Yargıtay’ın “Terör Örgütü” ilân ettiği bu “Hizb-ut Tahrir (Kurtuluş Partisi)” adlı dinci örgüt, 93 yıldır Cumhuriyetle yönetilen, lâik ve bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti Ankara’nın göbeğinde, üstelik de Yüce Meclis’in yanı başında toplanıyor, ellerinde IŞİD’çilerinkini andıran kara bayraklarla, sarıkları ve göbeklerine kadar sarkan sakallarıyla konferans veriyor, hiçbir iktidar mensubu yöneticisi ve hiçbir güvenlik görevlimiz de bunlara müdahale etmiyor!.. Bu sizce normal bir durum ve normal bir gidişat mıdır?
Maazallah orada “İş istiyoruz!.. Maaşlarımıza zam istiyoruz!.. Ağaçlara kıymayalım!.. Kadınlara eşitlik, adalet ve özgürlük istiyoruz!” diye bağıran beş-on insanımız toplansaydı eğer, devletin bütün güçleri hiç vakit kaybetmeden TOMA’larla, biber gazları ve coplarla oradakilerin başlarında biterlerdi değil mi?
Adamlar oraya “Hilâfet” için, Cumhuriyet ve laik yönetime düşmanlık için, ülkemize şeriatı getirmek için toplanıyorlar, üstelik en yüksek yargı kurumlarımızdan Yargıtay, bu örgütü “Terör Örgütü” ilân ediyor, hiçbir görevlinin gıkı bile çıkmıyor, yazık!.. Yoksa onların ellerini tutan birileri mi var, nasılsa ileride bu da ortaya çıkar…
Bu olay üzerine Denizli CHP Milletvekili Kazım Arslan; “Biz Atatürkçüler var oldukça, siz laikliğe en küçük bir leke düşüremeyeceksiniz! Bu Hizb-ut Tahrir örgütü, bizim Cumhuriyetimizle boş yere hesaplaşmaya kalkmasın; burada biz varız, şeriatçılar boşu boşuna hayaller kurmasınlar” dedi…
Başkent’in göbeğindeki bu “Hilâfet Konferansı”na bir tepki de, İslâmi kesimin önde gelen araştırmacı-yazarlarından İsmail Nacar’dan geldi… Nacar da; “Ankara’daki bu toplantı, eğer gafletin eseri olan bir provokasyon değilse, emperyalistlerin kontrolünde ihya edilecek bir hilâfet olayıyla karşı karşıyayız demektir… Bu Hizb-ut Tahrir örgütünün ilk kurucusu, İngiliz istihbaratıyla yakın ilişkide olan Filistin asıllı Takiyyuddin Nehbani’dir… Nehbani, bu örgütü 1953 yılında Ürdün’de kurdu, oradan tüm İslâmi coğrafyaya yayıldılar. Bunlarla ilk mücadeleyi burada başlatan benim, buradaki uzantılarını ben, eski İçişleri Bakanımız Faruk Sükan’dan öğrenmiştim” dedi… Şu halimize bakınız dostlar, ne günlere kaldık!..
Eskilerden kalma güçlü ve İslâmi ağızların, suçlu ilân ettikleri insanlar için sıkça kullandıkları bir söz vardır; “Görüldüğü yerde katli vaciptir!” sözüdür bu… Tabii bizler günümüzün milenyum insanları olarak, böyle keskin sözleri gerilerde bıraktık ama, bir türlü ehlileştiremediklerimiz için mücadeleyi de bırakmış değiliz!..
Yıl 2016… Ortaçağ artığı örümcekli beyinlerden, bin küsur yıl önceki sarıklı, cübbeli, göbeğine kadar sakallı yobazlardan da kurtulabilmiş değiliz!.. Allah insana akıl vermiş, fikir vermiş; kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ilk ayetinde “OKU!” demiş, birçok yerinde de, “Aklınızı Kullanın!” demiş… Biz bunları yeterince hatmedemediğimiz için de, elin oğlu bugün Mars’a, Venüs’e, Ay’a giderken, biz yaya gitmeye gayret eder durumdayız, yeter ama yahu!..
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, din âlimlerinin, üniversite profesörlerinin suyu mu çıktı da, Filistin gibi yerlerden bize akıl vermeye geliyorlar!? Şu İslâm âleminde laik ve hukukla yönetilen tek devlet olan, bize büyük Atatürk’ün hediyesi ve vasiyeti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kıymetini, değerini biraz anlayalım artık, yeter yahu!.. Bu düzene çomak sokmak isteyenlere de; “Susun artık be, susturulmanız vacip oldu, yeter!” deme zamanı gelmedi mi, ha!?
Sakin KOŞAR…






















