Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

İNSANLIK VİCDANI…

 12 Şubat Salı günü Hürriyet gazetesinde Hürriyet Gazetesi Yazarı Sedat Ergin’in yazı konusu Ergenekon davası tutuklusu İnönü Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’ydu  ve yazının başlığı ise  "İnsaf Ölçüleri Yitirildiğinde..." idi. Ergin, yaşanan süreci  “vicdanların paslanması” olarak tanımlıyordu.  13 Şubat 2013  akşamı CNN-Türk’teki Ahmet Hakan’ın  “Tarafsız Bölge” programında Hilmioğlu’nun avukatı ve ağabeyi Hayati Hilmioğlu’nun  çığlığı içimi, vicdanımı acıttı. Vicdan, bir ortak insanlık değerinin ölçüsüdür. Haksızlıklar, adaletsizlikler, yoksulluklar karşısında ortaya çıkar. Vicdanlı olmanın sağcısı, solcusu, Kürdü, Türkü olmaz. Sadece “insan” olmak yeterlidir.
Fatih Hilmioğlu iki dönem İnönü Üniversitesi’nde rektörlük yaptı. Bir kamu görevini yerine getirdi. Kendisi tıp profesörü (gastroenterolog). Yaklaşık on  yıl önce Malatya’da yapılan Ulusal Süperiletkenlik Sempozyumu yemeğinde kendisini tanımıştım. Genç, dinamik, çalışkan, yurtsever bir aydın, bir rektör portresi çizmişti. Armutlarla, elmaların karıştırıldığı Ergenekon davasından tutuklu.  Tutukluluk süresince oğlunu trafik kazasında kaybetti. Cenaze töreninde tabuta sarılırken çekilen ve basına yansıyan fotoğraflarda yaşadığı acı çok açıktı. Tutukluluk süresince sırasıyla  önce yüz felci, sonra siroz, karaciğer kanseri, yemek borusu rahatsızlığı, şeker ve depresyon  rahatsızlıklarına yakalandı. Yargı bürokrasisi hastane raporunu değil de adli tıp raporunu göz önünde alarak Hilmioğlu’nun tıp fakültesi hastanesinde tedavisini önlemekte ve kötü sona doğru hızla yol alınmaktadır. TV programında avukatı ve ağabeyi “Suçsuz bir insanı savunuyorum bu davada. İddiaları yargılama aşamasında çürüttük. Son görüşmemizde ‘Boşuna tahliye talep etme, beni sağ çıkarmazlar. Mahkeme üyeleri birtakım güçlerin etkisi altında’ dedi” şeklinde çarpıcı açıklamalar yaptı. Hilmioğlu’nun  gittikçe yaşama umudunu kaybetmekte olduğu çok açık. Ülkenin demokratik güçleri bu hukuksuzluklara daha güçlü  itiraz etmelidir.  Yılların hukuk insanı Turgut Kazan TV’deki Tarafsız Bölge  programında söylediği  “Devlet yurttaşlarının yaşama hakkını her bir koşulda sağlamak durumundadır” saptaması günümüzde askıya alındığı gözükmektedir.    Ülkedeki yargının içler acısı, adalet dağıtmayan bu görüntüsü ülkeyi yönetenlerin içindeki “insan olmak” duygularını biraz bile sarsmıyor mu? Sedat Ergin’in yazısı, TV’deki Hilmioğlu’nun ağabeyinin çığlığı benim yüreğimi acıttı, vicdanımı sızlattı, insan olma değerlerimi sarstı. Vicdanlar kör olmamalı. Ortak vicdan bu hukuksuzluğu, “insansız yargıyı” mutlaka aşmalıdır.
Ülkede yaşanan yaygın hukuksuzluklar sadece Hilmioğlu ile sınırlı değil. Sadece gazetecilik yapan Mustafa Balbay dört yılı aşan bir süredir tutuklu. 14 Şubat 2013 Perşembe  tarihli Cumhuriyette Mustafa Balbay’ın “Gündem” köşesi yine boş. Köşesinde sadece  “Mustafa Balbay 1442 gündür tutuklu, hücrede 720. gün ve milli irade 615 gündür tutuklu” yazıyor. Gazetede Balbay’ın “Bütün vicdanlar kurudu”   şeklindeki demeci ise manşette. Balbay demecinin devamında “Elde bir tek ölmek var. Bütün vicdanlar kurudu… Birtakım tahliyeler hakimler gece yatağından kaldırılıp yapılıyorsa, hukuk gece işliyor demektir. Bu yargıyı iktidar kurdu, iktidar şimdi kendi yargısını yeniliyor” açıklamaları öne çıkmaktadır. 14 Şubat 2013 tarihli Milliyet Gazetesi’nde artık bir liberal olduğunu ifade eden Hasan Cemal yaşanılanları “Adaleti tıkayan engeller kalkmıyor. Düne kadar asker-sivil bürokrasinin vesayetinde olan yargı düzeni, görünen o ki, son yıllarda bu kez siyasal iktidarın vesayetine girmeye başladı. Yargıda bir uçtan öbür uca doğru bir savrulma yaşanıyor.” diyerek yargı üzerindeki siyasal iktidar vesayetini önemle işaret ediyor.
Sayın Başbakanın son günlerde yargıdan şikayet etmesi, eski Genel Kurmay Başkanı Başbuğ’un asla terörist olmayacağına, orduda subay kalmadığına yönelik açıklamaları ve siyasal iktidara darbe yapmak savıyla 18 yıl ceza almış Ergun Paşa’ya hastanede ziyaret etmesi, elini tutan fotoğraflar vermesi  ilginçti. Başbakanın  zihin dünyasında   hangi siyasal gerekçeler olursa olsun  bir hastaya ziyareti olumlu ve insani bir tavırdır. Ama iktidar olarak yaratılan bu hukuksuzlukları önleme adına adımlar atmalıdır.   Anayasa referandumuyla hayatımıza giren bu yargı garabetini önleyerek  Türkiye bir hukuk devleti olduğunu göstermelidir. 4. Yargı paketi olarak isimlendirilen pakette sadece KCK davasından yargılananları  değil tüm Ergenekon, Balyoz vb. davalardan yargılananları da kapsamalıdır. Aksi takdirde ülkedeki iç barışın  yara alacağı çok açıktır.  Siyasal iktidar destekçisi Star gazetesinde 13 Şubat 2013 tarihinde  Mustafa Akyol köşesinde  cemaatin düzenlediği Bolu Abant toplantısını köşesine taşır. Akyol,  bir tartışma başlatmak amacıyla “Türkiye’nin sadece PKK hareketiyle  değil, “darbeci” ve “Ergenekoncu” dediğimiz çevrelerle de bir barışa ihtiyacımız var. Oysa hesaplaşma diye sürekli yeni tutuklamalar, hapisler yaşandıkça, bu uzlaşma mümkün olmuyor” şeklinde konuştuğunu ve katılımcılardan saflık ve Pollyannacılık şeklinde tepki ve eleştiri aldığını yazıyor. Bu çok ilginç ruh hali  yargıda yaşananları da açıklıyor.
Türkiye referandum sonrası yargıdaki yapılanmalarla hukuk devleti olma özelliğini tümüyle yitirdi. Yargı nesnelliğini yitirmiş durumda.   İnsanlar cezaevlerinde rövanşif duygularla çürütülüyor. Sağcı, solcu, alevi, sünni, Kürt, Türk tüm aidiyetlerimizin dışında ortak “insan olmak”  aidiyetiyle bu hukuksuzluklara itiraz etmeliyiz. Hilmioğlu, Balbay ve pek çok insanın özgürlüğüne, sağlığına kavuşmasına  demokratik katkılar sunalım. Hiç tanımadığımız insanlar için bile “yaşama hakkı”nı ve hukukunu  savunmak bir erdemdir.
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar