Türkiye iyi gitmiyor… Sevgisizlik, şiddet ve anti-demokratik iklim ülkeyi esir almış durumda. Böyle bir iklim herkesi mutsuz ediyor. Camına kartopu çarptığı için genç bir gazetecinin öldürüldüğü, siyasal iktidarın oy oranını az gösterdiği için maliye baskınına uğrayan araştırma firması, bir türbenin naklini siyasal şova-kahramanlığa dönüştüren bir yandaşlık kültürü ve TBMM’nde çıkarılmaya çalışılan polis devleti yasaları… Türkiye 2015 yılında bu fotoğrafları hak etmiyor. Bugün, tüm bu Türkiye fotoğrafları dışında olumlu, hayata dair işleri yazacağım.
Kızım Irmak Kocabaş Arkılıç, Hollanda’da uluslararası bir firmada kimya mühendisi olarak çalışıyor. Firma, çalışanları arasında kendi ülkelerinin herhangi bir sorununun çözümüne yönelik proje yarışması açar. Irmak da “Aydınlık Gelecek” adlı bir proje verir. Bu proje, alt gelir düzeyine sahip olan İzmir-Buca ilçesi Belenbaşı köyü ilkokulu eğitim alt yapısını geliştirmeyi amaçlar. Proje, Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği (YKKED) üzerinden yürütülmek üzere firma tarafından kabul edilir. Irmak kızım, olağanüstü heyecan ve mutlulukla gelir, köye gidip, okulun, çocukların fotoğraflarını çeker, öğretmenlerle ve müdürle görüşerek gereksinmeleri belirler. Ülkenin geleceği olan çocuklar için bir tuğla koymanın heyecanı yüzüne yansır. O döndükten sonra proje alımlarını dernekten arkadaşlarla yapıp köy ilkokuluna götürdükçe aynı heyecanı bizler de yaşadık. Okula melodika, flüt, orf çalgıları gibi pek çok müzik çalgıları, çokça çocuk öykü kitabı, masalar, dolaplar aldık ve bir de eksiksiz bir bilgisayar laboratuvarı kurduk. Bu proje çalışmalarını yürütürken Kavaklıdere’de 33 yıl ilkokul müdürlüğü ve öğretmenliği yapan sevgili babamın okula malzemeler bulmak için çırpındığı yılları dün gibi hatırladım. Dilerim Irmak’ın ürettiği, YKKED’nin de destek verdiği bu proje ile Belenbaşı köyü çocuklarında, öğretmenlerinin de katkılarıyla müziğin, kitapların evrenselliği ve bilgisayar ile yaşamlarında iyiye, güzele, aydınlık bir dünyaya doğru bir değişime neden olur.
22 Şubat 2015 günü YKKED-Manisa Şubesi, Manisa Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla Manisa’da “2. Şiir Günleri” düzenlemişti. Programda Can Yücel ile ilgili bir sunum yapmak için bana da yer vermişlerdi. Arkadaşlarımız Salihli’de yıllardır yapılan “Şiir İkindileri’”nin yerel yönetim değişikliği nedeniyle yapılamaz hale gelmesi nedeniyle bu görevi üstlenmişlerdi. Şiir, duyguların, hayatın, toplumsallığın zerafet ve estetikle dizelere dökülmesidir. İnsana özgü bir dışa vurumdur şiir. Bu anlamda dizelerin her daim bir müziği, matematiği ve coşkusu vardır. Manisa Büyükşehir Belediyesi Kültür Sitesi’ne saat 14.00’de ulaştığımda salonda yaklaşık 400 şiir sever programın başlamasını bekliyordu. Önce küçük müzik dinletileri ve sonra “Şairler ve şiirler geçidi” başladı. Yaklaşık iki saat süren ilk bölümde Manisalı şairler ve konuk şairlerden hayatı, ülkeyi, kadını anlatan yaklaşık yirmi şiiri zevkle dinledik. İkinci bölüm “Can Yücel” Sunumum ile başladı. Konuşmama, Yücel ailesinde çocuklar için şiir yazma geleneğinden söz ederek başladım. Hasan-Ali Yücel’in 1926 yılında dünyaya gelen ikiz çocukları Can ve Canan için yazdığı “Çocuklarımın Nefesi” adlı uzun şiirindeki “Biri Canan’ımdır, birisi Can’ım/Kaynıyor onlara baktıkça kanım” dizelerini okudum. Daha sonraki yıllarda Can Yücel’in de büyük kızı Güzel için “Güzel’e”, küçük kızı Su için “Küçük kızım Su’ya” ve oğlu Yeni Hasan için “Yeni Hasan’a Yolluk” adlı şiirlerinden örnekler verdim. Can Yücel (1926-1999), kent soylu bir aileden gelmesine karşı yaşamını ve şiirini eşitlikçi ve özgürlükçü bir Türkiye özlemiyle birleştiren bir şairdir. Onun şiirinde ironi ve sokak yani başka bir dünyanın özlemi vardır. O nedenle ki sahiden “Can Baba” kaldı. Can Yücel kendisini “Yaşamım benim en güzel şiirim” olarak tanımlar ve özgeçmişini de “Ben ömrümce muhalif yaşadım. / Devletçe de menfi bir TİP sayıldım. / Onun için kan gurubum / RH NEGATİF” diye tanımlar. Hayatında espriyi ve ironiyi hiç bırakmaz. Yaşamının son dönemlerinde Fakir Baykurt ile beraber bir uçak yolculuğundadır ve ikram edilen çayda pastayı ıslatarak bir şeyler yiyebilmektedir. Fakir Baykurt “Takma dişler” yaptırmasını önerir. Can Yücel kahramanlar gibi “Fakir, bir anti-emperyalist olarak vücuduma yabancı madde sokmuyorum” diyerek yanıt verir ve gülüşürler. Datça’yı çok sevmiştir ve “Vasiyet” şiirinde “Beni kuzum Datça’ya gömün/ Geçin Ankara’yı İstanbul’u!/ Oralar ağzına kadar dolu/ Alabildiğine de pahalı,/ Örneğin Zincirlikuyu’da/ Bir mezar 750 milyona/ Burası nispeten ucuzluk/ Ortada kalma tehlikesi de yok/ Hayır dua da istemez,/ Dediğim gibi beni Datça’ya gömün/ Şu deniz gören mezarlığın orda,/ Gömü sanıp deşerlerse karışmam ama!" . Sunum bittiğinde tüm salon şiirimizin radikal, muhalif sesi Can Yücel’i sevgiyle-saygıyla selamlıyordu.
Bu hafta sonu, yani 28 Şubat 2015 Cumartesi günü YKKED-Seferihisar Belediyesi işbirliği ile üç oturumluk çok önemli bir çalıştayı gerçekleştiriyoruz. “Seçimlere Giderken Türkiye’de Eğitim, Bilim, Kültür ve Kırsal Kalkınma Politikalarında Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı çalıştayaülkenin saygın aydın, yazar ve akademisyenleri “Hıfzı Topuz, Prof. Dr. Ahmet İnam, Orhan Bursalı, Doç.Dr. Koray Çalışkan, İlhan Cihaner, Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Prof. Dr. Yakup Kepenek, Neptun Soyer, Prof. Dr. Özkan Yıldız, Ferdan Çiftçi, Cengiz Bektaş, Prof. Dr. Firdevs Gümüşoğlu, Dr. Alper Akçam, Prof .Dr. Binnur Yeşilyaprak, Prof. Dr. Kemal Kocabaş ve Doç. Dr. Güzel Yücel” katılacak. Seferihisar Belediyesi Kültür Merkezin’de Sabah Saat 10.00’da başlayacak etkinlik aydınlık Milli Eğitim Bakanı Hasan-Ali Yücel’in aramızdan ayrılışının 54. ölüm yıldönümü ve Köy Enstitülerinin 75. Kuruluş Yıldönümü anısına düzenlendi. Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in açılış konuşması ve YKKED-Mandolin Topluluğunun konseriyle başlayacak çalıştay ülkenin tarım, eğitim ve kültür politikalarını irdeleyerek seçimlere giderken önemli bir düşünsel tartışmayla karanlıktan aydınlığa yürüyüşün arayışını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Ülkenin seçime kilitlendiği bir dönemde aydın olarak toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirmeye çabalıyoruz. Aydınlanma ışığının sönmediği bir Türkiye özlemiyle…






















