Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
DR. Şevket YANAR

DR. Şevket YANAR

Mail: sevket@demecgazetesi,com

Anılarımdaki Fuar


Okurlarım,

Yıllar sonra İzmir Fuarı’na çocuklarımla birlikte gittim. Fuar nereden nereye gelmiş bir görelim gezelim dedik. Kültürpark’ın önündeki Basmane’ye bakan 9 Eylül Kapısı’ndan girdik. Fuarın 5 tane kapısı vardır: Bu kapılara 9 Eylül, Montrö, Lozan, 26 Ağustos, Cumhuriyet ismini koymuşlar. Bu kapılar kurtuluş ve kuruluşu simgeler. 2 kapı 9 Eylül Kapısı aynı görkemiyle duruyor; diğerleri de bütünlüyor. Aslında kapılar hem kurtuluşun hem de kuruluşun simgesi ve mimari yansımasıdır. Hep birlikte yürüdük Meydan’a doğru. Birlikte güzeldir yaşamda her şey. Yolun sağında ve solunda yerel ürünlerin pazarlamacılar, dil okulları tanıtım büroları, pilavcılar, dönerciler, meşhur cağ kebapçıları vs. var. Bizi ilgilendiren makarnaydı. Önce gözlerimiz makarnayı aradı. İzmir’in simgesi fuarsa fuarınki makarna olduğunu ta eskiden beri biliyorduk. İzmir Fuarı İzmir’in kalbinde duran, halı gibi yere serilmiş, çim ve çimenleriyle koskocaman bir yeşil alandır. Fuarı fuar yapan palmiye ağaçları, çamlar, dut ağaçları, ve diğer ağaçlar geçen zaman içinde çok daha büyümüşler. Fuarda palmiye ağaçları Mısır’dan getirilmiş, dut ağaçları, Benjaminler farklı ülkelerden gelmiş. Ama benim dikkatimi çeken 20 metre yüksekliğinde 5 parmak gibi açılıp göğe doğru yükselen gölge ağacı görülmeye değerdir. Fuarın içinde kıyıya paralel, daire şeklinde, gölgeli ağaçlı yolda yürümek…Fuarı çevreleyen ağaçlar öylesine güzel ki… Birbirlerine girip sarmaş dolaş olmuşlar. Yürüme yollarının en güzeli haline gelmiş. Doğal yaşam parkı haline dönüşmüş. İnsan Basmane 9 Eylül Kapısı’ndan girince yol boyunca palmiye ağaçları yolun 2 yanında simetrik bir şekilde bir güzellik ve peyzaj verir. Buradaki ağaçlar ve suni göl fuara ayrı bir serinlik verir. Gezerken keyif alırsınız. Işık huzmesi de ayrı bir güzellik ve zenginlik sunar, görme duyumuzu artırır. İzmir Fuarı’nın ağaçları fuara öyle bir serinlik verir ki ona hastır. Pavyonlara gelince, ABD, İngiltere, Almanya, Rusya, Pakistan bu pavyonlar görülmeye değerdir. Sadece Pakistan Pavyonu’nun görünümü hiç kaybolmamış, binası aynen duruyor kendine özgü mimarisiyle. Eskiden ABD, Rusya, İngiltere, Almanya Pavyonlarında ülkeler teknolojilerini yarıştırırlar, sergilerlerdi. Fuar eskiden de şimdi de kalabalık. Fuar eskiden teknoloji görme yeriydi, şimdi yerel gıda ve ürünler görme yeri haline gelmiş. Eskiden fuar gazinolar ve sanatçılardan zengindi. Fuarın ses ve ışık düzenlemesi harikaydı. Manolya çay bahçesinde Zeki Müren çıkar billur sesiyle inletirdi. Ekici Över’de Cem Karaca, Göl Gazinosu’nda Gönül Yazar, Muazzez Abacı, Barış Manço, Erkin Koray, Ahmet Özhan açık hava tiyatrosunda Zeki Alasya, Metin Akpınar, Gazanfer Özcan gazinolarla bir başkaydı fuarın havası. Eskiden sanatçılar çoktu, bu defa her müzik dalında bir sanatçı var. Eylül ayında ben okul için 11 yaşımda İzmir’e giderken köylülerimiz yazın tütün işi bitince ödül olarak fuara giderlerdi. 7 Eylül’de Aydın’ın, 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluş törenlerini izlemek için o günlere denk getirirdik gidişimizi. 1965-70’li yıllarda sadece biz değil Egemiz insanı oradaydı. Zamanın belediye başkanı Behçet Uz tarafından Alsancak yangın yerinin yarısı fuara dönüştürülmüş fuara gidince her yeri görmek için yürürdük. O yıllarda fuarda gazinolardaki sanatçılar sabaha kadar müzikleriyle, sesleriyle inletirlerdi. Fuarın içindeki suni gölde kanolarla gezi yapılırdı, fuarda yürümekten yorulunca ve acıktığımızda sıra makarna yemeye gelirdi. Oturup 1-2 porsiyon makarna yerdik. Paraşüt Kulesi’nden atlayanlar olurdu. Fuarda Aydın’ın inciri, Bursa’nın kestane tatlısı, Manisa’nın çekirdeksiz üzümü, Uşak’ın tarhanası, bizim de balımız satılırdı. Fuarın balonlarını seyrede seyrede yürürdük. Helyumlu balonların gökyüzüne doğru uçuşunu hayranlıkla izlerdik. Aynalı dolaplara biner, yükseklere kadar çıkar, inerdik. Keyif alırdık, yorulunca gazinolar önündeki kanepelerde oturur, sanatçıları sabaha kadar dinler, otel parası vermezdik. Assolistler gece 12.00-01.00’den önce sahneye çıkmazdı. Fuarın içindeki fıskiyeli çeşmelerden su içerdik, parasızdı. Gece saat 12.30’da ertesi günü İzmir gazeteleri Demokrat İzmir, Yeni Asır, Ege Ekspres çıkar alır okurduk. Yarının gazetesi diye satılırdı, Demokrat İzmir gazetesinde rahmetli Mehmet Kara Amcam da yazılar yazardı. Fuar önceki yıllarda gezme görme öğrenme eğlenme yeriydi. Fuar bizler için bir yılın yorgunluğunu atma yeriydi. Sabaha kadar uyumasak da yorulmazdık. Nasıl olsa eve dönünce uyuruz diye düşünürdük. İlk güzel kalemleri orada aldık. İlk güzel fincan takımlarını orada aldık. Ovamızdan fuara giderken bir minibüs dolusu insanla 365 virajlı yolda 5 saat yolculukla gider 5 saatte de dönerdik. Bir günlüğüne bile gitmiş olsak da 1 yılın yorgunluğu gitmiş ödülümüzü almış olarak dönerdik. O yıllarda böyle güzel yollar yoktu. Bu yol 3. Yol ama tüm heybetiyle Gökbel kayaları, Çine çayı, İncekemeri seyrede seyrede manzaranın güzelliğine baka baka giderdik. Güle güle gider güle güle keyif alarak dönerdik. Evde makarna, tütün tarlasında makarna, fuarda makarna yedik diye gülüşürdük. Makarna peşimizi bırakmamıştı çünkü evde ev makarnası fuarda piyale makarnasıydı değişen. 65-70’li yıllarda fuarda hayranlık hâkimdi, televizyon yoktu, bilgisayar yoktu, radyo vardı, bilgiye teknolojiye ulaşmak kolay değildi. Ancak böyle ulaşabilirdik. O yıllarda bilgiye, teknolojiye ulaşmak kitapla, teşhirle mümkündü. Fuar bu bakımdan en güzel teşhir ve fırsat yeriydi. Fuar’a gitmeden günler önce fuara gideceğiz diye içimize yaşama sevinci dolardı.  Makarna yerken derin düşüncelere daldım, geçen yılları bir kere daha hatırladım. İçime doğru bir yolculuk yaptım. Hey gidi yıllar diye… Fuar 70’li 80’li yıllarda 20 Ağustos’da açılır, 20 Eylül’de kapanırdı, 1 aydı, enternasyonaldi. Sonra 20 güne, son yıllarda 10 güne düştü. O yıllarda fuarda el sanatları, Kütahya çini ve porselenleri, bilim sanat kültürel etkinlikler bakımından zengindi. Fuar kurtuluşumuzun hediyesi, İzmir’imizin savaş sonrası yangınla kül olan Alsancak’ımızın küllerinden doğmuş, bugün Alsancak’ımızın solunum organı akciğeridir. Makarna yedikten 40 yıl önceki anılarımı tazeledikten sonra bu fuarı açan İsmet İnönü adını alan sanat merkezi önündeki çay bahçesinde limon ağacının gölgesinin altında önce maden suyu, sonra güzel demlenmiş bir çay içtim. Sonra dutlu ağaçların gölgesinde yürüme yolunda 40 dakika yürüdük. Sonuç olarak, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yangınla 960.000 alan yandı. Yaklaşık yarısı Kültürpark’a ayrıldı. Yangın yeri doğa cennetine, bakılacak görülecek gezilecek daha sonra örnek alınacak bir yere dönüştürüldü. Kültürpark hem planlı hem de düzenli bir yeşil alandır. Bir cumhuriyet eseridir, harikasıdır. Kültürpark 20 Ağustos 1936 yılında İsmet İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak tarafından açılmıştır. İzmir fuarı İzmir’imizin ve bölgemizin en güzel en önemli organizasyonudur. Yaklaşık 2 yılda yapılmıştır. Fuarda yük taşıyan ölen atlar anısına Behçet Uz tarafından hayvanat bahçesinde anı çeşme yapılmıştır. 19. Yüzyılın 2. Yarısında Alsancak İzmir’in kimliğini belirliyordu. 20. Yüzyılın ilk yarısından itibaren fuar şehrimize hem akciğer görevi hem güzellik hem de modern bir görünüm kazandırmıştır. Bana kalırsa, özü kaybetmeden üretmek lazım. Değişen dünya koşullarına ayak uydurarak. Bilim, sanat, kültür merkezi fuarımız. İnsan hayatta bir şeyler yaparak kalabilir… Bir şeyler yaparak kalabilirsiniz.

Makarna yedik

Çay içtik

Fuarın serinliği altında…

Hiç eser kalmamış olsa da

Eski halinden

Yine de öz kalmış öz kaybolmaz asla

Havasıyla, anılarda güzel fuarımız

Gün oldu annem babamla

Gün oldu köylülerimizle

Gün oldu arkadaşlarımla

Gün oldu eşimle

Gün oldu eşim ve çocuklarımla gittiğim fuarımız

Kalbim yine sende kaldı…

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar