Türkiye, son günlerde Siverek ve Maraş’ta yaşanan okulda şiddet olaylarıyla sarsıldı. Önce Siverek’te çok sayıda öğrencinin yaralanmasına neden olan şiddet ve bir gün sonra Maraş’ta 14 yaşında bir öğrenci, babasının silahlarını okula getirerek bir öğretmen, sekiz öğrencinin kaybına, çok sayıda öğrencinin yaralanmasına neden olduğu haberleri acıyla izledik. Tüm yurttaşlarda ve velilerde “okulda can güvenliği” anlamında sosyal medyada, basında tartışmalar başladı. Okulda şiddet olayının şüphesis pek çok nedeni vardır. Ama bu olayın; ülkedeki eğitimin niteliği, ülkeyi yönetenlerin konuşma dilleri, Milli Eğitim Bakanının uygulamları, uslubu, ülkedeki siyasal tartışmalardan, sosyal medya mecralarındaki şiddeti öne çıkaran filmler, oyunlar, okullardaki liyakatsiz yöneticiler, okullarda yeterince rehberlik hizmeti verilmemesi ve ülkedeki hukuk, adalet tartışmalarından bağımsız olmadığı çok açıktır.
KÖY ENSTİTÜLERİ 86 YAŞINDA, KUTLU OLSUN
Köy Enstititüleri, 17 Nisan 1940 tarihinde TBMM’nde kabul edilen 3803 sayılı yasa ile kurulmuştur. Yasanın birinci maddesi: “Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere tarım işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, Milli Eğitim Bakanlığınca Köy Enstitüleri açılır”. Köye yarayan meslek erbabı deyince aklımıza ilk gelen başlıklar: Öğretmen, sağlıkçı, tarımcı, baytar, koopertifçi ve teknisyen şeklinde sıralanır. Köy Enstitüleri kısa yaşam süresinde öğretmen, sağlıkçı ve eğitmen yetiştirmiştir. Köy Enstitüleri, Eğitmen Kursları deneyimi ile başlayan “Canlandırılacak Köy” arayışı Köy Öğretmen Okulları ve sonra Köy Enstitüleri ile taçlanmış deneysel pedagojik bir arayıştır. Cumhuriyet, ülke nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan köyü pedagojik olarak iyi yetişmiş, modern teknik, tarım ve hayvancılık ve aydınlanmanın temel düşünceleriyle donatılmış köyün kendi çocuklarıyla dönüştürmeyi hedeflemiştir. Köy Enstitüleri ülkenin gereksinmelerinden doğan işlevsel, uygulamalı, laik, demokratik, bilimsel, karma eğitim yapılan kurumlar olup demiryollarına ve ayrıca ören yerlerine yakın yerlerde kurulmuştur. Kuruluşunun 86. Yılında Köy Enstitülerinin kurucuları Hasan-Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç ile tüm enstitü mezunlarının emeklerine, yurtseverliklerini saygıyla selamlıyorum.
PROF. DR. BİLSAY KURUÇ KİMDİR?
YKKED’in 17 Nisan 2026 tarihinde Bursa’da Aydınlanma Onur Ödülü vereceği BilsayKuruç,1935İstanbuldoğumludur.İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde orta ve yüksek öğretimini tamamlar. 1963 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde (SBF) asistan olur. Pittsburgh ve Sussex Üniversitelerinde araştırmalar yapar, SBF'de doçent ve profesör olur. 1978-1979 yıllarında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarı olarak görev yapar. Emekli olduktan sonra SBF'de lisansüstü ders vermeye devam eden Kuruç, 2011 yılından beri arkadaşlarıyla oluşturdukları "21.Yüzyıl İçin Planlama" platformuyla ülkenin geleceğine yönelik düşünce ortamının üretilmesi çalışmalarına öncülük etmektedir. Toplumsal duyarlılığını hiç kaybetmeyen Bilsay Hoca 2011 yılında yayımladığı "Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi" adlı kitabını bir dönemin anlaşılması anlamında düşünsel dünyamıza armağan eder. Bisay Hoca, son yıllarda Cumhuriyet gazetesinde Köy Enstitüleri ve ekonomi ile ilgili yazdığı çok özgün makalelerle ülkemizin düşün dünyasına çok değerli katkılar yapmaktadır.
