Atatürkçü Düşünce Derneği Menemen Şubesi, Menemen Belediyesi ve Menemen Halk Oyunları topluluğunun ortaklaşa düzenledikleri ‘’10 Kasım Atatürk’ü Anma Etkinliği’’ için geçen hafta eşim İnci ile birlikte Selanik seyahatine katıldık. 9 Kasım Çarşamba günü saat 16.00 da Menemen’den üç otobüs yola çıktık ve ertesi sabah 8 de Selanik’e ulaştık. Hemen Elçiliğimizin bahçesinde yer alan Atamızın doğduğu evin avlusunda yerimizi aldık. 10 Kasım Atatürk’ü anma töreninin başlamasını bekledik. Bu arada boş durmadım ve Yatağan’dan getirdiğim kitapları elçilikte çalışan görevli memurlara teslim ettim. Kültür Bakanlığının iznine tabi olduğu için kitaplarımın incelenerek kütüphaneye öyle konulacağını öğrendim. Anma programı 9 da Başkonsolosumuz Orhan Yalman Okan’ın açılış konuşmasıyla başladı. 9 u 5 geçe de saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın coşkuyla okunmasından sonra tören, ülkemizin çeşitli okullarından gelen öğrencilerimizin hazırlamış olduğu gösteriler, şiirler ve şarkılar eşliğinde devam etti. Daha sonra Atamızın doğduğu evi gezdik ama hayal kırıklığına uğradık. Ev sanki bomboştu. İçinde eşyalar yoktu ve kütüphanede az sayıda kitap vardı. Atamızın yaşamı boyunca okuduğu eserler burada neden yok sorusu aklıma ister istemez geldi. Evin ikinci katında, güney taraftaki odada Atatürk’ün doğduğu oda bile boştu. 10 dakika bile demeden üç katlı evi çabucacık gezdik. Üç beş parça mutfak eşyası, Atamıza ait giysiler ve kullandığı bastonu vardı. Birde balmumu heykelini gördük. Bahçede bir Atatürk büstü, bir anıtı bile yok. Üstelik burası Türk toprağı sayıldığı halde neden bir büstü yok? Bu konuyu ADD Genel Merkezine taşıyacağım.
Atatürk Evi demeye bin şahit ister. Sembolik olarak sanki orada boynu bükük bir vaziyette duruyor gibi geldi bana. Canım sıkıldı. Ülkemizden tören ve ziyaret için gelenler aynı şikayeti yaptılar. Sadece o dönemden tek canlı, her şeye rağmen yeşil kalan babası Alirıza Beyin diktiği NAR AĞACI var. Onun gölgesinde ADD Zonguldak Şubesinden kadim dostum Hüseyin Papila ve zarif eşi Nazan Hanım ile hatıra fotoğrafı çekildik. Orada bulunan görevli arkadaşlara bunun nedenini sordum; ‘’ burası bizim bahçemizde ama buranın tüm tasarrufu ve sorumlusu Kültür Bakanlığına aittir’’ dediler. Neymiş efendim; modern müzecilik anlayışı gereği bu şekilde tefriş edilmiş. Valla pek inandırıcı gelmedi bana. Oysa buradaki eşyaların birebir kopyası yapılıp pekala odalara konulabilirdi. Ülkemizden çok sayıda Atamızın okuduğu eserler getirilerek yeniden kütüphane büyütülür diye de düşünürüm. Tören bitimi Başkonsolosumuz Orhan Beyle tanıştım ve bu konuyu gündeme getirdim. O da topu Kültür Bakanlığının üzerine attı. Çok nazik biri. Bizimle ilgilendi. Hatıra fotoğrafı çekildik.
Selanik, Atamızın doğduğu ve Yunanistan’ın ikinci büyük sahil kenti. Biraz İzmir’i andırıyor. Öğleden sonra şehri turladık. Menemen mahallesini gezdik. Mübadelede Menemen’den gelen Rumlar burada mahalle oluşturarak kendi kültürlerini devam ettiriyorlar. Çok sayıda Türk, bu mahallede yaşıyor. Aya Dimitri Kilisesini gezerken Akhisar’da dünyaya gelen Anuşka Teyze ile karşılaştık. Türkçe konuşmalarımızı kulak kabartan Anuşka Hanım, kendini bize tanıtarak 93 yaşında olduğunu ve doğduğu toprakları çok özlediğini söyleyince hepimiz birden duygulandık. Kendisiyle bir hatıra fotoğrafı çekildik. Daha sonra Selanik’in simgesi olan Beyaz Kule tarafından sahile indik. Beyaz Kule, Osmanlı Devleti tarafından Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmış. Kule, Osmanlı tarafından garnizon, kale ve hapishane olarak kullanılmış. 1912 de
Balkan Savaşlarının sonucu olarak Selanik Yunanlıların eline geçince kule sembolik bir vaftiz uygulaması olarak beyaza boyanmış. Beyaz Kule ismi buradan gelmektedir. Selanik şehir turu yaptıktan sonra akşam Makedonya Ohrid şehrine vardık. Belvedere Oteline yerleştikten sonra akşam yemeğini sahildeki restaurantta yedik. Bu yemekte bizleri eşlik eden rehberimiz Yıldız Nebi, iyi bir ev sahipliği yaparak takdirimizi kazandı. Makedonya kültürünü yansıtan müzikli ve danslı eğlenceli bir gece geçirdik. Sabah kahvaltı sonrası serbest zamanda şehri, rehberimiz İbrahim Elmas ile birlikte turladık. Tarihi bilgilerin yanı sıra bizlere kültürünü ve göl turizminden elde ettikleri gelirlerini anlattı. Ohrid, Balkanların en güzel şehirlerinden birisi. Makedonya’nın göz bebeği. Aynı zamanda dinlenmeyi ve yürümeyi sevenler için enfes bir şehir. UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan bu şehri mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Ohrid Gölünden çıkarılan balığın pulundan elde edilen inciler dünyaca ünlü. Gerçek istiridye incisi değil anlayacağınız ama hanımlar pul inciyi bile kapış kapış aldılar.
Ohrid şehrini gezdikten sonra Bitola (Manastır) şehrine doğru hareket ettik. Manastır, Makedonya’nın Üsküp’ten sonra ikinci büyük şehri. Mustafa Kemal, Manastır Askeri idadisini (Lisesi) burada okumuş. Buradaki müzede bu bölgeye ait arkeolojik eserlerde sergileniyor. Bir bölümü Atamıza ayrılmış. Manastırı gezerken çok duygulandık. Aklımıza Atamızın çok sevdiği ‘’Manastırın ortasında var bir havuz ‘’ adlı türküsü geldi. Onun bastığı merdivenleri çıktık, bahçede dolaştık, okuduğu ders aldığı sınıfları gezdik, askeri kıyafetleri içindeki genç Mustafa’yı gördük. Velhasıl çok duygulu anlar yaşadık. Ruhu şad olsun.
Manastır şehrinden sonra tekrar Yunanistan’a geçerek Kavala şehrine akşam saatlerinde vardık. Otelimize yerleştikten sonra yemek için müzik ve eğlencesi ile Yunan Kültürünün bir parçası olan taverna gecesini yaşamak adına bir sahil mekanına gittik. Çok eğlenceli bir akşam yemeği yedik. Yunanlılarla sirtaki ve zeybek oyunları oynadık. Zaten birçok kültürümüz aynı olduğu için çok çabuk kaynaştık. Sabahleyin Kavala turu için yola koyulduk. Kavala, çok güzel ve alımlı bir şehir. Buranın en büyük özelliği Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın memleketi olmasıdır. Şehrin kalesi ve birçok tarihi yapı Osmanlı döneminden kalmadır. Kalenin hisarına kadar çıktık, gezdik ,gördük ve şehrin panoramik görüntüsünü çektik. Manzara çok güzeldi. Büyülendik.
Kavala’dan sonra sırasıyla İskeçe, Gümülcine ve Dedeağaç şehirlerini de gezdik, gördük. Türklerin yoğun olarak yaşadığı bu kentler, Osmanlı döneminin izlerini halen daha taşıyor. İskeçe’de Ahmetoğlu Ailesinin işlettiği Tombul Köftede Türk kahvesi içtik ve kendileriyle dostluk kurduk arkadaş olduk. Sosyal medya üzerinden arkadaşlığımız devam ediyor. Selamlarımı yolluyorum. Sonradan Yatağanlı olan İskeçeli Nuri amcamızı yad ettik. Yolculuğumuz biraz bizi yordu ama Atamızın yaşadığı toprakları ve mekanları görmemiz yorgunluğumuza değdi doğrusu. Umarım bu seyahatin aynısını ADD Muğla Şubeleri olarak organize ederiz. Çok keyif aldık .Darısı Muğla şubeleri olarak başımıza diyelim. Bu seyahatte emeği geçen başta Melih Hocama, Hakan ve Serkan Beye, ADD Menemen Şube Başkanı canım arkadaşım Elif Hanıma, Belediye temsilcisi Hüseyin Beye, Sevgili kadın muhtarlarımız Nurgül ve Sevgi Hanıma ve diğer tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Gelecek seyahatlerde buluşmak dileğiyle…Hoşça kalın.






















