir gün Diyarbakır’ın Mardinkapı semtinde, köylerden getirilip stüdyosuz, bandrolsüz üretilen dengbej kasetlerinden birkaç tane alıp evime getirmiştim. Aldıklarım arasında, üzerinde çalanın&nbsp; adı sanı yazılmayan bir kaval kaseti&nbsp; de vardı. Kaseti kasetçalara koyup, ezgilerin ne kadar güzel olduklarını düşünüp bütününü&nbsp; dinlemek üzere keyifle ayaklarımı uzattığımda, bitişik odadan anamın hıçkırıklarını duyarak kalkıp yanına gittim. Anam hiçbir açıklama yapmıyor, ağlıyordu</strong>” ifadeleriyle aktarır. Odabaşı, &nbsp;annesinin neden kaval sesiyle ağladığını sorar. Annesi: <strong>“Ben bu kavalı 28 yıl önce Ergani demiryolunda dinlemiştim. Bu kör Zülfo’nun kavalıdır. O yıllar baban Dicle İlköğretmen Okulunu bitirmiş, tayini Konya’nın bir Çerkez köyüne çıkmıştı. Kucağımda sen ve yükümüz bir kat yataktı. Hayatımda ilk kez köyümden çıkıp uzaklara gidiyordum. Daha onbeş yaşımda bir anneydim. Ergani’den trene bindik. Ben kompartımanda çevreme korkuyla bakarken, baban alışveriş yapıp geleceğini söyleyerek dışarı çıkmıştı. Kucağımda sen vardın. O an birden&nbsp; şimdi çaldığın kaval sesiyle hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Sen de ağlamaya başlamıştın. Sonra trenin düdüğü acı acı öttü, yola koyulduk. Bu kaval sesi benim için bir gurbet çığlığıdır, çocukken anne oluşumdur, yitirdiğim gençliğim, yitirdiğim düşlerimdir” </strong>şeklinde cevaplar. Odabaşı,&nbsp; annesinin anlattıklarını dinleyince aldığı kasetteki kavalı çalanın Osman Şahin’in hikayesindeki Zülfo olduğunu anlar. Kasetin bir kopyasını&nbsp; ağabeyim dediği Osman Şahin’e postalar. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Odabaşı, Zülfo’nun Ergani’de kötü koşullarda yaşadığını öğrenir.&nbsp; Bir haber yazısı yazarak Diyarbakır-Gündem gazetesine bırakır. 28 Nisan 1993 tarihli Gündem gazetesinde, mukavva kutuların üzerinde tek odalı bir evde yaşayan Zülfo’nun haberi, <strong>“Ergani’de Vivaldi</strong>”&nbsp; başlığıyla çıkar. Zülfo’nun&nbsp; yaşlılıktan konuşamadığını, sorulara yanıt veremediğini&nbsp; belirten haberde: <strong>“Hoşan ovasının, Hilar mağaralarının, Çayönü kabartmalarının, kısaca susturulmuş bir tarihin ve halkın çığlıklarını kavalıyla çalan Zülfo veya diğer adıyla Hafız…88 yaşında, yüzünde talanın paletleri ve postalları var. Yüzü Ararat dağı gibi heybetli. Ama artık kaval çalmıyor” </strong>deniliyordu. Yılmaz Odabaşı, 1995 yaz aylarında Diyarbakır’da halk sanatçısı Zülfo’yu aradığını&nbsp; fakat “<strong>Dilenci Zülfo mu? O öldü” </strong>dediklerini yazar (3).</span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">OSMAN ŞAHİN VE BOZKIRDA VİVALDİ</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Osman Şahin’in &nbsp;öyküsüne göre, her gün istasyonda kaval çalan Zülfo, Dicle İlköğretmen Okulu öğrencilerinin o yıllarda tanıyıp pek ciddiye almadıkları&nbsp; bir dilencidir. Dicle İlköğretmen Okulu öğrencilerinin <strong>“Dertli Mustafa</strong>” olarak &nbsp;tanımladıkları müzik öğretmeni Mustafa Kurtdemir,&nbsp; okulda yoksul ve kavruk köy çocuklarına Mozart, Beethoven, Vivaldi ve Brahms&nbsp; dinleten, orta yaşlı, ceket cebinde ipek mendil taşıyan, içine kapanık, naif, sessiz, yalnız &nbsp;&nbsp;ve az konuşan, diğer öğretmenlerden farklı &nbsp;bir öğretmendir. &nbsp;Öğrencilerine piyano, keman çalan gerçek bir müzik öğretmenidir. Osman Şahin, onun müziğe bakışını: <strong>“Sesleri çirkin, güzel diye ayırmazdı hiç. Ona göre çirkin, güzel, kötü sesler yoktu doğada; yerinde kullanılmayan sesler vardır yalnızca</strong>” &nbsp;ifadeleriyle tanımlar(4).</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <span style="font-size:12.0pt">Osman Şahin öyküsünde öğretmen, öğrenci ve hizmetlilerden oluşan Dicle Köy Enstitüsü ailesi yemekhanede yemek yerken müzik öğretmeni Mustafa Kurtdemir yanındaki &nbsp;Kavalcı&nbsp; Zülküf Babanın elinden tutarak &nbsp;birlikte zarif adımlarla sahneye yürüdüklerini yazar. Osman Şahin Zülküf Baba’ayı:“<strong>Çayönü’ndeki Asur kabartmalarının içinden çıkmış gelmiş gibiydi”</strong>&nbsp; diyerek tanımlayarak şaşkınlıkla sahneyi izleyen öğrencilerin duygusunu: <strong>“Okulumuz kuruldu kurulalı kimsenin aklından geçmemişti Zülküf Babayı okula çağırıp ağırlamak. Bunu o yanına yaklaşılmaz, bizimle konuşmaz, hepimizi küçümser sandığımız hocamız yapıyordu hem de” </strong>diyerek anlatır<strong>. &nbsp;</strong>Müzik öğretmeni sahnede yaptığı konuşmada: “<strong>Onu&nbsp; istasyona her gidişimde görür, izlerim. Onun çalıp üflediği havaları hiçbir yerde duymadım. Onu anladığımı sanmıyorum. Kimi insanlar görünüşüne, giysilerine, yaptığı işe bakarak bir dilenci sanabilir onu. Burada dilenci sözcüğünü kullandığım için konuğumuz beni bağışlasın. Aslında&nbsp; bana göre o değerini yeterince bilemediğimiz seçkin bir halk sanatçısıdır. O bu toprakların Veysel’idir.” </strong>Konser sürecinde&nbsp; öğrencilerin &nbsp;en ufak bir devinim, kıpırtı, ses &nbsp;çıkarmadığını aktaran Şahin: &nbsp;<strong>“Zülküf Baba’yı ilk kez görüyor, dinliyor gibiydik. Yemekhanenin tavanında bütün gün bıcırdayan, öten serçeler bile sessizlikten ürkmüşler gibi seslerini kesmişlerdi” </strong>diyerek dinleti atmosferini aktarır. &nbsp;</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Osman Şahin: <strong>“Ben, Köy Enstitülerini, çok sevdiğim İtalyan besteci Vivaldi’nin dört mevsim eserine benzetirim: Bitmez tükenmez baharların, mevsimlerin bozkıra gelişini müjdeleyen Vivaldi müziği... Bundan esinlenerek Dicle Köy Enstitüsü yemekhanesinde, 600’den fazla öğrenci ve 70’e yakın öğretmenin bizzat katılımlarıyla yaşanan bu &nbsp;olayı “Bozkırda Vivaldi” adıyla yıllar önce yazmıştım” </strong>diyerek&nbsp; anlatır. </span>&nbsp;<span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:#fafafa"><span style="color:#333333">Kültür dünyamızın değerli ismi Dicle Köy Enstitülü dostum, Osman Şahin’e bu satırlardan sağlıklar dileyerek sevgilerimizi, selamlarımızı iletiyoruz.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#333333">Kaynakça:</span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">1)</span> <span style="font-size:12.0pt">https://www.tigrishaber.com/kavalci-hafiz-zulfi-yokusla-ilgili-bir-duzeltme-3917yy.htm</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">2)Türk.R.(2024). Hoşot Anıları, Ozan Yayınları,İstanb</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">3)Odabaşı.Y.(1996). “Sevginin herkesten şikayeti var”. Doruk Yayınları, Ankara</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">4)Şahin. O.(1989). Ay Bazen Mavidir. Cem Yayınları, İstanbul</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 17:12:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/kemalhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte Gerçek ‘ABD’ Budur !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/iste-gercek-abd-budur-3965</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/iste-gercek-abd-budur-3965</guid>
                <description><![CDATA[İşte Gerçek ‘ABD’ Budur !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Önüne gelene rest çekmeye, önemli zenginliklerini bazı ülkelerden adeta bir ‘<strong>Sultanahmet Dilencisi’</strong> gibi isteyen <strong>ABD’</strong>nin Cumhuriyetçi Başkanı <strong>Donald Trump</strong>, nihayet layık olduğu şekilde tepkileri peş peşe almaya başladı!.. Kendi ülkesinde, şahsi serveti ve yakınlarının birden artış gösteren servetleri sorgulanmaya başladı; <strong>3,8 Milyar Dolarlık</strong> servetlerinin bir anda <strong>6,940 Milyar Dolara</strong> çıkmış olması süratle araştırılıyor!.. Zati uzun zamandır “<strong>Jeffri Epstei</strong>n” ahlâksızlık davası başını ağrıtıyordu, bir de bununla uğraşacak artık... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">ABD’</span></strong><span style="font-size:12.0pt">nin Demokrat Partili California Valisi &nbsp;<strong>Gavin Newsom</strong> bile, kendi ülkesinin Başkanı için; <strong>Davos'</strong>ta Avrupalı liderlere seslenerek, <strong>ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland talebine karşı '</strong>omurgalı<strong>' durmalarını istedi. Newsom, Trump'ın '</strong>zayıf<strong>' olduğunu belirterek, </strong>“Nezaketi bırakın, yüzüne yumruk atın”<strong> dedi, iyi mi !?</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">California Valisi <strong>Gavin Newsom</strong>, salı günü İsviçre'de düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda (<strong>Davos)</strong> gazetecilere verdiği demeçte, Avrupalıların ABD Başkanı Donald Trump'a karşı Grönland konusunda <strong>"nezaketi bırakmaları</strong>" gerektiğini söyledi... Vali <strong>Newsom,</strong> Avrupalı liderlere "<strong>omurgalı olmaları</strong>" ve Trump'ın "<strong>yüzüne yumruk atmaları</strong>" çağrısında bulundu... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Newsom</span></strong><span style="font-size:12.0pt">, ABD Başkanı'nın karakteri hakkında analizlerde bulunarak, "<strong>O zayıflıkları kullanmakta iyidir, ancak yüzüne yumruk yediğinde geri adım atar"</strong> dedi. Avrupalı müttefiklere seslenen <strong>Newsom;</strong> "<strong>Her tarafı idare edemezsiniz. Nezaket bu kadar yeter. Onu yatıştırmaya çalışmayı bırakın. Ateşe ateşle karşılık verin, zaten önümüzdeki aylardaki ‘</strong>ara seçimleri’<strong> de kaybedecek, bu adamdan çekinmenize hiç gerek yok"</strong> ifadelerini kullandı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">1940’lı </span></strong><span style="font-size:12.0pt">yıllarda devam eden <strong>II. Dünya Savaşı</strong> sırasında, dünyadaki tek rakipleri ve düşmanları olan <strong>Ruslara</strong> yardım ederek, <strong>Almanları </strong>yenmediler mi?<strong> 1970</strong>’li yıllarda <strong>Vietnam</strong>’a saldırdılar, yenildiler, kendilerine yardım eden bazı yerli hainleri yüzüstü bırakıp da çekilmediler mi? <strong>1980</strong>’li yıllarda <strong>Afganistan</strong>’a girip, bir türlü başarılı olamayınca, pılıyı-pırtıyı toplayıp, birkaç günde oradan kaçmadılar mı? Oradaki yerli hainler de <strong>ABD</strong> uçakları tekelerine tutunarak kaçmak isterken, yüzlerce metreden yerlere düşmediler mi? <strong>2003</strong> yılında Irak’ta <strong>Saddam Hüseyin</strong>’i, <strong>2011</strong>’de Libya’da <strong>Muammer Kaddafi</strong>’yi kendi ülkesinin insanlarına öldürtüp, oradan da tüymediler mi? <strong>1984 </strong>yılından beri bunların desteğiyle kurulan PKK hainlerine her türlü desteği verip, bize karşı terör estirip, <strong>50 Bin</strong> insanımızı öldürtmediler mi? Aynı ABD, 1999’da terörist başı <strong>APO’</strong>yu, ‘<strong>Ecevit Hükümeti’</strong>ne –asmamak kaydıyla- teslim etmediler mi? Şimdi de, <strong>Suriye</strong>’de kullandıkları <strong>IŞİD</strong>’i, PKK’nın uzantıları olan <strong>YPG </strong>ve <strong>SDG</strong>’yi orada eşşek gibi kullanıp, bir kenara atıverdiler işte!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Gerçek <strong>ABD</strong> işte budur!.. Şimdi eli koynunda kalakalan bu terörist uzantıları <strong>TV</strong>’lere çıkıp, <strong>ABD</strong>’ye lânet okuyorlar, pişmanlık içinde ‘<strong>Ah-Vah’</strong> edip, kandırıldıklarını söyleyip duruyorlar!.. Bunlar sizin babanızın oğulları mıydı !? Tarihi geçmişiniz olan komşularınız veya kan bağınız olan insanlar mıydı da bu kadar güvenip, onlara inanarak bunca suçları işlediniz!? Aklınız bu işin sonunu hiç düşünmediyse, şimdi bize ne, bin beter olun e mi !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Başkan <strong>Donald Trump</strong>’ın nasıl bir siyasetçi olduğunu bilmeyen mi vardı? Ne diye bu Amerikan halkı bu adamı ikinci defa Başkan seçti? Çünkü o halkın da bu adamdan pek bir farkı yoktu ki? Dünyanın başına belâ olduğunu, bu ülkenin kendi ‘<strong>California</strong> <strong>Valisi Gavin Newsom’</strong> bile açıkça söylüyor, gelip Avrupalılara kendi <strong>Devlet Başkanı</strong> aleyhinde bazı akıllar veriyor, sonunun da çok yakın olduğunu, çünkü ‘ara seçimleri kesin kaybedeceğini söylüyor!.. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Devlet geleneği, devlet terbiyesi olan hangi ülke <strong>Valileri</strong> bunları yapar veya yapabilir !? Devşirme bir topluluk olan <strong>ABD</strong>, işte böyle bir ülke!.. Artık bunlara hiç de güvenilemeyeceğini bir kez daha gördük, bütün dünya ülkeleri olarak ‘<strong>birlik içinde’</strong> hareket etmezsek eğer, daha çok kötü şeylere şahit olacağımızı herkes de anlamalı artık, NOKTA...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 14:52:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meclis’te Bir ‘Özlem Zengin Vakıası’ Daha !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/mecliste-bir-ozlem-zengin-vakiasi-daha-3964</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/mecliste-bir-ozlem-zengin-vakiasi-daha-3964</guid>
                <description><![CDATA[Meclis’te Bir ‘Özlem Zengin Vakıası’ Daha !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hayat pahalılığının günden güne arttığı Türkiye'de milyonlarca vatandaş, özellikle de emekliler barınma ve gıda başta olmak üzere en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale geldi. <strong>Ana Muhalefet</strong>; 16 bin 881 TL olan en düşük emekli maaşının <strong>yüzde/ 18.40</strong> zamla <strong>20 bin TL'ye</strong> yükseltilmesi teklifine sert biçimde karşı çıktı. Bu tutarın yetersiz olduğunu, en azından asgari ücret seviyesine çekilmesi gerektiğini söyledi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">"<strong>Bakın, elimde Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının belgesi var, şu anda siz de internetten ulaşabilirsiniz. Buradaki rakamlara baktığınızda, evet gerçekten o günkü en düşük BAĞ-KUR emeklisinin maaşı 150 lira, en düşük SSK emeklisinin ücreti 257 lira, en düşük memur emeklisinin ücreti 376 lira, asgari ücret 184 lira yani hepsi de asgari ücretten yüksek, BAĞ-KUR emeklisi biraz geride...</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Hem emekli maaşının en düşük olanını asgari ücret seviyesine çekecek, ama 9.000 gün prim ödemiş, hak etmiş, daha yüksek emekli aylığı alması gerekenin de hakkını koruyacak adil bir sistem öneriyoruz. Bizim önerimiz kayıtlarda var, ama diyorsanız ki: ‘</span></strong><span style="font-size:12.0pt">Sizinki olmaz, bizimki olsun...’<strong> Biz varız, çıkartın bir A4, yazın hakkaniyetli bir zam, biz de altını imzalayalım, beş dakikada geçirelim, müjdeyi verelim</strong>" dediler...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bunun devamında en düşük emekli maaşının yeterli olmadığını kabul eden sayın <strong>Özlem</strong> <strong>Zengin</strong>; <strong>'Türkiye'nin şartları en müsait olduğu zamanda yeniden gözden geçirileceğini'</strong> belirtti ve: "<strong>Sağ olun. Makroekonomik dengeleri bozmadan ve emeklilerimize mümkün olan en fazla katkıyı vermeyi ve en kısa zamanda bu rakamları daha da arttırarak bir düzenleme yapmayı hedefliyoruz. </strong></span><strong><span style="font-size:14.0pt">Evet, yeterli değildir; bunu hepimiz görüyoruz</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">, geçen zaman içerisindeki artışa baktığınız zaman da süreç içerisinde ne kadar ciddi bir artış olduğunu da görüyoruz. Benim buradan emekli kardeşlerimize ifadem şudur, onları muhatap olarak söylüyorum: En kısa zamanda, Türkiye'nin şartları en müsait olduğunda bu ücretler tekrar, bir kez daha zaten gözden geçirilecektir" </span></strong><span style="font-size:12.0pt">dedi, iyi mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Tamam efendim, madem bu işler böyle olabiliyorsa; gelin sizlerin <strong>‘273 Bin TL olan Milletvekili Maaşlarını</strong>’ da, şu anda <strong>160 Bin TL</strong>’yi bulan ‘<strong>Emekli Milletvekili’</strong> maaşlarını da o zamana kadar yarıya düşürelim, ortalık düzelince yeniden arttıralım madem !? <strong>Olur mu?</strong> Size gelince <strong>olmaz </strong>değil mi? Ama biz gariban emeklilere gelince her şey <strong>müsai</strong>t oluyor, öyle mi? Sevsinler sizin bu güzel ama hiç de <strong>insancıl olmayan</strong> önerilerinizi!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bugün <strong>22 Ocak 2026</strong>, günlerden Perşembe sabahı, saat de 05.00 suları... Dışarıda, uzun zamandır beklediğimiz bolca yağmur yağıyor, şu bizim uğraştığımız işlere bakar mısınız? Sevinç ve umutlarımız yine gelecek günlere havale edildi, yine aklımızla alay ediliyor, yine dertlerimizin çözümü geciktiriliyor; neye sevinip de nelere üzüleceğimizi yine bilemez haldeyiz!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İktidar partisinin Yüce Meclis’te en çok konuşan, her şeye karışan ve en çok da eleştirilen bayan Vekili <strong>Özlem Zengin</strong> hanım, bundan önce de; “<strong>Biz bütün yaptıklarımızla gurur duyuyoruz!”</strong> diyerek, muhalefetin halk yararına her önergeye ‘<strong>RET Oyu’</strong> vermeleriyle çok eleştirilmişti... Bugün de, tüm ısrarlara rağmen, iktidar destekçilerinin bile ‘<strong>Sefalet Ücreti’</strong> dedikleri emekli maaşlarını <strong>20 Bin TL</strong> yaparak, aynı tavırlarını sürdürdüler!.. Bütün bunlar yine unutulacak mı, yoksa ilk seçimde artık bunların faturaları kesilecek mi, hep beraber bekleyip de göreceğiz inşallah!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Neyse, yazımızı bir fıkra ile bitirelim bari: Bir gün <strong>TV</strong> programındaki sohbette ünlü ‘<strong>Domates Güzeli - Ayşen Gruda’</strong> anlatıyordu: “<strong>Durakta yeşil ışığın yanmasını bekliyorduk, orta yaşlı bir kadın hiç ışığa bakmadan yola yürüdü... Acı bir frenle duran minibüs şoförü camı açıp, bu kadına aynen şöyle bağırdı: </strong>‘Bak teyze, bu meret senin kocan olan Enişteme hiç benzemez; seni altına aldı mı, sadece sarıp-sarmalayıp-sevip de bırakmaz, sonunda herkesi öldürür!..’ <strong>dedi, durakta bekleyen herkes gülmekten yerlere yatmıştı...”</strong> dedi, stüdyoda da ortalık bir anda yıkıldı, gülüşmeler havada uçuşmuştu...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Yaş  75,  Yolun  Yarısı...”</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/yas-75-yolun-yarisi-3963</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/yas-75-yolun-yarisi-3963</guid>
                <description><![CDATA[“Yaş  75,  Yolun  Yarısı...”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Duayen gazetecilerimizden, lâkabı ‘<strong>Gölge Adam’</strong> olan merhum <strong>Ertuğrul AKBAY</strong>; <strong>1939 Mudanya</strong> doğumlu olup, <strong>07 Mart 2019</strong> yılında <strong>İstanbul’</strong>da ve <strong>81</strong> yaşındayken öldü... Uzun süre <strong>kanser tedavi</strong> görmüştü, ama bu değerli insanımızı kurtaramadılar...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Spora ve sağlıklı beslenme kurallarına çok dikkat eden bu büyüğümüz, <strong>75 </strong>yaşına geldiğinde bir kitap çıkarmış, adını da: <strong>“Yaş 75, Yolun Yarısı...</strong>” vermişti... Aslında bu adı vermesinin sebebi şuydu; <strong>1946 </strong>yılında <strong>CHP</strong>’nin açtığı bir şiir yarışmasında, <strong>“Otuz Beş Yaş”</strong> adlı ‘<strong>7 Kıtalık’</strong> şiiriyle birinci olan<strong> ‘Cahit Sıtkı TARANCI’ </strong>nın şiiri de aynen şöyle başlıyordu; “<strong>Yaş 35, Yolun Yarısı Eder/ Dante Gibi Ortasındayız Ömrün/ Delikanlı Çağımızdaki Cevher/ Yalvarmak, Yakarmak Nafile Bugün/ Gözünün Yaşına Bakmadan Gider...</strong>” diyordu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Merhum <strong>Ertuğrul Akbay</strong> da, aradan yıllar geçtiği, teknolojinin ve tıbbın çok geliştiğini düşündüğü için, bu rakamı <strong>2013 </strong>yılında tam <strong>75 yaşına</strong> geldiği için bu kitabını yazmıştı!.. Kendisi gayet sağlıklı, spor yapıyor, beslenmesine dikkat ediyor, bize de biraz yardımcı olmak için bu kitabını yayımlıyordu... Ancak, bu çok gelişen teknolojinin bazı <strong>sakıncaları-hormonları-zehirleri</strong> pek görememiş olacaktı ki; son yıllardaki bazı besinlerin tehlikelerini fark edemedi, kendisi de sonuçta ‘<strong>Kanser</strong>’ oldu ve daha <strong>81</strong> yaşındayken aramızdan ayrıldı... Zati ‘<strong>Otuz Beş Yaş’</strong> şiiri şairimiz <strong>Cahit Sıtkı Tarancı</strong> da daha <strong>’46 Yaşında’</strong> iken vefat etmişti...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, şimdi durduk yerde bendeniz niye bunları yazdım? “Ulan ülkede alay eder gibi asgari ücreti ‘<strong>20 Bin TL’</strong> olarak belirlediler, <strong>Suriye</strong>’de kan gövdeyi götürüyor, <strong>Venezuela</strong> Liderini uyurken havaya uçurup, <strong>ABD</strong>’de yargılamaya götürdüler; <strong>Putin </strong>yine Ukrayna’ya nükleer başlıklı füze attı; <strong>İran’</strong>ın bütün eyaletleri karışmış, halk sokağa dökülmüş vaziyetteyken; sen bula bula bu yaş şiirlerini niye yazıyorsun ki?” diyenleriniz olabilir... Herhalde bunu keyfimizden yazmıyoruz; bendeniz de şu anda tam <strong>’75 Yaşına’</strong> girmiş durumdayım, endişelerim tavan yapıyor da ondan yazıyorum tabii...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yahu, bize emekli zammını verirken, aslan <strong>TÜİK</strong>’in aklına uyup da, sadece <strong>% 16, 80</strong> oranında zam verirlerken, hemen ertesi günü devletin Milli Piyangosunun bütün kumar çeşitlerine ‘<strong>% 50 zam’</strong> koydular; kolonu <strong>10 TL</strong> olanlar <strong>15 TL</strong> oldu, niye buna kimse itiraz etmedi !? Bu nasıl zam anlayışı böyle; bize verirken <strong>% 16.80</strong>, bizden yolarlarken ise en az <strong>% 50</strong> alıyorlar!.. Bu size mantıklı geliyor mu ha, hani şimdi neredesin aslan <strong>TÜİK,</strong> buna da itiraz etsene!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bizim gibi ülkelerde ‘<strong>Ölüm</strong>’ dediğiniz şen nedir ki; saka gibi bir şeydir!.. Pencere altından geçen birinin kafasına saksı düşmesi... Sokakta çatışan çetelerin serseri kurşunlarıyla yere serilmeniz... Rüzgârda uçan çatılar altında kalanlar... Hatırlı kişilerin genç çocuklarının lüks araçlarla ezdikleri, içeride bir gün yatmamaları... filân, ‘<strong>güncel rutin ölümlerimiz’</strong> arasında değiller mi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Geçende üç günlük bir <strong>gelin</strong>, kocasını bakkaldan reçel almaya göndermiş... Öbür sokaktaki düğünde eğlenen bir gurup, aşka gelip havaya ateş açmışlar!.. Bir ‘<strong>Yorgun Mermi’</strong> genç kocanın tepesine düşmüş, bakkalın önünde onu öldürmüş!.. Hemen bu acı olayı evine bildirmişler, genç geline hemen; <strong>“Geçmiş olsun, şimdi ne yapacaksın kızım</strong>?” demişler, genç gelin hiç düşünmeden; “<strong>Daha yaşım çok genç, yakında birini daha bulur, onu da bakkala kaymak almaya gönderirim”</strong> demiş, iyi mi?.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İşte gerçek hayat bu dostlar, hiç edebiyata-şiire-kitaba gerek var mı yani? Şu bizim <strong>Cahit Sıtkı</strong> ve <strong>Ertuğrul Akbaş</strong> gibi büyüklerimiz boşuna ve bir hiç uğruna mı uğraşıp duruyorlar, ne !?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 17:16:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Milletvekili  Transferi  Görüntüleri !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/milletvekili-transferi-goruntuleri-3962</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/milletvekili-transferi-goruntuleri-3962</guid>
                <description><![CDATA[Milletvekili  Transferi  Görüntüleri !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">1970’</span></strong><span style="font-size:12.0pt">li<strong> </strong>yıllardan beri bu olay defalarca başımıza geldi, artık bu ülkenin dürüst partilileri ve seçmenleri olarak, hepimize gına geldi, nefretimizi depreştirdi, bu ülkenin geleceğine olan umudumuzu ve güvenimizi sarsmaya başladı, yeter artık !..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">07 Ocak 2026</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Çarşamba günü iktidar partisi <strong>AKP</strong>’nin haftalık gurup toplantısı sonrası, yine başka partilerden seçilmiş üç milletvekili, hiç utanmadan ve sıkılmadan, bir Milletvekiline yakışmayacak abartılı sözlerle AKP’ye katılırken; aslında ne kadar basit ve kullanılmaya müsait insanlar olduklarını cümle-âleme bir kez daha gösterdiler!.. Bununla ilgili basında çıkan haber aynen şöyleydi: </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“Toplantıda, <strong>CHP'</strong>den ihracının istenmesi üzerine istifa eden Mersin Milletvekili <strong>Hasan Ufuk Çakı</strong>r, Gelecek Partisi'nden istifa ederek bağımsız milletvekili olan <strong>İsa Mesih Şahin</strong> ve DEVA Partisi'nden istifa eden Kahramanmaraş Milletvekili <strong>İrfan Karatutlu</strong>'ya Erdoğan tarafından rozetleri takıldı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">‘<strong>Hasan Ufuk Çakır</strong>, sayın Erdoğan'ın rozet takması sonrası yaptığı açıklamada; <strong>'Türkiye Cumhuriyeti'nin iki Başkomutanı vardır; biri Mustafa Kemal Atatürk'tür, ikincisi Recep Tayyip Erdoğan'dır' </strong>sözlerini kullanarak; ‘<strong>Erdoğan'a selam duruyorum...’ </strong>dedi...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Haber aynen böyleydi... Üç Milletvekilinden <strong>Hasan Ufuk Çakır</strong>, söylediği sözler ve yaptığı hareketlerle hepimize parmak ısırttı!.. Meğerse adam doğuştan <strong>AKP</strong>’li imiş de, hiç birimizin -özellikle de onu aday gösteren <strong>Bay Kemal</strong>’in- haberi yokmuş da, bunca partili arasından <strong>O</strong>’nu aday göstermiş... Bu olay üzerine bir açıklama yapan CHP Gurup Başkanvekili ve Mersin Milletvekili <strong>Ali Mahir Başarır</strong>; “<strong>Bu adam aday yapılırken sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na yalvardım; bu kişiye güvenilemeyeceğini söyledim, bu adayın sırasına Gençlik Kollarından gelen bir arkadaşımızı önerdim, beklediğimiz gibi çıktı, şimdi de ihanete uğradık!”</strong> diyordu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hani ben ihtiyar dallama yazarınız, geçmişimize bakarak bu olayı da ‘normal’ kabul edebilirdim amma; uzun zamandır sessizliğini koruyan ve hiçbir delikten çıkıp da son olaylara karışmayan sayın <strong>Bülent Arınç’</strong> ın çıkıp da; “<strong>Ben Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır’ın, rozet takılırken söyledikleri ve yaptıklarını çok yadırgadım! Sen önce, sana oy verenlere olan diyetini ödedin mi, kime sordun da parti değiştirdin!?”</strong> demesi yok mu? Bir <strong>AKP</strong> kurucusunun bile bunları söylemesi sizce de büyük önem taşımıyor mu? Bazılarınız çıkıp da; “<strong>Adamın davranışlarını bir AKP kurucusu bile yadırgadı, biz niye kabul edelim ki? Yoksa bu kadar yapmacık bağlılığa onlar da mı kıskandılar acaba?”</strong> diyebilirler, ne bileyim ben ?.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu dönek arkadaşın tarih bilgine de hayranım doğrusu; <strong>75 </strong>yıllık ömrümde onun kadar yalakaları çok az gördüm, ben de eski <strong>Fırıldak Kubi</strong> (Kubilay Uygun’a) selâm duruyorum (!), yeriniz hiç boş kalmıyor baksana, rahat uyu, e mi? Eskimiş CHP Vekili <strong>Hasan Ufuk Çakır</strong> dedi ki; “<strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin iki büyük komutanı vardır; biri Mustafa Kemal Atatürk, biri de sayın Recep Tayyip Erdoğan, ben de karşısında O’na selâm duruyorum!”</strong> dedi, iyi mi? Peki, <strong>Kurtuluş Savaşı’</strong>nın en önemli komutanları olan Garp Cephesi Komutanı <strong>İsmet İnönü</strong>, Şark Cephesi Komutanı <strong>Kâzım Karabekir</strong>, Genelkurmay Başkanı Mareşal <strong>Fevzi Çakmak</strong> ne olmuş oluyor !? Şimdi bu Türk Tarihi yeniden mi yazılacak, bütün okul kitapları yeniden mi değişecek?.. Gördünüz mü şu başımıza gelenleri gari ?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Anayasa’yı değiştirme iddiasında olan AKP’nin önünde daha epeyce eksik Vekil sayısı var... Durun bakalım daha neler olacak, nelere şahit olup, bunlardan biri olmadığımıza binlerce kez şükredeceğiz belki, kim bilir: “<strong>Du bakali daha nele nele olucek</strong>!?”</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 17:16:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YAP-İŞLET-DEVRET GÖCEK TÜNELİ</title>
                <category>Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/yap-islet-devret-gocek-tuneli-3961</link>
                <author>suleymangirgin@gmail.com (Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/yap-islet-devret-gocek-tuneli-3961</guid>
                <description><![CDATA[YAP-İŞLET-DEVRET GÖCEK TÜNELİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülke nasıl soyulur, işte böyle soyulur;<br />
2026 Ocak ayında 960 metre uzunluğundaki Göcek Tüneli otomobil geçişi 75 TL oldu.<br />
İçinde 3 km’lik Selatin Tüneli bulunan 119 km uzunluğundaki Aydın-İzmir Otobanı ücreti ise 73 TL.<br />
Fethiye ve Dalaman ilçelerini birbirine bağlayan 950 metrelik Göcek Tüneli’nin birinci tüpü, 2002 yılında YİD modeliyle ihale edilip inşa edilerek 2006’da faaliyete geçti. 2018 yılında devlet imkânlarıyla yapılan Göcek 2. tüp tünel de işletici firmaya bedava devredildi.<br />
Bunun karşılığında Karayolları Genel Müdürlüğü, tünelin devlete teslim tarihinin mahsuplaşma yapılarak 2032’den 31.12.2025 tarihine çekildiğini açıklamıştı.<br />
Karayolları Genel Müdürlüğü’nce Göcek Tüneli için devir alındıktan sonra yeni bir ihalenin yapılıp yapılmayacağını ve tünelin ücretsiz olup olmayacağını Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) sorduğumuzda, devir tarihinin 2030 tarihine kadar sessiz sedasız uzatıldığını şaşkınlıkla öğrenmiştik.<br />
Sebebini tekrar CİMER’e sorduğumuzda ise cevap olarak “tahkim ve mahkeme kararı gereği” denilmişti.<br />
Madem tahkim ve mahkeme kararı gereği süre uzatıldı, o zaman şu soruları bir vatandaş olarak soralım:<br />
Devlette devamlılık esastır.<br />
Seçim propagandası olarak her seferinde “Müjdeler olsun, Dalaman-Göcek Tüneli ücretsiz olacak” diye pankartlar asılmıştı.<br />
Verilen sözler ne oldu?<br />
Devlet tarafından yapılan 2. tüp tünelin, devlete maliyeti işletici firmaya teslim tarihi itibarıyla kaç TL’dir?<br />
Devlet tarafından yapılan ikinci tüp tünel, işletici firmaya ücretsiz devredilirken devletin tünel maliyeti süreden mahsup edilerek 2032 yılından 2025 yılına çekilmişti. Buna karşın tahkim ve mahkeme kararı ile süre şirket lehine (sadece 20 ay düşülerek) 2030 yılına uzatıldığına göre, 2. tüp tünelin maliyeti şirketten tahsil edilecek midir?<br />
tüp tünelin maliyeti, şirketin sadece 20 aylık gelirine mi denk düşmektedir?<br />
Yap-işlet-devret modelinin uygulamaları açıktır:<br />
Şirket maliyetini karşılayarak projeyi imal eder, bir süre işletir, daha sonra haklarından vazgeçerek devlete devreder.<br />
Bu nasıl bir adaletsizliktir ki; çift yönlü geçiş hakkı şirkete aittir denilerek, yapılmış sözleşme gerekçe gösterilerek, şirketin 5 kuruş harcamadığı, tamamen devlet tarafından yapılan bir tünelin işletme hakkı bu şirkete devredilebiliyor?<br />
Devlet bu kadar iş bilmez ya da bu kadar aciz midir ki, kendi parasıyla yaptığı tünelin işletme hakkını hukuki olarak bu şirkete kaptırsın?<br />
Bu şirket bu hakları, AKP’nin içinden birileriyle uzlaşmaya varmadan asla kazanamazdı.<br />
İpler AKP’nin elinde olmasaydı, AKP’nin dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu seçim vaadi olarak “Göcek Tüneli ücretsiz olacak” der miydi?<br />
Süre uzatımına yönelik o dönem basına şöyle bir açıklama düşmüştü:<br />
“Erdoğan’ın davetiyle firma görüşmeye çağrılmış ve devletin yaptığı 2. tünelin işletme hakkı karşılığında, 2032 yılına kadar olan işletme süresi 6 yıl öne çekilmiş. Ancak şirket tahkime gittiği için tahkim kararı bozmuş. Hükümet istinafa gitmiş, karar değişmemiş, Yargıtay’a gidilmiş, karar yine firma lehine olmuş, sadece 20 ay öne çekilebilir denilerek süre 2030 yılına çekilmiş.”<br />
Ne mutlu ki ülkemizde hâlâ Cumhurbaşkanı’nın tesir edemediği bağımsız bir yargımız varmış da, Cumhurbaşkanı’nın bizzat ilgilendiği bir konu hakkında, Cumhurbaşkanı’na rağmen böyle bir karar verebilmişler.<br />
Sevinmeli mi, üzülmeli mi; inanmalı mı, inanmamalı mı size kalmış.<br />
Finalde, Türkiye’nin en kısa ve en pahalı tüneli olan “Göcek Deli Dumrul Tüneli” için bırakın ücretsiz olacağına yönelik verilen sözleri, işletici şirkete 2. tüp tünel hediye edildi.<br />
Yetmedi, 5 yıl daha soygun uzatıldı.<br />
AKP döneminde “kamu yararı” diye bir kavramın olduğunu zaten unuttuk.<br />
İktidarın kamu yararından anladığı; yandaş şirketlerin kârı, yandaş şirketlerin yararı. Bunu her alanda görebiliyoruz.<br />
Halkımız göz göre göre soyuluyor, soyduruluyor.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 15:33:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/03/suleyman-girgin-27-donem-chp-mugla-milletvekili-1740990889.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UMUDU YİTİRMEMEK…</title>
                <category>Prof. Dr. Kemal Kocabaş</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/umudu-yitirmemek-3960</link>
                <author>kemal.kocabas@deu.edu.tr (Prof. Dr. Kemal Kocabaş)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/umudu-yitirmemek-3960</guid>
                <description><![CDATA[UMUDU YİTİRMEMEK…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">“Bütün iyi kitapların sonunda/Bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda/</span></span></strong></em><strong><em> </em></strong><em><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">Meltemi senden esen/Soluğu sende olan/Yeni bir başlangıç vardır/Parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın/Gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın/Onu işitsen, yuvarlağı sende kalır/Her başlangıçta yeni bir anlam vardır/Nedensiz bir çocuk ağlaması bile/</span></span></strong></em><strong><em> </em></strong><em><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">Çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır”</span></span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yukarıdaki Edip Cansever dizeleri &nbsp;yaşam umudunun, heyecanının şiirsel bir anlatısıdır. İyi ki hayata, umuda, güzelliğe dair dizeler yazan şairlerimiz var. Zor günlerden geçtiğimiz ülke koşullarında&nbsp; bu dizelerle ayakta kalıp yaşamı savunmaya çabalıyoruz.&nbsp; Yüreğinde&nbsp; geleceğe dair umutları kaybetmeyenler haftada iki gün İstanbul ve ülkenin bir köşesinde Sayın Özgür Özel’in mitinglerinde şiirlerle, şarkılarla yeni dayanışmalar üreterek&nbsp; hayat pahalılığına, çalışanlara verilen sefalet ücretlerine, ülkedeki antidemokratik iklime itiraz ediyorlar. CHP’nin toplumsal muhalefeti sürüklediği bu koşullarda partiden ayrılan milletvekilleri ve belediye başkanları ile ilgili olarak dostça bazı eleştirilerimizi mitinglerde yağmurda soğukta toplanan insanların emeğine saygı adına&nbsp; ifade etmeyi&nbsp; bir görev sayıyorum. CHP’de acilen yapısal bir devrim gerçekleştirilmelidir. Akp’ye geçen Mersin milletvekili nasıl bu partide listelere girdi?, ayrılan belediye başkanları ve özellikle&nbsp; bazı büyükşehir belediyelerindeki başkanlar nasıl seçildi? &nbsp;Bunların&nbsp; basına yansıyan çok lüks koşullarda yaşayan, rahatsız edici yaşam&nbsp; tarzları sürdüren &nbsp;yakın çalışma arkadaşları, danışmanlar &nbsp;&nbsp;nasıl seçildi? Bunlar mutlaka sorgulanmalıdır. Parti;&nbsp; keyfiliklerden, kişilerin tercihlerinden çok ilkesel düzeyde liyakat ve birikimi öne çıkaran&nbsp; aday belirleme sürecine evrilmelidir. Belediye başkanları ve il başkanlarının görev tanımlamaları iyi yapılmalı, ilçe belediye başkanları ile ilgili olarak yerel dinamikler öne çıkarılmalıdır. Bunlar yapılmadığı takdirde parti,&nbsp; büyük emekle toplumsal muhalefete &nbsp;yapılan öncülük görevini kaybedecektir. </span></span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">TAYFUN &nbsp;KAHRAMAN VE MURAT ÇALIK’A YAPILANLAR </span></span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; MS hastası şehir plancısı Tayfun Kahraman ve kanser tedavisi gören Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık çok ciddi sağlık sorunları yaşadıklarını &nbsp;ailelerinin basına, medyaya yansıyan çığlıklarından acıyla izliyoruz. Tayfun Kahraman ile&nbsp; ilgili serbest bırakılmasına yönelik Anayasa Mahkemesi kararının&nbsp; uygulanmaması gibi gariplikler yaşanırken&nbsp; hastanelerde uzun süreli tedavilerine izin verilmemektedir.&nbsp; Murat Çalık ameliyat olduktan hemen sonra cezaevine gönderilmekte, Tayfun Kahraman neredeyse yürüyemez hale geldiğini eşinin açıklamalarından öğreniyoruz. Tüm bu yaşananların&nbsp; toplumsal vicdanlarda &nbsp;yeri yoktur. Bu insani olmayan, düşman hukuku uygulamalarına bir an önce son verilmelidir. Eğer bu süreçlerde&nbsp; Çalık ve Kahraman’ı kaybedersek karar vericiler, yargıçlar, doktorlar hiç vicdani acı yaşamayacaklar mı? Yargı mensupları ve doktorlar parti devletinin değil halkın hukukçusu, halkın doktoru olmanın nesnelliği &nbsp;ile karar vermeli, yaşam hakkını&nbsp; öne çıkarmalıdırlar. </span></span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">İKTİDAR ÇEVRELERİNİN EMEKLİLERE BAKIŞI</span></span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong></em><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">Son on günde, ocak ayı ile birlikte &nbsp;pazara ve çarşıya,&nbsp; bir lokantada yemeğe&nbsp; çıktığımızda, bir kahvede çay-kahve içerken&nbsp; fahiş fiyat artışlarını&nbsp; görüyoruz. Televizyon ekranlarında örgütlü emekli sendikalarının ülkenin her köşesinde 20 bin liralık ücrete karşı verdikleri hak arama mücadelesini saygıyla izliyoruz. Yaşlı yoksulluğu bu iktidar tarafından adeta dayatılıyordu. Siyasal iktidarın ülke kaynaklarını halkın refahını iyileştirme yerine&nbsp; sermaye kesimlerine ve yandaş kesimlere &nbsp;kaynak &nbsp;aktardığı çok açık. İktidar çevreleri bu süreci savunma adına <strong>“Emeklilerin ömrü bizim iktidarımız döneminde uzadı, Şükretmiyorlar, Her ay maaşlarını alabiliyorlar, Uzun Yaşıyorlar, Bütçe açığının nedeni ETY’liler” </strong>şeklinde absürd açıklamalar yapıyorlar. Bu ifadeler siyasal iktidarın halktan ne kadar uzaklaştığının somut delilidir. Emekli insanlarına <strong>“çok yaşıyorlar</strong>” diyerek bakmanın vicdani ağırlığını, rahatsızlığını hissetmemelerini emekli bir akademisyen olarak üzüntüyle izliyorum. Parti devletinin geldiği nokta maalesef böyle…</span></span></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">MİLLİ EĞİTİM BAKANI TEKİN’İN İNCİLERİ</span></span></strong></em></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#0a0a0a">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eğitimci kimliği olmayan Milli Eğitim Bakanı Tekin, uygulmalarıyla, laik eğitim karşıtlığı içeren &nbsp;açıkamalarıyla &nbsp;ve de Cumhuriyetimizin kurucusunu görmezden gelen yaklaşımlarıyla&nbsp; ülkede büyük tepkiler almaktadır.&nbsp; Ülkede emekliler, işçiler, memurlar dışında atanmayan öğretmenler de meydanlarda haklarını aramak adına seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bu iktidar seçim öncesi öğretmen adaylarına mülakatın kaldırılacağına söz vermesine karşılık bu konuda adım atmamış, esnek çalışma koşullarını öne çıkararak öğretmenlik meslek onurunu yok eden ücretli-sözleşmeli öğretmenlik statüsünü yaygınlaştırmaktadır. Tekin yaptığı son açıklamada: <strong>“</strong></span></span></em><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">’Ücretli öğretmenlik diye bir şey yok. Bu uydurma bir kavram. Ne bizim sistemimizde ne mevzuatımızda ne kanunumuzda böyle bir şey yok. Bu nedir? Belli dersleri okutacağımız öğretmen bulunamadığında ek ders ücreti karşılığında bize destek olan kişiler bu kapsamda değerlendiriliyor. Ücretli öğretmenlik sanki bizim mevzuatımızda olan bir kavram gibi sunuluyor. Bu sistem legal bir kadro türü değil, tam tersine ihtiyaç gidermek için üretilmiş bir ara formül’’ </span></span></span></strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">ifadeleriyle çalışmakta olan yaklaşık 90 bin ücretli öğretmeni yok saymaktadır. Bu sayı da her yıl artmaktadır. Bunun adı ucuz, güvencesiz, kadrosuz öğretmen çalıştırmadır. &nbsp;Bakan rahatsız ise ve yasalarda yeri yoksa çözüm çok açıktır. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik statülerini kaldırıp bu öğretmenleri kadrolu atamaktır. </span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">TARİHTEN DERS ALMAK</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türkiye yakın zamanda FETÖ adı verilen ABD destekli gerici bir tarikatın &nbsp;darbe girişimini yaşadı. Darbe öncesi ülkede hayali-düzmece dosyalarla pek çok yurttaşımız büyük acılar yaşadı. &nbsp;Siyasal iktidarın &nbsp;destek verdiği ve &nbsp;yargı, güvenlik, üniversite ve diğer kamu bürokrasisine ele geçiren &nbsp;kadroların yarattığı travmayı hep birlikte yaşadık. Bugünlerde siyasal iktidar FETÖ’den boşalan&nbsp; alanı&nbsp; Menzil tarikatına açarak büyük yanlışlar yapmaktadır. Bu hafta İzmir-Karabağlar’da Menzil tarikatının hiçbir güvenlik duvarıyla karşılaşmadan düzenlediği&nbsp; geniş katılımlı toplantı dikkat çekiciydi. Hak arayan emekliler, atanmayan öğretmenleri coplarla dağıtan güvenlik güçleri&nbsp; Karabağlar’da&nbsp; adeta kaybolmuşlardır. Güvenlik güçlerinin bu çifte standartını anlamak zor. İran, Suriye deneyimleri de göz önüne alınarak tarikat ve cemaatlerin kamu kadrolarında yer almaması ve mutlaka&nbsp; denetlenebilir olması bizim gibi ülkelerde yaşamsal önemdedir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Son günlerde &nbsp;15-16 yaş çocukları arasında yaşanan öldürme olayları, kadın cinayetleri,&nbsp; fubolda yasa dışı bahis ve&nbsp; ve medyatik kişilerin karıştığı &nbsp;uyuşturucu salgını toplumda&nbsp; yaşanan sosyal çürümeleri, vasatlıkları ve &nbsp;değersizlikleri&nbsp; işaret etmektedir. Dilerim&nbsp; ki ülkemiz bu yozlaşmadan kurtularak, herkesin kendini eşit yurttaş gördüğü demokratik hukuk devleti iklimine&nbsp; 2026 yılında kavuşur. Umudumuz budur. &nbsp;Ne dersiniz?</span></span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 13:22:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/kemalhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Başkan Trump’ın Esas Amacı Ne !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/baskan-trumpin-esas-amaci-ne-3959</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/baskan-trumpin-esas-amaci-ne-3959</guid>
                <description><![CDATA[Başkan Trump’ın Esas Amacı Ne !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eğitim, ahlâk ve uluslararası kalitelerini çok iyi bildiğimiz Amerikan Halkı, ikinci defa ‘<strong>Başkan’</strong> olarak Cumhuriyetçilerin lideri <strong>Donald Trump’</strong>ı seçtiler, çok da iyi bir halt işlediler!.. Bu kıta ilk keşfedildiğinde, oraya yerleştirilecek gönüllü insanlar bulunamadı, mecburen Avrupa ülkelerinden <strong>İngiliz, İtalyan, Portekiz</strong> ve <strong>İspanyol </strong>hapishanelerinde yatan, genelde <strong>‘idamlık’</strong> suç işleyen <strong>katil, tecavüzcü, hırsız, gaspçı, soyguncu, haydut ruhlu</strong> suçluları seçip, oralara götürdüler!.. Daha sonra bunlara <strong>Fransızlar</strong> ve <strong>Almanlar</strong> da dahil oldular... Tabii, temelleri bunlar olunca, sonradan oluşan ülke insanlarından ne hayır beklerdiniz ki !? İşte bugün de olan budur dostlar...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Başkan Trump</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> bir gün çıkıp; “<strong>Grönland</strong> bizim olmalı... <strong>Kanada</strong>’yı satın alıp<strong>, 51</strong>. Eyaletimiz yapacağım... Zati ‘<strong>Panama Kanalı’</strong> bizimdi, <strong>Çin </strong>orayı sahiplendi... <strong>Danimarka</strong>, Grönland’ı bize satmazsa, askerî gücümüzle alacağız!.. <strong>Venezuela</strong>’dan sonra sırada <strong>Küba, Meksika, Kolombiya</strong> ve <strong>İran</strong> var... Zati <strong>Venezuela</strong> petrollerini biz bulmuş, biz işletiyorduk, bunlar bizim olacak!.. <strong>Venezuela</strong>’yı ben yöneteceğim artık!.. <strong>Grönland</strong>’ın nadir maden elementlerini <strong>Rusya</strong> ve <strong>Çin</strong>’e bırakamayız, aslında biz <strong>Avrupa</strong>’yı da bunlardan kurtarıyoruz...” gibi, akla-hayale gelmedik çok uçuk açıklamalar yapıyor!.. Bir başka gün çıkıp; “<strong>İran halk isyanına İran kuvvetleri müdahale ederse, biz silahlarımız dolu şekilde müdahaleye hazırız!..”</strong> diyor...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yahu, sen bu koca dünyanın Ağası mısın!? Dünyadaki <strong>300</strong> civarındaki ülke toprakları, senin genelev işleten <strong>Alman</strong> deden ve babandan miras mı kaldı !? Tamam, bugün dünyanın en zengin, en güçlü ülkesi olabilirsin? Beş kıta ülkeleri birlik olurlarsa, onların karşısında senin bir ‘<strong>Sinek’</strong> kadar bile hükmün kalmaz, ya bunu da hiç hesap ediyor musun!? Bundan önce senin gibi ‘<strong>Güç Zehirlenmesi’</strong> yaşayan <strong>Cengiz Han, Romalılar, Atilla, Timur Han, Napolyon</strong> ve <strong>Adolf Hitler...</strong> gibi çok kişi bunu denedi, sonları büyük hüsran ve hayal kırıklıkları ile bitti, ya bunu da biliyor musunuz !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Zaten son günlerde öyle can sıkıcı açıklamalar yapar oldu ki; başta ülkesinin <strong>New York</strong> ve <strong>Minnesota Valileri</strong> bile bu adama isyan edip; artık susmasını, hayalinde dünyayı yönetmeye kalkmak yerine, kendi ülkesindeki aslî görevini yapmasını tavsiye ettiler!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">ABD</span></strong><span style="font-size:12.0pt">, kuruluşu <strong>1776</strong> yılından beri tam <strong>47 Başkan</strong> görev yaptı... Bunların <strong>4 tanesi</strong> suikast sonucu öldü, ayrıca <strong>9 tanesi</strong> de suikasta uğrayıp sağ ve yaralı olarak kurtuldular!.. Bunların içinde en son suikasta uğrayıp da kurtulanların en sonuncusu da, seçimler sırasında Başkan <strong>Donald Trump</strong> idi; kurşun sol kulağını delip de geçmişti, birkaç santim içeriden geçse, beyninden vurulacak ve bugün aramızda olmayacaktı... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Zannedilen o ki, ‘<strong>Güç Zehirlenmesi’</strong> denilen iktidar hastalığı son günlerde öyle nüksetmiş olmalı ki; önüne gelene rest çekiyor, önüne geleni azarlıyor, aşağılıyor, dalga geçiyor, bazen basın toplantılarında öyle ciddi konular konuşulurken bile danslar ediyor, kendinden önceki Başkanları suçluyor, seçimde kendisine yardımcı olanları bile beş dakikada üstlerini çizebiliyor!.. Sizleri bilemem, ama bence bu adam kendi yatak odasındaki boy aynasında da bazı hareketleri yapıyor, kendisini çok beğeniyor, ne isterse yapabileceğini zannediyor!? Zaman zaman eşi ile küsüyor, beraber olsalar bile ona elini tutturmuyor, uzak duruyor, basın önünde Başkana tavır koyuyor!.. Herhalde o da bu adamdan bıkmış-usanmış ama, onda da ikinci kez ‘<strong>First Leydi’</strong> unvanı yüzünden oluşan <strong>güç zehirlenmesi</strong> sebebiyle bir türlü ayrılamıyor!? Tabii bu benim fikrim, aynı fikirde değilseniz eğer iki defa öksürünüz, ben şıp diye anlarım...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet dostlar, işte dünya böyle bir liderle baş başa... Daha neler görüp de neler çekeceğiz bakalım; sağ olursak eğer, pek de çok zaman geçmeden her şeyi yine görüp, arşivlerimize bir <strong>not</strong> daha düşecek ve yaşamaya devam edeceğiz inşallah!.. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 17:20:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yunanlı Gazetecinin Yine Bir Yeri Kabarmış Olmalı !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/yunanli-gazetecinin-yine-bir-yeri-kabarmis-olmali-3958</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/yunanli-gazetecinin-yine-bir-yeri-kabarmis-olmali-3958</guid>
                <description><![CDATA[Yunanlı Gazetecinin Yine Bir Yeri Kabarmış Olmalı !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sözcü Gazetesi yazarı <strong>Yılmaz Özdil</strong>, Cumhurbaşkanı <strong>Erdoğan</strong>'ı hedef alan <strong>Yunan Gazeteciye</strong> sert tepki gösterdi. Özdil; “<strong>Türkiye'nin yüzölçümü çok büyük. Allah'a çok şükür. Herkesi gömecek kadar toprağımız var. Ben Yunanlı Gazeteciye denemesini tavsiye ederim</strong>" ifadelerini kullandı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Venezuela Devlet Başkanı <strong>Nicolas Madur</strong>o'nun <strong>ABD</strong> tarafından yakalanmasının ardından Yunan bir gazeteciden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan skandal bir paylaşım geldi. Sözde gazeteci, <strong>Maduro</strong>'nun gözaltındaki görselini yapay zeka ile düzenleyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef aldı. Gazeteci <strong>Yılmaz Özdil</strong>, Sözcü TV'de yayınlanan Kırmızı-Beyaz programında bu provokatif paylaşıma karşı <strong>Yunan gazeteciye</strong> haddini bildiren bir açıklamada bulundu. <strong>Özdil'</strong>in skandal paylaşım üzerine yanıtı şu şekilde oldu: </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“Sosyal medyada çok konuşuldu yani ben o Yunan Gazeteciye buradan şunu söyleyebilirim. Türkiye'nin yüzölçümü çok büyük. Allah'a çok şükür. Herkesi gömecek kadar toprağımız var. Ben Yunanlı Gazeteciye denemesini tavsiye ederim...Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına karşı yapay zeka ile bir şey yapmış herif. Bir kere Türkiye'yi Venezuela gibi bir ülkeyle yan yana gösterilmesine ciddiye alıp tepki verilmesi de garip. Asıl ikincisi de yani deniyor ki ‘</span></strong><span style="font-size:12.0pt">Saray<strong>'ı </strong>Türkiye korur mu?<strong>’ 15 Temmuz'da denediler bunu.</strong>..”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">'TÜRKİYE BİR ÜLKE DEĞİL, BİR VATANDIR!..'</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“<strong>Venezuela ile Türkiye kıyaslamak şundan yanlış, adamların devlet başkanını çaldılar. Herifler duruyor öyle. Çünkü bunlar ülke vatan değil. Türkiye vatan. Türkiye üzerine hesap yapmaya çalışanların bunu gözden kaçırıyor. Türkiye bir ülke değil vatan arada ciddi fark var... Erdoğan’ı değil, ‘</strong>Erdoğan'ın terliğini’<strong> kimse alamaz. Biz varız, biz buradayız!.. Kimse merak etmesin. Türk'e kefen biçmek isteyen mezarını derin kazsın. Burası ülke değil bir vatan. Bize bu vatan toprağını kuponla vermediler. Dolayısıyla Türkiye'yi Venezuela gibi tırışkadan bir ülke ile kıyaslamak Türk Milletine hakarettir!..”</strong> dedi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sözlerine katılırsınız veya katılmazsınız, ama sayın <strong>Yılmaz Özdil</strong> doğru söylüyor ve tam da damardan vuruyordu!.. Öyle ya; daha dün <strong>İngilizlerin</strong> ağzına bakıp da <strong>1919’</strong>da <strong>İzmir</strong>’e çıkan <strong>Yunanlılar,</strong> Ege Bölgesini kuşatıp, <strong>Eskişehir’</strong>e kadar gitmişlerdi... Peki sonra ne oldu? Bu milletin ölümüne direnişi karşısında <strong>kancık tavşanlar gibi</strong> geri kaçtılar, <strong>Ege Denizi</strong>’ne çakıl taşları gibi döküldüler, zati pek olmayan itibarlarını dünya çapında tamamen kaybettiler değil mi? <strong>15 Temmuz 2016</strong> günü bir deneme de ABD destekli dinci <strong>Fethullah Terör Örgütü</strong> bir deneme yaptı, bir gecede çoğu teslim oldu, imkânı olanlar da yurt dışına, kendilerine akıl veren ‘<strong>Gâvur</strong> <strong>Dostlarının’ </strong>yanına kaçmak zorunda kaldılar!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Burası ‘<strong>Venezuela</strong>’ gibi bir devşirme insanların ülkesi değil, her karışı şehit kanlarımızla sulanmış bir ‘<strong>Türk Vatanıdır!..’ </strong>Sayın <strong>Yılmaz Özdil’</strong>in<strong> </strong>de dediği gibi; “<strong>Bizi tırışkadan bir ülke olan Venezuela gibi ülkelerle karıştırmayın!”</strong> diyordu... Yunanlı çok bilmiş bir gazeteci kılıklı çıkıp, elin icadı olan ‘<strong>Yapay Zekâ’</strong> marifetiyle bir şeyler yayımlıyor, içindeki tarihten gelen eskimiş kinini kusuyordu!.. Denemesi bedava canım <strong>gazeteci kılıklı</strong>; gel-dene-gör bakalım <strong>‘Türkiye’</strong> neyin nesiymiş, nasılmış; atalarından tam ‘<strong>107 Yıl’</strong> sonra bizzat kendinde de dene ve gör bakalım canım, burada dünya kaç bucakmış!?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet, zaman zaman böyle ‘<strong>delik dondan çıkar gibi’</strong> bazı uçuk akıllılar ortaya çıkıp, olmayacak hayallerini paylaşıyorlar, sonra da marifetlerinin altında kalakalıveriyorlar işte!.. Yunanlı gazeteci kılıklı da bunlardan biriydi, sanırım yine gerekli yanıtı da aldı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 17:20:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni “Mandıra Filozofumuz” Ekranlarda !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-mandira-filozofumuz-ekranlarda-3957</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-mandira-filozofumuz-ekranlarda-3957</guid>
                <description><![CDATA[Yeni “Mandıra Filozofumuz” Ekranlarda !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ülkemizde son yıllarda çevrilen ‘<strong>Sinema Filmlerinin’</strong> en unutulmaz ve en ilginç olanlarından biri, <strong>2014</strong> yılında bizim <strong>Bodrum</strong> civarında çevrilen “<strong>Mandıra Filozofu</strong>” idi... Başrollerini <strong>Müfit Can Saçıntı</strong> (Mustafa Ali adlı, Mandıra Filozofu) rolüyle, merhum <strong>Rasim Öztekin</strong> de (Zengin İş Adamı Cavit Bey) rolüyle gişe ve izlenme rekorları kırmış, defalarca da <strong>TV</strong>’lerde gösterilmiş, halkımız tarafından da çok beğenilmişti, hatırladınız mı?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Filmi izleyen herkesin aklında kalan birkaç şey şunlardı: “<strong>Ben çalışmaya karşıyım... Ben TV ve Bilgisayara karşıyım... Ben saate karşıyım... Ben paraya karşıyım... ‘</strong>Emeklilik’ <strong>diye bir şey yoktur, bunu biz insanlar uydurduk... ‘</strong>Stok Yapmak’<strong> insanlara mahsustur; siz hiç stok yapan Kaplan veya Kuşa rastladınız mı? Ben stok yapmaya da karşıyım!.</strong>.” Bu sözlerin hepsi, <strong>Mandıra Filozofu</strong> lâkaplı, dört üniversite bitirmiş <strong>Mustafa Ali</strong>’ye ait sözlerdi, bunu da hatırladınız mı? Bu sözleriyle, kendi yerini satın alıp da turistik devasa binalar yapacak olan ‘<strong>Cavit Beyi’</strong> yoldan çıkarmış, &nbsp;en sonunda onu da kendisi gibi yaşamaya ikna etmişti...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dikkat ettiyseniz eğer, son günlerde sık sık ekranlara çıkarılan, Sosyal Medyada her gün görüşleri yayımlanan, daha <strong>46 </strong>yaşındaki bir “<strong>Profesör Doktorumuz</strong>” ortaya çıktı... Sadeliği, giyimi, kuşamı; her konuda ileri sürdüğü fikirleri ile çok dikkat çekmeye başladı!.. Adı, “<strong>Prof. Dr. Oytun ERBAŞ.</strong>..” Bütün okullarını çok iyi derecelerle bitirmiş, ama şimdilerde <strong>işsiz</strong> ve cebinde <strong>parası</strong> da yok!.. O da bütün programlarda evliliğe, çocuk yapmaya, zorunlu çalışmaya, iyi giyinmeye ve pahalı yemeklere karşı olduğunu söylüyor, kendisi de ne bulursa yediğini söylüyor!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Geçende bir TV programında, şu anda hapiste olan gazeteci <strong>Fatih Altaylı</strong>’ya demediğini koymamıştı!.. Dedi ki; “<strong>O bir gazeteci filân değil, klik o, klik!.. Beni üniversitedeki işimden Fatih Altaylı attırdı!.. Hazırladığımız 10 Milyon TL’lik araştırma yatırımımızı o mahvetti, inşallah hiç hapislerden çıkmaz!”</strong> diyordu... (<strong>Klik</strong>, İngilizce bir sözcük olup, Türkçe karşılığı ise ‘<strong>Bölek</strong>’ demektir...)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Birinde TV spikeri soruyordu; <strong>“Çok paranız olsa ne yapardınız, yine de evlenip rahatınıza bakmaz mıydınız?”</strong> deyince, ona aynen şöyle dedi: <strong>“Hayır, ben çok parayı sevmem!.. Olursa da götürüp anneme veririm... Evlilik, çocuk yapmak, bana göre değil; ben kendi başıma istediğim gibi özgür ve bağımsız yaşamayı seven birisiyim!”</strong> demiş, hemen cebinden cep telefonunu, kimliklerini, cebinde kalan sadece <strong>100 T</strong>L’sini gösterip; <strong>“Bak benim telefonumun şarjı dahi yoktur, konuşma ihtiyacı duymam ki... Şu pasaportum, şu nüfus cüzdanım, şu da uzun süredir cebimde olan 600 TL’den kalan param, kredi kartı asla kullanmam</strong>” diyordu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">1978’de İzmir</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’de doğan <strong>Prof. Dr. Oytun Erbaş</strong>; <strong>2018</strong>’de Doçent, <strong>2023</strong> yılında da Profesör oldu... Bir ‘<strong>Asperger Hastası’</strong> olduğu açıklanan <strong>Oytun Erbaş</strong>; <strong>“Gebze</strong>-<strong>Demiroğlu Bilim Üniversitesi-Deneysel Tıp Enstitüsü”</strong> kurucusu ve yöneticisidir... <strong>Tıp</strong> ve <strong>Yaratılış </strong>alanında birçok araştırmaları ve görüşleri vardır...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Diyeceksiniz ki; “<strong>Yahu bunca eğitim almış, bunca Tıbbî araştırmalar ve çalışmalar yapmış bir insan, neden biz normal insanlar gibi davranmıyor-düşünmüyor-yaşamıyor!</strong>?” Büyük buluşlar yapmış ünlü Bilim İnsanlarının çoğuna baktığınızda, bize aykırı gelen bazı davranışları olduğunu görürsünüz... Geçende spiker <strong>Buket Aydın</strong> ile konuşuyordu, dedi ki; “Tıptan nasibini alamamış bazı diyetisyen hanımlarımız anlatıyorlar; “<strong>Kirazı yiyin, sapını sakın atmayın</strong>, diyorlar... Ne yani, ülkede kiraz bitti de, bizler onun <strong>sapına</strong> mı kaldık? Ben hiç <strong>kiraz sapı</strong> yemedim, yemem de; bırakın onlar yesinler!..” Gel de bu görüşüne katılma şimdi... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet, son günlerin yeni ‘<strong>Mandıra Filozofumuz</strong>’ <strong>Prof. Dr. Oytun Erbaş</strong> da bunlardan biri işte... Bazıları hiç düşünmeden, hemen böyle davranış gösterenlere <strong>“Deli, Aykırı</strong>” yaftaları yakıştırması hiç de mantıklı değildir!.. Tabii ki bunlar olacak, bize yeni ufuklar açacaklar, bizler de çoğunluğa uyarak, kurallara uygun yaşamaya devam edeceğiz...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 18:38:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“50 Bin Sabıkalı” Yine Aramıza Niye Salıverildi !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/50-bin-sabikali-yine-aramiza-niye-saliverildi-3956</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/50-bin-sabikali-yine-aramiza-niye-saliverildi-3956</guid>
                <description><![CDATA[“50 Bin Sabıkalı” Yine Aramıza Niye Salıverildi !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bizim gibi ülkelerde sık görülen, halk olarak ‘<strong>Yararından</strong>’ kat kat fazla ‘<strong>Zararını’</strong> gördüğümüz; artık adına kısmî af mı dersiniz, ağzına kadar dolu hapishaneleri bir bahaneyle boşaltma, yeni geleceklere yer açma hazırlığı mı dersiniz, çalışmadan beleşe yiyip-içenleri çalışmaya zorlamak mı dersiniz; yoksa, yeni bir ‘<strong>erken seçime’</strong> gidecekler de, yine bunun alt yapısını hazırlıyorlar mı dersiniz bilemem? Ama bu <strong>50 Bin sabıkalı</strong> insan şu anda yine aramızda, asıl acı gerçek de bu !.. Kimler bu salıverilenler; <strong>adî suçlular, hırsızlar, gaspçılar ve ‘kadına şiddet’ </strong>suçundan yatanlardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İlk hapishane önü görüntülerini hepimiz izledik; sevinçle hapisten çıkanlar, hasretle yakınlarına koşanlar, özlemle <strong>anne-babasına-eşine-çocuğuna-sevgilisine sarılanlar</strong>... Tamam, bu görüntüler güzel ve duygusal da; ya bu hükümlülerin zarar verdiği insanların <strong>kendileri, yakınları,</strong> bu görüntüleri izlerken neler düşündüler acaba? Hiç bunu düşünenler, bu öfkeyi içinde hissedenler oldu mu acaba? Bunlarla yakın yerlerde yaşayanlar, sık sık bunlarla karşılaştıklarında neler olabileceğinin ayartına varanlar da oldu mu ki ?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hatırlayınız; <strong>22 Aralık 2.000</strong> tarihinde <strong>DSP-ANAP-MHP</strong> Koalisyon Hükümeti, adına ‘<strong>Rahşan Affı’</strong> denilen kısmî bir af çıkarmışlar, <strong>70 Bin</strong> hükümlünün <strong>40 Binini</strong> serbest bırakmışlardı... Peki, sonuçta ne olmuştu? İlk bir ay içinde bu hükümlülerin tam <strong>% 30</strong>’u yeniden birer suç işleyerek hapishanelere geri dönmüş, ancak, bu sevinç ortamından medet uman <strong>MHP </strong>lideri sayın <strong>Bahçeli </strong>de hemen ‘<strong>Erken Seçim’</strong> istemiş<strong>, 03 Kasım 2002’</strong>de yapılan seçimde, yeni kurulan <strong>AKP % 34 oyla tek başına </strong>iktidara gelmiş<strong>, CHP</strong> de tek <strong>başına Anamuhalefet Partisi</strong> olmuş, diğer tüm partiler (<strong>DSP-MHP-ANAP-RP</strong>) de sandığın dibinde kalmışlardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdi de <strong>50 Bin</strong> hükümlüyü salıverdik, MHP’li sayın <strong>Feti Yıldız</strong>; bu sayının ‘<strong>120 Bine’</strong> çıkabileceğini söyledi; göreceksiniz ki, en yakın zamanda bu sabıkalılardan yine en az <strong>% 30</strong> kadarı yeniden suç işleyecek, yine bizim masum halkın ve kadınlarımızın canını yakıp, yeniden bu cezaevlerine geri dönecekler, bu fuzulî af da hiçbir halta yine yaramayacaktır!?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu tür aflar bir tek şeye hizmet ediyor: Suç işlemeye meyilli kişilere cesaret verip; <strong>“Nasılsa çok yakında bir şekilde dışarı çıkarım, ya da çok sık ilân edilen yeni bir ‘erken Seçim’ sayesinde buradan kurtulurum, ben yapacağımı geri bırakmayayım!?”</strong> diye düşünen insanların çoğalmasına sebep oluyorlar... Bu durum da, ülkede işlenen suç sayısını her yıl kat kat arttırıyor!.. Olan da, zavallı kadınlarımıza ve özellikle masum çocuklarımıza oluyor!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Elin <strong>İngiliz, Fransız, Rus</strong> ve <strong>Amerikalısı</strong> gibi; suç işleyenleri atın içeri, orada pestili çıkıncaya kadar veya ölene kadar tutun, hiç ‘<strong>cezasız kalmayacağı’</strong> gerçeği ciğerlerine kadar işlesin; bakın bakalım bu kadar, bizim ülkemizdeki kadar kolay ve çok suç işleniyor mu ? Mümkün değil !.. Nedir bu yahu üç-beş yılda ‘<strong>kısmî </strong>veya <strong>genel aflar’</strong> kardeşim !? Siz bunu yaparken, hiçbir mağdura sordunuz mu, ‘<strong>acaba onlar ne düşünüyor?</strong>’ dediniz mi !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bunca suç işleniyor, bunca suçlu hapishanelere dolduruluyor, yıllardır hapishane yatak sayılarının hep yetersiz kaldığı defalarca yazılıp-çiziliyor; ama siz hiç bunların <strong>neden olduğu, nereden kaynaklandığına dair</strong> devlet tarafından bir araştırma yapıldığını duydunuz mu? Bunların nasıl önüne geçileceği konusunda <strong>üniversitelerle ve uzmanlarla</strong> bir araştırma çabası olduğunu hiç duydunuz mu? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Her olaydan sonra polislerimiz hemen koşuyorlar, zanlıları yakalıyorlar, ilk polis ifadelerinden sonra Savcılıklara sevk ediyorlar; mevcut Yasalar nedeniyle birçoğu Savcılıklarda serbest bırakılıyor, Mahkemelere sevk edilenlerin çoğu <strong>“Adlî Kontrol ve Yurt Dışı Yasağı, Açık Cezaevi-Ev Hapsi...”</strong> gibi nedenlerle bırakıldıktan sonra, bütün bunlara rağmen, geri kalanlara bile mevcut hapishanelerimiz yetmiyor!.. Yahu arkadaşlar bu işte bir gariplik yok mu? Yeni yeni birçok hapishane açılmasına rağmen, neden hep yetersiz kalıyor buralar? Neden bu kadar suç işleniyor, biz niye böyleyiz, bunun sonu nereye varacak, bunları hiç düşünen yok mu Allah aşkına !? Bu kaçıncı dolaylı af kardeşim!?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 18:37:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Maduro ve Eşi” ABD Tarafından Kaçırıldı !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/maduro-ve-esi-abd-tarafindan-kacirildi-3955</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/maduro-ve-esi-abd-tarafindan-kacirildi-3955</guid>
                <description><![CDATA[“Maduro ve Eşi” ABD Tarafından Kaçırıldı !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Artık bardağı taşıran bu olaya bütün dünya ülkeleri karşı çıkmalıdır!.. Şu hiçbir halta yaramayan, bundan sonra da yarayacağa benzemeyen ‘<strong>Birleşmiş Milletler</strong> (BM)’ kuruluşuna da hiç kimse güvenmemeli, bunlarla vakit geçirmemeli, bu kuruluşun lâğvedilmesi için çalışılmalı, bunlara boşuna masraf edip, havanda su dövmelerine bir son vermelidir!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Neden bu kadar kesin ve sert öneride bulunuyorum? İşte sebepleri: Bu kuruluşun beş daimi temsilcisi ‘<strong>ABD, Rusya, Çin, İngiltere</strong> ve <strong>Fransa’</strong> değil mi? <strong>Genel Kurul</strong>’da alınan bir karara, bunların ‘<strong>bir tanesi’</strong> itiraz edince, hiçbir karar uygulanamıyor değil mi? Tam ‘<strong>193 Üye Ülke </strong>ve<strong> 2 de Gözlemci Ülkesi’</strong> bulunan bu koca kuruluş; bu ‘<strong>Beş Tane Daimi Üyenin’</strong> emrinde bulunan birer <strong>‘Emir Eri’</strong> durumuna düşmüyorlar mı? Dünya çapında bunlardan biri suç işlediğinde, bu koca kuruluş ona bir ceza veremiyor!.. Böyle saçma bir hukuk ve itibar üstünlüğü kabul edilebilir mi? Ama yıllar önce bu hatayı yapmışlar işte!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Allah aşkına; şu bebek katili <strong>İsrail</strong>, kaç defa suçlandı, cezası kesildi, ama <strong>ABD</strong> veya <strong>İngiltere</strong>’nin itirazları yüzünden bu suçlu devlete bir tek yaptırım uygulanamadı değil mi? Şu diktatör ‘<strong>Kuzey Kore</strong>’ye de defalarca ceza verildi, <strong>Çin</strong> veya <strong>Rusya</strong> itiraz etti, onlara da bir yaptırım uygulanamadı değil mi? Eee, ne işe yarar bu kuruluş kardeşim !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdi de, yine bu <strong>BM</strong>’nin daimi üyesi olan <strong>ABD</strong>, &nbsp;bağımsız bir ülke <strong>Venezuela</strong>’da, seçilmiş bir <strong>Cumhurbaşkanını,</strong> adeta bir <strong>Mafya </strong>operasyonu gibi bir operasyonla, yatağından alarak, pijamaları ve yanında <strong>eşi </strong>ile birlikte, elleri kelepçeli halde kaçırdı; söylendiğine göre <strong>ABD</strong>’ye askerî gemiyle götürüldü!.. Yine söylendiğine göre; <strong>ABD</strong>’ye karşı çok suç işlemiş de, oranın Mahkemelerinde ve oranın kanunları ile yargılanacaklarmış !? Hani yine bu ‘<strong>BM’ </strong>nerede? Bir tek ülke lideri bu işe sevindi: Arjantin’in eli testereli Tımarhanelik Devlet Başkanı olan ‘<strong>Javier Milei</strong>’ sevindi ve tebrik etti!.. Eğer bu dünyada ‘<strong>gücü gücüne yeten’</strong> herkes kafasının estiği yöneticiyi bu şekilde kaçırmaya kalkarsa, bu koca koca kuruluşların kime, ne yararı olur ki !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın kafası atarsa; ileride <strong>İran, Küba, Kolombiya, Kanada, Brezily</strong>a... gibi ülkelerin liderlerini de böyle <strong>Mafyavarî </strong>usullerle yine kaçıracak mı !? Büyük gücüne güvenip de, her aklına estiğini yapan böyle kişilere; dünyanın bütün mazlum ülkeleri bir olup, birlik oluşturup, hemen karşı çıkmalıdırlar!.. Göreceksiniz ki, yarın çok geç olacak!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu olayla ilgili <strong>Başkan Trump</strong>, 03 Ocak 2026 Cumartesi akşamı saat <strong>19.30</strong>’da basın açıklaması yaptı... Bir buçuk saat süren havalı konuşmasında; önce kalbinden vurdukları ve lideri ile eşini kaçırdıkları ‘<strong>Venezuela</strong>’da öncelikle seçimlerin yapılacağını, demokrasinin bunu gerektirdiğini söyledi... Aradan beş dakika bile geçmeden dedi ki; <strong>“Artık Venezuela’yı biz yöneteceğiz!.. Onlar petrolleri verimli işletemiyordu, biz gerekli yatırımları yapıp, bütün dünyaya petrol satacağız!.. Madenleri de eski usullerle işliyorlar, biz son teknolojiyle maden üreteceğiz...”</strong> dedi, iyi mi ? Belli ki, <strong>Maduro</strong>’yu önceden kendi adamları çoktan satmış da, haberi yokmuş?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, hani hemen seçim yapıp da, orada demokrasiyi sağlayacaktınız ya? Konuşmasında hemen kendini ele verdi, bu işteki esas amacının <strong>Venezuela</strong>’nın <strong>petrollerini, altın madenlerini</strong> ve nadir bulunan <strong>elementlerini</strong> zorla alıp götürmek için çalışıyormuş meğer, bunu da bizzat kendisi söyledi; gözümüzle görüp, kulaklarımızla duyduk !.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Aslında bu iş, Venezuela halkı dışında kimseyi ilgilendirmez, ama <strong>Maduro</strong>’nun yerine kimi getirip de seçtirecek bunlar? Şu anda kaçak olan, Nobel Ödüllü Muhalif lider ‘<strong>Maria Corina Machado’</strong> adlı vatan haini kadını getirecekler!.. Daha bugün bombalanan ve seçilmiş Cumhurbaşkanı ile eşini kaçıranlara sevgi-saygı gösterisinde bulunuyor, yapılan müdahalenin çok yerinde olduğunu beyan ediyordu!.. İşte onun da nasıl bir lider olacağı şimdiden belli; çoktan ülkesini satmış bile!.. <strong>Dünyanın bu gidişi, hiç de iyi bir gidiş değil</strong> de, Yüce Allah sonumuzu hayreyler inşallah!..&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 10:16:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP Mersin Milletvekili, AKP’ye Geçiyormuş !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/chp-mersin-milletvekili-akpye-geciyormus-3954</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/chp-mersin-milletvekili-akpye-geciyormus-3954</guid>
                <description><![CDATA[CHP Mersin Milletvekili, AKP’ye Geçiyormuş !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet, eskiyen CHP Genel Başkanı<strong> Kemal Kılıçdaroğlu’</strong>nun marifeti olan milletvekillerinden biri de, Mersin CHP Milletvekili <strong>‘Hasan Ufuk ÇAKIR’ </strong>idi... Duyduğumuza göre, o da<strong> AKP’</strong>ye<strong> </strong>geçeceğini<strong> Barış Yarkadaş’</strong>a söylemiş... Peki <strong>Barış Yarkadaş</strong> kim? O da yine <strong>Bay Kemal</strong>’in marifeti olan gazeteci kılıklı eski <strong>CHP</strong> milletvekillerinden biri...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Haberde anlatıldığına göre, <strong>Aralık </strong>ayı başında istifa eden Vekil <strong>Hasan Ufuk Çakır</strong>, kendisini milletvekili yapan <strong>Bay Kemal</strong>’i telefonla aramış, halkının isteğiyle <strong>AKP’</strong>ye geçeceğini söyleyip, kendisinden ‘<strong>Helâllik</strong>’ istemiş, <strong>Bay Kemal</strong> de hakkını gani gani helâl ettiğini söyleyip, aradığı için çok teşekkür etmiş... Vallayi ben uydurmadım, <strong>Barış Yarkadaş</strong>’ın haberi aynen böyleydi... Yani, ‘<strong>Bozacılarla-Şıracılar’</strong> birbirlerini işte böyle izah ediyorlardı, yerseniz tabii...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ulan adama sorarlar; <strong>14 Mayıs 2023</strong> tarihinde yapılan Milletvekili seçimlerinde Mersin halkı, sana <strong>CHP</strong>’den aday olduğun için oylarını verdiler, <strong>CHP Milletvekili</strong> olarak <strong>Yüce Meclis</strong>’e gönderdiler!.. <strong>2 sene</strong> içinde ne değişti de, sen seçildiğin partinden ayrılıp da, hangi hakla başka bir partiye geçiyorsun!? Kime sordun!? Mersin halkı iktidardan çok mu memnun da, senin oraya geçmeni istedi!? Sen kimi kandırıyorsun!? Sen bu milletin akılıyla alay mı ediyorsun!? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ben bunlara bakıyorum da, aklıma hemen <strong>1970</strong>’li ve <strong>1990’</strong>lı yılların ‘<strong>Ayıplı Vekil Transferleri’</strong> aklıma geliyor dostlar!.. Hükümet kuracak parti lideri, milletvekili sayısı birkaç eksik olunca adamlarına açık açık emir verir; <strong>“Hadi gidin de, birkaç kumar borcu olan milletvekili bulup, partimize katalım, sayıyı tamamlayalım”</strong> der, kısa sürede <strong>‘226 Vekil’</strong> tamamlanır, hükümet kurulurdu... Başta Afyon <strong>DSP</strong> Vekili “<strong>Kubilay Uygun</strong> (Fırıldak Kubi)” adlı, birkaç ayda tam yedi tane parti değiştiren <strong>Fırıldak Vekilimizi</strong> hatırladınız mı? Ya da, <strong>12 Vekil</strong> transferi ile hükümet kuran <strong>‘Ecevit</strong>’in, sonradan bunlardan çektiklerini hatırladınız mı? “<strong>Tarih tekerrür eder</strong>” dedikleri bu olsa gerek, baksanıza <strong>2026</strong>’da yine aynı şeyler başımıza gelmeye başladı bile...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ya şu <strong>Bay Kemal</strong>’e ne demeli !? Genel Başkanlık seçimini kaybettin, bari o meşhur ‘<strong>mutfağına’</strong> git de, edebinle orada oturmasını bil, başka şeylere de burnunu sokma, değil mi? Adam bir türlü durdurulamıyor, susmuyor, edebiyle oturmasını bilmiyor yahu!? Bu rakip partiye tüyecek olan <strong>Mersin Milletvekili</strong> senin eserin, madem telefonla seni aradı, neden ona; <strong>“Böyle işler bizim partililere yakışmaz, hem sana oy veren Mersinli CHP’liler ne derler, madem istifa ettin, Bağımsız Milletvekili olarak yerinde otur, başkalarına da malzeme olma!”</strong> diye neden söylemiyor da, hakkını gani gani helâl ettiğini ve yediği bu yeni haltı neden onaylıyorsun yahu !? Bu parti seni <strong>13 yıl Genel Başkan</strong> yaptı, hiç utanmıyor musun!?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dedim ya, bu ülkede artık <strong>tuz kokmaya başladı, TUUZZZ</strong> !.. Eski ayıplı Vekil transferi yıllarına yine geri döndük, en umulmadık kişiler de bu işe gizliden alkış tutuyorlar, yazık!.. Lütfen biraz düşününüz yahu; eskiden bu ayıplı transferleri yapanların sonlarını görmediniz mi, hâlâ onlar hakkında neler anlatıyorlar, duymuyor musunuz!? Niye bunları tekrar yapıyorsunuz ki !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Neyse... Biraz soluklanalım ve yazımızı bir fıkrayla bitirelim de rahatlayalım bari...&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span><strong><span style="font-size:14.0pt">---“Konuşanlar” Stüdyosu Yıkıldı: </span></strong><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;“Konuşanlar” stüdyosunda genç biri el kaldırıp söz istedi... Sunucu <strong>Hasan Can Kaya</strong>; “<strong>Arkadaşımıza mikrofon verelim; buyurun ne anlatacaksınız?”</strong> dedi... Doğulu olduğu belli olan genç; <strong>“Abi, ben Bursa’da kendime ait şahsî sevgilimle ‘</strong>Hayvanat Bahçesine’<strong> gezmeye gitmiştik abi...</strong>” der demez, <strong>Hasan Can</strong> iki ayağı üzerinde göğe göğe zıplamaya, kahkahalarla gülmeye başladı... Gülmesi geçince de; <strong>“İşte edebiyat ve aşk dünyasının örnek bir fenomeni karşımızda, sevgilisiyle ilk gittiği yere ve şu ifade biçimine bakınız bir?”</strong> dedi, ortalık gülmekten ve alkıştan yıkıldı...</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Hasan Can</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"> bu sefer; “<strong>Anlatacak başka bir şeyin var mı?”</strong> deyince de; “<strong>Abi benim acilen evlenmem lâzımdı, yoksa babam evlâtlıktan atacak, mirasından da mahrum bırakacaktı!.. İki yıl içinde üç sevgilim oldu, sonradan üçü de </strong></span></span><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">‘Erkek’</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"> çıktı abi!..” </span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">demez mi !? <strong>Hasan Can</strong> sandalyeye yığılıp kaldı, yattığı yerden yalvardı; <strong>“Lütfen şunun elinden hemen mikrofonu alın, yoksa bu salak benim ölümüme de sebep olacak!..”</strong> diye bağırdı... </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 10:15:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BÜYÜK MADENCİ YÜRÜYÜŞÜ’NE SELAM OLSUN!</title>
                <category>Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/buyuk-madenci-yuruyusune-selam-olsun-3953</link>
                <author>suleymangirgin@gmail.com (Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/buyuk-madenci-yuruyusune-selam-olsun-3953</guid>
                <description><![CDATA[BÜYÜK MADENCİ YÜRÜYÜŞÜ’NE SELAM OLSUN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>4-8 Ocak 1991’de emeğin, dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin gücünü gösteren bu tarihsel yürüyüş, bugün de emek mücadelesine ışık tutmaya devam ediyor.<br />
Madencinin sorunu dün neyse bugün de o: özelleştirmeler, işçi sağlığı, geçim derdi…<br />
Bunlara verdiğimiz en güzel cevaplardan biriydi Büyük Madenci Yürüyüşü.<br />
1986 yılında Milas Yeniköy Linyitleri İşletmesi’ne ekskavatör yağcısı olarak işe girdiğimde, asgari ücret düzeyinde maaş alıyorduk.<br />
Henüz ortada ekskavatör olmadığı için ister teknik eleman, ister düz işçi, ister mühendis olsun, hemen hemen tüm işçi arkadaşlarımızla birlikte makinelerin montajında çalışıyorduk.<br />
Devasa iş makinelerinin montajı sırasında mesaiye kalarak, bir nebze de olsa ücretlerde iyileştirme sağlıyorduk.<br />
Öyle ki maaşımız asgari ücretin de altında kalırdı ve asgari ücret seviyesine getirilirdi.<br />
Anahtar tutmasını da o yıllarda kömür ocağında öğrenmiş ve 5 yıl ekskavatör yağcısı olarak çalıştıktan sonra tamirciliğe geçmiştim.<br />
Çalışma koşulları bakımından meşakkatli olmasının yanı sıra, dayanışmanın en güzel olduğu yıllardı o yıllar.<br />
Bu koşullarda, 12 Eylül sonrası emek hareketinde de demokratik eylemlerin yükseldiği yıllardı.<br />
Bizler de iş yerlerimizde ücret sendikacılığını reddeden, sınıf ve kitle sendikacılığını savunan bir anlayışla, işçi arkadaşlarımızla birlikte sendikal disiplin içinde eylem ve etkinliklerde ön saflarda yer almaya çalışıyorduk.<br />
1989’da başlayan ve etkileri 1990 ve sonrasında da süren “Bahar Eylemleri”, ekonomik olduğu kadar siyasal etkileri olan işçi sınıfı ve toplumsal muhalefet hareketinin önemli bir yükseliş dönemiydi.<br />
12 Eylül darbe koşulları ve ANAP hükümetleri döneminde yaşanan ciddi reel ücret kayıpları ve yoksullaşma, eylemlerin en büyük nedeniydi.<br />
Bahar Eylemleri, 12 Eylül askeri yönetimi döneminde çıkarılan sendikal yasalarla işçi hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına ve toplumsal gelir dağılımında işçi sınıfı aleyhine yaratılan gerilemeye karşı bir tepkiydi.<br />
Bu nedenle eylemler salt ekonomik çerçeveyle sınırlı kalmayıp, politik talepler de içeriyordu.<br />
Kamu kesiminde çalışan işçilerin 1989 yılının ilk 6 aylarında başlattıkları ve Bahar Eylemleri olarak bilinen protesto eylemleri, 12 Eylül 1980 sonrasının ilk büyük işçi hareketi dalgasıydı.<br />
1990 yılı, kamu kesimi toplu iş sözleşmelerinin imzalanacağı yıldı. Türk-İş’in yılın ilk yarısında imzaladığı sözleşmeler işçileri hiç tatmin etmemişti. Maden işçilerinin de aralarında bulunduğu diğer iş kollarındaki işçilerin sözleşmeleri ise yılın ikinci yarısında imzalanacaktı.<br />
Sendikaların telaffuz ettikleri ücret rakamlarına hükümet “mümkün değil” diyerek yaklaşıyordu.<br />
Böyle bir ortamda, emeğin, alın terinin ve onurlu mücadelenin simgesi olan 4 Ocak Büyük Madenci Yürüyüşü, dünya gündeminde altın harflerle yerini aldı.<br />
1991 yılında binlerce madencinin ekmeğine, işine ve geleceğine sahip çıkmak için Zonguldak’tan Ankara’ya doğru başlattığı bu yürüyüş, yalnızca bir hak arama mücadelesi değil; aynı zamanda Türkiye işçi sınıfı tarihine altın harflerle yazılmış bir demokrasi ve dayanışma destanıdır.<br />
Madenciler, o gün yerin metrelerce altından çıkıp seslerini tüm ülkeye duyurmuş; emeğin görmezden gelinemeyeceğini herkese göstermiştir.<br />
Madencilerin yürüyüşüne paralel olarak Milas’ta, Yatağan’da ve tüm ülkede aynı anda birçok demokratik eylem gerçekleştirildi.<br />
Finalde, ekonomik kazanımların yanı sıra toplu sözleşmelerin idari maddelerinde de iyileştirmeler sağlandı.<br />
12 Eylül askeri yönetimi döneminde çıkarılan sendikal yasaların işçi lehine değiştirilmesi de Büyük Madenci Yürüyüşü’nün talepleri arasındaydı; ancak bu talep karşılık bulmadı.<br />
Bugün itibarıyla iş güvenliği, güvenceli çalışma, adil ücret ve insanca yaşam talepleri hâlâ güncelliğini korumaktadır.<br />
Büyük Madenci Yürüyüşü’nün tüm kahramanlarını, başta Şemsi Denizer olmak üzere saygıyla anıyor; alın teriyle hayatı var eden tüm madencilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.<br />
Emeğin sesi duyuluncaya ve haklar teslim edilene kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 10:15:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/03/suleyman-girgin-27-donem-chp-mugla-milletvekili-1740990889.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ YILDA YENİ BİR YÜKSEL AKSU FİLMİ</title>
                <category>Prof. Dr. Kemal Kocabaş</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-yilda-yeni-bir-yuksel-aksu-filmi-3952</link>
                <author>kemal.kocabas@deu.edu.tr (Prof. Dr. Kemal Kocabaş)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-yilda-yeni-bir-yuksel-aksu-filmi-3952</guid>
                <description><![CDATA[YENİ YILDA YENİ BİR YÜKSEL AKSU FİLMİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aralık ayının son haftasında ailecek &nbsp;Yüksel Aksu’nun son filmi “Bak Postacı Geliyor” filmini izlemek için İzmir’de &nbsp;bir AVM’nin cep sinemasındaydık. Salonu dikkatlice &nbsp;incelediğimde ve kendi aralarındaki konuşmalarından edindiğim izlenim, izleyicilerin çoğunun orta yaşlı, Egeli, Muğlalı sinemaseverler olmasıydı. Aksu’nun daha önceki filmlerini izlemiş ve Muğla yerel gazetelerinde değerlendirme yazısı yazmıştım. Bir Muğlalı olarak bu film içinde yazmalıydım.<br />
Bizim kuşağın en önemli iletişim aracı mektuplardı. O nedenle hayatımızda mektup, postane ve postacı kelimeleri önemli yer tutar. Parasız yatılı öğretmen okulu öğrenciliğimde babamdan ve annemden gelen mektupları büyük bir özlemle beklerdim. Sevgili anacığım &nbsp;bazen zarfın içine beş lira veya on lira koyardı. Zarfı heyecanla &nbsp;açtığımda &nbsp;önce gözlerim nemlenirdi. Ergenlik yaşlarında Kavaklıdere’de yaz tatillerinde pembe kağıtlı mektupların, üniversite sınav sonuçlarının gelmesini heyecanla beklerdik. Postacılar bu anlamda müjdeciydiler. Posta arabasını izler, postanenin önünde adeta nöbet tutup posta çuvalının açılmasını heyecanla beklerdik. &nbsp;Ormancıların yeşil giysileri ve şapkaları olurdu. Postacıların ise gri renkli giysi ve şapkaları vardı. Postacıların bu anlamda kasaba kültüründe önemli yerleri vardı.&nbsp;<br />
Filmin giriş bölümünde siyah önlüklü, beyaz yakalıklı öğrenciler &nbsp;öğretmenleriyle &nbsp;ilkokul yıllarımızın: “Bak postacı geliyor, selam veriyor/Herkes ona bakıyor, merak ediyor/Çok teşekkür ederim, postacı sana/Pek sevinçli haberler getirdin bana…” &nbsp;dizeleriyle başlayan güzel, sıcacık &nbsp;okul şarkısını söylerken ilkokul yıllarını özlemle hatırladım. İlkokul birinci sınıfta öğretmenimiz Durani Keleş’in yönetiminde 35 arkadaşımla birlikte coşkuyla söylerdik &nbsp;bu şarkıyı. Filmin bana aktardığı ilk güzel duygu tertemiz, saf &nbsp;ilkokul yıllarına dairdi.&nbsp;<br />
Filmin ilk yarısı biraz yavaş aktı ve senaryonun çatısı kuruldu adeta. Filmde başrol oyuncuları daha önceki filmlerden farklıydı ama alt kadro hemen hemen aynıydı. 1960’lı yıllarda her kasabada veya il merkezinde solcu bir öğretmen veya aydın tipi vardır. Filimde bu rolü Fikret Kuşkan başarı ile gerçekleştirdi. Bizim Radyo dinleyen, kendisini sürekli gözaltında hisseden, &nbsp;yakın dostlarına &nbsp;Nazım şiirleri dağıtan bir aydın. Konya’da çalışırken bir arkadaşımın babası, bizlerin “eski tüfek” dediği bir Mehmet Amca vardı. Sürekli Bizim Radyo dinlerdi, bazen yan yana geldiğimizde bize Nazım şiirleri okurdu. Filmi izlerken 80’li yıllarda kaybettiğimiz Mehmet Amca’yı andım.<br />
Dondurmam Kaymak’ta başrol oyuncusu &nbsp;Turan Özdemir baba dostu Kızılçullu Köy Enstitüsü sağlık kolu çıkışlı Yatağan eski Belediye Başkanlarından Ahmet Özdemir’in oğluydu. Yerel koşullarda dondurmacılık yapan bir esnafın uluslararası şirketlere karşı mücadelesi yerel kültürün tüm renkleriyle anlatılıyordu. Bak Postacı Geliyor filminde dondurmacı yerine postacı gelmişti. Ozan Akbaba, başarıyla sergilediği Postacı rolünde, mesleğine saygı duyan, giydiği postacı giysilerine atfettiği önemle başarılı bir performansla karşımıza çıktı. Postacı, &nbsp;Demokrat Parti ilçe Başkanının kızını canlandıran Deniz Polat’a olan aşkı ve meslek etiği arasında sıkışan bir roldeydi. Filim bir aşk hikayesiyle adeta 1960’lı yıllardaki bir kasabanın fotoğrafını çekiyordu.&nbsp;<br />
Filmi izlerken despotik Demokrat Parti ilçe başkanının kendisini devletin temsilcisi olarak gören, &nbsp;tarzı &nbsp;bir Türkiye fotoğrafıydı. Özellikle 1950-1960 arası tüm ülkede il-ilçe parti başkanları partizan davranışlarıyla yüzlerce öğretmenin, aydının ötekileştirilmesine, acılar &nbsp;yaşamasına &nbsp;imza atmışlardır. Bugün hala çoğu yerde bu tür il-ilçe başkanı davranışı maalesef &nbsp;sürmektedir. Yüksel Aksu bu fotoğrafı filme başarıyla taşımıştır. Bu filmde Postacının sevdiği kıza talip olan &nbsp;karakol komutanın &nbsp;davranışları ve &nbsp;tarzı da &nbsp;çok gerçekçi bir şekilde verilmiş. Filimde bir aşk hikayesi içinde askeri darbe karşıtlığı da başarıyla işlenmiştir.<br />
Filmin ikinci yarısı hareketliydi. Yerel Muğlalı dili başarıyla veriliyor, küfürler Muğlalıca olunca sevimli bir tanımlamaya dönüşüyordu. Bu film kaybettiğimiz mahalle dayanışmasını bizlere hatırlatıyor. Postacıyı ikna etmek için sevdiği kızı kaçırmasına yönelik arkadaş grubu tartışması bu dayanışmayı tüm boyutlarıyla öne çıkarıyordu. Tüm kasaba adeta Postacının ilçe başkanının kızını kaçırması &nbsp;için seferber olmuştu. Bu filmde öne çıkan bir başka önemli ileti de kadın dayanışmasıdır. Kaçırma eyleminin başarılı olması için mahallenin tüm kadınları birlikte davranmıştı ve başarılı olmuşlardı. Dayanışma günümüzün en önemli mücadele biçimidir. Hayatın her alanında iyiden, güzelden, barıştan, demokrasiden yana olanların dayanışması büyük öneme sahiptir. Film bu yönleriyle günümüze iletiler taşımaktadır. Filmde edebiyatımızın çok değerli şairlerinin şiirlerinin de seslendirilmesi &nbsp;filme ayrı bir tat katmıştır.<br />
Ben sinemacı değilim. Sadece bir sinemasever olarak filme yönelik iki gözlemimi aktarmak istiyorum. &nbsp;Postacının eşek alması ve eşekle dağıtıma çıkması biraz zorlama olmuş gibi geldi bana. Yönetmen yerel özellikleri öne çıkarmak adına mı bunu koydu, bilemedim. Özellikle &nbsp;bölgenin coğrafyasını bilen bizler için Gökova’nın ağaçlı yolundan Ula’ya postacının eşekle dönmesi çok gerçekçi gelmedi. &nbsp;<br />
Bak Postacı Geliyor filmi &nbsp;1960’ların başında küçük bir Ege kasabasında görev yapan posta memuru Osman’ın, Gülizar’a duyduğu aşk &nbsp;ve o yılların ülke ve kasaba sosyolojisi &nbsp;etrafında şekilleniyor. Aksu’nun &nbsp;kendi ailesinden esinlenerek kaleme aldığı bu öyküde &nbsp;samimiyet, sahicilik &nbsp;öne çıkıyor. Filmi izlerken adeta &nbsp;çocukluğumu yaşadım. Babamın gazetesini paltosunun iç cebinde sakladığı &nbsp;günleri anımsadım. İlkokul yıllarında gaz lambası ışığında ders çalışırdık. Osman’ın Gülizar’a gaz lambası ışığında mektuplar yazması beni adeta çocukluğuma taşıdı.<br />
Sinemadan çıkışta &nbsp;filmi izleyenlerde &nbsp;mutlu yüz ifadeleri vardı. Teşekkürler Sevgili Yüksel Aksu ve filme can veren sanatçılar… Bir teşekkür de Yüksel Aksu’nun filmlerinde gönüllü olarak rol alan yerel oyunculara. Özellikle &nbsp;Pisi’den tüpçü Nihat, Nadire teyze ve Muğla merkezden Gülnihal Demir’e. Tüm okurlara iyi yıllar diliyorum.</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 10:14:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/kemalhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Zamanlar ‘Güzel Köy’ Nasıldı !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-zamanlar-guzel-koy-nasildi-3951</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-zamanlar-guzel-koy-nasildi-3951</guid>
                <description><![CDATA[Bir Zamanlar ‘Güzel Köy’ Nasıldı !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yeni nesil bu yörenin geçmişini pek bilmez... Çoğu yerimiz gibi<strong>, Muğla</strong> da ülkemizin bir ‘<strong>Deprem Bölgesi İlidir!..</strong>’ <strong>Eskihisar Köyü</strong>&nbsp; ve <strong>Bayır Kasabası</strong> son <strong>70 </strong>yılda tam üç kez yıkıldı ve yeniden kuruldu... <strong>1957 </strong>yılında <strong>’24 </strong>ve<strong> 25 Nisan’</strong> günleri ‘<strong>7.01’</strong> şiddetindeki depremlerle yıkıldı, tam <strong>3.200 konut</strong> yerle-bir olurken, <strong>67 kişi</strong> de hayatını kaybetmişti, biliyor musunuz !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet... <strong>Bozüyüklü</strong> olan ben, tam bu deprem sırasında merhum annem ile beraber, sabahın erken saatlerinde avludaki tuvalete kalkmıştık... Öyle bir deprem oluyordu ki; zeytin ağaçlarımız yere değip kalkıyor, bizler ayakta duramıyor, yere uzanmak zorunda kalıyorduk!.. Kümesteki tavukların ve yeni uyanan kuşların sesinden, kedi ve köpeklerin haykırışlarından kulaklar sağır oluyordu!.. <strong>5-10 saniye</strong> kadar sonra ortalık duraldı; annemle baktık ki, evimiz ve damlarımız yerinde duruyordu... Ben daha <strong>6 </strong>yaşlarındaydım ve sidiğimin yarısını donuma kaçırmıştım ama, bunun pek de önemi yoktu, çünkü hâlâ sağ-salim yaşıyorduk nasılsa!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu durum bir <strong>Cumartes</strong>i günü olmalıydı ki; ertesi günü <strong>Bozüyük Pazarı</strong> bütün haşmetiyle yine kuruldu, bütün esnaflar kaldıkları yerden işlerine devam ediyorlardı... O günlerde Bozüyük’e bir ana giriş yolu vardı: Sağ tarafında ilk mekân <strong>Zeybeklerin Oteli, Zeybeklerin Kahvesi</strong>, yolun karşı tarafında <strong>Süreyya Savran’</strong>ın Sinema Salonu, <strong>Oktay Turgu</strong>t’un bakkal dükkânı, yanında yine <strong>Süreyya Savran</strong>’ın terzi dükkânı vardı... Devamında <strong>Kalaycı Alirza</strong>’nın dükkânı, Cambaz Ömer Evi, <strong>Kâtip Şükrü</strong>’nün bakkal dükkânı, <strong>Turgut Avcı</strong>’nın ayakkabı dükkânı, Halil Karaman’ın dükkânında <strong>Terzi Nazmi</strong>, yanında <strong>Ağaların Kahvesi</strong>, hemen onun bitişiğinde <strong>Süleyman Çakmak Kahvesi</strong>-Fırını-<strong>Bakkal Memiş</strong>-<strong>Berber Tahsin</strong>- ağabeyi <strong>Ayakkabıcı Topal Mehmet-Bakkal Cafer Buğday-Demirci Ahmet-Kahveci Adnan Bencik</strong> vardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yolun karşısında <strong>Bakkal Cemil Toksöz</strong>, onun karşısında <strong>Nalbant Süleyman Tütüncü</strong>, bitişiğinde <strong>Tarım Kredi Kooperatifi</strong>, onun yanında <strong>Terzi Vahit Akalp</strong> dükkânı, yanında <strong>Darıcı Nazmi z</strong>ahire dükkânı ve yanında da kumaş satan <strong>Yavsalı Mehmet</strong> amca vardı... Arka tarafında <strong>Tersi Hasan Öztürk</strong> ve bitişiğinde <strong>Güngör Erkul</strong> marangoz atölyesi yer alıyordu... <strong>Oktay Turgutların</strong> yaptığı, sonra <strong>Sütçü Al</strong>i’nin satın aldığı betonarme dükkân bitişiğinde de, filmlerin çevrildiği ünlü ‘<strong>Mağolların Kahvesi’</strong> vardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üst tarafından Kuzeye doğru ise; hayvan kesilen <strong>Ganare,</strong> Semerci <strong>Kazım Bahçıvan</strong> dükkânı, <strong>Aşçı Halilibrahim</strong> lokantası, <strong>Terzi Sadet Cinaz</strong> dükkânı ve <strong>Mustafa Beçin</strong> Bakkaliyesi vardı... Yolun karşı tarafında <strong>Köy Muhtarlığı</strong> binası, bitişiğinde Bakkal <strong>Gırobalı Mehmet Bakkaliyesi</strong>, <strong>Nafi Yüksel</strong> ayakkabı dükkânı, <strong>Girenizlerli Osman</strong> Giyim Evi, Ayakkabıcı Mustafa Erkul bulunuyordu... Yine yolun karşısında Kuzeye doğru <strong>Küçük İsmail</strong> Fırını, <strong>Hacı Hatapçı</strong> Bakkal dükkânı, <strong>Beçinlerin</strong> dükkânlarında ayakkabıcı <strong>Davut</strong> ve <strong>Semerci Kazım Biber</strong> ile biraz ileride <strong>Kazım Bencik Fırını ve Lokantası</strong> yer alıyordu... İşte <strong>Bozüyük Pazar Yeri</strong> bu esnaflardan oluşuyordu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Tabii, dışarıdan gelen <strong>Fethiyeli, Milaslı</strong> ve <strong>Marmarisli </strong>sebze-meyve satıcıları bunlara dahil değil... <strong>Mağolların Kahvesi</strong> önündeki Ulu Çınar ağacı dibine gelen dondurmacılar <strong>Karcı Seyfi</strong>, <strong>Gazozcu Mehmet</strong>, <strong>Yalabık</strong>, <strong>Karcı Mehmet</strong> ile <strong>Peynirciler</strong> ve Seyyar Ayakkabıcılar bunlara dahil değildir.. O günlerin berberleri olan <strong>Berber İsmail, Berber Hüseyin </strong>ve<strong> Berber Salih</strong> gibiler ise, genelde kahvehane içinde tıraşlarını yapar, ayrıca dükkân kirası ve yakacak ücreti ödemezlerdi... Ayrıca; <strong>Demirköprü </strong>altından küfeler dolusu balık tutup gelen <strong>Deli İsmet</strong>, Eskihisarlı <strong>Macuncu Dayı,</strong> Koru Çayı ve Kamış Arığından toplanan <strong>Su Kazyağı</strong> ve <strong>Su Kerdemesi</strong> getirenler, <strong>Yoğurt-Süt-Çökelek-Yumurta-Köy Tavuğu-Yağ</strong> satmaya gelen köylüler, benim de yemeye doyamadığım envai çeşit <strong>otları</strong> satanlar da vardı tabii... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">İşte bu depremlerin ortalığı yıktığı o kötü günlerde, bizim <strong>Bozüyük Köyü</strong> böyle muhteşem ve hayat dolu günler, pazarlar yaşıyordu... O günleri bizler dolu dolu yaşadık, istiyoruz ki; yeni nesil çocuklarımız da bunları bilsinler ve unutmasınlar!.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Jan 2026 15:41:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avucundan  Su  İçilecek  Avcı !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/avucundan-su-icilecek-avci-3950</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/avucundan-su-icilecek-avci-3950</guid>
                <description><![CDATA[Avucundan  Su  İçilecek  Avcı !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Güzel Köy ‘<strong>Bozüyük’</strong>te 1969 yılının <strong>30 Aralık</strong> günü, yani ‘<strong>Yılbaşından</strong>’ bir gün öncesi idi... Günler öyle soğuk geçiyordu ki; birkaç gün önce yağmış olan kar, her tarafta buz tutmuş, yerler takır takır, köy evleri ve damlarının hepsinden ince-uzun, tıpkı havuçlar gibi sivri buzlar sarkıyor, herkes işini-gücünü bırakmış, evlerde-kahvelerde, esnaf dükkânlarında sobaların, mangalların ve koca kütükler atılmış ocaklarının başında toplanıyorlardı... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Biz dayı oğlum merhum <strong>Suat Gencel</strong> ile anlaşıp, sabah erkenden <strong>Pınarbaş</strong>ı altındaki bahçelere <strong>Lökşe</strong> (Çulluk), <strong>Ördek</strong> ve <strong>Karatavuk</strong> avlamak için anlaşmıştık... Ben babamın <strong>‘İtalyan Beratta’</strong> tüfeğini, Suat da <strong>Gırobalı Mehmet</strong> dayımın <strong>Çiftesini </strong>habersizce alıp kaçacaktık... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sabah erkenden <strong>Fırında</strong> buluşup, merhum <strong>Servet </strong>ağabeyimin keklikçi köpeği ‘<strong>Tarkan</strong>’ı da alıp, bahçelere yürüdük... <strong>Aplangeç</strong>’i geçince ben köpeğin ipini çözdüm, arıkları takip ederek aşağı doğru gittik... <strong>Hacı Pembe</strong> teyzenin bahçesine varınca, giriş kapısı yüksekçe çalı-çırpı ile kapalı olduğundan, yan taraftan bahçesine girdik... Köpeğimiz <strong>Tarkan </strong>bir koku buldu, kapıdaki çalılara doğru yürüdü... Çalılara yaklaşınca ip gibi uzanıp, bir ön ayağını kaldırarak, hiç kıpırdamaz oldu... Biz <strong>Suat’</strong>la hemen atış pozisyonu alıp, <strong>Lökşenin</strong> uçmasını bekledik, ama o kaçmıyor, <strong>Tarkan</strong> da hiç kıpırdamıyordu... Her taraf kar ve buz olduğundan, ben biraz yaklaşıp, köpeğe hafif bir tekme attım, <strong>Tarkan </strong>birden çalılara doğru atladı, ağzında bir <strong>Lökşe </strong>ile ters geldi!.. Hemen koşup ağzından <strong>Lökşeyi</strong> aldım; meğerse Lökşe uzun gagasını yere saplamış, buz tutan yerden gagasını geri alamıyor ve uçamıyormuş... Ben Lökşeyi fişeklikteki askısına boynundan astım, yürüdük... İleriki ağaçlarda iki tane ben, iki tane de Suat, <strong>Karatavuk</strong> vurduk ve soğuğa daha fazla dayanamayarak döndük... Suat, bakkal dükkânındaki babasına görünmemek için eski okulun altından, ben de caminin önünden çarşı içine yürüdük, yine fırında buluşacaktık!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ben tam fırın önüne varınca, bizim alt tarafımızda merhum <strong>Cambaz Ömer</strong>’in damında kalaycılık yapan <strong>Alirıza İçöz</strong> amca ile karşılaştım... Kendisi de çok ünlü avcı olan <strong>Kalaycı</strong> <strong>Alirıza </strong>amca, benim askıdaki Lökşe ve Karatavukları görünce çok şaşırdı!? Hemen; “<strong>Bunları sen mi vurdun oğlum?”</strong> dedi... Ben zaten herkese göstermek için çarşı içinden gelmiştim; büyük bir hava ile bunları uçara nasıl vurduğumu anlattım!.. <strong>Alirıza</strong> amca hemen kolumdan tutarak; <strong>“Hadi birer çay içelim, biraz için ısınır!”</strong> diyerek, beni doğruca ‘<strong>Mağolların Kahvesine’</strong> götürdü... İçerideki büyük sobanın etrafında <strong>Berber Şükrü, Alirzaların Mehmet, Ağolların Mustafa, Kadirlerin Osman, Akkanat Mehmet, Üsüllerin Oktay </strong>amcalar oturuyorlardı... Bunların hepsi de köyümüzün en ünlü avcıları idiler!.. <strong>Kalaycı Alirıza</strong> beni onlara göstererek; “<strong>Bakın Sakin bunların hepsini uçara vurmuş, hadi hepiniz bu çocuğun avucundan birer avuç su için bakayım, avcı dediğin böyle olur işte!..”</strong> demez mi?.. Ben kıpkırmızı suratla ne diyeceğimi şaşırırken, bazıları ‘<strong>Afferin çocuğa’</strong> dediler, içlerinden sadece <strong>Üsüllerin Oktay</strong>&nbsp; gülerek; <strong>“Hadi len oradan, avcılık buna mı kalmış, ölü bulmuştur onları!”</strong> demez mi... Ben hemen arkamı dönüp, fırına bile uğramadan eve geldim, akşama kadar çıkmadım!.. Akşam kahveye biraz havalı şekilde çıkıp, millete nasıl <strong>Lökşeyi uçara vurduğumu</strong> anlatacaktım ki; benim başımın belâsı <strong>Sua</strong>t, herkese çoktaaan bu Lökşeyi bize <strong>Tarkan</strong>’ın nasıl tutuverdiğini anlatmıştı bile... O yılbaşı bana zehir olmuş, bütün ‘<strong>avcılık hevesim’</strong> de kursağımda kalakalmıştı, hiç unutamam!..&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Ancak, bunun öncesi de vardı tabii... <strong>Tüfek avcılığında</strong> böyle bir talihsizlik yaşamıştım ama; ‘<strong>Sapan Avcılığında’</strong> benim elime kimseler su dökemezdi!.. Ne zaman kuş avlamaya gitsek, ben kendimden 4 yaş büyük olan <strong>Suat</strong>’tan hep daha fazla kuş vururdum!.. Bir gün benim namımı duyan <strong>Üsüllerin Mustafa</strong>, sapan ile<strong> Hacı Bahattin’</strong>in İncirliğinde beni yarışmaya davet etti... Gittik, yanımızda başka arkadaşlarımız da vardı, iki saat yarıştık, her ikimiz de <strong>18’</strong>er İncir Kuşu vurarak, yarışı berabere bitirdik!.. <strong>Üsüllerin Mustafa</strong> da benden <strong>4 yaş</strong> büyük ağabeyimizdi... Sapan kullanmada kendi yaşıtlarımdan kimse benimle yarışamazdı, bunu köyde herkes de bilirdi... Okulda merhum <strong>Süreyya Öğretmenimizden</strong> bu sebeple az mı ceza görmüş, az mı dayak yemiştik, tabii herkes bunu da çok iyi bilirlerdi..</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Jan 2026 15:41:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BAK POSTACI GELİYOR</title>
                <category>Turgay MUTLU</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bak-postaci-geliyor-3949</link>
                <author>turgaymutlu48@hotmail.com (Turgay MUTLU)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bak-postaci-geliyor-3949</guid>
                <description><![CDATA[BAK POSTACI GELİYOR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bak Postacı Geliyor, bu senenin en iyi yerli sinema filmi. Dün akşam eşimle birlikte Yatağan’dan Muğla’ya Zeybek Sinemasına bu harika filmi izlemek için gittik. Gittiğimize de değdi. Keyifle izledik, sevgili hemşerimiz Yüksel Aksu ile tekrar gurur duyduk. Yüksel Aksu, yerelden beslendiği için filmleri güzel oluyor, zevkle izleniyor. Muğla’mızın tarihi yerlerini de filmde yer vermiş.&nbsp;<br />
Film, 1960’lı yıllarda küçük, sakin Ula ilçesinde görev yapan posta memuru Osman’ın, ulaşması zor aşkı Gülizar’a kavuşma mücadelesini anlatıyor. Yüksel Aksu, gerçek yaşamda posta memuru olan babası Osman Aksu ve sevgili annesi Gülizar Aksu’nun hayat hikayesini çok güzel bir kurguyla beyaz perdeye yansıtmış. İlk filmi Dondurmam Gaymak’ ta ustasını, ikinci filmi İftarlık Gazoz’ da kendi yaşam hikayesini ve son filminde de babasını beyaz perdeye taşımış. Güzel bir üçleme oldu. Kutluyorum. Filmi izlerken ister istemez kendi yörenden tanıdık bir postacıyı, filmdeki postacı karakteriyle benzetme yapıyorsun. Komşumuz Muammer Abiyi de postacı kıyafeti çok yakışırdı. Yakışıklı uzun boylu olduğu için de üniformayı iyi taşırdı. Efendi biriydi. Ruhu şad olsun. Postacılar, üniformalı olup ta en sevimli olan insanlardır. Üniformaları insanları ürkütmez, sıcaklık verir. &nbsp;Aynı zamanda merak uyandıran, müjdeli haberler getiren emekçilerdir. Filmdeki Postacı Osman rolünü oynayan Ozan Akbaba, başarılı bir performans ile iyi oyun çıkarttı. Kutluyorum.&nbsp;<br />
Yüksel Aksu, 1966 Ula doğumludur. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi sinema ve televizyon bölümünden 1993 yılında mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisans yaptı. Yönetmen olarak kısa filmler, belgeseller ve televizyon dizileri yaptı. 2005 yılında yapımcı, yönetmen ve senarist olarak gerçekleştirdiği ‘Dondurmam Gaymak’ filmiyle yurt içi ve yurt dışında birçok ödül aldı. Ayrıca İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde ders vermektedir. Mayıs 2025’te Deniz Barut ile evlenmiştir.<br />
Ula, aynı zamanda bir bisiklet kentidir. Düz bir platoda yerleşim olduğu için hemen hemen her evde bir bisiklet vardır. Yüksel Aksu, filmlerinde bisikleti ön plana çıkararak yaşadığı kentin kültürünü gösterdiği gibi, spora teşvik eden bir motivasyonu da sergiliyor. Bu yönünü de takdir ediyorum. Her büyük başarı, küçük adımlarla başlar imajı da veriyor. Bisiklet, o yıllarda sinemayla akrandı. Bisikletin keşfiyle sinemanın keşfi aynı yıllara denk gelir. Hiç unutmam 1970’li yıllarda yönetmenliğini Vittirio De Sica’nın yaptığı 1948 İtalya yapımı olan ‘’Bisiklet Hırsızları’’ adlı filmini beyaz perdede izlemiştim. Harika bir filimdi. Bu filmi izlerken o yılları anımsadım. Yüksel Aksu, o filmin tekniğini ve estetiğini iyi kapmış olmalı ki yeteneğini bu filminde bisiklete ve iki tekerlekli ulaşım araçlarını yer vererek başarısını ortaya koymuştur. Çok beğendim. Bravo.&nbsp;<br />
Ayrıca şiire ve edebiyata olan ilgim, sevgim nedeniyle de filmi zevkle izledim. Diyarbakırlı emekli &nbsp;edebiyat öğretmenin yazdığı şiirlerden etkilenen postacının, sevdiği kıza şiirle aşkını mahcup bir şekilde ifade etmesi konusu da çok hoşuma gitti. 1960’lı yıllar, şiirlerin yılıydı. Birçok ünlü şair o yıllarda ortaya çıkmıştır. Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Atilla İlhan v,b gibi. &nbsp;Eski olan kıymetlidir. Bu tür filmlerin ülkemizde çekiliyor olması umutlarımızı arttırıyor. Gelecek iyi günlerin habercisi olsa gerek baya bir umutla sinemadan ayrıldım. Rahmetli Ahmet Uluçay’ın ‘’ Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’’ adlı filmini izlediğim zaman da aynı duyguları hissetmiştim. Bu filimde birçok tanıdık, dost, arkadaşım rol almış. Emeklerine sağlık. Tebrikler. Sinema filmi, sinemada beyaz perdede izlenir. Onun için mutlaka bu harika filmi kaçırmayın, gidin, görün, izleyin. Tavsiye ediyorum. Özgün, içten, samimi ve sıcak duyguların teması da işlenmiş filmde. İyi ki geldik, iyi ki izledik. Yolu açık, gişesi bol olsun.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Jan 2026 15:40:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/38659_Turgay_Mutlu_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Takvimler Değişirken Vegan Sofrada Buluşmak</title>
                <category>Şefika Yaren Arslan - Uzman Sosyolog</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/takvimler-degisirken-vegan-sofrada-bulusmak-3948</link>
                <author>sefikayarenarslan@gmail.com (Şefika Yaren Arslan - Uzman Sosyolog)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/takvimler-degisirken-vegan-sofrada-bulusmak-3948</guid>
                <description><![CDATA[Takvimler Değişirken Vegan Sofrada Buluşmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Takvimler değişirken kilometrelerce uzaktan kaleme alınmış birkaç satırı okumak birlik ve dayanışma hissini canlı kılıyor. İtalyalı vegan mektup arkadaşım mektubunda yeni yıl dilekleriyle birlikte, onlar için özel olan geleneksel bir yeme ritüeline de yer veriyor: gece yarısından sonra mercimek yemek. Mektubunda iyi şans getirdiğine inanıldığı için mercimek yemenin İtalya’da yaygın olduğunu bu nedenle gece yarısından sonra genellikle mercimek çorbası tükettiklerini anlatıyor. Madeni paralara benzeyen taneleri nedeniyle yeşil mercimeğin şansla ilişkilendirilmesi, Antik Roma dönemine kadar uzanırmış. Antik Roma’da yeni yılın ilk günlerinde içi mercimek dolu küçük keseler hediye edilirken zamanla bu sembolik hediyeleşme geleneği, yeni yıl sofralarında mercimek yeme ritüeline dönüşerek mutfak kültürünün bir parçası hâline gelmiş.<br />
Mektupta yeni yılın ilk gecesi için çorba haricinde mercimekle yapılan yeni bir tarif bulup denediğinden bahsediyor. Hayvansal salgı içermeyen ve çok lezzetli olduğunu yazdığı bu yemeğin ismi Vegan Wellington. Suda pişirilen mercimekler soğumaya bırakıldıktan sonra soğan, havuç, sarımsak ve mantarlar hafifçe sotelenip baharatlarla tatlandırılıyor ardından mercimek ve vegan galeta unu karıştırılarak iç harç hazırlanıyor. Bu harç, vegan milföy hamuruna sarılıyor, üzerine vegan süt sürülerek fırında pişirilmeye bırakılıyor. Bu mercimekli tarif geleneksel yeni yıl ritüelini sürdürülebilir kılarken etik vegan mutfağın yaratıcı ve lezzetli yönünü de gözler önüne seriyor. &nbsp;<br />
Etik vegan bir yaşamı inşa ettiğimiz deneyimlerimizi ve fikirlerimizi paylaştığımız mektup satırlarından, yeni yıl sofralarına uzanan bu süreçte mesafeleri aşan bir dayanışma kuruluyor. Farklı ülkelerde ve kültür ilişkilerinde yetişmiş olsak da şans ve bereketi önemsiyor olmanın da ötesinde ortak bir mücadele alanında rastlaşabildiğimizi görmek ne kıymetli bir mesele! Bu paylaşımlar, uzak mesafelere rağmen ortak değerler etrafında bir araya gelmenin önemini bir kez daha hatırlatıyor.&nbsp;<br />
Gece yarısından sonra mercimek yemenin yıl boyu bize şans getirip getirmeyeceğini kesin olarak söylemek güç ancak hayvanlara zarar vermeyi reddetmek ve yaşamlarını köleleştirmemek adına veganlığı etik bir tutum olarak benimsemenin tutarlı bir yaklaşım olduğu oldukça net. Yalnızca yeni bir yılı karşılarken değil tüm yıl boyunca sofralarımızda lezzete olduğu kadar empati ve adalete de yer vermek kıymetli. Belki de yıl boyu ihtiyacımız olan şans değil, empati ve adaleti geliştirecek olan özneler olduğumuz sorumluluğu ile yüzleşmemizdir. Sokaklardan tabaklara, şiddetin her türlüsünü reddettiğimiz bir yıl olması dileğiyle…&nbsp;<br />
Vegan Wellington Tarifi &nbsp;<br />
Malzemeler:<br />
• 250 g kuru mercimek (veya 500 g pişmiş)<br />
• 1 doğranmış soğan<br />
• 2 doğranmış havuç<br />
• 200 g doğranmış mantar<br />
• 2 diş ezilmiş sarımsak<br />
• 2 yemek kaşığı zeytinyağı<br />
• 1 tatlı kaşığı kuru kekik<br />
• 1 tatlı kaşığı tütsülenmiş kırmızı biber&nbsp;<br />
• 2 yemek kaşığı soya sosu<br />
• 50 g vegan galeta unu<br />
• 1 adet vegan milföy hamuru<br />
• Vegan süt (üzerine sürmek için)<br />
Hazırlık:<br />
Mercimekleri kaynar suda yumuşayıncaya kadar pişirin ve soğumaya bırakın. Soğan, havuç, sarımsak ve mantarları zeytinyağında soteleyin, baharatlarla tatlandırın. Mercimek ve sebzeleri galeta unu ile karıştırın, harcı milföy hamuruna sarın ve üzerine bitkisel süt sürün. Önceden 200°C’ye ısıtılmış fırında 25–30 dakika pişirin.&nbsp;<br />
Afiyetle ve sağlıkla…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Jan 2026 15:40:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/12/sefika-yaren-arslan-uzman-sosyolog-1764584996.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İyiler Fazla Yaşamaz, Kötülere Bir Şey Olmaz !..</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/iyiler-fazla-yasamaz-kotulere-bir-sey-olmaz-3947</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/iyiler-fazla-yasamaz-kotulere-bir-sey-olmaz-3947</guid>
                <description><![CDATA[İyiler Fazla Yaşamaz, Kötülere Bir Şey Olmaz !..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yemin olsun bu söz bana ait değil, yüzyıllardır atalarımızın bir özlü sözü olarak her uygun ortamda söylenir durur... Doğru mudur, yanlış mıdır ben orasını bilemem? Ama şu dünya yaşamımızda bu gerçekle sık sık karşılaşıyoruz, hemen aklımıza da bu geliyor...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hiç ileriye gitmeye gerek yok, sadece bizim Yatağan İlçemizde beraber çalıştığımız, her yerde beraber olduğumuz ‘<strong>Öğretmen Arkadaşlarımızdan’</strong> birçoğunu çok erken yaşlarda kaybetmedik mi? Ne olurdu sanki bizlerle beraber olsalar, o eski güzel anıları her gün birlikte yaşamaya yine devam etsek dünya mı yıkılırdı sanki!? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İşte <strong>Mahmut Ayık</strong>, işte <strong>Atilla Arda</strong>, işte canım kardeşim <strong>Mehmet Can, Mustafa Kara, Emin Can, Avni Buğday, Suat Gencel, Mehmet Ali Kayrak, Mustafa Uslu, Nevzat Duruş, Hüseyin Hisar, Bülent Sevil </strong>ve daha sayamayacağım kadar sadece öğretmen arkadaşımızı kaybettik!.. Zaman zaman bunlar aklıma geldiği sırada ruhum sıkılıyor, içim daralıyor, geride kalan bizleri düşünüp, başlıktaki atasözümüzü hatırlayarak, inanın kendimden nefret ediyorum!.. Onlarla çok iyi vakit geçirdiğimiz görev başında, dernek etkinliklerinde, lokalde, kahvehanede, sohbet ettiğimiz lokantalarda ve dost-akraba düğünlerinde ne güzel, ne unutulmaz anılarımız geride kaldı!.. Hepsinin toprağı bol, mekânları Cennet olmuştur inşallah!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bazen sohbetlerde isimleri geçiyor, bazen mezarlık ziyaretlerinde mezarlarını görüyoruz, bazen rüyama giriyorlar, bazen de bıraktıkları güzel eserlere rastlıyor, bir tuhaf oluyoruz... Oturup düşününce de, birçok ünlü Ozanımızın dediği gibi; <strong>“Gerçekten Yalan Dünya Ulan Bu!..”</strong> diye feryat edesimiz geliyor...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sadece bizde değil, <strong>basın </strong>ve<strong> sanat dünyasında</strong> da durum aynı; çok sevdiğimiz gazetecileri, sanatçıları hep erken yaşlarda kaybettik, kaybetmeye de devam ediyoruz... Örneğin; 1980 darbesi sonrası birçok sanatçı aşırı baskılardan dolayı sessizliğe bürünürken, ‘<strong>Zeki Alasya-Metin Akpınar’</strong> ikilisinin ‘<strong>Devekuşu Kabare Tiyatrosu’</strong> ve TV’lerde <strong>‘Nejat Uygur Tiyatrosu’</strong> tüm hızıyla ve hiç çekinmeden gösterilerine devam edip, Türkiye’nin zirvesine çıktılar!.. Sahneler dışında kasetlerini yaptıkları; <strong>“Yasaklar, Aşk Olsun, Reklâmlar”</strong> oyunları, tüm ülkede zevkle izleniyordu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">1990</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’lı yılların başında, ‘<strong>Levent Kırca-Oya Başar’</strong> çiftinin TV’lerde oynadıkları “<strong>Olacak O Kadar Televizyonu”</strong> skeçleri zirve yaptı, <strong>Zeki Alasya-Metin Akpınar</strong> ile <strong>Nejat Uygur’</strong>un önüne geçtiler!.. <strong>1992 </strong>yılı <strong>Kış</strong> aylarında çok şiddetli hava koşulları sırasında <strong>Levent Kırca</strong>’nın tiyatrosu çöktü, gösterilerine ara vermek zorunda kaldılar, ekonomik olarak da çok zor durumlara düştüler... <strong>Levent Kırca</strong>; Başbakan<strong> Süleyman Demirel</strong>’e bizzat gidip bu durumunu anlattı, krediye ihtiyacı olduğunu, ama bankaların vermediğini söyledi... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Çoğu insan bunları bilmez ama, ben size söyleyeyim; Merhum <strong>Demirel</strong> gülerek; “<strong>Sen beni siyaseten çok rezil ettin ama, sen boş ver kredi çekmeyi, boşuna faiz de ödeme, ben sana ihtiyacın olan parayı vereyim, geriye de verme, ama bu güzel sanatına devam et!”</strong> dedikten sonra görevlilere bağırıp; “<strong>Şu benim özel çek defterimi getirin bakayım!”</strong> dedi... &nbsp;Ancak Levent Kırca itiraz etti; <strong>“Şimdi sizden para alırsam, oyunlarımda sizi eleştiremem, bana müsaade efendim”</strong> deyip döndü... Sonra nasılsa, bazı bankalar bunlara kredi verdiler, işlerine yine devam ettiler... Ancak, <strong>-günahını almayalım ama-</strong> bu bankalara <strong>Başbakan Demirel</strong> talimat vermiş de olabilir?.. Aşırı borçlanan <strong>Levent Kırca</strong> battı, eşinden boşandı, sonra <strong>DSP’</strong>den siyasete atıldı, orada da tutturamadı ve kahrından erkenden öldü!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bugün hâlâ onların oynadıkları ‘<strong>Olacak O Kadar’</strong> skeçleri, gerçek hayatımızda aynen devam ediyor, <strong>O</strong>’nun yıllar önceki <strong>sezgileri </strong>ve<strong> öngörüleri</strong> birer birer gerçek oluyor, yazık oldu <strong>Levent Kırca</strong>’ya ve o çok iyi kalpli, çok dürüst insanımızı da erkenden kaybettik!.. Yani, iyiler gerçekten fazla yaşamıyorlar!.. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 16:36:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Yılda ‘Kehânet Erbapları’ Yine Çoğaldı !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-yilda-kehanet-erbaplari-yine-cogaldi-3946</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-yilda-kehanet-erbaplari-yine-cogaldi-3946</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Yılda ‘Kehânet Erbapları’ Yine Çoğaldı !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet, her yeni yıl gelişinde alışık olduğumuz gibi, bu yeni ‘<strong>2026 Yılı’</strong> gelirken de <strong>TV-Radyo-Gazete-Dergilerde</strong> ve de ‘<strong>Sosyal Medyada’</strong> burç yorumcularından, eski-yeni <strong>kehânetçilerden</strong> geçilmez oldu!.. Sizler bilmiyor musunuz; dünyadaki ‘<strong>Dört Kitaplı Din’</strong> ulemalarının hepsi de; “<strong>Geleceği ve kayıpları sadece Yüce Tanrı bilir, gerisi de külliyen yalan söylerler!”</strong> demezler mi? Bu görüşe ‘<strong>Ateistler</strong>’ bile inanırken, sana-bana ne oluyor ki !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dünkü yaygın gazetelerin birçoğunda yine uzun uzun anlatılıyordu: “<strong>Bulgar</strong> </span><strong><span style="font-size:14.0pt">Baba Vanga</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">, 50 yıl kadar önce 2026 yılı için şu şu kehânetlerde bulunmuştu.</span></strong><span style="font-size:12.0pt">.. <strong>1547 yıllarında önce Fransız </strong></span><strong><span style="font-size:14.0pt">Nostradamus</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">, 2026 yılı için şu öngörülerde bulunmuştu.</span></strong><span style="font-size:12.0pt">.. “Daha önce bunların öngördüğü depremler, su baskınları, büyük yangınlar, yanardağların püskürmesi, uzaydan gelenler, iklim değişiklikleri ve ‘<strong>Yapay Zekâ’</strong> ile ilgili söylediklerinin çoğu gerçek oldu, yeni yılda da şunlar şunlar öngörülüyor...” diye, işkembe-i kübrâdan yine sallıyorlardı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yani, koca dünyanın ve <strong>8 Milyarı</strong> aşkın insanın kaderi, aslında kör bir ‘</span><strong><span style="font-size:14.0pt">kadın</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">’</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> olan Bulgar <strong>‘Baba Vanga’</strong> ile kambur ve engelli olan ‘</span><strong><span style="font-size:14.0pt">Nostradamus’</span></strong><span style="font-size:12.0pt">a kaldıysa eğer; yazık bu kadar bilim yuvası Üniversitelere, , Uzay İstasyonlarına, Araştırma Kurum ve Kuruluşlarına!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Genelde ilginç kıyafetleri, değişik saç tıraşları ve garip hareketleri olan Erkek Burç yorumcularıyla, bacakları fora, açık giyimli, bakımlı ve her yeri estetik bakımlı olan Kadın burç yorumcuları, bunlara gerçekten inanan eğitimsiz veya eğitimden nasibini alamamış kitleleri yönlendiriyorlar, yazık!.. Yahu bunların önce kendilerine bile hayırları yok ki, sana-bana olsun!.. Bunu yüzlerine vurduğunuzda ise, duyacağınız tek sözleri şu oluyor: “İyi ama, bıçak sapını kesmez ki...” </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu tip insanlar tarih boyunca hep saraylarda yaşayan, halkın ürettiklerinden beleşe geçinen, hiçbir şey üretmeyen, sadece o çok bol olan vakitlerini hoş geçirmek için, her gün bir yerde toplanıp da, akşamlara kadar ‘<strong>havanda su döven’</strong> bazı insanların çevresinde yuvalanan <strong>‘ikinci tür’</strong> kişilerin türettikleri mesleklerdir!.. Tek özellikleri de; ağızlarının iyi lâf üretmesi, güzel yalan söyleyebilme becerilerinin olmasıdır!.. Sonuçta, bunların ederleri ‘<strong>Sıfırdır!</strong>..’</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hiçbir halta yaramasalar da, zaman içinde bunlar da kendilerine göre bazı iş kolları ve sektörler yaratmışlardır!.. Dünyanın bütün basılı gazetelerine bakınız; bir yanında mutlaka ‘<strong>O Günkü Burç Tahminleri’</strong> yer alır, okuyucu sayısı da az değildir... Bazı geri zekâlılar ise; sabah kendi burcunun ne yazdığına bakmadan hiçbir işe girişmez, hiçbir karar vermez!.. ‘<strong>Allah ıslah etsin’ </strong>demekten başka da bunlar için yapacağımız bir şey de yok maalesef... Ulan bunlar her şeyi bilselerdi, önce bütün ülkelerin &nbsp;en büyük yöneticileri ve en zenginleri bunlar olmaz mıydı, ha !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yıl olmuş <strong>2026</strong>... ‘<strong>Milenyum Yılına’</strong> girmişiz, şu uğraştığımız şeylere bakınız!.. Dünya iklimi değişiyor, buzullar eriyor, denizler yükseliyor, göller kuruyor, sular azalıyor, en yeşil yerler çölleşiyor, bizim uğraştığımız şeylere bakınız bir!? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Neyse artık, güzel bir fıkrayla yazımızı bitirelim bari: <strong>“Aşağı Düştük Beaa!..”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---Dul ve güzel bir kadının birinci kattaki evinde salon camı kırılmış, hemen bir camcıyı aramış... Kısa bir süre sonra zil çalmış, kadın megafondan sormuş: “<strong>Kim o?”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Trakya göçmeni camcı bağırmış: “<strong>Camcı beaa!..”</strong> Kadın kapıyı açıp, camcı kırık camı takmak için salona yürür, kadın da kapısı açık yatak odasına gitmiş, elbise değiştiriyormuş...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Beş dakika kadar sonra yine kapı zili çalmış, kadın yine megafondan; <strong>“Kim o?”</strong> demiş... Aşağıdaki ses; <strong>“Camcı beaa!..”</strong> deyince, kadın hemen; <strong>“Bir yanlışlık var, camcı biraz önce geldi, camı takıyor”</strong> deyince, bu sefer camcı öfkeyle; <strong>”Tam ben camı takarken soyunacak ne vardı sanki, aşağı düştük beaa!..”</strong> demez mi...</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 16:35:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OYASI DALGAKIRAN</title>
                <category>Turgay MUTLU</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/oyasi-dalgakiran-3945</link>
                <author>turgaymutlu48@hotmail.com (Turgay MUTLU)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/oyasi-dalgakiran-3945</guid>
                <description><![CDATA[OYASI DALGAKIRAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>gülüşlerini koy avucuna<br />
kendine yürüyüşlerini koy<br />
kimse duymazken seni&nbsp;<br />
güneşe yüzünü huzurla<br />
dönüşlerini koy<br />
avuç işlerin sıcak&nbsp;<br />
bir yuvanın içi gibi sıcak<br />
pencere önünde yeşerttiğin<br />
menevşeli düşlerini de<br />
koy demlensin<br />
Yukarıda okuduğunuz şiirin bir bölümünün yazarı şair Burcu Ant ile bu sene Nisan ayında İzmir Kitap Fuarında Şairler ve Bestekarlar standında tanıştık. Yan yana kitaplarımızı imzaladık. İlk şiir kitabı olan ‘Oyası Dalgakıran ‘ fuarda şiir sevenler tarafından büyük bir ilgi gördü. Şiir yazma aşkıyla yanıp tutuşan şairimizin heyecanını yakından gözlemledim ve takdir ettim. Heyecan olması iyidir. İlham alan veren yüreğine sağlık diyorum. Umarım arkası gelir ve peş peşe yeni, güzel şiirlerini, kitaplarını zevkle okuruz. Kitabını keyifle okudum. İçinde harika şiirler var. Şairimizi kutluyorum. Alaska yayınlarından çıkan bu güzel eseri şiir sevenlere öneriyorum. Mutlaka alıp okusunlar. Emek emek yeşerttiğimiz dünyamızın ışığında, sevgiyle parlayan gözlerinize sağlık ve mutluluk katsın.&nbsp;<br />
Burcu Ant, 4 Ocak 1993’de doğdu. Aslı, anneden de babadan da Tuncelili. Adını, babasının anneannesi koydu. Çocukluğu Adana, Hatay ve Mersin’de geçti. Beş yaşında Mersin’de babaannesinin dizinin dibinde ilk kalemini tuttu ve okuma yazmayı öğrendi; öğrenmekle kalmayıp hep çok sevdi. Yedi yaşında Adana’dan Hatay’a tek başına ilk şehirlerarası yolculuğunu yaptı. Yolculuklarla geçmeyen bir ömrü, eksik saydı. Şu an Doğuş Üniversitesi Psikoloji bölümünde lisans eğitiminin son demlerinde. Hayatın ise hep öğrencisi kalacak…<br />
Yarına Dilek<br />
bir şafak vakti uyandığında<br />
ansızın gözlerin aralandığında<br />
kapını çalacaksa eğer<br />
umut çalsın<br />
mutluluk çalsın<br />
uzaklara dalıp gideceksen eğer<br />
seni yine güneş sarsın<br />
yeni başladığın her sayfada<br />
sana daha mavi daha türkü misali<br />
bir yarın kalsın…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 16:35:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/38659_Turgay_Mutlu_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MİLLİ GÜÇ HER ZAMAN VAZGEÇİLMEZ KUVVETTİR</title>
                <category>Kazım Koca</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/milli-guc-her-zaman-vazgecilmez-kuvvettir-3944</link>
                <author>fngmilas2@hotmail.com (Kazım Koca)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/milli-guc-her-zaman-vazgecilmez-kuvvettir-3944</guid>
                <description><![CDATA[MİLLİ GÜÇ HER ZAMAN VAZGEÇİLMEZ KUVVETTİR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Modern çağda çatışmalar, en güçlü devletlerin bile gücünün artık yalnızca kendi kapasiteleriyle yeterli olmadığı; çatışma halinde oldukları devlet veya devletlerle kısmen ya da tam kapasite mücadele edebilmek için başka devletlerle işbirliği kurma ve güç birliği yaparak birlikte hareket etme ihtiyacının doğduğu bir döneme işaret etmektedir. Tek başına ne kadar güçlü olursa olsun, başarıya ulaşmanın kolay olmadığı açıktır.<br />
Uluslararası ilişkilerde ve devletlerin başarısını belirleyen temel ilke; güç ile hedef arasındaki dengenin doğru şekilde kurulması, psikolojik ve stratejik savaş kurallarının dikkate alınmasıdır. Çünkü bu ilişkiler dengeli ve doğru kurulmadığında imparatorluklar ortaya çıkabildiği gibi, yanlış hesaplamalar sonucunda devletler felakete sürüklenmiş ve pek çok devlet ile imparatorluk tarih sahnesinden silinmiştir.<br />
Modern çağda ayakta kalabilmenin denklemi milli güç üzerine kurulmalı ve yerel şartlar esas alınmalıdır. Ancak milli kapasitenin tek başına yeterli olmadığı anlaşıldığında ittifaklara, teknolojiye ve diplomatik çalışmalara da ihtiyaç duyulduğu hesaba katılmalıdır. Artık savaşların çok katmanlı bir yapıya dönüştüğü bir dönemde olduğumuz asla unutulmamalıdır.<br />
Çağımızın savaşları bölgesel olmanın yanında küresel stratejiyi belirleyen birleşik güç ile şekillenmektedir. Bu durumu doğru analiz etmek, bölgesel ve küresel güçlerle birlikte hareket edebilmek, milli gücün toplamını belirleyen unsurlardır. Aksi halde tek başına başarılı olmak mümkün değildir. Günümüzde güç tanımı değişmiş, siyasette–ticarette ve savaşta (Milli Güç + İttifak Gücü) birleştiğinde başarıyı getiren yeni bir döneme girilmiştir. Ancak belirsiz ittifaklar bazı durumlarda zararlı da olabilir.<br />
Milli güç ile ittifak gücünün birleşmesi her zaman iki yönlüdür ve dengede tutulması gerekir. Hiçbir zaman sınırsız değildir. Örneğin (İsrail–İran ve Rusya–Ukrayna) arasındaki savaşlarda olduğu gibi (Hindistan–Pakistan) karşı karşıya gelişlerinde de bunu görmekteyiz. Bu savaşlara destek veren devletler istedikleri anda çekildiklerinde savaşların kaderinin nasıl değiştiği ortadadır.<br />
Örnek verecek olursak:<br />
Napolyon’un coğrafya ve lojistik gerçekleri hesaplamadan Rusya seferine çıkması, Fransa İmparatorluğu’nun sonunu getirdi.<br />
Sovyetler Birliği, Afganistan’da süper güç olmanın yetmediğini, ekonomik dayanıklılığın sınırlı olduğunu tecrübe etti.<br />
ABD–Vietnam savaşında ise teknolojik kapasite ile siyasi hedef arasındaki fark gözetilmedi ve sonuç ABD’nin yenilgisiyle sonuçlandı.<br />
Büyük güçler olan ABD–Rusya ve Çin kendi içlerinde büyük rekabet halindedir. Zaman zaman tutum ve davranışları sertleşse de her biri nüfuz ve ticaret alanı genişletmek adına hamle yapar. Dünyanın diğer güçleri bu adımları takip eder ve pozisyon alırlar. Böyle dönemlerde bölgesel güçler taraf seçerek alan kazanmaya çalışırlar ancak bazen alan kaybettikleri de görülür.<br />
Uzun süredir Çin ve Rusya başta olmak üzere Batı karşıtı devletler, çok kutuplu dünya tezini güçlendirme gayretindedir. Onlara göre ABD dağılmalı, doların hakimiyeti sona ermeli, dünya ticareti dolar sarmalından kurtulmalı ve NATO tasfiye edilmelidir. Şimdilik bu çabalar beyhude görünmektedir. Geleceğin ne göstereceğini ise zaman belirleyecektir. ABD ile Rusya’nın hiçbir zaman birbirlerinin kırmızı çizgisine tam anlamıyla dokunmadıkları Alaska görüşmesinde olduğu gibi, uzaydaki alan paylaşımı için bile bir araya gelebildikleri unutulmamalıdır.<br />
Türkiye kısmına geldiğimizde:<br />
Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik düşmanlık, devşirme unsurlar üzerinden ülkenin bölünmesi çabaları ve uniter yapının zayıflatılması hedefi tarih boyunca sıcak tutulmuştur. Ancak Türkiye Cumhuriyeti bu projelere karşı iç cepheye yönelik saldırıları bertaraf edecek imkan ve kabiliyete sahiptir. Yakın tarihimizde bunun örnekleri vardır ve Türkiye bunu yapacak yerli ve milli güce sahiptir.<br />
Bunun için iç ve dış düşmanlara karşı ülkesinin bölünmez bütünlüğünü savunacak, Cumhuriyetin kuruluş felsefesini benimsemiş vatansever yeni nesil ve siyasi yapıya ihtiyaç vardır. Türkiye’de yurtsever insan potansiyeli mevcuttur ve hiç kimseye pabuç bırakmayacak güçtedir.<br />
Dünyada güç mücadelesi hiçbir zaman bitmeyecektir. Dikkatli olmalıyız.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 16:34:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2024/06/kazim-koca-1718359545.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İKTİDARIN 2,5 YILDIR UYGULADIĞI &#039;KEMER SIKMA&#039; PROGRAMI KABUL EDİLDİ</title>
                <category>Ali Akalp - Türkiye Maden İşçileri Sendikası Yatağan Şubesi Önceki Dönem Şube Başkanı</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/iktidarin-25-yildir-uyguladigi-kemer-sikma-programi-kabul-edildi-3943</link>
                <author>aliakalp48@hotmail.com (Ali Akalp - Türkiye Maden İşçileri Sendikası Yatağan Şubesi Önceki Dönem Şube Başkanı)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/iktidarin-25-yildir-uyguladigi-kemer-sikma-programi-kabul-edildi-3943</guid>
                <description><![CDATA[İKTİDARIN 2,5 YILDIR UYGULADIĞI 'KEMER SIKMA' PROGRAMI KABUL EDİLDİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
İKTİDARIN 2,5 YILDIR UYGULADIĞI 'KEMER SIKMA' PROGRAMIYLA UYUMLU 2026 BÜTÇESİ, 8 ARALIK’TAN BU GÜNE KADAR GÖRÜŞÜLEREK KAVGALAR EŞLİĞİNDE KABUL EDİLDİ!<br />
İktidarın 2,5 yıldır uyguladığı “Kemer Sıkma” programıyla uyumlu 2026 bütçesi, 8 Aralık’tan bu güne kadar aralıksız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülerek kabul edildi.<br />
Ücret ve maaşlar tırpanlandı. “Tasarruf” söylemleriyle sosyal harcamalar kısıldı. İşçi, köylü, kadın, genç ve çocuk için yine para yok. Faizciye, müteahhide, patrona kıyak bütçe.<br />
2026 bütçesi, emekçiden ve çalışandan alınarak sermayeye verilecek. 2026 yılı için Asgari Ücret Komisyonu 2. toplantısını da yaptı ancak hâlâ belirsizlik sürüyor. Türk-İş Konfederasyonu toplantıya katılmayacağını açıkladı ve katılmadı. İlk toplantı günü kapalı bir zarf içinde toplantıyla ilgili olduğu tahmin edilen bir yazı verildiği duyuruldu. Ancak içeriğe ilişkin hiçbir bilgi paylaşılmadı. 2026 yılında asgari ücret ve maaş artışlarının enflasyonun altında kalacağı, vergi yükünün ise artacağı öngörülüyor.<br />
Yaşlılık, engelli, dul-yetim aylıkları ve aile yardımları daraltılacak. Müteahhitlere 238 milyar TL içeren cari transferler ayrılacak. Kamu-özel işbirliği kapsamında yapılan yol, tünel, havalimanı gibi yatırımlar için milyarlarca lira ödenecek. 16 milyon emekli için SGK’ye 1.8 trilyon TL, bir avuç faizciye ise 2.7 trilyon TL aktarılacak.<br />
Milyonlarca çiftçinin tarım desteği milli gelirin yalnızca binde 2’si kadar olacak. Saray için harcanan günlük para 58 milyon TL. Kadının güçlendirilmesi için ise sadece 51 kuruş ayrılıyor. “İstisna-muafiyet-teşvik” başlıklarıyla 3.6 trilyon liralık vergiden vazgeçilecek. Okullarda tek öğün yemek ve çocuk işçiliğiyle mücadele için bütçede tek kuruş kaynak yok.<br />
Bu bütçe, sermayeye kıyak; emekçilere ise vergi yükü getiriyor. TBMM’de faiz ödemeleri yüzde 40 artışla 2.7 trilyon TL’ye çıkıyor. Sermayeye 3.6 trilyon TL vergi avantajı sağlanırken halkın vergi yükü artıyor.<br />
2026 bütçesinde en büyük artış gösteren harcama kalemi sermaye transferleri oldu. Bu kalemle, özelleştirme tehdidi altındaki ve Varlık Fonu bünyesindeki KİT’ler (ÇAYKUR, THY, VakıfBank, BOTAŞ) fonlanacak. En yüksek ikinci artış ise faiz giderlerinde gerçekleşti. 2026 yılında faiz giderleri, 2025’e göre 791.6 milyar TL artarak toplamda yüzde 40.6 yükselişle 2.7 trilyon TL'ye ulaşacak. Böylece faiz ödemeleri toplam bütçenin yüzde 14.5’ine yükselecek. (2025'te bu oran yüzde 13.2 idi.)<br />
Siyasi iktidar kemer sıkma programı uygularken Türkiye’yi en yüksek faiz veren ülkeler arasına soktu. 2025 yılında devletin vergi gelirlerinde doğrudan vergilerin payı yüzde 33.8; dolaylı vergilerin payı ise yüzde 65.15 oldu. Devlet, yıl başında şirketlerden toplaması gereken 1.6 trilyon TL kurumlar vergisinin yalnızca 868 milyar TL’sini tahsil edebildi. Yılın ilk 10 ayında taahhütlerin sadece yüzde 53’ü gerçekleşti.<br />
2026’da doğrudan vergilerin bütçe gelirlerinin yüzde 37.2’sini, dolaylı vergilerin ise yüzde 61.69’unu oluşturması bekleniyor. Bütçede 3 trilyon 597 milyar TL vergi avantajı sağlanacak; vergi gelirlerinden vazgeçilerek sermayeye yüzde 19 oranında kaynak aktarılacak.<br />
Kamusal hizmetlerin kısılması - Tasarruf:<br />
Artan faiz ödemeleri uluslararası sermayeye değer transferine yol açarken, karını koruma hedefindeki sanayi sermayesi ücretleri baskılamaya yöneldi. Faiz giderleri pay olarak artarken (+1.27 puan), mal ve hizmet alım giderleri ile sermaye giderleri azaldı. Bu dağılım, devletin personel ve faiz harcamalarına ağırlık verdiğini; yaşlılık, engelli, dul-yetim aylıkları, doğum yardımları ve sosyal güvenlik sistemi dışındaki nakdi yardımların bulunduğu cari transferlerde daralmaya gidildiğini gösteriyor.<br />
2026 bütçesinde cari transferlerin payı yüzde 43.26’dan yüzde 39.93'e düştü. Sağlık Bakanlığı için ayrılan pay 1 trilyon 474 milyar TL oldu ancak resmi enflasyondan arındırıldığında reel büyüme yalnızca yüzde 4. Bütçenin yüzde 63’ü zorunlu personel ve prim ödemelerine gidecek. Kaynağın yüzde 70’i tedavi odaklı hizmetlere ayrılırken, koruyucu sağlık hizmetlerinin payı yüzde 27.54’te kaldı. 18 şehir hastanesini işleten şirketlere 2026’da en az 136 milyar TL kira ve hizmet bedeli aktarılacak.<br />
2026 için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesi 1 trilyon 943 milyar TL. Bunun yüzde 83’ü maaş, prim vb. zorunlu giderlere ayrılacak. Geriye yalnızca 331 milyar TL kalıyor. Çocuklara bir öğün ücretsiz yemek yine bütçede yok. MEB bütçesinin toplam içindeki payı 2017’de yüzde 13.7 iken 2026’da yüzde 11.2’ye geriledi. Uluslararası standart olan yüzde 12'nin de altına inildi. Bütçenin yüzde 1.98’i dini vakıf ve derneklere aktarılacak.<br />
Bütçe TBMM’de kabul edildi.<br />
Son gün iktidar milletvekilleri ile CHP’li milletvekilleri arasında yumruklu tartışmalar yaşandı. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın konuşmasının ardından AKP milletvekillerinin üzerine yürümesi ve eski bakan Varank’ın kışkırtıcı sözleri tansiyonu yükseltti, yumruklu saldırılar yaşandı. Bu görüntüler TBMM’ye yakışmadı. 2026 bütçesi, mecliste yaşanan bu olaylarla tarihe geçti.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 16:33:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/09/ali-akalp-turkiye-maden-iscileri-sendikasi-yatagan-subesi-onceki-donem-sube-baskani-1757335102.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pablo Escobar Kimdir !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/pablo-escobar-kimdir-3942</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/pablo-escobar-kimdir-3942</guid>
                <description><![CDATA[Pablo Escobar Kimdir !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Meclis’teki son Bütçe görüşmeleri sırasında, Mersin-İzmir-İstanbul limanlarında yakalanan tonlarca uyuşturucunun <strong>Patronlar</strong>ı kimlerdi? &nbsp;Bu sebeple, CHP Gurup Başkanvekili <strong>Ali Mahir Başarır</strong>’ın dile getirdiği dünyanın en ünlü ‘<strong>Uyuşturucu Baronu Paplo Escobar’</strong> işte şudur: (Doğumu: 01 Aralık 1949, Rionegro, <strong>Kolombiya</strong> –Ölümü: 02 Aralık 1993, Medellín, <strong>Kolombiya</strong>) Medellín kartelinin lideri olarak ünlenen ve aşırı şiddet, yolsuzluk ve zenginlikle dolu bir döneme damgasını vuran Kolombiyalı bir uyuşturucu baronuydu. <strong>Escobar</strong>, 1980'ler ve 90'ların başlarında tartışmasız dünyanın en güçlü, en zengin uyuşturucu kaçakçısıydı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Doğumundan kısa bir süre sonra; babası çiftçi, annesi öğretmen olan <strong>Escobar</strong>'ın ailesi, Medellín'in banliyösü olan Kolombiya'nın Envigado şehrine taşındı. Henüz genç bir delikanlıyken suç hayatına başladı... İlk yasadışı faaliyetleri arasında <strong>sahte diploma satmak, stereo ekipman kaçakçılığı yapmak ve yeniden satmak için mezar taşı çalmak</strong> yer alıyordu. <strong>Escobar </strong>ayrıca <strong>araba hırsızlığı</strong> da yapıyordu ve 1974'te ilk tutuklanmasına yol açan da bu suçtu. Kokain endüstrisi Kolombiya'da -kısmen Peru, Ekvador ve Bolivya'ya yakınlığı sayesinde, kokainin elde edildiği koka bitkisinin başlıca üreticileri- büyüdükçe, <strong>Escobar </strong>uyuşturucu kaçakçılığına karıştı. 1970'lerin ortalarında, daha sonra Medellín karteli olarak bilinen suç örgütünün kurulmasına yardımcı oldu... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">1980'lerin sonlarında <strong>Escobar</strong>'ın, herhangi bir iade anlaşmasından muaf tutulması şartıyla Kolombiya'nın <strong>10 milyar dolarlık borcunu ödemeyi teklif ettiği</strong> bildiriliyor... 1980'lerin ortalarına gelindiğinde, Medellín karteli kokain ticaretine hâkim olmuş, <strong>Escobar </strong>ise inanılmaz bir güç ve zenginliğe sahipti. Bazı raporlara göre, yaklaşık 25 milyar dolarlık bir servete sahip olan <strong>Escobar,</strong> Kolombiya'da Napoli (İtalya) adını taşıyan 2.800 hektarlık (7.000 dönüm) bir arazi olan Hacienda Nápoles'i de içeren gösterişli bir yaşam tarzını sürdürüyordu. 63 milyon dolara mal olduğu söylenen bu arazide <strong>futbol sahası, dinozor heykelleri, yapay göller, boğa güreşi arenası, uçak pisti ve tenis kortu </strong>bulunuyordu. Ayrıca, <strong>zürafalar, su aygırları ve develer </strong>gibi hayvanların bulunduğu bir hayvanat bahçesi de vardı. Buna ek olarak <strong>Escobar; </strong>yoksullara yardım etmek için çeşitli projeler finanse etti ve bu da onu <strong>Robin Hood'</strong>a benzetilmesine yol açtı. Bu algı, 1982'de ülkenin Kongresi'nde yedek üye olarak seçilmesine yardımcı oldu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ancak, bu tür hayırsever çalışmalar, <strong>Escobar</strong>'ın iyi bilinen acımasızlığıyla dengeleniyordu. Sorunları "plata o plomo" yani "gümüş" (rüşvet) veya "kurşun" (mermi) ile çözüyordu. Özellikle Cali kartelindeki rakip uyuşturucu kaçakçılarına ek olarak, <strong>kurbanları arasında hükümet yetkilileri, polisler ve siviller </strong>de vardı. 1989'da kartelin, iddia edilen bir muhbiri öldürmek amacıyla bir uçağa bomba yerleştirdiği bildirildi. 100'den fazla kişi öldü. Kartelin uyuşturucularının çoğunun varış noktası olan ve uyuşturucuyla mücadele savaşında <strong>Escobar</strong>'ı en önemli hedef olarak gören Amerika Birleşik Devletleri'ne iade tehditleri, <strong>Escobar</strong>'dan daha da büyük bir misillemeye yol açtı; Escobar'ın; "<strong>ABD'de bir hapishane hücresinde olmaktansa Kolombiya'da bir mezarda olmayı tercih ederim"</strong> dediği bildirildi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Artan kan dökülmesinin ortasında, <strong>Escobar</strong>'ı bulmak için büyük bir insan avı başlatıldı ve hükümet de teslim olması için müzakerelere başladı. Haziran 1991'de, Kolombiya Kongresi'nin ülkenin yeni anayasasında iadeyi yasaklama kararı aldığı gün, <strong>Escobar</strong> teslim oldu ve ardından hapse atıldı. Ancak hapis cezası, suç faaliyetleri ve yaşam tarzı üzerinde pek bir etki yaratmadı. <strong>La Catedral</strong> olarak bilinen lüks bir hapishane inşa etmesine izin verildi. Tesis sadece gece kulübü, sauna, şelale ve futbol sahası içermekle kalmadı, aynı zamanda telefonlar, bilgisayarlar ve faks makineleri de vardı. Ancak <strong>Escobar</strong>, La Catedral'de iki kartel üyesine işkence edip öldürdükten sonra, yetkililer onu daha az elverişli bir hapishaneye nakletmeye karar verdi. Nakledilmeden önce <strong>Escobar,</strong> Temmuz 1992'de gözaltından kaçtı. Kolombiya hükümeti -<strong>iddialara göre ABD yetkilileri ve rakip uyuşturucu kaçakçıları tarafından da desteklenerek-</strong> bir insan avı başlattı... </span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">01 Aralık 1993</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">'te <strong>Escobar</strong>, iddialara göre pasta, şarap ve esrar eşliğinde <strong>44. yaş</strong> gününü kutladı. Ertesi gün Medellín'deki saklandığı yer keşfedildi. Kolombiya güçleri binaya baskın yaparken, <strong>Escobar</strong> ve bir koruması çatıya çıkmayı başardı. Bir kovalamaca ve silahlı çatışma yaşandı ve <strong>Escobar</strong> vurularak öldürüldü. Ancak bazıları onun intihar ettiğini öne sürdü. Ölümünden kısa bir süre sonra <strong>Medellín Karteli</strong> çöktü<strong>... Efsanevi bir figür olan </strong></span></span><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Pablo Escobar</span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">, ölümünden sonraki on yıllar boyunca sayısız kitaba, filme ve televizyon projesine ilham kaynağı oldu</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">... </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Dec 2025 17:26:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Libya Jeti Kazayla mı, Sabotajla mı Düştü !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/libya-jeti-kazayla-mi-sabotajla-mi-dustu-3941</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/libya-jeti-kazayla-mi-sabotajla-mi-dustu-3941</guid>
                <description><![CDATA[Libya Jeti Kazayla mı, Sabotajla mı Düştü !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">23 Aralık 2025 </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Salı günü akşam<strong> Ankara Esenboğa </strong>Havaalanı’ndan kalkan özel <strong>Libya j</strong>eti bilinmeyen bir nedenle <strong>Haymana’</strong>da düştü... Meydana gelen uçak kazasında şehit olan Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral <strong>Muhammed el-Haddad, </strong>Libya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral<strong> Futuri Gribel, </strong>Libya Askeri Fabrikalar Müdürü Tuğgeneral<strong> Mahmut Cuma El Giteviy, </strong>Libya Genelkurmay Başkanı Danışmanı<strong> Muhammed Assavi </strong>ve Fotografçı<strong> Muhammed Omar Ahmed Mahjoub </strong>adlı Libyalı ziyaretçilerden kurtulan olmamıştı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Irak’ta <strong>Saddam Hüseyin</strong>’i <strong>2003 y</strong>ılında deviren başta <strong>ABD, İsrail</strong> ve <strong>Batılı </strong>güçler, bu sefer de namlularını Libya Lideri <strong>Muammer Kaddafi’</strong>ye çevirmişlerdi... ‘<strong>Büyük Ortadoğu Projesi</strong> (BOP)’ kapsamında, bunların yok edilmesi planları yıllar öncesinden yapılmıştı ve sırası geleni indiriyorlardı!..&nbsp; <strong>20 Ekim 2011</strong> yılında da, kendi halkına çıkarttıkları bir isyanla <strong>Kaddafi</strong>’yi devirdiler, bir süre kaçıp saklanan <strong>Muammer Kaddafi</strong> de bulunup, hunharca katledildi!.. Yeni kurulan isyancı <strong>Libya</strong> hükümetini ilk tanıyan, <strong>‘Papa’</strong>nın <strong>Vatikan Devleti’</strong> olmuştu, hatırlayınız... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet, petrol zenginliğinin şımarıklığı ile <strong>Muammer Kaddafi</strong> çok havalı davranışlar gösteriyor, herkese tepeden bakıyordu ama; bizim de en büyük destekçimiz idi... Ecevit’in, <strong>1974</strong>’deki <strong>“Kıbrıs Barış Harekâtı”</strong> sırasında, sözde müttefikimiz <strong>ABD</strong> bizi ambargolarla elimizi-kolumuzu bağlarken, en büyük askerî ve lojistik desteği <strong>Muammer Kaddafi </strong>sağlamış, yakıt ve <strong>‘F-16’</strong> yedek parçalarını bile temin etmişti!.. Ayrıca <strong>Kaddafi,</strong> kendi ülkesinde hasta olan, tedavi gören tüm vatandaşlarına ‘<strong>Muayene Ücreti, İlâç Parası’</strong> hiç ödetmez, okuyan öğrenciler her yerde <strong>bedava </strong>okurlardı!.. Ya bunu da hatırladınız mı? İşte kendi halkı böyle bir insanı, elin tavsiyelerine kanarak, darbeyle indirivermişti!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdilerde ise <strong>Akdeniz</strong>’de “<strong>İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi</strong>” bir araya gelip, <strong>Türkiye</strong>’ye karşı bir ‘</span><strong><span style="font-size:14.0pt">Şeytan Üçgeni’</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> hazırlıyorlar!.. Birbirlerinin topraklarına füzeler, savunma ve saldırı hatları kuruyorlar, sık sık da ‘<strong>askerî tatbikatlar’</strong> yapıyorlar!.. Tam bu sırada <strong>Libya</strong> ile bazı toplantılar yapmamız, daha önce de bazı antlaşmalar imzalamamız, oraya askerî birlik göndermemiz, bu ‘<strong>Şeytan Üçgeni’</strong> ülkelerini rahatsız ediyordu... Sadece bu sebeplerle, bizler bu ‘<strong>Libya Jetini’</strong> <strong>ABD</strong> desteğindeki bunların düşürmüş olabileceğini düşünüyoruz!? Bu konuda <strong>İsrail</strong>’in zati sicili çok bozuk, <strong>İslâm Ülkelerinde</strong> yapmadığı suikast mı kaldı sanki !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Olay sonrası MHP Lideri sayın <strong>Devlet Bahçeli</strong> de çıkıp; “<strong>Tam bu zamanda bu uçağın düşmüş olması hem çok üzücü ve hem de çok ‘</strong></span><span style="font-size:14.0pt">düşündürücü<strong>’</strong></span><strong><span style="font-size:12.0pt"> olmuştur!”</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> demedi mi?.. Yani, bu işte bir dış müdahale olabileceğini o da öngörmüştü... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Artık milletçe oturup, bir “<strong>durum değerlendirmesi</strong>” yapma zamanımız gelmedi mi? Osmanlıdan bu yana, Avrupa ve Batı dünyası hep bizim aleyhimize çalışıyor!.. <strong>1071 </strong>yılında Alparslan’ın az bir kuvvetle <strong>Doğu Roma</strong> (Bizans) İ<strong>mparatorluğunu</strong> yenmemizi hâlâ kabullenebilmiş değiller!.. <strong>1453</strong> yılında <strong>Fatih Sultan Mehmet</strong>’in kesin zaferiyle bu ‘<strong>BİZANS İmparatorluğuna’</strong> son verdiğini ise hiç içlerine sindiremediler!.. Ne zaman bir zayıflığımızı görseler, ne zaman uluslararası bir problem yaşasak, bütün <strong>Batı Âlemi</strong> ve <strong>Hıristiyan Devletler</strong> bizim aleyhimize çabalar içine giriyorlar!.. Uyanın artık Türk Milleti!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Şu sıralarda Rusya’dan aldığımız ‘<strong>S-400</strong>’lerin geri verilmesi, ABD’den üyesi olduğumuz <strong>‘F-35</strong>’lerin alınmasıyla ilgili çalışmalar sürerken; bir de Libya ile yeni bazı antlaşmalar yapıp, oraya askeri birlik gönderme kararımız açıklandığı bir sırada, buraya ziyarete gelen Libya <strong>Genelkurmay Başkanı</strong> ve üst düzey askeri kişilerin olduğu jet uçağı, ülkesine geri dönüşte aniden düşüveriyor!.. Bu tesadüfler sizce de biraz fazla değil mi? Hiç boş durmayan <strong>ABD </strong>güdümündeki “<strong>İsrail-Yunanistan-GKRC”</strong> isimli bu ‘<strong>Şeytan Üçgeni’</strong> devletlerin, siz de boş duracaklarını mı sanıyorsunuz? Bunun üzerinde önemle durulmalıdır!.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Dec 2025 17:26:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Ücret Tespit Komisyonu’ Ne İş Yapar !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/ucret-tespit-komisyonu-ne-is-yapar-3940</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/ucret-tespit-komisyonu-ne-is-yapar-3940</guid>
                <description><![CDATA[‘Ücret Tespit Komisyonu’ Ne İş Yapar !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Biliyorsunuz, her yılın <strong>‘Ekim’</strong> ayında toplanıp, <strong>memur-işçi-asgarî ücretli</strong> ve emeklilerin yeni yılda alacakları ücretleri; ülkenin içinde bulunduğu ekonomik şartlara-enflasyona-bütçe olanaklarına ve tabii ki aslan ‘<strong>TÜİK</strong>’in verdiği son enflasyon rakamlarına göre tespit edip, bir rakam önerirler, Meclis’te kabul edilince de bu yeni zamlı ücretler <strong>‘Ocak’</strong> ayında hak sahiplerine ödenmeye başlardı değil mi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Lâkin bu yıl yine <strong>‘Ekim’</strong> ayında başlayan bu sayısız <strong>‘Komisyon’</strong> toplantıları, önce İşçi Sendikalarının bu komisyona katılmayacaklarını açıklaması sonrası, yine defalarca toplandılar, ancak bugün <strong>2025</strong> yılının son <strong>Aralık</strong> ayının <strong>‘22’</strong>sine gelmiş olmamıza rağmen, hâlâ bu <strong>Komisyon,</strong> bizim ne ücret alacağımıza dair bir defa olsun rakam açıklayamadı!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İnsan oturup, düşünüyor ve: “Yahu, zati tamamı ‘<strong>erkeklerden’</strong> oluşmuş bu <strong>Komisyon</strong> üyeleri, orada uzmanların verdikleri bilimsel ekonomi rakamları üzerinde mi tartışıyorlar; yoksa bu sayısız toplantılarda birbirlerine ‘<strong>askerlik anılarını, tatil maceralarını, yeni duydukları fıkraları’</strong> filân mı anlatıyorlar!? Eğer bizim yeni yıl ücretleri için toplanmış olsalardı<strong>, üç ay</strong> boyunca bir kerecik olsun <strong>bir rakam</strong> telâffuz etmezler miydi yahu!?” demeye başladık... Sadece bunu bizler değil, tarafsız ekonomi uzmanları, aklı başında Sendika Başkanları da bunları söylüyor, biz de sizlere aktarıyoruz...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">2025 yılının son <strong>Aralık</strong> ayı bitiyor, ufukta Hâlâ yeni ücretlerin ne olacağı belli değil, ama maşallah, ‘<strong>Yeni Yıl Zamları’</strong> peş peşe gelmeye, zati <strong>Verem</strong> hastalığına tutulmuş cüzdanlarımızdan bu zamlı fiyatları ödemeye başladık bile!.. “<strong>Almadan vermek, sadece Yüce Allah’a mahsustur!”</strong> der dururdu eski büyüklerimiz... Eee, -çok estağfurullah ama- biz de zaten <strong>Yüce Tanrı</strong> olmadığımıza göre, daha yeni ücretlerimizi almadan, bu zamlı ödemeleri niye yapıyoruz ki !? Eyy, ‘<strong>tam 10 asgarî ücret’</strong> toplamı kadar Milletvekili maaşı alan ‘<strong>Muhalefet Partileri Vekilleri’</strong>, bari bunları çıkıp da her gün siz itiraz ediniz; ne işe yararsınız, nerelerdesiniz sizler kardeşim !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdi size bu konuyla ilgili <strong>Cumhuriyet Gazetesi</strong>’nde <strong>21 Aralık’</strong>ta çıkan bir haberle devam edelim: </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“...Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı <strong>Vedat Işıkhan</strong>’ın işçiler masada olmadan devam eden asgari ücret görüşmeleri için yaptığı “<strong>Rakam için çok erken</strong>” açıklaması tepki çekti. Işıkhan bu açıklamayı yaparken, Meclis kayıtlarına göre CHP’li <strong>Özgür Karabat</strong>; bundan bir ay önce, <strong>12 Kasım’</strong>da Meclis’e Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde bugün işçilerin katılmayı protesto ettiği asgari ücret tespit komisyonunun yapısını eleştirdi.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Karabat </span></strong><span style="font-size:12.0pt">önergesinde “<strong>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, asgari ücret tespit komisyonu toplantılarını göstermelik bir formaliteye dönüştürmüş; işçi temsilcilerinin talepleri duymazdan gelinmiştir”</strong> diyerek “<strong>2026 yılı için asgari ücret belirleme sürecinde işçi konfederasyonlarının karar alma süreçlerine katılım oranı nedir?</strong>” sorusunu yöneltti. Ancak <strong>Bakan Işıkhan</strong>, bu önergeye hâlâ yanıt vermedi...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ben bu konuda daha ne yazayım ki?.. İşte haberler, işte yapılanlar, işte Halep, işte arşın,&nbsp; işte sonuç... Hadi bugün de size fıkraları aratmayan bir anıyla veda edelim bari:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">--- <strong>“Birini Öldürür, Diğerini Kullanır!..” </strong></span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">ABD </span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">eski Dışişleri Bakanı olan Yahudi kökenli, merhum <strong>Ecevit</strong>’in de okuldan Hocası olan ‘<strong>Henry Kissinger’</strong> hep şöyle derdi: “<strong>Amerika iki yönüyle güçlüdür ve öyle de devam edecektir: </strong>1-<strong>ABD kendi vatan hainlerini bulur ve hemen öldürür; </strong>2-<strong>Diğer ülkelerin vatan hainlerini de çok çabuk bulur, onları sürekli besler ve kullanır!..</strong>”&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 17:28:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Turan Özdemir”i  Hatırladım  da  Yine...</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/turan-ozdemiri-hatirladim-da-yine-3939</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/turan-ozdemiri-hatirladim-da-yine-3939</guid>
                <description><![CDATA[“Turan Özdemir”i  Hatırladım  da  Yine...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet... Sağlık Memuru merhum <strong>Ahmet Necati Özdemir</strong> amca ve değerli eşi merhum <strong>Suzan</strong> teyze, <strong>Bozüyük</strong>’te uzun yıllar ‘<strong>Bozüyük Sağlık Evi’</strong>nde ikamet ettiler, benim yaşlarımdaki iki oğullarıyla, bizim ailenin en yakın komşumuz idiler... Aynı siyasi görüşte oldukları için rahmetli babamla <strong>Ahmet Necati</strong> amca ve beş çocuklu merhum annemle <strong>Suzan</strong> teyze çok samimiydiler: Bir gün bizde pişen yemek onlara, ertesi günü onlarda pişen yemek bize gelirdi... Bağımız-bahçemiz-meyvelerimiz çok olduğundan, her mevsim yiyeceklerini hep beraberce paylaşırdık...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">O yıllarda daha soba filan kullanılmadığından, Kış ayları soğuklarında ocağa atılan kütüklerle ısınır, biz çocuklar da çok sık hasta olurduk!.. Her zaman imdadımıza <strong>Ahmet Necati</strong> amca koşar, <strong>hap-şurup-iğnelerimizi</strong> o getirir, bizi o iyileştirirdi!.. Gündüzleri de oğulları <strong>Esat</strong> ve <strong>Turan </strong>bize gelir, geniş avlumuzda akşamlara kadar beraberce oynardık!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Neyse... Ben okudum öğretmen oldum, <strong>Esat </strong>Adliyeye memur, <strong>Turan</strong> da Hacettepe Üniversitesi <strong>Tiyatro Bölümünü</strong> bitirip, sanatçı oldu!.. <strong>Turan</strong>; tam <strong>19 TV</strong> dizisinde, <strong>21 sinema filminde,</strong> sayısız tiyatro eserinde oynadı; “<strong>Dondurmam Gaymak</strong>” filmiyle <strong>Altın Koza Film Festivali</strong>’nde “<strong>En İyi Erkek Oyuncu</strong>” ödülünü, ‘<strong>Mezarcı</strong>’ rolüyle de, ‘<strong>London Festivali</strong>’nde “<strong>En İyi Yardımcı Oyuncu”</strong> ödüllerini kazandı, ismi de ülkemiz sanat tarihine kazındı... Böylece, İlçemiz Yatağan’ın ülke çapında çıkardığı <strong>’İlk Ünlü Tiyatro-Sinema Sanatçımız’</strong> oldu... <strong>10 Kasım 1952 </strong>doğumlu olan <strong>Turan Özdemir</strong> kardeşimizi, <strong>15 Ocak 2018</strong> tarihinde, daha genç yaşındayken İstanbul’da ebediyen kaybettik!.. Halbuki ondan daha çok şeyler bekliyorduk!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yatağan’a geldiğinde zaman zaman <strong>Öğretmenevi Lokali</strong>’nde buluşur, sohbet ederdik... Kendisi de genelde ‘<strong>Mizah’</strong> eserlerinde oynadığı için; benim de ‘<strong>Siyasi-Mizah’</strong> türü gazete yazılarını zaman buldukça okuduğunu ve çok beğendiğini söylerdi... Annesi <strong>Suzan</strong> teyze de benim okuyucularımdan biriydi, her gün gazetemizi parasıyla satın alır ve okurdu...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yeni nesil çocuklarımız pek tanımasalar da; <strong>Turan</strong>’ın dayısı “<strong>Kaya Köstepen</strong>” de çok meşhur bir futbolcuydu!.. Yıllarca <strong>BJK’</strong>nin ve <strong>Milli Takımımızın</strong> as kadrosunda yer almış, <strong>İlçemiz Yatağan</strong>’ın adını herkese duyurmuştur... Yatağan da vefasını gösterip, iki dönem Belediye Başkanlığı yapan <strong>Ahmet Necati Özdemir</strong> amcanın adını caddelere, parklara vermiş, Spor Sahamızın adını ‘<strong>Kaya Köstepen</strong>’e ve Amfi Tiyatro’ya da “<strong>Turan Özdemir</strong>” isimlerini vermiştir... <strong>Turan</strong>’ı kaybettiğimiz şu <strong>“15 Ocak”</strong> yaklaşırken, yeni neslimiz bunları unutmasın diye hatırlatıyorum!.. Çünkü bu güzel insanlarımızı çok erken yaşlarda kaybettik; toprakları bol, mekânları Cennet olsun inşallah!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong><span style="font-size:14.0pt">Yeni Pazar Yerinde Yapılması Gereken İlk İş: </span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Herhalde sizler de şahit olmuşsunuzdur; <strong>Stat </strong>tarafına geçici olarak götürülen ‘<strong>Yatağan Çarşamba Pazarı’</strong> yolları, zaten dar ve yetersiz... Dolayısıyla <strong>Salı</strong> ve <strong>Çarşamb</strong>a günleri bu yolda yürümek hayli zorlaşıyor; pazara torbasıyla, çantasıyla, pazar arabasıyla, çocuklarıyla beraber gelen insanlarımız, buralarda zaten zorla gezebiliyorlar!.. Aşağıda bulunan okuldan öğle yemeğine veya akşam paydosuna çıkan öğrencilerin çoğunda bisiklet ve motosikletler var... Bir de yukarıdaki esnaflardan yiyecek getiren kuryelerin motosikletleri bu pazara giriyor, curcuna başlıyor!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Genellikle gençlerimiz, kullandıkları motosikletleri yavaş da kullanmıyorlar!.. Bu gidişle önümüzdeki günlerde –<strong>özellikle yaşlılar ve çocuklar için</strong>- çok feci kazalara şahit olabiliriz!? <strong>Belediyemiz</strong> ve <strong>Emniyet Müdürlüğümüzün</strong> anlaşarak, bu probleme bir çözüm getirmelerini bekliyoruz!.. Okul çıkışında motosikletli çocuklarımızın aşağıdaki yollardan tahliyesi mümkünken, esnafın gönderdiği <strong>moto-kuryelerinin</strong> bu pazara girmesi yasaklanabilir? Halk olarak bu önlemleri bekliyoruz...&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 17:27:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İŞÇİLERİN ASGARİ ÜCRET MASASINDA OLMAMASI EKSİKLİK DEĞİLMİŞ</title>
                <category>Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/iscilerin-asgari-ucret-masasinda-olmamasi-eksiklik-degilmis-3938</link>
                <author>suleymangirgin@gmail.com (Süleyman GİRGİN - 27. Dönem CHP Muğla Milletvekili)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/iscilerin-asgari-ucret-masasinda-olmamasi-eksiklik-degilmis-3938</guid>
                <description><![CDATA[İŞÇİLERİN ASGARİ ÜCRET MASASINDA OLMAMASI EKSİKLİK DEĞİLMİŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kararların çoğunlukla hükümet ve işveren kesiminin oylarıyla alındığı, komisyonun gerçek anlamda adil ve demokratik bir yapıya kavuşturuluncaya kadar komisyon çalışmalarına katılmayacağını kamuoyu ile paylaşan Türk-İş, 24 Aralık 2024 tarihinden bu yana geçen yaklaşık bir yıllık sürede komisyonun yapısı ve işleyişine ilişkin hiçbir iyileştirme yapılmadığı için 2026 yılı Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarına katılmayacağını kamuoyuna duyurdu.<br />
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan da asgari ücret görüşmeleriyle ilgili, “Masada işçi kesiminin olmaması çok önemli bir eksiklik değil.” dedi.<br />
Aslında iktidar penceresinden bakıldığında Bakan niyetlerini açık etmiş.<br />
İşçi temsilcisi olsa da olur, olmasa da olur; biz kararı çoktan verdik demek istiyor aslında Çalışma Bakanı.<br />
İktidar unutmasın ki; işçinin olmadığı masada adalet olmaz.<br />
Adaletin olmadığı yerde ise gelecek kurulmaz.<br />
Asgari ücret, Türkiye’de çalışanlar için yaşamsal önem taşıyor. Neden?<br />
Çünkü asgari ücret, kelimenin dar anlamıyla artık asgari, sınırlı bir çalışan kesimini değil; milyonları ilgilendiren ortalama ücret hâline geldi.<br />
Asgari ücretin ortalama ücrete dönüştüğü bir ülkede, milyonlarca emekçinin sofrasındaki ekmeği, ödeyeceği kirayı, faturayı, yaşam standardını belirleyen masada “işçi olmasa da olur” demek, iktidarın işçiye bakış açısının ne olduğunun açık bir itirafıdır.<br />
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda alınan kararlar bağlayıcıdır ve işçinin hayatının en temel sınırını oluşturur.<br />
Anayasa’ya göre ücret emeğin karşılığıdır; ancak işçi, ülkemizde emeğinin karşılığını alamamaktadır.<br />
Asgari ücretin yetersizliği, her gün artan pahalılık karşısında yoksulluğa neden olmaktadır.<br />
Esas olan, asgari ücretin ne kadar artacağı değil; ortalama ücretlere nasıl yansıyacağıdır.<br />
Avrupa Birliği üyesi ülkelerde, asgari ücret civarında bir ücretle çalışanların oranı ortalama yüzde 9 düzeyindedir.<br />
Türkiye’de ise asgari ücret civarında çalışanların oranı yüzde 57’dir.<br />
Asgari ücret artık pazarlık konusu edilmemeli; insana yakışır geçim şartları, aile de esas alınarak belirlenmelidir.<br />
TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay düzenli olarak yapılan bu araştırmanın 2025 Kasım ayı sonucuna göre;<br />
Açlık sınırı 29.827,78 TL’ye,<br />
Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamaların toplam tutarı, yani yoksulluk sınırı 97.158,89 TL’ye,<br />
Bekâr bir çalışanın “yaşama maliyeti” ise aylık 38.751,69 TL’ye yükseldi.<br />
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, 2026 Ocak ayından itibaren geçerli olacak asgari ücretin, Kasım ayı açlık sınırının bile altında olacağı görülüyor.<br />
Yüzde 28 mi olsun, yüzde 29 mu diye tartışıyorlar.<br />
İki oran arasında 1 kilogram et parası oynuyor.<br />
İşçi 1 kilo daha fazla et yiyince çöken ekonomi mi olur?<br />
Zaten belirlenecek olan asgari ücreti Şubat ayındaki maaşında alacak olan bir işçi, daha cebine girmeden enflasyona yenik başlayacak.<br />
Türk-İş araştırmasına göre, dört asgari ücret tutarında aylık gelir elde etse bile bir asgari ücretli, yoksulluk sınırına dahi erişemeyecek.<br />
Bir ülkede asgari ücret, açlık sınırının bile altında kalıyorsa; o ülkede ekonomi yönetilmiyor, insanlar yoksulluğa terk ediliyor demektir.<br />
Dar ve sabit gelirli kesim, enflasyonun nedeni değil mağdurudur.<br />
Enflasyon kadar ücret artışına gidilmesi, var olan olumsuz geçim koşullarının ve dolayısıyla yoksulluğun sürdürülmesi anlamına gelmektedir.<br />
Milyonları “geçinme” değil, hayatta kalma mücadelesine ve adeta yaşamayıp çile doldurmaya mahkûm eden bu düzen, bir tercih meselesidir.<br />
Bu tercihin adı da adaletsizliktir.<br />
Gerekli ekonomik ve sosyal politikalar öncelikli olarak uygulamaya konulmalı, alım gücünü artıracak tedbirler alınmalı ve insan onuruna yakışan bir ücret belirlenmelidir.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 17:26:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/03/suleyman-girgin-27-donem-chp-mugla-milletvekili-1740990889.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bazı Haberlerin Veriliş Şekli ve Düşündürdükleri !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bazi-haberlerin-verilis-sekli-ve-dusundurdukleri-3937</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bazi-haberlerin-verilis-sekli-ve-dusundurdukleri-3937</guid>
                <description><![CDATA[Bazı Haberlerin Veriliş Şekli ve Düşündürdükleri !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uzun zamandır, birçok haberde ismi ve unvanı geçen insanların fotoğraflarında yüzleri bantlanıyor, isimlerinin sadece baş harfleri veriliyor, yaptıkları kötü işler, ‘<strong>Henüz Mahkeme Kararı’</strong> yok diye herkesten gizleniyor!.. Ancak; her türlü yasa dışı işleri yaptığı tespit edilip, deliller toplanıyor, suçu işlediği belli olan insanın görevine son verilip, önce gözaltına alınıyor, sonra da hapse atılıyor, çok uzun süren nihai mahkeme kararına kadar da orada kalıyor!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Lâkin, sıra biz gazetecilerin haber vermesine gelince zanlıların yüzleri bantlı, isimleri gizli, yaptıkları da hep sadece ‘<strong>ZAN’</strong> olarak kalıyor, uzun süren mahkeme sonucu açıklanana kadar böylece tüm bu tip haberlerin de <strong>tadı-tuzu-merakı-heyecanı</strong> kaçıyor, unutuluyor ve halkın ilgisi kalmıyor, bu tür suçlar da günden güne böyle artıyor işte!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Geçenlerde yine böyle bir haber vardı: Bayanın birini devletin yardım kuruluşu başına ‘<strong>Müdür’ </strong>olarak atamışlar, devletten gelen yüklü miktardaki yardım paralarını ihtiyaç sahiplerine vereceği yerde, bu bayan müdür kendi hesabına geçiriyor!.. Şikâyetler üzerine müfettişler inceleme başlatıyor, müdürün yaptığı bütün yolsuzlukları ve çaldığı paraların miktarını ortaya çıkarıyorlar!.. Bu bayanı hemen görevden aldılar, <strong>gözaltındayken itiraf ettirdiler,</strong> sonra da hapse attılar!.. Teftiş sırasında, bu hırsız müdüre bir de kendi Bakanlığınca, çok iyi görev yaptığı savıyla ‘<strong>Takdirname’</strong> verildiği ortaya çıktı!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Ancak, bu konu hakkındaki bütün haberlerde bu bayan müdürün isminin ne olduğu, fotoğrafında kim olduğu hiç belli olmadı!.. Böyle önemli bir haber üç günde yine unutulup gitti!.. Halbuki, yaptığı yolsuzlukları bizzat kendisi <strong>itiraf ettikten</strong> sonra, bu cürmü işleyen devlet görevlisinin kim olduğunu herkes görmeli, tanıdıkları ortaya çıkmalı, müfettişlerin tespit edemedikleri başka kusurları ve suçları da varsa eğer, halkın ihbarıyla bunlar da öğrenilmeli; bu durum aynı tür işleri yapan diğer ‘<strong>görevlilere de bir ders’</strong> olmalıydı değil mi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eskiden ülkenin gazetecilerine ‘<strong>Dördüncü Kuvvet’</strong> denilir, suça meyilli herkes de bu dürüst gazetecilerden çekinirlerdi... Ama son yıllarda yukarıda anlattığımız ‘<strong>fotoğraftaki yüzlere bant, isimlere yasak’ </strong>getire getire, bu tür suçların artmasına bizzat kendimiz sebep olmadık mı? Aramızdan çıkan bazı ‘<strong>Gazeteci Kılıklı’</strong>&nbsp; ahlâksız ve uyuşturucu müptelaları yüzünden de, bu saygın mesleğin de içine etmediler mi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Keza; bazı suçlardan yakalan şahıslara bakıyorsunuz, daha önce bunların <strong>’26 Suç Kaydı... 37 Suç Kaydı’</strong> olduğu ve arandıkları ortaya çıkıyor!.. Bu nasıl iştir sevgili dostlar!? Bu kadar suç işlemiş zanlılar, bunca emniyet görevlimiz arasında nasıl ellerini-kollarını sallayarak gezebiliyorlar, bu işin mantıklı bir izahı olabilir mi !? Artık iletişim araçları çok yaygınlaştı, herkes dünyanın öteki ucundaki bir olayı birkaç saniyede öğreniveriyor!.. Bunları duyan elin oğlu ülke insanları kalkıp da; “<strong>Yahu bunların İçişleri Bakanlığı yok mu, istihbaratı yok mu, bunca ‘</strong>polis-jandarma-bekçi’<strong> ne iş yapıyorlar?”</strong> demezler mi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Son günlerde TV Ana Haber Sunucularından sayın <strong>Ece Üner</strong>, sayın <strong>Ekrem Açıkel</strong>, sayın <strong>Damla Doğan Tuncel,</strong> daha önceleri de şimdi sunuculuğu bırakan sayın <strong>Fatih Portakal</strong>, bu durumu defalarca ekranlarda dile getirdiler, yetkilileri uyardılar, sayın Milletvekillerini yeni yasalar yapmaya davet ettiler, biliyorsunuz... Ancak ,bugüne kadar hiç birisinden bu konuda bir çaba göremedik!.. Herhalde onların daha önemli işleri vardı ki, böyle <strong>önemsiz (!)</strong> konulara pek vakit ayıramıyorlar zaar?.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Fakat bu günler çabuk geçer ve geçiyor da... Yarın yine bir yerlerden aday olup da, bu halkın önüne gelecekler değil mi? Bakalım halkımızın ve gazetecilerimizin soruları karşısında ne yanıtlar verecekler, bekleyip hep beraber göreceğiz inşallah...&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Dec 2025 17:04:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Bir  Yer  Düşünüyorum ?”</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-yer-dusunuyorum-3936</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-yer-dusunuyorum-3936</guid>
                <description><![CDATA[“Bir  Yer  Düşünüyorum ?”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Haydi bugün biraz öğrencilik günlerimize dönelim; ilkokul ve ortaokuldaki bütün okuma kitaplarımızda yer alan, çoğumuzun da hâlâ ezbere bildiği, ünlü şairimiz <strong>Ziya Osman SABA</strong>’nın şu şiirini hatırlayalım:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“Bir yer düşünüyorum, yemyeşil</span></strong><span style="font-size:12.0pt">/ Bilmem, neresinde yurdun?/ <strong>Bir ev, günlük güneşlik</strong>/ Çiçekler içinde memnun!.. // <strong>Bahçe kapısına varmadan daha</strong>/ Baygın kokulu ıhlamurun/ <strong>Gölgesinde bir sıra, der gibi:/</strong> -‘Oturun!..’// <strong>Haydi çocuklar, haydi /</strong>Salıncakları kurun /<strong>Başka dallarsa, eğilmiş:/</strong> -‘Yemişlerimizden buyurun!..’// <strong>Rüzgâr esmez, konuşur:</strong>/ -‘Uçurtmalar uçun, çamaşırlar kuruyun’/ <strong>Mesut olun, yaşayın</strong>/ Ana, baba, evlât, torun!..”&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şu sıkıntılı ve bunalımlı günlerde, herkesin suratının bir karış, umutlarını yitirmiş halde, kısık gözlerle etiketlere bakarken, acil giderler her gün yükselirken, çağımıza ait yeni mikrop çeşitleri bizi enfeksiyonlara boğarken, zavallı cüzdanlarımızın ‘<strong>bir deri - bir kemik’</strong> kaldığı düşüncesi hepimizi hüzünlendirip, eski devlet tedavilerimizi mumla ararken, gelin biz de merhum şairimiz gibi şöööyyyle güzel bir hayal kuralım mı ha, ne dersiniz!? Haydi, gözlerinizi kapatın da hepiniz bana katılın öyleyse:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“Ben de bir yer düşünüyorum; işsizliğin, enflasyonun, pahalılığın ve ‘<strong>Üç Y.</strong>’nin (<strong>Yolsuzluk-Yoksulluk-Yalanın</strong>) olmadığı, çeşme ve pınarlarından berrak suların aktığı, insanlarımızın <strong>Ukrayna buğdayı</strong>-hayvanlarımızın <strong>Afrika samanı</strong> yerine, eskiden olduğu gibi ‘<strong>Has Anadolu’</strong> ürünleri yediği, kendi kendimize yettiğimiz günleri hatırlayalım: Ne tatlı, ne lezzetli, ne kadar sağlıklıydı o eski meyvelerimiz-sebzelerimizi-kendi <strong>yerli ve milli</strong> ot yiyen hayvanlarımızın etleri-sütleri-peynirleri ve yumurtaları değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir yer düşünüyorum; birbirlerine saygı ve sevgiyle davranan <strong>Edebali-Hz. Mevlâna-Yunus Emre-Nasrettin Hoca </strong>torunlarının neş’e ve umutla yaşadığı kutsal <strong>Anadolu</strong> toprakları!.. Hocamızın ‘<strong>yoğurt çaldığı’</strong> göllerimiz ağzına kadar dolu, ‘<strong>Deli Dumrul</strong>’un vergi aldığı tahta köprüler, berrak ve tertemiz akan dereler-çaylar-nehirler, yemyeşil ovalar ve yaylalar, <strong>balta-madenci </strong>ve<strong> ateş</strong> girmemiş ormanlar, hafif rüzgârlarla dalgalanan, balığı bereketli, müsilâj nedir bilmeyen denizler, dağlarında sürülerle keçiler, yaylalarında sürülerle koyunlar, kara petrolle havamızı kirletmeden ulaşımları sağlayan <strong>atlar-eşekler-katırlar-öküzler-develer</strong>; ne güzel, ne sağlıklı ve ne kadar yaşanası yıllardı onlar !.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bizim düşündüğümüz yerlerde çevre ve doğa düşmanı, yalancı, şımarık ve kültür yoksunu <strong>siyasi yöneticiler</strong> olmamalı !.. Elimizdeki bilinen tek yaşanası ‘<strong>Dünyamızı</strong>’ ne hallere getirdiğimizi artık herkes biliyor: Bir türlü gözü ve cebi dolmayan <strong>sanayiciler</strong> yüzünden hava kalitesini düşürdük, aynı doyumsuz ve liyakâtsiz müteahhitler yüzünden cennet yeşili topraklarımızı ‘<strong>beton yığınlarına’</strong> döndürdük, köstebekler gibi her yeri deşip maden arayanlar yüzünden ‘<strong>yeraltı sularımızı’</strong> mahvettik, artık herkes önlerindeki <strong>kuyu-pınar-çeşmelerden</strong> değil, plâstik şişelerde satılan suları içer hale geldi !.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kendilerini dünyanın efendisi-patronu zanneden <strong>Trump, Putin, Netanyahu, Musk</strong>... gibi yeni yetme, şımarık ve her yeri babalarının çiftliği zanneden ‘<strong>güç zehirlenmesine’</strong> uğramış siyasilerle aynı atmosferi soluyarak, daha fazla zehirlenmek istemiyoruz!.. Bizim düşlediğimiz yerlerde bunlara asla yer yok !.. Bizim düşlediğimiz yerlerde <strong>Mustafa Kemal Atatürk, Mahatma Gandi, Nelson Mandela.</strong>.. gibi unutulmaz yöneticilerin hayali var !..&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet, ‘<strong>Bir Yer Düşünüyorum?</strong>’ ama, bizim düşlediğimiz böyle bir yer henüz yok, sanırım bu gidişle ileride de olmayacak, birçok hayalimiz gibi bu da gerçekleşmeden bizler de öteki ebedi dünyaya göçüp gideceğiz gibime geliyor, çok üzgünüm dostlar!?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Dec 2025 17:03:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ BİR YILA HAZIRLANIRKEN</title>
                <category>Prof. Dr. Kemal Kocabaş</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-bir-yila-hazirlanirken-3935</link>
                <author>kemal.kocabas@deu.edu.tr (Prof. Dr. Kemal Kocabaş)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-bir-yila-hazirlanirken-3935</guid>
                <description><![CDATA[YENİ BİR YILA HAZIRLANIRKEN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bugün 17&nbsp; Aralık 2025. İzmir’de&nbsp; hava soğuk. İki hafta sonra 2026’ya merhaba diyeceğiz. İzmir’de caddeler, mağazalar kırmızı ağırlıklı renklerle, tüketime davet eden reklamlarla donatılmış,&nbsp; AVM’ler de ağaçlar ışıklandırılarak &nbsp;yeni yıla hazırlanıyor. 2026 ya &nbsp;girerken çocukluğumun yılbaşı algısı ve 2025 Türkiye’sinden kesitlerle bir köşe yazısı yazmak&nbsp; istedim.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocukluk dönemlerimde Kavaklıdere’nin kışı çok sert geçerdi. O nedenle &nbsp;yılbaşı gecesi deyince aklıma hep karlı bir gün, üzerinde çayın fokurdadığı yanan bir soba ve aile çevresiyle hep birlikte oynanan tombala gelir.&nbsp; Akşam&nbsp; yemeği için çok özel hazırlık yapılmazdı. Ama&nbsp; o akşam sobada pişirilen kestane, kuru üzüm, ceviz, incir ve kış meyveleri ikram edilirdi konuklara. İlerleyen saatlerde de mısır patlatılırdı. O yıllar hiç unutulmuyor. &nbsp;O günleri düşününce Edip Cansever’in </span><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:black">"Gökyüzü gibi bir şey şu çocukluk/ Hiçbir yere gitmiyor" </span></span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:black">dizeleri aklıma gelir hep. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2025’in son günlerine gelirken Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in vefatından altı ay sonra 14 Aralık günü 37 yaşındaki Manisa Şehzadeler Belediye Başkanı Sevgili Gülşah Durbay’ın vefat haberi hepimizi sarstı. 15 Aralık günü yapılan on binlerin katıldığı cenaze törenini televizyonda &nbsp;izlerken büyük bir acı yaşadık. Sosyal medyada Gülşah kızımız güler yüzlü fotoğrafının altında yer alan: <strong>“Cumhuriyet, Manisa’nın bir köyünde doğan bir kadının Şehzadeler’e belediye başkanı olabilme ihtimalidir” </strong>ifadesi ile adeta Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin kadın devrimini selamladı. 2025 yılında yakın&nbsp; çevremizden ve ülkede pek çok güzel insanı kaybettik. Her kayıpta yalnızlaşıyoruz. Bir Cumhuriyet kadını olan Sevgili Gülşah Başkanın tebessüm eden fotoğrafını hiç unutmayacağız.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:black">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 31 Aralık günü sadece yılbaşı değil, aynı zamanda insanın, toplumların kendileriyle hesaplaştığı bir gündür. <strong>“Ben bu yıl ne yaptım?”</strong> Sorusunun yanıtlarının arandığı bir özeleştiri günüdür. Kendime, aileme,&nbsp; ülkeme, insanlığa dair neler yapabildim sorusunu hep sormak gerek. Zira yaşamınızdan bir yıl geçiyor ve hayat çok hızla akıyor. Murathan Mungan: <strong>“</strong></span></span></span><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white">Bir yıl daha bitiyor/</span></span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt">Düşlerim, tasalarım,&nbsp;yarım kalmış onca şey/Her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden/Bana mı öyle geliyor/Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman/İnsan yaşlanırken?” </span></strong><span style="font-size:12.0pt">yılbaşı algısını dizelerine yukarıdaki gibi aktarıyor. </span><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:black">Kendi yaşamımda uzun yıllardır 31 Aralık günü gündüz saatlerinde beyaz bir akışkanla önce kendimle hesaplaşma saati ayırırım ve bir yılın muhasebesini yapmaya çabalarım. &nbsp;Özdemir Asaf: <strong>“</strong></span></span></span><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#080809">Çocukken güneş olmak isterdim/ Sonra anladım ki en iyisi çocuk olmak/ Çünkü güneşten sıcaktı kalbim/ Büyüdüm derken yaşam denen ayazda üşüdüm/ Soğudu buza döndü kalbim/ Ne güneş olabildim, ne çocuk kalabildim” </span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#080809">dizeleriyle&nbsp; yaşam denilen bu süreci özetliyor adeta.</span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2025’in son aylarında ülke gündeminde TUİK rakamlarının aksine hayatlarımızı daraltan ekonomik kriz,&nbsp; eğitimin&nbsp; yoğun sorunları, MESEM tartışmaları, barış süreci ve TBMM’nde yaşanan tartışmalar&nbsp; yer aldı. Bakanlığın yaptığı protokala göre Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="background-color:white"><span style="color:#474747">öğrencileri haftada bir &nbsp;gün okulda teorik eğitim, dört &nbsp;gün işletmelerde pratik eğitim almakta…Ancak işletmelerde kontrol ve denetim olmadığı için öğrenciler gece geç saatlere kadar ve hafta sonu da çalıştırılmaktadır. Meslek lisesi öğrencileri için okulun, öğrenciler için bir sosyalleşme, toplumsallaşma &nbsp;ortamı olma özelliğini kaybettiği çok açık. Bu süreç adeta çocuğu eğitim dışına bırakmaktadır. Son iki yılda çocuk yaşta 17 öğrencinin iş kazalarında öldüğü basında ve açıklamalarda yer almaktadır.&nbsp; Geçen haftalarda </span></span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#080809">Türkiye İşçi Partili (TİP) 17 genç, <strong>“öğrenciler ölmesin, çocuk işçiliğine, ucuz işgücüne hayır</strong>” &nbsp;diyerek düzenledikleri protesto gösterisiyle &nbsp;konuyu ülke gündemine yeniden taşıdılar. 16 genç insan bu nedenle tutuklandı. Tutuklanan gençlerin aileleri yan yana gelerek, bir insani durumu ve eğitimin piyasalaşmasını hayır dedikleri için çocuklarıyla gurur duyduklarını ifade eden açıklamalarda bulundular. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2025 yılının en önemli gelişmelerinden birisi de TBMM’nde kurulan Barış Komisyonu oldu. Ülkemizde terörün sonlanması tüm yurttaşların ortak istemidir. Ancak ülkede yaşanan kayyum uygulamaları, yargının siyasetin dizayn etmek amacıyla kullanılması, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, tutuklu belediye başkanları, medya üzerindeki baskılar &nbsp;nedeniyle toplumsal destek bulamamaktadır. Ülkenin öncelikle &nbsp;demokratik hukuk devleti olması yolunda &nbsp;atılacak adımlar olmadan bu komisyonun işi zor görünüyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#080809">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2026’ya girerken ülkenin en önemli sorunun gelir dağılımındaki eşitsizlik ve örselenen adalet duygusu olduğunun altını önemle çizmek isterim. O nedenle de kutlamalarda &nbsp;kimimiz evlerde televizyon karşısında, bazılarımız en az 3 bin liradan başlayan restoranlarda veya otellerde, kimilerimiz de yılbaşından habersiz ekmek derdinde kahve, otogar köşelerinde &nbsp;olacak.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tüm bunlara rağmen yılbaşı akşamları genellikle iyimserliklerin öne çıktığı anlardır. Sosyal medya ve telefonlarla yakın çevremize, dostlarımıza hep güzellik, barış ve umut dolu mesajlar iletmeye çabalarız.&nbsp; 31 Aralık akşamı iyi şeyler düşüneceğiz. Yine her şeye rağmen umut, barış, adalet ve &nbsp;demokrasi dileyeceğiz. </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Dec 2025 17:03:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/kemalhoca_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘2025 Yılının’ En Önemli Üç Haberi !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/2025-yilinin-en-onemli-uc-haberi-3934</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/2025-yilinin-en-onemli-uc-haberi-3934</guid>
                <description><![CDATA[‘2025 Yılının’ En Önemli Üç Haberi !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet, beş-on gün sonra bir yılı daha eskitip, </span><span style="font-size:14.0pt">‘<strong>Yeni 2026 Yılına’</strong></span><span style="font-size:12.0pt"> daha gireceğiz inşallah!.. Ayakta, hayatta ve tabii sağlıklı kalabilen bizim gibiler, <strong>31 Aralık</strong> gecesi yine <strong>‘eş-dost-hısım-akraba-sevgili-konu-komşularla’</strong> beraber, yine birer kutlama ile bunu da göreceğiz herhalde? Biz gazeteciler her eskiyen yılın sonunda kendimize göre, geçen ‘<strong>Dört Mevsim-12 Ay-52 Hafta-365 Günün’</strong> sonunda, en önemli gördüğümüz üç haberi seçer, sizin beğeninize sunarız... İşte bendenizin bu geçen eski yıl için seçtiği üç naçizane haber şöyle sıralanıyor:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">1-</span></strong><span style="font-size:12.0pt">Şehit babasına trafikte ‘<strong>Park Cezası’</strong> yazan <strong>Jandarma Trafik Astsubayı</strong> iki görevlinin, bunu öğrendikten sonra çok pişman olup, bu cezayı kendi ceplerinden ödemeleri haberi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">2-Anıtkabir</span></strong><span style="font-size:12.0pt">’i ziyaret ederek, Kurtarıcımız ve Kurucumuz olan büyüğümüz <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün mozolesine çelenk koyduktan sonra diz çökerek saygısını gösteren ‘<strong>Belçika Savunma Bakanı’</strong>nın, geri geri giderek oradan ayrılması haberi... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">3-</span></strong><span style="font-size:12.0pt">Daha düne kadar PKK kurucusu, terörist başı <strong>APO</strong>’nun asılması için meydanlarda ‘<strong>İP-Urgan’</strong> atanların, bugün aynı kişi için <strong>‘Kurucu Önder’</strong> demeleri haberi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu öngörüme katılırsınız veya itiraz edersiniz, ben orasını bilemem? Ancak, şu kavanoz dipli dünyaya bir süreliğine <strong>ağlaya ağlaya gelip</strong>, sonra da geldiğimiz gibi, yine <strong>ağlaya ağlaya gittiğimizi </strong>düşünerek; benim içimde son bir yılda iz bırakan en önemli ‘<strong>üç haber’</strong> bunlar oldu, sürç-ü lisan eyledimse eğer, tarafınızdan affola!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eveeettt... Şimdi gelelim ayrıntılara: Birinci seçtiğim haber, <strong>02 Aralık</strong>’ta basında şöyle verilmişti: </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“<strong>Bartın İlimizde</strong> görev yapan <strong>Jandarma Trafik Personeli</strong>, cezanın görev gereği kesildiğini, ama yüreklerinin buna razı olmadığını ifade ederek şu sözleri dile getirdiler: ‘<strong>Siz bu vatan için evlâdınızı verdiniz. Biz sizin hakkınızı asla ödeyemeyiz!..’ </strong>Bu sözlerin ardından ceza tutarını kendi maaşlarından karşılayarak ödemekte ısrar ettiler. <strong>Şehit Babası</strong> ise çok duygulu anlar yaşadı...<strong> </strong>Olayın ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada geniş yankı ve takdir uyandı. Çok sayıda vatandaş, jandarma personelinin bu davranışını ‘<strong>Vatan sevgisi ve saygının en içten örneği’</strong> olarak yorumladılar...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">30 Temmuz</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> günü gerçekleşen ikinci haberimiz basında şöyle verilmişti: </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“<strong>BELÇİKALI BAKANDAN ANLAMLI MESAJ !..</strong> Belçika Savunma Bakanı <strong>Theo Francken</strong>, <strong>Anıtkabir</strong>'e ziyarette bulundu. <strong>Theo Francken</strong>, Anıtkabir ziyaretinde, standart protokolün yanı sıra, <strong>Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’</strong>e duyduğu saygıyı göstermek için mozole önünde diz çöktü. Belçikalı bir Bakanın, Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin Kurucu Liderine güçlü bir jestle saygı göstererek: ülkemizi karanlığa götürmek isteyen güruha ve dünyaya anlamlı bir mesaj verdi. <strong>Theo Francken,</strong> bu diplomatik mesajıyla sadece <strong>Atatürk’</strong>ün anısını onurlandırmadı. <strong>O</strong>’nun <strong>tam bağımsızlık, laiklik, anti-emperyalist duruşu</strong> gibi hayata geçirdiği ideallerine duyduğu saygıyı ifade etti. Batı toplumlarında diz çökme eylemi büyük saygı, itiraf ve duygusal bağlılık göstergesidir...”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Üçüncü habere konu olan olay ise; <strong>01 Temmuz 2007</strong> günü MHP’nin Erzurum Mitinginde, <strong>APO</strong>’nun asılması için sayın Devlet Bahçeli’nin meydana <strong>İP</strong> atmasıyla başlamıştı... Aynı sayın Bahçeli, <strong>06 Haziran 2025</strong> günü ve aynı kişi için “<strong>Kurucu Önder</strong>” demişti... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Evet dostlar, eskyeni <strong>2025 Yılı</strong> için benim naçizane haber görüşlerim bunlardan ibaret olup, daha iyi fikri olanlar varsa eğer, onların beyanlarını da duymak isteriz... </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Dec 2025 17:12:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Son Fıkralardan Bir Demet !..</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/son-fikralardan-bir-demet-3933</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/son-fikralardan-bir-demet-3933</guid>
                <description><![CDATA[Son Fıkralardan Bir Demet !..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt">Sürpriz Yapmaya Gelmişler?..</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Genç hemşire gece nöbetinden çıkıp, sabah erkenden evine gelir, kocasını uyandırmamak için sessiz ve yavaşça soyunurken, yatak odası karyolasının ayak ucunda, battaniyeden çıkmış iki kadın ve iki erkek ayağı görür!.. Cinleri tepesine çıkan genç hemşire; <strong>‘kocasının eve kadın getirdiğini zannederek’</strong> kapı arkasında duran beyzboll sopasını kaparak, kafalarına kafalarına vurmaya başlar!.. İniltiler kesilince, zaten yorgunluktan bitap düşmüş, kan-ter içinde kalan hemşire, burnundan soluyarak mutfağa bir bardak su içmeye gider!.. Bir de bakar ki; orada kocası oturmuş, gazete okumaktadır!.. Kocası hemen; “<strong>Hoş geldin canım; akşam senin nöbetçi olduğunu bilmeden bize sürpriz yapmaya gelen annen ile babanı bizim yatak odasında kalmalarını söyledim, eğer uyandılarsa onlara bir ‘</strong>Hoş Geldiniz’<strong> der misin şekerim?”</strong> demez mi?.. Hemşire olduğu yere yığılır kalır...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---</span> <strong><span style="font-size:14.0pt">Büyüyünce Ne Olacaklarmış?..</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir gün öğretmeni küçük <strong>Osman</strong>’a sorar; “<strong>Söyle bakalım Osman, sen büyüyünce ne olmak istersin?</strong>” der... Minik <strong>Osman</strong>, sanki önceden hazırmış gibi sıralamaya başlamış; “<strong>Öğretmenim ben büyüyünce çok zengin olacağım; denizde yatım, havada jetim, lüks semtlerde katım olacak!.. Evlenince hem kendime ve hem de karıma özel arabalar alacak, onu altın takı ve bileziklerle, inci ve elmaslar içinde yüzdüreceğim!”</strong> demiş... Bu yanıttan çok mutlu olan bayan Öğretmen, bu sefer de küçük <strong>Ayşe</strong>’ye, büyüyünce ne yapmak istediğini sorar? Minik <strong>Ayşe</strong> hiç düşünmeden cevabı yapıştırır; “<strong>Ben büyüyünce Osman ile evlenip, onun karısı olacağım örtmeniimmm”</strong> diye bağırır...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">---</span> </strong><strong><span style="font-size:14.0pt">Bir Gazeteyi Alamamış !?</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Genç biri, cafede arkadaşına dert yanıyordu: “<strong>Dün sabah erkenden mahallenin dul bayan marketçisine gittim... Sıra sıra gazetelere göz gezdirip, bayana dedim ki; </strong>‘Ben Hürriyet’i çok severim ama, iyisi mi bugün sen bana bir Sabah veriver!’<strong> dedim... Kadın birden fenalaştı, bana terliğini fırlattı!.. Ben ne olduğunu anlamadan bu sefer de; ‘</strong>Madem öyleyse, bana bir Akşam veriver bari’<strong> deyince marketinden kovdu!.. Tam çıkarken ben yine dönüp; ‘</strong>Gitmeden bana bir Posta ver de, öyle gideyim yahu!”<strong> deyince de, hemen telefonla polisi çağırdı!.. Vay be arkadaş, ben şimdi bu kadına ne dedim de bunlar benim başıma geldi yahu?”</strong> diye dertleniyordu... Peki, siz bu işten bir şey anladınız mı bakayım?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---Merhum </span><strong><span style="font-size:14.0pt">Can Yücel’</span></strong><span style="font-size:12.0pt">den bir şiir yazmazsak ayıp kaçar, işte o şiir:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">“<strong>Kendine bak, kendine/ Özüne/ Sözüne/ Benliğine;/ İlgilenme kimseyle/ Kim ne yemiş, kim ne giymiş?/ Bundan sana ne?/ Sen kendini besle:/ Bilgiyle/ Sevgiyle/ Şefkatle!../ Ancak o zaman ulaşırsın/ İnsan olmanın erdemine!</strong>..”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yazımı bitirirken, son dakikada internete düşün bir haberi sizinle paylaşmadan yazıma son vermek istemiyorum: CHP sayesinde, daha doğrusu <strong>Bay Kemal</strong>’in büyük siyasi hataları yüzünden bugün Meclis’te grubu olan <strong>Deva Partisi</strong> lideri <strong>Ali Babacan</strong>, gidecek başka TV Kanalı bulamamış gibi ‘<strong>Ekol TV’</strong>ye çıkıp, konuşacak başka ‘<strong>gazeteci kılıklı’</strong> bulamamış gibi, artık herkesin dışladığı ‘<strong>Nagehan Alçı</strong>’ya konuşmuş... Orada diyordu ki; “<strong>Bizim parti tabanımız artık CHP ile değil, kendi partimiz benzeri partilerle beraber yol yürümek istiyorlar!..”</strong> diyordu... <strong>“İyilikten maraz doğar”</strong> dedikleri bu olsa gerek!?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Umarım, evinin o çok meşhur mutfağından bunları <strong>Bay Kemal</strong> de ibretle dinliyordur, yaptığı büyük hataları görüp, bir daha siyasetin yanından bile geçmez, <strong>CHP</strong>’nin de semtine uğramız!? </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Dec 2025 17:11:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İklim Krizi Değil; Sermaye Şiddeti</title>
                <category>Şefika Yaren Arslan - Uzman Sosyolog</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/iklim-krizi-degil-sermaye-siddeti-3932</link>
                <author>sefikayarenarslan@gmail.com (Şefika Yaren Arslan - Uzman Sosyolog)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/iklim-krizi-degil-sermaye-siddeti-3932</guid>
                <description><![CDATA[İklim Krizi Değil; Sermaye Şiddeti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Son zamanlarda bir iklim krizidir tutturdular gittiler! Ekonomik kriz yetmezmiş gibi bir de iklim krizi çıkardılar başımıza! Marjinal işler canım bunlar! Belki de derin devlet? Peki ya içinde bulunduğumuz, bilimsel olarak doğrulanan gerçek bir süreç olmasına ilişkin ne dersiniz?</span></span></p>

<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İklim koşulları ilk çağlardan bu yana barınma ihtiyacından mimari tasarımlara, toplumsal cinsiyet rollerinin dağılımından beslenme pratiklerine, eğlence anlayışlarından yas süreçlerine dek insanların ve hayvanların sosyal ve kültürel yapılarını inşa etmede <span style="color:black">etkin rol oynamışlardır. Din, hukuk, ekonomi, tarım, göç, yerleşik hayat, sağlık, savaş ve aile gibi sosyal ve kültürel alanların inşası yaşadığımız coğrafyanın iklim koşullarından derin izler taşır. Böylece önemli bir çevre meselesi olan iklim krizi gündelik hayatın her hücresine işler. </span></span></span></p>

<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bazı zamanlar “aman bize bir şey olmaz” denilerek geçiştirilse de bugün iklim krizinin etkileri artık yalnızca büyük felaketlerde değil, gündelik hayat pratiklerinin en olağan hallerinde kendini göstererek yeni sembolik anlamlar kazanmıştır. Ev içi emek düzeninden uyku alışkanlıklarımıza, market alışveriş listemizden öğrencilerin günlük programlarına dek bir çok etmen iklim krizinin etkilerine göre yeniden şekilleniyor. Sürdürülebilir mimari, beslenme ve moda anlayışları toplumsal alanda benimsenmeye başlansa da etik ve bilimsel bir çizgide ilerlemenin de ötesine geçerek ticari kaygılar üzerinden eşitsiz biçimde yeniden üretiliyor! </span></span></span></p>

<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Birçok alandan bilim insanı ve aktivistin yıllardır çağrısını yaptığı iklim krizi ile mücadele planları artık iktidar ve onun temsilcisi kurumlar tarafından daha fazla görmezden gelinemedi. İçerisinde bulunduğumuz iklim krizi sürecinin geleceğini, gezegende yaşamı paylaştığımız tüm türler adına eşit bir noktadan çözümlemek için, biz insanlar tarafından doğa üzerinde kurduğumuz tahakkümün politik ekonomisini çözümlemek gereklidir. </span>İklim salt ısıtıp soğutan bir atmosfer değil; ekonomi, siyaset ve toplumsal alan dinamiklerinin yeniden inşa edildiği bir mücadele alanında konumlanır. </span></span></p>

<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İklim krizi yalnızca insanların gündelik hayatını değil hayvanların da gündelik yaşamlarını önemli ölçüde etkiliyor. Tıpkı insanlar gibi barınma ve beslenme ihtiyacı olan, sosyalleşmeye önem veren, siz kafanızı başka bir yöne çevirseniz de hayatları devam eden hayvanlar var. </span></span></p>

<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kimileri hayvanat bahçesi denilen hapishanelerde ve ölüme terk edilen barınaklarda kimileri ise tabaklarımıza gelmeden hemen önce ve maden şirketleri tarafından yok edilen ormanlardaki mücadelelerinde yaşıyor … </span></span></p>

<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Enerji ve maden şirketlerinden kurtaramadığımız ormanlardaki yangınlar iklim krizi sebebiyle artmış olsa da <span style="color:black">yangınlara anında müdahale edilmemesi, yanan alanların ertesi gün imara açılması iklim krizinin değil bambaşka bir meselenin göstergesi. </span>Sarayın musluğundan mı akıpduru bu su? Söndürüversenize neyi bekleyipdurusunuz&nbsp; bileyman gari! Sahi neyi bekleyipduruz? </span></span></p>

<p style="margin-left:47px; margin-right:38px; text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Söndürmek için…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Dec 2025 17:11:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/12/sefika-yaren-arslan-uzman-sosyolog-1764584996.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ DOĞAN UMUTLAR</title>
                <category>Turgay MUTLU</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-dogan-umutlar-3931</link>
                <author>turgaymutlu48@hotmail.com (Turgay MUTLU)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/yeni-dogan-umutlar-3931</guid>
                <description><![CDATA[YENİ DOĞAN UMUTLAR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>AŞK<br />
Yazarken bazen aklıma sen geliyorsun,<br />
Çılgınca ve özgürce koşuyor<br />
Yılkı atları içimde<br />
Göğsümdeki yara kabuk tutmuyor<br />
Sana bakıyorum<br />
Ellerin yok,<br />
Gözlerin yok<br />
Yazarken sen oluyorum bazen,<br />
Okuyan yok,<br />
Anlayan yok,<br />
Yazdıklarım yok…<br />
Bu güzel şiiri yazan şairle geçen ay Manisa Kitap Fuarında tanıştık. Şair Elvan Ergene, Sağ olsun ‘’Yeni Doğan Umutlar’’ adlı şiir kitabını adıma imzalayıp hediye etti. Ben de kendisine ‘Şiirin Tutsak Halleri’ adlı şiir kitabımı imzaladım ve böylelikle kitaplaşmış olduk. Kitabını bir solukta zevkle okudum. İçinde güzel şiirler var. En çok Aşk, Pullu Gelin, Empati, Yüreği Güzel İnsan, Suç Sende Değil, Elvan, Meftun, Şiirler Söylerim, Gamzeli Yarim ve Bir Demet Fidan adlı şiirlerini sevdim. Mavi Kuş Medya Yayınevi Matbaası’nda basımı yapılan şiir kitabını şiir sevenlere okumaları için öneriyorum. Şiirlerinde aşk, sevgi ve derin duygu yoğunluğu var. Ayrıca akıcı bir dille yazıldığı için keyifle okunuyor.<br />
Elvan Ergene, 1984 yılında Kars’ta doğdu. Küçük yaşlarda ailesi Manisa’ya taşındı. Yedi çocuklu ailenin beşinci çocuğudur. İlkokuldan sonra okuyamadı. Çeşitli işlere girip çıktı. Evli ve üç çocuk annesidir. Şu an ev hanımı olan Elvan Ergene’nin şiirleri dışında yayınlanmamış öyküleri bulunmaktadır. Öykü kitaplarının en kısa zamanda yayınlanmasını diliyoruz.&nbsp;<br />
PULLU GELİN<br />
Elleri kınalı yanakları al,<br />
Tütün yaprakları gibi bal,<br />
Şalvarı pullu gömleği işlemeli<br />
Sevda kokulum al yazmalım<br />
Papatya bakışlım, yarenim, yârim<br />
Ceylan gözlüm, sevdasına öldüğüm,<br />
Köyümün en güzel gelini…<br />
Ayağındaki patikler gibi işledim seni,<br />
Yüreğime gönlüme…<br />
Mevsim güzelim<br />
Badem ağaçlarının açtığı,<br />
Çiçekler gibi nefes aldığım,<br />
Aşk bahçem.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Dec 2025 12:02:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/38659_Turgay_Mutlu_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇÜNKÜ BEN ANADOLUYUM</title>
                <category>Kazım Koca</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/cunku-ben-anadoluyum-3930</link>
                <author>fngmilas2@hotmail.com (Kazım Koca)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/cunku-ben-anadoluyum-3930</guid>
                <description><![CDATA[ÇÜNKÜ BEN ANADOLUYUM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gecenin bir vakti uyandım, oturduğum yerde bulunduğumuz coğrafyayı hayal gücüyle Anadolu semalarında sizlerle birlikte gezmek istedim. Bu coğrafyaya Küçük Asya da denilen Anadolu Yarımadası’nı yüksek irtifada; dağlarını, ovalarını, nehirlerini, yaylalarını oturduğum yerden tek tek hayal gücümü zorlayarak görmek, anlamak istedim. Anadolu Yarımadası iç içe girmiş, karmaşık, birbirine zıt sıradağlarla dolu ve bu dağlarda Köroğlu, Dadaloğlu, Battal Gazi gibi kahramanlarımız yaşadı. İnce Memed (Mehmed), Mem û Zîn gibi daha nice hikâyelerin yaşandığı; Yunus Emre, Karacaoğlan gibi tasavvuf erbabı ve şairlerin yaşadığı Anadolu coğrafyası, dağların yamacındaki yaylaları, daha aşağılardaki birbirinden bağımsız ovaları ve yükseklerde çağlayan suların oluşturduğu dereleriyle; düzlüklerinde birleşerek akıp giden Aras, Fırat, Dicle ve daha nice nehirleriyle insanı ve tarihi zenginlikleri bulunan kadim bir coğrafyadır. Medeniyetin başladığı yer olarak tarihi kayıtlar tarafından bilindiği kesindir.<br />
Ya şimdi? Anadolu ovaları, tarlaları bomboş; buğdaylar ve benzeri hububat ekilmez oldu. Yaylalarında ise ayrı bir acı var. Yaylalarında koyunlar otlamaz, kuzular yayılmaz oldu. Sığırlar ise köyden hiç çıkmaz oldu. Akşam olmadan herkes köye koşuyor, damın altında saklanmaya çalışıyor. Çocuklar köyün sokaklarında, harman yerinde oyun oynayamaz, koşamaz oldu. Güneyden kuzeye, doğudan batıya yurdun tüm kırsalında bunlar yaşanıyor.<br />
Oysa kırsalda yaşayan, çalışan, didinen insanların; geceymiş gündüzmüş, onlar için zaman, mevsim ve saat sınırı yoktu. Biz böyle yaşadık. Gecenin herhangi bir vaktinde büyüklerimizle beraber tarla veya bostana su bağlamak ya da hayvanları meraya salmak için evden çıkardık, güneş doğmadan çok önce. Tarlaya suyu bağlardık; toprağın suya doyması gerekirdi. Güneşle birlikte toprağa su vermek ekine zarar verirdi, erken buharlaşır, ekinlere faydası olmazdı. Geceden toprağa su vermek derinlemesine işler, toprak üstü kuru olsa bile altındaki su ekilenlere can suyu olurdu. Verim artardı.<br />
Ya şimdi öyle mi? Elbette değil. Her şey güneşle başlar, akşam olmadan gölgenin düşmesiyle biter; bütün işler bir sonraki güne bırakılıyor.<br />
Daha acısı, Anadolu’nun dağları, tepeleri, vadileri yabancı şirketler tarafından adeta işgal edilmiş durumda. Vahşi bir şekilde geride hiçbir şey bırakmayacak kadar düşmanca bir tavırla dağlarımıza, yaylalarımıza saldırıyorlar. Ne kadar kıymetli yeraltı zenginliğimiz varsa hepsini alıp götürmek için ellerinden geleni ardına koymuyorlar. Bütün bunları yaparken kullandıkları zehirli maddeler yeraltı ve yerüstü sularımıza karışıyor. Gelecek günlerde pınarlarımızdan su içemez olacağız. Aynı zamanda doğamızı geri dönüşü olmayan bir vaziyete bırakıyorlar.<br />
Oysa 1928 yılında Köy Kanunu’nu çıkaranlar, yabancı şirketler veya unsurların köylerde veya sınırları içinde toprak satın alamayacağı, maden işletemeyeceği şerhini koymuşlardı. Yasaklamışlardı. “Madenler halkındır, halkın adına ancak devlet işletebilir” demişlerdi. Bunun ne demek olduğunu biliyorlardı. Düşmanlarını iyi tanıyorlardı. Eğer düşmana fırsat verilirse başlarına ne geleceğini biliyorlardı.<br />
Oysa bugün neyimiz var neyimiz yok, hepsi yabancı şirketlere adeta peşkeş çekilmiş gibi. Yabancı şirketler elde ettikleri gelirin %95’ini kendi ülkelerine götürmek şartıyla madenlerimizi işletiyorlar. Arkalarında binlerce yıl kendini onaramayacak bir şekilde doğamızı bırakıp gidiyorlar.<br />
Bugünlerde Köy Kanunu’nun önemini daha iyi anlıyoruz. Bazen, her zaman olmasa da, zengin toprağın fakir bekçisi olmak daha onurludur.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Dec 2025 12:02:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2024/06/kazim-koca-1718359545.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Değişmeyen ‘Maaş Zammı Zamanı’ Tiyatrosu !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/degismeyen-maas-zammi-zamani-tiyatrosu-3929</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/degismeyen-maas-zammi-zamani-tiyatrosu-3929</guid>
                <description><![CDATA[Değişmeyen ‘Maaş Zammı Zamanı’ Tiyatrosu !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">ENAG</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Enflasyon Oranını <strong>Aralık-2025</strong>’te <strong>% 56</strong> çıkarırken, aslan <strong>TÜİK </strong>yine enflasyonu <strong>% 31</strong> ilân etti ya? Yine emekli ve çalışanlar eli koynunda kalakaldılar ya? Şimdi bizler daha zamlı maaşlarımızı elimize almadan aylar evvel bu yeni zamlar otomatik gelecek: Sigaraya en az 5 TL, akaryakıta <strong>1,7 TL</strong>... Kasım ayı enflasyon verileri açıklandı. TÜFE’nin aylık yüzde 0,87, ÜFE’nin ise yüzde 0,84 gelmesi şaşkınlık yarattı. Kamuoyunda daha çok TÜFE konuşulsa da, asıl çarpıcı tablo ÜFE’deki birikimli artışın yılbaşında birçok kalemde vergi kaynaklı zamlara kapı aralayacak olması... (05 Aralık 2025 Sözcü Gazetesi Haberi...)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kasım rakamıyla birlikte Temmuz–Kasım dönemindeki toplam ÜFE artışı % 9,53 oldu. Aralık verisinin de eklenmesiyle oran % 10,63 civarında gerçekleşirse, 01 Ocak’ta ÖTV maktu tutarları otomatik olarak bu oranda artacak. Bu artışlar, emekli ve memur maaşlarını belirlemede bir etkisi olmayan, ancak akaryakıttan tütün mamullerine, alkolden LPG’ye kadar geniş bir yelpazede yeni zamlar anlamına geliyor...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sözcü Yazarı Vergi Uzmanı <strong>Mahmut Aydoğmuş</strong>, yeniden değerleme oranından (YDO) bağımsız olan bu mekanizma nedeniyle, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’ndaki maktu ÖTV tutarlarının ÜFE kadar artırılacağını açıkladı. Aşağıdaki kalemlerde fiyatlar yılbaşından itibaren doğrudan değişecek: •Motorin, benzin, LPG •Doğalgaz ve sanayide kullanılan petrol türevleri •Tütün mamulleri •Alkollü içecekler...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu rakamlar, yalnızca vergi kaynaklı minimum zam etkisi... Dağıtım, rafineri ve kur etkisi bu artışlara dahil değil. Sigarada yüzde/ 45 nispi ÖTV’nin yanı sıra maktu ÖTV uygulanıyor. 24 Ekim 2025’te 12,1495 TL olan maktu tutar, 16 TL’ye çıkarılmıştı. Böylece KDV dahil en az 2,04 TL maliyet artışı olacak. Çarpan etkisiyle bunun paket fiyatlarına yaklaşık 5 TL zam olarak yansıması bekleniyor...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Alkollü içeceklerde de ciddi maktu ÖTV uygulanıyor. Yılbaşında hem maktu ÖTV artışı hem de bu tutarların üzerine gelen KDV nedeniyle asgari % 12,76 fiyat artışı öngörülüyor. Kasım ayında hem TÜFE hem ÜFE tarafında “pek sakin” görünen oranlar, yılbaşında tüketicinin karşısına otomatik vergi artışları olarak çıkacak. Akaryakıt, sigara ve alkol başta olmak üzere geniş bir yelpazede fiyatların yeniden yukarı yönlü hareket edeceği şimdiden netleşmiş durumda... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Her yıl aynı teraneler; tam Aralık ayında çok düşük TÜİK enflasyon rakamları, bitip-tükenmez Komisyon toplantıları, sanki bir işe yarıyormuş gibi Türk-İş Genel Başkanının atıp-tutmaları ve küsüp gitmeleri veee sonuçta hep İktidar ve İş Adamaları Temsilcilerinin dedikleri zam oranlarının uygulanması... Aynı tiyatroyu, aynı senaryoyu izlemekten bunaldık, bıktık, usandık artık!.. Geçenlerde iktidar yanlısı gazeteci kılıklı ‘<strong>Cem Küçük’</strong> bile isyan etti ve dedi ki; <strong>“1997 yılında ben üniversitede okurken, babamın aldığı maaş zammı ile tam iki tane ‘</strong>kurbanlık koyun’ <strong>alıyorduk”</strong> dedi... Şimdilerde bırakın verdikleri gülünç zammı da, <strong>bir aylık maaşlarıyla</strong> bile, bir tanecik ‘<strong>kurbanlık koyun’</strong> alamıyor bu insanlar!.. Eserinizle övününüz, e mi !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Neyse, yazımızı bir yanlış anlama öyküsüyle bitirelim: Özel Hastaneye girip, kolunu acıyla tutan genç adama, genç ve güzel bir <strong>Hemşire</strong> telâşla yaklaşarak; <strong>“Verem mi !?”</strong> diye sorar... Genç adam şaşırır, sağına soluna bakar, güzel Hemşireye utangaç bir halde sorar; “<strong>Bana neyini verecen ki?”</strong> demez mi? Halbuki Hemşire, son günlerde çok sık ‘<strong>Verem şikâyetiyle gelen hastalardan birimisiniz?’</strong> demek istiyormuş... </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 17:38:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okulda, ‘Amerikan Süt Tozundan’ Çektiklerim !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/okulda-amerikan-sut-tozundan-cektiklerim-3928</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/okulda-amerikan-sut-tozundan-cektiklerim-3928</guid>
                <description><![CDATA[Okulda, ‘Amerikan Süt Tozundan’ Çektiklerim !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Köy merkezindeki camii yanındaki eski ‘<strong>Bozüyük İlkokulu</strong>’nda <strong>1960</strong>’ların başında öğrenciyken, <strong>27 Mayıs 1960</strong> askerî darbesi oldu!.. Bir süre sonra <strong>Bağyaka Köyü İlkokul Müdürü</strong> olan bizim köylü merhum <strong>Süreyya Buğday</strong> öğretmenimizin, <strong>Bozüyük Okul Müdürlüğüne</strong> atandığını duyduk; çok disiplinli ve çok titiz olan bu büyüğümüzün namı, kendisinden önce biz öğrencilere gelmiş, onun korkusu bizleri çoktan titretmeye başlamıştı...&nbsp; &nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Süreyya Buğday köyümüzde göreve başladıktan kısa bir süre sonra, <strong>Darbe Yönetimi</strong> bir karar alarak, köy muhtarlarının görevine son verip, bu görevlere her köyün İlkokul Müdürlerini ‘<strong>Muhtar’</strong> olarak atadı!.. Çok çalışkan bir öğretmen olan Süreyya Buğday ‘Köy Muhtarı’ olduktan sonra; artık nüfusu artan köyün ihtiyacını karşılayamayan eski ilkokulun yerine, köyün girişindeki <strong>‘Ereçöğürü Mevkii’</strong> dediğimiz çayırlık olan hazine yerine taşımaya karar verdi!.. Hem yeni, hem geniş ve hem de büyük oyun bahçesi olan bu yerde inşaat için gerekli izinleri aldı, hemen yapımına başlattı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Hiç unutmam, <strong>1961</strong> yılının <strong>11</strong>’nci Kasım ayının <strong>11’</strong>inci günü, <strong>saat 11.00</strong>’de; yani ‘<strong>11-11-1961, saat 11.00’de’</strong> de, bu yeni okulun resmî açılışı yapıldı!.. Bizler o zaman <strong>4. Sınıf</strong> öğrencisiydik, eski okulun bütün eşyalarını, kucağımızda günler öncesinden bizler aşağıya taşımıştık!.. <strong>Doğu</strong>’dan <strong>Batı’</strong>ya doğru uzunca bir binaydı, çok geniş ve yüksek beş sınıfı, ortada bir <strong>Okul Müdürü </strong>ve<strong> Öğretmenler Odası</strong>, bunların önünde de çok geniş, baştan başa bir salon yer alıyordu!.. Yüksekçe ve geniş merdivenlerden çıkılan okul binasının altında ise <strong>depolar-odunluk-kömürlük</strong> yer alıyordu... <strong>23 Dönüm</strong> genişliğindeki arazisine bizler <strong>Üzüm Bağı, Zeytinlik</strong>, <strong>Dut Ağaçları, </strong>bütün okul çevresi duvar diplerine de, her öğrencinin adı yazılı olan<strong> Çam Ağaçları</strong> diktik, okulun Güneyine de, tıpkı ‘<strong>Kıbrıs Haritası’</strong> şeklinde bir bahçe havuzu yaptık, bizden sonra onu ‘<strong>Paralelkenar Dörtgen-Baklava’</strong> şekline getirdiler...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Biz bunları yeni okul heyecanı, zevk ve hevesle yaparken, bize her sabah zorla “<strong>Amerikan Süt Tozu”</strong> ile pişirilmiş sütleriyle, yine <strong>‘II. Dünya Savaşı’</strong> sırasında <strong>Amerikan Ordusu</strong> (NATO) depolarından kalma sarı peynir, soya yağı ve yine onların unlarından yapılma ekmekleri yedirirlerdi!.. Kimi öğrenciler bunu iştahla yerken, benim gibi ‘<strong>pimpirikli öğrenciler’</strong> ise bunlardan nefret eder, kimsenin görmeyeceği yerlere dökerdik!.. Yahu, bizim zaten iki büyük ineğimiz vardı, her sabah evde bunların taze sütleri ve tereyağları ile kahvaltı eder, mis gibi kızarmış ‘<strong>Darı Ekmeği’</strong> üzerine sürdüğümüz tereyağı veya keselenmiş yoğurtları yiyor; ayrıca annelerimizin ceplerimize koyduğu <strong>cevizli sucuk-kuru incir- kuru üzümle</strong> çok iyi besleniyorduk!.. Bana neydi elin ne idiğü belirsiz <strong>süt tozlarından, peynirlerinden, soya yağı </strong>ve<strong> bitli ekmeklerinden</strong> !? Bazen bunları bir köşeye dökerken yakalanır, öğretmenlerimizden ve özellikle <strong>Süreyya Bey</strong>’den ‘<strong>eşek sudan gelene kadar’</strong> dayak yerdik !..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu işkence <strong>1960</strong>’lı yılların sonuna kadar devam etti... Bir ülke insanlarının toptan sağlıklarıyla oynanması, herhalde böyle oluyordu!.. Çok sonraları duyduğumuza göre; bazı okulların duyarlı öğretmenleri tehlikeyi fark edip, bu <strong>Amerikan Yardımı</strong> gıda malzemelerini, yağmurlu günlerde bulanık akan derelere atmışlar, bazıları dondurmacılara parayla satmışlar, bazıları da suçüstü yakalanıp, mesleklerinden olmuşlardı... Ama nedense bu önemli konu üzerinde kimse yeterince durmadı, unutulup gitti, şimdiki yeni neslin bunlardan zerre kadar haberleri bile olmadı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">O yeni okulun büyük merdiveni başında olanları unutmamız mümkün değil: Her <strong>Pazartesi </strong>sabahı orada bayrak töreni yapılır, İstiklâl Marşı söylenir ve sınıflara öyle girilirdi... Ancak, bu tören sonrası hiç değişmeyen bir ‘<strong>Dayak Töreni’</strong> de yapılırdı: Cumartesi ve Pazar günleri köyde suç işlemiş ve kayda geçmiş öğrencilerin isimleri tek tek okunur, bunlar merdiven başına çağırılır, geri kalanlar sınıflara sırayla alınırlar, suçlular da Okul Müdürü odasına sırayla götürülür; <strong>sinemaya giden, sapanla kuş avlayan-komşu camı kıranlar, bahçelere hırsızlığa gidenlerin</strong> tozları orada silkilir, sınıflarına gönderilirdi!.. Bizim dönemimizde her haftanın suçlularından ‘<strong>Ben, merhum Sacit Şimşek, Vahdettin Beçin, Nazif Güleç, Mustafa Gereme, Mehmet Bozdoğan, Hasan Bilgin’</strong> orada yerimizi alır, diyetimizi öderdik!.. Derslerim çok iyi olmasına rağmen, <strong>Süreyya</strong> öğretmenim sırf bu yüzden beni ‘<strong>Şirret Koşar’</strong> diye çağırır olmuştu... Şirretlikte en büyük rakibim ise <strong>Sacit Şimşek</strong> idi... Hey gidi günler hey, bu tür sıkıntılara rağmen, inanın o günleri şimdi çırayla arıyoruz, çırayla!..</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 17:38:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SURİYE’DE ESAD YÖNETİMİ DÜŞELİ 1 YIL OLDU, AMA ŞARA İKTİDARINDA HER ŞEY “TOZ PEMBE” DEĞİL!</title>
                <category>Ali Akalp - Türkiye Maden İşçileri Sendikası Yatağan Şubesi Önceki Dönem Şube Başkanı</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/suriyede-esad-yonetimi-duseli-1-yil-oldu-ama-sara-iktidarinda-her-sey-toz-pembe-degil-3927</link>
                <author>aliakalp48@hotmail.com (Ali Akalp - Türkiye Maden İşçileri Sendikası Yatağan Şubesi Önceki Dönem Şube Başkanı)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/suriyede-esad-yonetimi-duseli-1-yil-oldu-ama-sara-iktidarinda-her-sey-toz-pembe-degil-3927</guid>
                <description><![CDATA[SURİYE’DE ESAD YÖNETİMİ DÜŞELİ 1 YIL OLDU, AMA ŞARA İKTİDARINDA HER ŞEY “TOZ PEMBE” DEĞİL!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Suriye’de geçen yıl 8 Aralık 2024 sabahı 61 yıllık Baas yönetimi sona erdi. Colani kod adlı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) lideri Ahmet ŞARA ülkenin başına geçti.<br />
Şara yönetiminin görevi devralmasıyla, ülkemizde bulunan üç milyon Suriyeliden bugüne kadar 560 bini ülkesine döndü. Ancak ülkede hâlâ birçok belirsizlik bulunuyor; güven tam olarak sağlanamadığı için zaman zaman kargaşa devam ediyor. Mart ayında Aleviler, Temmuz ayında ise Dürziler bulundukları bölgelerde katliamlara uğradı. İsrail ise ilk günden beri fırsat buldukça Suriye’nin eski hava üslerini ve altyapısını sürekli bombalıyor; işgalini genişleterek sürdürüyor.<br />
SDG’ye ilişkin belirsizlik de devam ediyor. Bilindiği kadarıyla Esad devrilip Rusya’ya iltica ettikten sonra, kuzeydeki SDG denilen askeri oluşum ile Amerika’nın desteklediği Mazlum Abdi ve Colani arasında bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Bu anlaşmaya göre SDG’nin, rivayete göre Özgür Suriye Ordusu’na katılması öngörülüyordu. Ancak bir yıldır bu gerçekleşmedi; sürekli oyalanıyorlar. Hatta Suriye içinde ayrı bir özerk Kürt devletçiği kurulacağı yönünde senaryolar konuşuldu. Şara ise böyle bir şeyin olmayacağını açıklamıştı.<br />
Türkiye ise böyle bir oldubitti olursa savaş sebebi sayacağını ve Suriye’nin kuzeyine müdahale edebileceğini bir yıldır diplomatik kanallardan dile getiriyor. Son günlerde Suriye içlerine kadar çok sayıda Türk Silahlı Kuvvetleri unsurunun intikal ettiği dış kaynaklarca da doğrulanıyor.<br />
Türkiye’nin, Suriye’de bir oldubittiye asla izin vermeyeceği İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’a da iletilmiş olmalı ki, PKK’nın Türkiye’deki unsurları Türkiye’yi terk ederek Kobani dedikleri Kuzey Suriye bölgesine geçmişti. Türkiye, Kuzey Suriye’de okullar, prefabrik ve briket evler, yönetim merkezleri inşa etti; birçok yerde valiler ve kaymakamlar görevlendirildi.<br />
Peki, “Türk askeri oralarda neden yok?” diye sorulmaz mı?<br />
Elbette sorulur.<br />
Kimin vergileriyle kime ne yapıldığı da sorgulanır.<br />
Muhalefeti sahte montaj video ve görsellerle “PKK ile, Kandil’le görüşüyorlar; talimat alıyorlar” diye suçlayıp; Suriye’de kapalı bir politika yürütmek ve iş Türkiye’ye gelince “İmralı ile MİT görüşüyor, devlet görüşüyor” demek Türk halkını daha da çelişkili bir noktaya götürüyor. “Terörsüz Türkiye” derken ne söylendiği hâlâ anlaşılamadı. Çünkü tutanaklar, görüşmeler, içerikler halktan gizleniyor. Turkuaz Medya yanlış bilgiler servis edip sonra yalanlıyor; farklı sesler çıkıyor. Bahçeli ayrı bir tonda açıklamalar yapıyor, ancak saray iktidarından tık çıkmıyor.<br />
16 sayfalık görüşme tutanağının yalnızca 4 sayfalık özeti komisyona sunuldu; ayrıntılar hâlâ yok.<br />
Demek ki Öcalan’ın bazı talepleri var ki açıklansa infial yaratacağı düşünülüyor.<br />
Suriye’de SDG’nin bulunduğu kuzey bölgesinde SDG’nin 70 bin askeri ve 30 bin polisi olduğu belirtiliyor; yani toplamda 100 bin kişilik bir güç. Daha önceki açıklamalara göre, bu güçlerin yıl sonuna kadar Suriye Silahlı Kuvvetleri’ne ve polis teşkilatına entegre edileceği söylenmişti, ancak hâlâ bir gelişme yok.<br />
Dün Mazlum Abdi,<br />
“SDG’nin üç tümeninin ve iki özel taburunun korunmasını kabul ettik. Bunlardan biri sınır güvenliğine odaklanacak, diğeri ise kadın taburu olacak ve hepimiz Savunma Bakanlığının bir parçası olacağız.”<br />
dedi.<br />
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da önceki gün, Suriye ile SDG’nin “yerel yönetimlerde farklı bir uzlaşıya varabileceğini” belirterek üstü kapalı bir şekilde “adem-i merkeziyetçilik”ten bahsetti.<br />
ABD’nin tutumu ise yıl boyunca değişti. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack son olarak,<br />
“Adem-i merkeziyetçilik bu bölgenin hiçbir yerinde işe yaramadı. Kararı buradaki gruplar; Kürtler ve aşiretler verecek.”<br />
ifadelerini kullandı.<br />
Suriye Enformasyon Bakanı Hamza Mustafa ise dün,<br />
“Adem-i merkeziyetçilik dönemi kapandı.”<br />
açıklamasını yaptı.<br />
Güneyde ise İsrail’in işgali sürüyor. Esad yönetiminin devrilmesinden neredeyse 24 saat bile geçmeden İsrail, Suriye’nin kilit askeri noktalarına hava saldırıları düzenleyerek ülkenin savunma altyapısını büyük ölçüde yok etti. Genelkurmay Başkanlığı bombalandı. Golan Tepeleri’ndeki işgal genişletilerek daha kuzeye yönelindi. Gerekçe olarak da Dürzilerin durumu ve yönetimdeki cihatçı yapı gösterildi.<br />
Önümüzdeki süreçte Suriye ile İsrail arasında bir güvenlik anlaşması imzalanması bekleniyor. Ancak Suriye’nin bunun için nasıl bir bedel ödeyeceği bilinmiyor.<br />
Bölge bir yıldır kargaşayla dolu; otorite zayıf, Suriye ordusu ve polisi her şeye hâkim değil.<br />
Suriye’de taşlar yerine oturana kadar çok şey yazılıp konuşulacak.<br />
Suriye’de olup bitenler, sınırımızdaki SDG yapılanması nedeniyle Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Orada bir Kürt devletinin kurulması Türkiye için savaş sebebi sayılıyor ve bu Amerika’ya da bildirilmiş durumda.<br />
Dileriz bir savaş çıkmadan diplomasi yoluyla SDG, Suriye ordusuna entegre edilir ve bölge nefes alır. Gelişmeleri hep birlikte göreceğiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 17:37:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/09/ali-akalp-turkiye-maden-iscileri-sendikasi-yatagan-subesi-onceki-donem-sube-baskani-1757335102.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>‘Seçil Erzan Davası’ Bitti, Hakkındaki Sorular Bitti mi !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/secil-erzan-davasi-bitti-hakkindaki-sorular-bitti-mi-3926</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/secil-erzan-davasi-bitti-hakkindaki-sorular-bitti-mi-3926</guid>
                <description><![CDATA[‘Seçil Erzan Davası’ Bitti, Hakkındaki Sorular Bitti mi !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu ülkede <strong>demokrasiye</strong> geçildikten sonra bizim neslin görmediği kalmadı: <strong>1950</strong> sonrasında <strong>NATO</strong>’ya girebilmek için, durduk yerde <strong>Kore</strong>’ye asker gönderip, bir sürü şehidimizle döndük... <strong>1960</strong> ve <strong>1980</strong> askerî darbelerini yaşadık!.. <strong>1974</strong> yılında Rum mezalimi yüzünden <strong>Kıbrıs Barış Harekâtını</strong> yapmak zorunda kaldık, bütün dünyanın uyguladığı ambargolar yüzünden çok büyük sıkıntılar çektik!.. <strong>1984</strong> yılında başlayan hain <strong>PKK</strong> kalkışmasının sancılarını hâlâ yaşıyoruz!.. Merhum <strong>Özal </strong>döneminde yaşadığımız ‘<strong>Banker Faciaları’</strong> sonucunda devletimiz ve milletimiz büyük diyetler ödediler!.. <strong>1990</strong>’lı yıllardaki koalisyonlar yüzünden ne devletimizin ve ne de milletimizin iki yakası bir araya gelmedi, iç ve dış borçlarımız aşırı artmaya başladı!.. <strong>2002</strong> yılından beri de <strong>‘Tek Parti’</strong> iktidarı vardı, şu andaki ahval ve şeraitimizi, bilmem anlatmaya gerek var mı !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Biliyorsunuz, iki sene kadar önce de başımıza bir ‘<strong>Seçil Erzan Vakası’</strong> geldi... Ünlü ve paralı insanlarımızdan <strong>Fatih Terim, Arda Turan, Emre Belözoğlu, Muslera</strong>... gibi adı geçenleri, bu <strong>Banka Müdiresi</strong> bayan aldatıp; <strong>“Özel Bir Fonla</strong>” çok para kazanacakları vaadiyle, bunların <strong>‘Milyon Dolarlarını’</strong> gasp ettiği iddiasıyla içeri atıldı... Zaman zaman çıkan haberlerde; <strong>Seçil Erzan</strong>’a verilen bu paraların ‘<strong>Bankada’</strong> değil; özel otel odalarında, merdiven altlarında, bu <strong>genç-güzel-bakımlı-alımlı</strong> kadının tek başına yaşadığı <strong>240 metrekarelik</strong> lüks evinde, çantalar içinde, bizzat kendi eline oralarda verildiği gündeme geldi<strong>... </strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Siz hatırladınız mı bilmem, ama ben o <strong>genç-güzel-bakımlı-alımlı</strong> kadının, yargılamalar sırasında söylediği; <strong>“...Bana para verenlerin hepsi, benim etimden-sütümden-her şeyimden yararlandılar...</strong>” sözünü hiç unutamıyorum!.. Para verenlere bakıyorum, hiç magazin basınından eksik olmayan ünlülerimiz ve hepsi de ‘<strong>Erkek!..</strong>’ Bu koca koca adamlar, böyle yüklü paraların olmadık yerlerde ve elden verilmeyeceğini, bunun yasal olmadığını, teslim edilen bir paranın <strong>Banka Resmî Kaydı</strong> olmadan, ileride mutlaka bir sorun çıkarabileceğini nasıl bilmezler!? Kadının cazibesine kapılıp, kendi ayaklarıyla yolunmaya gitmişler!? Yani, burada suçlu ve kabahatli olan, sadece onları <strong>aldatan</strong> mı; <strong>aldananların</strong> da belli bir suçu-kabahati yok mu yani !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">01 Aralık 2025</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> tarihinde mahkeme sona erdi, çıkan haber aynen şöyleydi: “<strong>Son dakika haberi... Yüksek kârlı </strong>'Fon Vaadiyle'<strong> spor camiasından ‘41 ismin’ dolandırıldığı ileri sürülen davada, Banka Müdiresi Seçil Erzan'a </strong></span><strong><span style="font-size:14.0pt">102 yıl 4 ay 2 gün</span></strong><strong><span style="font-size:12.0pt"> hapis cezası verildi. Eski yöneticiler Hakan Ateş ve Mehmet Aydoğdu'nun ise beraatına hükmedildi...”</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Tamam, dava bitti de, hani kaptırdıkları paralar nerede? Banka Müdiresi savunmasında demiş ki; <strong>“Ben onları aldatmadım, para kazandırdım!.. Aldatmış olsam, bu paralarla aylarca ödeyemediğim evimin kirasını ödemez miydim, bende paraları yok!”</strong> diyesiymiş... Kaybettiklerini söyledikleri paralarını geri alamadıkları halde, bu kadın sağ olup da <strong>102 yıl</strong> yatsa ne olacak, <strong>402 yıl</strong> yatsa kaç yazacak ki!? Atalarımız ne güzel söylemişler; “<strong>Deveyi yardan uçuran, bir tutam ottur!”</strong> demişler... Aşırı <strong>iste</strong>k, aşırı <strong>cazibeye kapılma</strong>, aşırı <strong>heves;</strong> işte böyle koca koca insanları şaşırtır, olmadık işlere yöneltir, büyük kayıplara sebep olur...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Son günlerde toto-lotocuların piyasaya sürdükleri yeni bir oyun var, adı da; “<strong>Hızlı On Numara!</strong>..” Beş dakikada bir çekiliyor, bir kolonu <strong>20 TL</strong>... Bırakın üç-beş kolon oynamayı da; sadece bir saatte tam <strong>’12 tane’</strong> beş dakika var!.. Sadece bir kolon oynayan, toto bayiine en az saatte ‘<strong>240 TL’</strong> veriyor!.. Günde üç-beş saat ve birkaç kolon birden oynadıklarında, ceplerinden en az “<strong>üç-beş Bin TL”</strong> kaybedip de gidiyorlar!.. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bunu bir <strong>haftaya</strong> veya <strong>aya</strong> vurduğunuzda, ortaya çok korkunç rakamlar çıkıveriyor!.. Zaten asgari ücretin ve emekli maaşının üç-beş katını orada kumara veren adamın sonunu bir düşünün artık !? Bana göre bu oyun derhal tedavülden kaldırılmalıdır!.. Bu toto-lotoculara, isimlerini bile sayamadığımız diğer bahisler yetmiyor mu? Bu oyun, müptelâlarına ‘<strong>Beş Dakikada Beşiktaş’</strong> yaptırmıyor; ‘<strong>Beş Dakikada Beş Paralık’</strong> ediveriyor!.. Yeter ama yahu!..&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Dec 2025 19:00:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Ulus Devletler 1919’dan Beri Önümüzde Engel !..”</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/ulus-devletler-1919dan-beri-onumuzde-engel-3925</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/ulus-devletler-1919dan-beri-onumuzde-engel-3925</guid>
                <description><![CDATA[“Ulus Devletler 1919’dan Beri Önümüzde Engel !..”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Kim söylemiş bu can sıkıcı sözleri? ABD Büyükelçisi<strong> Tom Barrack</strong>’ın Yunan basınına verdiği bu demeci, ulusal egemenlik fikrinin artık <strong>'açık bir hedef'</strong> olduğunun itirafı niteliğindeydi... (03.12.2025...) </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">ABD’nin Türkiye Büyükelçisi<strong> Tom Barrack, </strong>İstanbul Fener’deki <strong>Patrikhane</strong> ziyareti sırasında,<strong> Yunan Kathimerini Gazetesi’</strong>ne<strong> </strong>verdiği mülakatta<strong>, Heybeliada Ruhban Okulu'</strong>nun<strong> </strong>açılması talebinin yanı sıra, <strong>Ankara</strong> ile <strong>Atina</strong> arasındaki sorunları '<strong>çözme</strong>' niyetine de işaret etti... Biz onların problem çözme yöntemlerini, becerilerini ve arkasındaki bütün niyetlerini taa ‘<strong>Osmanlı’</strong> dönemlerinden beri biliriz!.. Bunlar kendilerini ne sanıyorlar da, koca burunlarını bütün bizim devlet işleri ve dış politikalarımıza o koca burunlarını sürekli sokmaya çalışıyorlar acaba?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Doğu Akdeniz’deki durumu da değerlendiren<strong> Barrack, </strong>şöyle demiş<strong>: “Dünyada gördüğümüz şey, geçmişin pişmanlıklarını bir kenara bırakıp yeni bir paradigma yaratma yönünde yeni bir ivme... Ve bu, Yunanistan ve Türkiye ile başlamalı. Birbirine bağlı iki büyük ülkenin, yüzlerce, binlerce yıl önce yaşanan olaylar yüzünden hâlâ birbirlerine kin beslemesi mantıklı değil...”</strong></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İyi de kardeşim; taa<strong> 15 Mayıs 1919’da İngilizlerin </strong>ağzına bakarak, bizim en gözde şehrimiz İzmir’i işgale gelenler bunlar değil miydi? Kurtarıcımız ve Kurucumuz<strong> Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk </strong>ve onun değerli silah arkadaşlarıyla beraber, herkesin parmak ısırdığı askerî taktiklerle bütün işgalcileri<strong> 30 Ağustos 1922 </strong>kesin zaferiyle bunlardan temizlememiş miydi !? O tarihten bu yana, tam <strong>103 yıldır</strong> aynı ‘<strong>Yunan</strong>’ sürekli bizimle uğraşmıyor mu? Her kötülüğü yapmak için çırpınıp durmuyor mu? Onların bu çabalarında, taa <strong>1919</strong>’dan beri sizlerin de onlara destek verdiğinizi bizler bilmiyor muyuz !? En son çok haklı ‘<strong>Kıbrıs Davamızda’</strong> bile sizler hep <strong>Yunan-Rum</strong> tarafını tutup, bizleri her türlü baskılarla bunalttığınızı bilmeyen mi var !? Şimdi gelmiş, bu kinin bitmesini yine bizden istiyorsunuz; hadi işinize be !..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yine röportajında diyor ki<strong> Tom Barrack; “İki ülke arasında Doğu Akdeniz konulu bir tür forum oluşturmanın etkili bir yol haritası olabileceğini düşünüyor musunuz?” sorusuna yanıt olarak ise şu cevabı verdi: Kesinlikle. Yüzde 100. Öyle olmalı. Her şey iletişimle başlar. Ve iletişim, korkudan çok refahtan kaynaklanır. Öyleyse, iki ülkenin bir araya gelmesiyle neler yaratılabileceğini düşünün: Her iki ülke ve tüm insanlık için Doğu Akdeniz’de yeni bir yapı, birlik ve refah, çocuklar için daha iyi bir yaşam...” </strong>diyor... Yok yaa, bundan size ne kardeşim !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“ULUS DEVLETLER' ÖNÜMÜZDE ENGEL” : </span></strong><span style="font-size:12.0pt">Daha önce de Hazar Denizi'nden Akdeniz’e uzanan bir hattan bahsettiği hatırlatılan<strong> Barrack, Baharat Yolu ve İpek Yolu’nun Doğu ile Batıyı 'üç veya dört farklı </strong>rotada' birbirine bağladığını ve<strong> 'bu refah yolunda medeniyetlerin kaynaşmasının gerçekleştiğini' </strong>ifade etti<strong>. Barrack, </strong>bunun tekrar olabileceğini, ancak;<strong> "1919’dan beri ulus devletler tarafından engellendiklerini. Her ülkenin, her eyaletin farklı bir yönetim biçimi tarafından idare edilmesi fikrinin pek de işe yaramadığını" </strong>öne sürerek şöyle devam ediyor:<strong> “Yeni bir refah modeli oluşturmak için şunu düşünün: Hazar Denizi’nde, Akdeniz’e ulaşması siyasi nedenlerle engellenen büyük fosil yakıt kaynakları var. Akdeniz’in kapısı konumundaki Yunanistan ve Türkiye varken bu kaynaklar nasıl kapalı kalabilir? Bu siyasi engeli nasıl kaldıracaksınız? Siyasi müdahaleyi ancak refah yaratarak ortadan kaldırabilirsiniz. Umudumuz bu...” </strong>diyor...</span></span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">1984</span></span></strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">’ten beri <strong>PKK</strong> belâsını başımıza belâ edenler bunlar, <strong>Kıbrıs</strong>’ta hep karşımızda olanlar bunlar, <strong>AB</strong>’ye girmemize çeşitli engeller çıkaranlar bunlar değil mi? Yukarıdaki <strong>Tom Barrack</strong>’ın sözlerine bir bakınız; yıllardan beri <strong>Müslüman</strong> katili olan işgalci ‘<strong>İsrail’</strong> yöneticilerinin de bu sözleri defalarca tekrar ettiklerini asla unutmayınız!..&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Dec 2025 19:00:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PAMUKLU</title>
                <category>Turgay MUTLU</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/pamuklu-3924</link>
                <author>turgaymutlu48@hotmail.com (Turgay MUTLU)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/pamuklu-3924</guid>
                <description><![CDATA[PAMUKLU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Çocukluğumdan beri geçtiğim patikadan ilerlemeye çalışıyorum. Soluk soluğa kaldım. Ben yolu değil yol beni takip ediyor. Küçükken babamın ağaç kesişi geçiyor gözlerimin önünden. Çatırtıyla alıyor akçam babamın bedenini altına! Kesim motoru akçamın gövdesindeki budakta takılıp kalıyor. Bana kağıttan gül yaptı, kıvırdı kıvırdı, altından sıkıştırdı. Kırmızı gül açacaktı sanki. ‘’Ben sırrımı kimseye söylemem, benden güzel gül yapan yok ‘’ dedi. Her şeyimiz kağıttandı sanki. Sevda gibi, para gibi, ev gibi uçup giden..!<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Yukarıda okuduğunuz alıntı, sevgili yazar arkadaşım Fatma Kırmaç Kılıç’ın ‘Pamuklu’ adlı öyküsünden bir bölümdür. Alevi Tahtacı İzleri adı altında topladığı öykülerini yazarımız, Pamuklu adıyla eserini Kil Yayınlarından çıkartmış. Zevkle okudum. Bir yıl önce Tahtacı Alevilerin ilçemiz Yatağan’a bağlı Meyistan’dan Milas’ın Koru köyüne ekonomik nedenlerden dolayı göçlerini anlattığım ‘ Meyistan’ adlı öykü kitabımda Alevilerin kültürünü yazmıştım. Pamuklu adlı öyküde de buna benzer adetlerini, geleneklerini, göreneklerini, motiflerini görünce keyifle okumanın iyice tadına vardım. Okumanızı tavsiye ediyorum. Mutlaka okuyunuz. Şiddetle öneriyorum.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Geldiğin yeri unutursan gittiğin yerde kaybolursun diyen yazarımız Fatma Kırmaç Kılıç, 1964’te İzmir’de doğdu. Yazarlık kursu eğitimi alan yazarımızın eserleri :<br />
1_ 2013, KYD ortak kitap: Söz kesmek, kına yakmak<br />
2_ Ezilmiş Üzüm Tadında: Kotlettik yayın 2014<br />
3_ Konan Göçen Kadınlar, Göç Öyküleri KYD Ortak kitap 2016<br />
4_ Ayna Ayna Söyle Bana, KYD Ortak Kitap 2018<br />
5 _ Çocukça Öyküler. Kotlettik çalışma 2019 Na yayınları<br />
6_ Nohut Tanesi 2020 Na yayınları<br />
7_ Mektupla Kadın Öyküleri. KYD Ortak Kitap 2022<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bitmeyen Sevdalara!!!&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Dec 2025 18:59:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/38659_Turgay_Mutlu_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Yılda Üç Kez ‘Genel Başkan’ Seçilmek !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-yilda-uc-kez-genel-baskan-secilmek-3923</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bir-yilda-uc-kez-genel-baskan-secilmek-3923</guid>
                <description><![CDATA[Bir Yılda Üç Kez ‘Genel Başkan’ Seçilmek !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İnanılır gibi değil ama, bu da gerçek oldu... Bu şerefe <strong>CHP</strong>’nin Genel Başkanı sayın <strong>Özgür Özel</strong> nail oldu ve tarihe geçti: CHP’nin <strong>39’uncu Olağan Kurultayı</strong>’nda tek başına (keşke demokrasi adına birkaç aday olsaydı ama, neyse...) aday olduğu seçimde, delegelerin geçerli olan ‘<strong>1.333 oyunun’</strong> tamamını alarak; bir yılda <strong>Yüksek Seçim Kurulu</strong> (YSK)’nın da onaylarını alarak, üçüncü defa <strong>Genel Başkan</strong> seçilerek Türkiye siyasî tarihine geçti!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Eskiden hep iki gün olan bu meşhur <strong>CHP</strong> Kurultayları, bu sefer ilk defa <strong>’28 Kasım 2025’</strong> tarihinde başlayıp, <strong>30 Kasım 2025</strong> tarihinde sona ererek, <strong>üç gün</strong> sürdü... Hiçbir olumsuz hareket ve olaya sebep olmadan, tam bir mutabakat içinde <strong>39.</strong> <strong>Kurultay </strong>tamamlandı!.. Ancak; partililer bu Kurultay’da iki şeyi görmek istiyorlardı: Birincisi; ‘<strong>eskimiş Genel Başkan</strong> <strong>Bay Kemal’</strong> ve <strong>YSK </strong>onaylı İstanbul İl Başkanı varken, birileri tarafından atanmış olan yedek aslan; ama yok hükmündeki ‘<strong>Kayyum İl</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>Gürsel Tekin</strong>’i de orada görmeyi umut ediyorlardı... Ama bu olmadı, zati olamazdı da, herkesin hevesleri kursaklarında kaldı!.. Halbuki Kurultaya gelseler, hepsi de ağız tadıyla bu iki uyduruk görevliye ‘<strong>Yuh’</strong>larını çekecekler, ruhen ve bedenen rahatlayacaklardı ama, bu istek kursaklarında kaldı...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Sahi; CHP’nin bütün görevlilerinin ‘<strong>ARINMASI</strong>’ gerektiğini söyleyen, onların ‘<strong>Kirli’</strong>&nbsp; olduklarını iddia ederek, daha yargılanmadan önce, peşinen suçlayan <strong>Bay Kemal</strong>, Genel Başkan sayın <strong>Özgür Özel</strong>’in davetine rağmen niye Kurultaya katılamadı acaba? Başına gelecekleri mi biliyordu, yoksa tam <strong>Kurultay </strong>günü, başka demeç verecek gazete bulamamış gibi, gidip de son yıllarda sürekli <strong>CHP </strong>aleyhinde yayınlar yapan <strong>‘Sabah Gazetesi</strong>’ne röportaj vermesinden dolayı pişmanlık mı duymuştu ki !? Ben o kadar ince düşünce sahibi olduğunu düşünemiyorum ama, sonuçta ne oldu? Artık <strong>Bay Kemal</strong> ve <strong>Gürsel Tekin</strong> birer ‘<strong>siyasi mevta’</strong> oldular, zati olmayan varlıklarını artık tamamen yitirmiş oldular, bence de oh olsundu !..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bunlar birileri tarafından kullanıldılar, işlevleri bitince de, <strong>çöp sepetine</strong> atıldılar!.. Göreceksiniz ki; <strong>CHP</strong>’ye her konuda zarar vermeleri için bunların kapıları önünde kuyruğa giren hepinizce malûm ‘<strong>yandaş medya’</strong> mensupları, artık bir daha bunların semtlerine bile uğramayacaklardır!? Nasılsa işleri bitti, nihai kullanım tarihleri sona erdi, <strong>‘Çöp’</strong> haline gelip, tedavülden kalktılar ya? Kim neyler artık bundan sonra bu siyasî mevtaları !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bizler bu boş siyasi gelişmelerle meşgul edilirken, ülkenin ekonomik durumu, insanlarımızın <strong>işsizlik, evsizlik</strong> ve <strong>geçim </strong>dertleri gittikçe daha da kötüye gidiyor!.. Bugüne kadar pek ağzını açmayan garip-gureba insanlarımız bile seslerini yükseltmeye başladılar ve soruyorlar: “<strong>Bu 600 Milletvekili yerine, 300 Milletvekili bize yetmiyor mu? Bir yılda kaç saat çalışıyorlar da, bunca yüklü maaşları alıyorlar!? Bizler 25-30 yılda emekli olup da, ‘</strong>16.800 TL’<strong> emekli maaşına mahkûm edilirken, sadece 2 yıl Vekillik yapan Milletvekilleri nasıl emekli oluyor da, bizim 10 katımız kadar emekli maaşı alıyorlar, adalet bu mu!? Bir seçimle iş başına gelen Parti Genel Başkanları, Milletvekilleri, Belediye Başkanları, Sendika-Dernek-Kooperatif-Esnaf Kuruluşları Başkanları, bir daha o koltuklarından kalkmak bilmiyorlar!.. Bütün çağdaş ve gelişmiş ülkeler bu görevlere sınırlama getirmişken, bu sınırlamalar niye bize de getirilmiyor!? Bazı Parti, Sendika ve Dernek Başkanları 40-50 yıldır görevdeler, bu makamlar onların babalarının çiftlikleri mi, neden ‘</strong>iki veya üç dönem’<strong> sonra görevden ayrılmıyorlar!? Makam aracı ve makam şoförü saltanatı bitmek-tükenmek bilmiyor, biz çok zengin bir ülke miyiz ki; nedir bunca saltanat, lüks ve itibar tutkusu!? Bizim geçim derdimizin, enflasyonun, yüksek faizlerin ve paçamızdan akan büyük borçlarımızın ana sebebi bunlar olmasındı sakın!? Bunları biz düşünüyoruz da, Meclis’teki bizim 600 Vekilimiz ne işler yaparlar, ne diye bunları onlar düşünmüyorlar acaba...”</strong> diye sormaya başladılar, haksızlar mı yani !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Artık yeni bir genç kuşak neslimiz geliyor, her şeyin farkındalar, esas sıkıntıları da onlar çekiyorlar!.. Umarız ki, bundan sonraki seçimlerde bu duyarlı kesim iş başına gelir, dile getirdikleri bu sorunları da bir güzel onlar hallederler!?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 14:18:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uyanın Artık, Tehlikenin Farkında mısınız !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/uyanin-artik-tehlikenin-farkinda-misiniz-3922</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/uyanin-artik-tehlikenin-farkinda-misiniz-3922</guid>
