“Bizim de,/Bizim de günlerimiz olacak,/Güle değecek kuşların kanadı./Ve kuşlar, sırtında gül taşıyacak” Behçet AYSAN
Şair Behçet Aysan’ın dizelerindeki gibi bir umutla 2016 yılına merhaba diyoruz. 2015; acılarla, ölümlerle, tartışmalarla geçen zor yıldı. Şiddet dilinin egemen olduğu, empatinin yaşam alanımıza girmediği, ötekileştirmenin öne geçtiği bir yıldı 2015… 2015 yılı Metin Altıok’un dizlerindeki gibiydi adeta: “Şölensiz, sevinçsiz yaşıyoruz şimdilerde,/ Bir iğdiş ve buruşuk zamanı./ Kimsenin türküsü yok dilinde /Karşılayacak yağan karı/ Coşkulu ve sarhoş sesiyle./ Bıçak açmıyor ağızları;/ Acı, yalnız acı var yüreklerde.” Öyle ki;Ege sahillerinde Batı’ya göç etmek isteyen Suriyeli mültecilerin dramlarını acıyla tanıklık ettik. Küçük Aylan’ın Bodrum sahiline vuran cansız vücudu Suriye’de yaşanılanların özeti gibi beynimize çakılı kaldı. 2015 yılı; evrensel insanlık değerlerinin askıya alındığı, emperyal savaş kültürünün, etnik ve mezhepsel ayrımcılığın öne çıktığı kan ve gözyaşı dolu bir yıldı. Bu akşam 2016’ya girerken 2015’in bize bıraktığı bu şiddet sarmalını mutlaka aşmanın umudunu taşıyoruz. Şiddet ve terör sarmalıyla 2015 yılında kaybettiğimiz canların aziz hatıraları adına 2016’da barışın, umudun, ve özgürlüğün yürüyüşünü, umudun senfonisini yaratma ödevini beyinlerimizde, yüreklerimizde yaşatıyoruz.
2015’in son günü sabah üniversiteye gidiyorum. Yol üzerinde arabamı yıkatmak için halkımızın deyimiyle bir “Oto Kuaförü”ne uğradım. Beklerken gazete okuyorum, arabayı yıkayanları izliyorum. 13-14 yaşlarında bir delikanlı büyük bir özenle camları siliyor, gayret ediyor ama ürkekti. Yıkama işi bittiğinde delikanlıya kaçıncı sınıfta okuduğunu sordum. Delikanlı kafasını salladı. Yanındakiler “Hocam Abdül Suriyeli, Türkçe bilmiyor” dediler. Çocuktaki ürkekliliğin nedeni anlaşılmıştı, savaş nedeniyle ülkesinden çok uzakta, eğitimini de bırakarak ekmek parasını kazanıyordu. Ayrılırken iş yerinin genç patronuna Suriyeli delikanlıyı çalıştırdığı için teşekkür ettim, insani bir iş yaptığını söyledim. Genç patron, ayağa kalktı “Hocam çok teşekkür ederim, bu delikanlıyı çalıştırdığım için çevreden çok eleştiri alıyordum. İlk kez siz destek verdiniz” dediğinde yüzü gülüyordu, iyi yıllar dileği ile onlarla vedalaştım.
Aralık ayının son haftasına çok ağır bir griple girdim. Garip bir virüs adeta beni benden direnmeme rağmen teslim aldı. Yoğun bir titreme, üşüme nöbetleri, ateş ve öksürük… İlk üç gün sürekli yattım… Virüs beni yatırmıştı ve yaşamım boyunca bu kadar yoğun bir grip yaşamamıştım. Telefonlara çıkamıyor, gazete okuyamıyor, gözüm hep yastıkta ve düşünsel olarak yoğunlaşamıyordum. Hekim olan sevgili ağabeyimin telefonla esprilerle donatılmış ilaç yönlendirmeleri, yoğun C vitamini kürü, sosyal medyadaki dostlarımın önerileri ve çorbalarla dördüncü günde virüsü biraz gerilettim. Gribe teslim olduğumu sosyal medyada arkadaşlarımla paylaşmıştım. Sosyal medyadaki dostlarım halkımızın tüm geleneksel anti-grip tedavi yöntemlerini önerdiler. Elimde ülkenin her tarafından gelen geleneksel tedavi yöntemler vardı artık ve çoğunu da denedim. Muzip bir arkadaşım susuz rakı önerdi, onu denemedim, rakıyı alıp bardağa koyacak takadım yoktu. Muğla’dan çocukluğumuzun tedavi edici yöntemleri olan omuzlara (yargınlara) kekit yağı uygulama ve kupa vurma önerisini sevgili yeğenlerim iletti. Kupa olamadı, o kültürü taşıyamamışız ama kekit yağı hala geçerli ve sonuç alıcı bir yöntem. Başka neler vardı: Önerilerde limonlu-naneli zencefil değişik yöntemlerle çoğunluktaydı. Radikal ve ilk kez duyduğum sarımsaklı-sirkeli kelle-paça önerisi çok devrimciydi. İkinci günü bende yaşamaya dair olumlu izler armağan etti, biraz ayağa kaldırdı. Biz nelerle savaşmıştık, şimdi virüsü yenmek boynumun borcuydu, epeyce gerilettim. Dün-bugün sigara içilen ortamlara girdiğimde çok rahatsız olduğumu hissettim. Sigara kokusu ağır metal-petrol kokusu gibi geliyordu bana. Virüs sigara ile arama sanki duvar örmüş gibi duruyor şimdilik…
Şimdi Özdere’de yılın son günü sobanın kenarında bu yazıyı yazarken düşünüyorum. Bu akşam ne yapacağım. Ankara’dan kızım da gelmiş. Her bir koşulda yeni yılı bir kadehle bile olsa “hoş geldin” diyeceğiz ve “barış özlemimizi” selamlayacağız. 2016; benim “üçüncü yirmi yaşıma” girdiğim bir yıl olacak. Koşturur gibi geçen altmış yılın hüznü… 2016’da ülkemin her bir köşesinde ülkemin tüm renklerine “barış, özgürlük ve sağlık” diliyorum. Etnik, mezhepsel tüm ayrımcılığın aşıldığı eşit ve özgür yurttaşların yaşadığı demokrat bir Türkiye özlemiyle “iyi yıllar”…






















