Muğla
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

Mail: kemal.kocabas@deu.edu.tr

TERÖR, SEÇİMLER VE SAĞDUYU

 Türkiye;  şiddet, ölüm,  kan ve gözyaşı içinde yoğun bir kaos yaşıyor. Anaların, ailelerin medyaya yansıyan  çığlıkları, acıları  yürekleri yakıyor.  Toplumsal vicdan yaşanılanlardan  rahatsız. Siyaset kurumu ise  halkın yaşadığı bu acılar karşısında iktidar kaygılarıyla  net çözümler üretemiyor, ülkede barış iklimini yeniden oluşturma, empati geliştirme  çabaları içerisinde maalesef olamıyor.
7 Haziran seçimlerinde  seçmenler on üç yıllık siyasal iktidara “demokratik bir uyarı” yaptı. Tüm Türkiye yaklaşık iki buçuk aydır bu uyarının hayata geçmesini bekledi. İlk sınav TBMM başkanlığında idi ve  bu uyarı büyük bir öngörüsüzlükle  hayata geçmedi. Daha sonra Başbakan Davutoğlu’nun CHP ve MHP ile  kendi deyimiyle “istikşafi(!)” görüşmeleri başladı. Muhafazakar siyaset dili “Zinhar, manidar” kelimeleri dışında belleğimize  “keşfetme” anlamında yeni bir kelime eklemişti. Çözüm üretmeyen, zaman tüketen koalisyon  görüşmeler sırasında yaşanan    Suruç katliamı ve sonra başlayan terör eylemleriyle Türkiye karanlık bir döneme girdi. Terörün olduğu yerde demokrasinin de olmayacağı, gelişemeyeceği çok açık. Tam bu sırada   Sayın Cumhurbaşkanının İster Kabul Edilsin İster Edilmesin, Türkiye'nin Yönetim Sistemi Değişmiştir” gibi tartışma üreten  sözleri ülkeye damgasını vurdu. Cumhurbaşkanı, bu sözleriyle  demokratik parlamenter sistem yerine  başkanlık sistemini  ısrarla talep ediyordu. Bunun için de erkek seçim ve iktidar partisinin tek başına iktidar olması gerekiyordu. Bir başka tartışma: İktidar partisi sözcülerinin basına yansıyan HDP’nin seçim öncesi Cumhurbaşkanına yönelik “Seni başkan yaptırmayacağız” sözlerinin barış sürecinin sekteye uğramasında kritik nokta olduğu açıklamaları son üç ayda yaşanılanları anlama bakımından  önemli  kritik noktalar…
Tüm bu değerlendirmeleri netleştirelim ve sorularla  tartışalım:
1) Türkiye iki başlı bir yönetim süreci yaşıyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan… Demokratik parlamenter sisteme göre ülkeyi Başbakan’ın yönetmesi beklenirken ülkeyi ağırlıklı olarak Cumhurbaşkanı yönetiyor algısı egemen. Bu iki başlılık bir an önce aşılmalıdır. Cumhurbaşkanı son seçim süreçlerinde tüm halkın Cumhurbaşkanı olmak iddiasını yitirdi ve AKP genel başkanı gibi seçim sürecini yönetti. Önümüzdeki süreçlerde Türkiye nasıl bir Cumhurbaşkanlığı kavramını mutlaka  tartışmalıdır.
2)AKP’nin başkanlık sistemi önerisi 7 Haziran seçimlerinde  HDP’nin barajı aşarak TBMM’ne girmesiyle engellenmiş oldu. Şimdi  ülkenin içinde bulunduğu ağır koşullarda ülke erken seçime götürülüyor. AKP, terör nedeniyle HDP’nin oylarını kaybedeceği,  muhafazakar Kürt yurttaşların  oylarını geri alacağı ve dolayısıyla HDP’nin baraj altında kalacağını öngörüyor. Anketler ise bu öngörüyü doğrulamıyor.
3)Terörün, kaosun yoğun yaşandığı bu ülke koşullarında sağlıklı, temiz  bir seçim yapılabilir mi? Zannetmiyorum… Önümüzdeki seçimlerin en önemli tartışması bu anlamda seçim güvenliği olacak.
4)HDP, “Demokrasi, Eşitlik ve Türkiyeleşmek”  vurgusuyla %13 oy ve 80 milletvekili kazandı. Ülkenin her kesiminden ve bölgesinden  oy aldı. Seçimlerde bir sol parti gibi seçim sürecini yönetti. HDP’nin bu oyla demokratik siyasetin merkezinde olması beklenirken  Kandil’in terör  politikalarıyla barış sürecinin kesilmesi arasında  büyük sıkışıklık yaşadı. HDP bu aşamada teröre karşı olduğunu açıklamasına rağmen  zor ve sıkıntılı bir karar aşamasına girdi. Karar demokratik siyaset alanı içinde olmak veya olmamak… Anlayabildiğim kadarıyla Kandil  demokratik siyasete sempatiyle bakmıyor. Kandil ve PKK;  terör nedeniyle  ölen her genç insanla halklar arasındaki kardeşliğin büyük yaralar aldığını, barışın, bir arada yaşamanın  zorlaştığını, terörün çözüm olmadığını görmeleri gerekiyor. Kürt hareketi, Kürtlerin sadece Güneydoğu Anadolu’da değil ülkenin her tarafında  Türklerle iç içe yaşadığını düşünerek terörden çok barış merkezli politikalar üretmeye doğru evrimini çok acilen yapmalıdır.
5) Prof. Dr. Emre Kongar 31 Temmuz 2015 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan  yazısında “Kamuoyunun, “Bunlar seçim kaybetse de gitmez” gibi son derece tehlikeli bir düşünceye doğru kaydığına işaret etmek istiyorum:  Bu yargı geniş kitlelere yerleşirse, Türkiye için felaket olur!” şeklinde uyarıları Türkiye beyninde, yüreğinde tartışmalıdır. Son 13 yılda ülkede bir parti devletinin oluşması ve yaşanan süreçler bu kaygıları arttırıyor.
Sonuç, ülkede yeniden “demokrasi ve barış” rüzgarlarını estirmek boynumuzun borcu olmalıdır.  Ülkemizin genç insanların yaşama hakkını yok eden teröre karşı barışı savunmak, terörü lanetlemek ve terör bahaneleriyle yeni iktidar alanları açanlara karşı duyarlı olmak bu günlerin en temel görevi. Önümüzdeki sonbaharda yapılacak seçimleri bu tartışmalar altında yapacağız. Dilerim ki ülkemizde her daim demokrasi ve barış kazanır…
Son söz şair Şükrü Erbaş’ta:   “Canı cehenneme başkasının yangınıyla ısınanın/evini ısıtıp yemeğini pişirenin/canı cehenneme başkasının üstüne basa basa yükselen/
oturduğu yerden ahkam kesenin”
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar