Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatan bir marşımız; “Ankara’nın taşına bak/ Gözlerimin Yaşına bak…” diye başlar, Gazi Mustafa Kemal’i yardıma çağıran dizelerle devam ederdi…
Kurtarıcımız ve kurucumuz Gazi Mustafa Kemal’i kaybedeli tam 78 yıl oldu… O yıllarda 28 milyon civarında olan nüfusumuz, bugün 78 milyonu geçti… Dört ay arayla Başkentimiz Ankara’ya 2 terör saldırısı düzenlendi, bu iki saldırıda 130 vatandaşımız öldü, 238 vatandaşımız yaralandı… Son terör saldırısı Hava Kuvvetleri, Başbakanlık ve TBMM arasında olan “Devlet Mahallesi-Merasim Sokak” kavşağında gerçekleşti… Hedef, askerlerimizdi…
Başbakanlık, terör saldırısını düzenleyen örgütün PYD, saldırıyı yapan 24 yaşındaki zibidinin adının da “MuhammedSalih Neccar” olduğunu açıkladı… Bu ailenin Suriye’de terörist yetiştiren ünlü bir aile olduğu, ama bu lânet terör örgütünün başı Salih Müslim zındığının, bu adamı tanımadığını söylediği bildirildi…
Her zaman yaptıkları gibi, bu olay sonrasında da devlet ve iktidar büyüklerimiz çok sert demeçler verdiler!.. Dediler ki; “Bu hainlerden hesap sorulacak!.. Şehitlerimizin kanları yerde kalmayacak, yakınlarına her türlü yardım eli uzatılacak!.. Bu kanlı örgütün uzantıları bulunup, hepsinin defterleri dürülecek!.. Kimse bizim sabrımızı sınamaya kalkışmasın, devletimizin güçlü elini enselerinde hissedecekler!..” dediler…
Bu kaçıncı bombalama, bu kaçıncı sert demeçler, bu kaçıncı acı ve ani ölümler!? Ne bu örgütler çökertildi, ne failleri bulundu, ne de sorumlulardan bir tanesi bile kendini kabahatli veya ihmalkâr bulup istifa etmediler!.. Her zaman ambulanslardan önce davranıp, bir “yayın yasağı” koyup, üç gün sonra balık hafızalı bizlere her şeyi unutturup, sanki hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam ettiler!..
Tüm bu saldırıları “şiddetle kınamak” hiçbir şey ifade etmiyor!.. Ölen öldükten sonra faillerini tespit etmek neye yarar!? Olay olmadan önce bu failleri ortaya çıkarsanıza ya!? Tabii ki kınayacaksınız, kalkıp da bu kan emici teröristlere; “Afferin cani ruhlu oğlum , iyi ettin” mi diyeceklerdi yani!?
Havaalanlarına roketle saldırdılar… İstanbul’un kalbi Sultanahmet’te, 2 defa Başkent Ankara’da, Diyarbakır’da, Reyhanlı’da bombalı saldırılar düzenlendi, birçok şehirde gece vakti arabalar kundaklanıyor, nerede bunların failleri!? Hani istihbaratımız nerede!? Teknolojinin ve iletişimin son derece geliştiği günümüzde, niye bunlar önlenemiyor ve bulunamıyorlar!?
Başımızdaki iktidar, ağzını açtıkça kendinden öncekileri suçluyor, beceriksizlikle itham ediyor, kendilerinin Türkiye’yi kalkındırıp, uçurduğunu söylüyorlar… Bu iktidarın ilk göreve geldiği 2002 yılında terör mü kalmıştı? Neden 13 yılda ülke bu hale geldi!?
Sayın Başbakan bir yurt dışı gezisinde, tutuklu gazetecilerle ilgili, yabancı gazetecilerin bir sorusuna aynen; “Türkiye, basın özgürlüğünün doruğundaki yılları yaşıyor” dedi… Eğer öyleyse, dünyada en fazla tutuklu gazetecisi olan devletlerin en başında niye geliyoruz!?
Defalarca da; “Türkiye ‘İleri Demokrasi’yi yaşayan bir ülke oldu” dediler… Eğer öyleyse, bu millet niye sokağa çıkamaz hale geldi? Gezi Olaylarındanbu yana, sokağa çıkan insanlarımızın üzerine sıkılan biber gazlarını toplasanız, düşman bir ülkeyi kökünden kuruturdunuz!.. Göstericilerin üzerine sıkılan suları toplasanız, Türkiye tarım arazilerinin tamamını Yaz ayları boyunca sulardınız… Coplayıp da kafasını-gözünü şişirdikleri insanlarımızın sayısı, ülke nüfusunun % 50’sini aştı… Eğer “İleri Demokrasi” buysa, “Basın Özgürlüğünün Doruğu” buysa, biz almayalım artık sayın büyüklerimiz!.. Veee lütfen şikâyet etmeyi, muhalefeti suçlamayı da bırakınız, aslî görevinizi yapınız artık!..
Sakin KOŞAR… 





















