Bu hafta gazete için eğitim, kültür, sanat ağırlıklı bir yazı yazmayı planlamıştım. Zira ülkenin en temel sorunları arasında “nitelikli eğitim” ve “demokratik kültür, sanat” arayışları var. Fakat ülkenin içinde yaşadığı seçim koşullarında yaşanılanlar, emeğe, uzmanlığa duyulan saygısızlıklar, ben merkezli, birey odaklı değil de akraba ağırlıklı, hemşehri ağırlıklı, iş ortağı ağırlıklı, kimlik ağırlıklı belediye meclis adayı üye listeleri tartışması bu hafta da güncel politik konularda yazmamı zorunlu kıldı.
Çağdaş bir parti ne demektir? Girmeye çalıştığımız AB ülkelerindeki parti örnekleri, özellikle sosyal demokrat partiler, çağdaş parti tanımına giren yapılardır. Bu partilerde yazılı, geleneksel kurallar vardır. Belediye başkanı, belediye meclis üyeleri nasıl belirlenir, kimler parti üyesi olabilir, bu süreçlerin takvimi hep açık ve nettir. Bu partilerde demokratik katılım ve açıklık egemendir. Süreçleri kişiler değil kurumsal yapı ve geleneksel kazanımlar belirler… Yaşadığımız Türkiye koşullarına bakarsak çağdaş parti tanımına en yakın partinin sosyal demokratların olması teorik olarak isteniyordu ve bekleniyordu. Gezi Parkı ruhunu ve sıkıntılı 12 yıllık otoriter bir iktidar sürecini yaşamış CHP seçmeninin, daha demokratik, daha katılımcı, emeğe saygılı bir süreci talep etmesi kadar doğal bir şey de olamazdı…
Peki ne oldu? Bu çok insani, demokratik beklentileri CHP yaşama geçirebildi mi? Bu sorunun yanıtı; keşke evet olabilseydi… İlk gördüğüm, listelerde demokratik kitle örgütlerinden, üniversitelerden hiç kimse yok. Kadınların ve gençlerin de pek adı yok… Dün İzmir’in bir merkez ilçesinde yaşayan emekli öğretmen arkadaşım aradı. Bu ilçede yapılan önseçimde belediye meclisinde CHP listesinden seçilebilecek konuma gelmişti... Halkı sürü olarak gören ve İzmir politikalarını belirleyen(!) küçük bir grup İzmir belediye meclis üyeleri listelerini dün açıklamıştı. Arkadaşımın ilçesinde ön seçim sonuçları yok olmuş, listeye yansımamıştı. Listeye, müteahhitler, eş-dost ve hemşehriler alınmıştı. Arkadaşım kızgın ve öfkeliydi. Örselenmişti ve emeklerinin çalındığını düşünüyordu. Bir başka arkadaşım aradı. Bir İzmir ilçesinde ilçe başkanı, oğlunu ve akrabalarını listeye yazmış, bir başka ilçe listesinde ise, il başkanı iş ortağını listeye yazmış haberleri sosyal medya aracılığıyla dalga dalga geliyordu. Bir önceki dönemde CHP İzmir il başkanı yapmış Sayın Tacettin Bayır açıklama yaparak Karabağlar’da %75 oy alınan bölgeden belediye meclisine kimsenin alınmadığını söyleyerek CHP’yi uyarıyordu… Başka ilginç örnek İstanbul’dan ve Ankara’dan basına yansıdı. Kendi adaylığını geri çeken bir aday yerine İstanbul’un bir ilçesinde kardeşi aday yapılıyordu… Ankara’da ise bir zamanlar sosyal demokratların seçim kaybetmesine neden olan bir başkanın oğlu, Ankara’nın en önemli ilçesinde başkan adayı yapılıyor. Toplumsal algıyı ciddiye almayan bir parti çağdaş bir parti olabilir mi? Çağdaş bir partide bunlar yaşanır mı? Gezi Parkı sürecinde altı genç insan daha çok katılım, daha çok demokrasi, hukuk devleti, yaşanabilir bir ülke için hayata veda ettiler. Gezi Parkının, bu ruhu CHP'de neden karşılık bulamıyor... CHP neden çağdaş sol parti olamıyor? Neden egolar öne çıkıyor? Bu sürecin en önemli soruları bunlar…
Tüm bu veriler CHP’nin bu süreçte maalesef iyi yönetilmediğinin somut örnekleri. Kendi yaptığı bir önseçim sonucunu, koyduğu kuralı hayata geçiremeyen bir çağdaş parti olur mu? Eş, dost ve yakınlarını listeye almaya yönelik particiliğin çok çok gerilerde kalması gerekmiyor muydu? Bu bir etik sorunu değil mi? Büyükşehir Belediye Başkanının halkı, CHP tabanını yok sayarak İzmir’i şekillendirmeye yönelik çabaları, dayatmaları, il ve ilçe parti yöneticilerinin demokratik değerlere, çağdaş parti anlayışını yok ederek hazırladıkları belediye meclis üyeleri listesi İzmir’i sarsmıştır. İktidar partisinin en zayıf olduğu bir dönemde CHP’nin bu ilkesiz politikalarının seçimlerde karşılığı olabilecek ve bundan da ülke, ülkenin demokratik güçleri olumsuz etkilenecektir.
Olasılık küçük de olsa bir öngörüyü paylaşmak istiyorum. 1980-2010 yılları arasında 30 yıl boyunca sosyal demokratların parçalanmış yapısı nedeniyle ülkedeki laik-demokratik kazanımlar çok büyük yara aldı. Şimdi İzmir’deki bu yanlış politikalar, kurumsallaşamayan parti yapısı nedeniyle aday yapılmayan belediye başkanları onurlarının kırıldığı, emeklerinin yok edildiği ve sürecin adalet üretmediği, nesnel koşullarla aday saptanmasının yapılmadığı, adayları küçük bir oligarşik grubun belirlediği gerekçeleriyle-ki çoğunda haklılar DSP’ye geçtiler ve aday oldular. Korkarım bu süreç yeniden sosyal demokratların iki farklı yapıda bölünmüşlüğü üretmesidir. Böyle bir potansiyel gözükmektedir. Böyle bir süreç CHP’nin ortadan ikiye bölünmesi gibi sosyal kırgınlık fayı üretebilir. Hiç istenmeyen bu durumun telafisi için CHP’yi yönetenler önlemler almalı, telafi mekanizmaları üretmelidirler. Bunu yaparlar mı? Bilmiyorum… İçinde yaşadığımız koşullarda sosyal demokratların bütünlüğü yaşamsal önemdedir. Ama yaşanan süreçleri sorgulamak, bu eleştirileri yapmak da sorumlu bir aydın olarak boynumuzun borcudur…
Yazıyı bu seçim süreçlerinde memleketim Muğla’dan iyi bir örnekle tamamlamak istiyorum. Muğla merkeze bağlı üç şirin belde “Yeşilyurt, Kafaca ve Bayır” çalışkan CHP’li belediye başkanlarıyla yönetiliyordu. Son yasayla bu belediyeler kaldırılınca Muğla’da oluşturulan merkez Menteşe Belediye başkanlığına bağlandılar. Muğla-Menteşe belediye meclis üyelerini partiye kayıtlı üyeler belirledi ve liste aynen yayınlandı. Hiçbir sorun da olmadı… Bir başka güzellik ise kapatılan bu üç beldenin belediye başkanı arkadaşlarım Menteşe-CHP listesinden kontenjan adayı yapılarak onurlandırıldı. Bu çok dostça, emeğe saygılı tavrı İzmir’den haberleri okurken sevgiyle selamladım.
Sol her daim emekten yana, adaletten yana, insanlığın ortak vicdanından yana, doğadan, çevreden, doğadan, böcü-börtüden yana olmaktır. İnsanı ve emeği yüceltmektir. CHP genel merkezi bu tartışmaları mutlaka izlemelidir. Kulaklarını tabanın sesini tıkamamalıdır. Yukarıdaki tartışmaların bir kez daha yaşanmadığı, iyi yönetilen, kuralların egemen olduğu, emeğe-hukuka saygılı aydınlık parti yapılarının bir an önce ülkemizde egemen olması dileği ile…



























