Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Turgay MUTLU

Turgay MUTLU

Mail: turgaymutlu48@hotmail.com

CAN’IM MUSTAFA

 Yazının başlığını aslında Kemal Tahir'in ünlü romanının adı Yorgun Savaşçı diye koyacaktım. Kitap tanıtımı sanılmasın diye koymadım. Canım kardeşim ışıklar içerisinde yat. Hikayen aslında biliyorum çok uzun, bu köşeden sana seslenmek, seni anlatmak zorda olsa yazacağım. Kalem tutan eller anıları kâğıda dökmekle üzücü de olsa yazmalıdır.

Yorgun gittin be! Mustafa. Hayat şartları seni yordu. Küçük bir ilçeden büyük bir şehre gidişin hikayesinde yok olup gittin. Kolay değil tabi; İstanbul gibi bir yerde kurtlar sofrasından parsa kapmak, kendini kabul ettirmek, firma kurup iş hayatını atılmak her babayiğidin harcı değildir. Ama sen bunu emeğinle, tırnaklarınla kazıyarak başardın. Senle övünüyorduk, gurur duyuyorduk. Çok çalışmak seni yordu be! Mustafam. Keşke biraz daha az çalışsaydın da aramızda olsaydın! İlçemizin saygın eğitimcisi Kemal Amcamız'ın oğlu olmanın (Ruhu Şad Olsun) ayrıcalığı seni hiç şımartmadı. Hep güler yüzlü ve mütevaziydin. Can soyadı sana çok yakışırdı. Ali Gülseven hep sana 'Can Can' diye seslenirdi, soyadın gibi Can'dın. Ölüm sana hiç yakışmadı be Mustafam. Tevfik Özsoy ve Mehmet Emin Uysal'da senin gibi kalplerine yenik düştüler. Nur içinde yatsınlar. Seninle çok anılarımız var; 21 Nisan 1957 doğumlu olup, benden 4 ay büyüksün. Ergün'den de sekiz gün büyüksün.

Çocukken telden arabayı çok güzel yapardın. Bizlerde yapardık ama seninki kadar güzel ve yaylı yapamazdık, imrenirdik. Sende bizimkileri tamir eder, düzeltirdin; keyifle sürerdik. Resim dersinde resimleri, el işi dersinde kirmanı da güzel yapardın. File örmeyi herkesten güzel örerdin. Yaptığın tahtalı kuş (uçurtma) gökyüzünün maviliğinde Dede yanındaki oyun alanımızda nazlı nazlı süzüldüğünde bulut ötesini aşacakmış gibi görünürdü. Hayallerini el becerilerinle birleştirdiğinde en güzel eserleri sen yapardın sevgili kardeşim. O günlerden belliydi senin Mimar olacağın. Tanrı o yeteneği yalnızca sana bağışlamıştı. Çocukluğunda oyunları hep sen kurardın. Bizim kuşağın (1957 doğumluların) oyununun kuralını sen ve Ömer Zeybek bozdunuz. Atilla Ongun sınıf resminde yan yana oturmuş ikinizin resmini gösterince şok oldu. İki ay arayla aramızdan ayrıldınız. Onun da ruhu Şad olsun. Turgut Reis'te Ekrem Keleş'in evinde benim Toprağın Çocukları adlı köşe yazımı okuyup, çocukluk anılarımızı konuşarak bir ölçüde benimle gıyabımda vedalaşmışsın. Ah! kardeşim Ah! Böyle mi ayrılır insan kardeşinden? Mehmet Turgutoğlu'nu bayram günü arayıp kızının düğününe gelemediğini, bayram dönüşü mutlaka uğrayıp görüşeceğini söyleyerek, sanki dönüşü olmayan bir yola gitmenin mesajını her ikimize vermişsin gibi bir his uyandırdı. O da Ankara'da kızı Aslı'nın evinde senin ölümüne inanamayarak ağlayıp, perişan oldu. Seni öz kardeş, gibi çok severdi. İstanbul'da kader birliği yaptığın sevgili arkadaşındı. En son Muğlalılar Derneği'nin boğazda Galatasaray adası (Su Ada) düzenlediği gecede üçümüz resim çektirmiştik. Altına da çocukluk arkadaşlarım notunu düşmüştüm. 1963 yılı Kıbrıs İlkokulu'nda sizler A sınıfında Meral öğretmende, Ergün, Faruk, Yaşar, Atilla, Ömer, Aynur, Müesser, Beyhan aynı sınıftaydınız. Bizler B sınıfında Serpil öğretmende (Ruhu Şad Olsun) Turgutoğlu, Kocabıyık, Onur, Mustafa Çelik, Ömer Toksöz, Kazım Zeybek, İlkay, Feriştah, Hale, Şadıman, Güler, Gül ile aynı sınıftaydık. Adını sayamadıklarım gücenmesin, hepimiz iyi arkadaştık. Ortaokulda da üç sene beraberdik. Sonra lise yıllarımız Muğla Turgut Reis'teki beraberliğimiz Yatağan'a lise açılınca bitti. Ama arkadaşlığımız gençlik yıllarımızda devam etti. 1976 senesi 45 günlük Marmaris'teki çadır kampımız hayatımızın en renkli geçen Marmaris hatırasıdır. Şakir ve Mehmet Can'la çok eğlenmiştik. Lise çağlarında Sevcihan'la tanışman yaşamındaki isabetli kararlarından birisi olmuştu. Ergün sen ve ben İstanbul'a 1 haftalık süre ile gezme bahanesi ile Sevcihan'ı görmeye gitmiştik. Ortak şarkınız 'Duydum ki Unutmuşsun gözlerimin rengini' dinledikçe hep sizi anımsarım. İstanbul'da ne eğlenmiştik ama? Neşe muhabbet, eğlence dolu günler yaşayıp dönmüştük Yatağan'a, iyi ki yaşamışız.

Aşkına sahip çıkıp 25 Ekim 1979 evlenip, güzel bir yuva kurmuştun. Evlilik yıldönümünün iki gün sonrasında bu kadar çabuk ayrılıp, dünyaya elveda deyip gitmenin ne acelesi vardı be kardeşim? Eşini, kızların Ece'yi, Ege'yi, anneni, Rüya Abla'yı, Hülya Abla'yı, Eniştelerin Taner Abi'yi, Kemal'i, damadın Burak'ı, yeğenlerini, Süleyman Amca'nı, akrabalarını, arkadaşlarını hep özlemini çektiğin Yatağan'ı ve torunun Karan'ı nasıl bırakıp gittin? Gözyaşları sel oldu aktı. Duygu yüklü ağıtlar arkandan yakıldı. Hepimizi perişan ettin, yıktın bizi Mustafa! İstanbul'dan iş ve kahve arkadaşların geldi. Cemal Kahraman, Yaşar Karadağ, Erdal Subay, İlker Gören, Mehmet Ali Uçar, Metin Koçak, Süleyman Gökbel, Yaşar Halis Çelik senin için son görevlerini yaptılar. Şefik Gencer yetişemedi ama sağolsun ertesi gün taziyeye geldi. Ekrem, Asuman, Atik, Hamiyet, Kocabıyık, Akın Karain, Muğla'dan Burhan, Kemal Özer, İskender, Davut, Ali Rıza, Ali Gülseven, Resul, Kazım Zeybek, 1957'liler hemen hemen tüm kadro seninle beraberdik. Cenazene çok büyük bir katılım oldu, sevenin çokmuş. Tüm arkadaşlarını sever sayardın. Ama en çokta Ergün'ü severdin. İtiraf edeyim herkes benim gibi açık söyleyemezdi ama sen Yatağan'a geldiğinde “Turgay sen Yatağan'da yoksun ki, onu arıyorum, buluyorum” diyerekten gönlümü alırdın. Ergün'de sevgiyi hak eden yapısıyla en çok sana yakındı, yakışırdı kardeşim. Keşke sağ olsaydın da beraberliğiniz devam etseydi. İnsan yaşamı boyunca, para, emlak, gayrımenkul edinir, biriktir. Bu zaman sarfında çok az dost arkadaş edinir, ama Can kardeşim, sen hem çalışkanlığınla, emeğinle, gayrımenkul edindiğin bir yana birçok dost-arkadaş biriktirmiş ender kişilerdensin, ne mutlu sana. 2002 -2004 yılları arasında İstanbul'da Muğlalılar Derneği Başkanlığı yaparak bugünkü Fulya'daki dernek binasının alınmasına ön ayak olmuştun. Önceki dönemlerde de yönetim kurulların  faal olarak çalıştığını hep duyuyor, senin adına gururlanıyordum. Muğlamız İstanbul'daki bir temsilcisini ne yazık ki yitirdi. İnsanın kıymeti yitirilince biliniyor. İstanbul'a yolu düşen, üniversiteye giden, işi olan herkese elini uzatarak yardımcı olan bir kardeşini maalesef kaybetti. Hacı Yakası mevkiindeki evimin iç dekorunda bana önerilerde bulunduğun için sana teşekkür borcumu bir yemekle ödeyeceğim vaadinde bulunmuştum. Kemal Yıldıran'a sordum; “Bayramın üçüncü günü geleceğini söyledi.” 'Yatağan'a böyle mi gelecektin kardeşim, hakkını helal et. Bende hakkın yok, varsa da helal-i hoş olsun.” En son seninle Göztepe Et Lokantası'nda Cemal ile üçümüz yemek yiyip rakı içmiştik. Yatağan özlemini sık sık dile getiriyordun. Doğrusu bu kadar erken gideceğin aklıma gelmedi kardeşim. En son Mesut Günay'un oğlunun sünnet gecesi çamlıkta görüşmüş, Bodrum Gölköy'den yazlık aldığın müjdesini bana vermiş, mutlu bir şekilde ayrılmıştık. Son görüşmemiz gözümün önünden hiç gitmiyor arkadaşım. Birde tatlı tebessümle sarılıp kucaklaşmalarımızı hiç unutamayacağım.

Sevgili kardeşim bazen havalar çok değişken olur, tabiat olayı misali, kar, yağmur, dolu, rüzgar gibi… elimizde olmayan nedenlerde buna dahildir. Aramızdan soğuk rüzgarların estiği günlerde bile bir birbirimizi kıracak hiçbir söz ve incitici kelime kullanmadık. Yalnız içimde burukluk hissettiğim günler oldu. Sende bende biliyorduk ki biz birbirimizi seviyor, sayıyorduk. Saygınlığımızı hiç yitirmedik, küsmedik, zaman her şeyi tamir etti. Dile kolay 55 yıl geçen bir ömrün yorgun savaşçıları olarak yaşadık. Ama sen erken pes ettin arkadaşım, hayatı bu kadar ciddiye alarak kendini niye bu kadar çok yıprattın? Ne desek boş.

Bir filozof “ağlamak insanın kendisine acımasıdır” diye tanımlamış. Mustafa biz ağlıyoruz ağlıyoruz da biz kendimize acıdığımız için ağlıyor da olabiliriz lakin; bugünlerde senin yokluğuna alışamadığımız için ağlıyoruz.

Sevgili kardeşim bu satırları senin ardından yazmak ve vedalaşmak elbette kolay değildi. Daha seninle oturup konuşacağım birçok konu vardı. Artık ne hükmü kaldı ne de önemi. Kader mi diyelim? Hayır! Uzaklardan bizi görüyorsan uçurduğun uçurtmanla bulut ötesine gittiğin yerden bizleri görüyorsan bil ki hep seninleyiz, hep seni anıyoruz, hep seni konuşuyoruz.

Toprağın bol olsun, rahat uyu, yorgunluğun dinsin kardeşim. Seni çok özleyeceğiz, kalbimiz seninle, yorgun savaşçı güle güle… sözün bittiği yerdeyiz. Elveda…

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar