Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Hamdi TOPÇUOĞLU

Hamdi TOPÇUOĞLU

Mail: egerem@yahoo.com

KARABİBER

                                      
 
Çaldere’yi bilir misiniz?
Ya Yemişendere’yi?
Sarhoş Çayı nerede, nasıl akar, kaç cana can suyudur hiç düşündünüz mü?
Göktepe denilen yer, sizce de sadece bir dağ mıdır?
Yine yollardayım.
Bu dağlarda dolaşmadan, bu derelerden geçmeden yaşadığımı hissetmiyorum.
Ama insan olmaktan her gün daha çok utanıyorum.
İnsan eliyle daha bir güzelleşmiş, kuşa kurda yaşanası bir yurt olmuş bir yer arıyorum bu dağlarda; ama yok…
Yazık ki buralarda insan, yaktığı biçtiği orman; kömür, maden, mermer diye diye delik deşik ettiği yamaçlarla var.
Yak, yık talan et!..
Niçin?
Enerji için.
Öyle ya enerjiye ihtiyacımız var.
Bodrum’a, Marmaris’e, Fethiye’ye turistler gelsin, klimalı odalarda otursun; geceleri lazerlerin gökyüzünü deldiği barlarda fink atsınlar… Şatafatlı alışveriş merkezlerimiz olsun. Gazetelerimiz şarkıcı mahdumunun kökü bilmem hangi memlekette mağazalardan ayda 20 bin liralık giysi aldığını, bilmem hangi iş adamının bir gecede bir gece kulübünde 15 bin lira harcadığını yazsın…
Lüks, daha lüks arabalara binelim, şato gibi evlerde oturalım…
 
Bu oyundan sularına el konulan, havası termik santrallerin zehirli gazlarıyla kirletilenlere de  açlık yatıştırma parası çıksın…
 
Yine yollardayım.
 
Çaldere’ye kilometrelerce borular uzatılmış. Çaldere suyu hayvanat bahçesinde bir küçük kafese mahkûm Afrika aslanından farksız: suskun, uyuşuk…
 
Aklımda Karabiber…
 
Karabiber, 70’li yıllarda bölgemizde yaşanan süreci bir çocuk ve köpeğin üzerinden anlatan “Şehre  Kaçış” adlı romanım kahramanı. Kısmetse gelecek hafta sizlerle tanışacak.
 
 
Karabiber, doğu dağlarında (Göktepeler olmalı) büyümüştür. Yörede ondan çeviği yok. Sürüsünü birkaç dakikada bir dağdan ötekine geçirir. Bu çok görmüş, esaslı yaşamıştır. Dağlarda tırnağının batmadığı toprak, toynağının yıkanmadığı su yoktur.
 
Karabiber, büyüyen sürüsünü doyurmak ve korumakta her geçen gün daha da zorlanmaktadır. Nereye baksa insan vardır. Gece gündüz çalışan maden ocaklarının ve dev kamyonların gürültüleri yüzünden uyuyamaz, dost düşman seslerini ayırt edemez olmuştur.
 
Ona kalsa dağlardan hiç inmeyecektir ovaya. Ovaya inmenin, ölüme bir adım daha yaklaşmak olduğunu iyi bilmektedir. Ne var ki dağlar işgal edildikçe sürüyü ovaya indirmekten başka çıkar yol bulamamaktadır. Üstelik yeni kuşak domuzlar, ovalardaki besinlerin tadına alıştıkları için canlarını tehlikeye atmaktan çekinmemektedirler.
 
Bir dönemeçte durup Karabiberlerin yavruları nereden su içer, kilometrelerce uzanan bu borulardan karşı yamaçlara nasıl geçer, diye düşünüyorum.
 
İçim acıyor. Hem de çok. Karşı yamaçlardaki kayalara bakıp sesleniyorum:
 
Ey Allah inancını pazarlayarak mevki ve mal mülk sahibi olan, bir kez olsun, suyunu sana bir damla bırakmamak üzere Karabiberlerin aldığını düşün.
 
Ey Allah’ın yeryüzündeki her şeyi kendisi için yarattığına inanan, Karabiberler dişlerinin yalnız yavrularını beslemek için solucan kazmaya değil, sularını geri almak için senin borularını delebileceklerini öğrendikleri günü hayal et!
 
Ey sokak köpeği için koyduğu bir tas suyla vicdanlarını yıkayan kentsoylu kardeşim klimalar karşısında serin serin otururken,  gündüz gibi aydınlatılmış caddelerde yürürken ne olur bir kere de dağlardaki Karabiberleri anımsa!  
 
Dere kupkuru. Söğütler ölgün, kavaklar yanık. Bir süre kırlangıçların dereye nafile
inişlerini seyrediyorum. Daha geçen yaz su içtikleri derelerde onların kıyameti kopmuş,
haberimiz yok.
Şimdi Karabiber çıkıp gelse ve “Sen insan, ben domuz! Öyle mi? Hadi canım sende!”  dese...
Sizi bilmem; ama benim sözüm, kısa ve net olurdu:
“İnsan olmaktan utanıyorum.” 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar