Kavaklıdereliler için Yatağan köyden kente yolculuğun adıdır, çocukluğumuzdaki kendi köy gerçeğimiz dışındaki ilk gerçekliktir. Benim tarihimde, Yatağan algısının böyle bir yeri vardır. 1960’lı yıllarda nahiyem Kavaklıdere dışında ilk ayak bastığım, merakla bakındığım, tanımaya çalıştığım ilçemdir Yatağan. Yatılı Ortaklar İlköğretmen Okulundan Kavaklıdere’ye baba evine yazılan mektuplardaki “Kavaklıdere Bucağı, Yatağan-Muğla” adresidir. Bir iç içeliğin adıdır Yatağan-Kavaklıdere ilişkisi, beraberliği… Bu hafta yazımı ekmek, iş ve onurları ile Yatağan Termik Santralı için direnen emekçiler için yazmaya karar verdim. Bu yazıyı yazarken de Yatağan gerçekliğimi de dillendirerek tarihe bir not düşmeyi görev saydım.
Yatağan’ın kısa tarihine bir göz atalım. Yatağan ve çevresinin milattan önceki çağlardaki adı “Karya” daha sonraları da “Menteşe” olarak anılır. Karya’dan günümüze Strotenieka, Hillerima ve Lagina gibi antik kentler ve kalan pek çok tarihsel kalıt Yatağan sınırları içindedir. İlk ismi Ahiköy olan Yatağan 1848 yılına kadar, Bozüyük bucağına bağlı köy olarak kalır, 1848-1864’te Ahiköy bucak, Bozüyük de ilçe olur. Daha sonraki dönemlerde ilçelik Bozüyük'ten alınıp Çine'ye verilir. Ahiköy, bucak olarak kalır ve 1944 yılında Ahiköy ismi, Yatağan olarak değiştirilir ve ilçe merkezi olur. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir “Mavi Sürgün” kitabında “Ahiköy o zaman nahiyeydi, şimdi kaymakamlık oldu. Ben Bodrum'dayken Yatağan adlı bir kayığım vardı. Ahiköy'ün ilk kaymakamının karısı Bodrumluymuş. Yeni kaymakamlığa yeni bir ad takmak gerekince, oraya "Yatağan" diye kayığımın adını vermişler” diyerek Yatağan ismiyle ilgili bir ilginç yorumda bulunur.
1967, parasız, yatılı Ortaklar İlköğretmen Okulu sınavlarının ilki, Yatağan Atatürk İlkokulu’ndaydı. Bir gün önce gelmiştik. Babamın enstitülü öğretmen arkadaşları Kemal Can, Mehmet Aydın, İsmet Özkan, Mehmet Gülseven, Şadi Uysal, Saadet Kemiksiz Amcalardan birinin evinde kalmıştık. Onları saygı ile selamlıyorum. Bu benim Yatağan’a ilk gelişimdi. Sonra Ortaklarlı yıllar başladı. Arada bayram izinleri, aşı izinleri olurdu. Kavaklıdere-Yatağan hattında o yıllarda tek araba olurdu ve saat 15-16.00 saatlerinde Kavaklıdere’ye geri dönerdi. Çocukluk, eve, yuvaya dönme heyecanıyla Yatağan’a geldiğimde, köyün arabasını kaçırmışsam Yatağan garajında saatlerce bekler ve sonra köye araba bulamayınca üzülür, boynu bükük Yatağan’a çıktığım çok olmuştu. Sevgili Enstitülü baba dostu amcalardan birisi görürse evine götürür, yoksa Gök Palas’ta Mehmet Amcanın otelinde kalırdım. Sonra elli yıl boyunca devam eden Yatağan ziyaretleri, Yatağanlı sıcacık, içten dostluklar ve arkadaşlıklar… Son günlerde yaşamımdaki yeni bir süreç nedeniyle Yatağan ziyaretlerimde ADD ve Eğitim-Sen’li dostlarımı ziyaret ettim. Onlarla Türkiye’yi ve Yatağan’ı konuştuk sevgiyle dostlukla...
Yatağan, Aydın, Milas, Muğla kavşağında daha çok tarım ve ticaret işleriyle yoğun bir ekonomik süreç yaşarken çevredeki zengin, düşük kaliteli linyit yatakları nedeniyle ilçenin hemen kenarına 1975 yılında termik santralı kurma fikri yatırım programına alınır ve 1977 yılında Termik Santral kurulma süreci başlar. Yatağan Termik Santralı bölge için yeni bir iş kaynağıdır artık. Fakat yer seçim sürecinde çevre, doğa ve insan sağlığı ile ilgili bir duyarlılığın hiç öne çıkmadığını, Yatağan halkının yer seçimi ile ilgili bir bilgilendirme, görüş almanın yaşanmadığı 37 yıllık sıkıntılı bir süreç yaşandığı da açık… Her biri 210 MW gücünde olan ünitelerden ilki 1982'de, ikincisi 1983'te, üçüncüsü ise 1985'teişletmeye açılır. Yatağan Termik Santralı elektrik üretiminde Ege Bölgesinin yaklaşık % 6’sını, Türkiye üretiminin %2’ sini karşılamaktadır ama Termik santral ile elektrik üretim süreçlerinde “doğa, insan ve çevre hakkı” yoktur. Nitekim 30.03.2012 tarihli Milliyet gazetesindeki “Yatağan Termik Santrali Ölüm Saçmış”başlıklı haberde Sağlık Bakanlığı’nın talebi üzerine Muğla İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan araştırma, Yatağan Termik Santrali’nin insan sağlığına verdiği zararları ortaya konulduğunu ifade ederek araştırmalar sonucu son iki yılda sadece Muğla’daki hastanelerde 35 kişinin akciğer kanserinden yaşamını yitirdiği, 60 kişinin de aynı rahatsızlık nedeniyle tedavi gördüğü belirtiliyordu. Haberde Yatağan’da 30 yıl önce faaliyete geçen termik santralin, 2006 yılına kadar baca gazı arıtma tesisi olmadan çalıştırıldığı da belirtiliyordu. Santral, çevreye ve insan sağlığına yıllarca zarar vermişti. Toplumsal duyarlılığı yüksek Yatağan halkı yıllardır çevre ve doğa duyarlılığıyla bacalara filitre takılması mücadelesi vermişti.
1970’li yıllarda Reagan ile başlayan Teacher ile devam eden süreçlerde yeni sağ politikaları üretenler, kapitalizmin küreselleşme evresinde daha çok kar adına gelişmekte olan ülkelerde özelleştirme politikalarını öne çıkardılar. Onların düşün dünyasında işsizlik, emeğin en yüce değer olma algısı yani insan yoktu. Vahşi kapitalizm buydu zaten…Türkiye’de de 2002 seçimlerinden sonra iktidara gelenler toplumu dinselleştirirken neo liberal politikalarla ülkenin öz kaynaklarını kendi burjuvazilerini oluşturma adına da özelleştirmeler yaparak, taşeronluk sistemi üreterek binlerce emekçiyi işsiz, örgütsüz hale getirdiler.
Bir İzmir yolculuğunda onurla çadırlarında ziyaret ettiğim Yatağan Termik Santrali emekçileri bu süreçte özelleştirmeye karşı yiğitçe mücadele ettiler. Ülkenin her köşesinde eylemlilik yaratarak, yürüyüşler düzenleyerek bu sürece itiraz ettiler, çünkü haklıydılar. Çok önemli mücadele deneyimleri ürettiler. Onurlarını, emeklerini, ekmeklerini, iş yerlerini korumak adına tüm ülkeye “insan olma” mücadelesi adına kavgalarını verdiler. Yatağan direnişi ülkemiz ilericilerinin vicdanında onurlu bir direniş olarak hep var olacak. Bu direnişte Yatağan emekçileri, konfederasyonlarına sendikacılığın nasıl olacağını göstererek sarı-yandaş sendikacılığa çok önemli ders verdiler. Haklılıklarıyla Yatağan ve yöre halkının, demokratik kitle örgütlerinin desteğini aldılar. Bu direnişin tüm kahramanlarını Türkiye Maden-İş Başkanı Sevgili kardeşim Süleyman Girgin ve Tes-İş Başkanı Sevgili Fatih Erçelik şahsında selamlıyorum. Onlara Nazım’ın dizelerini armağan ediyorum: “Türkiye işçi sınıfına selâm!/ Meydanlarda hasretimizi haykıranlara,/ toprağa, kitaba, işe hasretimizi,/ hasretimizi, ayyıldızı esir bayrağımıza./Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm!/ Paranın padişahlığını,/ karanlığını yobazın/ ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!/Türkiye işçi sınıfına selâm!/ Selâm yaratana!”






















