Korkularla büyüdük,
korkularla büyütüldük.
Yaşı ellinin üstünde olanlar bilir bunu;
biz, korku çocukları olarak geldik hayata.
Önce büyüklerimiz anlattı korkulu masalları bize;
doğanın içine gizlenmiş canavarları,
dağların ardındaki bilinmezleri,
uykuyu bölen, düşe kabus karıştıran sözleri...
Ve biz,
korkunun nasıl yerleştiğini fark etmeden büyüdük.
“Elleme, bozarsın” dediler,
ellerimiz çekingen kaldı.
“Lüks lambasına dokunma, kesesi düşer,” dediler,
“gece tarlaya gidemezsin, tütünün orada kalır.”
“Lambaya dokunma, düğmeleri bozarsın;
kim tamir edecek?” dediler.
Böyle böyle
elin hüneri küçüldü içimizde,
nice yetenek sessizce yitip gitti.
Okulda öğretmen korkusu verdiler bize,
sonra sınav korkusu sardı çocukluğumuzu,
doğada hayvan korkusu dolaştı yanımızda.
Yetmedi,
“elâlem ne der?” korkusuyla büyüdük;
mahallelerin bakışı, büyüklerin baskısı
hep omuzlarımızdaydı.
Büyüğün önünde
bacak bacak üstüne atamazdık;
atsak bile,
içimizde bir suçluluk kıpırdardı.
Saygı içinde büyüdük, denildi;
ama çoğu zaman
korkuyla eğildi boynumuz.
Allah sevgisi öğretilmesi gerekirken
Allah korkusuyla yoğrulduk.
Oysa çalışana ve iyilik edene
başarı ve mutluluğun ödül olarak
geri döneceğini unuttuk.
İğneci geliyor diye korkutulduk;
nice insan bu yüzden
hastalığını içinde sakladı.
Adının çıkmasından korktu,
“hasta” denmesinden korktu,
çünkü korku
bazen en sessiz hastalık oldu içimizde.
Karanlıktan korktuk,
çünkü geceler ıssızdı yollar.
Yalandan da korktuk, yılandan da;
şifayı unuttuk,
hastalığın gölgesinde yaşadık.
Depremden korktuk,
yanlış yapmaktan korktuk,
yanlış anlaşılmaktan daha çok korktuk.
Yangından korktuk,
işimizi kaybetmekten korktuk;
korkular,
zamanla başka bir yüz kazandı,
başka bir boyuta dönüştü.
Şimdi içimizi
sevgiyle dolduralım,
bilgiyle aydınlatalım,
inançla güçlendirelim.
Ki korkular
zihnimizden düşsün,
düşüncelerimizden silinsin,
hayatımızdan çekilsin.
Korkusuz,
mutlu,
sağlıklı günlere...























Yorum Yazın