Geçtiğimiz Ocak ayı sonunda meydana gelen, dikkatlerden kaçan üç önemli olay şunlardı:
1-Sayın Cumhurbaşkanı’nın 300 Kaymakamı Saray’a davet edip, onlara; “Bölücü terör örgütü, ülkemizin Güneydoğu’sunda bazı İlçe ve mahallelerde her türlü ahlâksız yöntemi kullanarak, orada hâkimiyet tesis etmeye çalışıyor… Örgütün güdümündeki partiye mensup Belediyeler, tamamen bunların kontrolü altına girmiş durumda. Bu Belediyelerin araç-gereçlerine el koyarak, gerekirse diğer kurumların imkânlarını kullanarak, bölgede hayatı bir an önce normale döndürmeniz şarttır!.. Mevzuat şöyledir böyledir; yeri geldiği zaman koyun mevzuatı bir kenara, kendi zihinsel inkılâbınızı devreye sokun…” demesiydi…
Arapça bir sözcük olan Mevzuat; “1-Bir ülkede yürürlükte olan yasa, tüzük, yönetmelik v.b.’nin bütünü… 2-Sandık, çuval, teneke gibi, içine ticaret malı konulan kaplar” demektir… (Türk Dil Kurumu Sözlüğü - Sayfa 1385…)
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir “Hukuk Devleti”dir… Yasalarla, tüzüklerle, yönetmeliklerle, yani ‘Mevzuatla’ yönetilir! Bunun dışına kimse çıkamaz, çıkarsa suçlu duruma düşer…
Şimdi İlçelerine dönen bu Kaymakamlarımız ne yapacaklar, nasıl davranacaklar? Bir devlet adamı gibi “Mevzuat”ın gereğini mi yapacaklar; yoksa sayın Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi, bu yasaları ellerinin tersiyle bir kenara itip, akıllarına estiği gibi mi davranacaklar? Eğer böyle davranırlarsa, ‘devlet adamı’ olma özellikleri ne hale gelecek peki!? Bir devlet görevlisi mevzuat dışına çıkarak, tıpkı teröristler gibi ‘başına buyruk’ davranabilir mi?
2-AKP’li eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik; “PKK, silâhlarını bırakıp ülkeyi terk etmek yerine, kentlere yerleşti… ‘Çözüm Süreci’ne zarar gelmesin diye Valiler, Kaymakamlar, Polisler, Askerler de elleri-kolları bağlı beklediler… Zamanın Bakanlar Kuruluna, sayın Cumhurbaşkanı ve sayın Başbakana biz bunları söyledik, bazı arkadaşlarımızdan tepkiler aldık…” dedi, iyi mi?
Eyy sayın Bakanım, bize niye şimdi söylüyorsunuz bunları? Bu ülkeyi 14 yıldır kimler yönetiyordu kardeşim!? O günlerde basının önüne çıkıp da konuşsaydınız, tepkinizi de iki satırlık bir istifa dilekçesiyle gösterseydiniz ya!? O günlerde bunları dile getiren muhalefete neler dediğinizi ne çabuk unuttunuz!? Aday gösterilmediniz, Vekil seçilemediniz, şimdi konuşuyorsunuz, oh ne âlâ değil mi? Yemezler efendim, artık; “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” bayım…
3-CHP’den yeni seçilen bir bayan İzmir Milletvekili, kendisine verilen odadaki Atatürk fotoğrafını duvardan indirmiş… Bu haberi yapan Talat Atilla; “Muharrem İnce ve Dr. Aytun Çıray’ın tanıklıklarıyla bu haberim belgelendi” diyor… Şahin Mengü ise, bu fotoğrafı duvardan indiren İzmirli bayan Vekilin, Zeynep Altıok olduğunu söylemiş…
Böyle bir olay, merhum Atatürk’ün kendi elleriyle kurup; “Benim iki eserim vardır; biri Cumhuriyet, diğeri de Cumhuriyet Halk Partisi’dir” dediği CHP’ye hiç yakışmıyor!.. Eğer bunlar doğruysa, bizler de bunu İzmirli bir Vekilin yapmasına mı yanalım, yoksa CHP yönetiminin bu faili hâlâ ortaya çıkaramamasına mı yanalım!? Siz âlemi kör, CHP üyelerini sersem mi sanıyorsunuz yoksa, neden bu fail bulunup da partiden derhal ihraç edilmiyor!?
Tam yazıyı bitirdiğimde, iktidar hakkında sayın Bülent Arınç’tan zehir-zemberek açıklamalar geldi, bu konuya daha sonra genişçe değineceğiz…
Değerli okuyucularım, TV’lerimizde çok önem verdiğimiz (!) “Evlendirme ve Yemek Programları” epeyce yer tuttuğundan, bu tür önemsiz (!) konulara pek süre kalmıyor… Bendeniz de aralığa gitmesin, aklımızın bir köşesinde bunlar da bulunsun diye şu üç konuyu yazdım… Değerli zamanınızı çalıp bir kusur işledimse, tarafınızdan affola…
Sakin KOŞAR… 


























