Şehir planlamanın imar çalışmaları süresince zorunluluğu Cumhuriyet’i kuran Kemalist devrimci yönetim için esastı. Sanayileşme ve kentleşme Batılı medeniyet kavramının iki öncülü olarak Türkiye gibi topraklarını Kurtuluş Savaşı’nda işgalden kurtarmış ve savaş ekonomisini zemin alarak Cumhuriyet rejimini getirmiş bir genç ülkede iki elzem olgu olarak değerlendirildi. Çağlar Keyder ve Zafer Yenal’ın belirttiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Balkanlar’daki verimli topraklarla karşılaştırıldığında Anadolu hep göz ardı edilmiş, alabildiğine verimsiz, koloniyel yapının şemasına ait kapitalist dünya pazarlarına dâhil olamamış, pazara yönelik tarımsal üretimi kıt bir bölgesiydi, sadece sınırlı sayıda küçük tarım ve ortakçılık vardı. Erken Cumhuriyet döneminin modern mimarlık mirasını şehir planlama etkinliğinden bağımsız düşünemememizin nedeni Cumhuriyetin ilanıyla yeni başkentin ve kültürel odağın Ankara’da inşa edilmesiyle, savaşta yakılan yıkılan şehirlerin imarıyla, bataklıkların kurutulması ve kanalizasyonun yapılması olan imar çalışmalarıyla planlamanın hep kol kola gitmesidir. Uğur Tanyeli köklü bir mimarlık geleneğimiz olmasına rağmen, şehir planlamada Batı’nın planlama modellerine yöneldiğimizi ifade etmiştir. Bu süreçte her zaman mimarlık alanının şehirciliğin önünde gittiğini kentleşmenin kendisinin mimarlık bilgisinin engin sınırları içinde disiplin ve bilgi olarak değil de mimarlık alanının öz kavramı gibi kavramsallaştırıldığını görüyoruz. Genç Cumhuriyet modern mimarlık ve planlamayı evrensel eşitlikçi ideallerine-ütopyalarına koşut ulusal kimliğini, devrimci bilincini güçlendirmede, toprağın sosyal adalet zemininde kullanımını yönetmede, özelleştirmeyi sınırlandırmada araç olarak kullandı. Yasalarla ve mevzuatla rastlantının ve doğaçlamanın yerini arazi spekülasyonu ve özelleştirme tehdidine önlem olarak kamu yararı gözeten her durumda istimlak hakkını doğuran şehir planlama alacaktı. 1930’da çıkan 1593 Sayılı kanun afetle, depremle, yangınla yıkılan yerlere 6 ay içinde, diğer belediyelere 3 yıl içinde imar planı yapma zorunluluğu getirdi.
Cumhuriyetin belediyeleri mimarlığın içerisinden kentleşme temelli bir bakış açısını geliştirmiştir ve bunu geliştirirken de söylemlerini bilimsel nesnellik zemininde inşa etmiştir. 13 Eylül 1922’de yaşanan büyük yangın felaketiyle İzmir şehrinin idari merkezinde 300 hektarlık bir alan yanmıştır; yangın kapitalist dünya pazarına eklemlenmiş dünyanın en önemli 58. liman kenti haline gelmiş kent merkezini birkaç kilise ve okul dışında bütünüyle yok etmiştir. 25.000 bina yangınla yıkılmıştır, içlerinde azınlık mensuplarının Smyrna Tiyatrosu, Alhambra Kafe, Spor Klübü, İtalyan Okulu, Cafe de Paris gibi kıyı şeridi binaları da bulunmaktadır. Bütün bir Ermeni Mahallesi, Yunan ve Fransız mahallesi ve limanın etrafındaki ticari zon yanmıştır; yangın alanı savaş meydanıdır, yangınla birlikte azınlıklar şehri terk etmişlerdir. Azınlıklar Lozan Antlaşması’nın mübadele kararı gereğince şehri terk etmeye devam etmişlerdir. Bugünkü Kültürpark alanının 19. yüzyıl boyunca gayrimüslim azınlıkların yaşadığı bir arazi parçasından önce yangınla bir tabula rasaya (boş levha) sonrasında Türk modernleşme süreciyle kodlanmış Cumhuriyet ideallerinin sergilendiği antiemperyalist, ulusal birliğin mekânsal kurucu öğesi bir kent parkına dönüşümü gerçekleşmiştir. Bugün şehir kompozisyonuna bakıldığında İzmir’in kompozisyonel çizgilerinin ve kentsel dokusunun büyük ölçüde 1924-1925 klasik Ecole Beaux-Arts planı Danger-Prost planıyla belirlendiği görülebilir. Akademik kimlik taşıyan, Geometriciler olarak bilinen İstanbul’u planlayan Henri Prost’un danışmanlığındaki Rene-Raymond Danger planı 1930’lara kadar gerçekleştirilememiştir. Yangın sadece kent merkezindeki yapılı çevreyi yok etmemiş, kentin ekonomik ve ticari belleğini yitirmesine neden olmuştur.
Şubat 1923’de İzmir’de milli iktisatın ve ulusal ekonominin bağımsızlığının habercisi; zanaatkar, tüccar, sanayici, işçi ve köylü grupların temsil edildiği kentin “ulusal bir iktisadi merkez” olduğunu ve devlet eliyle sanayileşmenin, ekonomiyi dışa kapamanın gerekliliğini simgeleyen bir İktisat Kongresi toplanmıştır. Kongre binasının girişinde bir sergi düzenlenmiştir; halılar, helva, giyim eşyası ve doğal parfüm sergilenmiştir. Serginin başarı kazanması üzerine Atatürk İzmir’de kalıcı bir fuar önermiştir, böylece uluslararası fuar fikri ortaya çıkmaya başlamıştır. 1929’daki ekonomik krizde tarım ürünleri fiyatları düşünce işsizlik başlamıştır. 29 Mayıs 1933’de Vali Kazım Dirik, Belediye Başkanı Behçet Uz, Ticaret Odası Başkanı Balcızade Hakkı Bey bir araya gelerek bir festival düzenlediler; buradaki konuşmasında Behçet Uz sonraki serginin uluslararası olacağını açıklamıştır. Bilsel’in belirttiği gibi, Kültürpark’ın 1936’da Behçet Uz tarafından bir “halk üniversitesi” göreviyle kurulduğundan bu yana şehrin merkezini yeniden inşa etmek, şehir yaşamını, uzamını, altyapısını modernleştirmek, ulusal ekonomiyi canlandırmak, yeni bir toplumsal düzen yapılandırmak gibi işlevleri vardır. Kültürpark fikrinde Belediye Başkan Yardımcısı Suad Yurdkoru Moskova’da Gorki Parkı’ndan esinlenmiştir; projenin müellifi ise Belediye Fen Heyeti’dir. Kültürpark’ın planına bakıldığında Batı’da sert zemin bulunurken Doğu’da göl, botanik bahçesi, açık hava tiyatrosu, spor alanı, serbest peyzaj alanı konumlandırılmıştır. Kültürpark’ta yer alan Atatürk Devrim Müzesi, Sıhhat Müzesi, Bilim Müzesi, Arkeoloji Müzesi ve Ege Ürünleri Müzesi’nin yurttaşları Atatürk Devrimleri konusunda eğitmek görevi vardır. Bruno Taut’un projelendirdiği, 1938’da inşa edilen, 1951’de Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan, günümüzde İzmir Tarih ve Sanat Müzesi’nin Seramik Eserler Bölümü’ne tahsis edilen Maarif Vekaleti Kültür Pavyonu Kültürpark’da bulunan en önemli eserlerden biridir.
Kültürpark’da 1930-1950’de inşa edilen binaların hepsi modernist düşünceyle tasarlanmıştır. (Ballice, 2019, s.127) Bruno Taut 1930’larda egemen olan Ankara-Viyana kübiği ya da uluslararası üslup yerine yapının sembolik değerini öne çıkaran, yerel malzemeye önem veren bir çizgidedir. İlk Kültürpark’a pavyonlarıyla katılan üç ülkeden Mısır’ı firavunlarla ilgili bir pavyon, Yunanistan’ı dorik bir tapınak, Sovyetler Birliği’ni kuleli hafif bir yapı temsil etmiştir. Emin Necip Uzman’ın yaptığı İnhisarlar Pavyonu, Seyfettin Arkan’ın yaptığı Sümerbank Pavyonu, Mühendis Aziz’in yaptığı Turyağ Pavyonu, Evkaf Vekaleti’nin I. Ulusal Mimarlık Hareketi’nde tasarladığı pavyon en önemli yapılardandır. 48 metre yüksekliğindeki Paraşüt Kulesi 1937’de Bedri Tümay ve Algrandi tarafından tasarlanmıştır. 9 Eylül Kapısı Ferruh Örel tarafından 1939’da tamamlanmıştır; kavisli, iki seviyeli bir yapı olup meydanla bütünleşmektedir. İki ucunda üçer gişe bulunan, düşey camları, bayrak direkleri, dairesel pencereleri ve üst kat balkonlarında metal parmaklıkları olan modernist bir yapıdır. (Bozdoğan, 2015, s.163) Montrö Kapısı Erol As tarafından 1936’da tasarlanmıştır; Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin zaferini temsil eden beyaz bir kiriş vardır. Lozan Kapısı’nı 1936’da Belediye Fen Heyeti’nde görevli Mesut Özok tasarlamıştır. Ballice’nin belirttiği gibi Cumhuriyet Meydanı’nda başlayan törenler Lozan Meydanı’na ulaşmaktadır. (Ballice, 2019, s.132) Kültürpark Alsancak’ın akciğeridir, İzmir daha çok Akdeniz kokar. Alsancak’da tüm yollar Kültürpark’a çıkar. Televizyon öncesi, ülkelerin pavyonlarında yeni teknolojiler sergilenirdi. Fuarda yöresel ürünler de satılırdı. Fuarda Paraşüt Kulesi’nden atlayanlar olurdu. Bilgiye, teknolojiye, kültüre ve sanata ulaşma erişme yeri gibiydi. Fuar yerli ve yabancı malların, teknolojinin teşhir edildiği bir yerdi. Yangın yeri doğa cenneti gezilecek, bakılacak, görülecek bir yere dönüştürüldü. Kültürpark planlı ve düzenli bir yeşil alandır, aynı zamanda bir Cumhuriyet eseridir. İzmir’in ve Egemizin en önemli organizasyondur, yaklaşık 23 ayda yapılmıştır. 19. Yüzyılın ikinci yarısında Alsancak İzmir’in kimliğini belirliyordu, 20. Yüzyılın ilk yarısından itibaren şehre hem akciğer görevi hem de modern bir görünüm sunmuştur. Özü kaybetmeden yeni bir şeyler üretmek lazım, değişen dünya koşullarına ayak uydurarak. Bilim, sanat, kültür merkezi fuarımız…
Kaynakça
• Ballice, G., Karabağ E. (2019) “Emancipatory Power of Turmoil: Pondering on İzmir after the Great Fire in 1922”
• Bilsel, C. (2020) “Bir Şehir Küllerinden Yeniden Doğuyor: Cumhuriyet İzmir’inin Kuruluşu, İzmir 1830-1930 Unutulmuş Bir Kent Mi?, derleyen Marie-Carmen Smyrnelis, İstanbul: İletişim
• Bozdoğan, S. (2015) Modernizm ve Ulusun İnşası: Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde Mimari Kültür, İstanbul: Metis Yayınları
• Tanyeli, U.(1992) “Çağdaş İzmir’in Mimarlık Serüveni” Üç İzmir, derleyen Enis Batur, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları



























