Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

“AYDINLANMAYI” YENİDEN DÜŞÜNMEK…

 “Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir”… Immanuel Kant
Türkiye, son on iki yıldır büyük düşünsel değişim yaşıyor. Eğitim, kültür ve pek çok alanda evrensel değerlerden kopuyor,  dinin araçsallaştırılması  nedeniyle aklın ve bilimin öncülüğünü kaybediyor. Son iki ayda düşün dünyamızı alt üst eden gelişmeler de geçen on iki yılın somut sonuçları. Bu anlamda Cumhuriyet aydınlanmasını ve aydınlanma düşüncesinin temel değerlerini tekrar hatırlamanın önemli olduğunu düşünüyorum.
Aydınlanma Çağı,  17. yüzyıl sonrası ortaçağ karanlığından yepyeni bir döneme girildiğini ifade eden evrensel bir tanımlamadır. 18. yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkan her konuda akla öncülük tanıyan düşünce sistemine "Aydınlanma", bu düşünce sistemi ile gelen yeni döneme ise "Aydınlanma Çağı" adı verilir. Aydınlanma Çağı; sanat, edebiyat, bilim ve teknik, felsefe gibi birçok farklı alanda yeni bir düşünme sistematiğinin ortaya konulduğu  yeni bir dönemin, yeni bir bilinç durumunun adıdır.   Aydınlanma Çağı'nda doğru bilgiye aklın kullanılması ile ulaşılabileceği fikri temeldir. Bu dönemde deney ve gözlem ağırlıklı olarak doğa bilimlerinde büyük gelişmeler yaşanmıştır.  Aydınlanma Çağı aynı zamanda önemli bilimsel buluşlarla  evrenin anlaşılmaya  çalışıldığı  bir dönem olarak da karşımıza çıkar.  Newton ve Kopernik fizik ve matematik  alanlarında bu dönemde çok önemli süreçlere imza atmışlardır. Yine Mozart ve Beethoven aydınlanmanın müzik adamlarıdır, sanatçılarıdır. Aydınlanma felsefesi genel olarak düşüncenin  ve de toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin başlamasına neden olmuştur. 1789 Fransız devrimi, düşünsel temellerini bu anlamda  aydınlanma felsefesinden almaktadır.  Aydınlanma, bir başka deyişle   “din merkezli toplumsal yapı yerine, akıl ve bilim merkezli toplumsal yapı”  olarak da tanımlanabilir. Diyalektik gelişim süreçlerinden beslenir ve  ilerleme, gelişme, değişim süreçleriyle insanlığın  mutluluk ve özgürlük yolunda gelişeceği düşüncesine dayandırılır. Sonuç olarak da aydınlanma düşüncesi,  akıl aracılığıyla doğru bilgilere ulaşılabileceği ve bu doğru bilgi ile de toplumsal yaşamın düzenlenebileceği temeline dayanır. Demokrasi, sosyalizm, liberalizm gibi düşünsel akımlar aydınlanma  felsefesinin sonuçlarıdır. 
Aydınlanma bir düşünsel dönüşümün, özgürleşmenin adı… Ortaçağ’dan Yeni Çağ’a yol almanın düşünsel temeli… Mustafa Kemal ve 1923 Cumhuriyet kazanımlarına göre tanımlarsak; birey olma, insan olma, özgürleşme ve çağdaşlaşma süreci. Millet Mektepleri, Halkevleri,  Eğitmen Kursları, Köy Enstitüleri, kadın hakları, eğitim birliği yasası, laiklik  bu arayışın en önemli kilometre taşları. Bu anlamda Cumhuriyet aydınlanmasının özgün kurumu  Köy Enstitüleri, yoksul halk çocuklarının  birey olma, insan olma, aklın özgürleşmesi anlamında sayısız örneklerle dolu  aydınlık bir sayfanın adıdır.
Aydınlanma nedir sorusunun  yanıtını İlhan Selçuk’un yazılarında arayalım. Selçuk aydınlanmayı  “…1923’te Cumhuriyet kuruldu, padişahlık tarihe karıştı, 1924’te halifelik kaldırıldı. 1925’te saat ve takvim uluslararası kurallara göre düzenlendi… Gutenberg’in matbaasında ilk kitap yuvarlak sayıyla 1450’de, yani 15’inci yüzyılın tam ortasında basıldı; Osmanlı’da İbrahim Müteferrika, ilk matbaayı kurduğu zaman takvim 1729’u gösteriyordu. İkisi arasında 279 yıl var. Avrupa, din dogmalarının ağır bastığı medrese öğretiminden, aklın egemenliğine dayanan bilimsel öğretime 15’inci yüzyılda yöneldi. Türkiye, medrese öğretimini 20’nci yüzyılda Cumhuriyeti ilan edene değin yapısında taşıdı. Arada 500 yıl var… Oysa ‘Aydınlanma Devrimi’, kilise şeriatına karşıydı. Özgür insan doğuyordu. Demokrasinin doğuşu demekti bu!... Çünkü insan kul olmaktan kurtuluyor, dinin ‘değişmez’ kurallarıyla yönetilen toplum, ‘değişebilir’ yasalarla yeni bir düzen kuruyordu… Avrupa’da ‘yeni insan’, sanayi devrimiyle altyapısını oluşturmuştu. Türkiye’de bu altyapı yoktu. Osmanlı; tarım toplumuydu, köylüydü çoğunluk, şeriatçı kafa yapısıydı geçerli olan... Bu sorun nasıl çözülecekti?... Cumhuriyet devriminin öğretmenlere dayanması, eğitimi öngörmesi, öğretim temelinde Aydınlanmayı yakalamaya çalışması, bilinçli bir atılımdır. Bir yandan devletçilik yöntemiyle fabrikalar açılırken,  öte yandan genç kuşaklar ‘yeni insan’ kimliğiyle yetişiyordu… Köy Enstitüleri’nin açılışı ‘yeni insan’a yönelişin en önemli aşamalarından biridir. Ne var ki sanayi burjuvazisi oluşmamış bir toplumda, ilerici atılımlar, gerici toplumsal güçlerin eliyle baltalanıyordu…” şeklinde özetliyordu.
Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği (YKKED), 17 Nisan 2006 tarihinde  gazeteci, yazar İlhan Selçuk’a  “YKKED-2006 Aydınlanma Onur Ödülü”nü  verdi.  Ödül gerekçesini yazarken  İlhan Selçuk’un yaşamı, uğraşıları ve yazılarını  irdeleyerek  bir metin kaleme almıştık. O metinde “Siz, Türkiye’de “Aydınlanma Devrimi”, bir başka deyişle “Çağdaşlaşma Devrimi”nin anlam ve önemini, ülkemiz halkına getirdiklerini tüm yaşamınızda, çalışmalarınızda, kitaplarınızda, yazılarınızda, insan ilişkilerinizde gösterdiniz. Sizin sözlerinizle, “Bu büyük devrimi, 1923 devrimini yaşamış olan bir toplum olarak, kendi laik demokratik devrimimizi dünyaya, gençlerimize anlatma ve sahip çıkılması” yolunda önemli gayretleriniz oldu ve olmakta. Laik, hukuk ve sosyal devlet olmadan Cumhuriyetin olamayacağını ısrarla savundunuz… Din istismarına karşı politikalara sürekli karşı çıktınız…  İnsanınsürekli sorgulayıcı, araştırıcı, değişimci ve en önemlisi devrimci olması gerektiğini savunarak yeni kuşaklara örnek oldunuz… Öte yandan belirtmeliyiz ki, Köy Enstitüleri’ni “Türkiye’deki ilerici hareketin özüne öylesine sinmiştir ki etkilerini kimse silemez” biçiminde tanımladınız;  bu kurumları oluşturan eğitsel-kültürel-sosyal düşüncenin önemi hakkında gerektikçe bilgi aktardınız. Bu nedenle de basın ve kültür alanımızda bizim için özel, örnek bir yeriniz var… Bu ödülü yukarıda belirtilen nedenlerin ışığında size vermekten onur duyduğumuzu belirtiriz.” ifadelerine yer verdik.  İlhan Selçuk  aydınlanma tarihimizin önemli kalemiydi. Yazdıkları günümüzde yaşananlarla  bire bir özdeşleşiyordu ve bu ödülü hak etmişti.
İlhan Selçuk da ödül töreninde yaptığı konuşmada aydınlanma düşüncesinin tarihsel kökenlerini özetleyip Türk Aydınlanmasının özgün kurumu Köy Enstitüleri kazanımlarını değerlendirerek,     “Bir tarafta imam okulları var, bir yanda Köy Enstitüleri… Bugün dinci öğretimle laik öğretim arasında çatışma yaşanıyor. Aklın yerine inancı yerleştirmek istiyorlar. Oysa inanç yürekte olur. Köy Enstitüleri büyük umut vermiştir. Dünyanın saygı duyduğu, köyde aydınlanma devrimini gerçekleştirecek, Anadolu topraklarından çıkmış muazzam bir buluştur. Ancak Köy Enstitülerinin toplumsal yapıyı değiştirmesine izin vermediler ve kapattılar. Türkiye, bu karanlık zihniyetten, Köy Enstitülerinin anti-emperyalist ruhunu birikimine yansıtarak kurtulur…  Bir varoluş kavgası içindeyiz.”  şeklinde günümüze yönelik  güncel saptamalar yapmıştı.
Aydınlanma; birey olmanın, özgür insan olmanın tanımıdır ve kısaca  aklını kullanabilmektir. Aklı ve bilimi temel almaktır.  Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal “Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” diyor. İçinde yaşadığımız kaotik  koşullarda Mustafa Kemal’i ve Aydınlanma düşüncesinin önemini, emek kazanımlarıyla birlikte  değerini tekrar düşünmemiz gerekiyor… Ne dersiniz?
Not: Yeni çıkan “Aydınlanma Yazıları” kitabım nedeniyle kutlama mesajı ileten tüm dost ve arkadaşlarıma teşekkürler. 
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar