Modern çağda çatışmalar, en güçlü devletlerin bile gücünün artık yalnızca kendi kapasiteleriyle yeterli olmadığı; çatışma halinde oldukları devlet veya devletlerle kısmen ya da tam kapasite mücadele edebilmek için başka devletlerle işbirliği kurma ve güç birliği yaparak birlikte hareket etme ihtiyacının doğduğu bir döneme işaret etmektedir. Tek başına ne kadar güçlü olursa olsun, başarıya ulaşmanın kolay olmadığı açıktır.
Uluslararası ilişkilerde ve devletlerin başarısını belirleyen temel ilke; güç ile hedef arasındaki dengenin doğru şekilde kurulması, psikolojik ve stratejik savaş kurallarının dikkate alınmasıdır. Çünkü bu ilişkiler dengeli ve doğru kurulmadığında imparatorluklar ortaya çıkabildiği gibi, yanlış hesaplamalar sonucunda devletler felakete sürüklenmiş ve pek çok devlet ile imparatorluk tarih sahnesinden silinmiştir.
Modern çağda ayakta kalabilmenin denklemi milli güç üzerine kurulmalı ve yerel şartlar esas alınmalıdır. Ancak milli kapasitenin tek başına yeterli olmadığı anlaşıldığında ittifaklara, teknolojiye ve diplomatik çalışmalara da ihtiyaç duyulduğu hesaba katılmalıdır. Artık savaşların çok katmanlı bir yapıya dönüştüğü bir dönemde olduğumuz asla unutulmamalıdır.
Çağımızın savaşları bölgesel olmanın yanında küresel stratejiyi belirleyen birleşik güç ile şekillenmektedir. Bu durumu doğru analiz etmek, bölgesel ve küresel güçlerle birlikte hareket edebilmek, milli gücün toplamını belirleyen unsurlardır. Aksi halde tek başına başarılı olmak mümkün değildir. Günümüzde güç tanımı değişmiş, siyasette–ticarette ve savaşta (Milli Güç + İttifak Gücü) birleştiğinde başarıyı getiren yeni bir döneme girilmiştir. Ancak belirsiz ittifaklar bazı durumlarda zararlı da olabilir.
Milli güç ile ittifak gücünün birleşmesi her zaman iki yönlüdür ve dengede tutulması gerekir. Hiçbir zaman sınırsız değildir. Örneğin (İsrail–İran ve Rusya–Ukrayna) arasındaki savaşlarda olduğu gibi (Hindistan–Pakistan) karşı karşıya gelişlerinde de bunu görmekteyiz. Bu savaşlara destek veren devletler istedikleri anda çekildiklerinde savaşların kaderinin nasıl değiştiği ortadadır.
Örnek verecek olursak:
Napolyon’un coğrafya ve lojistik gerçekleri hesaplamadan Rusya seferine çıkması, Fransa İmparatorluğu’nun sonunu getirdi.
Sovyetler Birliği, Afganistan’da süper güç olmanın yetmediğini, ekonomik dayanıklılığın sınırlı olduğunu tecrübe etti.
ABD–Vietnam savaşında ise teknolojik kapasite ile siyasi hedef arasındaki fark gözetilmedi ve sonuç ABD’nin yenilgisiyle sonuçlandı.
Büyük güçler olan ABD–Rusya ve Çin kendi içlerinde büyük rekabet halindedir. Zaman zaman tutum ve davranışları sertleşse de her biri nüfuz ve ticaret alanı genişletmek adına hamle yapar. Dünyanın diğer güçleri bu adımları takip eder ve pozisyon alırlar. Böyle dönemlerde bölgesel güçler taraf seçerek alan kazanmaya çalışırlar ancak bazen alan kaybettikleri de görülür.
Uzun süredir Çin ve Rusya başta olmak üzere Batı karşıtı devletler, çok kutuplu dünya tezini güçlendirme gayretindedir. Onlara göre ABD dağılmalı, doların hakimiyeti sona ermeli, dünya ticareti dolar sarmalından kurtulmalı ve NATO tasfiye edilmelidir. Şimdilik bu çabalar beyhude görünmektedir. Geleceğin ne göstereceğini ise zaman belirleyecektir. ABD ile Rusya’nın hiçbir zaman birbirlerinin kırmızı çizgisine tam anlamıyla dokunmadıkları Alaska görüşmesinde olduğu gibi, uzaydaki alan paylaşımı için bile bir araya gelebildikleri unutulmamalıdır.
Türkiye kısmına geldiğimizde:
Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik düşmanlık, devşirme unsurlar üzerinden ülkenin bölünmesi çabaları ve uniter yapının zayıflatılması hedefi tarih boyunca sıcak tutulmuştur. Ancak Türkiye Cumhuriyeti bu projelere karşı iç cepheye yönelik saldırıları bertaraf edecek imkan ve kabiliyete sahiptir. Yakın tarihimizde bunun örnekleri vardır ve Türkiye bunu yapacak yerli ve milli güce sahiptir.
Bunun için iç ve dış düşmanlara karşı ülkesinin bölünmez bütünlüğünü savunacak, Cumhuriyetin kuruluş felsefesini benimsemiş vatansever yeni nesil ve siyasi yapıya ihtiyaç vardır. Türkiye’de yurtsever insan potansiyeli mevcuttur ve hiç kimseye pabuç bırakmayacak güçtedir.
Dünyada güç mücadelesi hiçbir zaman bitmeyecektir. Dikkatli olmalıyız.























Yorum Yazın