Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED), 7-15 Kasım 2015 tarihleri arasında İstanbul Beylikdüzü’nde düzenlenen TÜYAP Kitap Fuarı’na bu yıl da katıldı. TÜYAP, YKKED’nin önerisi üzerine “Köy Enstitülerinden Günümüze İletiler” başlıklı bir paneli programına aldı. 9 Kasım 2015 Pazartesi günü Saat 14.00-15.00 arasında TÜYAP-Marmara Salonunda yönlendiriciliğini yaptığım panelde dostlarımız Doğan Hızlan, Pakize Türkoğlu ve Cengiz Bektaş konuşmacı olarak katıldı. YKKED Genel Başkanı olarak konuşmacı dostlarıma teşekkür ediyorum.
Eğitim sisteminin tümüyle dibe vurduğu, niteliğini tümüyle kaybettiği 2015 koşullarında panel konusu önemliydi ve günceldi. Ülkedeki siyasal iklim ne olursa olsun bu ülkenin aydınlık insanları büyük bir umutla “Nasıl bir Eğitim ve Nasıl bir Yurttaş” arayışını hep konuşur olmalıdır ve vicdanlarının sesini hep dillendirmelidirler… Prof. Dr. Doğan Kuban’ın “Yeniden başlayacağız... Her zaman ölümsüz bir ağaç gibi, yeniden başlayacak gücümüz olacak. Kuruduğunu sandığınız ağacın filizlenmesi gibi...” dediği gibi umudumuzu hiç yitirmeden ve Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi “Acı duyabiliyorsan canlısın, başkasının acısını da duyabiliyorsan insansın” dediği gibi evrensel insani değerlerimizi kaybetmeden bu arayışın takipçisi olmak ülkenin geleceğini aramak adına değerli ve önemli.
Köy Enstitülerinin kuruluşlarının 75. yılında ve tamamen kapatılışlarının 61. yılında günümüze en önemli iletisi eğitimin “insanlık hakkı” olduğu gerçeğidir. 2015 koşullarında eğitimin küreselleşme rüzgarlarıyla piyasalaştırılmaya, özelleştirilmeye çalışıldığı koşullarda insanlık hakkını savunmak insan olmanın temel ögesidir.
Köy Enstitülerinin günümüze bir başka önemli iletisi pedagojinin ve bilimin evrensel değeri olarak “Ulusaldan Evrensele Laik-Demokratik Bilimsel Eğitim” dir.2015 koşullarında Türkiye bu evrensel iletiye eğitimi dinselleştirme adına kapılarını kapamıştır. İçinde yaşadığımız yıllarda eğitimin dinselleştirilmesi anlayışı akıl dışıdır, çağ dışıdır ve rasyonel değildir. Okul ve cami defalarca ifade ettiğimiz gibi misyonları farklı iki kurumdur ve günümüzde bu iki kurumun işlevi karışmaktadır. Bu akıl dışı tutum nedeniyle Türkiye kaybetmektedir.
Köy Enstitülerinin günümüze aktardığı bir diğer önemli ileti “Yoksul Halk Çocukları ve Kızlar için Pozitif Ayrımcı” eğitim kurumları olmasıdır. 2015 Türkiye’sinin bu ülkenin yoksulları ve kız öğrenciler için özgün pozitif ayrımcı yaklaşımları yoktur. Uygulanan eğitim politikaları daha varsıl ailelerin çocuklarının daha nitelikli eğitim aldığı ülke koşulları yaratmıştır.
Köy Enstitüleri “nitelikli eğitim”inhayata geçtiği özgün eğitim kurumları olarak eğitim tarihimizde parıldamaktadır. Köy Enstitülerindeki “İş içinde, iş aracılığıyla eğitim” öğrenilen bilginin elde işe ve üretime dönüşen uygulamalı bir eğitimdir ve öğrenme kavramını zenginleştirmektedir. Yıl 2015, eğitim sisteminin niteliğini tümüyle kaybettiği yıllardandır. Tüm Köy Enstitülü öğrenciler okullarını bir “eğitim cenneti” olarak tanımlarken 2015 Türkiye’si OECD raporlarına göre okullarından en çok kaçan öğrencilerin olduğu bir ülkedir. Türkiye’de öğrenciler, okullarını sevmemekte, oralarda değişimleri-dönüşümleri için gerekli koşulları bulamamakta ve keşfetme coşkusunu yaşayamamaktadır. Ülkeyi yönetenler bu raporları ve olguları okuyamamaktadır.
Köy Enstitülerinin günümüze ilettiği bir diğer önemli ileti eğitimde güzel sanatların değiştirici-dönüştürücü rolüdür. Köy Enstitüleri müzik okulu, iş okulu, spor okulu, kültür okuluydu, toplumsal sorumluluk merkeziydi. Tüm enstitülü öğrenciler bir müzik çalgısıyla tanışmış, her birinin mutlaka bir öyküsü ve şiiri vardır. Günümüz okulları maalesef öğrencilerinin yaşamlarına müzik, resim, şiir, edebiyat katamamaktadır.
Köy Enstitüleri, “nitelikli öğretmen” yetiştirmenin adıydı. Köy Enstitülü öğretmenler köylere Cumhuriyeti, akıl ve bilimi, çağdaş düşünceyi taşıyarak kendileri gibi yoksul öğrencilerin yaşamlarında aydınlık pencereler açmışlar ve eğitimde dikey hareketlilik üretmişlerdir. Köy Enstitülü öğretmenler toplum önderi olarak köylerde ışık olmuşlar, aydınlanmanın temsilcisi olmuşlar ve 1968 kuşağının, TÖS’ün yaratıcısı olmuşlardır. 2015 Türkiye’sinde eğitim fakülteleri bu misyonun çok gerisinde kalmıştır. Daha çağdaş eğitim programlarına, daha uzun eğitim süresine rağmen enstitülü öğretmenlerin mesleki motivasyonlarını ve çizgilerini yakalayan öğretmen yetiştirememektedirler. Nitelikli öğretmen yetiştirme sorunu günümüzün en temel eğitim sorunlarının başındadır.
Köy Enstitüleri, beceri eğitimi veren eğitim kurumlarıydı. Öğrencilerine öğretmenlik formasyonu dışında “demircilik-yapıcılık-marangozluk” eğitimi vererek köylerdeki yaşamı değiştirme hedefini gündemine almıştır. Köy Enstitüleri, öğrenci emeği ile üretilen doğa ve çevre duyarlılığını öne çıkaran eğitim kurumlarıydı. Ya bugün? Köy Enstitüleri eğitim tarihimizde parasız-yatılı-karma eğitim yapan eğitim kurumlarıydı. Ya bugün? Köy Enstitüleri halk kültürünü eğitim dizgesine katan eğitim kurumlarıydı. İlk kez zorunlu çalgı eğitimini ve halk oyunlarını eğitim dizgesine katan okullardı. Ya bugün?
Yoğun bir kalabalığın izlediği panelde konuşmamda bu iletileri dillendirdim. Köy Enstitüleri, ülkemizin eğitim tarihinde aydınlık bir sayfanın adıdır. Günümüzün “Eğitim Reformu” tartışmaları enstitü kazanımlarını ortaya koymadan yapılamaz. Köy Enstitülerini yaratıcıları, tasarımcıları Yücel ve Tonguç’u saygıyla selamlarken son söz Yaşar Kemal’den: “Tonguç bir şey biliyordu: İnsanların en büyük haklarından biri, birincisi okuma haklarıdır. Karanlıklardan kurtulma haklarıdır. Bunun için çarpıştı. Ve bunun için öldü. Hem de bahtiyar öldü. Tonguç, tarihimizin büyük adamlarından biriydi. Aydınlıklarımız onlardan gelir, öyle adamlardan. İnanmış adam Tonguç Baba bize aydınlık, bize sevinç, bize güç, bize inanç sağlamlığı göndermeye devam edecek. Köy Enstitülerini tarihin hiçbir devrinde kimsecikler kapatamayacak… 17 Nisan düşüncesi ölmeyecek. Gittikçe de bir çığ gibi büyüyor. Gericiler, sömürücüler bu çığın önünde tutunamayacaklar. Yakında çok yakında göreceksiniz Anadolu bütünüyle 17 Nisan’ı, bir milletin uyanışını kutlayacaktır”
Yaşar Kemal’in ve 17 Nisan’ın umuduyla…. 


























