Yatağanımızın yüz akı, yeri doldurulamaz Köy Enstitülü, hepimizin Ankara’daki açık kapısı olan Sayın Feyzullah ERTUĞRUL büyüğümüzün, öğrenciyken yazdığı “ANAM” şiiri:
“Tahta kaşığını tarhana tasına/
Üç yıl boyu/
İki can hesabına sallamışsın/
Ben oğlun Feyzullah/
Dokuz ay kanını, iki yıl sütünü emmişim/
Midye kabuğunu zorlarken/
Sana çarmıh misali ıstırap vermişim/
Çişimi edemezmişim/
‘Kör olası dert şuramda’/
Diyemezmişim…/
Ve sen Lokman Hekim anam/
Kocakarı ilâcıyla beni fethetmişsin/
Bana koşmayı, konuşmayı öğretmişsin/
Gün ermiş ilkokula yollamışsın/
Gün ermiş Köy Enstitüsü’ne…/
Ayağını kum/
Başını gün yakarken/
Para kazanmışsın/
602 numaraya harçlık yollamayı/
İbadet edinmişsin/
Tanrı misali tek ve birmişsin anam!..“
ANNECİĞİM – Necip Fazıl Kısakürek…
“Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!..”
UNUTTUM, ANNEMİN NASILDI YÜZÜ? - Ataol Behramoğlu..
“Unuttum, nasıldı annemin yüzü
Unuttum, sesi nasıldı annemin.
Gece bir örtü olsun anılardan
Kara yüreğime örtüneyim
Unuttum, nasıldı annemin gülüşü
Unuttum nasıldı ağlarken annem.
Yaşam sallasın kollarında beni
Küçücük oğluyum onun ben.
Unuttum, elleri nasıldı annemin
Unuttum gözleri nasıldı bakarken.
Kuru ot kokusu getirsin rüzgâr
Yağmur usulcacık yağarken…”
Annelerin ocağı, annelerin kucağı, annelerin bucağı ve annelerin sıcağı, bir başka yerde elde edilemeyecek cevherlerdir… Ben kaybedeli iki yıl oldu, sizinkiler sağsa eğer, aman kadrini-kıymetini biliniz, aman her gün yanlarına uğrayınız!.. İnanın, sonraki pişmanlıklar ve o “keşke”ler hiçbir işe yaramıyor…
Sakin KOŞAR…
“Tahta kaşığını tarhana tasına/
Üç yıl boyu/
İki can hesabına sallamışsın/
Ben oğlun Feyzullah/
Dokuz ay kanını, iki yıl sütünü emmişim/
Midye kabuğunu zorlarken/
Sana çarmıh misali ıstırap vermişim/
Çişimi edemezmişim/
‘Kör olası dert şuramda’/
Diyemezmişim…/
Ve sen Lokman Hekim anam/
Kocakarı ilâcıyla beni fethetmişsin/
Bana koşmayı, konuşmayı öğretmişsin/
Gün ermiş ilkokula yollamışsın/
Gün ermiş Köy Enstitüsü’ne…/
Ayağını kum/
Başını gün yakarken/
Para kazanmışsın/
602 numaraya harçlık yollamayı/
İbadet edinmişsin/
Tanrı misali tek ve birmişsin anam!..“
ANNECİĞİM – Necip Fazıl Kısakürek…
“Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!..”
UNUTTUM, ANNEMİN NASILDI YÜZÜ? - Ataol Behramoğlu..
“Unuttum, nasıldı annemin yüzü
Unuttum, sesi nasıldı annemin.
Gece bir örtü olsun anılardan
Kara yüreğime örtüneyim
Unuttum, nasıldı annemin gülüşü
Unuttum nasıldı ağlarken annem.
Yaşam sallasın kollarında beni
Küçücük oğluyum onun ben.
Unuttum, elleri nasıldı annemin
Unuttum gözleri nasıldı bakarken.
Kuru ot kokusu getirsin rüzgâr
Yağmur usulcacık yağarken…”
Annelerin ocağı, annelerin kucağı, annelerin bucağı ve annelerin sıcağı, bir başka yerde elde edilemeyecek cevherlerdir… Ben kaybedeli iki yıl oldu, sizinkiler sağsa eğer, aman kadrini-kıymetini biliniz, aman her gün yanlarına uğrayınız!.. İnanın, sonraki pişmanlıklar ve o “keşke”ler hiçbir işe yaramıyor…
Sakin KOŞAR…






