BİLSAY KURUÇ VE CUMHURİYET VE KÖY ENSTİTÜLERİ
Sayın Bilsay Kuruç, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazılarla bir Cumhuriyet projesi olan Köy Enstitüleri sürecini irdeler. Cumhuriyet’in 13 milyonluk basit köylüler ülkesinde kurulduğunu ifade eden Kuruç kuruluş sürecini : “Mustafa Kemal, Mudanya Mütarekesi ile “sivil siyaset yolu”nu açtı. Lozan’dan geçerek toplumu Cumhuriyete ulaştırdı. 20. yüzyıla ayak basıldı. Büyük bir demokratik devrimdi; geri kalmışlığın katılaşmış kalın kabuğunu kıracaktı” şeklinde ifade eder. Bilsay Hoca, Cumhuriyetin kurulduğu yıllarıda nüfusun en büyük kitlesi olan köylülerin güçsüz olduğunu, büyük toprak sahiplerinin, eşraf ve tüccarların güç sahibi olduklarını ayrıca ekonomide, siyasette ağırlıklarını ve müttefik olma durumlarını özellikle belirtir. Cumhuriyet’in 1924’te Köy Kanunu’nu çıkarark köyü ve köylüyü etkin kılmak istediğini ancak, büyük toprak sahiplerinin ve zengin çiftçilerin itirazlarını: “Osmanlı’dan devralınan prekapitalist rejimde ortakçı, yarıcı, maraba, toprak işçisi vardır. Sessizdirler. Cumhuriyet, 1927 ve 1929’un yasaları ile toprak dağıtma adımı atar. “Müttefikler” tepkilidir. 1932’de “eşitlikçi” bir kooperatif modeli getirince eski İttihatçı, şimdi CHP’li büyük topraklıların sözcüsü Halil Menteşe, Cumhuriyet yönetimine çıkışır: “Kolektivizasyona gidiyorsunuz!” sözleriyle ifade eder. 1946 sonrası Devrimci Cumhuriyet’teki kırılmayı: “ Güç bloku köylülük üzerindeki “mutlak vesayet”inin ağırlığını koydu. Vesayetin aslı sınıfsaldır. 1940’ların hamlesi ve sonucu bunu belgeleyen örnektir. Bu bir. İkincisi, ileri hareketi durduran “blok” artık karşıdevrimin tohumlarını taşır. İstemeksizin mi? Hayır. Çünkü hedefi bellemiştir: Cumhuriyet’i eriştiği noktada dondurmak, ileri hareketini kesmek. Şunu görmeliyiz: İleri hareketin “demokratik devrim” taşıdığını, bunun ne demek olacağını karşıdevrimciler Cumhuriyetçilerin çoğunluğuna göre daha iyi kavramışlardır. Bu kavrayış farkı o günden bugüne kapanmamış görünüyor!” saptamasını yapar.
BilsayHocaile ilk tanışıklığımız yönetim kurulu üyesi olduğum İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfının Mayıs 2017'de İzmir'de düzenlediği "Tonguç'aTaş Taşımak" adlıserginin açılışında ve panelinde olmuştu. Sayın Bilsay Kuruç’la Bodrum Dibeklihan’da 1-14 Temmuz 2017 tarihleri arasında düzenlenen “Köy Enstitüleri Günleri” etkinliğinde de beraber olduk. Sayın Bilsay Kuruç “Köy, Toprak, Ekonomi” başlığıyla “KöyEnstitüleri ve Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu"nun” nasıl engellendiğini anlatarak çok değerli bir konuşma yapmıştı. Söyleşi sonrası geç saatlere kadar süren akşam yemeği Türkiye’nin yakın tarihine yönelik kültür şöleniydi… YKKEDGenelMerkezi olarak 23 Mayıs 2021 tarihinde düzenlediğimiz Zoom toplantısında Sayın Bilsay Kuruç'u "Köy Enstitüleri ve Toprak Reformu" başlıklı bir konuşma ile konuk etmiştik. Pandemi koşullarında yapılan bu konuşma enstitü gerçekliğini bir başka boyuttan bakma adına ufuk açıcıydı.
BilsayHoca,23Mayıs'takikonuşmasındaYKKEDyayınlarındanyayımladığımızDr. Engin Tonguç'un yazdığı "Bir Eğitim Devrimcisi İsmail Hakkı Tonguç" kitabını temel referans alarak konuşmasını gerçekleştirdi. "Demokratik Devrim" olarak tanımladığı Cumhuriyet Devriminin orta çağdan kalma bir köylü toplumu devraldığını, okuma yazma oranın çok düşük olduğunu ve Osmanlıya ait tüm alt ve üst yapı kurumlarını değiştirmeyi, dönüştürmeyi, tasfiyeyi amaçladığı saptamasını yaptı. Feodal mütegallibe, tüccar ve çok zayıf küçük sanayici gruplarının Cumhuriyeti kuranlarla başlangıç yıllarında ittifak halinde olduklarını daha sonraki yıllarda bu grupların karşı devrim cephesinde yer aldığını ifade etti. Eğitmen Kursları ve Köy Enstitüleri süreçlerinin sadece eğitim değil, Cumhuriyetin köyü şekillendirme uğraşı olduğunu işaret eden Kuruç, bu yeni projeksiyonda köyün sahibi rolünün modern tarım ve hayvancılığı, pedagojiyi bilen öğretmene verildiğinin altını önemle çizdi.BilsayHoca1940'lıyıllarda ordu içinde Alman taraftarlığının yoğun bir şekilde öne çıktığını örneklerle ortaya koyarak İnönü'nün savaşa katılmamak için verdiği büyük uğraşıyı anlattı. Aynı zamanda CHP içinde de Köy Enstitüleri sürecini kavrayamayan kesimlerin karşıtlıklarını ve ayrıca vali, kaymakam gibi mülki idarenin bu sürece ayak diremesinin altını önemle çizdi. Köy Enstitüleri hareketinin "İnönü, Yücel ve Tonguç" tarafından hayata geçirildiğinin önemle işaret ederek 1940 'lı yıllarda Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Tonguç
söylediği:"Dahaçok Köy Enstitüsü açmalıyız. 200 bin tarımcı yetiştirmeliyiz. Her tür kaynağı sağlarım. Daha sonra bunları yaptırmazlar" diyerek oluşacak süreçleri öngördüğünü konuşmasında ifade etti.
Bilsay Hoca Köy Enstitüleriyle birlikte hissedilebir bir gücün oluştuğunu ifade ederek: ”Ortaçağ çizgisini korkutan, uzlaşmacıları da tedirgin eden bir tarihi güç. Ancak henüz bağımsız çiftçi olamamış ve kitlesel olarak henüz aydınlanamamış bir kır dünyasında belirleyici güç olamıyor. Yetmiyor. Ama büyük kitle pasiftir. Bir demokratik devrimin “olmazsa olmaz”ı sayılacak yeni, kitlesel enerji orada üretilemiyor. Bir minimum ölçeğe (60 enstitü, 200 bin çiftçi) bile ulaşamıyor. Ulaşabilse olur muydu? Ortaçağ ve müttefiki güçler o “muharebe”de dağıtılabilir miydi? Oradan bir farklı demokrasi dünyasına yol açılabilir miydi? Bilemeyiz. Bunları konuşmak kehanete girer.” ilginç ve değerli bir değerlendirme yapıyor. BilsayHoca,konuşmasınınsonundatümbusüreçleriBağımsızTürkiyeaydınlığınınanarahminde öldürülüşüolarak yorumlayarakTürkköylüsününCumhuriyetinüretici köylüsühalinegetirmektasarımınınyokedildiğininaltınıçizdi.
17 Nisan 2025 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde “85. yılında Köy Enstitüleri Aydınlığı” başlıklı bir yazım yayımlanmıştı. İki gün sonra sosyal medyama Sayın Bilsay Kuruç’un bir iletisi düştü. Sayın Kuruç iletisinde: “Değerli Kemal Kocabaş, Dün Cumhuriyet gazetesinde yer alan '85. yılında Köy Enstitüleri aydınlığı' başlıklı yazınızı mutluluk duyarak okudum. Meselenin özünü ustalıkla ve dikkat edilmesi şart olan noktaları göstererek sunan böyle bir yazı galiba epeyi zamandır okurlar ve özellikle 1940'lar üzerinde samimiyetle düşünmek isteyenler için büyük gereksinme idi. Çünkü, Enstitüler üzerindeki yazılar ve konuşmalar basma kalıp lastikca, 1940'larda Cumhuriyet'in giriştiği ve pek kimsenin farkında olup üzerinde ciddiyetle düşünmediği temel atılım, yani bir köylüler ülkesinde demokratik devrim atılımı yaparak bunu kazanabilmek önemi, köyün Cumhuriyet'in köyü ve köylünün de üretici, yani "efendimiz" olabilmesi davası, üzerinde düşünce oluşturma "zahmeti"ne girismeksizin terkedilmistir. Sizin bu yazınız 'düşünmeye çağrı' değeri taşıyor. Kutluyorum. Ankara'dan dost selâmlarla”… Yine Nisan 2025’te yayımladığım “Cumhuriyet ve Köy Enstitüleri İmecesinin Aydınlık Yüzleri” adlı kitabı imzalayarak Sayın Bilsay Kuruç’a göndermiştim.Bilsay Hocam bir süre sonra bana ilettiği mesajda: “Değerli Dostum, Beni duygulandıran armağanı kargo getirdi. Herseyden önce bütünlüğü ile nadir kadirsinaslik örneği bir kitap olmuş. Aydınlar dünyası diyebileceğimiz çevre için örnek olmuş. Dolu dolu. Kitapta yeri olanlar, aramızda olanlar, kitaptaki çevreyi doğruca tanımış olsun olmasın, kendilerini müstesna değerlerle beslenmeyi öğrenmiş bir ailenin parçası olarak dusunecekler. Bu bütünlüğü bir kitapla sunmak apayrı bir takdiri hak ediyor. Ben de, bunu hissederek teşekkür ediyorum. Ankara'dan dost selâmlarla” ifadeleri vardı.
Yaşamıyla, duruşuyla, yazdıklarıyla dünyamızı aydınlatan Sayın Bilsay Kuruç’u sevgi ve saygıyla selamlıyorum, sağlıklar diliyorum, YKKED-2026 Aydınlanma onur Ödülü için yürekten kutluyorum…
2 Yazı Önerim :
- https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/85-yilinda-koy-enstituleri-aydinligi-prof-dr-kemal-kocabas-2319472
- https://www.gazeteduvar.com.tr/82-kurulus-yildonumunde-koy-enstitulerini-yeniden-anlamak-haber-1560438




























Yorum Yazın