Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Nevzat Çağlar Tüfekçi

Nevzat Çağlar Tüfekçi

Mail: nevzat@demecgazetesi,com

SENDEN OLMAYANIN, YAŞAMA HAKKI YOK MU?

 Ülke olarak veya dünya ölçeğinde, her gün insan ölümleriyle karşılıyoruz. Her sebepli/sebepsiz ölüm, bizde derin yaralar açar, benliğimizde, telafisi mümkün olmayan uçurumlar yaratır. Sorguluyoruz; bu insan yaşanacak onca hayatı varken neden öldü, öldürüldü veya kendisini niye feda etti diye… Soruyoruz, her insan için ölüm kaçınılmaz son mu diye. Evet, tüm canlıların başına gelen en belirleyici, nihai ve kaçınılmaz gerçek, ölüm. Her canlı, doğar, yaşar ve ölür. Doğanın diyalektiği böyle... Bu, yaşamın bir kuralı ve gerçeği… Hiçbir zaman ölümden kurtuluş veya kaçış yok…
Her ölüm, acı vericidir. Erken ölümler, daha çok acı verir insana. Her ölüm, herkes gibi, yakınımız olsun veya olmasın, bizi üzer. Her toprağa verilen vakitsiz ölümde kendimizden bir şeyler eksildiğini hissederiz. Yaşamlarının baharında meydana gelen ölümlerde; yaşamın, bu insanlar için daha terk edilmemesi gereken bir alan olduğunu düşünürüm.
Ülkemizde ve sınırlarımız dışında ölümler devam ediyor, acı ve gözyaşı dinmiyor… Birçok öldürmeler, Allah adına, din adına yapılıyor. Allah’ın kitaplarında ve buyruklarında insan öğesi ve yaşatılması esas alınırken; bu ölümler-öldürmeler kafa kesilerek yine Allah adına tekbir getirerek yapılıyor. Bunun kutsal değerler(Allah-din vd.) adına bir açıklaması olabilir mi?
İnsan ölümlerinin, nedeni ne olursa olsun, bu ölümlerin(resmi görevli ve/veya sivil) sona erdirilmesi, evlat acılarının son bulması için bir şeyler yapılıyor mu? Sorunun çözümü ve bir barış ortamının yaratılması için olağanüstü bir çabanın gösterildiğini söylemek mümkün değil. Bu ülkede yine ölümler üzerinden siyaset yapılmaya, benim ölüm-senin ölün şeklinde, insani olmayan, suni ayrımlar yapılıyor. Sanki kendisinden olmayanın ölümüne çok üzülmeyen, onların yaşamaması gerektiğini düşünen insanlar duruyor karşımızda!
DİNİ FANATİZM!
Suruç’ta, Kobani’ye gitmek isteyen gençlerden, 32 kişinin canlı bomba tarafından öldürülmesi, yüzlercesinin yaralanması üzerine; onların orada ne işi vardı diyen, öldüreni değil adeta ölenleri suçlayan açıklamalar oldu. Kendisinden olmayanın, ölümünü kutsayan, savunan ve meşrulaştıranlar var sanki! Tüm bunlar ne için? İnsan, insana; dili-dini-milliyeti-rengi ve sahip olduğu siyasi kimlikten dolayı niye yaşam hakkı tanımaz? 12 Eylül 1980 öncesinde; Kahraman Maraş’ta, Çorum’da Alevi vatandaşlarımıza karşı yapılan saldırı ve kıyımın, nedeni neydi? Sivas-Madımak Otel’de, 33 yazar-sanatçı aydın kişi niçin yakılarak öldürüldü? Şimdi de Suruç katliamı… Tüm bunlar, tarihsel süreç içinde dini fanatizmin, kendisinden olmayana hayat hakkı tanımayan ve onları nasıl vahşice katlettiğinin somut göstergeleri…
Ülkemizde, her gün yeni insanlarımızın(asker-polis-sivil) ölmesine seyirci kalınmamalıdır. Parlamento, bir uzlaşma platformu/yeridir. Parlamento çatısı altında, her parti ülkeye ait sorunların çözümü için biraya gelebilmelidir. İç barışın sağlanması da, çözüm bekleyen bu sorunlardan birisidir. Siyasi egoların yarattığı dışlayıcı tutum ve davranışlar ise, iç barışın önündeki en büyük engeldir.
Bir alıntı: “Suruç’ta iki taraf var: biri şer, biri hayır. Şer tarafında dindar olan var, kendi inancından olmayana yaşam hakkı tanımayan, İslamiyet için öldüren. Öldürdükleri ise hayır için gelen sosyalist gençler. İnsanlar daha iyi yaşasın, çocuklar daha mutlu olsun isteyen, dayanışmaya, kardeşlik oluşmasına katkı yapmaya gelenler. Ölenlerin gündeminde ne savaş var, ne kavga, silah, ne kimsenin hakkını almak.” Bilge Selçuk, Koç Üni. BiRGün Pazar, 26.7.2015)

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar