O yıllar, köy ve kasabalarda elektriğin olmadığı, şebeke suyu yerine dere, kuyu ve çeşmelerden su taşındığı yıllardı… Yaz günlerinde soğuk su, çevrenin en derin ve meşhur kuyularından, Göktepe’den getirilen kar ve buzhanelerden alınan buz kalıplarıyla temin edilirdi…
Aydınlatma aracı olarak yassı pilli el fenerleri, çıra, sepetli kandil (gemici feneri), idare lambası, lüks lambası ve mum kullanılırdı… Mazot ve Benzin pek bilinmez, bu tür işlerde Gazyağı revaçtaydı… Yörenin tek geçim kaynağı TÜTÜN olduğundan, insanlarımızın bütün hayatı bu tütün işleri çerçevesinde geçerdi: Şubat ayında tütün tohumları ocaklara ekilir, Mayıs ayına kadar fideler büyütülür, Haziran ortasına kadar bu fideler dikilir, Temmuz ayında çapaları yapılır, Ağustos-Eylül-Ekim aylarında da, adına “Dip, Dip Üstü, Üçüncü, Uç Altı ve Uç” denilen tütün yaprakları geceleri toplanır, gündüzleri iğnelerle dizilir, bu iğneler 2,5 ile 3 metre uzunluğundaki tütün değneği veya kargılara geçirilen iplere boşaltılıp, kazıklar üzerine çekilen telden ibaret olan kırmandallara asılırdı… Orada bir hafta kadar güneşte kalan diziler, bu sefer kızgın toprak üzerine serilir, iyice kuruyunca da, değneklerinden çıkarılarak, muhafazalı damlar içinde yığınak yapılırdı…
Kasım ve Aralık aylarında yığınaklardan alınan diziler, tulumbalarla tavlanarak, tütün basma makinelerinde basılır, etrafına çul geçirilip ‘Balya’ veya ‘Denk’ denilen, 50-60 kilo arasında TEKEL veya Tüccar eksperlerinin bakacağı hale getirilirdi… Bu kontroller sırasında damgalanan bu balyalar, Nisan-Mayıs aylarında açılacak “Tütün Piyasası” gününe kadar damlarda muhafaza edilir, kontrolleri yapılır, nemden çürümeleri önlenirdi…
Genelde o zamanlarda İzmir’de bir otel ’de Tekel Bakanları tarafından törenle açıklanan “Tütün Başfiyatı” ile alım-satımlar başlardı… TEKEL fiyatını beğenmeyen tütün üreticileri, ellerindeki sergilerle Tüccara koşar, Tüccar fiyatını beğenmeyenler de TEKEL’e koşarlar, tütünlerini satarlardı… Zati bu ikisinden başka satacak yerleri de yoktu…
Tütüncülük tarihinde ilk defa, CHP+MSP Koalisyon Hükümeti’nin Tekel Bakanı Mahmut Türkmenoğlu, tütün piyasasını İzmir’deki bir otel yerine, 1974’te, Manisa’daki evinde açıkladı… Tütün baş fiyatı 9,5 ile 10,5 lira arasında beklenirken, CHP’li Bakan Türkmenoğlu bu fiyatı “13,5 Lira” olarak açıklayınca yer yerinden oynadı!.. TEKEL, hemen o gece alımlara başladı, iyi tütünleri Tüccara pek bırakmadı… Köylünün ilk defa yüzü güldü, ceplerinde paraları arttı, bu artı parayla ağaların arazilerini ve traktörler satın almaya başladılar!.. Bu olay, tütünde bir devrimdi!..
Bizim köy Bozüyük’e 1972 yılında elektrik gelmiş, çoğu köylü parasızlıktan evine elektrik tesisatı döşetememişti… Ama 1974 yılının tütün parası sayesinde, hemen hemen hiç elektriksiz köylümüz kalmamıştı… Yine aynı tarihe kadar birkaç kişide televizyon varken, bu tarihten sonra köylünün % 80’i televizyon, buzdolabı ve teyp sahibi olmuştu…
1990’lı yılların ortasında tütüne kota (sınırlama) konuldu, tütüncülük bitti… Köylü üreticilerin gelirleri düştü, hayvancılığa ve başka ürünleri yetiştirmeye yöneldiler… Arazilerin çoğu boş kalmaya başladı… Veee beklenen köyden şehre göçler hızla arttı, köy nüfusları azalmaya başladı.
Şimdi 2017 yılına geldik. Devletin resmi istatistik rakamlarından öğreniyoruz ki, kendine yeten bir tarım ülkesi olan Türkiye, tam 136 ülkeden tarım ürünü ithal eder hale gelmiş. Bunların başında et, buğday, mısır, sigara, muz, nohut, pirinç ve hatta “Saman ve Ot” da varmış. Gelin de şimdi; “Toprak işleyenin, su kullananın olacak!.. Ben kendi toprağımda ne ekeceğime kendim karar veririm!..” diyen eski siyasi büyüklerimizi mumla aramayın bakalım!..
“Geçmiş zaman olur ki” başlığıyla biraz gerilere gidip, eski güzel günleri yâd ettik, sürç-ü lisan eyledikse affola!..


























