Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

Müzik Öğretmenimin Ardından…

 17 Aralık 2012 Pazartesi öğleden sonra dersim bitmiş  saat 16.00'da odamda çay içiyordum. Sırasıyla önce Ortaklar İlköğretmen Okulundan kimya öğretmenim Raif Türk, sonra Adabelenli YKKED-Yönetim Kurulu üyesi arkadaşım Yavuz Anaç  telefondaydılar. Acı haberi bana iletiyorlardı. Ortaklar İlköğretmen Okulundaki  müzik öğretmenim Yüksel Oğuz vefat etmişti. Ertesi günü cenazesi Hatay'da Hakimefendi camisinden kaldırılacaktı. Telefonlara mesajlar, bilgiler akmaya başladı…

            Masamda donakalmıştım… İçim acıyordu… Tarihimden  aydınlık  bir sayfa kopmuştu sanki… Yaklaşık altı ay önce Çeşme Altınyunus'taki  Adabelenliler gecesinde eşi Ali Bey ile beraberdiler. Karşılaştığımızda sarılmış,  sohbet etmiştik.  Yüksel Oğuz kimdi? Sayın Yüksel Oğuz 1938 Kayseri doğumluydu.  Konya Kız İlköğretmen Okulu çıkışlıydı. 1960 yılında da Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik bölümünden   mezun olarak Muğla Kız Öğretmen Okulu müzik öğretmenliğine atanmıştı. 1962 yılında da Gazi Eğitim  1959 çıkışlı müzik öğretmeni Ali Oğuz ile evlenerek Ortaklar İlköğretmen Okulu'na atanmıştı. 1962-1974 yılları arasında karı-koca Ortaklar İlköğretmen Okulu'nda çalıştılar  ve 1974 yılında İzmir Hürriyet Ortaokul'una atandı.  Göztepe Kız Meslek Lisesi'nden 1984  yılında emekli olur. Yüksek öğretim görmüş Okan ve Okşan'ın sevgili annesi, yetiştirdiği yüzlerce öğrencinin “Müzik Öğretmeni Yüksel Hanım”  olarak öğretmenimizi 18 Aralık 2012 Salı günü Buca-Kaynaklar Gökdere mezarlığında büyük bir acı ile sonsuzluğa uğurladık.

            İnsan yaşamında her daim  iz bırakan öğretmenler vardır. Benim yaşamımda da Yüksel Hanım öyle bir öğretmendi. İlk kez müziği  2-3 yaşlarında sevgili babamın çaldığı mandolin sesiyle algılamıştım. O yıllarda kocaman pilli radyolar vardı. Piller de çok pahalıydı. Çocukluk yıllarımda (1956-1965) radyomuzun çalışabildiği aylar çok azdı. Bizim evde müzik sadece babamın mandoliniydi. Köy Enstitüleri tüm boyutsal zenginlikleri dışında bir müzik okuluydu ve her öğrenci mandolin çalmak zorundaydı.  Babam  aynı zamanda ilkokulda öğretmenimdi, evde , okulda mandolin hayatımızın içindeydi. Sonra sevgili ağabeyim  1964 yılında  Gönen İlköğretmen Okulu öğrencisi oldu. Bizim evde mandolin çalanlar ikiye çıkmıştı. Ben de iki basamaklı sınavları başararak 1966-1967 öğretim yılında 11 yaşında parasız-yatılı  Ortaklar İlköğretmen Okulu öğrencisi olmuştum. Mandolin çalmaya ve oradan da saza geçmeyi  çok arzuluyordum. 1. Sınıfta müzik öğretmenimiz Yüksel Hanım ve zorunlu çalgı mandolin değil flüt idi.

            Ortaklar İlköğretmen Okulu, Ortaklar Köy Enstitüsü'nün 1954 yılında DP iktidarı tarafından  kapatılıp İlköğretmen  Okulu'na dönüştürülmesiyle kurulmuştu. Kapatanlara rağmen Köy Enstitüleri rüzgarlarının estiği eğitim kurumlarıydılar. Öğrenci örgütü seçimleri, cumartesi toplantıları, okul tarım alanlarının-okul mekanlarının  üretim-bakım işlerinin  öğrenciler tarafından yerine getiriliyor olması, müzik, resim , halk oyunları ve  spor etkinlikleri  öğrenci yeteneklerinin gelişimi anlamında  tıpkı Köy Enstitülerinde olduğu gibiydi.  Öğretmenler okul lojmanlarında kalıyor, öğrenciler öğretmen ailelerin de barındığı bir yerleşkede her tür insani sıcaklığı da yaşarak iyi bir öğretmen olarak yetişmenin tüm özgünlüğünü yaşıyorlardı.  Sayın Başbakanın  son günlerde dillendirdiği “gözbebeği” eğitim kurumunun tarifi yok.  İçi boş… Ama  babamın yaşadığı Kızılçullu Köy Enstitüsü  ve benim yaşadığım Ortaklar İlköğretmen Okulu gerçekten gözbebeği eğitim kurumlarıydı.  Anlamlı ve değerliydi… Oralardan da hiç satanist yetişmemiş; aksine yurtsever, hümanist, sanatla barışık bireyler yetişmiştir.

            Sevgili Öğretmenim Yüksel Hanım, kısa boylu, sevimli,  hanımefendi, anlayışlı güzel bir insandı, öğretmendi.  Bir Cumhuriyet kadınıydı. Onda  aynı zamanda  bir anne duyarlılığını hissederdik. . Olağanüstü bir sevgi ve saygınlığı vardı. Okulda iki adet piyanolu müzik salonu vardı. Pedagojik gelişim süreçlerimize uygun olarak her ay bir okul şarkısı öğrenirdik. Şarkılar öğrenirken müziğin matematiğini de kavrıyorduk. Önce tahtaya notalar yazılır. Sonra solfeji yapılırdı. Sonra da flüt ile çalmamız istenirdi. Yüksel Hanım bazen de piyano ile bir şarkı çalar, bizden de notalarını isterdi. Okulun her köşesi  sınav  dönemlerinde flüt sesiyle yankılanırdı. Adölesan döneminde çoğu arkadaşım solfejde çok da başarılı olamıyordu. Ben resimde çok iyi değildim ama müzikte gayet iyiydim. O nedenle Yüksel Hanım beni okul flüt takımına almış, çok sesli parçalarla 16 Mart konserlerine çıkmıştık.   Ortaklar'dan Yüksek Öğretmen Okuluna gittiğim 1972 yılına kadar sanatın, sporun her alanında, olağanüstü bir eğitim cennetinde yer alarak  hayatım anlamlaşmıştı.

            Yüksel Hanımının kaybı haberi sonrası koltuğumda düşünürken  sevgili öğretmenimin bizlere öğrettiği “Dostluğun bir sevgisiyle toplandık her an burada, bu sevgi bağı kopmaz hiç, dağılsak bir gün yurda…”, “ Ey çoban nedir kederin, senden ırak mı sürülerin…” şarkıları kulaklarımda çınladı.  Cumartesi toplantılarında yaklaşık bin kişiyle söylediğimiz Öğretmen Marşı ve  “Alnımızda bilgilerden bir çelenk…” dizeleriyle büyük bir coşkuyla seslendirdiğimiz İstiklal Marşını ve pek çok okul şarkısını  anımsadım. Yüreğimle, beynimle öğretmenime sevgiyle, saygıyla selamladım.

            Yıl 1974… Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü 2. Sınıf öğrencisiyim. Eşim Ayfer Kocabaş Buca Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü 1. Sınıf öğrencisi. Zor yıllar, olaylar ve kargaşa dolu günler. Buca Eğitim Fakültesi müzik bölümü öğrencileri Alsancak'taki Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Şef Erdoğan Okyay yönetiminde çok sesli koro çalışmaları yapıyorlar. Yeni başlayan bir ilişkiyi geliştirmek adına her çalışmada ben de ordayım.  Çalışma süresince zaman zaman şarkılara boş durmamak adına ben de katılmaya çabalıyordum.  Sayın Okyay ilk  gün çalışmada   “Arkadaşlar içinizde kötü bir ses var. Ne olur sussun. Ben onun kim olduğunu biliyorum”  dedi. Önce anlamadım.  Bir süre sustum. Sonra ezgiye tekrar katıldım. Sayın Okyay'dan tekrar bir uyarı aldım. Benzer uyarıyı da sevgili Ayfer'den sertçe aldığım için susmanın dayanılmaz ağırlığını yaşamıştım. Yıllar geçti…2000 yılında İzmir'de rektörlük seçimleriyle ilgili yaklaşık 700 kişinin  katıldığı bir toplantıyı yönetiyordum. Toplantı bitti. Konservatuar öğretim üyelerinden Prof.Dr. Önder Kütahyalı yanıma geldi. “Hocam ne güzel sesiniz var… Bu sesi neden değerlendirmediniz?” diye sordu. Şaşırmıştım… “Hocam ben 22 yıldır bir müzik eğitimcisi  ile evliyim. Bana bu konuda bir şey söylemedi” dedim. Gülüştük. Öğretmenimin kaybı haberi gelince bu anektodları anımsadım.

            Sevgili Yüksel  Öğretmenim, sesimizi kullanmayı, hayatı, insanı sevmeyi, hayatın içindeki çok sesliliği, sanatın, müziğin estetiğini, zerafetini  Adabelen'de siz öğrettiniz bizlere. Yaşamım boyunca sizi unutmayacağım ve sizi hep çok seveceğim. Toprağınız bol olsun…

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar