Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Hamdi TOPÇUOĞLU

Hamdi TOPÇUOĞLU

Mail: egerem@yahoo.com

CAN ERİĞİ 2014

 Martı yarılayıp geçiverdik. Sağımız solumuz seçim afişi. Şiirler, şarkılar, türküler…Bir şenlik bir düğün bu.  Her aday, en iyisinin kendisi olduğunu anlatmaya çalışıyor seçmenlere.
Sabah da tez oluyor artık. Serçeler, daha ortalık aydınlanırken başlıyor hengameye. Pencereyi açıp pırıl pırıl havayı içime çekiyorum. Daha birkaç gün bir gelin tacı olan erik ağacı, yeşillenirken, mandalina çiçeklerinin sıraya geçtiğini görüyorum.
Seçimlere kalmadan can eriği tezgâhlara düşer. Tuz ve ekşinin buluştuğu ne güzel  tattır o.
Osman Güngör Feyzioğlu 12 Eylül Paşalarından. Ama yüreği şiir yüreği. Can Eriğiyıllar önce okuduğum güzel kitaplardandı.
Senin çekirdeğin var.
Benimse yüreğim;
Ben sevdalı olurum
Ya sen caneriği.
Gerçi Cahit Külebi Zerdali Ağacı için söylemiş ama; 
Havalar güzel gidiyor
Sen de çiçek açtın erkenden
Küçük zerdali ağacım,
Aklın ermeden.

Bak kurt gibi kalın yapılı
Görmüş geçirmiş ağaçlara
Küçük zerdali ağacım,
Pişman olursun sonra.

Zemheride bahar mı olur
Akşamları seyret anlarsın
Sakın erkenden çiçek açma
Küçük zerdali ağacım.
dizeleri badem, hatta can eriği için daha da geçerli bence.
Çocukluğumda da pek düşkündüm böyle erkenci meyvelere. Bir avuç tuz, cepler dolusu erik. Okul yolu başka nasıl bitecek? Yüzümü buruştura buruştura yer, sonra da mide ağrılarıyla kıvranırdım. Annem: “Yeme şu gök eriği!” derdi.
Can eriği yeşil, değil mi? Hayır, hem gök, hem yeşil.  Anadilinin ne olduğunu anlatmak için güzel bir örnek. Sormuyoruz bile. Çünkü biliyoruz ki “gök”  ham, olgunlaşmamış anlamında kullanılıyor. Saraylılar Arap’ın “ham”ını “mai” sini Türkçeleştireceğim diye uğraşırken Yunus Emre:
Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm,
Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi
Dizelerinde şiirselleştirmiş “gök” sözcüğünü. Kolay kolay büyük şair olunmuyor.  Benzetme harika ama konu acıtıcı.
Başbakan, yeni bir yasa daha çıkaracak kimi sözcüklerin başbakanın önüne sıfat olarak eklenmesini yasaklayacakmış. Sultan Abdülhamit’in “burun”, “yıldız” gibi sözcükleri yasaklatmasını anımsıyorum. Sonra  Nazım’ın dizeleri dökülüyor dilimden:
Mussolini çok konuşuyor TARANTA - BABU!
Tek başına
yapayalnız
karanlıklara
bırakılmış bir çocuk gibi
bağıra bağıra
kendi sesiyle uyanarak,
korkuyla tutuşup
korkuyla yanarak
durup dinlenmeden konuşuyor.
Mussolini çok konuşuyor TARANTA - BABU
çok korktuğu için
çok konuşuyor!
Yurdumuz ne yazık ki, eşsiz bir ötekileştirme ustasının sultasında. Oysa bu yurt, dünyanın en güzel kültür ebrusu. Bu ebruyu korumak, geleceğe güvenle bakmanın vazgeçilmez koşulu.   
Erik sözcüğü eskiden elma, armut, kayısı gibi meyvelerin ortak adıymış. Zaman içinde anlam daralmasına uğramış. Hatta gülgillerden olan bu ağacı daha da sınıflandırmışız: Can eriği, malta eriği, papaz eriği gibi adlar vermişiz. Eriğin bu türüne neden “can” adı eklenmiş ki? Bedri Rahmi Eyuboğlu onun için:
“Bir kelime buldum çın çın öter;
  Adı candır.
  Bir erik kopardım can dalından;
  İçi can dolu,
  Adı can, yaprağı can, lezzeti candır.
  Bir gölge düştü önüme dedi ki:
  Bir yüküm var benden ağır
  Bir yüküm var beni taşır
  Adı candır.”
Değdiğine göre bize düşen canı canlarla buluşturmak, bu yurdun güzelliklerini doyasıya yaşamak olmalı.
Öğretmen okulunda öğretmenimiz eksiltili cümle kuruluşlarına örnek olarak “Bahçene erik, kapına Yörük…” atasözünü vermiş; atasözünün “koyma” sözcüğüyle tamamlanabileceğini söyleyince içim ezilmişti. Eriğin kolay üreyen, zahmetsiz bir ağaç olması aklımın ucuna bile gelmemişti. Çünkü ben yörüktüm. Dedem, aslınızı neslinizi bilin deyip yörük olduğumuzu anlatmıştı. Biz arsız, hırsız değildik ki, bize kapıların açılmasını neden istememişti ki atalarımız.
Gerçek şu ki bu ayrımcılık. İster Yörük, ister, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, Kürt…Ne zaman ayrımcılık içeren bir söz duysam o çocuk ruhumdaki  ezikliği anımsar; Yunus Emre’nin;
“Çıkdum erik dalına anda yidüm üzümi
Bostân ıssı kakıyup dir ne yirsün kozumı”
dizelerine sarılırım. 
Birçokları şathiyeleri saçma şiir olarak görür. Oysa üstün bir zekânın, müthiş bir birikimin ürünüdür şathiyeler. Her babayiğidin harcı değildir şathiye yazmak. Erik dalında üzüm yemeyi, bostan sahibinin kızıp cevizimi niye yiyorsun, demesini tasavvufun şeriat, tarikat, marifet ve hakikat makamlarını bilmeyenlerin; hele hele “şeriat”tan öte yol bilmeyenlerin anlayabilmesi mümkün değildir. Hoş bunları söylerken kendimi matahmış gibi gördüğüm sanılmasın.
Ben, Yunus diliyle:
“Gözsüze fısıldadım sağır sözüm işitmiş
Dilsiz çağırıp söyler dilimdeki sözümü”
diyebilirsem kendimi, can eriğinin canını canımda bulmuş sayanlardanım. Seçim, bu güzel bahar günlerinde, bir şenlik, bir düğün… Tadını çıkarmaya bakalım.
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar