Can Yücel’in söylediği “Bizim babalarımızın çocukları yoktu, onların Cumhuriyeti vardı” ifadesi Cumhuriyetin aydınlanmacı-ilerici kadrolarının 1923-1946 arasındaki “Devrimci Cumhuriyet” dönemindeki ruh halini yansıtması anlamında önemli ve değerli bir söz. Cumhuriyetin bütün gizemi burada saklı… Ortaçağı yaşayan, eğitim düzeyi çok düşük, yoksul köylü bir toplumu aydınlık bir tasarımla ve de inançla, tutkuyla çağdaşlığa, uygarlığa taşımak… Toplumu Orta Çağdan Yeni Çağa taşımaktı. Cumhuriyetin özü buydu …
Bugün ülkenin çoğu bölgesinde Cumhuriyetin 91. yıl kutlamaları yapıldı. 28 Ekim 2014 günü de Balçova Belediyesinin Ekonomi Üniversitesi açık hava tiyatrosunda düzenlediği ve Soner Yalçın, Tuncay Özkan ve Merdan Yanardağ’ın katıldığı “Mahpustaki Gazeteciler Cumhuriyeti Anlatıyor” panelini izledim. Yaklaşık bin kişinin izlediği panelde ortaklaşılan görüş son on yılda yaşanan yalanlar, entrikalar ve senaryolaştırılmış davaların ülkedeki Cumhuriyetçi-demokrat birikimi yok etmeyi amaçladığını, çözümün “laik-demokratik Türkiye” projesiyle tüm demokratik güçlerin dayanışması, omuz omuza ülkenin karanlıktan aydınlığa dönüşmesine emek vermesi gerekliliği olarak ortaklaştırıldı.
Panelden sonra Özdere’ye doğru yola çıktım. Yol boyunca arabada ilk kez Cumhuriyet kavramıyla nasıl tanıştığımı düşünüyordum. 1960’lı yılların başında, 3-4 yaşlarındayken bizim evde “mandolin” bir Cumhuriyet simgesiydi. Köy Enstitülü babamın mandolini, öğretmenlik heyecanı, çalışkanlığı ve yurtseverliği Cumhuriyet öğretmeninin tavrıydı, davranışıydı… Cumhuriyetle tanışmaya başlamıştım. Sonra 1962’de başlayan ilkokul süreci vardı karşımda. Bu kez her sabah söylediğimiz “Günaydın” kelimesi bir Cumhuriyet simgesi olarak karşıma çıkmıştı… Siyah önlük, beyaz yakalık, boyundaki ipe geçirilmiş kocaman bir silgi ve okul yolu… Okul benim ve arkadaşlarım için tümüyle Cumhuriyetti. Akıl ve bilimle, sanatla, müzikle, resimle, müsamere ile ve de çağdaş öğretmenle buluşmanın adıydı okul. Okul ve Cumhuriyet; 29 Ekim idi, 23 Nisan idi, 19 Mayıs idi… Ulusal Kurtuluş Savaşı gibi haklı bir savaşı içselleştirerek Cumhuriyet fikri kafamızda yerleşiyordu. İlkokul sonrası parasız-yatılı Ortaklar İlköğretmen Okulu tümüyle bir “Cumhuriyet Okulu” olarak karşıma çıktı. Bu kez okulun kollektif yaşamında özgür bir birey olarak kendimizi var ettik. Ülkenin genç, sorumlu bir yurttaşı olarak üniversiteye yol aldık. Cumhuriyet ve onun değerleri-kazanımları önümüzü açmıştı, parasız yatılı eğitim olanaklarıyla önce babamın ve sonra kardeşimin ve benim “eğitim hakkı” hayata geçmiş, üniversite yıllarında da Cumhuriyetçi düşün sistematiğini eşitlikçi, toplumcu ve özgürlükçü bir anlayışla zenginleştirmiştik. Diyalektik gelişme buydu.
Bugün 29 Ekim 2014. Tüm gazetelerin köşe yazılarında Cumhuriyet yorumları var. Dünyada faşizmin egemen olduğu bir dönemde Cumhuriyet kuruluyor. Kadın hakları, öğretim birliği yasası, medeni haklar, eğitim ve kültür dünyasında hamleler, güzel sanatları, sinemayı ve heykeli eğitimin, toplumsal hayatın içine katma çabaları, Halkevleri, 1933 üniversite reformu, Eğitmen Kursları, Köy Enstitüleri ve eğitimde-kültürde Hasan-Ali Yücel dönemi aydınlığı…1923-1946 tam 23 yıl… Cumhuriyet kurucularının iktidar olduğu dönem bu kadar… Sonra ülkede 1950 ile birlikte Cumhuriyeti içselleştiremeyen sağ iktidarlar... Sola karşı, özgürlüklere karşı, anti-demokratik bir ülke ortamıyla, Amerikancı, derin devleti kuran, dini, ırkçılığı araçsallaştıran sağ iktidarlar. Demokrat Parti dönemi tüm ilericiler ve Köy Enstitülü öğretmenler için karanlık bir dönemdir. Yine 1965-1980 arası Adalet Partisi iktidarları, sol ve özgürlük karşıtlığının yaşandığı dönemlerin adıdır. Cumhuriyetçi-ilerici çevrelere karşı Milliyetçi Cepheler bu dönemlerin ürünüdür. 12 Mart ve 12 Eylül tümüyle Amerikancı-militarist güçlerin ülkedeki toplumsal gelişmeyi önlemek, solun önünü kesmek amacıyla yaptıkları askeri darbelerdir. Bu darbeler Cumhuriyet karşıtı projelerdir ve Cumhuriyet karşıtlarını güçlendiren sonuçlar üretmiştir.
29 Ekim 2014 gazeteleri okumaya devam ediyorum. Cumhuriyet gazetesinde İdil Biret “Sanatın ve sanatçının engellenmediği bir ülke istiyorum” diyor, Mehmet Aksoy “Heykellerin yıkılmadığı bir Türkiye istiyorum” derken, Muammer Sun da “Barış içinde, özgür, bağımsız çağdaş üretken ve aklın egemen olduğu mutlu bir ülke istiyorum.” Yine tiyatro sanatçısı Tilbe Saran “Çok renkli, çok sesli, özgür, adil, eşit, yurtta sulh cihanda sulh diyen bir Cumhuriyet” diyerek Cumhuriyetin 91. yılına dair beklentilerini ifade ediyorlar. Güray Öz de IŞİD ilkelliğini işaret ederek “Şimdi iş Türkiye’nin solcularının, sosyalistlerinin, aklı başında demokratlarının üzerindedir. Cumhuriyet, artık geçmiş dönemlerin statükosunu savunarak değil, ilkelliği, ilkellikle akraba ideolojileri kesin bir yenilgiye uğratacak kararlılıkla, kendi statükomuzu aşarak kazanabilecektir…”diyerek solun birliğinin altını önemle çiziyor. 29 Ekim 2014 Milliyet gazetesinde Güngör Uras “Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet döneminde uyguladığı ekonomik politikaları bu ülkede sanayileşmenin ve tarımdaki gelişmenin temelini oluşturdu” diyerek şimdiye kadar ne yaptılar diye soranlara yapılanları özetliyordu. 29 Ekim 2014 Birgün gazetesinde Zeynep Altıok Akatlı “Cumhuriyet bir kültürdür… Bir aydınlanmadır”, Alper Taş“Cumhuriyet tarihsel olarak ilerici bir adımdır, Merdan Yanardağ “Bir Fransız sosyalisti Fransız devrimine nasıl bakıyorsa bir Türkiyeli sosyalist de Cumhuriyete aynı özgüven ve anlayışla bakabilmeli”, Yard.Doç.Dr. Gürkan Öztan “Çok partili dönemde Cumhuriyetin gerçek bir demokrasiyle buluşmasına engel olan askeri darbeler ve merkez sağ siyasettir” diyerek Cumhuriyetin 91. yılına dair görüşlerini ifade ediyorlardı.
Cumhuriyetin 91. yılında çok açık ki Cumhuriyet yaralı-bereli… 12 yıldır Cumhuriyete karşı her tür örseleme ve silme gayretlerine rağmen bu ülkede bir Cumhuriyet kuşağı ve demokratik–laik değerlere sahip bir blok ve bir umut var. Toplumsal yaşamda umut hep vardır ve var olacaktır da… Bundan böyle umut, hayatın içindeki dayanışmalarda, yürekte ve beyinde… Umut Haziran direnişindeki ortaklaşmada… Cumhuriyeti şimdi küllerinden ayağa kaldırarak, yeniden diyerek, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Türkiye imecesi üretmek güncel görevdir. Tıpkı Fas ve Brezilya’da olduğu gibi. Soracağımız soru akıl ve bilimin rehberliğinde çağdaşlık ve demokrasi mi? Yoksa inanç ağırlıklı, evrensel dünyadan kopmuş, bir Ortadoğu ülkesi mi? Ne dersiniz?



























