Türkiye, 30 Mart 2014 tarihinde yerel seçimlere gidiyor. Yerel seçimler tüm eksikliklerine rağmen en geniş tabanda katılımdır, demokrasidir, yurttaşların yaşadıkları çevrelerde kendilerini temsil edecek, sorunlarını çözecek yöneticilerini belirlemeye yönelik demokratik bir süreçtir. Tüm bu süreçler sonunda seçilen yerel yönetim temsilcileri kesinlikle “halkın temsilcisi” olmayı mutlaka başarmalıdırlar. Seçilen başkanlar ve temsilciler demokratik siyasetin dışında hiçbir erkten güç almamalıdırlar. Bir çıkar grubunun, dinsel bir cemaatın, siyasal marjinal bir grubun değil halkın temsilcisi olmayı bir yönetim anlayışı olarak içselleştirmelidir, ilke edinmelidir. Halka dayanmayan, gücünü halktan almayan tüm yönetimler çökmeye ve çürümeye mahkumdur.
Halkın oyuyla seçilen bir başkan “çevre hakkından”, “eğitim hakkından”, “sağlık hakkından”, “yaşama hakkından” yana taraf olmalıdır. Bu hakların temel “insan hakkı” olduğu gerçeğini unutmamalıdırlar. Yerel yönetimler, sosyal yerel yönetim anlayışının, kültürel yerel yönetim anlayışının tüm güzelliklerini halkıyla paylaşmalıdır. Yurttaşların zorunlu ortak yaşam gereksinmeleri dışında estetik beğenilerine, hayata bakışlarına, sanatsal beğenilerine, yönelik buluşmalara, etkinliklere imza atmalıdırlar, onların hayatlarında zenginlik üretmelidir, onları çoğaltmalıdır. Halkın oyuyla seçilen yerel yöneticiler her tür ranta uzak, ahlaki ve etik değerlere sahip olmalıdır…
Son yıllarda ülkenin pek çok köşesinde insan-demokrasi merkezli yerel yönetim kazanımlarıyla karşılaştım. 25-26 Ocak 2014 tarihleri arasında Bursa’da başkanlığını yaptığım Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) şube başkanları toplantısındaydık. Toplantıyı YKKED-Bursa Şubesi organize etmişti. Bursa, son nüfus dağılımına göre ülkenin dördüncü büyük, tarihi dokusu ağır basan bir kent. Bursa merkezde Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım olmak üzere üç ilçe var. Sadece Nilüfer Belediyesinde sosyal demokratlar var. Başkan Mustafa Bozbey bu seçimlerle dördüncü döneme hazırlanıyor. Bursa buluşmasında Nilüfer Belediyesinin çok değerli bir projesiyle karşılaştık. Demokratik kültürün içselleşmesi adına bu projenin tüm yerel yönetimlerce hayata geçirilmesi gerektiğini düşündüm Bursa’da…
Nilüfer Belediyesi, üzerinde pazar kurulan bir “Dernekler Yerleşkesi” üretmiş. Bu yerleşke 32 metrekarelik 20 dernek mekanı, 160 adet dernek dolap odası, 70 ve 110 kişilik iki konferans salonu, 4 adet de 12’şer kişilik toplantı salonu, bir kafeterya ve bir mutfaktan oluşuyor. Yerleşke girişinde de bir sergi için gerekli fuaye bölümü var. YKKED-Bursa Şube Başkanları toplantısını 70 kişilik salonda yaptık. Çok küçük bir aylık ücret ödeyen YKKED-Bursa Şubesinin de 32 metrekarelik bir odası var. Bu proje tam bir sosyal belediyecilik kazanımıdır… Nasıl yerel yönetimler demokratik katılımın çok değerli örgütleri ise birer demokratik kitle örgütü olan dernekler de demokratik çoğulculuğun önemli birimleridir. Toplumun nefes aldığı sivil demokratik kurumlar… Onların yaşaması, ayakta kalması, tüzüklerine uygun etkinliklerini gerçekleştirmesi için yapılan mekanlar, bu anlamda çok değerli-anlamlı buluşmaları sağlıyor. Demokratik kültüre verdiği bu çok önemli katkı nedeniyle teşekkürler Mustafa Bozbey… Dilerim bu proje solun, sosyal demokratların egemen olduğu tüm yerel yönetimlerde hayata geçer, bir güzellik paylaşılır.
Kasım 2013’te benzer bir sosyal belediyecilik örneğini Ödemiş Belediyesi üretti. 1945 yılında dönemin ağır koşulları nedeniyle ülkeyi terk eden sosyal psikolojinin önemli adı, Ödemişli Prof. Dr. Muzaffer Şerif Başoğlu için düzenlediği anlamlı sempozyumdu. Bu sempozyum ülkesinden dargın ayrılan, ilerici bir bilim adamına, doğduğu toprakların sahip çıkmasının buluşmasıydı. Yaşamımda pek çok sayıda sempozyumda bildiri sundum. Ama Ödemiş’te Muzaffer Şerif ile ilgili sempozyumda bildiri sunmanın onurunu ve sevincini vefa adına, değerbilirlik adına yüreğimde hissettim, onurlandım… Ödemiş Belediye Başkanı Bekir Keskin Ödemiş’te bir sokağa Muzaffer Şerif adı vererek sempozyumu taçlandırdı. Teşekkürler Bekir Keskin ve Ödemiş Belediyesi…
İzmir-Balçova Belediyesi sosyal belediyecilikte son sekiz yılda projeleriyle marka olmuş yerel yönetim örneği sergiliyor. Köy Enstitüleri gerçeğini çok iyi irdeleyen başkan Mehmet Ali Çalkaya “Semt Evleri” projesiyle tüm Balçovalıları kucaklıyor. Kucakladıkça da her seçimde oylarını arttırıyor. “Semt evleri”, “halk evleri” gibi çalışıyor. Kadınlar ve gençler beceri eğitimi alıyor, kültürel zenginliklerle tanışıyorlar ve ürettiklerini pazarlıyorlar. Özellikle dar gelirli aileler, yoksullar bu projelerle hayatlarına yeni pencereler açıyorlar. Balçova Belediyesi aynı zamanda konferanslar, paneller, sempozyumlar, konserler ile her tür kültürel buluşmanın merkezi konumda. Balçova Belediyesi başkanlığını yaptığım YKKED ile birlikte 17 Nisan Köy Enstitüleri kutlamalarını birlikte yapıyor ve YKKED-Aydınlanma Onur Ödülünü beraberce veriyoruz. 2010 yılında aydınlanma tarihimizin değerli ismi Hasan-Ali Yücel adına düzenlenen görkemli sempozyumu birlikte gerçekleştirdik, önümüzdeki dönemlerde de YKKED-Eğitim Reformu Platformu çalışmalarını birlikte üreteceğiz. Uyguladığı insan merkezli sol politikalarla Balçova halkının hayatına anlam ve değer katan Mehmet Ali Çalkaya’ya teşekkürler… Yine izmir’de Bornova’da sosyal belediyecilik anlamda çok değerli çalışmalara imza atan Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır’a çok teşekkürler. Bir kültürevine dönüştürdüğü Dramalılar Köşkündeki Bedri Rahmi Sergisi olağanüstü bir güzellikti, katkıydı…
Yukarıdaki örneklere yakın çalışmalara imza atan pek çok yerel yönetici dostumuz var. Bunlar sadece birkaçı… CHP-Genel Merkezi ve özellikle Bilim-Kültür Platformunun bu çalışmalardan haberdar olduğunu sanmıyorum… Bu kadar güzel, değerli, anlamlı yerel yönetim kazanımını ortaklaştıran, parti politikasına dönüştürmeye yönelik bir genel merkez politikası maalesef yok… Bunun bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. CHP genel merkezinde bir birim yerel yönetimlerdeki bu özgün kazanımları bir dergi, bir yayın organı aracılığıyla toplumla, parti tabanıyla mutlaka paylaşmalıdır. CHP, kişilerin bir yerlere gelmelerine yönelik sarf ettiği çabayı, iç enerjiyi artık kurumsallaşmaya, projelere ve kuralların, geleneklerin hakim olduğu, diri bir parti yaratma imecesine ayırmalıdır. Gelecek ancak böyle kurgulanır…
Hayatlarımızı anlamlaştıran, insan-demokrasi-sanat merkezli projelere imza atan tüm dostlara selam olsun…



