                <description><![CDATA[Uyanın Artık, Tehlikenin Farkında mısınız !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">30 Kasım 2025</span></strong><span style="font-size:12.0pt"> Pazar günü haber merkezlerine düşen bir haber, bütün dünyayı şoka uğrattı!.. Deniliyordu ki;&nbsp; “<strong>3. Dünya Savaşı 89 saniye sürecek!.. Pentagon: ‘2027'ye kadar hazır olun</strong>” dedi... Yani, yaşam süremiz sadece ‘<strong>bir dakika 29 saniyede’</strong> son bulacak!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Dünya, Soğuk Savaş sonrası en tehlikeli eşiğe mi giriyor? <strong>ABD’</strong>nin derin strateji dehlizlerinden gelen <strong>Pentagon ve RAND</strong> raporları, <strong>2026-2027</strong> tarihlerini "<strong>büyük güçler arası sıcak çatışma</strong>" riskinin zirve yaptığı kritik bir pencere olarak işaretledi. <strong>Çin-Tayvan</strong> gerilimi ve <strong>Rusya-NATO</strong> çatışması merkezli bu raporlar, <strong>nükleer silah kullanımı</strong> riskini şok edici bir seviye olan ‘<strong>Yüzde/ 48’</strong> olarak gösteriyor. Olası bir küresel nükleer savaş durumunda ‘<strong>dünya 89 saniyede yok olabilir’</strong> denildi... (Haber-Hüseyin Biçe...)</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bilim insanlarının <strong>Kıyamet Saati'</strong>ni yok oluşa <strong>89 saniye</strong> kala olarak güncellediği bir dönemde, askeri uyarılar ile <strong>Papa Leo</strong>’nun İznik’ten verdiği <strong>"hazır olun</strong>" mesajının kesişmesi, küresel domino etkisinin an meselesi olduğunu mu gösteriyor?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu tehlike çanlarının merkezinde iki büyük fay hattı yatıyor: <strong>Çin’in Tayvan</strong>’a yapacağı o kaçınılmaz, ani hamle ve Doğu Avrupa’da <strong>Rusya-NATO</strong> geriliminin kontrolden çıkışı... Dünya düşünce kuruluşları, <strong>"Savaş Kesin!"</strong> diye ifade etmiyor, ancak masadaki rakamlar, tüm insanlığın uykularını kaçıracak cinsten!..”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Evet, dünyaya servis edilen haber aynen yukarıdaki gibiydi... İnsanlar olarak yaşayabildiğimiz tek dünya, şu üzerinde yaşadığımız dünyadır!.. Kısıtlı imkânlarımızla zaman zaman bazı gezegenlere gidip, orada insan yaşamına uygun olan yerleri hâlâ arıyoruz, ama bir türlü bize uygun bir yeri henüz bulamadık, değil mi?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bilim insanlarımız uzun zamandır uyarıyorlar; “<strong>Atmosferimizi kirletmeyelim, onu ısıtmayalım, şu lânet olası atom-hidrojen-nötron bombası denemelerinden vazgeçelim, havadaki azot-karbondioksit-kükürt-dioksin-furan-arsenik oranlarını düşürelim, bunlar yüzünden aşırı kirlettiğimiz atmosfer ısındıkça, Kuzey ve Güney Kutbu buzullarını aşırı şekilde eritiyor, dünyamızda yaşam koşullarının sonunu getiriyoruz”</strong> dediler... Peki dinleyen kim !? Sorunu en çok dile getiren gelişmiş ülkeler, ama atmosferi en çok <strong>zehirleyen-ısıtan</strong> ülkeler de onlar değil mi? Nükleer bombaların sadece kendilerinde olmasını isteyip, başka ülkelere yasaklayanlar da aynı ülkeler değil mi? Peki, dünyada ilk ‘<strong>Atom Bombasını’</strong> <strong>Japonya</strong>’ya atan kimdi? Şimdilerde bunu kontrol etmeye çalışan <strong>ABD</strong> değil miydi? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Peki, bundan önce ‘<strong>Dinamiti’</strong> bulan kimdi? <strong>1833</strong> yılında İsveçli <strong>Alfred Nobel</strong> değil miydi? Bu bilim insanı sadece yol yapımında, kayaların tahribinde kullanılması için bulmuştu, ama biz insanlar bunu savaşlarda kullanıp, topluca insan katletmeye başlayınca bu icadından çok pişman olmuş, adına ödüller koyarak kendini affettirmeye çalışmıştı değil mi? Peki, atomu ilk parçalayan kişi kimdi? Roma’da <strong>1934</strong> yılında <strong>Enrico Fermi</strong> idi... Bunu ilk ‘<strong>Atom Bombası’</strong> olarak icat eden kimdi? Yahudi kökenli bir Amerikalı olan <strong>Robert Oppenheimer</strong> idi ve <strong>1945</strong> yılında bu iki bomba Japonya’nın <strong>Nagazaki </strong>ve <strong>Hiroşima</strong> kentlerine atılmış, yüz binlerce kişiyi öldürmüş, bir o kadarını da sakat ve hastalıklı bırakmışlardı!.. &nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Önceleri sadece <strong>ABD</strong>’de olan bu <strong>Atom-Hidrojen-Nötron Bombaları</strong>, artık <strong>Rusya-Çin-Hindistan-Kuzey Kore-Pakistan-İngiltere-Fransa-İsrail</strong> gibi ülkelerin ellerinde de bulunuyor!.. <strong>İran</strong>’ın ise henüz yapmayı başarıp-başaramadığı bilinmiyor? Yani, ortalık karıştığında kimin, ne halt edeceği de kestirilemiyor!? Onun için yukarıda verdiğimiz haber, bir tehlike, dünyanın bir sona ulaşım haberidir ve çok önemlidir!.. Yani şu anda söz sahibi dünya liderlerinin ahval ve şeraitleri düşünüldüğünde, bizleri hiç de hayırlı günler beklemiyor!..</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 14:18:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Köleliğin Toplumsal Cinsiyet Rollerine Uzanan Zincirleri</title>
                <category>Şefika Yaren Arslan - Uzman Sosyolog</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/koleligin-toplumsal-cinsiyet-rollerine-uzanan-zincirleri-3921</link>
                <author>sefikayarenarslan@gmail.com (Şefika Yaren Arslan - Uzman Sosyolog)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/koleligin-toplumsal-cinsiyet-rollerine-uzanan-zincirleri-3921</guid>
                <description><![CDATA[Köleliğin Toplumsal Cinsiyet Rollerine Uzanan Zincirleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zincirlerimiz Nereye Kadar Uzanıyor?<br />
Kölelik kavramının günümüzdeki sosyal ve kültürel manası üzerine düşünüyor muyuz yoksa sorgulamadan bu adaletsizliğe ortak olmaya devam mı ediyoruz? Kişilerin söylem, eylem ve emeklerinin sistematik bir biçimde kısıtlanarak, mevcut iktidar mekanizmaları aracılığıyla kontrol edilmesi kölelik olarak tanımlanabilir. Kölelik yalnızca ekonomik alanda değil sosyal ve kültürel alanlarda da yaşamlarımızı etkileyerek güç eşitsizliklerini yeniden kurar.&nbsp;<br />
19. yüzyılda köleliğe karşı yükselen toplumsal hareketler sonucunda fiziksel kölelik hukuken kaldırılsa da günümüzde sosyal, kültürel ve ekonomik alanlara yerleşmiş bu zincirlerin izlerini taşıyoruz. Evde, okulda, iş yerinde ve sokakta &nbsp;maruz kaldığımız ayrımcılıklar köleliğin bir başka biçimine işaret ederken, cinsiyet rollerine dayalı toplumsal beklentiler üzerinden güç ilişkileri yeniden üretiliyor.&nbsp;<br />
Bu Düzen Böyle Geldiyse: Geldiği Gibi Gider<br />
Ev işlerinin eşit koşullarda paylaşılması yerine kadının göreviymiş gibi kadına yüklenmesinden, çocukların bakımı söz konusu olduğunda babanın âdeta kayyım olarak iskele babalığına atanıp tüm sorumluluğun anneye devredilmesine; “ben misafir ağırlamayı çok severim” diyerek bütün hizmeti evde yaşayan kadınlara, kadın misafirlere yaptırırken kendi küçük krallığının baş köşesinde hizmeti seyreden erkekler buradan bakınca hiç de ‘kahraman’ gibi görünmüyor.&nbsp;<br />
Gündelik yaşamımızın pek çok anında kölelik devam ediyor. Söz konusu cinsiyet rolleri, toplumsal ilişkiler içerisinde doğal ve normal kabul edilerek sorgulanmıyor, sorgulayana ise “dünyada başka dertler de var”, “böyle gelmiş böyle gider” denilerek küçümseniyor ve mesele önemsizleştiriliyor. &nbsp;Biz kadınlar toplumsal cinsiyet normlarını reddedip yalnızca haklar bakımından eşit olmayı talep ederken zaten kahramanlıklara ihtiyaç duymuyoruz!&nbsp;<br />
Tesadüf bu ya! Pazar sabahı bu yazıyı yazarken 74 yaşındaki dedemin, anneanneme hazırladığı kahvaltı masasının fotoğrafını aile grubunda paylaşması üzerine gülümsedim. Bir de not olarak “her zaman böyle, aylardır yaptığım olay “ yazmış. &nbsp;Dede bence de olaysın ya :) Erkekler böyle olmak çok mu zor? &nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 13:30:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/2025/12/sefika-yaren-arslan-uzman-sosyolog-1764584996.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bay Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Yeni İnciler !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/bay-kemal-kilicdaroglundan-yeni-inciler-3920</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/bay-kemal-kilicdaroglundan-yeni-inciler-3920</guid>
                <description><![CDATA[Bay Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Yeni İnciler !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uzun zamandır sustu sustu, <strong>kayyum</strong> atanacağını umarak bekledi bekledi, işler istediği gibi gitmeyince, pek arayıp-soranı, geleni-gideni de kalmayınca, Ankara’da kiraladığı <strong>ofisini</strong> de kapatıp, dün bir yerlerden zırt-pırt çıkıp, aynen aşağıdaki metni sosyal medyasından paylaştı!.. En <strong>öz </strong>eleştiri de, Bolu Belediye Başkanı sayın <strong>Tanju Özcan</strong>’dan geldi, dedi ki; <strong>“13 yıl boyunca koynumuzda yılan beslemişiz de, haberimiz yokmuş!</strong>” dedi... Noktasına-virgülüne bile dokunmadan size aktardığım bu metni <strong>yavaşça, dikkatle</strong> ve <strong>ibretle</strong> okuyunuz lütfen:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">“Değerli dostlarım, cefakâr yol ve dava arkadaşlarım ve bu ülkenin yurtsever evlatları; Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu partisidir. Aynı zamanda devleti ve cumhuriyeti koruma iradesinin de ta kendisidir. Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir parti değildir. Partimizin kodları, geleneği ve iki büyük misyonu vardır.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">Birincisi siyaseti temiz tutmak ve hesap sormaktır. Hesap sorabilmek için de hesap vermekten kaçınmamak gerekir. Hesap vermek her bir CHP'linin namus borcudur. Her siyasi parti ve her siyasetçi savrulabilir, geri durabilir, rüşvet ve yolsuzluk sarmalına bulaşabilir ve hatta ihanet zincirine de tutunabilir. Ama, Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleriyle anılamaz, bunlarla bir araya gelemez. Üzerinde iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz. Derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir. Cumhuriyet Halk Partisi aziz milletimizi ahlaki uyanışa davet eden bir parti olmalıdır.</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt">İkincisi Cumhuriyet Halk Partisi devlete istikamet çizer. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Ortadoğu'dan, Asya'ya, Kafkaslardan, Avrupa'ya, Altaylardan Tuna'ya söyleyecek sözü vardır. Türkiye Cumhuriyeti at sürdüğü ve şehit verdiği coğrafyalarda sıkışamaz. Gönül bağı kurduğu kardeş milletler sofrasında sıkıştırılamaz, sıkışıklığa gelemez. CHP, Ortadoğu'da tökezlememizi bekleyen İsrail ve Amerika belasını bertaraf etmek ve devletin âli menfaatleri için sürecin içinde olmak zorundadır. Risk almalıdır ve konuya siyaset üstü bakarak elini taşın altına koymalıdır. Milletimizin CHP'den beklentisi kardeşlik sürecinde öncü olması ve sürece istikamet çizmesidir. Tarihin doğru tarafında yer almak çoğu zaman cesaret ve kararlılık gerektirir. Tarih önünde aziz milletimizle, hak hukuk ve adalet yürüyüşümüze devam etmekteyiz. Sağlıcakla kalın."</span></strong> </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bu metne ilk tepki, eski Genel Başkanlardan sayın <strong>Hikmet Çetin</strong>’den geldi, dedi ki; “<strong>Sayın Özgür Özel ile Kılıçdaroğlu’nun hemen bir araya gelerek, baş başa bu sorunu aralarında çözmeleri gerekiyor, bunun için ben elimden geleni yapacağım”</strong> dedi...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bence buna hiç lüzum yok efendim!.. Adam zaten peşin peşin yeni CHP yönetimini kendi kafasında yargılamış, suçlu bulmuş ki, aynen şöyle diyordu: <strong>“...CHP rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleriyle anılamaz!.. Bu iddialarla yol alamaz!.. Derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir”</strong> diyor...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Yöneticilerin ‘<strong>Arınması’</strong> için, suça bulaşmış olmaları gerekir, yani ‘<strong>Kirli’</strong> olmaları gerekir değil mi? Bay Kemal zaten onları şimdiden <strong>‘Kirlenmiş’</strong> görüyor da, ‘<strong>Arınıp da gelsinler’</strong> diyor ya? Bu adamla buluşunca ne konuşulur, nasıl anlaşılır; hem anlaşsalar bile, bundan hangi hayırlı sonuç çıkar efendim !?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Daha önce de kaç defa yazdım; bu eski Genel Başkan <strong>Bay Kemal</strong>, partinin kuruluş yıldönümüne katılmadı, Ankara’daki çok önemli olan mitingine katılmadı, yeni yapılan tüm seçimler sonrasında <strong>Yüksek Seçim Kurulu</strong> (YSK) bütün seçim sonuçlarını onayladı, bu adam bir defa olsun <strong>CHP</strong>’nin yeni yöneticilerinin yanına gelip veya telefonla arayıp, hiç birisine bir kere ‘<strong>Hayırlı Olsun’</strong> demedi, kendisinin adamı olduğunu söyleyen yüzsüzün biri gelip, <strong>kayyum</strong> olarak ‘<strong>İstanbul CHP İl Başkanı’</strong> olduğunu iddia ederek, İl Binasına 31 adamıyla çöreklendi, bir defa olsun ona da; “<strong>Senin orada ne işin var, YSK seçim sonuçlarını görmedin mi, derhal o binayı terk et!”</strong> bile demedi, kiralık ofisinden olanı-biteni gülerek izledi... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">Bütün olanlardan ve bu en son yazdıklarından sonra, bir kere daha söylüyorum, bana göre yapılacak tek bir iş var; hemen Bay Kemal’i ‘<strong>CHP Yüksek Disiplin Kurulu’</strong>na -<strong>kesin ihraç talebiyle</strong>- sevk etmek!.. Yeter ama yahu, bunlarla daha ne zamana kadar uğraşacak bu parti! ?</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 17:07:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Herkesi Kahreden Bazı Fıkralar !?</title>
                <category>Sakin KOŞAR</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/herkesi-kahreden-bazi-fikralar-3919</link>
                <author>sakin@demecgazetesi,com (Sakin KOŞAR)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/herkesi-kahreden-bazi-fikralar-3919</guid>
                <description><![CDATA[Herkesi Kahreden Bazı Fıkralar !?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Uzun boylu, yakışıklı, ama biraz <strong>burnu büyükçe</strong> olan genç <strong>Temel;</strong> (bilirsiniz, eski büyüklerimiz burnu büyük olanın... neyse fazla teferruata girmeyelim...), bir gün arkadaşı <strong>Dursun</strong>’a bu arabaya nasıl sahip olduğunu anlatıyordu: “Ula <strong>Tursun</strong>, ha bir gün <strong>Maçka </strong>yolunda otostop yapayidum, çok cüzel ve mini eteklü bir kız ha benü bu arabasina aldu!.. Arada bir bana bakup cülüyor, vites değiştirirken de dizlerimu okşayup durayurdu... Bir müddet sonra kız orman yoluna saptı, ıssız bir yerde durdi... Mini eteğinü çıkarup, ha bana dönüp; <strong>‘Bu araba ve içindekilerden hangisini istersem heman vereceğinu’</strong> söyledü... Ben da işta bu arabayı aldum, eyi etmiş miyum?” deyince, arkadaşı <strong>Dursun</strong> da başını sallayıp; “<strong>Valla çok eyi etmişsun ula Temal, zati mini etek sana hiç yakışmaz idu la !..”</strong> demez mi!? Hay sizin gibi zamane gençlerine ula, Allah sizi bildiği gibi etsin inşallah, sizce de kabul mü!?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">İsterseniz fıkrayı bir kere daha okuyunuz, bu iki zamane ve dallama arkadaşın düşündüklerini, yaptıklarını lütfen bütün açık yürekliliğinizle bana hemen yorum olarak yazınız, sizden başka hiçbir ihsan da istemiyorum...</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---Bir gün sokak röportajları yapan yeni yetme, genç muhabir kızlarımızdan biri, çalıştığı TV Kanalı için magazin konularıyla ilgili sorular soruyordu... Yaşlıca bir adama mikrofonu uzatıp; <strong>“Amca, sizce aşk nedir?”</strong> diye sordu... Adam, göründüğü halinden hiç beklenmeyen bir yanıt verdi ve şöyle dedi: “<strong>Evlâdım aşk, yüksek derecede elektrik enerjisidir ki, adamı fena çarpar!..”</strong> dedi. Çok şaşıran genç kız; <strong>“Peki, sizce evlilik nedir amca?”</strong> deyince de yaşlı adam; <strong>“Haa evlilik de, bu harcanan aşırı elektriğin büyük rakamlı faturasıdır”</strong> demez mi? Sizce de doğru mu bu amcanın söyledikleri?</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">---Bizim İlçenin meşhur gazetecilerinden <strong>Mustafa Aktaş</strong>’ın da, bir zamanlar bakkal dükkânı vardı... Cumhuriyet Caddesi üzerindeki bu dükkânındaki komşusu kimdi biliyor musunuz? Hani yaşamıyla, esprileriyle meşhur hemşerimiz köfteci ‘<strong>Eşek Hakkı’</strong> idi... Akşama kadar her durumdan bir espri çıkartır, bütün komşularını günlerce güldürürdü, Allah rahmet eylesin!..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Bir gün yine en erken dükkânını açan <strong>Eşek Hakkı</strong>, yavaşça <strong>Mustafa Aktaş’</strong>ın bakkal dükkânına gelip, kulağına eğilerek; <strong>“Yahu komşu, benim hemen eve gitmem gerekiyor, sen benim dükkâna göz-kulak oluver, olur mu?”</strong> deyince, bizim <strong>Aktaş</strong> hemen; “<strong>İyi ama, sen evden daha yeni gelmedin mi komşu?” </strong>diye sorunca da, eli pantolon kemerinde olan <strong>Eşek Hakkı</strong>; “<strong>Yahu sabah aceleyle zülhanede</strong> (banyoda) <strong>yıkanıp, yatak içindeki donumu alıp da giyerken, yanlışlıkla yengenin donunu kıçıma giymişim, şimdi çişimi yaparken fark ettim, bunu gidip değiştirmem gerekiyor!” </strong>demez mi? Yerlere yatan bizim <strong>Mustafa Aktaş</strong>, akşama kadar bunu herkese anlatmış, kulaktan kulağa bütün Yatağan da duymuştu... </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt">Şimdi açık yüreklilikle söyleyiniz; hangi fıkra biz insanları bu kadar düşündürebilir ve güldürebilir? Basit gibi görünüp de, herkesin başına gelebilecek unutulmaz bir olay değil midir bu !? </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">---Bir gün <strong>Mustafa Aktaş</strong> yine ondan sonra gelip bakkal dükkânını açmış... Tam <strong>Eşek Hakkı</strong>’ya ‘<strong>hayırlı işler komşu’</strong> diyeceği sırada, <strong>Eşek Hakkı</strong> hemen sırtını dönmüş... Bir mesele olduğunu anlayan Aktaş; “Hayrola komşu, bilmeden bir kusur mu işledik?” diye sormuş... <strong>Eşek Hakkı</strong> da; “<strong>Senin çırak bana hakaret etti, onun terbiyesini ver, yoksa seninle de hiç konuşmam!”</strong> demiş... Aktaş ne olduğunu sorunca da; “<strong>Senin yeni yetme çırak bana; ‘</strong>hayırlı işler Hakkı amca’<strong> dedi, çok kırıldım!”</strong> demiş... Aktaş hayret edip; <strong>“Eee, ne var bunda?”</strong> deyince de, <strong>Eşek Hakkı</strong>; “Ulan bu memlekette benim namım ne!? Ne diye bana namımla hitap etmiyor!?” deyince, bizim Mustafa Aktaş durumu fark edip; “<strong>Senin Eşek Hakkı olduğunu bilmeyen mi var, bizim çocuk eşşeklik etmiş, bir daha olmaz, ben onun cezasını veririm, sen canını sıkma</strong>” deyip, komşusunun gönlünü almaya çalışmış...&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 17:06:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/S8000003_1.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN</title>
                <category>Prof. Dr. Kemal Kocabaş</category>
                <link>https://www.demecgazetesi.com/makale/ogretmenler-gunu-kutlu-olsun-3918</link>
                <author>kemal.kocabas@deu.edu.tr (Prof. Dr. Kemal Kocabaş)</author>
                <guid>https://www.demecgazetesi.com/makale/ogretmenler-gunu-kutlu-olsun-3918</guid>
                <description><![CDATA[ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">Okul, öğretmen ve öğrenci birbirini tamamlayan, beraberliklerinde güzellikler üretilen, insanın kendini yeniden keşfe çıkmasına neden olan uygarlık-eğitbilim ve aydınlanmanın&nbsp;&nbsp;terimleridir. Cumhuriyetimizin de en önemli dayanağı okuldur, öğretmendir, öğrencidir ve laik, demokratik bilimsel eğitimdir. Nüfusunun büyük çoğunluğunun köylerde yaşadığı&nbsp; 1940’lı yıllarda &nbsp;Cumhuriyet &nbsp;köyleri öğretmene bırakmayı hedeflemişti. Prof.Dr.Cavit Orhan Tütengil bu yaklaşımla<strong>: “Köy Enstitüleri, köyün sınıfına değil, Köye öğretmen yetiştirmek”</strong> amacıyla kurulduğuna işaret eder. Son &nbsp;25 yıldır&nbsp; ülkeyi yönetenler Bu Cumhuriyet öngörüsünü ÇEDES projesiyle,&nbsp; okula imamı katarak terk etmişlerdir.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">CUMHURİYET EĞİTİM DEVRİMCİLERİ VE ÖĞRETMEN</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Devrimci Cumhuriyet Dönemi olarak adlandırdığımız 1923-1946 yılları arasında görev yapmış Milli Eğitim Bakanları Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal’in öngörüleriyle ve bir bütünsellik ve süreklilik &nbsp;içinde&nbsp; Cumhuriyet Eğitim Devrimini gerçekleştirmişlerdi. </span></span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif">26 Ağustos 1924 tarihinde yapılan &nbsp;Muallimler Birliği toplantısında &nbsp;Mustafa Kemal: <strong>“…Devrimler, sizin, sayın öğretmenler sizin, toplumda ve düşünce hayatımızda yapacağımız devrimlerdeki başarınızla gerçekleşecektir. Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister…” </strong>ifadeleriyle Cumhuriyetin öğretmene bakışını ortaya koymuştur. 1926-1929&nbsp; yıllarının Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati öğretmenlere <strong>“Muallim Arkadaş</strong>, <strong>Bilhassa bu sene, yeni Türk Harflerini tamim gibi şerefli bir vazifen daha vardır. Bütün memleket evlatlarını bir an evvel yeni harflerle okutarak Türkiye’de okuma yazma bilmeyen bir fert bırakmayacak kadar geniş bir azimle çalışmak mecburiyetindesin. Bunun için yeni Türk Harflerini çabuk öğren ve hemen herkese öğretmeye başla… Bu hedefe varmak için kürsü, mektep lazım değildir. Her yerde, her gördüğün, kadın, erkek, fakir, zengin, çiftçi, tüccar, köylü ve şehirli tefrik etmeyerek (ayırmayarak) derhal öğreteceksin</strong>” şeklinde seslenir. 1938-1946 yıllarının Milli Eğitim &nbsp;ve Köy Enstitülerinin kurucu&nbsp; bakanı Hasan Ali Yücel: “<strong>Biz kurtuluş savaşından sonra sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek istedik. Çünkü ümmet devrinin böyle bir adamı vardı. Bu imamdır… Biz imamın yerine devrimci düşüncenin adamını göndermek istedik. İşte Köy Enstitüleri fikri böyle doğdu” </strong>ifadeleriyle öğretmenden beklentisini ortaya koyar. Köy Enstitülerinin kuramcısı ve uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç ise: &nbsp;<strong>Köy, işten kaçan, nefret eden pasif öğretmene değil, işi seven, ona sarılan, iş vasıtasıyla yurdu şenlendirecek olan canlı, hareketli öğretmene muhtaçtır. Yeni öğretmenler, bireyleri iş içinde yoğura yoğura, sakinleri saadet denizinde yüzen bir vatan yaratmalıdır. Yurt, yoksul insanların değil, varlıklı ve mesut insanların yurdu haline gelmeli; onun her tarafından neşe, sağlık ve bahtiyarlık fışkırmalıdır. Bu ülküye yaklaşmanın ana şartlarından biri, köye iş yapmasını bilen öğretmeni ve iş araçlarını sokmaktır”</strong></span><strong> </strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">sözleriyle nasıl bir öğretmen sorusunu yanıtlar.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER VE 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü&nbsp;</span></span><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">UNESCO'nun tavsiyesiyle birçok ülkede 1994 yılından itibaren kutlanıyor. Aynı UNESCO 1997 yılını da Hasan Ali Yücel'in doğumunun 100. Yılında Türkiye'de Köy Enstitülerini kuruluşundaki emeği için <strong>"Dünya&nbsp;&nbsp;Hasan Ali Yücel Yılı"</strong> ilan etmişti.&nbsp;</span></span></span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">24 Kasım&nbsp;1981'den beri&nbsp;&nbsp;ülkemizde öğretmenler günü olarak kutlanıyor.&nbsp;</span></span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu&nbsp;Mustafa Kemal Atatürk'ün <strong>"Millet Mektepleri'nin Başöğretmenliği"</strong>ni kabul ettiği gündür.&nbsp; Mustafa Kemal'in&nbsp;&nbsp;100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında onun <strong>"başöğretmen</strong>" oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. 5 Ekim ve 24 Kasım, bu iki önemli gün&nbsp;&nbsp;ülkemizde eğitimin en önemli öznesi olan&nbsp;&nbsp;öğretmenlerimizin&nbsp;&nbsp;ve eğitimin sorunlarının görüşüldüğü, laik, demokratik bilimsel eğitimin örselenmesine itiraz günlerimiz olarak yaşam pratiğimizde hep var olacak. 5 Ekim ve 24 Kasım tarihlerinde&nbsp;&nbsp;ülkemizin tüm okullarında ayrı bir heyecan ve sevinç yaşanır. Ellerinde karanfillerle öğretmenleri için yazdıkları şiirlerin coşkusu okunur mavi giysili çocuklarımızın yüzlerinde. Öğretmenler ise yılda iki kez anımsanmanın keyfiyle, yaptıkları işin büyüklüğünü hissederler. Mesleksel onuru yaşarlar. Öğretmen sendikalarındaki dostlarımız da öğretmenleri örgütlü olmaya davet eder ve öğretmenlerin sorunlarını dile getirerek siyasi iktidardan çözümler bekler. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">ÖĞRENCİLİK YILLARIMDA ÖĞRETMEN ALGISI</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:center">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Köy Enstitülü bir aileden geliyorum. Çocukluğum hep okul ve öğretmenler arasında geçti. Köye gelen &nbsp;genellikle enstitülü ilköğretim müfettişleri bizde ağırlanırdı. &nbsp;Bu satırları yazarken Kavaklıdere İlkokulu, babam, öğretmenlerim, arkadaşlarım ve cıvıl-cıvıl yaşadığımız o güzel günleri anımsadım. İlkokula başladığım 17 Eylül 1962 hayatımdaki ilk devrimdir. 1962 yılında birinci sınıf öğretmenim saygıyla andığım Durani Keleş (Tekke) idi. Muğla Kız İlk Öğretmen Okulunu yeni tamamlamış gelmişti. İlk üç sınıfta öğretmenim olmuştu. İlk fişler, ilk çocuksu yaramazlıklarımız, ilk danslarımız, ilk okul türkülerimiz, sayılar, harfler, cümleler, yerli malı haftaları, şiirler, müsamereler, bayram kutlamaları ve öğretmenimizle zenginleşen ilk çocukluk günleri. Sonra ilkokul 4 ve 5.sınıflarda öğretmenim, babam Şükrü Kocabaş’dı. Şimdi daha net değerlendirebiliyorum. Öğretmenlik babama çok yakışmıştı. Kızılçullu Köy Enstitüsü'nden aldığı ışık onun hayatını değiştirmişti. Öğretmenlik onun yaşam biçimi olmuştu. Yaşamı, duruşu ve bir Cumhuriyet öğretmeni sorumluluğu ile öğretmenlik mesleğinin tüm hakkını vermişti. Kendisini hep geliştirmiştir. Kavaklıdere'nin eğitim tarihinde 33 yıl boyunca katkıları çok büyük olmuştur. Köyde ortaokulun açılışını sağlamış ve orada müzik derslerine girmişti mandolini ile. Ağabeyimin ve benim öğretmen okulları sınavlarını kazanabilmesi için iki yaz süren ortak çalışmalarımızı, çabalarımızı hiç unutamam. Bizlerin daha iyi bir eğitim alması için tek maaşlı bir öğretmen olarak verdiği emek bizim yaşamımızı değiştirmiştir. Sevgili öğretmenim, babam Şükrü Kocabaş'ın emekleri çabaları ve yurtseverliği daima yolumuzu aydınlattı, nur içinde yatsın.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">GÜNÜMÜZDE ÖĞRETMEN</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:12pt"><span style="background-color:white"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öğretmenler gününde öğretmenlerimize insanca bir yaşam için gerekli özlük haklarının verilmesi, mülakatların kaldırılmasını, yöneticilerini kendilerinin seçtiği demokratik okul ortamları dilemeyi bir görev sayıyorum. Bir felsefeci arkadaşımız <strong>"Öğretirken öğrenmeyen öğretemez. Eğitim karşılıklı bir dönüşümdür" </strong>saptamasıyla öğretmenlerin de sürekli bir öğrenme ve yenilenme süreci &nbsp;içerisinde olması gerektiği vurgusunu yapıyor. Öğretmenlerimiz de öğretmenlik mesleğinin içini doldurarak, onurunu mutlaka korumayı çalışmalıdırlar. &nbsp; </span></span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><span style="color:#333333">1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu öğretmenliği: “<strong>Öğretmenlik, Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir”</strong> ifadeleriyle tanımlıyor. İçinde yaşadığımız ülke koşullarında eğitim politikalarına yön verenler öğretmenliğe gerçekten özel bir ihtisas mesleği olarak bakıyorlar mı? Öğretmenlik meslek onurunu yok eden <strong>“ sözleşmeli, ücretli”</strong> olarak tanımlanma, yaklaşık bir milyon atanmayan öğretmenin varlığı&nbsp; öğretmenlik mesleğine <strong>“ihtisas mesleği”</strong> olarak bakmayanların yarattığı sonuçlardır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:#fbfbfb"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Günümüzde &nbsp;okullarda çalışan &nbsp;1 milyon 200 bin öğretmenin günümüzde pek çok sorunu vardır. Ülkedeki siyasal iklim nedeniyle içine kapanan öğretmen kimliği ve&nbsp; içi boşaltılan bir meslek algısı &nbsp;temel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. &nbsp;Günümüzde toplumsallığı öne çıkaran TÖS’lü, TÖB-DER’li öğretmen kimliğini artık göremiyoruz zira &nbsp;öğretmen hayatın içinde artık yer almıyor.&nbsp; Farklı araştırmalara göre &nbsp;öğretmenlerin büyük oranda mutsuz oldukları görülüyor. Mutlu olmayan öğretmenlerle sağlıklı bir eğitim yapılabilir mi? Öğretmenlerimiz ayrıca &nbsp;mesleğin çok özel ve o denli zor olduğunun, sabır, sevgi ve emekle yapılan bu mesleğin gereğini &nbsp;yerine getirmenin içinde bulunduğumuz ülke koşullarında&nbsp; daha da &nbsp;zorlaştığının&nbsp; &nbsp;altını çiziyorlar.&nbsp; Öğretmenler, <strong>“Yanlış zamanda öğretmen olduk. Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmen olmak varmış!”</strong> diyerek Cumhuriyetin ilk yıllarına vurgu &nbsp;yapıyor, yaşadıkları geçim derdi ve&nbsp; itibar kaybının üzüntüsünü yaşıyorlar. Görülüyor ki&nbsp; Cumhuriyet Eğitim Devrimi kahramanları Mustafa Necati’nin, Hasan-Ali Yücel’in, İsmail Hakkı Tonguç’un hedefledikleri özgüvenli, toplumsal yararı öne çıkaran, demokrat, aydınlanmacı öğretmen kimliği büyük bir erozyona uğramış. Çalışan kadın öğretmen oranının&nbsp; yüzde ellinin&nbsp; üstünde&nbsp; olmasına rağmen&nbsp; okul yönetimlerinde, il milli eğitim müdürlüklerinde kadın öğretmen oranı çok düşü kolması da toplumsal cinsiyet açısından &nbsp;düşündürücüdür. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:#fbfbfb"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">NİTELİKLİ ÖĞRETMEN YETİŞTİRME ADINA NE YAPMALI</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:#fbfbfb"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türkiye, nitelikli öğretmen yetiştiremeyen, adaletsizlikler ve eşitsizlikler üreten, liyakatı&nbsp; ve eğitim hakkını dışlayan ve evrensel laik-bilimsel eğitimin örselendiği eğitim süreçlerini yaşıyor. Türkiye’nin geleceği sayıları hızla artan özel okullarda değil nitelikli kamusal eğitimdedir. Ülkenin tüm çocuklarına nitelikli laik-bilimsel kamusal eğitim vermek temel anlayış olmalıdır. </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#343434">Eğitim fakültelerinin 2014 yılına kadar&nbsp;&nbsp;<strong>“hazırbulunuşluk, motivasyon</strong>” anlamında en nitelikli öğrenci tabanı olan&nbsp; Anadolu Öğretmen Liselerinin tekrar açılmasını öneriyorum. </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">Ezberci, kitlesel eğitim yapan eğitim fakülteleri, Köy Enstitüleri deneyiminden de &nbsp;esinlenerek öğrencilere beceri kazandıran &nbsp;işliklerle, laboratuvarlarla &nbsp;ve demokratik bir iklimle&nbsp; yeniden yapılandırılmalıdır.&nbsp; Köy Enstitüleri, eğitim tarihimizde nitelikli eğitimin ve nitelikli öğretmen yetiştirmenin, uygulamalı eğitimin &nbsp;özgün kurumlarıydı.&nbsp; Çevre ve doğa duyarlılığı taşıyan, öğrencilerini demokratik kültür ve sanatla buluşturan, iş içinde, yaparak, yaşayarak, üreterek öğrenmeyi ve toplumsal faydayı öne çıkaran eğitim kurumlarıydı. Bu kazanımlar eğitim fakültelerinin yeniden yapılandırılmasında, diğer eğitim kurumlarında &nbsp;ve yeni arayışlarda temel alınmalıdır.&nbsp; 43 yıllık eğitim fakülteleri birikimini yok sayarak Milli Eğitim Akademesi yoluyla öğretmen yetiştirme arayışı kendi öğretmenini yetiştirmeyi hedefleyen rasyonel olmayan politik bir adımdır. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:center"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:#fbfbfb"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#343434">SONUÇ OLARAK</span></span></strong></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="background-color:#fbfbfb"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#343434">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Köy Enstitüleri ve ardılı &nbsp;öğretmen okullarının nitelikli öğretmen yetiştirmelerinde önemli dinamikler<strong>: “Öğrenci seçimi, parasız-yatılı eğitim ortamı, uygulamalı eğitim, sanat eğitimi ve laik-demokratik bilimsel”&nbsp;</strong>eğitimdir. Günümüzde toplumsal sorumluluğunu kaybeden, parti devletine bağlı kurumlar haline gelen üniversitelerin ve dolasıyla eğitim fakültelerinin özerkliğini hayata geçirmeliyiz. Evrensel kent diye tanımladığımız üniversiteler, ülke sorunlarının tartışıldığı, önerilerinin ortaya konulduğu &nbsp;kurumlara dönüştürmelidir.&nbsp;&nbsp;</span></span><strong> </strong><span style="font-size:12.0pt">Bu değerlendirmelerle<strong> </strong></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="color:#333333">öğretmenlik mesleğinin temellerini atan Cumhuriyet Eğitim Devriminin kahramanları Mustafa Kemal, Mustafa Necati, Saffet Arıkan, İsmail Hakkı Tonguç, Saffet Arıkan, &nbsp;Hasan Ali Yücel ve tüm eğitim kahramanlarını selamlıyor, çalışan tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum. </span></span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 17:06:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.demecgazetesi.com/images/kullanicilar/kemalhoca_1.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
