Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Nevzat Çağlar Tüfekçi

Nevzat Çağlar Tüfekçi

Mail: nevzat@demecgazetesi,com

Gezi ruhu ve bize hatırlattıkları!

 31 Mayıs, Gezi Parkı direnişinin ikinci yıldönümü. Taksim Gezi Parkında ağaç kesimine karşı başlatılan protestolar; bir özgürlük arayışı ve baskılara boyun eğmeme, yaşam alanlarının daraltılmasına ve yaşam biçiminin başkalaştırılmasına izin vermeme mücadelesiydi. Şiddet içermeyen, her yönüyle masum bir direnişti.
Bu direnişte hayatlarının baharında gençlerimiz öldü, kimi gözünü kaybetti, kimisi de kafatasının yarısını. Mehmet Ayvalıtaş(20), Abdullah Cömert(22), Ethem Sarısülük(26), Ali İsmail Korkmaz(19), Ahmet Atakan(23), İrfan Tuna(47), Selim Önder(88), Zeynep Eryaşar(50), Serdar Kadakal(37) ve Berkin Elvan(15) kaybettiklerimiz…
Türkiye, Gezi Parkı eylemleriyle, ‘Y Kuşağı’nın(1990 sonrası doğanlar) politik olaylara ve olgulara karşı ne kadar duyarlı olduğuyla tanıştı. Onlar, interneti ve buna bağlı olarak sosyal medyayı çok iyi kullanıyorlardı. Onlara kızardık; toplumsal konularla, siyasetle ilgilenmiyorlar diye. Büyükler olarak, ülkenin geleceği, bu apolitik(!) gençlerin eline mi kalacak diye üzülürdük. Fakat bizim eleştirdiğimiz bu gençlik; 31 Mayıs’tan sonra, Gezi Parkı eylemleriyle başlayan süreçte, kendileri hakkında olumsuz düşünen, kendilerine eleştiri yönelten herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Direnişleriyle bir destan yazdılar.
Neydi Gezi ruhu? Gezi direnişinde milyonları harekete geçiren kendiliğinden/spontane güç neydi? Gezi ruhu; hegemonya anlayışına, toplumun tek tipleştirilmesine karşı bir özgürlük arayışı ve duruşuydu. Gezi ruhu; doğa ve insan sevgisi, barış, dostluk ve kardeşlik mesajlarıydı. Gezi ruhu; herkesin özgürce yaşaması, yaşam haklarına karışılmaması ve yaşam biçimlerine yön verilmeye çalışılmamasıydı.
Gezi Parkı direnişi ve eylemleriyle, Türkiye çok önemli bir toplumsal süreci yaşadı. Orada insanlar, TOMA’lara, plastik mermilere karşı özgürlükçü bir yaşam anlayışı için mücadele verdiler. Orada, polisin biber gazı sıktığı kırmızı elbiseli kadın, saatlerce hareketsiz duran adam, polise kitap okuyan genç, gaz maskeli semazen, TOMA’nın suyuna göğüs geren değişim öğrencisi Avustralyalı siyahlı kadın, Taksim meydanında piyano çalarak eylemcilere destek veren ve piyanosuna el konulan Alman piyanist… Onların hepsi Gezi eylemleriyle simgeleşen ve akıllarda kalan figürlerdi…
Lobna Allami, iki yıl önce, Gezi Parkı direnişinde ilk vurulanlardandı. 25 gün komada kalıyor, üç beyin ameliyatı geçiriyor. Başına isabet eden gaz fişeği sonucunda kafatasından bir parça alındı. Bildiği herşeyi unuttu. Şimdi hayata yeniden tutundu. Ürdün doğumlu, 14 yaşında Türkiye’ye taşınıyor, 36 yaşında, anadili Arapça. İyileştikten sonra evlendi.
Ayşe Arman soruyor;
“- Şimdi gezi’yi nasıl değerlendiriyorsun?”
“- Biz oraya bu ülkenin daha güzel, daha özgür, daha demokratik bir ülke olması için gittik. Gezi, hepimiz için bir uyanış oldu. Daha önce de bir sürü olumsuz şey oluyordu bu ülkede ama hiçbirimiz sanki yeteri kadar ciddiye almıyorduk, duymuyorduk. Ama çadırlar yakılıp, gençler Taksim’in ortasında vurulmaya başlandıktan sonra insanlar sokağa çıktılar. Hepimiz önemli şeyler öğrendik.
(..) Ben kurtuldum ama bir sürü genç insan öldü. Suçlu değillerdi. Sadece özgürlük istiyorlardı. Yeşil alanın AVM yapılmasını protesto haklarını kullanıyorlardı. O insanların öldürülmesi hak mıydı? Adaletli miydi? Üstelik onları öldürenler, halâ özgürce dolaşıyorlar.” (Hürriyet Pazar, 31.5.2015)

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar