Datça gerçekten de rüzgârın yuvasıdır. Yaz sıcağı sahilleri kavururken Datça püfür püfür eser. Denizin ve kekiğin kokusu burada ayrı bir aromadır. ‘Bal, Badem ve Balık’ bu üç ‘B’li üçleme sık sık dile getirilir gelen misafirlere… Yerli ve yabancı turistlerin beğenisini kazanan Datça’nın ünlü bademi, aynı zamanda her yıl düzenlenen film festivaline ‘’sembol’’ isim olmuştur. Belediye Başkanı üretkenliği ve çalışkanığı ile Datça’nın gelişmesine ön ayak oluyor. Dışarıdan gelen sanatçılara kolaylıklar göstererek yardımcı oluyor. İşte bunlardan birisi de ilçemizden Hürriyet Deniz kardeşimiz. Hemşerimiz Hürriyet Hanım, yıllar önce sazak mevkisindeki evinden eşi ve çocuklarıyla Datça’ya taşınır. Zor şartlar altında, emeğiyle hayat mücadelesini daha önce bilmediği, görmediği Eski Datça’da devam ettirir. Sonunda Belediye’nin ve başkanlarının desteğiyle el işleri, kilim ve halı dokuma sanatını öğrenir. Kendisine tahsis edilen işyerinde yaptığı, ürettiği el sanatlarını satarak hayatını düzene sokar.
Daha önce sizlere, Altın Badem Film Festivalinin bu seneki yansımalarını ve ödül alan sanatçıları anlatmıştım. Geceleri festivalin gösterilerine katılıyorduk. Gündüzleri eşimle beraber değişik koyları ve tarihi yerleri geziyorduk. Eski Datça’yı ve Can Yücel’in evini merak ediyor, bu geziyi en son ki güne bırakmıştık. Neyse, dönüş günü bu merakımızı da giderdik. Eski Datça, bugün ilçenin bir mahallesi gibi. Tek ya da çift katlı taş evlerden oluşan Eski Datça’da kapı önlerini dev begonviller süslüyor. Küçük meydana açılan Arnavut Kaldırımı sokaklarsa konuklarına Akdeniz sıcaklığını hissettiriyor. Can Yücel’in evini soruyoruz, gösteriyorlar. Ancak kapılar kilitli. Dışarıdan bahçeden birkaç poz resim alıyoruz. Eşi Can Yücel’in mezar taşlarına yapılan çirkin saldırıya ve vefasızlığa haklı olarak kırıldığı için İstanbul’a dönüyor.
Bizler de kınıyoruz. Lakin Ne diyelim? Ülkemizde maalesef sanatçılara ve eserlerine değer verilmiyor. Umarım, gelecekte bu işler düzelir ve yoluna girer. Büyük şairin ruhu şad olsun. Işıklar içinde yatsın.
Dönüşte, küçük meydanı geçince dışarıda asılı kilimlerin ve el işlerinin renkli motiflerinin cazibesiyle Hürriyet Abla’nın dükkânına bir anda bodoslama dalarak ‘Bunları siz mi dokuyorsunuz?’ demişim. Kardeşi beni tanıyarak ablasına tanıttı. Bol bol Yatağan’ımızı konuştuk. Kahvelerimizi yudumlarken hayat hikâyesini anlattı. Burada ona küçük büyük herkes Hürriyet Abla diye hitap ediyor. Yaptığı el emeği ürünler, kaneviçeler, bebekler, süslemeler, takılar, biblolar ve heybelerin yanı sıra dokuduğu kilimlerde büyük rağbet görüyor. Önceden aldığı siparişler de çok. Hemşerimizle ne kadar övünsek azdır. Bravo. Az daha yazmayı unutuyordum. İlçemiz sazak mahallesinden Ömer Azılı’nın kızı olan Hürriyet Abla, Yatağan’ımızın özlemini çekse de Eski Datça’nın göz bebeği olmuş. Kendini sevdirerek Datçalı olan Hürriyet Abla’yı yolunuz o tarafa düşerse mutlaka ziyaret ediniz. Kime sorarsanız gösterir. Acı bir kahvesini içerek Datça hatırası bir şeyler satın alabilirsiniz. Yatağan’ın bir temsilcisi gibi misafirperverliğini sizler de tanık olacaksınız. Ayrılırken bir ressamın yaptığı portresinden bana, eşime de Datça magnetlerinden hatıra olarak hediye etti. Teşekkür ederek ayrıldık. Umarız seneye tekrar görüşürüz. Hürriyet Abla’yı mutlaka ziyaret ediniz.






















