Yaşam dediğin nedir ki? Bir yürüyüş. Doğuyoruz, ilk ayrılışımızı, ilk ağlamamızı yaşıyoruz. İlk ötekimizi tanıyoruz. Bin bir meşakkatle büyürken emiyoruz, anne teninin kokusunu, ısısını duyuyoruz; emekliyor, sonra dikilmeye ve yürümeye başlıyoruz. Ana rahmindeki müthiş düzenli yaşamın devamını anneyle beraber sürdürürken bir başka öteki, ‘’ anneyle birlikte’’ yaşamın arasına giriyor: ‘’Yeter bu kadar bir olma hali, annen bana ait’’ diyor. İkinci öteki dediğim Baba. Bölücü öteki, anneyle bebeğin arasına giren bölücü. Bağımsız kişilik geliştirmemizi sağlayan bir bölücülük bu. Babanın gölgesi…O günden başlayarak onun gölgesi hiç peşimizi bırakmıyor. Öyle ki o gölge kimi zaman serinletiyor, kimi zaman üşütüyor.
Arka kapak yazısında ‘Babanın Gölgesi’ adlı romanın yazarı Muammer Sakaryalı kendini bu şekilde ifade etmiş. Muammer Sakaryalı ile bundan tam beş ay önce Manisa Kitap Fuarında Edebiyat Dostları Derneği standında tanıştık. Yan yana kitaplarımızı sevgili okurlarımıza imzaladık. Edebiyat konusunda hoş sohbetler ettik. Kitaplaştık. Babanın Gölgesi adlı Anı-Roman türü kitabını yeni okuyup bitirdim. Kekeme Yayınlarından çıkan eseri çok güzel ve akıcı. Alın okuyun tavsiye ediyorum. İçinizi burkan öyküler var. Kitap, beni eskilere aldı götürdü. O güzelim yıllar su gibi geldi geçti. Aile ortamında yaşanan acı, tatlı, mutlu günleri anımsattı. Aile dışı ortamı ve sosyal yaşam mücadelemi yeniden gözden geçirmemi sağladı. Okuduğum dergi ve kitapları, tütün tarlasını, babamın berber dükkanını, mahalle ve okul arkadaşlarımı, izlediğimiz sinema filmlerini, oynadığımız oyunları, Amcalarımın dükkanlarını, dedemin ve ninemin gül yüzünü, ovaya her yıl göçen ve tarlada durmadan çalışan dayımı, halalarımı, kısacası tüm ilçede olan bitenleri hatırlattı. Teşekkür ederim.
Muammer Sakaryalı, 9 Temmuz 1957’de İnay Köyünde (Uşak ili Ulubey ilçesine bağlı), orta gelirli bir ailede doğdu. Çocukluğunu köyünde geçirdi. Liseyi ve Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümünü Uşak’ta bitirdi. 1980’de Devrimci Yol davasından tutuklandı, İzmir Sıkıyönetim Mahkemesinde Anayasal düzeni değiştirmekten yargılandı. Ege bölgesinin değişik şehirlerinde 11 yıl 10 gün hapis yattı. 1991 sonrasında İzmir-Küçükyalı’da eşiyle birlikte Masallar Ülkesi Çocukevi ve Çocuk Kulübünü çalıştırdı. Evli ve bir çocuğu var. Kışı İzmir’de, yazı İnay köyündeki evi ve bahçesinde; toprakla, bitkilerle ve kitaplarla hemhal (bütünleşerek- birleşerek) geçiriyor. Yazmaya ve üretmeye devam ediyor. Kalemine ve yüreğine sağlık…
Kitabın 118. sayfasında okuduğum bir bölümden çok etkilendim. Çünkü aynı şekilde bizlerde anamız ve babamız tarafından kucağa alınıp okşanmadık, sevilmedik. On yıl önce bunu Anam rahmetliye anımsatarak şöyle demiştim; ‘’ Ana neden bizi kucağına alıp sevmedin?’’ Anam da; ‘’ah ! oğlum ah! bizler büyüklerin yanında çocuklarımızı sevemezdik, ayıptı, işten gayıttan zamanımızda pek yoktu, olmazdı. Kim istemez ki sevmeyi, içimizden severdik.’’ Hak vermesem de bu satırları okuyunca hak verdim artık. Demek ki tüm Anadolu genelde bu konumdaydı. Işıklarda uyusunlar…
118. Bölüm: ‘’ Yıllar sonra bir gün babama, ‘’ Bizi bir kere bile kucağına alıp sevmedin, hiç mi içinden koklamak gelmiyordu,’’ dediğimde, derin nefes aldı; ‘’ Oğlum biliyor muyduk sanki?’’ diyebildi ağlamaklı. ‘’ Büyüklerin yanında çocuk sevmek ayıptı, ananla bile yan yana oturmaya çekinirdik, büyükler laf edecek diye’’ dedi. Öyle ya, hiç kimse kendinde olmayanı başkasına veremezdi. Çevre baskısı çok koyuydu. Ben de onu içimden affettim…




























Yorum Yazın