CHP Bursa Milletvekili, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, önceki gün çok ağır bir sağlık skandalını ülke gündemine getirdi.
Sayın Pala tarafından gündeme getirilen skandal, 67 yaşındaki bir yurttaşın, kendisine Temmuz ayında “böbrek kanseri” teşhisi konmasına, buna göre bir ilaç tedavisi planlanmasına rağmen yaklaşık dört aydır ilaçlarına ulaşamıyor olmasıyla ilgili.
İlk adımda, SGK’nın ödeme listesindeki bu ilaçların bedelini, yaşı 65’in üstündeki yurttaşlar için ödemediği ortaya çıkmış durumda.
İkinci adımda ise bu ilaçlara erişim, sektörün Euro kuru düzenlemesi ve zam beklentisi nedeniyle mümkün olamıyor. Yurttaş, konuyu hukukun alanına taşıyıp dava açıyor.
Birinci derece mahkeme ve ardından istinaf mahkemesi, konunun yaşamsal önemi nedeniyle “tedbirin kaldırılması ve ilaç bedellerinin ödenmesi” yönündeki ön talebi reddediyor.
Konuyu mahkemeye taşıyan vatandaşın açtığı davanın ilk duruşmasının bu ayın sonuna doğru yapılacağı belirtiliyor.
Ülkemizde hukukî süreçlerin ne kadar uzun sürebildiği düşünülürse, bu hayati önemdeki dava kim bilir ne zaman sona erecek ve bu sırada, zaten dört aydır geciken tedavi kim bilir daha ne kadar süre gecikecek?
Böylece, kanser hastalığının tedavisinde başarı için yıllardır vurgulanan “erken teşhis” imkânı heba edilmiş olacak.
İnsan haklarının en başında gelen “sağlıklı yaşam hakkı”na açıkça aykırı olan bu uygulamaya, hiç zaman kaybedilmeden bir an önce son verilmesi ve yaş ayrımcılığının ortadan kaldırılması gerekirken, T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi tarafından Sayın Pala’nın bu açıklamalarının gerçeği yansıtmadığı iddia edildi.
Bunun üzerine Sayın Pala şu açıklamayı yaptı:
“Hasta 67 yaşında ve böbrek kanseri. Onkoloji uzmanı, kullanılması gereken ilaçlar için hizmet sunduğu Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden SUT’taki ‘65+ yaş’ engeli nedeniyle onay alamayınca, endikasyon dışı ilaç kullanım onayı için Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na başvuruyor. TİTCK başvuruyu değerlendiriyor ve kullanım onayı veriyor.
Hasta, ilaçlarının karşılanması için bu onay üzerine mahkemeye başvuruyor. Ancak davayı, Sağlık Uygulama Tebliği’nde yer alan yaş sınırlaması nedeniyle kaybediyor!
“İletişim Başkanlığı ilgilenirse, bu gerçeklere ilişkin tüm belgeleri (hastanın iznini alarak) verebilirim. Sağlık haktır. Bir an önce SUT yeniden düzenlenmeli, yaş ayrımcılığı ortadan kaldırılmalıdır.” diye açıklama yaptı Sayın Pala.
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin açıklamasında ise “Bu ilaçların kullanım ve ödeme kriterleri, bilimsel veriler, klinik çalışmalar, maliyet-etkinlik analizleri ve Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış endikasyonlar çerçevesinde belirlenmektedir. Türkiye’de hiçbir vatandaş, yaşı ya da sosyal durumu nedeniyle tedavi dışında bırakılmamaktadır.” ifadelerine yer verildi.
Pala, katıldığı bir televizyon programında elinde Sağlık Bakanlığı’nın hasta ile ilgili olarak 8 Eylül 2025 tarihli onay belgesini de gösterip, önceki yazılı açıklamasındaki çağrısını tekrar ederek, hasta yurttaşın da onayıyla konuyla ilgili tüm belgeleri paylaşabileceğini söyledi.
Özetlemeye çalıştığımız bu ağır hak ihlali tablosunun, Sağlık Uygulama Tebliği’nde en kısa sürede yapılacak “ödemelerin her yaştaki vatandaşlar için geçerli olacağı” yönündeki düzenlemeyle Resmî Gazete’de yayımlanarak ortadan kaldırılması ve tedavileri geciken bu ve benzer durumdaki bütün hasta yurttaşların tedavilerine ivedilikle başlanması gerekiyor.
Sayın Pala’nın da açıklamalarında belirttiği gibi bu durum, ilgili tüm yöneticiler bakımından yaşamsal önemde bir samimiyet testidir.
“Eskiden 50 yaşında ölüyorduk, bugün emekli 78 yaşına kadar maaş alıyor.” diyen bir zihniyetin bunu yapıyor olması çok da anormal bir durum değil denebilir.
Ancak iktidarın bu uygulaması, 65 yaşından sonra kanser olanı ölüme terk etmektir.
Bu zihniyet, yaşamak için 65 yaşını yeterli bulmuş olabilir; hatta “uzun yaşamak SGK için zararlı” diye de düşünebilir. Veya “65 yaşından sonra yük olmayın bana, ölün” demek istiyor da olabilir.
Ancak milletvekillerine, bakanlara böyle bir sınırlama getirmiyorsan tüm vatandaşlara da getirmeyeceksin.
Devlet vatandaşını yaşatmakla yükümlüdür.
Anayasa’nın 17. maddesinde de;
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” denmektedir.























Yorum Yazın