Okurlarım, bu yazımda büyük sağlık sorunlarımızdan birine değineceğim. İçimize işlemiş, ne yapsak kurtulamıyoruz. Ne de olsa yılları var içimizde. En doğrusu bırakmak olsa da en iyisi azaltmak. İnsanı bazen şartlar zorluyor, insan bulduğuna şükrediyor, hamur her yanımızı sarmış, vazgeçilmezimiz olmuş. Hayat yolunuzda yaptığınız gözlemleriniz ve bazı deneyimleriniz sizi bir takım iyi ya da kötü sonuçlara götürüyor. Günlerden bir gün bir üniversitemizin kantininde birkaç gün oturma fırsatım oldu. Elimde çayımı yudumlarken çocukları seyrettim gözümün ucuyla. Kimi mühendis kimi mimar olacaklar, sabahleyin kantinden kimisi simit kimisi tost kimisi poğaça kimisi bisküvi çay alıyordu. İçlerinde kahve alanlar çoğunluktaydı. Derse gittiler, bu defa öğle saatinde seyrettim o güzelim çocuklarımızı. Tavuk dürüm, yarım ekmeğe köfte ekmek alıp yiyorlardı yine üstüne kahve içiyorlardı. Biliyorum, hamur toplumuyuz. Dedik ya hamuru eskiden beri severiz. İster simit ister poğaça olsun hangisini yersek yiyelim keyif alırız kısa süreli de olsa. Turistik bir gezi için dört günlüğüne eşimle İngiltere’ye gitmiştik, Londra’da bir otelde kalmıştık. Kafilede 65 eczacı, 1 doktor olarak ben vardım. Hiç unutmam sabahleyin kahvaltıda yok yoktu ama ekmek istedik bizler. Sağlık grubuyduk, gülüştük. İstediğimiz şeye bakın diye. Bu defa sabahleyin şehir meydanında bir kanepenin üzerinde oturup seyrettim insanları. Kimi fırından poğaça, beyaz ekmek; kimi pastaneden börek, kimi simitçiden simit alıyordu. Okul kantinlerinde çocukların çay kahve kuyruğu gibi unlu mamuller satan yerlerin önünde de kuyruk vardı. Şehirde bazen şartlar, bazen zaman kavramı bazen de görme duyusu bunu gerektirebilir. Hani vitrinler var ya… ve görme duyusu insanı aldatabilir de. İnsan çoğu zaman büyüklerinden gördüklerini uygular. İnsan çocukluğunun ve yaşadığı yerlerin izini taşır. Ben de çocukluğumdan başlayıp yıllar yılı bulgur pilavını, makarnayı ekmekle yemiş bir insanım.
Gelelim esas konumuza…simit, poğaça, börek, kuru pasta, bisküvi, gofret bunlar beslenmemizi sağlamıyorlar hele paketli olanlar… bunlar bir iki saatliğine bizi kısa süreli doyuruyorlar ama vücudumuza şeker yüklüyorlar, kilo yüklüyorlar. Bunların protein değeri çok azdır, bunlar beslemiyorlar, ama besliyor görünüyorlar. Bunlar sağlık değil hastalıklara davetiye çıkarıyorlar, sadece ve sadece kolaylık sunuyorlar. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. Çoğumuz yemek yedik yerine ekmek yedik deriz. İnsan kahvaltıda öğleyin ve akşam birer dilim ekmek yiyebilir. Eğer ekmek yiyeceksek beyaz ekmek değil tam buğday ekmeği yiyelim. Ekşi mayalı ekmek vücudumuzla geçimlidir. Onun kalsiyum, magnezyumunu, çinkosunu kolay emer. Şekeriniz varsa çavdar ekmeği yiyin. Tansiyonunuz varsa tuzsuz ekmek alın. Lifli tam buğday ekmeğini her zaman tercih edin. Lifi, vitamini, minerali çok olan şeyler yiyin. Lif şekerin aşırı yükselmesini engeller. Bir elmada da şeker vardır ama içindeki lif şekerini yükseltmez. Eğer kilonuz varsa şekeriniz varsa yeşil elma yiyin. Bir elma size günlük her vitamini verir, doktordan uzak tutar. Cildinizi temizler, yaşamınızı güzelleştirir. Vücut ve mükemmel bir bağırsak dostudur. Elmanın kabuğunu sakın ola ki atmayın; kötü yağınızı iyiye dönüştürür. İster yüzünüze sürün, isterse çay yapıp için. Kabuklarından sirke bile yapabilirsiniz. Sabahleyin aç karnına bir elma yiyin. Meyveleri aç yemeliyiz. Sabahleyin çay mı elma mı derseniz ben elma derim; kişiyi daha çok açıyor. İnsan düşünüyorsa vardır aslında. Evrenin mimarı Yaradan öylesine güzel yaratmış ki tabiat adeta bir eczane. Bitkiler pek çok şeyin hammaddesidir. Biz bitkileri hastalıklardan korusun diye kullanıyoruz. Ada çayı, ıhlamur, kekik… kışın portakal yeriz, hastalıklara karşı direncimizi artırsın diye. Kırsaldan gelmişiz pek çoğumuz, Cumhuriyet kurulduğunda nüfusumuzun %85’i köylerde yaşıyordu. 40.000 köyümüz vardı, köylü toplumuyduk. Köyleri birleştirip köykentler kuracağımıza kent köyler kurduk. Kentleştik ama kentlileşemedik. Geldiğimiz yeri, orada öğrendiğimizi taşıdık yanımızda. Uygarlığa tam anlamıyla ayak uyduramadık, tek tabakta elimizle yemek yemekten geliyoruz. Kızartma gibi gıdalardan ayrılmak zor geliyor. Oysa kalorisi ve zararı çok fazla. Sigara, alkol, obezite, üç beyaz sağlıklı yaşam kurallarımızı tehdit ediyor. Yani alışkanlıklardan kurtulmak zor geliyor. En iyisi haftada bir gün kendinizi ödüllendirin. Bizim toplumumuzun en vahim olayları 3 Beyaz (Un, şeker, tuz) ve 3K (Kaza, kalp, kanser)dır. İnşallah yeni yılda azaltacağız. Az yiyen insanların uzun ve kaliteli yaşadığını unutmayın. Yeni yılda her şeyin iyi, doğru, güzel ve sağlıklı olması dileklerimle…






















