Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Kazım Koca

Kazım Koca

Mail: fngmilas2@hotmail.com

ÇÜNKÜ BEN ANADOLUYUM

Gecenin bir vakti uyandım, oturduğum yerde bulunduğumuz coğrafyayı hayal gücüyle Anadolu semalarında sizlerle birlikte gezmek istedim. Bu coğrafyaya Küçük Asya da denilen Anadolu Yarımadası’nı yüksek irtifada; dağlarını, ovalarını, nehirlerini, yaylalarını oturduğum yerden tek tek hayal gücümü zorlayarak görmek, anlamak istedim. Anadolu Yarımadası iç içe girmiş, karmaşık, birbirine zıt sıradağlarla dolu ve bu dağlarda Köroğlu, Dadaloğlu, Battal Gazi gibi kahramanlarımız yaşadı. İnce Memed (Mehmed), Mem û Zîn gibi daha nice hikâyelerin yaşandığı; Yunus Emre, Karacaoğlan gibi tasavvuf erbabı ve şairlerin yaşadığı Anadolu coğrafyası, dağların yamacındaki yaylaları, daha aşağılardaki birbirinden bağımsız ovaları ve yükseklerde çağlayan suların oluşturduğu dereleriyle; düzlüklerinde birleşerek akıp giden Aras, Fırat, Dicle ve daha nice nehirleriyle insanı ve tarihi zenginlikleri bulunan kadim bir coğrafyadır. Medeniyetin başladığı yer olarak tarihi kayıtlar tarafından bilindiği kesindir.
Ya şimdi? Anadolu ovaları, tarlaları bomboş; buğdaylar ve benzeri hububat ekilmez oldu. Yaylalarında ise ayrı bir acı var. Yaylalarında koyunlar otlamaz, kuzular yayılmaz oldu. Sığırlar ise köyden hiç çıkmaz oldu. Akşam olmadan herkes köye koşuyor, damın altında saklanmaya çalışıyor. Çocuklar köyün sokaklarında, harman yerinde oyun oynayamaz, koşamaz oldu. Güneyden kuzeye, doğudan batıya yurdun tüm kırsalında bunlar yaşanıyor.
Oysa kırsalda yaşayan, çalışan, didinen insanların; geceymiş gündüzmüş, onlar için zaman, mevsim ve saat sınırı yoktu. Biz böyle yaşadık. Gecenin herhangi bir vaktinde büyüklerimizle beraber tarla veya bostana su bağlamak ya da hayvanları meraya salmak için evden çıkardık, güneş doğmadan çok önce. Tarlaya suyu bağlardık; toprağın suya doyması gerekirdi. Güneşle birlikte toprağa su vermek ekine zarar verirdi, erken buharlaşır, ekinlere faydası olmazdı. Geceden toprağa su vermek derinlemesine işler, toprak üstü kuru olsa bile altındaki su ekilenlere can suyu olurdu. Verim artardı.
Ya şimdi öyle mi? Elbette değil. Her şey güneşle başlar, akşam olmadan gölgenin düşmesiyle biter; bütün işler bir sonraki güne bırakılıyor.
Daha acısı, Anadolu’nun dağları, tepeleri, vadileri yabancı şirketler tarafından adeta işgal edilmiş durumda. Vahşi bir şekilde geride hiçbir şey bırakmayacak kadar düşmanca bir tavırla dağlarımıza, yaylalarımıza saldırıyorlar. Ne kadar kıymetli yeraltı zenginliğimiz varsa hepsini alıp götürmek için ellerinden geleni ardına koymuyorlar. Bütün bunları yaparken kullandıkları zehirli maddeler yeraltı ve yerüstü sularımıza karışıyor. Gelecek günlerde pınarlarımızdan su içemez olacağız. Aynı zamanda doğamızı geri dönüşü olmayan bir vaziyete bırakıyorlar.
Oysa 1928 yılında Köy Kanunu’nu çıkaranlar, yabancı şirketler veya unsurların köylerde veya sınırları içinde toprak satın alamayacağı, maden işletemeyeceği şerhini koymuşlardı. Yasaklamışlardı. “Madenler halkındır, halkın adına ancak devlet işletebilir” demişlerdi. Bunun ne demek olduğunu biliyorlardı. Düşmanlarını iyi tanıyorlardı. Eğer düşmana fırsat verilirse başlarına ne geleceğini biliyorlardı.
Oysa bugün neyimiz var neyimiz yok, hepsi yabancı şirketlere adeta peşkeş çekilmiş gibi. Yabancı şirketler elde ettikleri gelirin %95’ini kendi ülkelerine götürmek şartıyla madenlerimizi işletiyorlar. Arkalarında binlerce yıl kendini onaramayacak bir şekilde doğamızı bırakıp gidiyorlar.
Bugünlerde Köy Kanunu’nun önemini daha iyi anlıyoruz. Bazen, her zaman olmasa da, zengin toprağın fakir bekçisi olmak daha onurludur.
 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar