Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

AYDINLIĞI VE BARIŞI ARAMAK

 "Yaşamak görevdir bu yangın yerinde/Yaşamak, insan kalarak..."Ataol Behramoğlu
Türkiye, yoğun bir seçim dönemi yaşadı ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde de sandığa giderek ülkeyi yönetenlere, yönetmek isteyenlere mesajlarını iletti. Mesajlarda “barış, beraber yaşama arzusu ve demokratik bir Türkiye” vurgusu vardı. Seçimlerden sonra geçen iki ay içerisinde tüm bu beklentiler teker teker yok edildi ve “kaos, terör, siyasal belirsizlik” ülkeye egemen oldu.
29 Temmuz 2015 günü terör olaylarıyla ilgili bir meclis araştırması için toplanan TBMM görüşmelerini tüm Türkiye TV ekranlarında izledi. Yitirdiğimiz canların katillerinin bulunmasına, gerçek suçluların ortaya çıkmasına yönelik bir araştırma önergesine iktidar partisi ve MHP karşı çıkarak önerge kabul edilmedi. Konuşmalarda özellikle siyasal iktidarın terör örgütü IŞİD’ e bakışı ve Suriye politikası yoğun eleştiri aldı. Önergenin kabul edilmemesini anlamak tabii ki çok zor. Ülkede bir oyun oynanıyor ve oyunun nedenlerinin öğrenilmesi istenilmiyor. TV ekranlarında tartışmayı izleyen birisi olarak ben bunu anladım.
Bu tartışmalar yaşanırken AKP-Genel başkan yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın ilginç açıklamaları basına yansıdı. Akdoğan, barış sürecinin bitirilmesi olayının “HDP’nin barajı zorlaması ve geçmesi, HDP’nin seçim sürecinde sizi başkan seçtirmeyeceğiz söylemi, başkanlık sisteminin zora girmesi” gibi nedenleri sıralıyor. Yani Akdoğan, AKP’yi HDP geriletti, onun için barış sürecini kestik diyor, özeti bu… Topluma barış süreci diye sunulan projenin altındaki gerçek niyetlerin ne olduğu konusunda ilginç açıklamalardı bunlar. Ülkede yaşanan bu belirsizlik içinde AKP-MHP işbirliği her alanda öne çıkarken, AKP-CHP koalisyon görüşmelerinin sürme ironisi de yaşanıyor. Bugünkü gazete haberlerine bakıyoruz CHP lideri Kılıçdaroğlu koalisyon için temel koşul sayısını 5’e indiriyor ve ilk iki sırayı “4+4+4 eğitim sisteminin değişmesi ve dış politika değişiklikleri” olarak belirliyor. Ülkede yaşananlar ve gerçekler bu koalisyonun oluşmasını şimdilik zorlaştırıyor. Tüm bu süreçlerde siyasal iktidar; Başbakan ve Cumhurbaşkanı gibi iki erk tarafından temsil ediliyor, ama üst aklın saray olduğu çok açık. Üst aklın beyninin arka tarafında erken seçim olduğu fikri netleşmeye başladı. Yaşanan kaosla, milliyetçi oyları alma, HDP’yi baraj altında bırakarak toplumsal beklentilerin önüne geçilmek isteniyor. Hayat böyle gelişecek mi? Zannetmiyorum…
Peki son günlerde ne oldu? Nasıl Bir Türkiye yaşıyoruz? Önce Suruç’ta pırıl pırıl öğrenciler-gençler, sonra polisler ve askerlerimizi teröre kurban verdik. Bugünlerde ise her gün canlarımızı, insanlarımızı kaybediyoruz acıyla. Terör ve provokasyonlarla yaşanan bir kaosun egemen olduğu bir Türkiye resmi ortada. Ortak vicdanımız teröre hayır diyor, yaşama hakkının bir insanlık hakkı olduğunu haykırıyor. Vicdanlarımız yüreklerimiz bir an önce ülkede yeni demokratik bir siyasal iklimin ve barış kültürünün egemen olmasını talep ediyor. Hiçbir seçim sonucu yaşamdan değerli olamaz ve olmamalı da. Hayatı-süreci, yaşanılanları objektif pencerelerden aidiyetlerimizi kenarda bırakarak dikkatli okumalıyız. Nereden gelirse gelsin teröre karşı çıkarak, yaşama hakkını savunmalıyız. Temel insan haklarını, demokratik hukuk devletini öne çıkararak ve savaşa hayır diyerek, savaşın araçsallaştırılmasına karşı çıkmalıyız. Savaş, hiçbir siyasi iktidar projenin var oluş gerekçesi olmamalıdır.
Edebiyatımızda barış kültürü hep yer almıştır. Şiir, hep ilericidir, barıştan, insandan ve güzelden yanadır. Ülkenin içinde bulunduğu canların kaybedildiği, kanın aktığı bir ortamda dizeler neler diyor diye baktım. Türk edebiyatının önemli ismi Necati Cumalı “"Güzel bir günü/ Güneşli bir günü/ Hiçbir şeye değişmem /Onun için savaşı sevmem /Onun için zulümü sevmem / Onun için yalanı sevmem / Bilirim yaşamaz güneşte /Bilirim yaşamaz yan yana aşkla/ Ne haksızlık/Ne korku/Ne açlık..." diyerek barış özlemini öne çıkarırken edebiyatımızın bir başka aydınlık sesi Adnan Yücel “'Saraylar saltanatlar çöker/ kan susar bir gün/ zulüm biter / menekşelerde açılır üstümüzde/ leylaklarda güler./ bugünlerden geriye, / bir yarına gidenler kalır/ bir de yarınlar için direnenler.'' diyerek barışı dizelere taşır. Şair Şükrü Erbaş da tüm yaşanılanlara karşı kayıtsız kalınmamasını “Canı cehenneme /rahat uyuyanın./ Kapısını örtenin /perdesini çekenin. / Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın./ Duvarları ancak çarpınca görenin./ Canın cehenneme/ başkasının yangınıyla evini ısıtıp/yemeğini pişirenin.” dizeleriyle hatırlatarak insan sorumluluğunu dile getiriyor.
Son söz tüm yurttaşlarımıza ve ülkeye yönetenlere… Yaşama hakkı temel insanlık hakkıdır ve terör bir insanlık suçudur. Kim yaparsa hayır, ülkeyi yönetenlerin kafası bu konuda açık ve net olmalıdır. Acilen barış ve savaşa hayır söylemimizi diri tutmalıyız. Her ölüm ülkede yeni düşmanlıklar, karşıtlıklar ve acılar üretmemelidir. Siyasal iktidardan güncel talebimiz kaybettiğimiz öğrencilerimizin, polislerimizin, askerlerimizin katillerinin bulunması, terörün arka bahçesinin ortaya çıkarılmasıdır, devletin temel görevi bu olmalıdır. Acilen demokratik hukuk devleti, acilen yargı bağımsızlığı, acilen demokratik-özerk üniversite, acilen laik-demokratik-bilimsel eğitim ve son olarak kimsenin ötekileştirilmediği aydınlık ve demokrat bir Türkiye. Siyaset kurumu bunun için var. Ülkenin vicdanlı yurttaşlarının aydınlığı ve barışı arama süreci hiç bitmemelidir. Ne dersiniz?

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar